1. Blog
  2. Depresyon

Depresyon

Depresyon çoğu zaman ciddi görülmeyen, pek çok farklı alanda kendisini gösteren duygu durumudur. Depresyon; gündelik yaşamda yapacağımız pek çok şeyi gerçekleştirmemizi engelleyen bir süreçtir. Depresyon belirtilerinin ortaya çıkmasında kişinin kendisine yönelik öz saygısının kaybolması ve geleceğe yönelik umutsuzluk yer alır. Geleceğe karşı umutsuzluk yaşayan kişi diğer insanların kendisini sevmediğini, işe yaramadığını, yetersiz olduğunu düşünmektedir. Bu tür durumlar yaşamınızı çekilmez hale getirdiğinde bir uzmandan destek almanız gerekmektedir.


Depresyon genel anlamda bir duygu durum bozukluğudur. Bu rahatsızlık, duyguların ve bunlara bağlı şekilde davranışların da olumsuz şekilde gelişim göstermesine neden olur. Çok eğlenceli, keyifli aktiviteler sırasında bile mutsuz hisseder, kendinizi üzülmekten ya da huzursuz hissetmekten alıkoyamazsınız. Yapılan hemen hemen hiçbir eylemden keyif alınmaz, davranışlar da buna uygun şekilde isteksiz olarak gerçekleştirilir. Örneğin depresyonda olan bir genç, okula gitmek ya da arkadaşları ile görüşmek istemeyebilir. Bu durumlarda depresyonun en belirgin halini görmek mümkündür.


Depresyon dünya üzerinde en sık görülen psikolojik rahatsızlıklardan biridir. Depresyonun ortaya çıkma nedenleri arasında; erken ebeveyn kaybı, madde ve alkol kötü kullanımı, anksiyete bozuklukları, düşük sosyoekonomik düzey, sevilen birinin ölümü ya da genetik faktörler yer almaktadır. Bu durumda depresyonun hemen hemen her yaş grubunda görülebilen bir rahatsızlık olduğunu söylemek mümkündür ancak yapılan araştırmalar kadınlarda daha fazla gözlemlendiğini ifade etmektedir. Özellikle yaşlılarda bedensel ve bilişsel değişim gerçekleştiği için daha sık ortaya çıkan depresyon çocuk ve ergenlerde de ortaya çıkabilir; ortaya çıkan bu duygudurum bozukluğu intihar olasılığını arttırmaktadır.


Depresyon Kimlerde Görülür?

Depresyon hemen hemen her yaş grubunda görülebilen bir duygudurum bozukluğudur. Yaşlılarda olduğu kadar çocuklarda ve ergenlerde de depresyonun görülebildiği ifade edilmektedir. Yapılan çalışmalarda Türkiye’de depresyon sıklığının erkeklerde %2.3, kadınlarda ise %5.4 olarak görüldüğü ifade edilmektedir. Kadınlarda depresyonun daha sık görülmesi ise erkeklerin kendilerini farklı şekilde ifade edecekleri alanların daha fazla olması olarak tanımlanır. 


Ayrıca geleneksel cinsiyet rolleri de kadınların daha sık ve fazla depresyona girmesine sebep olabilmektedir. Depresyonun yaş ortalaması 40 olarak ifade edilirken, 20-50 yaş arasında depresyonun daha sık görüldüğü araştırmalar sonucunda ortaya konmuştur.


Verilere göre her altı kişiden biri, hayatı boyunca en az bir kez depresyon durumunu yaşar. Bu nedenle de aslında depresyonun en yaygın psikolojik rahatsızlıklardan biri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Etkileri diğer pek çok psikolojik rahatsızlık kadar büyük ölçülü olmasa dahi depresyon farklı psikolojik rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabileceği için ciddiye alınması gereken bir durumdur.


Depresyonun Nedenleri Nelerdir?

Depresyonun nedenleri kişiden kişiye değişebilir ancak genel anlamda bunları birkaç başlık altında toplamak mümkündür. Hemen hemen her yaş grubunda farklı nedenlere bağlı şekilde görülen depresyon, farklı belirtiler ile kendini ortaya koyan bir psikolojik rahatsızlıktır. Genel anlamda stresin, kaygıların, mevcut problemlerin ve daha pek çok etkenin de depresyon nedeni olabildiği bilinmektedir.


Ergenlikte Depresyon ve Nedenleri

Ergenlik döneminde görülen depresyon, özellikle de kendi benliğini bulma çabası içinde olan gençleri önemli ölçüde etkiler. Gençler ergenlik döneminde ne yapabileceklerini, nasıl biri olduklarını, kendilerini ve çevrelerini keşfetme eğilimi içindedir. Bu nedenle de yaşanan olumsuzlukları daha büyük problemler gibi görebilirler, ilişkilerinde olumsuz durumların ön plana çıkmasına neden olabilirler. Bu durumda depresyon kendini göstermeye başlar.


Ergenlik döneminde özellikle de yaşanan stres, kaygılar, geleceğe ve kendine yönelik görülen belirsizlikler gençlerin depresyon hissetmesine neden olur. Bu depresyon, gençlerin intihara yönelik şekilde kendilerine zarar vermesine neden olabilmektedir. Ergenlerin dikkat çekmek için kendilerine zarar verdiği düşüncesi ise tamamen bir yanılgıdır. Kendisine zarar veren bir ergenin yapmış olduğu davranış dikkatle takip edilmeli ve değerlendirilmelidir.


Ergenlik döneminde ortaya çıkan depresyonun nedenleri şunlar olabilir:


• Aile içinde yaşanan problemler

• Çocukluk döneminde yaşanan sorunlar, travmalar ve olumsuz durumlar

• Arkadaş çevresi ile yaşanan problemler

• Stres

• Akran zorbalığı

• Gelecek kaygısı

• Benlik arayışı

• Kendini yetersiz görme, çevresindekilerin başarısının ondan fazla olduğunu düşünme

• Ekonomik anlamda yaşanan zorluklar

• Baskılanma

• Engellenme

• Kayıplar, sevilen birinin ondan uzaklaşması

• Partneri ile olan ilişkinin olumsuz ilerleyişi, aldatılma, önemsenmeme


Yukarıdaki belirtildiği üzere ergenlik döneminde depresyon ortaya çıkmasının farklı nedenleri olabilir. Bu nedenlerin temelinde ergenlik döneminin daha duygu içerikli bir dönem olması yatar. Ergenlik döneminde depresyon görülmesi olasılığı kızlarda erkeklere göre daha fazladır. Bunun temel nedenleri ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği, baskılanma, engellenme gibi farklı faktörlerdir. Örneğin erkekler arkadaşları ile serbest şekilde görüşebilirken kızlar kimi zaman bu konuda erkekler kadar serbest davranamaz ve aileleri ya da çevreleri tarafından kısıtlanabilir. Bu durumlar sürekli görüldüğü zaman kızlarda depresyon meydana gelmesi olasılığı da artar.


Erkeklerde görülen depresyon genellikle okulda, arkadaş çevresinde ya da yapılan bir aktivitede görülen genel başarısızlıktan kaynaklanır. Bu da genel yarışmacı yapıdan kaynaklanır. Erkekler kızlara göre daha rekabetçi bir yapıya sahiptir. Bu nedenle de okulda derslerinde başarısız olmak, bir sporda arkadaşlarından daha beceriksiz olmak gibi durumlar erkeklerin depresyon içinde olmasına zemin hazırlayan öncelikli nedenler olabilir.


Ergenlik döneminde depresyonun meydana gelmesinin en temel nedenlerinden biri de akran zorbalığıdır. Bu duruma çocukluk döneminde de rastlamak mümkündür. Gençler yaşıtları tarafından küçük görülebilir, önemsiz gösterilebilir, zayıf noktaları ön plana çıkarılmaya çalışılabilir. Bu gibi durumların yanı sıra yaptıkları hataların rencide edici şekilde açığa çıkarılması, toplu ortamlarda küçük düşmek gibi durumlar da akran zorbalığının en önemli örnekleridir. Gençler bu durumlardan ciddi ölçüde etkilenebilir çünkü kendi benlik arayışında içinde olan ergenlik dönemindeki kişiler bu durumların tamamının gerçek olduğunu, kimsenin onları sevmediğini, değersiz olduklarını akran zorbalığı ile hissetmeye başlarlar.


Çocuklukta Depresyonun Nedenleri Nelerdir?

Çocuklukta görülen depresyon da farklı nedenlere bağlı olabilir. Çocuklarda depresyonun ortaya çıkmasında etkili olan en önemli nedenler şunlardır:


• Kayıplar, kardeşin dünyaya gelmesi

• Aile içi şiddet, tutarsız ebeveyn tutumu

• İstismar,

• Travmalar, ebeveyn boşanması

• Ciddi sağlık sorunları

• Akran zorbalığı

• Tecavüz


Görüldüğü üzere çocuklarda depresyonun ortaya çıkmasına neden olabilen pek çok farklı neden mevcuttur. Bu nedenlerin her biri çocukları küçük yaşlarda büyük ölçüde etkiler ve ilerleyen yaşlarda da çocukların bu durumlara bağlı şekilde farklı rahatsızlıklar geliştirmesine neden olabilir. Çocukların en çok etkilendiği durumlar taciz, tecavüz ve şiddet durumlarıdır. Bu tür durumların yaşanması çocuğun bir ömür boyunca depresyonda kalmasına neden olmayacağı gibi bu tür durumlarda önlem alınması, terapi sürecine başlanması ve çocuğun desteklenmesi de önemlidir. Bu dönemde başlayan ve kontrol sağlanmayan depresyonun ilerleyen yıllarda bipolar bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, şizofreni gibi farklı pek çok psikolojik rahatsızlığa neden olması mümkündür.


Akran zorbalığı da ayrıca çocukların depresyonda olması için önemli nedenlerdendir. Çocuklar özellikle de yaşıtlarına göre daha farklı özelliklere sahip olduklarında bu özellikleri ile alay edilmesi mümkündür. Örneğin sınıf arkadaşlarından daha kilolu olan bir kız çocuğu, sınıftaki tüm arkadaşları için bir alay konusu olabilir. Aynı şekilde esmer bir erkek çocuğu da sınıfta alay edilen kişi konumuna gelebilir. Bu tür davranışlar, çocukların farklılıklara saygı göstermemesinden kaynaklanır ve aslında ailelerin, öğretmenlerin ve çocukların kendi mizaç yapılarından kaynaklanan eksiklikler nedeniyle bu konularda akran zorbalığı görünmektedir. Çocukların yaşadığı ve baskı, onların sürekli olarak mutsuz ve depresif olmasına neden olur.



Yetişkinlerde ve Yaşlılarda Depresyonun Nedenleri Nelerdir?

Yetişkin ve yaşlılarda depresyonun ortaya çıkmasının farklı nedenleri olabilmektedir. Örneğin ileri yaşa sahip yaşlılarda ölüm korkusundan, dünyaya bir şey katamamış olmaktan, çocuklarına iyi bakım verememiş olmaktan ya da iyi bir yaşam yaşayamamış olmaktan kaynaklı depresyon görülmesi yaygındır. Bu durum özellikle de erkeklerde görülmektedir çünkü erkeklerin toplumsal cinsiyet algısına göre çalışan, para kazanan ve ailesine bakım sağlayan kişi olması uygun görülmektedir. Bu durumda da erkeklerin yaşlılık döneminde aileleri ve kendi bıraktıkları ile ilgili daha büyük kaygılar içinde olmaları mümkündür.


Yetişkinler genellikle yaşlanmaya başladıkları düşüncesiyle depresyonda olabilir, daha iyi bir hayat yaşayıp yaşayamayacaklarını kendilerine sorarlar. Bu durumda yetişkinlerin de tıpkı yaşlılar gibi düşündüklerini söylemek mümkündür. Ayrıca çocukları varsa onlara iyi bakım verip veremediklerini düşünür, bu konuda kendilerini kaygı içinde hissedebilirler. Yetişkinlik döneminde etkileri daha ciddi sonuçlara neden olan depresyon, intiharın meydana gelmesine sebep olabilmektedir. Bu durumda destek alınması oldukça önemlidir.


Yetişkinlerde maddi zorluklar da ayrıca bir depresyon nedeni olabilmektedir. Yaşanan maddi sıkıntılar, yetişkin kişilerin ihtiyaçlarını karşılayamamasına neden olabilir. Bu durumda kendilerini bir çıkmaz yolda hissedebilir, depresyona girebilirler.


Depresyonun Biyolojik Nedenleri

Depresyon yalnızca çevresel etkenlere bağlı değildir. Biyolojik faktörlere bağlı şekilde de depresyonun ortaya çıkabileceğini söylemek mümkündür. Özellikle de hormonlarda meydana gelen değişimlerin depresyona neden olabildiğini söylemek doğru olacaktır. Bunun en somut örneğine hamilelik döneminde görülen hamilelik depresyonunu örnek vermek mümkündür.


Tiroit problemleri de ayrıca depresyon durumuna neden olabilmektedir. Bunun temel nedeni ise tiroidin hormonların düzenli olarak salgılanmasında etkili bir işleve sahip olmasındandır. Doğru şekilde çalışmayan tiroit bezleri yeterli ya da düzenli şekilde hormon salgılamazsa bu durumda da depresyon görülmesi mümkün olur. Bu durum ayrıca metabolizmanın da düzenli şekilde çalışmamasına neden olabileceği için tiroit kontrollerinin düzenli şekilde sağlanması önemlidir.


Ayrıca depresyon genetik yatkınlık da gösterebilir. Yakın akrabalarda bipolar bozukluk ya da depresyon yaşamış kişilerin varlığı, hastalık riskini 2-5 kat arttırmaktadır.


Depresyon Türleri Nelerdir?

Farklı türlerde depresyonlar vardır. Bu depresyon türleri, belirtilerinin de farklılaşmasına neden olur. Bu depresyon türlerinin de iki farklı alt başlık altında toplanması mümkündür. Bu alt başlıklardan biri majör depresif bozukluk olarak bilinen klinik depresyon ve diğeri de distimik bozukluktur.


Majör Depresif Bozukluk (Klinik Depresyon)

Üzüntü, ümitsizlik, değersiz hissetme gibi farklı duyguları içeren majör depresif bozukluk, en şiddetli depresyon türü olarak değerlendirilir. Majör depresyonda olan kişilerin tüm günlerini hiçbir aktivitede bulunmak istememe, uykusuzluk ya da fazla uyuma, umutsuzluk, odaklanamama gibi problemler ile geçirmesi mümkündür.


Kimi durumlarda majör depresif bozukluk sahibi kişilerde kiloda ve iştahta belirgin şekilde artış gözlemlenebilir. Bu durum genellikle atipik özellikli majör depresif bozuklukta meydana gelmektedir. Kişiler bu durumda yoğun uyku isteği içinde olabilir, duygusal anlamda kendilerini daha üzgün, kaygılı ve hassas hissedebilirler.


Doğum Sonrası Depresyonu

Doğum sonrası depresyonu da majör depresif bozukluk içinde değerlendirilir. Doğum sonrası depresyonu çoğu zaman hamileliğin ilerleyen aylarında başlar ve doğum sonrasındaki birkaç ay boyunca da kendini gösterebilir. Oldukça uzun süreli olan bu depresyon türünde bebeğin ve annenin durumdan büyük ölçüde olumsuz şekilde etkilenmesi mümkündür.


Depresyonun hormonal değişimlerin bir sonucu ortaya çıktığını gösteren en iyi örneklerden biri olan doğum sonrası depresyonu, hamile olan ve doğum yapan kadınların %10 ila %15’inde gözlemlenebilmektedir. Doğum sonrası depresyon genellikle üzüntü, kaygı ve kendine güvenin azalması gibi durumlar ile birlikte görülebilir.


Mevsimsel Depresyon

Klinik depresyonun bir diğer türü olan mevsimsel depresyon, çoğunlukla kış aylarında gözlemlenir. Bunun temel nedeni ise gün ışığının azalması, kişilerin günlerinin çoğunu çalışarak ve daha azını gün ışığında aktivitelerde bulunarak geçirmesidir. Özellikle de yağış alan, havanın sıklıkla kapalı olduğu bölgelerde mevsimsel depresyona daha sık şekilde rastlanılmaktadır.


Melankolik Majör Depresyon

Melankolik majör depresyon da ayrıca klinik depresyonun bir alt türüdür. Melankolik majör depresif bozukluğa sahip olan kişiler genellikle önceden çok keyif aldıkları işleri yapmaktan kaçınır hale gelir, kendilerini farklı durumlara karşı suçlu hisseder, uykusuzluk yaşar ve meydana gelen neşelendirici olaylara karşı tepkisiz kalır. Bu durumda yaşamdaki hemen hemen hiçbir olaydan keyif almama durumu, kişinin günlük yaşamını ciddi ölçüde zorlaştırabilir.


Psikotik Özellikli Klinik Depresyon

Psikotik özellikli klinik depresyonda diğer depresyon belirtileri olan kişilere göre daha fazla psikomotor bozukluk, anksiyete, bilişsel bozukluk, hipkondriazis, ümitsizlik, düşmanlık, kuşkuculuk, paranoid belirtiler ortaya çıkamaktadır. Varsanı ve sanrılarda ise kişi genellikle kendisi yetersiz olarak gördüğünü, suçlu ve günahkar olduğunu, cezalandırılması gerektiğini, büyük felaketlerden kendisinin sorumlu olduğunu ifade etmektedir. Bu durum bir çeşit halüsinasyon ve sanrı durumudur. Bu nedenle de kişiler durumun farkında olmazlar. Kendilerini gerçek anlamda değersiz, yaşamaya layık değilmiş gibi hissederler çünkü bunu bazı durumlarda ailelerinden birinin, arkadaşlarının ya da hiç tanımadıkları birinin bile söylediği yönünde halüsinasyonlara sahip olmaları mümkündür.


Psikotik depresyon daha uzun sürer, daha şiddetlidir, daha fazla işlevsellik kaybı ortaya çıkar.


Katatonik Özellikli Klinik Depresyon

Katatonik özellikli klinik depresyonda kişilerin kaslarında hareketsizliğin ya da nedensiz ve istemsiz kas hareketlerinin görülmesi mümkündür. Hiç konuşmama durumu da ayrıca katatonik depresyonda görülebilen bir durumdur. Adeta transa girmiş gibi hiçbir soruya cevap vermeme, kaslarda tepkisizlik gibi durumlar gözlemlenebilir. Ayrıca başkalarının sözlerini olduğu şekilde tekrarlama, hareketleri ifadesiz olarak tekrar etme gibi davranışların da katatonik özellikli klinik depresyonda görülmesi yaygındır.


Katatonik özellikli klinik depresyonda olan kişilerin alışılmamış şekilde durması ve bu pozisyondayken kendini rahatsız hissetmemesi de mümkündür. Örneğin baş aşağı durma, yere uzanma, tek ayak üzerinde durma gibi farklı pek çok katatonik pozisyon mevcuttur. Kimi durumlarda bu pozisyon hiç hareket etmeden saatler boyunca korunabilir. Kişi bu durumdayken cevap vermeme, tepkisiz kalma ve hareket etmeme durumu korur.


Distimik Bozukluk

Distimik bozukluk genellikle klinik depresyona göre çok daha az belirti ile kendini gösterir ve bu belirtiler genellikle daha hafif şekilde görülür. Ancak distimik bozukluğun klinik depresyona göre çok daha uzun sürmesi mümkündür. Klinik depresyon türlerinin pek çoğu zaman zaman ortaya çıkan ya da kısa süreli şekilde gözlemlenebilen depresyon türleridir ancak distimik bozukluk bazı durumlarda yıllar boyunca depresif halin korunmasına neden olur.


Kişiler distimik bozukluğa sahip olduklarında ne yazık ki ümitsiz hissetme, mutsuzluk hali, odaklanmada ve öz güvende azalma gibi durumlar uzun bir süre boyunca kişiye eşlik eder. Bu durumda da günlük yaşamın büyük ölçüde olumsuz şekilde etkilenmesi, günlük aktivitelerin ise kişi için yoruvu bir hal alması mümkündür.


Depresyon Nasıl Önlenir?

Depresyonun önlenmesi için depresyon etkenlerinin her birinin ortadan kaldırılması gerekir ki bu pek çok durumda neredeyse imkansızdır. Öncelikli olarak stresten uzak durmak, sinir ve stres etmenlerine maruz kalmamak gerekir. Bu ise okula giden, iş ortamında bulunan, maddi zorluk yaşayan, ilişkileri sağlıklı şekilde ilerlemeyen kişiler için oldukça zordur. Sosyal ortamlar genellikle stres ve sinirlilik halini de beraberinde getirir. Bu nedenle de depresyona neden olan en temel iki faktörün ortadan kaldırılması aslında zor olsa da bu faktörler ile birlikte yaşamayı ve bunlara rağmen mutlu olmayı bilmek, depresyonu önlemede oldukça etkilidir. Hemen hemen herkes gün içinde sinirlenebileceği ya da stres hissedebileceği durumlara maruz kalabilir. Bu tür durumlarda normalleştirmek ve durumları kaygısız şekilde atlatmak gerekir.


Madde kullanımı gibi durumlar da hem maddi anlamda kişilerin depresyona daha yatkın hale gelmesine neden olabileceği hem de sağlığı olumsuz anlamda etkileyeceği için tercih edilmemelidir. Alkol, sigara, uyuşturucu maddelerin kullanımı depresyona yatkın hale gelmek için uygun zemini hazırlar. Bu ürünlerin sıklıkla tüketimi de depresyonun oluşması için uygun ortamın oluşmasında tetikleyici rolü üstlenir. Bu nedenle de birer uyarıcı olan alkol, sigara ve uyuşturucu maddelerden uzak durmak gereklidir.


Birinin kaybedilmesi çoğu zaman depresyon için önemli bir tetikleyicidir. Bir ölüm meydana geldiği zaman psikolojik bir problem olsa da olmasa da destek almak, depresyonun önlenmesinde oldukça etkili olabilir. Bu nedenle de birini kaybetme durumunda üzüntü, kaygı ve stres gibi durumlarla yaşamaya çalışmak yerine psikolojik destek almak, psikolojik rahatsızlıkların önüne geçmek için etkilidir.


Taciz, istismar, tecavüz ve benzeri olayları engellemek kişilerin yapabileceği bir şey değildir ancak bu durumların meydana gelmesi durumunda psikolojik destek alınması, ortaya çıkabilecek olan psikolojik rahatsızlıklardan uzak kalmak için büyük bir yardım sağlar. Yaşanabilecek olan bu olumsuz durumlar hakkında kaygı duymak da ayrıca psikolojik rahatsızlıklara neden olabileceği için kaygılardan uzaklaşmak için uzman psikologlara başvurmak mümkündür.


Ergenlik dönemindeki gençlerin depresyon yaşamaması için çevreleri ile olan etkileşimleri ciddi ölçüde önemlidir. Çevrelerinde bulunan arkadaşlarının, akraba ve tanıdıkların ona karşı olan tutumu ne kadar olumlu olursa aslında gençlerin de depresyon içinde olma olasılığı o kadar azalabilecektir. Bu nedenle de gençler için sağlıklı ve mutlu bir ortam yaratmak oldukça önemlidir. Bu sayede ergenlik döneminde hemen hemen her olumsuz durum nedeniyle meydana gelebilecek olan depresyondan uzak kalmak da mümkün olabilir.


Depresyonun önlenmesi için temelde kaygılardan uzak olmak, stres ve sinir durumları hakkında endişeye kapılmamak ve üzerine düşünmemek en sağlıklısı olacaktır. Depresyonun tetikleyicisi olabilecek onlarca farklı neden olmasına rağmen yaşama her şeye rağmen olumlu şekilde bakabilmek, her türlü psikolojik rahatsızlığın üstesinden gelmek için önemli bir etkiye sahiptir. Bu nedenle de yaşanabilecek olumsuz durumların üstesinden gelmek için kimi zaman psikolojik destek almak, kimi zaman da olumsuzlukları kaygısız şekilde atlatmak depresyonun önlenmesinde gerekli olan temel noktadır.


Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Depresyondan belirtileri genel anlamda olumsuz duygularla kendini gösterir. Bu olumsuz duygulara yeme bozuklukları, sosyal bozukluklar ve iletişim güçlüğü gibi pek çok faktör de eşlik edebilmektedir. Bu belirtilerin her biri zaman kendini gösterir ve aslında etkisini de giderek arttırabilir. Depresyon faktörleri ortadan kaldırılmadığı sürece depresyonun etkilerinin artması ve mevcut etkilere yenilerinin de eklenmesi mümkündür.



Depresyonda Umutsuzluk, Kaygı, Stres

Kişiler depresyon içindeyken umutsuzluk, kaygı ve stres hissedebilirler. Bu durumlar aslında depresyon nedeninin mevcut şekilde bulunmasından kaynaklanır. Zamanla umutsuzluk, kaygı ve stres etkilerini arttırabilir ve bu da aslında kaygı bozukluğu gibi pek çok ciddi psikolojik problemlerin yaşanmasında etkilidir. Özellikle de doğum sonrası depresyonunda kaygı, en yaygın şekilde görülen depresyon nedenidir. Hamileler ya da yeni doğum yapmış anneler özellikle de çocuklarına zarar gelebileceği kaygısı ile doğum sonrası depresyonuna sahip olabilirler. Bu durumda kaygının azaltılması için hormon takviyeleri alınabilir, psikolog desteği ile de kaygının ortadan kaldırılması sağlanabilir.


Ergenlik dönemindeki gençlerde umutsuzluk sıklıkla görülebilen bir belirtidir. Geleceğe yönelik umutsuzluklar, ilişkilerinde hissettikleri umutsuzluk ve kaygılar gençlerin depresyonu daha büyük etkiler ile geçirmesine neden olabilir. Bu dönemde kendini beğenmeme, geleceğe umutsuz bakma, ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkilerinde kaygı hissetme durumları üzüntü, yeme bozukluğu gibi farklı belirtileri de tetikleyebilir.


Yeme Bozuklukları ve Depresyon

Yeme bozuklukları özellikle de depresyona bağlı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Bu yeme bozuklukları aslında kişinin depresyonda olma sebebine bağlı olarak ortaya çıkar. Örneğin birey çok kilolu ise ya da çevresindekiler onun çok kilolu olduğuna dair söylemlerde bulunuyor ise kişi yeme krizleri ve ardından istifra durumu gibi pek çok olayı gerçekleştirebilir. Sıklıkla kişilerde bulimia nervoza görülür ve bu da aslında en tehlikeli yeme bozukluklarından biridir.


Çok yemenin ve istifra etmenin yanı sıra hiç yememe durumu da depresyonda en sık görülen yeme bozukluklarından biridir. Bireyler bir hafta içinde yalnızca bir öğün yiyerek günlük aktivitelerini eksiksiz şekilde gerçekleştirebilir ve buna bağlı olarak da ciddi anlamda kilo kaybı yaşarlar. Bu ani ve sağlıksız şekilde gelişen kilo kaybı aslında hem fiziksel hem de ruhsal anlamda bireyin etkilenmesine neden olmaktadır.


Özellikle de ergenlik döneminde gençlerin kendi görünümünü beğenmemesi, kendini odak noktası olarak görmesi durumundan dolayı yeme bozukluklarına daha sık şekilde rastlanır. Gençler depresyondayken kendilerini daha iyi hissetmek ve görünümlerini beğenmek için hiç yemek yemeyebilir, uzun süre yemek yemedikleri için bağışıklık sistemlerinde zayıflık görülebilir. Ayrıca aksi şekilde depresyon nedeniyle sık sık atıştırma, fazla yemek yeme durumu da görülebilir. Çocuklarda ise yeme bozuklukları ergenlerdeki kadar sık şekilde görülmez. Yeme bozukluklarının özellikle de ergenlik dönemindeki genç kızlarda daha sık görüldüğünü söylemek mümkündür.


Depresyona Bağlı Uyku Bozuklukları

Kişiler genellikle depresyon içindeyken uyku bozukluklarına sahip olurlar. Bu uyku bozuklukları çok uyuma isteği olarak da uyuyamama olarak da kendini gösterebilir. Depresyonda olan kişiler çok fazla uyumak isteyebilir ve bu aslında gün içerisinde gerçekleştirmek istedikleri pek çok aktiviteyi gerçekleştirmelerine engel olacaktır. Uyuyamama durumu da aslında gün içerisinde halsiz olma, uykulu olma gibi durumların görülmesinin nedenidir. Uyuyacağı zaman uyku dalmakta zorlanma görülebilir ve bu da genellikle depresyon etkeninin yoğun şekilde düşünülmesine dayalı şekilde gelişmektedir.


Uykuya dalmakta zorlanma durumunun ayrıca doğum sonrası depresyonda da görülmesi mümkündür. Bunun nedeni içinde olunan kaygılar, stres ve hormonal dengesizliklerdir. Doğum sonrası depresyonunda anneler bebekle ilgilendikleri için zaten uykusuz kalırken bir yandan da kaygıları ve içinde bulundukları depresyon nedeniyle uykusuz kaldıkları zaman bağışıklık sistemleri zayıflayabilir ve pek çok hastalığa açık hale gelmeleri de mümkün olabilir.


Çocukluk döneminde uyku düzeninin bozulması mümkündür. Çocuklar genellikle yetişkinlere ve gençlere göre daha fazla uyuma eğilimi içindedirler ancak bebeklik dönemine göre daha az uyurlar. Bu nedenle de her çocuğun az uyuması ya da fazla uyuması depresyon belirtisi değildir. Ergenlik döneminde ise uyku bozuklukları çok daha sık şekilde gözlemlenir. Bu dönemde depresyonun ve ergenlik döneminin etkisi ile gençlerin çok daha az uyuması mümkündür. Yaşanan stres, kaygılar ve daha fazlası uyku bozukluklarını tetikleyebilir.


Konsantrasyon Bozuklukları ve Karar Mekanizması


Kişiler depresyondayken çeşitli konulara odaklanmakta zorluk çekebilirler. Bu konular iş ile ya da akademik hayatla ilgili olabileceği gibi özel yaşamla ya da çok basit olaylarla ilgili de olabilmektedir. Her türlü konuda odaklanmada zorluk yaşanması aslında bireyin karar alma mekanizmasını da ciddi ölçüde etkiler ve birey fazla düşünmeden ya da sağlıklı şekilde düşünmeden karar verebilir. Bu da karşılaşılabilecek problemlerin önünü açan bir durumdur.


Ergenlik dönemindeki gençlerde konsantrasyon bozuklukları da sıklıkla görülebilir. Bunun nedeni depresyon olabilir. Ergenlik döneminde yaşanan kaygılar, üzüntü ve problemler konsantrasyon bozukluklarının temelini oluşturur. Bu dönemde okula, işe, yapılan etkinliklere odaklanmakta zorlanan gençler depresyon nedeniyle günlük işlerini bile gerçekleştirmekte zorlanabilirler. İşlerini eksik ya da yanlış şekilde yapmaları mümkündür. Bu durumda ayrıca karar mekanizmasının da etkili şekilde kullanılamadığı görülür. Gençler fevri kararlar alabilir ve depresyon nedeniyle kararları kimi zaman onları olumsuz şekilde etkileyebilir.


Enerji Yoksunluğu ve Depresyon

Kişiler depresyon durumu içindeyken genellikle pek çok şeyi yapmak için kendilerini uygun motivasyonda hissetmezler. Buna da enerji yoksunluğu denebilir. Örneğin bir hobi ile ilgilenen kişi depresyon dönemindeyken hobisi ile ilgilenmeyi bırakabilir, derslerine ya da işlerine olan hevesini kaybedebilir. Bunun yanı sıra cinsel ilişki konusunda da hem fiziki hem de motivasyona bağlı açıdan azalma gözlemlenir. Kişiler cinsel ilişkiye girmek istemez, cinsel ilişki sırasında da fiziki anlamda sorunlar yaşayabilirler. Bunların tamamı aslında enerji ve istek yoksunluğundan kaynaklanmaktadır.


Doğum sonrası depresyonunda hemen hemen her konuda enerji yoksunluğunun görülmesi mümkündür. Anneler bazen bebekleri ile ilgilenmeleri gerektiği zaman bile halsiz hissedebilirler. Bu durum hem gün içindeki yoğun tempodan hem de depresyondan kaynaklanır. Ayrıca doğum sonrasında annelerin iş yapma, günlük aktivitelerini gerçekleştirme, gezme gibi pek çok durumda da halsiz ve isteksiz olması mümkündür.


Depresyondan Kaynaklanan Suçluluk Hissi

Kişiler depresyondayken kendilerini pek çok konuda suçlayabilirler. Sokakta bir kedi görüp onu beslemedikleri için onun öleceğini düşünebilirler, bu konuda kendilerini suçlarlar. Ya da arkadaşlarının derslerinden düşük not alması konusunda kendilerini suçlayabilirler, çalışma ortamında yanlış giden işler için kendilerini suçlu bulabilir. Bu gibi farklı konuların yanı sıra bireyler ayrıca depresyonun kaynağı olan durum için de kendilerini suçlama hali içinde olurlar. Kendileri suçlu olmasa bile olayın suçunun kendilerinde olduğunu düşünebilirler.


Örneğin depresyonun kaynağının bir trafik kazası olduğunu düşünürsek kişi, trafik kazasının gerçekleşme sebebi kendisi olmasa bile öyle olduğunu düşünebilir. Arabanın içinde yer almasa bile önceden yapılmış bir kavganın ya da söyledikleri bir sözün bu kazaya neden olduğu düşünülebilir. Bu tür durumlar da aslında bireyin kendini depresyon hali içindeyken suçlamaya ne kadar meyilli olduğunun bir göstergesidir.


Depresyon Nedeniyle Azalan İletişim

Bireyler depresyondayken genellikle iletişim konusunda kendilerini kısıtlarlar. Bu da sosyal bozukluklara neden olabilmektedir. Kişi kendini diğer bireylerden olabildiğince izole etmeye çalışır ve bunun sonucunda da sosyal becerilerini en aza indirir. Aslında bu büyük bir problem olarak görülmese de kişinin olumsuz düşüncelerinin ve olumsuz duygularının artması için büyük bir etkendir ve bu dönemde bireyin ciddi anlamda çevresel ve sosyal desteğe ihtiyacı vardır. Bu nedenle de bireyler depresyondayken onların sosyal anlamda kendilerini kısıtlamalarına izin vermek onlara iyi gelecek bir durum değildir, kendileri ile ya da durum ile ilgili olumsuz düşüncelerinin artmasına neden olacak bir etkendir.


Özellikle de ergenlik dönemindeki kişilerde iletişimin azalması sıklıkla görülür. Depresyonda olan gençler içinde bulundukları ilişkilerini bitirebilir, arkadaşları ile görüşmekten çekinebilir, aileleri ile daha az iletişim kurar hale gelebilirler. Bu kimi zaman halk arasında “şımarıklık” ya da “saygısızlık” olarak algılansa da aslında gençlerde depresyonun bir belirtisi olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Gençler sebepsiz şekilde iletişim kurmaktan kaçınmazlar. içinde bulundukları psikolojik durumdan dolayı bu davranışı gösteriyor olabilirler.


Depresyonda Üzüntü

Depresyonun en temel belirtisinin üzüntü olduğunu söylemek mümkündür. Kaygı, suçluluk hissi, sosyalleşmede azalma gibi pek çok etken de aslında üzüntüyü tetikler. Bu nedenle de tüm depresyon belirtilerinin üzüntüyü tetikleyici etkisi olduğunu söylemek mümkündür. Hemen hemen herkes dönem dönem kendini üzgün, bitkin ve depresif hissedebilir ancak bu durum diğer depresyon belirtileri ile birlikte görüldüğü zaman psikolojik destek almak gereklidir.


Depresyonda görülen üzüntü, bitmek bilmeyen mutsuzluğu beraberinde getirir. Bu üzüntü nedeniyle yapılan hiçbir eylemden mutlu olmama, kendini umutsuz hissetme ve eğlenceli görülebilecek aktivitelere katılmama durumu da görülmektedir. Üzüntünün görülmesi kimi zaman normal karşılanır ancak depresyonun kendini ortaya koyduğu ilk ve en temel belirti aslında üzüntüdür. Bu nedenle de uzun süreli olarak görülen ve farklı belirtiler ile kendini ortaya koyan üzüntünün depresyona işaret edebileceğini söylemek mümkündür.


Çocuklarda ve gençlerde görülen depresyon genellikle üzüntü belirtisinin yoğun şekilde yaşanması ile kendini ortaya koyar. Özellikle ergenlik dönemindeki gençler, benliklerini keşfetme dönemindeyken üzüntüyü oldukça yoğun şekilde hissedebilirler. Bunun temel nedeni ergenlik döneminde her duygunun çok daha baskın şekilde hissedilmesinden kaynaklanır. Çocuklarda görülen üzüntü ise genellikle ergenlikte görülen kadar uzun süreli ve depresif şekilde olmayabilir. Ancak yine de çocuklar duygularını saklama konusunda daha az başarılı olduklarından üzüntülerini görmek mümkündür.


Doğum Sonrası Depresyonunda Görülen Belirtiler Nelerdir?

Doğum sonrasında görülen belirtileri şu şekilde sıralamak mümkündür:


• Uyku bozuklukları

• Üzüntü

• Kaygı hissetme

• İletişimde azalma

• Halüsinasyon

• Bebek hakkında takıntılı düşünceler

• Suçluluk hissi

• Odaklanma problemleri

• Stres

• Yeme bozuklukları

• Aşırı yorgunluk ve enerji kaybı

• İyi ve yeterli bir anne olmadığından ya da olunamayacağından korkma

• Tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri

• Kendine ya da bebeğe zarar verme düşünceleri

• Kendine ya da bebeğe zarar verme girişimleri


Görüldüğü üzere bu belirtiler özellikle de yeni doğum yapmış olan annelerin çocukları ile olan bağlarını, mutluluklarını ve günlük yaşamlarını ciddi ölçüde etkileyebilir. Annelerin ileri depresyon durumlarında kendilerine zarar verebildikleri, bebeklerine zarar verebildikleri de görülmüştür. Kimi durumlarda bu bebeğe iyi bakım sağlayamayacağı kaygısına sahip olan doğum sonrası depresyonuna sahip olan annelerde görülebilmektedir. Bebeğe ya da kendine zarar verme düşüncelerine sahip olan annelerin psikolojik destek alması oldukça önemlidir.


Doğum sonrası depresyonu genellikle hamilelik döneminde başlar. Hamilelik döneminde görülmeye başlanan bu depresyon türü, doğum öncesinde alınacak olan psikolojik destek ile tedavi edilebilmektedir. Doğumdan sonra hala devam eden depresyon, annelerin bebekleri ile verimli şekilde ilgilenememelerine, yaşadıkları kaygı nedeniyle fazla tedbirli şekilde hareket etmelerine neden olabilir. Günlük yaşamı obsesif bir durum içinde geçirmeleri ve depresyon nedeniyle de mutluluk yerine sürekli olarak kaygı ve üzüntü hissetmeleri mümkündür.


Babalarda Doğum Sonrası Depresyonu

Yeni baba olan kişilerde de doğum sonrası depresyonu görülebilmektedir. Babaların bebeğe alışması, bebek ile ilgilenmesi süreçleri genellikle ilk dönemlerde oldukça zorlayıcı olabilmektedir. Bu durumda anneden de destek almak, bebeğin bakımı ve gelişimi ile ilgilenmek aslında depresyonun azalmasına katkı sağlayabilir. Babaların depresyonu annelere göre daha az şiddetli şekilde görülür. Bunun temel nedeni de aslında annelerin bebek bakımı konusunda daha ilgili olması gerektiğidir. Yani anne emzirme ve benzeri bebekle yakın temas içeren bakım durumlarında babadan daha fazla ilgi gösterdiği için daha kaygılı olabilmektedir.


Babalarda genellikle doğum sonrasında depresyon görülebilir. Bunun nedenlerinden biri de annenin artık eşinden çok bebekle ilgilenmesi olabilir. Bebek doğana kadar yoğun iletişim içinde olan, paylaşımları çok olan partnerlerin bebekleri olduktan sonra çocukla olan ilgilerinden dolayı bir süreliğine iletişimlerinde azalmanın meydana gelmesi mümkündür. Bu durumda babalar sorunlarını ya da mutluluklarını paylaşamayabilir, anne ile daha az baş başa vakit geçireceği için kendini mutsuz ve kaygılı hissedebilir. Ancak bunların geçici bir dönem olduğunun bilinmesi, annenin de babanın da bebek büyüdükçe kişisel yaşamlarına daha fazla ağırlık verebileceklerini bilmesi aslında depresyonu azaltabilir.


İleri Yaşta Depresyon Belirtileri Nelerdir?

İleri yaşta görülen depresyon genellikle ölüm kaygısı ile kendini gösterir. Yaşlanan kişiler öldüklerinde arkalarında ne bıraktıklarını düşünür, çocuklarını iyi yetiştirip yetiştiremediklerini düşünür. Bu tür pek çok kaygı yaşlanmaya bağlı şekilde ortaya çıkar. Özellikle de orta yaşlarda başlayan bu depresyon çeşidi kendini ileri yaşlara kadar gösterebilmektedir.


Depresyon Nasıl Teşhis Edilir?

Depresyon teşhisi için çeşitli laboratuvar testleri yapılması mümkündür. Bazı durumlarda hormonal bozukluklara bağlı şekilde de ortaya çıkabilen depresyon, hormonların düzensiz, az ya da fazla salgılanması durumlarında görülebilmektedir. Bu nedenle de tıbbi geçmiş ön planda tutularak çeşitli laboratuvar testlerinin yapılması bunun tespit edilmesinde önemlidir.


Bazı durumlarda çeşitli rahatsızlıklar, madde kullanımı ve farklı psikolojik rahatsızlıklar da depresyona neden olabileceği için bu tür durumlara yönelik sorular sorulması, tıbbi geçmişin incelenmesi ve testlerin uygulanması da olasıdır. Bu sayede depresyon kaynağını bulmak ve buna uygun şekilde tedaviye başlamak da mümkündür.


Depresyona neden olabilecek herhangi bir biyolojik neden olmadığı durumlarda depresyon ölçme testlerinin de uygulanması mümkündür. Bu testler kimi zaman kişisel soruları, genel duygu durumunun ölçülmesi amacı ile içerebilir. Bu testler aracılığıyla son zamanlarda hissedilen kaygı, stres, üzüntü gibi farklı belirtilerin ölçülmesi mümkün olabilir. Bu testlerin doğru şekilde değerlendirilmesi önemli olduğu için alanında uzman psikologlardan destek almak gereklidir.


Depresyondan Kurtulma Yolları Nelerdir?

Depresyondan kurtulmak için yapılması gereken en önemli şey, destek almaktır. Uzman psikologlardan destek alarak depresyondan kurtulmak mümkün olabilir. Bu sayede farklı tedavi yöntemleri ile depresyondan uzak kalmak ve tedavinin sağlanmasına katkıda bulunmak olası hale gelir. Bu noktada tedavinin sağlanması için işbirliği içinde olmak önemlidir. Psikiyatrist tarafından verilecek olan ilaçları doğru şekilde ve gerektiği kadar kullanmak, tedavinin sağlanması için terapileri sürdürmek ve gerekirse yatış yapılması için rıza göstermek oldukça önemlidir. Çoğu durumda yatış sağlanması gerekmeyebilir ancak yine de doktorun tavsiye ettiği tedavi yönteminin uygulanması, depresyondan kurtulmak için gerekli temelleri içerir. Bu noktada doktora yardımcı olarak işbirliği sağlamak gereklidir.


Depresyondan kurtulmak için destek almanın yanı sıra bireysel anlamda motivasyon sağlamak da önemlidir. Özellikle de gençler depresyonda olduklarında hiçbir şeyin düzelmeyeceği, her şeyin daha kötü olacağı konusunda kendilerini olumsuz şekilde doldururlar. Bu olumsuz düşünceler depresyonun etkilerini arttırdığı gibi depresyonun daha uzun süreli hale gelmesine de neden olur. Bundan dolayı da depresyondan kurtulmak için motivasyon edinmek önemlidir.


Aile ve yakın çevrenin desteği depresyondan kurtulmak için büyük öneme sahiptir. Bu nedenle de depresyondaki yakınlarınıza karşı daha özverili, içten ve destekleyici davranmanız gerekir. Kendisini mutsuz hissetse de destek vermek, tek kalıp depresyonun şiddetini arttırmasına izin vermemek önemlidir. Psikolog desteğinin yanı sıra çevrenin ve ailenin desteği de her anlamda depresyondan kurtulmak için gereklidir.


Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?

Depresyonun tedavisinde farklı yollara başvurulabilir. Bazı durumlarda birkaç tedavinin bir arada tercih edilmesi de mümkündür. İlaç tedavisi, psikoterapi ve hastanede yatılı şekilde gerçekleştirilen tedaviler depresyon tedavisinde tercih edilebilir. Bu durumda farklı depresyon türlerinde ve farklı kişilerde tedavinin de kişiselleştirilmiş şekilde uygulanabileceğini söylemek mümkündür. Bazı ilaçlar ilk dönemler pek etki göstermeyebilir ancak ilerleyen dönemde etkilerini görmek mümkün hale gelir. Bu nedenle de tedavilerin tavsiye edildiği süre ile kesintisiz şekilde devam ettirilmesi gereklidir.



Depresyonda İlaç Tedavisi

Depresyonda ilaç tedavisi kullanımı yaygındır. Tercih edilen ilaçların kullanımı ve etkilerinin gözlemlenmesi için birkaç haftalık deneme süresi mevcuttur. Bu birkaç hafta içinde sabırlı olmak gerekir. Çeşitli yan etkilere karşı ilaçları denemeden önce testlerin yapılması mümkündür. Bu testler sayesinde olası yan etkiler ya da ilaçların tedaviye ne ölçüde katkı sağlayacağı da tespit edilebilir.


İlaç tedavisinin doktor tavsiyesi ile sonlandırılması gerekir. İsteğe bağlı şekilde ilaç tedavisini kesmek ya da devam ettirmek doğru değildir ve ciddi yan etkilere neden olabilir. Bu nedenle de doktor kontrolünde ilaçların kullanımı sağlanmalıdır. Depresyondan kurtulmak için ilaç tedavisini kabul etmek ve ilaçları düzenli şekilde kullanmak oldukça önemlidir.


Depresyonun Tedavisinde Psikoterapi

Depresyon tedavisinde kullanılan psikoterapi, özellikle de olumsuz tutumları ve düşünceleri olumlu tutum ve davranışlar ile değiştirmek için uygulanabilen bir tedavidir. Özellikle de umutsuzluk, öfke, kaygı gibi farklı duyguların yatıştırılması konusunda psikoterapilerin etkisi oldukça büyüktür. Bu terapiler sırasında işbirliği sağlamak önemlidir çünkü seansları düzenli şekilde sürdürmek gerekir.


Memnuniyetin sağlanması, duyguların kontrol edilmesi, üzüntü ve benzeri duyguların giderilmesi ve gerçekçi hedef ile düşüncelerin gerçekleştirilmesi konusunda psikoterapi seansları büyük öneme sahiptir. Bu seanslar sayesinde duygu ve düşüncelerin gerçekçi şekilde kavranması mümkün olabilir.


Depresyonda Hastane Tedavisi

Hastane tedavisi çok sık olmasa da depresyon yaşayan hastalara tavsiye edilebilir. Çeşitli katatonik ve psikotik durumlarda özellikle hastane tedavisi tercih edilmektedir. Hastane tedavisi sırasında ilaçların düzenli şekilde kullanımı ve ayrıca psikoterapi seanslarının da düzenli şekilde uygulanması mümkün olabilir.


Hastane tedavisi başlangıcında hastalar genellikle isteksiz davranır ancak tedavinin ilerleyen dönemlerinde hastaneye yatışın ne kadar gerekli olduğu hastalar tarafından da görülebilmektedir. Kısa sürede etkisini gösterebilen hastane tedavisi özellikle de klinik depresyon türlerinde tercih edilen bir tedavi şeklidir.



Depresyon testleri nelerdir?

Depresyon içinde kullanılan en yaygın testlerden biri Beck Depresyon Ölçeği’dir. Beck Depresyon Ölçeği ayrıca anksiyete, kaygı bozukluğu ve benzeri farklı rahatsızlıklarda da kullanılabilen bir testtir. Bu test sayesinde ne ölçüde kaygı, stres ve üzüntü durumu yaşandığı kolaylıkla kavranabilir ancak elbette ki belli ifadeler ve tek cümleler doğrultusunda depresyona karar vermek doğru olmayacaktır.


Bu nedenle de aslında yalnızca Beck Depresyon Ölçeği gibi testleri değil genel davranış testlerini de uygulamak gereklidir. Örneğin belli durumlara karşı nasıl tepkilerin verildiği, hangi durumlarda nasıl hareket edileceği gibi farklı etkenler göz önünde bulundurulduğu zaman aslında depresyon konusunda daha doğru bir yargıya varmak mümkün hale gelebilir.


Depresyon testleri şu soruları içerebilir:


• Son zamanlarda kendini sürekli üzgün hissediyor musun?

• Son zamanlarda uyumakta zorlanıyor musun?

• Önceden keyif aldığın aktiviteleri yaparken eskisi kadar keyif alıyor musun?

• Kendini suçladığın oluyor mu?

• Son zamanlarda eskisine göre daha sık ağladığını düşünüyor musun?

• İnsanlarla olan ilişkinde eskisine göre bir değişim var mı?

• Cinsel yaşamında son zamanlarda fark ettiğin bir farklılık var mı?

• Sağlığının bozulması konusunda endişelendiğin oluyor mu?

• Ne kadar zamandır kendini üzgün hissediyorsun?


Yukarıda bahsedilen sorular ve benzeri pek çok soru ile Beck Depresyon Ölçeği ve benzeri farklı testlerde karşılaşmak mümkündür. Bu testler ayrıca hangi durumlarda nasıl tepkiler verilebileceği gibi soruları da içerebilir. Bu testlerin yapılması ve doğru cevaplanmasının yanı sıra doğru şekilde değerlendirilmesi de oldukça büyük öneme sahiptir. Değerlendirme elbette ki alanında uzman psikologlar tarafından sağlanmalıdır ve çeşitli sorular ile bu testler desteklenmelidir.