1. Uzman
  2. Berin DOĞAN
  3. Blog Yazıları
  4. Seni Anlayan Birileri Var Mı?

Seni Anlayan Birileri Var Mı?

Toplum tarafından sürekli maruz kaldığımız işlevsiz algılar: “Her şeyin var işte, niye depresyondasın!”, “Yediğin önünde yemediğin arkanda sen de şımarıklık yapıyorsun canım!”, “Yat kalk şükret haline, bunlar hep rahat batması.” Ve daha nice yanlış mitler.

Hepimiz yaşamlarımızın mutlaka bir döneminde bu tarz söylemlerle mutlaka karşılaşmışızdır ve hala karşılıyor olabiliriz. Annemiz, babamız, çocuğumuz, eşimiz, yakın arkadaşlarımız ve dahi akrabalarımız belki olayın iç yüzünü görmeden, bizi tam olarak anlayamadan aslında kendilerince bir motivasyon konuşması yapıyor olabilirler ancak durum pek de beklenildiği gibi gitmeyebiliyor ve o içine düşmekte olduğumuz ya da içinde olduğumuz çukurdan “her şeye” sahipken bile çıkamayabiliyoruz. Peki bunun sebebi nedir? Bunca şeye sahipken neden hala o çukurdayız, kimsenin bizi “anlayamadığını” zannettiğimiz çukurdan çıkamıyoruz? Şükürsüzlük mü bunun sebebi?

Gerçeği duymak isterseniz; ne şükürsüzlük, ne şımarıklık ne de başka birisinin bizi anlayamaması… Elbette şükretmek insanın doğasında çok büyük değişimlere sebep olan yegane şeylerden bir tanesidir ancak sorunun kaynağı bu değildir. Sorunun kaynağına inmeden yapılan düzeltmeler hep eksik kalır ve bireyi bitmek bilmeyen rahatsızlık döngüsünün kıskacına sokar. Birey bu döngüde ne yapacağını bilemez vaziyetteyken bir de payına suçlanmak düşer: “Sen zaten hep böyle şımarıksın…” Bu suçlama bireyde daha fazla baskı oluşturur ve en sonunda tek başına o rahatsızlık veren döngüden çıkamayacak hale gelir. Bireyin yaşadığı problemin kaynağını bulmak işte bu sebeple önemli bir hassasiyet taşır. Bir ateşin kaynağını bulamıyorsak o ateşi istediğimiz kadar hafifletmeye çalışalım. Nafile! Ateşi asla söndüremeyiz. Peki bu problemin kaynağını nasıl bulacağız?

Öncelikle yaşadığımız problemi görmezden gelmemeliyiz. Yaşadığımız problem her ne olursa olsun hayatımızı yürütmemizi önemli ölçüde etkiliyorsa problemi asla bastırmaya çalışmamalıyız. Problemi yok saymak demek o problem alevlerinin içinde fark etmeden yanmak demektir. Problemi gördük şimdi sırada ne var? Bir uzmana danışmak. Birey şayet yaşadığı problemi kendi imkanlarıyla yenemiyor ise mutlaka bir uzmandan destek almalıdır. Psikologlar bu noktada danışılacak en iyi seçenektir. Psikologlar birey ve toplum ruh sağlığı analizcisidirler. Bireyi işlevsiz yaşam faktörlerinden arındırıp yaşamla daha işlevsel bir bağ kurmaya teşvik eder. Bu yüzden psikologlar için problemin büyüğü ya da küçüğü diye bir şey yoktur, problem problemdir ve bireyi kıskacı altına almış olan rahatsızlık döngüsünü kırmak için bireyin yanında olurlar.

İşte tam bu yüzden ruhumuza yaptığımız yatırım en iyi yatırımdır!

 

Berin DOĞAN 

Yayınlanma: 24.01.2021 19:31

Son Güncelleme: 24.01.2021 19:31

Berin DOĞAN
Berin DOĞAN
Psikolog
Uzmanlıklar: Travma ve İlişkili Bozukluklar, Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, İlişki / Evlilik Problemleri
Lisans eğitimimi İstanbul Sabahatti Devamını oku
Online Terapi
süre 60 dk
ücret 200
Yüz Yüze Terapi
süre 60 dk
ücret 250
Bunları da sevebilirsiniz...

Merhaba sevgili okurlar,Bu yazımızda “Sınav kaygısıyla nasıl baş ederim?”sorusunun cevabını hem psikolojik hem de sosyolojik açıdan değerlendireceğiz.Öncelikle kaygı nedir? Kaygı, korkuylabirçok ortak noktası bulunan karmaşık bir duygudur. Bununla birlikte insan hayatını beklenmedik biçimlerde kısıtlayabilir. Hatta günlük becerilerini yerine getirememe durumuna kadar olumsuz sonuçlar doğurabilir.Birçok sınav öğrencisinin kafasındazaman zaman kendini gösteren bir sorudur, “Sınav kaygısıyla nasıl baş ederim?” . Sınav kaygısı, hakim olduğumuz bilgileri hatırlamayı zorlaştıran, etkili bir şekilde kullanılmasını engelleyebilen bir kaygıdır.Peki sorunun cevabı nedir, kaygıyla nasıl baş edebiliriz?Kaygıyla baş etmek için izlenmesi gereken adımlar; kaygının var olduğunu kabul etmek, nedenlerini araştırmak, tanımak ve ona göre yollar izlemektir.Sınav kaygısının nedenleri neler olabilir?Sınav kaygısının nedenleri kişiden kişiye göre değişmektedir. Herkes için kaygının kaynağı farklı olduğu gibi kaygıyla baş etme yolları da kişiye özgü çözümler gerektirir.Belli başlı sebepleri saymak gerekirse;Sınava yeterince hazırlanmamış öğrenciler hissettiği yetersizlik duygusundan dolayı yoğun bir kaygı yaşarlar.Çevrenin, özellikle de ailenin beklentileri yine öğrencilerin kaygı düzeylerini arttırır.Olumsuz düşüncelere sahip olmak da yoğun kaygı hissedilmesinin sebepleri arasındadır.Nedenleri belirledikten sonra nasıl bir yol izleriz?Öncelikle olumsuz düşünceleri değiştirmelisiniz. Bunun için ilk sorumuzdaki soru cümlesi iyi bir örnek olabilir. “ Sınav için çok kaygılıyım, başaramayacağım.”Düşüncesi yerine “Sınav kaygısıyla nasıl baş ederim?” düşüncesi çok daha olumlu sonuçlar doğurabilir.Bu soruda gördüğümüz kaygılı olduğunu fark etmiş, kabullenmiş ve bu durumu çözmek için ne yapması gerektiğini araştıran biri iken “ Sınav için çok kaygılıyım, başaramayacağım.”Diye düşünen kişinin çözüm aramaktan ziyade olumsuz düşüncelerle sadece kaygısını pekiştirdiğini görebiliriz.Yeterince hazırlanmamış öğrencilerin bu durumda yapabilecekleri daha çok çalışmak ve hakim oldukları konular doğrultusunda kendilerine duydukları güveni arttırmaya çalışmak olacaktır.Bu konuda bir örnek vermek gerekirse; bir grup öğrencinin bir dağ yürüyüşü yaptığını düşünebiliriz. Öğrencilere yürüyüş öncesinde yanlarında yemeklerini, ihtiyaç duyacakları şeyleri getirmeleri istenmiş ve öğrenciler yürüyüşü bitirip seyir tepesine vardıklarında yanlarında hazırlayıp getirdikleri yemeklerini yemek üzere bir mola verdiklerini düşünelim.Her öğrencinin sepetinden çıkanlar farklı olabilir, bazıları kendileri için yeterli yemek getirmediğini, bazıları ise ihtiyacı olan şeyleri unuttuğunu fark edebilir (bu durumu sınav sürecine benzetebiliriz ).Bu durumda bazı öğrenciler yanlarında yeterli gıda olmadığını ya da unuttukları malzemeleri düşünerekçeşitli kaygılara kapılabilir. Unuttuğu ya da hazırlık aşamasında ertelediği malzemelerden dolayı, aç kalacağı için ya da açık alanda karşısına çıkabilecek tehlikeler için kaygı duyanlar olabilir.Bu noktada yapılmasıgereken durumu kabullenip, ellerindekiyle yetinmeleri ve manzaranın tadını çıkartarak o ana odaklanmalarıdır. Bu kısa hikayede kaygının çözüm yollarını değiştirerek nasıl daha normal düzeye getirilebileceğini görmüş olduk.Bir diğer izlenebilecek yol ise öğrencilerin kendi hedeflerini belirlemeleri ve bu hedef doğrultusunda ilerlemeleridir. Kendini tanıyan ve yetkinliklerinin farkında olan birey için motivasyon yüksek, kaygı düşük seyirde ilerleyecektir. Ve bu sayede gerek aile gerek çevre baskısı minimum düzeyde seyredecektir.Fiziksel olarak sağlıklı, dinlenmiş hissetmek yine kaygıyı hafifletici bir etkiye sahiptir. Sağlıklı beslenmek, bir uyku düzeninin olması ve yürüyüş gibi yorucu olmayan bir egzersiz hem fiziksel hem de ruhsal olarak iyi hissetmenizi ve kaygınızın azalmasını sağlayacaktır.Tamamiyle sınava odaklanmak, hayattan soyutlanmak kaygıyı olumsuz yönde etkileyecektir. Böyle zamanlarda tek rolünüzün öğrencilik olmadığı, hayatınızda başka birçok rolünüz olduğunu hatırlamak rahatlatıcı bir etkiye sahip olabilir.Peki hayattaki rollerimizin ne kadar farkındayız?Bu rollere birçoğunuz için geçerli olabilecek abi, abla, kardeş, evlat, arkadaş rolleri örnek verilebilir. Herkes için farklı daha birçok rol sayılabilir. Şu unutulmamalıdır ki; sahip olduğumuz rollerden birinde başarısız olmak bizi hayatımız boyunca başarısız bir insan yapmayacaktır.Sevgilerimizle…Psk. Mine Kocabıyık/ Sosyolog Filiz Eker Yazıyı Oku

Uzman: Cemre Mine KOCABIYIK

Yayınlanma: 10.10.2020

terapotik-iliskinin-iyilestirici-gucu

Terapötik ilişkinin iyileştirici gücüBazen danışanlar bizimle olan ilişkisinden beslenir. Hayatında alamadığı değerleri uzman vesilesiyle alır. Danışmana çok vazife düşer, zira onun gözüyle bakar kendine danışan. Kelimeleri çok mühimdir, mimikleri çok önemlidir.Mesela bir danışanım ailesiyle sıkıntılı bir durumdaydı. Ergen-yetişkin arası bir dönemdeydi. Ailesinden bilhassa baba ve amcadan hakaretvari cümleler duyuyordu. Sevilmeye ve güvenilmeye lâyık olmadığını düşünür vaziyette gelmişti bana. Hayatında çok yanlışlar yaptığını, o yanlışlar olmasa babasının onu sevebileceğini sık sık ifade ediyordu. Bu düşüncesi üzerine sorgulama yaptık; aileler çocuklarını hatasız oldukları için mi severler, yoksa hatalarıyla kabul edip yol mu gösterirler? Çocuğun hatası bir başka hata olan hakaretle mi düzeltilir, yoksa iyilikle mi? Olgun bir ebeveyn hangisini yapardı? Bu sorgulamaların biraz aileyi suçlar gibi gözüktüğünün farkındayım lâkin gelmek istediğim yer şurasıydı; bazen sevilmiyor olmak bizim problemimiz değildir. Hakaret işitmek bizim sorunumuz değildir. Karşıdaki nasıl seveceğini bilmiyordur, o da yaralıdır, böyle terbiye edeceğini ve çocuğunu böyle koruyacağını düşünüyordur vs.. Aklıma Peygamberimizin (asm) hadisi geliyor, “Ya Rabbî, onlar bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı.” Bence de sonucunu bilseler yapmazlardı, esasen beni alakadar eden onların ne yapıp yapmadığı değil, danışanımın buna karşı ne tepki verdiği ve ne düşündüğüdür.Uzun süre sevilmeye lâyık olmadığını düşündüğü için, hayatına giren arkadaşlarını da sık sık teste tabi tutuyordu, gerçekten seviyor mu diye. Ve yine sevildiğine inanmadan ilişkisini koparıyordu. Zaten sizler de bilirsiniz, baba-kız ilişkisi sağlam olmayan evlatlar biraz daha sevgiyi dışarıdan almaya meyillidir. Bu danışanım, baskıcı bir ortamda büyüdüğü için, babasından öğrendiği şekilde sevgisini gösteriyordu. Yani kızarak, tehdit ederek, sürekli takip ederek, azarlayarak ve dahi sürekli övgü isteyerek. Övgü isteme kısmını bunlardan hariç tutuyorum çünkü onu bir iyileşme arzusu olarak görüyorum. Acı olan şu ki, övgülere inanmıyordu. Bu şemaları üzerine çalıştık, yerine daha faydalı düşünceler koyduk. Yine de sürekli şunu tekrarlıyordu; “Benim ne hatalar yaptığımı duysanız siz de benim yüzüme bakmazsınız! Sizi de kaybederim, tek konuştuğum siz varsınız”Ben de dedim; “Sen hata dediğin şeyleri anlat, yüzüne bakıp bakmamaya ben karar vereyim.” Utanarak ve dahi kendinden nefret ederek anlattı ve elbette kızmadım, sinirlenmedim, hakkında olumsuz düşünmedim. Esasen şahsî hayatımda bana sorulsaydı, bunlar da hata mı canım derdim, lâkin seansta böyle olmuyor tabi. Seanslara devam ettik, sık sık bu konuları ele aldık, benim dinlemem bile ona iyi geliyordu fark ediyordum. Bir gün öyle bir soru sordu ki, danışmanlık kisvesinden çıkıp Şeyda elbisesini giymek durumunda kaldım, zira bilirsiniz biz danışmanlar seansta bazen kendi hayatımızdan örnekler de veririz, kendi düşüncelerimizi de açarız ve bu yerinde-zamanında yapıldığı müddetçe samimiyet katar, terapötik ilişkiyi besler. Soruya şöyle bir giriş yaptı (özet geçeceğim);“Ben artık anlıyorum ki, sevilebilecek biriyim, ailem sevmeyi bilmiyor olabilir, artık çok da önemsemiyorum. Hatalarımla kendimi sevmeye çalışıyorum, yine de merak ediyorum; benim gibi bir yeğeniniz olsaydı, onu sever miydiniz?”Bu soru karşısında ne yalan söyleyim duygulandım, “Sen benim yeğenim olsaydın seni çok severdim, şimdi de seviyorum” deyince gözyaşları şelale oldu. Bu sefer inandı, gözlerinden anladım, sevildiğine inandı. Bunu başardı. Bu o kadar önemli bir adımdı ki… Seans biterken de ekledim, inşaallah senin gibi bir yeğenim olur da onunla takılırım teyze-yeğen. Güzel bir ayrılış oldu, aramızdaki terapötik ilişki onu iyileştirmeye başladı. Hayata yüklerinden arınıp devam edebilme gücü verdi. İşte bazen biz ailemizden alamadığımız ilişkiyi, anlayışı, kabulü dışarıdan alırız. Bunu bazen dostlarımız yapar, bazen öğretmenlerimiz, bazen kitaplar, bazen de psikolojik danışmanımız. Bu yüzden içinize sinen uzmanla konuşmanız, aradaki bağı hissetmeniz, anlaşıldığınızı görmeniz çok önemli bir etken. Neredeyse iyileşmenin % 50’si terapötik ilişkidir. Bunu sadece bu danışanımda değil, birçok kişide gözlemledim. Karısının zoruyla gelip de “Hocam sizinle bu samimi iletişim olmasaydı beni kimse buraya getiremezdi” deyişleri, “Ailemizden biri gibisiniz” cümleleri, “Burada yeni bir dünya keşfediyorum” demeleri… Hepsi, terapötik ilişkinin önemini gösteriyor. Böyle kendi seanslarımdan örnek cümleler verince de kendimi övüyormuş gibi hissettim, tam tersi, size yakın gelen ve bağ kurabileceğiniz bir uzman ile nasıl sonuçlar alabilirsiniz onu göstermek istedim. Yoksa bana şunu diyen de oldu; “Sizden hiç verim alamadım hocam, bir daha gelmeyeceğim.” Baş göz üstüne dedim, inşaallah içinize sinen bir uzman ile devam edersiniz…Psikolojik danışman Şeyda Sultan. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Yazıyı Oku

Uzman: Şeyda Sultan ZENGİN

Yayınlanma: 12.06.2022

harekete-gecmem-lazim,-peki-ama-nasil

📌Motivasyon bir hedefi gerçekleştirmek için harekete geçme isteğidir.📌Motivasyonun kaynakları vardır, etkileşimli olarak bunları kullanabiliriz..🎁Dışsal motivasyonda daha çok kişi alacağı ödüllere (iyi bir puan, yüksek maaş, tatmin edici bir statü vb) odaklanır..🗝İçsel motivasyonda ise kişinin odağında hedefe ulaşma esnasında geçirdiği süreci en iyi şekilde geçirmek vardır. Örneğin bir ödevi gerçekten öğrenme isteğiyle yapmak..💵 💵 PEKİ SEN BU YAZININ DEVAMINI OKUMAN İÇİN SANA 100 TL VERMEYİ TEKLİF EDERSEM NELER OLURDU? 🎁🎁.😅 Araştırmalara göre yapılan aktivite dışa dönük olursa denetim dış uyarana (100 tl) geçer. Ben bu ödülü geri çektiğimde yüksek ihtimalle sen de okumayı yarıda bırakırsın. Ancak gerçekten “motivasyon”hakkında bir şeyler öğrenmek istersen ödülden bağımsız bir şekilde yazıyı okumaya zaten devam edeceksindir. Buradan yapılabilecek çıkarım şudur: Harekete geçerken kendin için bulduğun hedefi içselleştirmek harekete geçmen ve hareketi sürdürmen için bir gereklilik. Böylece dış uyaranlar (maaş, statü vs) geri çekildiğinde ya da senin beklentini karşılamadığında yine de motivasyonunu görece daha yüksek tutabilirsin!.📌 Ryan ve Deci’ye göre içsel motivasyonumuz varsa eyleme geçmek için harici uyaran ya da tehdide ihtiyaç yoktur; içsel olarak motive olmak iyi oluşu, hedefle ilgili meşguliyeti ve buna bağlı olarak başarıyı arttırabilir..📌 Evet, haklısın. Her zaman içsel motivasyonu sağlayamayız. Bazen yapmayı tercih etmediğimiz şeyleri de yapmak zorundayız (Ödev, ev işi vb). İşte bu gibi durumlarda içsel motivasyonumuzu arttırabilmek için Ryan ve Deci’nin belirttiği gibi üç temel ihtiyacımıza odaklanabiliriz: Bağımsızlık, yeterlilik ve ilişki potansiyeli..Motivasyon kazanma ya da bu motivasyonu sürdürme konusunda problemler yaşıyorsanız profesyonel destek alabilirsiniz. Size yardımcı olmak isterim! Yazıyı Oku

Uzman: Sinem Esra DÖNGÜL

Yayınlanma: 02.11.2020