1. Uzman
  2. Can AKGÜL
  3. Blog Yazıları
  4. DEPREM KORKUSU (SİSMOFOBİ)

DEPREM KORKUSU (SİSMOFOBİ)

Bugün ülkemizde ne yazık ki sık sık konuşmak zorunda kaldığımız, hayatlarımızın bir gerçeği depremden bahsetmek istiyorum.

Korku duygusu, insan hayatının diğer bütün duygular gibi bir parçasıdır. İnsan, belirsiz veya negatif olarak yorumladığı, baş edemeyeceğini düşündüğü durumlar karşısında ortaya çıkan doğal bir cevaptır (Sevim, 2021). Canlılar, çevrede bir tehdit, tehlike, sakıncalı bir durum hissettiğinde korku duygusu harekete geçer. Bu duyguyu harekete geçiren olaylardan biri de doğal afetlerdir. Ülkemizde en çok karşılaştığımız, herkesin en az bir kere deneyimlediği doğal afet olan deprem; yarattığı maddi kayıpların yanı sıra en çok da manevi hasar ile insan hayatını etkiler. Her an, her yerde olabilir gerçeğinin yarattığı belirsizlik hissi ise, insanların bu durumu baş edemeyeceği bir tehdit olarak algılamasının en belirgin sebebidir. Bunların yanı sıra, ülkemizde sık sık tekrar edilen sorular göz önüne alındığında, ‘’Evlerimiz sağlam mı?, Ya binalar yıkılırsa? Gerçekten depreme hazır mıyız?, Depremin ne olduğunu, hazırlanmak için neler yapmalıyız?’’ vb., bu belirsizlik hissinin yarattığı korku cevabı da toplum ve bireyler için kaçınılmaz oluyor.

Korku tepkisinin sonuçları ne oluyor?

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, insanlara deprem hakkında ne hissettikleri sorulduğunda en sık alınan cevaplar çaresizlik, yoğun kaygı, korku, panik, sevdiklerini kaybetme korkusu, belirsizlik hissi, boşluk gibi tanımlamalar oluyor (Erkan vd., 2007). Bu kadar yoğun bir duygu karmaşası karşısında, ve özellikle de depremi günler öncesinden bilecek bir teknoloji eksikliğini bilmemek, afetlerin yerini zamanını bilmemek ve engelleyememek gibi sebepler de işin içine girince, insanlar kendilerini korumak için bazı savunma mekanizmaları geliştirir. Bu mekanizmaları çevrenize kulak kabarttığınızda günlük hayatta sık sık duyabilirsiniz. Örneğin kimi Twitter’da takip ettiği bir ‘’ profesörün ’’ depremi doğru tahmin ettiğini ve bu sayede hazırlık yapacak zamanı olduğunu iddia ederken, kimi sizi ve kendini evinin ne kadar sağlam olduğuna ikna etmek için sıkı bir uğraş verir. Kimi zaman depremin o kadar da yıkıcı olmadığını, bu konuda bu kadar endişe etmenin yersiz olduğu inkar mekanizmasını gözlerken, kimi zaman ise ‘’Kader, kısmet, yapacak bi şey yok.’’ Şeklinde söylemlerle dışsallaştırıldığını görürüz. Bunların hepsi, yaşanan korku duygusu ile başa çıkmak için, güven duygusunu hissetmek için bilinçdışında geliştirilen ve sosyal olarak kabul edilebilir savunma mekanizmalarıdır (Freud, 2018).

Sismofobi (Deprem Korkusu) Nedir?

Yüzlerce fobi arasından, sismofobi sismik tehlike bölgelerinde yaşayan insanlar arasında oldukça sık rastalanan, genellikle irrasyonel deprem korkusu olarak adlandırılır (Artinian, 1998). DSM5 (Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) Tanı kitabında spesifik bir başlık olarak yer almamasına karşın, toplumumuzda yaşanan travmatik deprem deneyimlerinden sonra bile çevremizde birçok insanda belirtileri gözlemleyebiliriz. Bu noktada bir ayrım yapmamızda fayda görüyorum; birçok kişi üzerinde kontrolü olmadığı doğal olaylarından korkabilir, örneğin bir şimşek çaktığında yerinden sıçrayan insanları sıkça görürüz, ancak burada ‘’fobi’’ şeklinde bahsettiğimiz sismofobide, günlük doğal işleyişe yansıyan yoğun bir kaygı, ve hatta günlük hayattan geri çekilmeye varan bir korku tepkisi ayırt edici özellik olarak karşımıza çıkar.

Sismofobi (Deprem Korkusu) Nedenleri Nelerdir?

Sismofobi, yani deprem korkusunun sebepleri için biraz da travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) şeklinde adlandırılan bozukluğun tanı kriterlerine atıfta bulunulmasında fayda görüyorum (Köroğlu,2014). Lisans eğitimim sırasında Üsküdar Üniversitesinde, çok saygı duyduğum hocam Dr. Mert Akcanbaş, bize Travma Psikolojisi dersini anlatırken şöyle bir cümle kurmuştu, (kelimesi kelimesine yazamazsam, sürç-i lisan edersem affola.): ‘’Travma her zaman birebir yaşanmışlıkla olmaz, bazen insanın birinin acısına şahit olması, bazen birinin acısına bir ekrandan maruz kalması bile travmatik deneyim için yeterli olur.’’ İşte bu cümle, afetler travmatik olaylar karşısında oluşan hislerin bir açıklamasıdır benim neznimde. Detaylandıracak olursak, depreme maruz kalmak, depremi birebir yaşamak başlı başına insanoğlu için tetikleyici bir sebeptir. İnsanların günlük hayatı büyük oranda tahrip olur, bazen sevdiklerini kaybetme korkusu yaşar, bazense gerçekten sevdiklerini kaybeder, güven ve güvenlik duyguları zedelenir; bunlarla birlikte maddi kayıplar yaşayabilirler. Bu durum, sismofobinin başlıca tetikleyicisi olabilir, ancak görünenin ötesine bakıldığında, bu duruma şahit olan insanlarda da travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), anksiyete bozukluğu, yas gibi durumların görüldüğü daha önce birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. O halde sismofobinin sebeplerinden biri, deprem sonrası afet alanında arama kurtarma gibi çalışmalara dahil olup, insanların acısına şahit olan görevli veya gönüllü insanların maruz kaldığı görüntüler, sesler, kokular da olabilir. Örneğin yapılan bir çalışmada, afet bölgelerinde çalışan fotoğraf muhabirlerinin %16’sının, travma sonrası stres bozukluğu tanısına uygun olduğu görülmüştür (Newman vd., 2003). Ayrıca, afet dönemlerinde bazen günlerce hatta bazen haftalarca, televizyonlardan, gazetelerden, radyolardan ve sosyal medya platformlarından enkaz ile ilgili haberleri görüyor ve duyuyoruz. Böyle haberler, depremi birebir hissetmemiş olan kişilerde dahi kimi zaman deprem korkusu geliştirmeye sebep oluyor. Bu insanların da, tıpkı yukarıda bahsedilen gibi çeşitli psikolojik bozukluklar geliştirmeye yatkın olduğu görülmüştür.

Sismofobinin (Deprem Korkusu) Belirtileri Nelerdir?

  1. Kişiler, deprem ile ilgili çok ilgili veya tamamen kaçınmacı şekilde ilgisiz olabilirler.
  2. Kişiler; deprem ile ilgili bir şey duyduğunda veya kendi aklına geldiğinde kaçma, saklanma, saklandığı yerden bir süre çıkmama gibi tepkiler verebilir.
  3. Çarpıntı, hızlı soluma görülebilir.
  4. Ağlama, çığlık atma gibi tepkiler görülebilir.
  5. Baş dönmesi, bayılma, mide bulantısı, baş ağrısı, ağız kuruluğu, titreme gibi fiziksel belirtiler görülebilir.
  6. Kapalı alanlara girmekten imtina edebilir, gitmek istediği yerlerin deprem güvencesini kontrol etmek isteyebilir, yolda yürürken dahi yanından geçtiği binaları kontrol edebilir.
  7. Herhangi bir deprem olması durumuna karşın kaçış yolu planlamak için normalin üstünde çaba harcayabilir, evini veya sevdiklerini güvenceye almak için anormal şekilde para harcayabilir.
  8. Davranışları obsesif- kompulsif bir hal alabilir. Gününün çoğunu depremi düşünerek, deprem hakkında konuşarak harcayabilir.

Kişinin günlük yaşantısı gözle görülür şekilde normal işlevselliğinden uzaklaşır. Bunların ek olarak, depreme direkt olarak maruz kalan, o anı yaşayan insanlarda görülebilecek belirtiler (Akcanbaş, 2021):

  1. Depremle ilgili sürekli meşguliyet, deprem ile ilgili kabuslar.
  2. Uykuya dalmakta veya uykuyu sürdürmekte güçlük.
  3. Yas, korku, endişe, kaygı, öfke gibi yoğun duygular.
  4. Ani sesler karşısında irkilme, sürekli yer sallanıyor hissi.
  5. Deprem anına dair hiçir şey hatırlayamama, şok durumu, hatırlayamama bağlı suçluluk hissi
  6. Her an daha kötü bir şey olacakmış hissi ile alarm durumda olma hali


Yayınlanma: 06.10.2023 06:26

Son Güncelleme: 06.10.2023 06:26

Psikolog

Can

AKGÜL

Psikolojik Danışman

Uzmanlıklar:

İlişki / Evlilik Problemleri , Travma ve İlişkili Bozukluklar , Kendine Yabancılaşma ve Yalnızlık
Online TerapiOnline Ter...
süre 40 dk
ücret 600
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 40 dk
ücret 800
Bunları da sevebilirsiniz...

YAS DÖNEMİ VE YAS DÖNEMİ İLE BAŞ ETME STRATEJİLERİ

KAYIP VE YASKAYIPHer birey ölümün kendisinden ve sevdiklerinden uzak olmasını ister fakat yaşamının farklı dönemlerinde kayıp veya kayıp tehdidi ile karşılaşabilir.Sevilen ve güven duyulan kişilerin kaybedilmesi sonucunda bireyin yaşadığı keder, kaygı veya korku gibi yoğun duygular yasın ortaya çıkış biçimleridir.Kaybın ardından yaşanan süreci farklı düzeylerde yansıtan üç farklı kavram bulunmaktadır: -Kayıp yaşama, kişinin sevdiği birini kaybetmesiyle içinde bulunduğu durumu ifade eder. -Matem, ölümden dolayı duyulan üzüntünün yaşandığı zamandır. Kaybedilen kişiye yeniden ulaşmaya çalışma, üzüntü ve yeniden yapılanma aşamalarından oluşur. -Yas, kayıp yaşayan bireyin yaşamının her alanını ilgilendiren çok boyutlu zor bir süreçtir. Ancak, bir hastalık değildir. Kayba karşı gelişen doğal bir tepkidir. (Bildik, 2013)YASBireylerin ölüm sonrasında, yaşadığı kayba uyum sağlama sürecidir.Yas tutmak; “herhangi bir yitim ya da değişikliğe verilen psikolojik yanıt, iç dünyamız ile gerçeklik arasında bir uyum sağlayabilmek için yaptığımız uzlaşmalar” olarak tanımlamıştır (Akt. Şenelmiş, 2006).Bu süreçte yas tepkileri, fiziksel, davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutlarda ortaya çıkabilir.Yas süreci altı ile yirmi dört ay sürer ve zamanla yatışır. Bu sürecin daha uzun ve derin yaşanması yası patolojik bir boyuta ulaştırabilir.Yas TepkileriYas süreci kişiye özgü olup her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilir.Kişi kaybı sakin bir şekilde kabul edebileceği gibi bu durumu ciddi bir kriz şeklinde de yaşayabilir.Bu tür farklı tepkiler olabileceği gibi bireylerde görülen bazı fiziksel, bilişsel, duygusal ve davranışsal ortak tepkiler de görülebilir.Bowlby' e göre kayıpla başa çıkmada sağlıklı veya sağlıksız yolların oluşu; ölen kişinin kimliği ve rolü, yas tutan kişinin yaşı ve cinsiyeti, kaybın şekli ve nedenleri, kayıp sonrası ortamın koşulları, yastaki kişinin kaybedilen kişiyle ilişkisi gibi nedenlere bağlı olabilir (Akt. Yıldız, 2004).Patolojik Yas TepkileriKronik Yas: Çok uzun bir süre ve yeterli bir sonuca ulaşamadan yas tutmanın sürdüğü bir haldir. On yıl ya da daha uzun sürer.Gecikmiş Yas: Engellenmiş, bastırılmış ya da ertelenmiş yas olarak da tanımlanır. Burada geçmişte yaşanan kayıp sırasında gösterilmesi gereken tepki çeşitli sebeplerle ortaya konamadığı için ileriye taşınıp gereğinden şiddetli olarak yaşanmaktadır.Abartılı Yas: Normal yas tepkisinin daha yoğun ve abartılı bir şekilde yaşanmasıdır.Maskelenmiş Yas: Hastalar yakınmalarının kayıpla bağlantılı olabileceğinin farkında değillerdir. Kayıp sırasında ya yas yaşanmamıştır, ya da yasın ifade edilmesi bastırılmıştır.Travmatik yas: Zamansız ve beklenmedik bir anda ve özellikle şiddet ya da korkunç bir olay sonucu meydana gelen ölümlerin ardından bireyde oluşan tepkiler ve bu tepkilere bağlı olarak bireyin yaşam alanlarındaki işlevselliğin önemli derecede olumsuz etkilenmesi olarak tanımlanabilir.YAS TUTMA SÜRECİŞok: Kaybın olduğu/öğrenildiği ilk zamanlarda yaşanır ve kişi ölüm gerçeğiyle kısa bir süre hissizlik yaşar.İnanmama ve inkâr: Kişi ölümü/kayıp gerçeğini bir süre reddederek hiçbir şey olmamış gibi davranabilir. Alkol, ilaç kötüye kullanımı, kendine zarar verici davranışlar gözlenir. Destek yetersizliğinde kronikleşme görülebilir.Arzu etme: Kaybedilen kişinin geri dönmesi arzu edilir ve beklenir. Yalnızlık ve öfke gibi duygular bu sürecin önemli bir parçasıdır. Yaşanılan öfkenin en büyük sebeplerinden biri kişinin kendisini “neden ben” diye sorgulamasına bağlı olarak gelişir. Ancak bu öfke çevredekiler tarafından kişisel olarak algılanmamalı, bir çeşit duruma uyum sağlama çabası olarak nitelendirilmelidir.Çaresizlik: Kayıp gerçeğinin kabullenilmesi ve sonuçlarının anlaşılmasıyla hissedilen çaresizlik yas tutma sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu aşamada hissedilen kaygı sonucu iş hayatında ve sosyal ilişkilerde güçlükler yaşanabilir.Kabullenme ve hayatı düzenleme: Bu dönemde ölüm/kayıp gerçeği artık kabullenilmiştir. Yas tepkilerinin çeşitliliği ve yoğunluğunda azalmalar görülür. Normal yaşam fonksiyonları düzenlenir ve yeni ilişkiler ve projeler için yatırım yapılır.Ergenlik Döneminde Ölüm KavramıErgenlik döneminde benmerkezciliğin oluşu onların ölüme bakışını etkilemektedir.Ergenin kendi kişisel biricikliğine olan inancı, kendisinin ölüm ile karşılaşmayacağı inancına dönüşebilmektedir. Buna bağlı olarak, kayıp yaşayan ergenler güçlü inkâr, öfke, suçlanma, üzüntü, sevdiğine kavuşma (intihar fikirleri) gibi duygusal tepkiler verebilmektedir. Olası belirtiler olarak da suça yönelme, ilaç, alkol kullanımı, bedensel yakınmalar, depresyon, intihar davranışları ve okul başarısızlığı gözlenebilmektedir (Akt. Sezer ve Kaya, 2009)Kaybı Olan Çocuklara/ Ergenlere Nasıl Yardım Edebiliriz?Kayıp durumlarında çocukla açık ve dürüst bir şekilde konuşulmalıdır.Çocuğun gelişim dönemi dikkate alınarak kayıp hakkında uygun açıklamalar yapılmalıdır. Örneğin; dedesini kaybeden 4 yaşındaki bir çocuğa bu durum şu şekilde açıklanabilir; «Hatırlıyor musun geçen yaz bir tavşan almıştık ve sonra hastalandığı için ölmüştü. Aynı şey insanlar için de geçerlidir. Onlar da doğar, büyür, yaşlanırlar ve ölürler.»( Hastalığın, grip gibi hastalıklardan farklı olduğu vurgulanmalıdır.) Bunun yerine, markete gitti ama gelecek, uzun bir yolculuğa çıktı ya da uyuyor demek oldukça yanlıştır. Bu durumlarda çocuk, anne-babası uyuduğunda ya da yolculuğa çıktığında buna karşı bir korku geliştirebilir.Çocuğa kayıp haberi aniden verilmemeli, aşamalı bir şekilde söylenmelidir. (Kaza geçirme, hastaneye yatırılma vs.)Çocuğun tepkileri paylaşılmalı ve ona destek olunmalı, sorduğu sorulara sabırla cevap verilmelidir.Verilen cevaplar birbiriyle tutarlı olmalıdır. Hayatta kalanların güvende oldukları söylenmelidir.Çocuğun cenaze törenine katılması ve/veya mezarlık ziyareti yapması kaybın gerçekliğini anlaması için önemlidir.Çocuklarla korkuları ve/veya suçluluk duyguları hakkında konuşulmalıdır. Çocuk üzülmesin diye çaba sarf edilmemeli aksine üzüntüsüne ortak olunmalıdır. Kaybı takip eden dönemde çocuğun günlük aktivitelerinde bir değişiklik yapılmamalı ve ihtiyaçlarının karşılanmasında tutarlı bir tavır sergilenmelidir. Çocuğun kayba tanık olması ve/veya kayıptan kendini sorumlu tutması durumunda psikolojik bir yardım alması gerekebilir.Kayıp Sonrası Normal Yaşama Dönmede Okulların Rolü ve ÖnemiÇocukların günlük yaşamlarının büyük bir çoğunluğunu geçirdikleri okullar, onların zihinsel ve sosyal becerilerinin gelişmesinde önemli rol oynayan ortamlardır. Okullar aynı zamanda, ana-babaların, çocuklarının gelişimi hakkında bilgi ve destek aldıkları en önemli birimlerdir.BİR KAYIP SONRASINDA ANNE VE BABANIN YANI SIRA OKULLARIN VE ÖĞRETMENLERİN ÇOCUKLARIN YAŞAMLARINDA ÇOK ÖNEMLİ YERİ VARDIR ÇÜNKÜ Öğretmenler, sadece çocukları eğitmek ve onlara belirli bilgi ve becerileri öğretmekle kalmazlar, aynı zamanda onların mutlu ve sağlıklı büyümelerine yardımcı olacak bir öğrenme ve gelişme ortamı yaratırlar. Öğretmenler çocuklarla daha çok birlikte oldukları için, onların ihtiyaçlarını herkesten daha iyi bilir ve gerektiğinde onlara yardım edebilirler.Öğretmenlerin yardımıyla daha ileri düzeyde psikolojik yardıma ihtiyacı olan çocuklar belirlenebilir. İşte bu nedenlerden dolayı öğretmenler olarak sizler travmatik yaşantıların normalleştirilmesi ve okulların hem ana-babalara hem de çocuklara yardım ve destek sağlayan kurumlar haline gelmesinde önemli görevler üstlenebilirsiniz.Ergenlik dönemindeki öğrencilere nasıl yardım edebilirsiniz?Aile ve arkadaşlarıyla duygularını paylaşmalarına ve ifade etmelerine yardım edin.Kabul, hoşgörü ve destek gösterin.Gündelik faaliyetlere katılmalarını ve spor yapmalarını teşvik edin.Okul başarılarıyla ilgili beklentilerinizi azaltın.Öğretmenlere ÖnerilerÇocukların kaybın nasıl ve neden olduğunu anlamalarına yardım edin. Zor durumlar sonrasında insanların verdiği normal tepkiler hakkında onları bilgilendirin. Çocuklarla birlikte onların duygusal olarak iyileşmelerine yardımcı olacak sınıf etkinlikleri düzenleyin. Öğretim etkinliklerini çocukların ihtiyaçlarına göre uyarlayarak ve ihtiyacı olan çocuklara daha fazla eğitim desteği verin.Çocuklar üzerinde özel iletişim teknikleri kullanın. Sınıfta sıcak ve destekleyici bir sosyal ortam yaratın. Çocukların kayıplarla, acı veren anılarla ve duygularla başa çıkmalarına yardımcı olacak etkinlikler düzenleyin. Çocukların iyileşme sürecini kolaylaştırmak için okul ve aile arasındaki işbirliğini güçlendirin

CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİ

CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİBireyin fiziksel, duygusal ve cinsel gelişimini anlaması, olumlu bir kişilik kavramı geliştirmesi, insan cinselliğine, başkalarının haklarına, görüş ve davranışlarına saygılı bir bakış açısı edinmesi, olumlu davranış biçimi ve değer yargıları geliştirmesi eğitimi”Çocuklukta başlayıp ergenlikte artarak devam eden bir süreç olarak cinsel eğitim, cinsel gelişimi korumayı ve desteklemeyi amaçlar.Çocukları ve genç yetişkinleri, cinselliklerinin tadını çıkarmaları, güvenli ve doyurucu ilişkiler kurmaları, kendilerinin ve başkalarının cinsel sağlığı ve refahını korumaları konusunda sorumluluk alabilmeleri için gerekli olan bilgi, beceri ve pozitif değerlerle donatırBireyin cinsellik, duygusal ve fiziksel sağlık ve ilişkiler hakkında bilinçli, tatmin edici ve düzeyli seçimler yapabilme yeteneklerini güçlendirir.Ancak kesinlikle cinselliğe teşvik etmez.Bugün çocuklar, doğru ve kapsamlı bir cinsel eğitim programına geçmişte olduğundan çok daha fazla ihtiyaç duymaktadırlar.Cinsel taciz, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, adölesan gebelikler, cinsel istismar ve aile içi şiddet çok sayıda bireyin yaşamını etkilemektedir.Bu açıdan kapsamlı bir cinsel eğitim, çocuklara ve gençlere, sağlıklı ilişkilerde nasıl hissedecekleri, kendilerini nasıl ifade edecekleri ve nasıl bağlar kuracaklarını öğretme potansiyeline sahiptirCİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ VE ZAMANICinsellik, doğumla başlayıp yaşam boyu devam eden, uzun bir süreçtir.Bu sebeple cinsel anlamda verilecek eğitime erken yaşlarda başlamak, sağlıklı bir gelişim için son derece önemlidirOKUL ÖNCESİ DÖNEMOkul öncesi dönem, cinsel gelişim açısından kritiktir.Bu dönemde çocuk, cinsel farklılıkları sezmeye, cinsel organları keşfetmeye başlar.Özellikle üç yaşından itibaren cinsel ilgi ve merakın ciddi biçimde arttığı görülür.Filmler, diziler ve çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemi itibariyle en önemli sosyal çevresini oluşturan aile ortamı, çocukta var olan cinsel ilgi ve merakı güdüleyerek çocuğun elleme, dokunma, oynama gibibirtakım cinsel davranışlar sergilemesine yol açabilir.Okul öncesi dönemde cinsel eğitim, ileriki dönemlere nazaran daha plansız ve çocuğa göredir.Çocuğun ilgi ve merak, ölçüsünde şekillenen eğitim anne-baba tarafından doğal bir süreç ve ortam içerisinde gerçekleşir.Anne-baba, çocuğuyla konuşarak, çocuğunun sorularına doğru ve tutarlı cevaplar vererek, cinsiyetine uygun kıyafetler giydirerek ve vücut organlarını tanıtarak çocuğuna cinsiyeti ve cinselliği anlatmaya, aktarmayaçalışır.Ayrıca 4-6 yaş arasındaİstismarCinsel Hakları (doğru bilgi ve korunma yöntemleri içermeli)Çocukların güvenliğinden yetişkinlerin sorumlu olduğu bilgileri verilmeye başlanmalıdırAilede EğitimAnne-babalar, cinsiyet ve üreme konusunda çocuklarına bilgi vermelidirler.Bir çocuğa ve bir gence bilmesini yararlı gördüğümüz her şey söylenmelidir ve hiçbir şey saklanmadan açıkça anlatılmalıdır.Burada önemli ölçü, çocuğun merak ettiği şeyleri anlatmak, yaşına göre merak etmediği konularda merak uyandırmamaktır.Verilen bilgiler kesinlikle doğru olmalıdır.Çocuk soru sorduğunda, kesinlikle yapılmaması gereken çocuğu susturmak, çocuğu ayıplamak, çocuğa şiddet kullanmaktır.Bütün bunlar yanlışlığı bir yana sadece çocuğun merakını uyandıracak, onu başka bilgi kaynaklarına yöneltecektir.Cinsel duygular (cinsellik) konusunda açıklamalar için en uygun zaman cinsel yönden uyarılmanın başladığı ve erkeklerde penisin sertleşmesi, kızlarda ise klitoriskaynaklı haz duygularının olageldiği orta çocukluk döneminde yapılmalıdırÖNERGENLİK VE ERGENLİK DÖNEMİNDE CİNSEL EĞİTİMErgenlik döneminin başlamasıyla birlikte ergenlerde cinsel konulara ilgi yeniden artar.Ancak, anne ve babasından daha önce bilgi almamış ergenlerin bu dönemde onlara soru sorma şansı çok azdır.Daha önceki sorularına yeterli yanıt alamamış ergen, yeni bir merakla ortaya çıkan soru ve sorunlarını paylaşmak için anne-baba yerine başka kaynaklara yönelir; bu kaynaklar da genellikle çeşitli yayınlar ve arkadaşlardırÇocuk cinsel kimlik gelişiminde sosyal rol olarak da anne babayı model alır.Anne/baba, kendi cinsiyetinden memnun değilse çocuk da bu cinsiyeti benimsemekte zorluk çekebilir.Örneğin, sürekli kadın olmanın zorluklarından yakınan, bir daha dünyaya erkek olarak gelmek istediğini söyleyen bir annenin kızının da kadınlık rolünden memnunluk duymayacağını söyleyebiliriz.Çünkü cinsel kimlik, cinsel eylemi de içinde barındıran ancak bunun ötesinde kadınlık rolü ve erkeklik rolünü de içeren geniş bir kavramdırErgeni anlamayacağı, ilgi duymayacağı konularda cinsel eğitim adına bilgi bombardımanına tutmak, kafasını karıştırmaktan başka işe yaramayacak, fayda sağlamak yerine zarar verecektir.Önemli olan, ergenin bilgiye ve eğitime ihtiyacı olan dönemleri belirledikten sonra yaşına uygun derecede ve gerekli olan bilgileri vermektir.Gereksinim arttığı dönemlerde, hem öğrenme kolay olacak hem de öğretilenler daha fazla işe yarayacaktırErgenlerin büyüme ve gelişme süreçleri boyunca cinsellikle ilgili olumlu mesaj almaları ve cinselliğe yönelik olumlu bir bakış açısı kazanmaları önemlidir.Çocuklar büyüdükçe sosyal çevre içindeki ilişkileri de giderek gelişmektedir.Böylece ailesinin dışında öğretmen, arkadaşlar,televizyon, müzik, kitaplar, reklamlar ve oyuncaklar gibi birçok kaynaktan cinsellikle ilgili uygun davranış ve değerler hakkında mesajlar almaya ve bilgiler öğrenmeye devam ederler. Küçük yaşlardan başlayarak kapsamlı bir cinsel eğitim alan çocuklarda ve gençlerde şu özellikler gelişmektedirKendilerinde meydana gelen fiziksel ve duygusal gelişimleri anlama ve kabullenmek,Bedeni hakkında olumlu duygular taşıma, bireysel farklılıkları kabullenmek,Şu andaki ve gelecekte yaşamlarında cinseldavranışlarıyla ilgili bilinçli ve sorumlu kararlar alabilmek,Kadın ya da erkek olarak kendi cinsiyeti hakkında olumlu duygular taşımak,Cinsel konular hakkında rahat bir şekilde konuşma ve ifade edebilme becerisi,Uygun ve uygun olmayan cinsel davranışları anlayabilmek,Cinsel taciz ve istismara karşı kendini koruyabilmek,Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve istenmeyen gebeliklerden korunmayı başarmak KAYNAKLAR Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi Ankara. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi 1948. Available at: http://www.unicankara.org.tr/doc_pdf/h_rigths_turkce.pdf. AccessedJun 19, 2017.Standardsforsexualityeducation in Europe. WHO Regionalofficefor Europe andFederal CentreforHealthEducation (BZgA), Cologne. 2010.UNESCO, International Guidelines on SexualityEducation: An evidenceinformedapproachtoeffectivesex, relationshipsand HIV/STIeducation, June 2009.Eroğlu K, Gölbaşı Z. Cinsel eğitimde ebeveynlerin yeri: Ne yapıyorlar, ne yaşıyorlar? Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi. 2005;8(2).UNESCO, International Technical Guidance on SexualityEducation; An evidence-informedapproachforschools, teachersandhealtheducators. December 2019Özkan B. Çocuk ve gençlerin cinsel eğitiminde önemli noktalar. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) (Erişim tarihi: 01.02.2017). http://www.cetad.org.trVural BK, Zincir G. Cinsel sağlık eğitim modeli: IMBmodeli.Gaziantep Tıp Dergisi.2010;16(3): 01-05

STRES VE HAYATIMIZA OLUMSUZ ETKİSİ

Yeni sağlık yaklaşımıSağlığı; yalnız bedenin “iyi” olma hâli olarak değil “bireyin fiziksel, zihinsel, sosyal iyiliği” olarak ele almaktadır.Bu yeni yaklaşım, psikolojik bilimler ile sağlık bilimlerinin önemli bir parçasını oluşturan sağlık psikolojisinin ortayaçıkışında etkili olmuşturPsikofizyolojik rahatsızlıklarPsikolojik-duygusal-fizyolojik zorlukların etkileşiminden etkilenen sağlık problemleridirPsikofizyolojik rahatsızlıklar genellikle stresten kaynaklanmaktadırSık görülen psikofizyolojik rahatsızlıklar; yüksek tansiyon, baş ağrısı, sırt ağrısı, cilt döküntüleri, hazımsızlık, kabız veyorgunlukturHatta nezle (grip) ile bile ilişkili bulunmuşturSTRES VE BAŞ ETME17. yüzyılda stres: Felaket, bela, musibet, dert, keder, elem gibi anlamlarda kullanılmıştır.18. ve 19. yüzyıllarda: Kavramın anlamı değişmiş ve güç, baskı, zor gibi anlamlarda kullanılmıştır.19. yüzyıl- 20. yüzyıl: Stres, bedensel ve ruhsal hastalıkların sebebi olarak düşünülmüştür.Stres,Kişilerin sosyal ve fiziksel çevresiyle etkileşimi sonucu ortaya çıkan fizyolojik ve psikolojik davranışsal tepkilerdir.Sağlık psikologlarına göre günlük hayat, az ya da çok strese neden olan olguları ve duruma adapte olma başarısını içerirStres yükleyiciler ne derece ciddi ve uzun ise uyum da o kadar çaba gerektirirAşırı stresin üstesinden gelebilmek için oluşturduğumuz psikolojik ve biyolojik cevaplar sağlık problemlerine nedenolabilirSTRES EVRENSEL MİDİR?STRES YÜKLEYİCİLERİN DOĞASISevdiği birinin ölümü veya askeri çatışmaya katılma vb evrenseldir.Ancak Stres kişisel bir durumdurStres kişinin algılamalarına bağlıdırAlgılamalar durumsal faktörlere göre değişebilmektedirOlayın kişide tehlike veya meydan okumayı çağrıştırması ve Üstesinden gelebilmek için bütün kaynaklara ulaşamama algısınıoluşturması gerekir Stres yükleyicileri sınıflandırmak;Strese neden olan faktörler;Felaket olaylarKişisel faktörlerGünlük sıkıntılarFelaket olaylarAfetler-uçak kazaları-terör vbFelaketler uzun süreli stres oluşturabilecek potansiyele sahip görünse de her zaman böyle olmazHatta uzun süren ancak ilk başta yıkıcı olmayan olaylardan daha az yıkıcı olabilirÇünkü doğal afetlerin açık bir çözümü vardırİnsanlar çoğunlukla geride bıraktıkları en kötü şeyi bilerek geleceğe bakarSosyal destek de bu durumlarda benzer durumları yaşayanlarca sağlanır2. Kişisel faktörlerAileden birinin ölümüİşini kaybetmeÖnemli kişisel başarısızlıklarEvlenmek gibi pozitif olaylar vb.Genellikle kişisel strese neden olan faktörle önce çokÇabuk ve büyük reaksiyonla başlarken sonra sönmeye başlar3. Günlük sıkıntılarTekrar tekrar yüzleştiğimiz küçük rahatsızlıklardırYapılacak işlerin çok olması, fazla bölünmek (aranmak-rahatsız edilmek-kapı çalması), trafik sıkışıklığı vb.Bazıları da kronikleşen problemlerdir; okul ya da işte yetersizlik hissi, mutsuz bir ilişki içinde olmak ya da kalabalık yerlerde yaşamak Günlük sıkıntıların sayısı psikolojik semptomlar ve grip-boğaz ağrısı-sırt ağrısı vb ile pozitif yönde ilişkili bulunmuşturGünlük sıkıntılar diğer stresli olaylarla birleştiğinde ve sürekli olduğunda uzun süreli hastalıklara yol açabilecek küçük rahatsızlıklardırMotive edicilerNe kadar çok motive edici varsa psikolojik sağlık o kadar iyiStrese verilen en hızlı tepkiler biyolojik olandır;Stres yükleyicilere maruz kalmak adrenalin bezlerinin hormon salgılamasını artırmasına,Kan basıncı ve kalp atımının artmasına ve Tenimizde elektriksel uyarımın değişmesine neden olurSempatik sinir sistemi aktive olurDeğişimler stresli durumla baş edebilmeye olanak sağlarAncak sürekli strese maruz kalmak sistemi sürekli aktive ederek zamanla kan damarları-kalp gibi dokularda hasarlara neden olabilirPsikolojik düzeyde stres seviyesinin yüksek olması insanların yaşamla yeteri kadar mücadele etmesini engellerDuygusal anlamda en ufak problemlerde bile yoğun duygusal tepkiler verebilirlerYeni stres yükleyicilerle düşük düzeyde baş eder.STRESLE BAŞ ETMEZorlukları ve/veya strese sebep olan tehditleri kontrol etme, azaltma yada tolere etmeyi öğrenme çabası «baş etme» dirDUYGU ODAKLI BAŞ ETMEPROBLEM ODAKLI BAŞ ETME Duygu odaklı baş etme Problem hakkında ne hissettiği, Problemi algılama yöntemlerini değiştirme arayışıdır Diğerleri tarafından kabul görmek, onaylanmakBardağa dolu tarafından bakabilmek vb YöntemlerdirProblem odaklı baş etmeStresin kaynağını değiştirmeye çalışmaÜzerine düşünme-seçenekleri belirleme-harekete geçmeÖrn; zayıf ekip performansını artırmak için grup çalışmaları ve pratiklerin artırılmasıBir diğer baş etme yolu ise olumlu olaylar oluşturmadır.Örn; işten bir gün izin alma, etkinliklere katılma vb Problemin çözülemediği durumlarda kaçınmacı baş etme sağlıklı bir seçenek olabilirKaçınmacı yaklaşım, «keşkeci» yaklaşım ya da «alkol- madde» kullanımı şeklinde ortaya çıkabilirÖğrencinin yarın kar yağsa da sınav iptal olsa demesi «keşkeci» yaklaşıma örnektirKaçınmacı yaklaşım alkol-madde kullanımı gibi ertelemelere de neden oluyorsa sorun daha da büyüyebilirSTRESİN TEMEL SONUÇLARIDoğrudan PsikolojikEtkiler: yüksek kanbasıncı-bağışıklık sistemisorunları-hormonal faaliyetlerin artması- psikofizyolojik durumlarZararlı Davranışlar: sigarave alkol-beslenme sorunları- uyku sorunları- madde kullanımı STRESLE İLİŞKİLİ SAĞLIK SORUNLARIKALP HASTALIĞIKANSERDEPRESYONTRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUSİGARAKANSERKoroner kalp hastalığından sonra en çok ölüme neden olan ikinci hastalıktırBir araştırmada, mücadeleci kişilerin iyileşebilme olasılıkları, karamsar bir şekilde acı çeken ve ölümü bekleyenlerden daha fazla bulunmuşturKanser sürecinde terapinin tıbbi olarak da yararlı olduğunu gösteren sonuçlar da bulunmaktadır DEPRESYONBirçok faktörler ilişkili olan depresyon stresle de ilişkili bulunmuşturÖğrenilmiş çaresizlik: itici sonuçları gerçekten uğraşsalar da engelleyemeyeceklerine dair yerleşmiş görüştürÖğrenilmiş çaresizlik yaşayan insanlar yaşamlarınıdeğiştiremeyeceklerine inanır ve daha fazla umutsuzluk-stres- depresyon yaşarlar,TSSB - TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUCiddi felaket ve kişisel stres yükleyicilerin bazı mağdurları TSSB yaşarlarOlayı canlı anımsamaRüyalar görmeMasum bir uyarıcının olayı tekrar tetiklemesi durumları.TSSB aynı zamanda, duygusal hissizlik-alkol, madde kullanımı- intihar vakalarını da içerirSİGARA KULLANIMIHer 5 ölümden 1’inin sigara kaynaklı olduğubelirtilmektedirSigara içmek havalı-sofistike, asi bir hareket ya da stresazaltıcı-ergenler için büyüdüğünü gösterme vb görülebilirSigara bağımlılığının biyolojik ve psikolojik boyutu vardırNikotin ilaçları-sakızlar-burun spreyleri vbürünlerin bağımlılığı azaltabildiği belirtilirAyrıca davranışsal stratejiler-grup terapileri de etkiliGörülmektediSTRES YÖNETİMİ. hayatımızda stres yükleyicileri farkına varmak2. nasıl başa çıkabileceğini ölçme (arkadaş-aile-uzman desteğivb)3. kullandığın başa çıkma yönteminin ne olduğunu ve işe yarayıp yaramadığını kontrol etme4. temel ihtiyaçlarımızı yeterince karşılıyor muyuz? (uyku- yemek…)Stresten KorunmaYollarıOlumlu düşünmekDestek almakEgzersizDüzenli uyku ve beslenmeUyumadan önce çay, kahve, alkol gibi içecekler ve sigara (en az 2 saat) içmemeye özen gösterin“Hayır” demeyi öğreninSolunum ve Gevşeme EgzersiziZihinde CanlandırmaMutlu insanların özellikleriYüksek özgüvene sahiptirler Olayların kendi kontrolünde olduğunu hissederlerİyimserdirlerCinsiyet ayırt etmeksizin aynı aktiviteleri yapmak mutlu insanları mutlu ederDiğer insanlarla birlikte olmaktan hoşlanır