1. Uzman
  2. Handan GEZER
  3. Blog Yazıları
  4. KANSER HASTASININ PSİKOLOJİK TEDAVİSİ

KANSER HASTASININ PSİKOLOJİK TEDAVİSİ


 


      Eğer bir kanser hastası kendisini devamlı mutsuz hissediyorsa, yoğun bir isteksizlik içerindeyse ve eskiden zevk aldığı şeylerden artık zevk alamıyorsa bu, dikkate alınması gereken bir durumdur. Kanser hastalarında psikoterapi hastalığın fiziksel tedavisinin tamamlayıcıdır. Tedavinin bütünleyici ve ayrılmaz bir bölümüdür. Kişiye, hastalığın tipine, evresine, psikososyal çevreye göre değişmekle beraber, kanser hastalığı zaten psikolojik zorlanma ve bozukluklara yol açma potansiyeli en yüksek olan hastalık gruplarındandır.


    Kanserde psikolojik tedavi girişimleri; bireysel psikoterapi, psikolojik eğitim veya psikoterapotik yollarla kanserle baş etme davranışını geliştirmek için uygulanan sistematik çabalardır. Genel amacım; morali, kendine güveni ve baş etme yetisini arttırırken, sıkıntıyı ve ruhsal sorunları azaltmaktadır. Ayrıca; bireyin hastalıkla savaşırken kontrol duygusunu geliştirmek ve karşılaştığı sorunları çözmede pratik çözümler gösterebilmek, kızgınlık, öfke, suçluluk gibi duygu ve tepkilerin serbestçe ifade edilmesini ve hastalıkla ilgili düşüncelerin anlatılmasını cesaretlendirmek, psikolojik ve sosyal uyumu sağlayarak yaşam kalitesini arttırmak, hasta ile aile ve sosyal etkileşim alanları arasındaki etkileşimi güçlendirmek psikoterapinin amaçlarım arasında sayılabilir.


   Terapi sürecinde hasta ile psikoterapötik ilişkide duyguların, tutumların, düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi birincil ve temeldir. Sorunu çözmeye dönük girişimler ancak bu aşamadan sonra mümkündür. Hastanın bir birey olarak anlaşıldığını deneyimlemesi en önemli unsurdur.


   Hastanın ruhsal durum değerlendirmesinde, biyopsikososyal formülasyon tanımlandıktan sonra hastalığa özgül reaksiyonlar ve sorun alanları değerlendirilir.


   Bu sorunların en yaygın olanları şöyle özetlenebilir.


   • Fiziksel sorunlar (örn; bulantı, ağrı, letarji, kilo kaybı, organ kaybı)


   • Kanser tipiyle ilişkili olmayan kanserde yaşanan genel sorunlar (örn; çaresizlik, umutsuzluk duyguları, ölüm korkusu, nüks korkusu, gelecek endişesi, belirsizlik)


   • Ruhsal ve duygusal bozukluklar (örn; kaygı, suçluluk, kızgınlık, öfke duyguları, depresyon)


   • Zihinsel işlevlerde bozulma (örn; dikkat azlığı, bellek kusurları)


   • İlişkisel ve psikososyal sorunlar (örn; eş ile ilişkiler, rol sorunları, iletişim güçlükleri, işteki değişiklikler, sosyal geri çekilme ve izolasyon)


   Her hastada bu sorun alanları, bunların hastalıkla bağlantısı, kişinin bu sorunlara atfettiği anlam ve önem değerlendirilir.


 


Genellikle başlangıçtaki şaşkınlık, inkar ve çözülmeden sonra, birçok hastada şu ya da bu şekilde bir uyum ve baş etme stili gelişmektedir. Kanserde ortaya çıkan psikopatalojide en önemli unsur yaşamın tehdit edilmesidir. Hastaların oraya koydukları çeşitli (algısal) uyum stilleri (inkar, fatalizm, mücadeleci tutum, çaresizlik, umutsuzluk, kaygılı meşguliyet ve bekleyiş) belirli düşünce, duygu ve tutumların gelişmesine yol açar. Hastalık, belirtileri ve tedaviler belirli bir bakış açısı içinde yorumlanır. Bunların hepsi, kişinin dünyadaki varoluşunu etkileyebilecek durumlar olduğundan kişiyi çok kaygılandırıyor. Çaresizlik-umutsuzluk yaşayan bir hasta, tanıyı ölüm cezası gibi yaşar ve yapılabilecek hiçbir şeyin olamayacağını ve ölümün hemen gerçekleşeceği gibi düşünce içine girer. Hastalığın gidişine ilişkin olumlu göstergeleri küçümser, en sık olumsuz bilgiyi felaketçi algılar. Tedavi basamaklarını ‘'ya hep ya hiç ‘', ‘'siyah-beyaz'' keskinliği içinde yorumlar. Her uyumu bozan stilinin, belirli bir düşünce stili vardır. Böylece olumsuz negatif düşünceler gelişir. Bu düşünceler hem duygusal gerginlik, elem yaratır, hem de hastanın etkili baş etme yöntemlerini geliştirmesini ve tedavide uyumunu güçleştirir. Olumsuz düşünce ve tutumlar, gerçeği ve yaşamı daha da karamsar ve umutsuz algılamaya yol açar. Genelde fiziksel hastalıklarda ve daha özelde kanserde ortaya çıkan duygusal tepkilerde, algısal süreçler birincidir. Kanserde ortaya çıkan depresif durum başta olmak üzere psikopatolojide, önce felaketçi algı ve hastalığa geleceğe ilişkin çaresizlik düşünceleri ve olumsuz otomatik düşüncelerin yaygınlaştırılıp, genelleştirilmesi görülmekte, duygulanma ilişkin acı, elem, kaygı yaşantılaması bu algılara ikincil ve paralel gelişmektedir.


Kanser hastalarında psikolojik tedavinin amaçları şöyle özetlenebilir:


• Psikolojik morbiditeyi düzeltmek ve azaltmak


• Mücadele ve yaşama güç ve dürtüsünü arttırıcı, kansere ruhsal-davranışsal uyumu güçlendirmek


• Hastalıkta ve yaşamlarında kendi denetimlerinin olduğu duygusunu geliştirip arttırmak, aynı zamanda kanser tedavilerinde etken katılımı sağlamak


• Hasta ile aile ve sosyal etkileşim alanları arasındaki iletişimi güçlendirmek


• Kanserle ilişkili fiziksel ve psikolojik sorunlarla baş edebilmek, etkin yöntemleri ve tutumları geliştirmek


• Kızgınlık, öfke, suçluluk vs. gibi (örtülü) duygu ve tepkilerin serbestçe ifade edilmesini ve hastalıkla ilgili düşüncelerin anlatılmasını cesaretlendirmek


• Gelecekte ve varoluşla ilgili bilinmezlikte baş etme yolları incelemek.


• Psikolojik ve sosyal uyumu sağlayarak yaşam kalitesini arttırmak


• Kaygı, depresyon, felaketçi tepkiler ve diğer psikiyatrik belirtileri düzeltmek


Psikolojik destek almak, hastanın korku ve kaygılarını azaltarak yaşam kalitesini yükseltiyor dolayısıyla hastalığıyla daha iyi başa çıkabiliyor. Böylece hastanın ileride daha şiddetli bir psikolojik bozukluk yaşamasını da önlemiş oluyor.


Beden ve zihin birbiriyle sürekli iletişim halindedir. Psikolojinin olumlu olması, bedeni de olumlu bir şekilde etkiliyor. Örneğin, kendinizi mutsuz hissettiğiniz bir anda başınız ağrırsa, mutlu olduğunuz bir ana göre bu ağrıyı daha şiddetli hissedersiniz.


Olumlu düşünmek bağışıklık sisteminizi de olumlu bir şekilde etkiliyor.


Hiçbir insan sürekli çok mutlu, kaygısız, neşeli, enerjik vb. olamaz. Kanser hastalığının yukarıdaki özellikleriyle insana kendini kötü hissettirme olasılığı çok yüksek. Önemli olan kötü hissedilen zamanların mümkün olduğunca azaltılmaya çalışması.

Kanser hastaları doktorları tarafından farklı bir şekilde yönlendirilmedikçe mümkünse hayatlarına yeni bir şeyler sokmaya çalışmalılar. Bu yenilik; yeni bir yerin görülmesi olabileceği gibi, yeni bir aktivite edinmek ya da yeni insanlar tanımak da olabilir.


Kanser hastalığı insanları sadece olumsuz yönde etkilemiyor. Kanser hastaları bu hastalıkla baş ederken, fark etmeseler de daha güçlü bir insan olmayı öğreniyorlar. Hatta tedavisi biten kanser hastaları ve yaşamlarını eskisinden bile daha kaliteli ve zenginleşmiş bir şekilde sürdürebiliyorlar. Olumlu düşünmek bağışıklık sisteminizi de olumlu bir şekilde etkiliyor


Handan GEZER


Uzman Adli Psikolog/ Psikolojik Danışman


Yayınlanma: 26.01.2022 11:46

Son Güncelleme: 26.01.2022 11:46

Psikolog

Handan

GEZER

Uzman Psikolojik Danışman

Uzmanlıklar:

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları , Yasal Konular / İşlemler / Adli Psikiyatri , İlişki / Evlilik Problemleri
Online TerapiOnline Ter...
süre 50 dk
ücret 1200
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 50 dk
ücret 1200
Bunları da sevebilirsiniz...

YAS DÖNEMİ VE YAS DÖNEMİ İLE BAŞ ETME STRATEJİLERİ

KAYIP VE YASKAYIPHer birey ölümün kendisinden ve sevdiklerinden uzak olmasını ister fakat yaşamının farklı dönemlerinde kayıp veya kayıp tehdidi ile karşılaşabilir.Sevilen ve güven duyulan kişilerin kaybedilmesi sonucunda bireyin yaşadığı keder, kaygı veya korku gibi yoğun duygular yasın ortaya çıkış biçimleridir.Kaybın ardından yaşanan süreci farklı düzeylerde yansıtan üç farklı kavram bulunmaktadır: -Kayıp yaşama, kişinin sevdiği birini kaybetmesiyle içinde bulunduğu durumu ifade eder. -Matem, ölümden dolayı duyulan üzüntünün yaşandığı zamandır. Kaybedilen kişiye yeniden ulaşmaya çalışma, üzüntü ve yeniden yapılanma aşamalarından oluşur. -Yas, kayıp yaşayan bireyin yaşamının her alanını ilgilendiren çok boyutlu zor bir süreçtir. Ancak, bir hastalık değildir. Kayba karşı gelişen doğal bir tepkidir. (Bildik, 2013)YASBireylerin ölüm sonrasında, yaşadığı kayba uyum sağlama sürecidir.Yas tutmak; “herhangi bir yitim ya da değişikliğe verilen psikolojik yanıt, iç dünyamız ile gerçeklik arasında bir uyum sağlayabilmek için yaptığımız uzlaşmalar” olarak tanımlamıştır (Akt. Şenelmiş, 2006).Bu süreçte yas tepkileri, fiziksel, davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutlarda ortaya çıkabilir.Yas süreci altı ile yirmi dört ay sürer ve zamanla yatışır. Bu sürecin daha uzun ve derin yaşanması yası patolojik bir boyuta ulaştırabilir.Yas TepkileriYas süreci kişiye özgü olup her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilir.Kişi kaybı sakin bir şekilde kabul edebileceği gibi bu durumu ciddi bir kriz şeklinde de yaşayabilir.Bu tür farklı tepkiler olabileceği gibi bireylerde görülen bazı fiziksel, bilişsel, duygusal ve davranışsal ortak tepkiler de görülebilir.Bowlby' e göre kayıpla başa çıkmada sağlıklı veya sağlıksız yolların oluşu; ölen kişinin kimliği ve rolü, yas tutan kişinin yaşı ve cinsiyeti, kaybın şekli ve nedenleri, kayıp sonrası ortamın koşulları, yastaki kişinin kaybedilen kişiyle ilişkisi gibi nedenlere bağlı olabilir (Akt. Yıldız, 2004).Patolojik Yas TepkileriKronik Yas: Çok uzun bir süre ve yeterli bir sonuca ulaşamadan yas tutmanın sürdüğü bir haldir. On yıl ya da daha uzun sürer.Gecikmiş Yas: Engellenmiş, bastırılmış ya da ertelenmiş yas olarak da tanımlanır. Burada geçmişte yaşanan kayıp sırasında gösterilmesi gereken tepki çeşitli sebeplerle ortaya konamadığı için ileriye taşınıp gereğinden şiddetli olarak yaşanmaktadır.Abartılı Yas: Normal yas tepkisinin daha yoğun ve abartılı bir şekilde yaşanmasıdır.Maskelenmiş Yas: Hastalar yakınmalarının kayıpla bağlantılı olabileceğinin farkında değillerdir. Kayıp sırasında ya yas yaşanmamıştır, ya da yasın ifade edilmesi bastırılmıştır.Travmatik yas: Zamansız ve beklenmedik bir anda ve özellikle şiddet ya da korkunç bir olay sonucu meydana gelen ölümlerin ardından bireyde oluşan tepkiler ve bu tepkilere bağlı olarak bireyin yaşam alanlarındaki işlevselliğin önemli derecede olumsuz etkilenmesi olarak tanımlanabilir.YAS TUTMA SÜRECİŞok: Kaybın olduğu/öğrenildiği ilk zamanlarda yaşanır ve kişi ölüm gerçeğiyle kısa bir süre hissizlik yaşar.İnanmama ve inkâr: Kişi ölümü/kayıp gerçeğini bir süre reddederek hiçbir şey olmamış gibi davranabilir. Alkol, ilaç kötüye kullanımı, kendine zarar verici davranışlar gözlenir. Destek yetersizliğinde kronikleşme görülebilir.Arzu etme: Kaybedilen kişinin geri dönmesi arzu edilir ve beklenir. Yalnızlık ve öfke gibi duygular bu sürecin önemli bir parçasıdır. Yaşanılan öfkenin en büyük sebeplerinden biri kişinin kendisini “neden ben” diye sorgulamasına bağlı olarak gelişir. Ancak bu öfke çevredekiler tarafından kişisel olarak algılanmamalı, bir çeşit duruma uyum sağlama çabası olarak nitelendirilmelidir.Çaresizlik: Kayıp gerçeğinin kabullenilmesi ve sonuçlarının anlaşılmasıyla hissedilen çaresizlik yas tutma sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu aşamada hissedilen kaygı sonucu iş hayatında ve sosyal ilişkilerde güçlükler yaşanabilir.Kabullenme ve hayatı düzenleme: Bu dönemde ölüm/kayıp gerçeği artık kabullenilmiştir. Yas tepkilerinin çeşitliliği ve yoğunluğunda azalmalar görülür. Normal yaşam fonksiyonları düzenlenir ve yeni ilişkiler ve projeler için yatırım yapılır.Ergenlik Döneminde Ölüm KavramıErgenlik döneminde benmerkezciliğin oluşu onların ölüme bakışını etkilemektedir.Ergenin kendi kişisel biricikliğine olan inancı, kendisinin ölüm ile karşılaşmayacağı inancına dönüşebilmektedir. Buna bağlı olarak, kayıp yaşayan ergenler güçlü inkâr, öfke, suçlanma, üzüntü, sevdiğine kavuşma (intihar fikirleri) gibi duygusal tepkiler verebilmektedir. Olası belirtiler olarak da suça yönelme, ilaç, alkol kullanımı, bedensel yakınmalar, depresyon, intihar davranışları ve okul başarısızlığı gözlenebilmektedir (Akt. Sezer ve Kaya, 2009)Kaybı Olan Çocuklara/ Ergenlere Nasıl Yardım Edebiliriz?Kayıp durumlarında çocukla açık ve dürüst bir şekilde konuşulmalıdır.Çocuğun gelişim dönemi dikkate alınarak kayıp hakkında uygun açıklamalar yapılmalıdır. Örneğin; dedesini kaybeden 4 yaşındaki bir çocuğa bu durum şu şekilde açıklanabilir; «Hatırlıyor musun geçen yaz bir tavşan almıştık ve sonra hastalandığı için ölmüştü. Aynı şey insanlar için de geçerlidir. Onlar da doğar, büyür, yaşlanırlar ve ölürler.»( Hastalığın, grip gibi hastalıklardan farklı olduğu vurgulanmalıdır.) Bunun yerine, markete gitti ama gelecek, uzun bir yolculuğa çıktı ya da uyuyor demek oldukça yanlıştır. Bu durumlarda çocuk, anne-babası uyuduğunda ya da yolculuğa çıktığında buna karşı bir korku geliştirebilir.Çocuğa kayıp haberi aniden verilmemeli, aşamalı bir şekilde söylenmelidir. (Kaza geçirme, hastaneye yatırılma vs.)Çocuğun tepkileri paylaşılmalı ve ona destek olunmalı, sorduğu sorulara sabırla cevap verilmelidir.Verilen cevaplar birbiriyle tutarlı olmalıdır. Hayatta kalanların güvende oldukları söylenmelidir.Çocuğun cenaze törenine katılması ve/veya mezarlık ziyareti yapması kaybın gerçekliğini anlaması için önemlidir.Çocuklarla korkuları ve/veya suçluluk duyguları hakkında konuşulmalıdır. Çocuk üzülmesin diye çaba sarf edilmemeli aksine üzüntüsüne ortak olunmalıdır. Kaybı takip eden dönemde çocuğun günlük aktivitelerinde bir değişiklik yapılmamalı ve ihtiyaçlarının karşılanmasında tutarlı bir tavır sergilenmelidir. Çocuğun kayba tanık olması ve/veya kayıptan kendini sorumlu tutması durumunda psikolojik bir yardım alması gerekebilir.Kayıp Sonrası Normal Yaşama Dönmede Okulların Rolü ve ÖnemiÇocukların günlük yaşamlarının büyük bir çoğunluğunu geçirdikleri okullar, onların zihinsel ve sosyal becerilerinin gelişmesinde önemli rol oynayan ortamlardır. Okullar aynı zamanda, ana-babaların, çocuklarının gelişimi hakkında bilgi ve destek aldıkları en önemli birimlerdir.BİR KAYIP SONRASINDA ANNE VE BABANIN YANI SIRA OKULLARIN VE ÖĞRETMENLERİN ÇOCUKLARIN YAŞAMLARINDA ÇOK ÖNEMLİ YERİ VARDIR ÇÜNKÜ Öğretmenler, sadece çocukları eğitmek ve onlara belirli bilgi ve becerileri öğretmekle kalmazlar, aynı zamanda onların mutlu ve sağlıklı büyümelerine yardımcı olacak bir öğrenme ve gelişme ortamı yaratırlar. Öğretmenler çocuklarla daha çok birlikte oldukları için, onların ihtiyaçlarını herkesten daha iyi bilir ve gerektiğinde onlara yardım edebilirler.Öğretmenlerin yardımıyla daha ileri düzeyde psikolojik yardıma ihtiyacı olan çocuklar belirlenebilir. İşte bu nedenlerden dolayı öğretmenler olarak sizler travmatik yaşantıların normalleştirilmesi ve okulların hem ana-babalara hem de çocuklara yardım ve destek sağlayan kurumlar haline gelmesinde önemli görevler üstlenebilirsiniz.Ergenlik dönemindeki öğrencilere nasıl yardım edebilirsiniz?Aile ve arkadaşlarıyla duygularını paylaşmalarına ve ifade etmelerine yardım edin.Kabul, hoşgörü ve destek gösterin.Gündelik faaliyetlere katılmalarını ve spor yapmalarını teşvik edin.Okul başarılarıyla ilgili beklentilerinizi azaltın.Öğretmenlere ÖnerilerÇocukların kaybın nasıl ve neden olduğunu anlamalarına yardım edin. Zor durumlar sonrasında insanların verdiği normal tepkiler hakkında onları bilgilendirin. Çocuklarla birlikte onların duygusal olarak iyileşmelerine yardımcı olacak sınıf etkinlikleri düzenleyin. Öğretim etkinliklerini çocukların ihtiyaçlarına göre uyarlayarak ve ihtiyacı olan çocuklara daha fazla eğitim desteği verin.Çocuklar üzerinde özel iletişim teknikleri kullanın. Sınıfta sıcak ve destekleyici bir sosyal ortam yaratın. Çocukların kayıplarla, acı veren anılarla ve duygularla başa çıkmalarına yardımcı olacak etkinlikler düzenleyin. Çocukların iyileşme sürecini kolaylaştırmak için okul ve aile arasındaki işbirliğini güçlendirin

CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİ

CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİBireyin fiziksel, duygusal ve cinsel gelişimini anlaması, olumlu bir kişilik kavramı geliştirmesi, insan cinselliğine, başkalarının haklarına, görüş ve davranışlarına saygılı bir bakış açısı edinmesi, olumlu davranış biçimi ve değer yargıları geliştirmesi eğitimi”Çocuklukta başlayıp ergenlikte artarak devam eden bir süreç olarak cinsel eğitim, cinsel gelişimi korumayı ve desteklemeyi amaçlar.Çocukları ve genç yetişkinleri, cinselliklerinin tadını çıkarmaları, güvenli ve doyurucu ilişkiler kurmaları, kendilerinin ve başkalarının cinsel sağlığı ve refahını korumaları konusunda sorumluluk alabilmeleri için gerekli olan bilgi, beceri ve pozitif değerlerle donatırBireyin cinsellik, duygusal ve fiziksel sağlık ve ilişkiler hakkında bilinçli, tatmin edici ve düzeyli seçimler yapabilme yeteneklerini güçlendirir.Ancak kesinlikle cinselliğe teşvik etmez.Bugün çocuklar, doğru ve kapsamlı bir cinsel eğitim programına geçmişte olduğundan çok daha fazla ihtiyaç duymaktadırlar.Cinsel taciz, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, adölesan gebelikler, cinsel istismar ve aile içi şiddet çok sayıda bireyin yaşamını etkilemektedir.Bu açıdan kapsamlı bir cinsel eğitim, çocuklara ve gençlere, sağlıklı ilişkilerde nasıl hissedecekleri, kendilerini nasıl ifade edecekleri ve nasıl bağlar kuracaklarını öğretme potansiyeline sahiptirCİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ VE ZAMANICinsellik, doğumla başlayıp yaşam boyu devam eden, uzun bir süreçtir.Bu sebeple cinsel anlamda verilecek eğitime erken yaşlarda başlamak, sağlıklı bir gelişim için son derece önemlidirOKUL ÖNCESİ DÖNEMOkul öncesi dönem, cinsel gelişim açısından kritiktir.Bu dönemde çocuk, cinsel farklılıkları sezmeye, cinsel organları keşfetmeye başlar.Özellikle üç yaşından itibaren cinsel ilgi ve merakın ciddi biçimde arttığı görülür.Filmler, diziler ve çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemi itibariyle en önemli sosyal çevresini oluşturan aile ortamı, çocukta var olan cinsel ilgi ve merakı güdüleyerek çocuğun elleme, dokunma, oynama gibibirtakım cinsel davranışlar sergilemesine yol açabilir.Okul öncesi dönemde cinsel eğitim, ileriki dönemlere nazaran daha plansız ve çocuğa göredir.Çocuğun ilgi ve merak, ölçüsünde şekillenen eğitim anne-baba tarafından doğal bir süreç ve ortam içerisinde gerçekleşir.Anne-baba, çocuğuyla konuşarak, çocuğunun sorularına doğru ve tutarlı cevaplar vererek, cinsiyetine uygun kıyafetler giydirerek ve vücut organlarını tanıtarak çocuğuna cinsiyeti ve cinselliği anlatmaya, aktarmayaçalışır.Ayrıca 4-6 yaş arasındaİstismarCinsel Hakları (doğru bilgi ve korunma yöntemleri içermeli)Çocukların güvenliğinden yetişkinlerin sorumlu olduğu bilgileri verilmeye başlanmalıdırAilede EğitimAnne-babalar, cinsiyet ve üreme konusunda çocuklarına bilgi vermelidirler.Bir çocuğa ve bir gence bilmesini yararlı gördüğümüz her şey söylenmelidir ve hiçbir şey saklanmadan açıkça anlatılmalıdır.Burada önemli ölçü, çocuğun merak ettiği şeyleri anlatmak, yaşına göre merak etmediği konularda merak uyandırmamaktır.Verilen bilgiler kesinlikle doğru olmalıdır.Çocuk soru sorduğunda, kesinlikle yapılmaması gereken çocuğu susturmak, çocuğu ayıplamak, çocuğa şiddet kullanmaktır.Bütün bunlar yanlışlığı bir yana sadece çocuğun merakını uyandıracak, onu başka bilgi kaynaklarına yöneltecektir.Cinsel duygular (cinsellik) konusunda açıklamalar için en uygun zaman cinsel yönden uyarılmanın başladığı ve erkeklerde penisin sertleşmesi, kızlarda ise klitoriskaynaklı haz duygularının olageldiği orta çocukluk döneminde yapılmalıdırÖNERGENLİK VE ERGENLİK DÖNEMİNDE CİNSEL EĞİTİMErgenlik döneminin başlamasıyla birlikte ergenlerde cinsel konulara ilgi yeniden artar.Ancak, anne ve babasından daha önce bilgi almamış ergenlerin bu dönemde onlara soru sorma şansı çok azdır.Daha önceki sorularına yeterli yanıt alamamış ergen, yeni bir merakla ortaya çıkan soru ve sorunlarını paylaşmak için anne-baba yerine başka kaynaklara yönelir; bu kaynaklar da genellikle çeşitli yayınlar ve arkadaşlardırÇocuk cinsel kimlik gelişiminde sosyal rol olarak da anne babayı model alır.Anne/baba, kendi cinsiyetinden memnun değilse çocuk da bu cinsiyeti benimsemekte zorluk çekebilir.Örneğin, sürekli kadın olmanın zorluklarından yakınan, bir daha dünyaya erkek olarak gelmek istediğini söyleyen bir annenin kızının da kadınlık rolünden memnunluk duymayacağını söyleyebiliriz.Çünkü cinsel kimlik, cinsel eylemi de içinde barındıran ancak bunun ötesinde kadınlık rolü ve erkeklik rolünü de içeren geniş bir kavramdırErgeni anlamayacağı, ilgi duymayacağı konularda cinsel eğitim adına bilgi bombardımanına tutmak, kafasını karıştırmaktan başka işe yaramayacak, fayda sağlamak yerine zarar verecektir.Önemli olan, ergenin bilgiye ve eğitime ihtiyacı olan dönemleri belirledikten sonra yaşına uygun derecede ve gerekli olan bilgileri vermektir.Gereksinim arttığı dönemlerde, hem öğrenme kolay olacak hem de öğretilenler daha fazla işe yarayacaktırErgenlerin büyüme ve gelişme süreçleri boyunca cinsellikle ilgili olumlu mesaj almaları ve cinselliğe yönelik olumlu bir bakış açısı kazanmaları önemlidir.Çocuklar büyüdükçe sosyal çevre içindeki ilişkileri de giderek gelişmektedir.Böylece ailesinin dışında öğretmen, arkadaşlar,televizyon, müzik, kitaplar, reklamlar ve oyuncaklar gibi birçok kaynaktan cinsellikle ilgili uygun davranış ve değerler hakkında mesajlar almaya ve bilgiler öğrenmeye devam ederler. Küçük yaşlardan başlayarak kapsamlı bir cinsel eğitim alan çocuklarda ve gençlerde şu özellikler gelişmektedirKendilerinde meydana gelen fiziksel ve duygusal gelişimleri anlama ve kabullenmek,Bedeni hakkında olumlu duygular taşıma, bireysel farklılıkları kabullenmek,Şu andaki ve gelecekte yaşamlarında cinseldavranışlarıyla ilgili bilinçli ve sorumlu kararlar alabilmek,Kadın ya da erkek olarak kendi cinsiyeti hakkında olumlu duygular taşımak,Cinsel konular hakkında rahat bir şekilde konuşma ve ifade edebilme becerisi,Uygun ve uygun olmayan cinsel davranışları anlayabilmek,Cinsel taciz ve istismara karşı kendini koruyabilmek,Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve istenmeyen gebeliklerden korunmayı başarmak KAYNAKLAR Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi Ankara. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi 1948. Available at: http://www.unicankara.org.tr/doc_pdf/h_rigths_turkce.pdf. AccessedJun 19, 2017.Standardsforsexualityeducation in Europe. WHO Regionalofficefor Europe andFederal CentreforHealthEducation (BZgA), Cologne. 2010.UNESCO, International Guidelines on SexualityEducation: An evidenceinformedapproachtoeffectivesex, relationshipsand HIV/STIeducation, June 2009.Eroğlu K, Gölbaşı Z. Cinsel eğitimde ebeveynlerin yeri: Ne yapıyorlar, ne yaşıyorlar? Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi. 2005;8(2).UNESCO, International Technical Guidance on SexualityEducation; An evidence-informedapproachforschools, teachersandhealtheducators. December 2019Özkan B. Çocuk ve gençlerin cinsel eğitiminde önemli noktalar. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) (Erişim tarihi: 01.02.2017). http://www.cetad.org.trVural BK, Zincir G. Cinsel sağlık eğitim modeli: IMBmodeli.Gaziantep Tıp Dergisi.2010;16(3): 01-05

STRES VE HAYATIMIZA OLUMSUZ ETKİSİ

Yeni sağlık yaklaşımıSağlığı; yalnız bedenin “iyi” olma hâli olarak değil “bireyin fiziksel, zihinsel, sosyal iyiliği” olarak ele almaktadır.Bu yeni yaklaşım, psikolojik bilimler ile sağlık bilimlerinin önemli bir parçasını oluşturan sağlık psikolojisinin ortayaçıkışında etkili olmuşturPsikofizyolojik rahatsızlıklarPsikolojik-duygusal-fizyolojik zorlukların etkileşiminden etkilenen sağlık problemleridirPsikofizyolojik rahatsızlıklar genellikle stresten kaynaklanmaktadırSık görülen psikofizyolojik rahatsızlıklar; yüksek tansiyon, baş ağrısı, sırt ağrısı, cilt döküntüleri, hazımsızlık, kabız veyorgunlukturHatta nezle (grip) ile bile ilişkili bulunmuşturSTRES VE BAŞ ETME17. yüzyılda stres: Felaket, bela, musibet, dert, keder, elem gibi anlamlarda kullanılmıştır.18. ve 19. yüzyıllarda: Kavramın anlamı değişmiş ve güç, baskı, zor gibi anlamlarda kullanılmıştır.19. yüzyıl- 20. yüzyıl: Stres, bedensel ve ruhsal hastalıkların sebebi olarak düşünülmüştür.Stres,Kişilerin sosyal ve fiziksel çevresiyle etkileşimi sonucu ortaya çıkan fizyolojik ve psikolojik davranışsal tepkilerdir.Sağlık psikologlarına göre günlük hayat, az ya da çok strese neden olan olguları ve duruma adapte olma başarısını içerirStres yükleyiciler ne derece ciddi ve uzun ise uyum da o kadar çaba gerektirirAşırı stresin üstesinden gelebilmek için oluşturduğumuz psikolojik ve biyolojik cevaplar sağlık problemlerine nedenolabilirSTRES EVRENSEL MİDİR?STRES YÜKLEYİCİLERİN DOĞASISevdiği birinin ölümü veya askeri çatışmaya katılma vb evrenseldir.Ancak Stres kişisel bir durumdurStres kişinin algılamalarına bağlıdırAlgılamalar durumsal faktörlere göre değişebilmektedirOlayın kişide tehlike veya meydan okumayı çağrıştırması ve Üstesinden gelebilmek için bütün kaynaklara ulaşamama algısınıoluşturması gerekir Stres yükleyicileri sınıflandırmak;Strese neden olan faktörler;Felaket olaylarKişisel faktörlerGünlük sıkıntılarFelaket olaylarAfetler-uçak kazaları-terör vbFelaketler uzun süreli stres oluşturabilecek potansiyele sahip görünse de her zaman böyle olmazHatta uzun süren ancak ilk başta yıkıcı olmayan olaylardan daha az yıkıcı olabilirÇünkü doğal afetlerin açık bir çözümü vardırİnsanlar çoğunlukla geride bıraktıkları en kötü şeyi bilerek geleceğe bakarSosyal destek de bu durumlarda benzer durumları yaşayanlarca sağlanır2. Kişisel faktörlerAileden birinin ölümüİşini kaybetmeÖnemli kişisel başarısızlıklarEvlenmek gibi pozitif olaylar vb.Genellikle kişisel strese neden olan faktörle önce çokÇabuk ve büyük reaksiyonla başlarken sonra sönmeye başlar3. Günlük sıkıntılarTekrar tekrar yüzleştiğimiz küçük rahatsızlıklardırYapılacak işlerin çok olması, fazla bölünmek (aranmak-rahatsız edilmek-kapı çalması), trafik sıkışıklığı vb.Bazıları da kronikleşen problemlerdir; okul ya da işte yetersizlik hissi, mutsuz bir ilişki içinde olmak ya da kalabalık yerlerde yaşamak Günlük sıkıntıların sayısı psikolojik semptomlar ve grip-boğaz ağrısı-sırt ağrısı vb ile pozitif yönde ilişkili bulunmuşturGünlük sıkıntılar diğer stresli olaylarla birleştiğinde ve sürekli olduğunda uzun süreli hastalıklara yol açabilecek küçük rahatsızlıklardırMotive edicilerNe kadar çok motive edici varsa psikolojik sağlık o kadar iyiStrese verilen en hızlı tepkiler biyolojik olandır;Stres yükleyicilere maruz kalmak adrenalin bezlerinin hormon salgılamasını artırmasına,Kan basıncı ve kalp atımının artmasına ve Tenimizde elektriksel uyarımın değişmesine neden olurSempatik sinir sistemi aktive olurDeğişimler stresli durumla baş edebilmeye olanak sağlarAncak sürekli strese maruz kalmak sistemi sürekli aktive ederek zamanla kan damarları-kalp gibi dokularda hasarlara neden olabilirPsikolojik düzeyde stres seviyesinin yüksek olması insanların yaşamla yeteri kadar mücadele etmesini engellerDuygusal anlamda en ufak problemlerde bile yoğun duygusal tepkiler verebilirlerYeni stres yükleyicilerle düşük düzeyde baş eder.STRESLE BAŞ ETMEZorlukları ve/veya strese sebep olan tehditleri kontrol etme, azaltma yada tolere etmeyi öğrenme çabası «baş etme» dirDUYGU ODAKLI BAŞ ETMEPROBLEM ODAKLI BAŞ ETME Duygu odaklı baş etme Problem hakkında ne hissettiği, Problemi algılama yöntemlerini değiştirme arayışıdır Diğerleri tarafından kabul görmek, onaylanmakBardağa dolu tarafından bakabilmek vb YöntemlerdirProblem odaklı baş etmeStresin kaynağını değiştirmeye çalışmaÜzerine düşünme-seçenekleri belirleme-harekete geçmeÖrn; zayıf ekip performansını artırmak için grup çalışmaları ve pratiklerin artırılmasıBir diğer baş etme yolu ise olumlu olaylar oluşturmadır.Örn; işten bir gün izin alma, etkinliklere katılma vb Problemin çözülemediği durumlarda kaçınmacı baş etme sağlıklı bir seçenek olabilirKaçınmacı yaklaşım, «keşkeci» yaklaşım ya da «alkol- madde» kullanımı şeklinde ortaya çıkabilirÖğrencinin yarın kar yağsa da sınav iptal olsa demesi «keşkeci» yaklaşıma örnektirKaçınmacı yaklaşım alkol-madde kullanımı gibi ertelemelere de neden oluyorsa sorun daha da büyüyebilirSTRESİN TEMEL SONUÇLARIDoğrudan PsikolojikEtkiler: yüksek kanbasıncı-bağışıklık sistemisorunları-hormonal faaliyetlerin artması- psikofizyolojik durumlarZararlı Davranışlar: sigarave alkol-beslenme sorunları- uyku sorunları- madde kullanımı STRESLE İLİŞKİLİ SAĞLIK SORUNLARIKALP HASTALIĞIKANSERDEPRESYONTRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUSİGARAKANSERKoroner kalp hastalığından sonra en çok ölüme neden olan ikinci hastalıktırBir araştırmada, mücadeleci kişilerin iyileşebilme olasılıkları, karamsar bir şekilde acı çeken ve ölümü bekleyenlerden daha fazla bulunmuşturKanser sürecinde terapinin tıbbi olarak da yararlı olduğunu gösteren sonuçlar da bulunmaktadır DEPRESYONBirçok faktörler ilişkili olan depresyon stresle de ilişkili bulunmuşturÖğrenilmiş çaresizlik: itici sonuçları gerçekten uğraşsalar da engelleyemeyeceklerine dair yerleşmiş görüştürÖğrenilmiş çaresizlik yaşayan insanlar yaşamlarınıdeğiştiremeyeceklerine inanır ve daha fazla umutsuzluk-stres- depresyon yaşarlar,TSSB - TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUCiddi felaket ve kişisel stres yükleyicilerin bazı mağdurları TSSB yaşarlarOlayı canlı anımsamaRüyalar görmeMasum bir uyarıcının olayı tekrar tetiklemesi durumları.TSSB aynı zamanda, duygusal hissizlik-alkol, madde kullanımı- intihar vakalarını da içerirSİGARA KULLANIMIHer 5 ölümden 1’inin sigara kaynaklı olduğubelirtilmektedirSigara içmek havalı-sofistike, asi bir hareket ya da stresazaltıcı-ergenler için büyüdüğünü gösterme vb görülebilirSigara bağımlılığının biyolojik ve psikolojik boyutu vardırNikotin ilaçları-sakızlar-burun spreyleri vbürünlerin bağımlılığı azaltabildiği belirtilirAyrıca davranışsal stratejiler-grup terapileri de etkiliGörülmektediSTRES YÖNETİMİ. hayatımızda stres yükleyicileri farkına varmak2. nasıl başa çıkabileceğini ölçme (arkadaş-aile-uzman desteğivb)3. kullandığın başa çıkma yönteminin ne olduğunu ve işe yarayıp yaramadığını kontrol etme4. temel ihtiyaçlarımızı yeterince karşılıyor muyuz? (uyku- yemek…)Stresten KorunmaYollarıOlumlu düşünmekDestek almakEgzersizDüzenli uyku ve beslenmeUyumadan önce çay, kahve, alkol gibi içecekler ve sigara (en az 2 saat) içmemeye özen gösterin“Hayır” demeyi öğreninSolunum ve Gevşeme EgzersiziZihinde CanlandırmaMutlu insanların özellikleriYüksek özgüvene sahiptirler Olayların kendi kontrolünde olduğunu hissederlerİyimserdirlerCinsiyet ayırt etmeksizin aynı aktiviteleri yapmak mutlu insanları mutlu ederDiğer insanlarla birlikte olmaktan hoşlanır