1. Uzman
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Eşimle cinsellik yaşayamıyoruz. Boşanmalı mıyım?

Eşimle cinsellik yaşayamıyoruz. Boşanmalı mıyım?


Bütün canlıların biyolojik olarak ortak amacı hayatta kalmak ve üremektir. İnsanlar, hayatta kalmak için beslenme ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayıp, sosyal ilişkiler kurarak da fiziki ve ruhsal yaşamını devam ettirmeye çalışır. Cinsellik ile de biyolojik olarak üreme amaçlı genlerini geleceğe aktararak neslini devam ettirme içgüdüsündedir.

İnsanın evrimsel gelişiminde cinselliğin, kadın ve erkek ilişkisinin ayrılmaz doğası olduğu bilinmektedir. Cinsellik; hem üremek amaçlı hem de bireyleri birbirine yakınlaştırması, sosyalleşitirmesi ve ilişki esnasında alınan hazlar sebebiyle fiziksel, zihinsel, duygusal ve hatta sosyal anlamlar taşımaktadır.

Bu anlamda bireylerin sağlıklı ve mutlu bir ilişki yaşayabilmesininin temel taşlarından birinin cinsellik olduğu açıktır. Uyumlu bir beraberlik için cinsellik, çiftler için olmazsa olmazlardandır. Sosyal ve kültürel olarak cinsellik; yaşanması ve hatta konuşulması dahi ayıp, günah, yasak, gizli tutulması gereken bir şeymiş gibi algılansa da aksine aslında temel bir içgüdüdür ve insan hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Cinsellik ile ilgili içgüdüsel olarak bazı bilgilere ya da hislere sahip olsak bile üzerine bilgi edinmemiz ve bilgileri paylaşarak geliştirmemiz gerekmektedir. Özellikle çiftlerin birbiriyle cinsel yaşamları hakkında dürüstçe, açık bir dille konuşabilmesi çok önemlidir.

Mutlu bir cinsel yaşam için öncelikle bireylerin kendi ihtiyaç ve isteklerini bilmesi, cinsel haz noktalarını fark etmesi ve kendilerini iyi tanıyor olması gerekir. Eşlerine kendisi ile ilgili beklentilerini doğru bir iletişimle ifade edebilmeleri, neyi isteyip neyi istemediklerini, nelerden hoşlandıklarını ya da hoşlanmadıklarını açıkça ifade edebilmeleri gerekmektedir. Karşılıklı olarak isteklerin paylaşıldığı, sevgi, saygı ve anlayışla dinlenerek ortak bir pencereden ele alınan düzenli bir cinsel yaşam, çiftlerin iletişimini arttıracak, ilişkileri çok daha doyurucu ve sağlam olacaktır. Mutlu bir cinsel yaşam ilişkide de mutluluk getirecektir.

Cinsel İlişkinin Amacı Nedir? 

Cinsel ilişki, nesillerin devamı için gerekli olan üremeyi sağlamaktadır. Zaten evrimsel amacı da budur. İnsanlar da dahil tüm canlılar üreme eylemine doğuştan yatkındırlar. Cinsel ilişkinin insanlardaki farkı ise nesillerin devamını sağlamakla birlikte birçok duygu ve hazzı da içermesidir. Örnek vermek gerekirse, kendisi sayesinde devam eden bir neslin olması insan için bir hazdır. İnsanlar kendi çocuk ve torunlarıyla olan ilişkilerinde sevginin yanında gurur hissine de sahip olurlar çünkü bu durumu kendi başarıları olarak görürler. Bunun yanında, içgüdüsel tatminin sağlanması ve haz almak gibi amaçlar da vardır.


Neden Cinsel İlişkiye İhtiyaç Duyuyoruz ?

Cinsellik ve cinsel ilişki, ilişkilerin vazgeçilmez bir parçasıdır. Öncelikle, her türlü duygu içeren davranışın partnerler arasında sevgi ifadesi gibi görülmesi cinselliği çoğu ilişkide temele yerleştirmektedir. Cinsellik, partnerleri daha değerli ve seviliyor hissine ulaştırmaktadır ve bu nedenle de, mutlu bir ilişki için de önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireysel anlamda düşünüldüğünde ise karşımıza içgüdüsel bir tatmin duygusu, hormonal sistem ve cinsellikte yaşanan haz çıkmaktadır. Şimdi bunları biraz detaylandıralım.

Cinselliğin evrimsel bir öğe olduğundan ve tüm canlıların üremeye yatkınlıklarından bahsetmiştik. Bu yatkınlığın bir sonucu da cinsel ilişkiye olan ihtiyacı doğurmaktadır. İçgüdüsel bir tatminin ve fark etmeden yapılan içgüdülere bağlı eylemlerin verdiği doyum duygusu cinsellikte hissedilmektedir.

Hormonal sistem, kadın ve erkeklerde farklıdır. Cinselliğe yatkınlık da bu hormonların neredeyse tam kontrolü altındadır. Kişiyi cinselliğe yönelten ana etkenin de bu hormonlar olduğu düşünülmektedir. Benzer şekilde, hem kadın hem de erkeklerdeki cinsel hormonların oranları ve miktarları cinselliğe meyili belirler. Özetlemek gerekirse, cinselliğe meyil için önemli etkileri olan hormonların partnerlerin vücudundaki oranları; partnerlerin ilişkiye girme isteklerinin en önemli belirleyicisi olmaktadır.

Cinsellik, yine evrimsel sürecin bir getirisi olarak haz duygusunu da içerisinde barındırmaktadır. Vücutta bulunan sempatik ve parasempatik isimli iki sinir ağı vardır. Bu ağların bizdeki etkileri farklı farklıdır. Cinsellik sonucunda elde edilen hazların da bu sinir ağlarının arasındaki geçişe bağlı olduğu düşünülmektedir. Cinsellikte elde edilen yoğun duygular ve haz da çiftlerin buna ihtiyaç duymalarına sebep olur. Stresli zamanlarda ve çiftin arasının çok da iyi olmadığı dönemlerde cinsellik bir onarıcı olarak görev alabilse de esasında ana problemin çözümünden bir kaçış olarak kullanıldığında çözüm süreçlerinin normalden uzun sürebilmesine de neden olabilmektedir.


Kaliteli Bir Cinsel İlişki Nasıl Olmalıdır?

İlişkiler, uyum ve karşılıklı mutluluk üzerine kurulursa daha sağlam olmaktadır ve bu durum, yalnızca davranışlar ve kişilikle ilgili değil, aynı zamanda, cinsellikteki uyum ve partnerine değer vermekle de alakalıdır. 

Kaliteli bir cinsel ilişki için öncelikle partnerlerin beklentileri biliyor olması ve buna uygun şekilde hareket etmesi gerekir. Bunun yanında, partnerlerin bencillikten mutlaka uzak durması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, cinsellik karşılıklı bir ilişki şeklidir yani bireysellikten kaçınılmalıdır ve bu da ancak karşı tarafın hislerine saygı duyulması halinde sağlanabilir.

Bir diğer önemli konu ise cinsel arzudur. Az önce de bahsettiğimiz üzere insanlar hormonların kontrolü altındaki canlılardır. Bazı hormonlar cinsel isteği arttırır ve bazen bu hormonlar yeterince bulunmayabileceğinde bu dönemlerde partnerlerin birbirine saygı göstermesi gerekmektedir. Buna sebebiyet veren konuların doğru bir iletişim ile konuşulması ile birlikte her iki tarafın da istekli olduğu bir cinsel ilişkinin, çiftler arasındaki bağı kuvvetlendirmesi de kaçınılmaz olacaktır.


Kaliteli Cinselliğin İlişkiye Olan Katkıları Nelerdir?

Doğru ve kaliteli cinselliğin ilişkiye birçok faydası olabilmektedir. Her ilişkide ilk zamanlar her geçen gün yeni bir heyecanla karşılaşılsa da ilerleyen dönemde durağanlık ve sıradanlık oluşabilmektedir. Buna karşı çiftlerin ekstra çaba göstermesi ve partnerine yenilikler sunması iyi etkiler oluşturabilmektedir. Her cinsel ilişki de yeni bir haz oluşturmaktadır ve ilişkinin bu durağanlıktan kurtulmasında etken olmaktadır. Yine benzer şekilde, uzun süreli ilişkilerde kaybolmaya başlayan tutku ve hazzın da devam etmesinde etkilidir. Ancak elbette tüm bu sürecin yönetimi çiftler arasında her konuda doğru bir iletişim kurmak ve şeffaf olmakla ideal hale gelebilir.

Mutlu Bir İlişki için Cinsellik Sıklığı Nasıl Olmalıdır?

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur elbette. Daha doğrusu bu bir zorunluluk ve sayı limiti olmaktan ziyade, çiftlerin hayat tarzı, birbirleriyle olan uyumları ve beklentilerine göre büyük değişiklik göstermektedir. İlişkinin ilk dönemlerinde cinsellik çok daha sık yaşanabilmektedir elbette. Çiftler arasındaki heyecan, tutku ve birbirlerini henüz tam anlamıyla tanımadıklarından keşfetme arzusu öne çıkmaktadır. Ancak zaman içerisinde ve uzun süreli ilişkilerde ve evliliklerde cinsel ilişki sıklığı azalabilmektedir. Bu durum her zaman çiftler arasında bir sorun olduğunu göstermez. Kimi zaman kişisel öncelikler değişkenlik gösterebilir ve çiftlerin ilişkisine de yansıyabilir. Ancak bu uzun süreçli bir rutin haline geliyorsa çiftlerin arasındaki bağa da zarar vereceğinden, böyle bir uzaklaşma farkedildiğinde kadın ya da erkek partneriyle doğru bir iletişim kurarak bu durumu çözüme ulaştırmak için adım atmalıdır.

Evlilikte Cinsellik Neden Önemlidir?

Evlilikte de her ilişkide olduğu gibi cinsellik önemlidir. Evlilikten sonra zaman içinde cinselliğin yok sayılması doğru olmadığı gibi, özellikle bazı çiftlerin kafasındaki çocuk olduktan sonra cinselliği yok saymak gibi düşünceler ilişkiye zarar vermektedir. Az önce de bahsettiğimiz üzere, cinselliğin tutku ve hazzın devamlılığını sağlamak veya durağanlığı engellemek, ilişkideki bağı kuvvetlendirmek gibi birçok faydasının olduğu unutulmamalıdır.

Evlilikte cinsel yaşam hep aynı düzeyde sürmeyebilir, bu normaldir. Ev işleri, çocuklar, mesleki zorluklar, geçim sıkıntıları gibi etkiler, günlük yaşam sorunları hem cinsel isteği hem de birbirine ayrılan zamanı azaltarak eşler arasındaki romantizmi ve cinsel yaşamı engelleyebilir. Ancak tüm enerji ve zamanı bunlara ayrılıp cinsel yaşam tümüyle ihmal edilmemelidir. Günlük işlerden yorulduğu için ya da televizyon seyretmeyi tercih ettiği için cinselliği ihmal etmek doğru değildir. Aksi takdirde evlilik cansız bir hal alır ve eşler arasındaki bağ zayıflar, giderek uzaklaşma ve kopukluk yaşanması kaçınılmaz olur. Cinsellik eşler arasındaki samimiyeti besler. Bu sadece iki insan arasındaki ilişkinin sosyal boyutu ile ilgili de değildir, fizyolojik temelde de etkisi olan bir yaşantıdır, çünkü uyumlu ve doyurucu bir cinsel birliktelik sırasında vücutta kendini iyi hissettiren, bağlanma hormonu olan oksitosin salgılanır, bu da eşine yakın hissetmeyi sağlar.

Cinsellik ve evliliğin diğer bölümleri birbirini etkiler. Uyumlu ve doyum verici bir cinsellik evlilik yaşamında her iki tarafın da olaylara bakış açısını yumuşatır, gündelik yaşamda karşılaşılan güçlüklere toleransın artmasını sağlar. Evlilik hayatında çatışmalar da yaşanır, zaman ilerledikçe çocuklar vb fikir ayrılığına düşülüp çatışma yaşanabilecek yaşam olayları artar. Cinsel yaşam canlı ise fikir ayrılıklarından kaynaklı çatışmalarda eşlere ateşkes alanı sağlar, birbiri ile güç mücadelesine girmek gerine anlaşmazlıkları sevgi ile aşmalarına yardımcı olur. Dolayısıyla düzenli ve sağlıklı bir cinsel yaşamın duygusal bağı ve yakınlığı güçlendirmenin yanı sıra evlilikteki stresin azalmasını sağlayarak evliliğin devamına olumlu katkısı olduğu ve boşanma oranlarına etki ettiği söylenebilir.


Cinsellikle İlgili Sorunlarda Psikolojik Destek Almak Neden Önemlidir?

Bazı durumlarda cinsellik, partnerlerin karşılıklı gösterdikleri özen ve çabalara rağmen kaliteli hale getirilemeyebilir. Bu durumda sorunun çözümü için bu duruma sebebiyet veren etkenler de gözetilerek psikologdan destek alınması son derece doğal bir durumdur. Yazının genelinde de bahsettiğimiz, cinselliğin olmaması durumunda oluşabilecek olumsuz durumlardan kurtulmak için partnerler ve evli çiftlerin çift terapisi için uzman bir psikologdan destek alınması önemlidir ve bu konuda çekinilmemelidir.

KAYNAK : https://www.ozkanyigit.com/iliskilerde-cinselligin-onemi/

Yayınlanma: 14.01.2024 09:38

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:39

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)

Uzmanlıklar:

İlişki / Evlilik Problemleri , Çocuk ve Ergenlik Dönemi Ruhsal Sorunları , Depresyon ve Mutsuzluk
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2300
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Bunları da sevebilirsiniz...

YAS DÖNEMİ VE YAS DÖNEMİ İLE BAŞ ETME STRATEJİLERİ

KAYIP VE YASKAYIPHer birey ölümün kendisinden ve sevdiklerinden uzak olmasını ister fakat yaşamının farklı dönemlerinde kayıp veya kayıp tehdidi ile karşılaşabilir.Sevilen ve güven duyulan kişilerin kaybedilmesi sonucunda bireyin yaşadığı keder, kaygı veya korku gibi yoğun duygular yasın ortaya çıkış biçimleridir.Kaybın ardından yaşanan süreci farklı düzeylerde yansıtan üç farklı kavram bulunmaktadır: -Kayıp yaşama, kişinin sevdiği birini kaybetmesiyle içinde bulunduğu durumu ifade eder. -Matem, ölümden dolayı duyulan üzüntünün yaşandığı zamandır. Kaybedilen kişiye yeniden ulaşmaya çalışma, üzüntü ve yeniden yapılanma aşamalarından oluşur. -Yas, kayıp yaşayan bireyin yaşamının her alanını ilgilendiren çok boyutlu zor bir süreçtir. Ancak, bir hastalık değildir. Kayba karşı gelişen doğal bir tepkidir. (Bildik, 2013)YASBireylerin ölüm sonrasında, yaşadığı kayba uyum sağlama sürecidir.Yas tutmak; “herhangi bir yitim ya da değişikliğe verilen psikolojik yanıt, iç dünyamız ile gerçeklik arasında bir uyum sağlayabilmek için yaptığımız uzlaşmalar” olarak tanımlamıştır (Akt. Şenelmiş, 2006).Bu süreçte yas tepkileri, fiziksel, davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutlarda ortaya çıkabilir.Yas süreci altı ile yirmi dört ay sürer ve zamanla yatışır. Bu sürecin daha uzun ve derin yaşanması yası patolojik bir boyuta ulaştırabilir.Yas TepkileriYas süreci kişiye özgü olup her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilir.Kişi kaybı sakin bir şekilde kabul edebileceği gibi bu durumu ciddi bir kriz şeklinde de yaşayabilir.Bu tür farklı tepkiler olabileceği gibi bireylerde görülen bazı fiziksel, bilişsel, duygusal ve davranışsal ortak tepkiler de görülebilir.Bowlby' e göre kayıpla başa çıkmada sağlıklı veya sağlıksız yolların oluşu; ölen kişinin kimliği ve rolü, yas tutan kişinin yaşı ve cinsiyeti, kaybın şekli ve nedenleri, kayıp sonrası ortamın koşulları, yastaki kişinin kaybedilen kişiyle ilişkisi gibi nedenlere bağlı olabilir (Akt. Yıldız, 2004).Patolojik Yas TepkileriKronik Yas: Çok uzun bir süre ve yeterli bir sonuca ulaşamadan yas tutmanın sürdüğü bir haldir. On yıl ya da daha uzun sürer.Gecikmiş Yas: Engellenmiş, bastırılmış ya da ertelenmiş yas olarak da tanımlanır. Burada geçmişte yaşanan kayıp sırasında gösterilmesi gereken tepki çeşitli sebeplerle ortaya konamadığı için ileriye taşınıp gereğinden şiddetli olarak yaşanmaktadır.Abartılı Yas: Normal yas tepkisinin daha yoğun ve abartılı bir şekilde yaşanmasıdır.Maskelenmiş Yas: Hastalar yakınmalarının kayıpla bağlantılı olabileceğinin farkında değillerdir. Kayıp sırasında ya yas yaşanmamıştır, ya da yasın ifade edilmesi bastırılmıştır.Travmatik yas: Zamansız ve beklenmedik bir anda ve özellikle şiddet ya da korkunç bir olay sonucu meydana gelen ölümlerin ardından bireyde oluşan tepkiler ve bu tepkilere bağlı olarak bireyin yaşam alanlarındaki işlevselliğin önemli derecede olumsuz etkilenmesi olarak tanımlanabilir.YAS TUTMA SÜRECİŞok: Kaybın olduğu/öğrenildiği ilk zamanlarda yaşanır ve kişi ölüm gerçeğiyle kısa bir süre hissizlik yaşar.İnanmama ve inkâr: Kişi ölümü/kayıp gerçeğini bir süre reddederek hiçbir şey olmamış gibi davranabilir. Alkol, ilaç kötüye kullanımı, kendine zarar verici davranışlar gözlenir. Destek yetersizliğinde kronikleşme görülebilir.Arzu etme: Kaybedilen kişinin geri dönmesi arzu edilir ve beklenir. Yalnızlık ve öfke gibi duygular bu sürecin önemli bir parçasıdır. Yaşanılan öfkenin en büyük sebeplerinden biri kişinin kendisini “neden ben” diye sorgulamasına bağlı olarak gelişir. Ancak bu öfke çevredekiler tarafından kişisel olarak algılanmamalı, bir çeşit duruma uyum sağlama çabası olarak nitelendirilmelidir.Çaresizlik: Kayıp gerçeğinin kabullenilmesi ve sonuçlarının anlaşılmasıyla hissedilen çaresizlik yas tutma sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu aşamada hissedilen kaygı sonucu iş hayatında ve sosyal ilişkilerde güçlükler yaşanabilir.Kabullenme ve hayatı düzenleme: Bu dönemde ölüm/kayıp gerçeği artık kabullenilmiştir. Yas tepkilerinin çeşitliliği ve yoğunluğunda azalmalar görülür. Normal yaşam fonksiyonları düzenlenir ve yeni ilişkiler ve projeler için yatırım yapılır.Ergenlik Döneminde Ölüm KavramıErgenlik döneminde benmerkezciliğin oluşu onların ölüme bakışını etkilemektedir.Ergenin kendi kişisel biricikliğine olan inancı, kendisinin ölüm ile karşılaşmayacağı inancına dönüşebilmektedir. Buna bağlı olarak, kayıp yaşayan ergenler güçlü inkâr, öfke, suçlanma, üzüntü, sevdiğine kavuşma (intihar fikirleri) gibi duygusal tepkiler verebilmektedir. Olası belirtiler olarak da suça yönelme, ilaç, alkol kullanımı, bedensel yakınmalar, depresyon, intihar davranışları ve okul başarısızlığı gözlenebilmektedir (Akt. Sezer ve Kaya, 2009)Kaybı Olan Çocuklara/ Ergenlere Nasıl Yardım Edebiliriz?Kayıp durumlarında çocukla açık ve dürüst bir şekilde konuşulmalıdır.Çocuğun gelişim dönemi dikkate alınarak kayıp hakkında uygun açıklamalar yapılmalıdır. Örneğin; dedesini kaybeden 4 yaşındaki bir çocuğa bu durum şu şekilde açıklanabilir; «Hatırlıyor musun geçen yaz bir tavşan almıştık ve sonra hastalandığı için ölmüştü. Aynı şey insanlar için de geçerlidir. Onlar da doğar, büyür, yaşlanırlar ve ölürler.»( Hastalığın, grip gibi hastalıklardan farklı olduğu vurgulanmalıdır.) Bunun yerine, markete gitti ama gelecek, uzun bir yolculuğa çıktı ya da uyuyor demek oldukça yanlıştır. Bu durumlarda çocuk, anne-babası uyuduğunda ya da yolculuğa çıktığında buna karşı bir korku geliştirebilir.Çocuğa kayıp haberi aniden verilmemeli, aşamalı bir şekilde söylenmelidir. (Kaza geçirme, hastaneye yatırılma vs.)Çocuğun tepkileri paylaşılmalı ve ona destek olunmalı, sorduğu sorulara sabırla cevap verilmelidir.Verilen cevaplar birbiriyle tutarlı olmalıdır. Hayatta kalanların güvende oldukları söylenmelidir.Çocuğun cenaze törenine katılması ve/veya mezarlık ziyareti yapması kaybın gerçekliğini anlaması için önemlidir.Çocuklarla korkuları ve/veya suçluluk duyguları hakkında konuşulmalıdır. Çocuk üzülmesin diye çaba sarf edilmemeli aksine üzüntüsüne ortak olunmalıdır. Kaybı takip eden dönemde çocuğun günlük aktivitelerinde bir değişiklik yapılmamalı ve ihtiyaçlarının karşılanmasında tutarlı bir tavır sergilenmelidir. Çocuğun kayba tanık olması ve/veya kayıptan kendini sorumlu tutması durumunda psikolojik bir yardım alması gerekebilir.Kayıp Sonrası Normal Yaşama Dönmede Okulların Rolü ve ÖnemiÇocukların günlük yaşamlarının büyük bir çoğunluğunu geçirdikleri okullar, onların zihinsel ve sosyal becerilerinin gelişmesinde önemli rol oynayan ortamlardır. Okullar aynı zamanda, ana-babaların, çocuklarının gelişimi hakkında bilgi ve destek aldıkları en önemli birimlerdir.BİR KAYIP SONRASINDA ANNE VE BABANIN YANI SIRA OKULLARIN VE ÖĞRETMENLERİN ÇOCUKLARIN YAŞAMLARINDA ÇOK ÖNEMLİ YERİ VARDIR ÇÜNKÜ Öğretmenler, sadece çocukları eğitmek ve onlara belirli bilgi ve becerileri öğretmekle kalmazlar, aynı zamanda onların mutlu ve sağlıklı büyümelerine yardımcı olacak bir öğrenme ve gelişme ortamı yaratırlar. Öğretmenler çocuklarla daha çok birlikte oldukları için, onların ihtiyaçlarını herkesten daha iyi bilir ve gerektiğinde onlara yardım edebilirler.Öğretmenlerin yardımıyla daha ileri düzeyde psikolojik yardıma ihtiyacı olan çocuklar belirlenebilir. İşte bu nedenlerden dolayı öğretmenler olarak sizler travmatik yaşantıların normalleştirilmesi ve okulların hem ana-babalara hem de çocuklara yardım ve destek sağlayan kurumlar haline gelmesinde önemli görevler üstlenebilirsiniz.Ergenlik dönemindeki öğrencilere nasıl yardım edebilirsiniz?Aile ve arkadaşlarıyla duygularını paylaşmalarına ve ifade etmelerine yardım edin.Kabul, hoşgörü ve destek gösterin.Gündelik faaliyetlere katılmalarını ve spor yapmalarını teşvik edin.Okul başarılarıyla ilgili beklentilerinizi azaltın.Öğretmenlere ÖnerilerÇocukların kaybın nasıl ve neden olduğunu anlamalarına yardım edin. Zor durumlar sonrasında insanların verdiği normal tepkiler hakkında onları bilgilendirin. Çocuklarla birlikte onların duygusal olarak iyileşmelerine yardımcı olacak sınıf etkinlikleri düzenleyin. Öğretim etkinliklerini çocukların ihtiyaçlarına göre uyarlayarak ve ihtiyacı olan çocuklara daha fazla eğitim desteği verin.Çocuklar üzerinde özel iletişim teknikleri kullanın. Sınıfta sıcak ve destekleyici bir sosyal ortam yaratın. Çocukların kayıplarla, acı veren anılarla ve duygularla başa çıkmalarına yardımcı olacak etkinlikler düzenleyin. Çocukların iyileşme sürecini kolaylaştırmak için okul ve aile arasındaki işbirliğini güçlendirin

CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİ

CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİBireyin fiziksel, duygusal ve cinsel gelişimini anlaması, olumlu bir kişilik kavramı geliştirmesi, insan cinselliğine, başkalarının haklarına, görüş ve davranışlarına saygılı bir bakış açısı edinmesi, olumlu davranış biçimi ve değer yargıları geliştirmesi eğitimi”Çocuklukta başlayıp ergenlikte artarak devam eden bir süreç olarak cinsel eğitim, cinsel gelişimi korumayı ve desteklemeyi amaçlar.Çocukları ve genç yetişkinleri, cinselliklerinin tadını çıkarmaları, güvenli ve doyurucu ilişkiler kurmaları, kendilerinin ve başkalarının cinsel sağlığı ve refahını korumaları konusunda sorumluluk alabilmeleri için gerekli olan bilgi, beceri ve pozitif değerlerle donatırBireyin cinsellik, duygusal ve fiziksel sağlık ve ilişkiler hakkında bilinçli, tatmin edici ve düzeyli seçimler yapabilme yeteneklerini güçlendirir.Ancak kesinlikle cinselliğe teşvik etmez.Bugün çocuklar, doğru ve kapsamlı bir cinsel eğitim programına geçmişte olduğundan çok daha fazla ihtiyaç duymaktadırlar.Cinsel taciz, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, adölesan gebelikler, cinsel istismar ve aile içi şiddet çok sayıda bireyin yaşamını etkilemektedir.Bu açıdan kapsamlı bir cinsel eğitim, çocuklara ve gençlere, sağlıklı ilişkilerde nasıl hissedecekleri, kendilerini nasıl ifade edecekleri ve nasıl bağlar kuracaklarını öğretme potansiyeline sahiptirCİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ VE ZAMANICinsellik, doğumla başlayıp yaşam boyu devam eden, uzun bir süreçtir.Bu sebeple cinsel anlamda verilecek eğitime erken yaşlarda başlamak, sağlıklı bir gelişim için son derece önemlidirOKUL ÖNCESİ DÖNEMOkul öncesi dönem, cinsel gelişim açısından kritiktir.Bu dönemde çocuk, cinsel farklılıkları sezmeye, cinsel organları keşfetmeye başlar.Özellikle üç yaşından itibaren cinsel ilgi ve merakın ciddi biçimde arttığı görülür.Filmler, diziler ve çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemi itibariyle en önemli sosyal çevresini oluşturan aile ortamı, çocukta var olan cinsel ilgi ve merakı güdüleyerek çocuğun elleme, dokunma, oynama gibibirtakım cinsel davranışlar sergilemesine yol açabilir.Okul öncesi dönemde cinsel eğitim, ileriki dönemlere nazaran daha plansız ve çocuğa göredir.Çocuğun ilgi ve merak, ölçüsünde şekillenen eğitim anne-baba tarafından doğal bir süreç ve ortam içerisinde gerçekleşir.Anne-baba, çocuğuyla konuşarak, çocuğunun sorularına doğru ve tutarlı cevaplar vererek, cinsiyetine uygun kıyafetler giydirerek ve vücut organlarını tanıtarak çocuğuna cinsiyeti ve cinselliği anlatmaya, aktarmayaçalışır.Ayrıca 4-6 yaş arasındaİstismarCinsel Hakları (doğru bilgi ve korunma yöntemleri içermeli)Çocukların güvenliğinden yetişkinlerin sorumlu olduğu bilgileri verilmeye başlanmalıdırAilede EğitimAnne-babalar, cinsiyet ve üreme konusunda çocuklarına bilgi vermelidirler.Bir çocuğa ve bir gence bilmesini yararlı gördüğümüz her şey söylenmelidir ve hiçbir şey saklanmadan açıkça anlatılmalıdır.Burada önemli ölçü, çocuğun merak ettiği şeyleri anlatmak, yaşına göre merak etmediği konularda merak uyandırmamaktır.Verilen bilgiler kesinlikle doğru olmalıdır.Çocuk soru sorduğunda, kesinlikle yapılmaması gereken çocuğu susturmak, çocuğu ayıplamak, çocuğa şiddet kullanmaktır.Bütün bunlar yanlışlığı bir yana sadece çocuğun merakını uyandıracak, onu başka bilgi kaynaklarına yöneltecektir.Cinsel duygular (cinsellik) konusunda açıklamalar için en uygun zaman cinsel yönden uyarılmanın başladığı ve erkeklerde penisin sertleşmesi, kızlarda ise klitoriskaynaklı haz duygularının olageldiği orta çocukluk döneminde yapılmalıdırÖNERGENLİK VE ERGENLİK DÖNEMİNDE CİNSEL EĞİTİMErgenlik döneminin başlamasıyla birlikte ergenlerde cinsel konulara ilgi yeniden artar.Ancak, anne ve babasından daha önce bilgi almamış ergenlerin bu dönemde onlara soru sorma şansı çok azdır.Daha önceki sorularına yeterli yanıt alamamış ergen, yeni bir merakla ortaya çıkan soru ve sorunlarını paylaşmak için anne-baba yerine başka kaynaklara yönelir; bu kaynaklar da genellikle çeşitli yayınlar ve arkadaşlardırÇocuk cinsel kimlik gelişiminde sosyal rol olarak da anne babayı model alır.Anne/baba, kendi cinsiyetinden memnun değilse çocuk da bu cinsiyeti benimsemekte zorluk çekebilir.Örneğin, sürekli kadın olmanın zorluklarından yakınan, bir daha dünyaya erkek olarak gelmek istediğini söyleyen bir annenin kızının da kadınlık rolünden memnunluk duymayacağını söyleyebiliriz.Çünkü cinsel kimlik, cinsel eylemi de içinde barındıran ancak bunun ötesinde kadınlık rolü ve erkeklik rolünü de içeren geniş bir kavramdırErgeni anlamayacağı, ilgi duymayacağı konularda cinsel eğitim adına bilgi bombardımanına tutmak, kafasını karıştırmaktan başka işe yaramayacak, fayda sağlamak yerine zarar verecektir.Önemli olan, ergenin bilgiye ve eğitime ihtiyacı olan dönemleri belirledikten sonra yaşına uygun derecede ve gerekli olan bilgileri vermektir.Gereksinim arttığı dönemlerde, hem öğrenme kolay olacak hem de öğretilenler daha fazla işe yarayacaktırErgenlerin büyüme ve gelişme süreçleri boyunca cinsellikle ilgili olumlu mesaj almaları ve cinselliğe yönelik olumlu bir bakış açısı kazanmaları önemlidir.Çocuklar büyüdükçe sosyal çevre içindeki ilişkileri de giderek gelişmektedir.Böylece ailesinin dışında öğretmen, arkadaşlar,televizyon, müzik, kitaplar, reklamlar ve oyuncaklar gibi birçok kaynaktan cinsellikle ilgili uygun davranış ve değerler hakkında mesajlar almaya ve bilgiler öğrenmeye devam ederler. Küçük yaşlardan başlayarak kapsamlı bir cinsel eğitim alan çocuklarda ve gençlerde şu özellikler gelişmektedirKendilerinde meydana gelen fiziksel ve duygusal gelişimleri anlama ve kabullenmek,Bedeni hakkında olumlu duygular taşıma, bireysel farklılıkları kabullenmek,Şu andaki ve gelecekte yaşamlarında cinseldavranışlarıyla ilgili bilinçli ve sorumlu kararlar alabilmek,Kadın ya da erkek olarak kendi cinsiyeti hakkında olumlu duygular taşımak,Cinsel konular hakkında rahat bir şekilde konuşma ve ifade edebilme becerisi,Uygun ve uygun olmayan cinsel davranışları anlayabilmek,Cinsel taciz ve istismara karşı kendini koruyabilmek,Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve istenmeyen gebeliklerden korunmayı başarmak KAYNAKLAR Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi Ankara. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi 1948. Available at: http://www.unicankara.org.tr/doc_pdf/h_rigths_turkce.pdf. AccessedJun 19, 2017.Standardsforsexualityeducation in Europe. WHO Regionalofficefor Europe andFederal CentreforHealthEducation (BZgA), Cologne. 2010.UNESCO, International Guidelines on SexualityEducation: An evidenceinformedapproachtoeffectivesex, relationshipsand HIV/STIeducation, June 2009.Eroğlu K, Gölbaşı Z. Cinsel eğitimde ebeveynlerin yeri: Ne yapıyorlar, ne yaşıyorlar? Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi. 2005;8(2).UNESCO, International Technical Guidance on SexualityEducation; An evidence-informedapproachforschools, teachersandhealtheducators. December 2019Özkan B. Çocuk ve gençlerin cinsel eğitiminde önemli noktalar. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) (Erişim tarihi: 01.02.2017). http://www.cetad.org.trVural BK, Zincir G. Cinsel sağlık eğitim modeli: IMBmodeli.Gaziantep Tıp Dergisi.2010;16(3): 01-05

STRES VE HAYATIMIZA OLUMSUZ ETKİSİ

Yeni sağlık yaklaşımıSağlığı; yalnız bedenin “iyi” olma hâli olarak değil “bireyin fiziksel, zihinsel, sosyal iyiliği” olarak ele almaktadır.Bu yeni yaklaşım, psikolojik bilimler ile sağlık bilimlerinin önemli bir parçasını oluşturan sağlık psikolojisinin ortayaçıkışında etkili olmuşturPsikofizyolojik rahatsızlıklarPsikolojik-duygusal-fizyolojik zorlukların etkileşiminden etkilenen sağlık problemleridirPsikofizyolojik rahatsızlıklar genellikle stresten kaynaklanmaktadırSık görülen psikofizyolojik rahatsızlıklar; yüksek tansiyon, baş ağrısı, sırt ağrısı, cilt döküntüleri, hazımsızlık, kabız veyorgunlukturHatta nezle (grip) ile bile ilişkili bulunmuşturSTRES VE BAŞ ETME17. yüzyılda stres: Felaket, bela, musibet, dert, keder, elem gibi anlamlarda kullanılmıştır.18. ve 19. yüzyıllarda: Kavramın anlamı değişmiş ve güç, baskı, zor gibi anlamlarda kullanılmıştır.19. yüzyıl- 20. yüzyıl: Stres, bedensel ve ruhsal hastalıkların sebebi olarak düşünülmüştür.Stres,Kişilerin sosyal ve fiziksel çevresiyle etkileşimi sonucu ortaya çıkan fizyolojik ve psikolojik davranışsal tepkilerdir.Sağlık psikologlarına göre günlük hayat, az ya da çok strese neden olan olguları ve duruma adapte olma başarısını içerirStres yükleyiciler ne derece ciddi ve uzun ise uyum da o kadar çaba gerektirirAşırı stresin üstesinden gelebilmek için oluşturduğumuz psikolojik ve biyolojik cevaplar sağlık problemlerine nedenolabilirSTRES EVRENSEL MİDİR?STRES YÜKLEYİCİLERİN DOĞASISevdiği birinin ölümü veya askeri çatışmaya katılma vb evrenseldir.Ancak Stres kişisel bir durumdurStres kişinin algılamalarına bağlıdırAlgılamalar durumsal faktörlere göre değişebilmektedirOlayın kişide tehlike veya meydan okumayı çağrıştırması ve Üstesinden gelebilmek için bütün kaynaklara ulaşamama algısınıoluşturması gerekir Stres yükleyicileri sınıflandırmak;Strese neden olan faktörler;Felaket olaylarKişisel faktörlerGünlük sıkıntılarFelaket olaylarAfetler-uçak kazaları-terör vbFelaketler uzun süreli stres oluşturabilecek potansiyele sahip görünse de her zaman böyle olmazHatta uzun süren ancak ilk başta yıkıcı olmayan olaylardan daha az yıkıcı olabilirÇünkü doğal afetlerin açık bir çözümü vardırİnsanlar çoğunlukla geride bıraktıkları en kötü şeyi bilerek geleceğe bakarSosyal destek de bu durumlarda benzer durumları yaşayanlarca sağlanır2. Kişisel faktörlerAileden birinin ölümüİşini kaybetmeÖnemli kişisel başarısızlıklarEvlenmek gibi pozitif olaylar vb.Genellikle kişisel strese neden olan faktörle önce çokÇabuk ve büyük reaksiyonla başlarken sonra sönmeye başlar3. Günlük sıkıntılarTekrar tekrar yüzleştiğimiz küçük rahatsızlıklardırYapılacak işlerin çok olması, fazla bölünmek (aranmak-rahatsız edilmek-kapı çalması), trafik sıkışıklığı vb.Bazıları da kronikleşen problemlerdir; okul ya da işte yetersizlik hissi, mutsuz bir ilişki içinde olmak ya da kalabalık yerlerde yaşamak Günlük sıkıntıların sayısı psikolojik semptomlar ve grip-boğaz ağrısı-sırt ağrısı vb ile pozitif yönde ilişkili bulunmuşturGünlük sıkıntılar diğer stresli olaylarla birleştiğinde ve sürekli olduğunda uzun süreli hastalıklara yol açabilecek küçük rahatsızlıklardırMotive edicilerNe kadar çok motive edici varsa psikolojik sağlık o kadar iyiStrese verilen en hızlı tepkiler biyolojik olandır;Stres yükleyicilere maruz kalmak adrenalin bezlerinin hormon salgılamasını artırmasına,Kan basıncı ve kalp atımının artmasına ve Tenimizde elektriksel uyarımın değişmesine neden olurSempatik sinir sistemi aktive olurDeğişimler stresli durumla baş edebilmeye olanak sağlarAncak sürekli strese maruz kalmak sistemi sürekli aktive ederek zamanla kan damarları-kalp gibi dokularda hasarlara neden olabilirPsikolojik düzeyde stres seviyesinin yüksek olması insanların yaşamla yeteri kadar mücadele etmesini engellerDuygusal anlamda en ufak problemlerde bile yoğun duygusal tepkiler verebilirlerYeni stres yükleyicilerle düşük düzeyde baş eder.STRESLE BAŞ ETMEZorlukları ve/veya strese sebep olan tehditleri kontrol etme, azaltma yada tolere etmeyi öğrenme çabası «baş etme» dirDUYGU ODAKLI BAŞ ETMEPROBLEM ODAKLI BAŞ ETME Duygu odaklı baş etme Problem hakkında ne hissettiği, Problemi algılama yöntemlerini değiştirme arayışıdır Diğerleri tarafından kabul görmek, onaylanmakBardağa dolu tarafından bakabilmek vb YöntemlerdirProblem odaklı baş etmeStresin kaynağını değiştirmeye çalışmaÜzerine düşünme-seçenekleri belirleme-harekete geçmeÖrn; zayıf ekip performansını artırmak için grup çalışmaları ve pratiklerin artırılmasıBir diğer baş etme yolu ise olumlu olaylar oluşturmadır.Örn; işten bir gün izin alma, etkinliklere katılma vb Problemin çözülemediği durumlarda kaçınmacı baş etme sağlıklı bir seçenek olabilirKaçınmacı yaklaşım, «keşkeci» yaklaşım ya da «alkol- madde» kullanımı şeklinde ortaya çıkabilirÖğrencinin yarın kar yağsa da sınav iptal olsa demesi «keşkeci» yaklaşıma örnektirKaçınmacı yaklaşım alkol-madde kullanımı gibi ertelemelere de neden oluyorsa sorun daha da büyüyebilirSTRESİN TEMEL SONUÇLARIDoğrudan PsikolojikEtkiler: yüksek kanbasıncı-bağışıklık sistemisorunları-hormonal faaliyetlerin artması- psikofizyolojik durumlarZararlı Davranışlar: sigarave alkol-beslenme sorunları- uyku sorunları- madde kullanımı STRESLE İLİŞKİLİ SAĞLIK SORUNLARIKALP HASTALIĞIKANSERDEPRESYONTRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUSİGARAKANSERKoroner kalp hastalığından sonra en çok ölüme neden olan ikinci hastalıktırBir araştırmada, mücadeleci kişilerin iyileşebilme olasılıkları, karamsar bir şekilde acı çeken ve ölümü bekleyenlerden daha fazla bulunmuşturKanser sürecinde terapinin tıbbi olarak da yararlı olduğunu gösteren sonuçlar da bulunmaktadır DEPRESYONBirçok faktörler ilişkili olan depresyon stresle de ilişkili bulunmuşturÖğrenilmiş çaresizlik: itici sonuçları gerçekten uğraşsalar da engelleyemeyeceklerine dair yerleşmiş görüştürÖğrenilmiş çaresizlik yaşayan insanlar yaşamlarınıdeğiştiremeyeceklerine inanır ve daha fazla umutsuzluk-stres- depresyon yaşarlar,TSSB - TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUCiddi felaket ve kişisel stres yükleyicilerin bazı mağdurları TSSB yaşarlarOlayı canlı anımsamaRüyalar görmeMasum bir uyarıcının olayı tekrar tetiklemesi durumları.TSSB aynı zamanda, duygusal hissizlik-alkol, madde kullanımı- intihar vakalarını da içerirSİGARA KULLANIMIHer 5 ölümden 1’inin sigara kaynaklı olduğubelirtilmektedirSigara içmek havalı-sofistike, asi bir hareket ya da stresazaltıcı-ergenler için büyüdüğünü gösterme vb görülebilirSigara bağımlılığının biyolojik ve psikolojik boyutu vardırNikotin ilaçları-sakızlar-burun spreyleri vbürünlerin bağımlılığı azaltabildiği belirtilirAyrıca davranışsal stratejiler-grup terapileri de etkiliGörülmektediSTRES YÖNETİMİ. hayatımızda stres yükleyicileri farkına varmak2. nasıl başa çıkabileceğini ölçme (arkadaş-aile-uzman desteğivb)3. kullandığın başa çıkma yönteminin ne olduğunu ve işe yarayıp yaramadığını kontrol etme4. temel ihtiyaçlarımızı yeterince karşılıyor muyuz? (uyku- yemek…)Stresten KorunmaYollarıOlumlu düşünmekDestek almakEgzersizDüzenli uyku ve beslenmeUyumadan önce çay, kahve, alkol gibi içecekler ve sigara (en az 2 saat) içmemeye özen gösterin“Hayır” demeyi öğreninSolunum ve Gevşeme EgzersiziZihinde CanlandırmaMutlu insanların özellikleriYüksek özgüvene sahiptirler Olayların kendi kontrolünde olduğunu hissederlerİyimserdirlerCinsiyet ayırt etmeksizin aynı aktiviteleri yapmak mutlu insanları mutlu ederDiğer insanlarla birlikte olmaktan hoşlanır