1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Kişilik Bozuklukları Kişilik nedir? Kişilik, bireyin kendine özgü müdür

Kişilik Bozuklukları Kişilik nedir? Kişilik, bireyin kendine özgü müdür


Kişilik Bozuklukları

Kişilik nedir?

Kişilik, bireyin kendine özgü olan ve onu diğer insanlardan farklı kılan uyum özelliklerini içerir. Bu özellikler, bireyin düşünme, hissetme ve davranış örüntülerinden oluşur. Bireyin kişiliği, deneyimler, çevre (yaşam durumları) ve kalıtsal özelliklerden etkilenir. Bir insanın kişiliği genellikle zaman içinde değişmeksizin aynı kalır. Kişilik, karakter ve huy şeklinde iki bileşene ayrılabilir. Karakter, kişinin dünyayı görüş, algılama ve yaşamla başa çıkma biçimi olarak tanımlanır. Karakter gelişiminde, öğrenmenin ve sosyal çevrenin önemli etkisi vardır. Huy (mizaç) ise, doğuştan gelen, biyolojik temeli olan yatkınlıklara bağlı davranış eğilimleridir. Kişilik ve kimlik kavramları sıklıkla karıştırılmaktadır. Kişilik, bireye özgü, kalıcı nitelikleri tanımlar, bireyin ‘nasıl bir kişi’ olduğunu betimler. Kimlik ise, bireyin mesleki, toplumsal konumunu, yani bireyin ‘kim’ olduğunu betimler.

Kişilik bozukluğu (KB) nedir?

Bireyin içinde bulunduğu kültürün beklentilerinden sapmalar gösteren, süreklilik taşıyan, sıkıntıya veya işlevsellik sorunlarına neden olan bir ‘düşünme, hissetme ve davranış’ örüntüsüdür. Bu örüntü, geç ergenlik veya erken yetişkinlik döneminde başlar ve kişilerarası ilişkilerde, dürtü kontrolünde, sosyal ve mesleki işlevsellikte sorunlara neden olur. Kişilik bozukluklarında; suça eğilim, alkol ve madde kullanımı, intihar girişimleri daha sık görülür.

Kişilik Bozukluklarının Türleri:

10 farklı kişilik bozukluğu türü tanımlanmıştır: Paranoid KB, şizoid KB, şizotipal KB, antisosyal KB, sınırda (borderline) KB, histrionik KB, narsisistik KB, kaçıngan KB, bağımlı KB, obsesif kompulsif KB.

1. Paranoid kişilik bozukluğu:

Temel özelliği; başkalarının davranışlarının kötü niyetli olduğunu düşünme, güvensizlik ve kuşkuculuk içinde olma, şüphe duyma ve alınganlık örüntüsüdür. Bu kişiler; başkalarından kendisine bir zarar gelebileceğinden kuşkulanır, eş veya sevgilisinin kendisini aldatabileceğinden şüphelenir, kendisine yönelik bazı söz ve davranışlarını kişiliğine yönelik bir saldırı gibi algılayabilirler. Genellikle soğuk, mesafeli, üstten bakan, eleştiren ve eleştiri kaldırmayan kişilerdir.

2. Şizoid kişilik bozukluğu:  

Temel özelliği; sosyal ilişkilerin zayıf olması ve duyguları ifade etmekten kaçınılmasıdır. Bu kişiler; yakın ilişkiler aramaz, yalnız olmayı tercih eder, arkadaşlık ve duygusal ilişki kuramaz, soğuk görünür, duygusal dalgalanma göstermez, içedönük olur, başkalarından gelen övgü veya eleştiriye karşı kayıtsızdır, Kendilerine yakınlık gösterenlere soğuk ve itici davrandıkları için bir süre sonra onları uzaklaştırırlar.

3. Şizotipal kişilik bozukluğu:  

Temel özelliği; bilişsel veya algısal çarpıklıklardan kaynaklanan garip ve olağandışı düşünce ve davranışların görülmesidir. Bu kişilerin; tuhaf, büyüsel inanışları vardır, alınganlık, kuşkuculuk sergilerler, yakın sosyal ilişkiler kurmak istemezler, garip ve değişik görünürler, konuşmaları anlaşılmaz, müphem ve duruma uygunsuz olabilir, algı yanılsamaları ve bedensel illüzyonları olabilir, ağır zorlanma altında geçici psikoz belirtileri gösterebilirler.

4. Antisosyal kişilik bozukluğu:  

Temel özelliği; çocukluk çağlarında başlayan, başkalarının haklarını göz ardı etme veya ihlal etme örüntüsüdür. Bu kişiler; sosyal normlara ve yasalara uyum göstermezler, tekrar tekrar yalan söyleyebilir, başkalarını aldatabilir veya dürtülerini engelleyemezler, saldırganlık gösterirler, kavgalara karışırlar, sık sık tutuklanırlar, gördükleri cezalardan ve olumsuz deneyimlerden ders almazlar, sürekli ve tutarlı ilişki kuramazlar, bir işi uzun süre sürdüremezler, zarar verdikleri kişilerin duygularına empati gösteremezler, genellikle suçluluk duymazlar, vicdan azabı çekmezler. 

5. Sınırda (Borderline) kişilik bozukluğu:  

Temel özelliği; kimlik duygusunda, kişisel ilişkilerde ve duygulanımda yaygın ve süregen istikrarsızlıklara eşlik eden dürtüsellik örüntüsüdür. Bu kişiler; sıklıkla boşluk ve anlamsızlık duygusundan yakınırlar, çabucak düş kırıklığına uğrarlar, yalnız kalmaktan ve terk edilmekten çok korkarlar. Terk edilmekten kaçınmak için abartılı çaba gösterebilirler, kendilerine zarar verme girişiminde bulunabilirler, uygunsuz ve yoğun öfke sergileyebilirler, gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma şeklinde değişen tutarsız kişiler arası ilişkiler kurabilirler.

6. Histrionik kişilik bozukluğu:

Temel özelliği; aşırı duygusallık, olayları dramatize etme ve dikkatleri üzerinde toplama örüntüsüdür. Bu kişiler; ilgi odağı olmadıklarında rahatsız olabilirler, ilgi çekmek için fiziksel görünümlerini kullanabilirler, başkalarıyla etkileşimlerinde ayartıcı veya baştan çıkarıcı davranışlar sergileyebilirler, hızlı değişen abartılı duygular gösterebilirler, tavırlarına yapaylık, yüzeysellik ve oyunculuk hâkimdir, şefkat ve sevgi açlığı içindedirler, olgun ve dengeli ilişkiler kuramazlar. 

7. Narsisistik kişilik bozukluğu:

Temel özelliği; davranışlarda veya fantezi dünyasında kendisini üstün görme, sürekli ilgi, onay hayranlık ihtiyacı ve başkalarının duygularını anlamada yetersizlik örüntüsüdür. Bu kişiler; başarı ve yeteneklerini abartırlar, sürekli beğeni ve takdir beklerler, eleştiriye tahammül edemezler, beklentileri karşılanmayınca özsaygıları çabuk düşer, sınırsız güç, başarı, zekâ ve kusursuz sevgi düşlemleri kurarlar, özel ve eşi bulunmaz biri olduklarına, üstün bir yeri hak ettiklerine inanırlar, kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanırlar, ilişkilerinde ben-merkezci davranırlar, başkalarının duygu ve düşüncelerine empati gösteremezler. 

8. Kaçıngan kişilik bozukluğu:

Temel özelliği; aşırı utangaçlık, yetersizlik duygusu ve olumsuz değerlendirilmeye karşı aşırı duyarlılık örüntüsüdür. Bu kişiler; kendilerini fazla gözlemlerler ve başkaları tarafından nasıl görüldüklerini merak ederler, sevildiklerinden emin olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemezler, eleştirilecekleri, dışlanacakları veya beğenilmeyecekleri korkusuyla kişiler arası etkinliklerden kaçınırlar, yetersizlik duyguları yüzünden yeni kişilerle aynı ortamda bulunduklarında çekingen davranırlar, mahcup olma kaygısıyla yeni etkinliklere katılmaktan çekinirler, insanlarla tanışmak, toplumsal etkinliklere katılmak ve sosyalleşmek istemezler, sonunda genellikle yalnız kalırlar.

9. Bağımlı kişilik bozukluğu:  

Temel özelliği; ayrılma ve terkedilme korkusu, ilgilenilmeye aşırı ihtiyaç duyma, özerk karar verme ve girişimde bulunma zorluğu, boyun eğici ve yapışkan davranış örüntüsüdür. Bu kişiler; başkalarının güvencesi olmadan günlük kararlar almakta zorlanabilirler, sorumluluk almak için başkalarına ihtiyaç duyarlar, kabul görmeyecekleri korkusuyla başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadıklarını söylemekte zorluk çekerler, inisiyatif almakta ve eyleme geçmekte zorlanırlar, isteyici ve alıcı tiplerdir, ama vermeyi bilmezler, yanlarında kendilerine bakan, koruyan destek olan, karar alan kişiler olmadığında güvensiz, tedirgin ve çaresiz hissederler, yakın ilişkileri sonlandığında bakım ve destek almak üzere hemen başka bir ilişki arayışına girerler.

10. Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu :

Temel özelliği; aşırı düzenlilik, titizlik, mükemmeliyetçilik, kuralcılık, kontrolcülük ve bütün bu konularda aşırı katı tutum sergileme örüntüsüdür. Obsesif kompulsif bozukluktan, obsesyon (düşünce saplantıları) ve kompulsiyonların ( hareket zorlantıları) olmaması ile ayırt edilir. Bu kişiler; ayrıntılara, kurallara, listelere veya programlara aşırı derecede odaklandıkları için yapılan etkinliğin asıl amacından uzaklaşabilirler, işin bitirilmesini zorlaştıranbir mükemmeliyetçilik gösterebilirler, arkadaşlarından yoksun kalacak şekilde aşırı çalışabilirler, kararsızlık ve erteleme eğilimi gösterebilirler, özel bir değeri olmadığı halde eski veya değersiz eşyaları atamazlar, başkaları tam olarakkendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe, görev dağılımı yapmak ve birlikte çalışmak istemezler,para harcamaktan kaçınırlar, parayı gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görürler, ahlaki ve estetik değerlerde aşırı katı bir tutum sergilerler.

 

Kişilik Bozukluklarının Nedeni:

Kişilik bozuklukları; genetik, nörobiyolojik, gelişimsel ve çevresel etkenlerin karşılıklı etkileşimleri ve bir araya gelmeleri sonucu ortaya çıkar. Aile içi ilişkiler ve toplumsal çevrenin de önemli etkileri vardır.

Kişilik Bozukluklarının Sıklığı:

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan bir araştırmaya göre her hangi bir kişilik bozukluğu için yaygınlık %6,1 olarak saptanmıştır. Ülkemizde yapılan değişik çalışmalarda, yaygınlık oranları %2,0-6,9 arasında değişmektedir.

Kişilik Bozukluklarının Tanısı:

Kişilik bozukluğu tanısı; bir psikiyatrist veya gerekli eğitimleri almış ruh sağlığı profesyonelleri tarafından, psikiyatrik görüşme ve değerlendirme yapılarak, anket ve ölçekler uygulanarak, gerekirse genetik çalışmalar ve beyin görüntüleme incelemeleri yapılarak konulabilir. 18 yaşıından büyük bireylerde kişilik bozukluğundan söz edilebilir, zira 18 yaşından küçük kişilerde, kişilik yapısı halen gelişmektedir ve tam olarak şekillenmemiştir. Bazen bir kişide, birden fazla kişilik bozukluğu bir arada görülebilir.

Kişilik Bozukluklarının Tedavisi:

KB olan kişilerin belirtiler kendilerinden çok çevreye yönelik olduğundan, genellikle tedavi için başvurmazlar. Kişilik bozuklukları, hayat boyu devam eden sosyal uyum sorunlarına yol açtıkları için tedavi edilmeleri zordur ve uzun zaman alır. Tedavide öncelikli hedefler; krizlerin yatıştırılması, davranışın dengelenmesi, toplumsal uyumun sağlanması ve ruhsal olgunlaşmanın gerçekleştirilmesidir. Bu hedeflere yönelik olarak, öncelikle psikoterapiler ve gerektiğinde ilaç tedavileri uygulanır.


Psikoterapi:

Psikoterapi sırasında kişi, bozukluk ve belirtilere neyin katkıda bulunduğu hakkında içgörü ve bilgi edinebilir ve düşünceler, duyguları ve davranışları hakkında konuşabilir. Psikoterapi; kişinin davranışlarının başkaları üzerindeki etkilerini anlamasını sağlayabilir, ayrıca belirtilerle başa çıkmasını, işlevselliğini bozan ve ilişkilerinde sorunlara neden olan davranışlarını azaltmasını öğrenmesine yardımcı olabilir. Terapi türü, kişilik bozukluğunnun yapısına, şiddetine ve bireyin koşullarına bağlı olarak değişebilir.

Yaygın olarak kullanılan psikoterapi türleri şunlardır:

  • Psikanalitik/psikodinamik terapi
  • Bilişsel davranışçı terapi
  • Diyalektik davranış terapisi
  • Grup terapisi
  • Psikoeğitim (kişiye ve aile üyelerine hastalık, tedavi ve baş etme yollarının öğretilmesi)

İlaç tedavileri:

Kişilik bozukluklarını tedavi etmek için özel olarak ilaç yoktur. Bununla birlikte, antidepresanlar, anti-anksiyete ilaçları veya duygudurum dengeleyici ilaçlar gibi ilaçlar bazı belirtilerin tedavisinde yardımcı olabilir. Daha şiddetli veya uzun süreli belirtiler, birinci basamak doktoru, psikiyatrist, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve aile üyelerini içeren bir ekip yaklaşımı gerektirebilir.

Yardımcı stratejiler:

Bir tedavi planına aktif olarak katılmanın yanı sıra, kişilik bozukluğu olan kişiler için bazı öz bakım ve başa çıkma stratejileri yardımcı olabilir:

Durum hakkında bilgi edinme: Bilgi ve anlayış, motive etmeye yardımcı olabilir.

Fiziksel faaliyet: Fiziksel aktivite ve egzersiz, depresyon, stres ve anksiyete gibi birçok belirtinin yönetilmesine yardımcı olabilir.

Uyuşturucu ve alkolden uzak durma: Alkol ve yasa dışı uyuşturucular belirtileri kötüleştirebilir veya ilaçlarla etkileşime girebilir.

Rutin tıbbi bakım: Aile hekiminizin kontrollerini veya düzenli bakımını ihmal etmeyin.

Bir destek grubuna katılım.

Günlük tutma: Duygularınızı ifade etmek için düzenli olarak yazın.

Stres yönetimi teknikleri: Yoga veya meditasyon

Sosyal etkileşim: Aileniz ve arkadaşlarınızla bağlantınızı sürdürün; izole olmaktan kaçının.

Aile üyeleri, bireyin iyileşmesinde önemli olabilir ve yardım ve desteğin en etkili yolları konusunda bireyin sağlık hizmeti sağlayıcısıyla birlikte çalışabilir. Ancak kişilik bozukluğu olan bir aile üyesine sahip olmak da üzücü ve stresli olabilir. Aile üyeleri, zorluklarla başa çıkma konusunda yardım sağlayabilecek bir akıl sağlığı sağlayıcısı ile konuşmaktan yararlanabilir.

 

Kaynaklar:

1. TPD (Türkiye Psikiyatri Derneği) http://www.psikiyatri.org.tr

2. APA (American Psychiatric Association) https://www.psychiatry.org

3. UK National Health System web site https://www.nhs.uk/

4. Mayo Clinic web site https://www.mayoclinic.org/


Yayınlanma: 09.07.2024 12:57

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:31

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Depresif Bozukluklar
İlişki / Evlilik Problemleri
Sosyal Fobi
Stres / Kriz Yönetimi
Bağlanma Sorunları
+6
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

NEDEN BU KADAR ZOR-LANIYORUM? 😞

Yüklerini Tek Başına Taşımak Zorunda Değilsin: Değişimin Şefkatli ve Sistemik Yolculuğuna Merhaba! 👋8 yıllık mesleki tecrübem boyunca yüzlerce farklı hikayeye eşlik ettim ve eşlik etmeye büyük bir keyifle devam ediyorum. Her danışanımın yaşamı biricik olsa da, ruhun derinliklerinde yankılanan o ortak inancı hep duydum: "Çok yoruldum, hatta tükendim ama durmamalıyım!" Bugün bu yazıyı; omuzlarındaki yükün ağırlığı altında nefesi daralan, "Artık bir şeyler değişmeli ama nasıl yapacağım?" diyen yani nereden başlayacağını bilmeyen o yanın için yazıyorum. Hadi, benimle gel!"Her Şeyi Kendim Başarmalıyım" Yanılgısındasın...Günlük hayatının içinde bir "süper kahraman, kurtarıcı, yorulmak bilmeyen bir insanüstü canlı" gibi yaşamayı normalleştirmiş olabilirsin. En zor görevleri üstlenmesi gerektiğine inanan, kendini acımasızca eleştiren, çevresindeki herkesin sorununu dinleyip çözme sorumluluğu hissedip onları çözen, arkadaş grubunda her zaman "güçlü, dayanıklı, iyi" görünen o kişi sensin. Peki ya konu sana geldiğinde? Eve dönüp kendi kabuğuna çekildiğinde, içindeki o derin sıkışmışlık ve çaresizlik hissiyle baş başa kalıyorsun. Zihninde pek çok düşünce tekrar ediyor. Susmayan zihnin seni dinlendirmiyor. Yaşadığın zorlukları anlatmaya çoğunlukla çekiniyor, anlattığındaysa tam olarak anlaşıldığını hissetmiyor ve sana duyulmamışsın gibi geliyor. Kendini anlama ve kendinle anlaşma yolculuğunda doğru kişilerden destek almak senin hakkın.Pek çok danışanım; yardım istemeyi bir güçsüzlük, hassaslık veya bir tür eksiklik olarak kodlamış oluyor bana geldiğinde. Yardım istemek, sanki beyaz bayrak sallayıp teslim olmakmış gibi mi geliyor sana da? Bu yüzden de bütün yükü tek başına omuzluyor, her sorunu kendi başına mı çözmeye çalışıyorsun? Oysa gerçek şu ki; hiç kimse bu hayatı tek başına kusursuz bir şekilde göğüslemek için tasarlanmadı. Anlaşılmamaktan dolayı ne kadar yorgun olduğunu, sesini duyuramadığın için ne kadar tükendiğini; biliyorum, duyuyorum ve görüyorum! Duygularını hep bastırıp ertelediğin için bugün bu kadar "dolu" hissediyorsun.Değişimin Doğası Neden Bu Kadar Zor? 😓Değişmek istiyorsun, hem de çok... Ama bir yanın sanki görünmez iplerle seni olduğun yere bağlıyor. En güçlü özelliklerinden biri planlar oluşturmak ama harekete geçmek çok zor olduğu için erteleyip duruyorsun. Motivasyon oluşturmakta güçlük çekiyorsun. Olman gereken kişiyi ve yapman gerekenleri biliyorsun, bunda bir sorun yok. Ama harekete geçmek çok zor. Bu çelişki seni suçlu hissettirmesin. Değişmenin doğası gereği zordur ve bilinmeyene karşı direnç göstermek insanın en doğal savunma mekanizmasıdır. Zihnimiz, mutsuz olsa bile "tanıdık" olan acıyı, sonunun ne olacağını bilmediği bir huzura tercih edebilir.Henüz sorunlarınla baş etmenin yeni yollarını öğrenmedin. Bu bir yetersizlik değil, sadece kendine bir süre vermen gerektiğinin göstergesi. Mevcut şartların ve geçmişten getirdiğin alışkanlıkların, şu anki "seni" oluşturdu. Ancak şu an olman ve yapman gerektiğini düşündüğün şeyler, belki de kişiliğine veya mevcut hayat şartlarına uygun olmayan şeyler olabilir. Bu yüzden harekete geçmeye ekstra bir direnç oluşturuyor olabilirsin. Geçmişteki hedeflerin geçmişteki versiyonuna uygundu. Şimdiye göre güncellemeye ihtiyaç duyuyor olabilirsin. Başkalarının beklentilerine göre biçilmiş bir elbiseyi giymeye çalışıyorsan, o elbise sana dar gelir; dikişleri patlayıp nefesini kesebilir. Düşüncelerinin ve her gün hissettiğin o yoğun duyguların arkasındaki gerçek ihtiyacını görmediğin sürece bu döngü tekrarlayacak.Mükemmeliyetçilik ve "Ya Hep Ya Hiç" Tuzağı 🤔Psikolojik danışmanlıkta sıkça üzerinde durduğum bir kavram: düşünce hataları. Bu isim bile seni bir miktar tedirgin edebilir ama etmisin. Herkes zaman zaman yapabiliyor bunu. Önemli olan bunlara aşina olup ne zaman neyi yaptığını öğrenmek ve sağlıklı yöntemlerle değiştirmek. Günlük hayatta bunu en çok "Pazartesi Sendromu" veya "Yeni Sayfa Açma" takıntılarında görürüz. Gerçekçi olalım; pazartesiden itibaren bambaşka bir hayata bir anda geçmeyeceksin, hiçbir hazırlık yapmadan eski alışkanlıklarını bir kenara bırakmak imkan dahilinde değil ne yazık ki."Bu ay 10 kilo vermeliyim", "Artık hiç sinirlenmemeliyim", "Hiç hata yapmamalıyım", "İlişkimizde hiç sorun yaşamamalıyız" gibi meli-malı zorunlulukları kendine koyduğun en büyük engellerden olabilir mi? Bu kusursuz, hatasız, mükemmel olmayı kovalama çabası; seni daha fazla hayal kırıklığına uğratacak. Bu noktada devreye giren mekanizma: "Ya Hep Ya Hiç" mekanizması. Eğer her şey mükemmel olmayacaksa, hiç olmasın daha iyi! Oysa hayat, siyah ve beyazdan ibaret değil ki... Hayat çoğunlukla o geniş gri alanlarda, hatalarla ve düşüp kalkmalarla daha sağlıklı. Yüksek standartları elde edemediğinde hissettiğin o başarısızlık duygusu aslında senin beceriksizliğin değil; çıtayı o anda gerçekleşmeyecek bir yere koymandan kaynaklanıyor olabilir.Peki, Gerçekten Neye İhtiyacın Var? ❤️‍🩹Sistemik bir bakış açısıyla; sen kendinle birlikte çevrenin bir parçasısın. Ailen, partnerin, işin/okulun, sosyal çevrenle birlikte hayatın senin sistemin ve sen bu sistemin en önemli parçasısın. Sistemindeki dengeler ve değişimler seni direkt olarak etkiliyor. Bu yüzden iyileşme, sadece "bir sorunu çözmek" değil, sistem içindeki yerini fark etmek, güncellemek ve yeniden tanımlamaktır.Şu an ihtiyacın olan şey;Duygu ve düşüncelerinin sana ne fısıldadığını duymak: O yoğun öfke aslında üzüntü mü? Yoksa hayal kırıklığı mı? O bitmek bilmeyen yorgunluk aslında bir hayır deme ihtiyacı mı?Davranışlarını regüle etmek: Duyguların seni yönetmesine izin vermek yerine, duygularını yaşamayı ve onlarla birlikte hareket etmeyi öğrenmek.Kendinle anlaşmak: Başkalarına gösterdiğin o şefkatli yüzü artık kendine dönmek.Motivasyonu beklemeden yaşamak: Değişmek için "içinden gelmesini" beklemektense disiplini kendi içinde oluşturarak yola koyulmak. Ertelemeden, küçük adımlarla hayatın içine karışmak.Dengeyi bulmak: Bazen sadece durup dinlenmeye, bazen sadece eğlenmeye, bazen de gelişmek için çaba sarf etmeye izin vermek.Nasıl Bir Yol İzlemeliyiz? 👍İlk adım, kendine zaman vermek. Hedefleri oluşturmak, somut adımlar belirlemek ve bunu sürece yaymak; bu yolculuğun en sağlıklı adımları. Kendi hızına saygı duymayı öğrenmeyi ve öz şefkatini artırmayı psikolojik danışmanlık alarak öğrenebilirsin. Psikolojik danışmanlık süreci, sana dışarıdan birilerinin ne yapman gerektiğini söylemesi değil; senin içindeki o gücü ve çözüm yollarını birlikte keşfetmemiz ve uygularken yanında profesyonel bir desteği hissetmen.Bu süreçte profesyonel bir destek almak, zayıflık değil, kendi hayatına sahip çıkma cesareti. Tek başına halletmeye çalıştığın şeyler seni tüketti; şimdiyse bu yükü paylaşma ve o sıkışmışlık hissinden çıkma vakti geldi. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi bıraktığında, sınırlarını sağlıklı bir şekilde çizmeyi öğrendiğinde ve "mükemmel" olma zorunluluğundan özgürleştiğinde, hayatın ne kadar hafifleyebileceğine şaşıracaksın.Unutma; anlaşılmak iyileştirir, öz şefkat dönüştürür. Yetkin ve sistemli bir psikolojik destek, hedeflerine ulaşmana yardım eder. Sen, olduğun halinle değerli ve biriciksin. Bu yolculukta yalnız yürümek zorunda değilsin. Ben buradayım!Bana ulaşıp merak ettiklerini sorabilirsin.Sevgiler 💖,Psikolojik Danışman & Aile - İlişki Danışmanı Sinem Akpeçe
Sinem AKPEÇE 29.04.2026

Kayıp ve Yas: Acıyla Baş Etme Sürecini Anlamak

Hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri kayıptır. Sevilen bir insanın vefatı, bir ilişkinin sona ermesi, sağlık kaybı, işini kaybetmek, taşınmak, alışılmış yaşam düzeninin değişmesi ya da geleceğe dair hayallerin yıkılması da birer kayıp deneyimi olabilir. Çoğu zaman yas denildiğinde yalnızca ölüm sonrası yaşanan süreç akla gelir. Oysa insan, değer verdiği herhangi bir şeyi kaybettiğinde de yas yaşayabilir. Çünkü yas, yalnızca bir kişiyi değil; bağ kurduğumuz anlamları, alışkanlıkları, güven duygusunu ve yaşamın eski halini kaybettiğimizde ortaya çıkan doğal bir tepkidir.Toplumda çoğu zaman güçlü görünmek, kısa sürede toparlanmak ve hayatına kaldığın yerden devam etmek beklenebilir. Ancak yas, takvime göre ilerleyen bir süreç değildir. Her insanın kayba verdiği tepki farklıdır. Kimisi ağlayarak duygularını dışa vurur, kimisi içine kapanır, kimisi uzun süre hiçbir şey hissetmez. Tüm bu tepkiler, çoğu durumda insan zihninin ve bedeninin kayba uyum sağlamaya çalışmasının doğal parçalarıdır.Yas Nedir?Yas, kayıp sonrasında ortaya çıkan duygusal, zihinsel, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünüdür. Bu süreçte kişi yalnızca üzüntü yaşamaz. Aynı zamanda şaşkınlık, öfke, suçluluk, yalnızlık, korku, boşluk hissi, özlem ve çaresizlik gibi birçok duygu bir arada görülebilir.Bazı kişiler “Neden hâlâ böyle hissediyorum?” diye kendini sorgulayabilir. Oysa yas tek bir duygudan ibaret değildir. Dalgalı bir deniz gibidir; bazı günler daha sakin, bazı günler daha yoğun hissedilebilir. İyiyim sandığınız bir anda bir şarkı, bir koku, bir tarih veya bir anı yeniden acıyı tetikleyebilir.Kayıp Sonrası Verilen Yaygın TepkilerYas sürecinde görülen tepkiler yalnızca duygusal değildir. Birçok kişi bedeninde ve düşüncelerinde de değişimler yaşayabilir.Duygusal TepkilerYoğun üzüntüÖzlemÖfkeSuçlulukYalnızlık hissiKaygıUyuşmuşluk, hiçbir şey hissedememeZihinsel TepkilerSürekli kaybı düşünme“Keşke şöyle yapsaydım” düşünceleriİnanmakta zorlanmaDikkat dağınıklığıGeleceği hayal etmekte zorlanmaFiziksel TepkilerYorgunlukUyku sorunlarıİştah değişiklikleriGöğüste sıkışma hissiHalsizlikBaş ağrısıDavranışsal TepkilerSosyal ortamlardan uzaklaşmaSürekli meşgul kalma isteğiAğlama nöbetleriİçe kapanmaHatıralardan kaçınma veya onlara yoğun yönelmeBu tepkiler kişiden kişiye değişebilir. Herkes aynı biçimde yas tutmaz.Yasın Aşamaları Var mı?Yas konusunda sıkça duyulan kavramlardan biri “yasın aşamaları”dır. Ancak bu süreç çoğu zaman düz bir çizgide ilerlemez. İnsanlar önce inkâr, sonra öfke, sonra kabul şeklinde sıralı ve düzenli bir yol izlemez. Bazı günler kabul hissi yaşarken başka bir gün yoğun öfke hissedilebilir.Bu nedenle yasın belirli kuralları olan bir süreç gibi düşünülmesi yanıltıcı olabilir. Daha gerçekçi yaklaşım, yasın inişli çıkışlı ve kişisel bir uyum süreci olduğunu kabul etmektir.Yas Sürecinde Kendinize Nasıl Destek Olabilirsiniz?1. Duygularınızı Yargılamayın“Artık üzülmemeliyim.” “Güçlü olmalıyım.” “Ben neden hâlâ ağlıyorum?”Bu düşünceler acıyı hafifletmek yerine baskıyı artırabilir. Yas, sevilen bir şeyin kaybına verilen insani bir tepkidir. Üzülmek, özlemek veya öfkelenmek zayıflık değildir.2. Kendinize Zaman TanıyınÇevreniz kısa sürede toparlanmanızı bekleyebilir. Ancak yasın takvimi yoktur. Bazı kayıplar aylar, bazıları yıllar boyunca farklı yoğunluklarda hissedilebilir. Amaç kaybı unutmak değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.3. Duyguları İfade Etmenin Yolunu BulunKonuşmak, yazmak, dua etmek, resim yapmak, yürüyüşe çıkmak, anı kutusu hazırlamak veya sevilen kişiye mektup yazmak duyguların işlenmesine yardımcı olabilir. Herkesin ifade biçimi farklıdır.4. Günlük Rutinleri Tamamen BırakmayınYas döneminde motivasyon düşebilir. Ancak temel rutinleri korumak önemlidir:Düzenli yemek yemekUyku saatlerine dikkat etmekHafif hareket etmekTemel sorumlulukları küçük adımlarla sürdürmekRutinler, zihne güvenlik hissi verebilir.5. Destek Almaktan ÇekinmeyinBazen yalnız kalmak iyi gelebilir, bazen de birine ihtiyaç duyulur. Güvendiğiniz insanlarla temas kurmak önemlidir. Her şeyi tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.Yasla İlgili Sık Görülen Zorlayıcı DüşüncelerKayıp sonrası bazı düşünceler kişiyi daha da zorlayabilir:“Daha fazlasını yapabilirdim.”“Ben mutlu olursam onu unutmuş olurum.”“Hayatım artık asla düzelmeyecek.”“Güçlü görünmeliyim.”“Ağlamak zayıflıktır.”Bu düşünceler çoğu zaman acının doğal bir parçasıdır ancak her zaman gerçek değildir. Özellikle suçluluk düşünceleri, kayıp sonrası sık görülebilir. İnsan zihni yaşananları anlamlandırmaya çalışırken geçmişteki detaylara takılabilir.Yas Sürecinde Çevrenin RolüYas yaşayan kişilere söylenen bazı cümleler iyi niyetli olsa da incitici olabilir:“Takma kafana.”“Zamanla geçer.”“Güçlü ol.”“Artık toparlanman lazım.”Bunun yerine şu tür yaklaşımlar daha destekleyici olabilir:“Yanındayım.”“Konuşmak istersen dinlerim.”“Bugün nasılsın?”“Bu sürecin zor olduğunu biliyorum.”Bazen çözüm sunmak değil, yanında kalmak en değerli destektir.Çocuklarda Yas SüreciÇocuklar da kayıp yaşar ancak bunu yetişkinler gibi ifade etmeyebilirler. Bazıları oyun davranışlarıyla, bazıları öfkeyle, bazıları sessizlikle tepki verebilir. Çocuğa yaşına uygun, açık ve güven verici şekilde bilgi vermek önemlidir. “Uyudu gitti” gibi ifadeler kafa karıştırabilir.Çocuğun duygularını ifade etmesine alan açmak ve rutinleri korumak destekleyici olur.Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?Yas doğal bir süreçtir. Ancak bazı durumlarda profesyonel destek önemli olabilir:Uzun süre günlük yaşamı sürdürememeYoğun suçluluk ve kendini cezalandırma düşünceleriŞiddetli kaygı veya depresif belirtilerSürekli izolasyonUyku ve iştahın ciddi bozulmasıKayıpla ilgili yoğun işlev kaybıTravmatik kayıp yaşanmasıDestek almak, acının normal olmadığını değil; bu yükü tek başına taşımak zorunda olmadığınızı gösterir.Yas Geçer mi?Birçok kişi “Bu acı ne zaman geçecek?” diye sorar. Yas çoğu zaman tamamen silinmez; şekil değiştirir. İlk başta keskin ve yoğun olan acı zamanla daha taşınabilir hale gelebilir. Kişi kaybı unutmadan yaşamına devam etmeyi öğrenebilir.Acının azalması sevginin azaldığı anlamına gelmez. Hayata yeniden yönelmek, kaybedilen kişiyi veya değeri unutmak değildir. Yasın iyileşmesi, bağın sona ermesi değil; bağın yeni bir biçim almasıdır.Kayıp ve yas, insan olmanın en derin deneyimlerinden biridir. Sevdiğimiz, alıştığımız veya anlam yüklediğimiz bir şeyi kaybettiğimizde sarsılmamız doğaldır. Yas bir bozukluk değil, bağ kurabilen bir kalbin verdiği tepkidir.Bu süreçte kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Kimisi sessizce yas tutar, kimisi konuşarak, kimisi ağlayarak, kimisi uzun süre hiçbir şey hissedemeyerek. Doğru yas tutma biçimi yoktur.Zaman içinde acı tamamen yok olmayabilir ama değişebilir. Bugün dayanılmaz görünen hisler ileride daha taşınabilir hale gelebilir. Anılar acı vermenin yanında güç de verebilir. Eğer bu süreçte zorlanıyorsanız, yalnız değilsiniz. Destek istemek güçsüzlük değil, iyileşmeye açılan önemli bir adımdır. Yasın içinde bile yaşamla yeniden bağ kurmak mümkündür.
Begüm KALFE 29.04.2026

Uykuya Dalmakta Zorluk ve Düşüncelerle Baş Edememe: Zihin Gece Neden Susmaz?

Gün boyu yoğun bir tempo içinde ilerlerken çoğu zaman düşüncelerimizi fark etmeyiz. İş, okul, sorumluluklar, sosyal ilişkiler ve günlük telaş zihni meşgul eder. Ancak gece yatağa uzandığımızda dış dünya sessizleşir, dikkat dağıtan uyaranlar azalır ve gün içinde bastırdığımız düşünceler daha görünür hale gelir. Birçok kişi tam da bu noktada uykuya dalmakta zorlandığını, zihninin durmadığını ve düşüncelerle baş edemediğini ifade eder.“Yatağa giriyorum ama aklım susmuyor.”“Uyumam gerektiğini biliyorum ama sürekli bir şeyler düşünüyorum.”“Geçmişte olanları, gelecekte olacakları düşünüp duruyorum.”Eğer siz de buna benzer bir süreç yaşıyorsanız yalnız değilsiniz. Uykuya dalma güçlüğü çoğu zaman yalnızca uyku problemi değildir; zihinsel yükün, stresin ve duygusal yorgunluğun bir yansıması olabilir.Gece Düşünceler Neden Artar?Bunun temel sebeplerinden biri gün içinde sürekli aktif olan zihnin, gece ilk kez durma alanı bulmasıdır. Gün boyunca ertelenen kaygılar, çözümlenmemiş meseleler, pişmanlıklar veya gelecek planları sessizlikte daha belirgin hale gelir.Ayrıca gece saatlerinde beden yorulmuş olsa da zihin hâlâ alarm halinde olabilir. Özellikle stresli dönemlerde beyin, dinlenme moduna geçmek yerine tehdit taramasına devam eder. Bu da kişinin gevşeyememesine ve uykuya geçişte zorlanmasına neden olur.Bazı kişilerde ise şu düşünceler döngüyü artırır:“Yarın erken kalkacağım, hemen uyumalıyım.”“Yine uyuyamayacağım.”“Uyumazsam yarın mahvolurum.”“Neden normal insanlar gibi uyuyamıyorum?”Bu düşünceler anlaşılır olsa da farkında olmadan performans baskısı yaratır. Uyku doğal bir süreçken, kontrol edilmesi gereken bir görev gibi algılanmaya başlar.Düşüncelerle Savaşmak Neden İşe Yaramaz?Çoğu kişi uyuyabilmek için düşünmemeye çalışır. Ancak zihin baskıyla susturulamaz. “Bunu düşünmeyeceğim” demek, çoğu zaman o düşüncenin daha sık gelmesine neden olur. Buna psikolojide paradoksal etki denir.Örneğin size “beyaz bir ayıyı düşünmeyin” denildiğinde zihninizde ilk canlanan şey genellikle beyaz ayıdır. Aynı şekilde “kaygılanmayacağım” veya “şimdi susmalıyım” baskısı da zihinsel gerginliği artırabilir.Bu nedenle hedef, düşünceleri zorla durdurmak değil; onlarla ilişkinizi değiştirmek olmalıdır.Uyku Öncesi Zihni Rahatlatmak İçin Sağlıklı Yaklaşımlar1. Gün İçinde Zihne Alan AçınBazı kişiler gün boyu kendine hiç durma alanı tanımaz. Duygular bastırılır, sorunlar ertelenir, zihinsel yük birikir. Gece ise hepsi bir anda gelir.Gün içinde kısa duraklamalar vermek, düşünceleri yazmak, kendinize “şu an ne hissediyorum?” diye sormak gece zihinsel taşmayı azaltabilir.2. Düşünce Defteri KullanınYatmadan 1–2 saat önce aklınıza gelenleri bir kâğıda yazın. Yapılacaklar listesi, endişeler, yarına bırakılan işler, zihni meşgul eden meseleler… Yazmak zihne şu mesajı verir: “Bunu unutmayacağım, şu an taşımasına gerek yok.”Bu yöntem özellikle sürekli plan yapan veya unutmaktan korkan kişilerde oldukça rahatlatıcı olabilir.3. Uyumaya Çalışmak Yerine Gevşemeye OdaklanınUyku doğrudan zorlanarak elde edilemez. Ancak beden gevşediğinde ve tehdit algısı azaldığında uykuya geçiş kolaylaşır.Bu nedenle yatakta “uyumalıyım” baskısı yerine şu yaklaşım daha işlevseldir:“Şu an sadece dinleniyorum. Uyku gelirse gelir.”Bu küçük zihinsel değişim performans baskısını azaltabilir.4. Bedeni SakinleştirinZihin ve beden birbiriyle bağlantılıdır. Beden gerginse zihin de alarm halinde olabilir. Uyku öncesi uygulanabilecek bazı yöntemler:Yavaş ve derin nefes egzersizleriKas gevşetme çalışmalarıBeden tarama farkındalığıLoş ışıkta sakin bir rutin oluşturmaTelefon ve yoğun uyarandan uzaklaşmaAmaç kusursuz bir rutin değil, bedene güvenlik hissi vermektir.5. Düşünceleri Gerçek Gibi Değil, Zihinsel Olay Gibi GörünGece gelen her düşünce gerçek değildir. Bazıları sadece yorgun beynin ürettiği senaryolardır.Örneğin:“Yarın kesin berbat geçecek.”“Hayatım kontrolden çıkıyor.”“Ben asla düzelmeyeceğim.”Bu cümleleri gerçek kabul etmek yerine şöyle yaklaşabilirsiniz:“Şu an zihnim kaygılı senaryolar üretiyor.”“Bu bir düşünce, gerçeklik kanıtı değil.”“Yorgunken zihnim daha karamsar olabilir.”Bu farkındalık düşüncelerin etkisini azaltabilir.Ne Zaman Destek Alınmalı?Bazen uyku sorunu geçici bir stres dönemine bağlı olabilir. Ancak şu durumlarda profesyonel destek faydalı olabilir:Haftalardır uykuya dalamamaGeceleri yoğun kaygı yaşamaGün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığıSürekli zihinsel yorgunluk hissiUyku nedeniyle yaşam kalitesinde düşüşDüşüncelerle tek başına baş edememe hissiUyku problemi çoğu zaman çözümsüz değildir. Doğru destekle hem zihinsel yük hem uyku düzeni iyileşebilir.Uykuya dalmakta zorlanmak ve gece düşüncelerle baş edememek çoğu zaman yalnızca bir uyku problemi değildir. Genellikle zihinsel yorgunluğun, stresin, bastırılmış duyguların veya uzun süredir taşınan yüklerin bir yansımasıdır. Gün içinde ertelenen kaygılar ve çözümlenmemiş meseleler, gece sessizlikle birlikte daha görünür hale gelebilir. Bu nedenle kendinize “Neden uyuyamıyorum?” diye öfkelenmek yerine “Zihnim bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye sormak daha şefkatli ve işlevsel bir yaklaşım olabilir.Uyku, zorla gerçekleştirilen bir performans değildir. Ne kadar kontrol etmeye çalışılırsa bazen o kadar uzaklaşabilir. Bu noktada amaç düşünceleri tamamen susturmak değil, onlarla kurulan ilişkiyi değiştirmektir. Bedeni sakinleştirmek, gündüz stres yönetimine alan açmak, zihni rahatlatan rutinler oluşturmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak süreci kolaylaştırabilir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, ekran maruziyetini azaltmak ve kendinize gün içinde dinlenme alanları tanımak da destekleyici olabilir.Unutulmamalıdır ki zaman zaman herkes zor dönemlerden geçebilir ve bu dönemlerde uyku etkilenebilir. Bu durum başarısızlık ya da güçsüzlük göstergesi değildir. Eğer uyku sorunu uzun süredir devam ediyor, yaşam kalitenizi etkiliyor veya tek başınıza baş etmekte zorlanıyorsanız destek almak önemli bir adımdır. Doğru yöntemlerle zihin sakinleşebilir, beden gevşeyebilir ve uyku yeniden doğal akışına kavuşabilir. Sabırlı ve istikrarlı adımlar çoğu zaman düşündüğünüzden daha etkili sonuçlar yaratır. .
Begüm KALFE 29.04.2026