1. Uzman
  2. Zümrüt Yaren SERT
  3. Blog Yazıları
  4. Masumlar Apartmanı / İnci ''Bağlanma Stillerimizden Romantik İlişkilere ''

Masumlar Apartmanı / İnci ''Bağlanma Stillerimizden Romantik İlişkilere ''

masumlar-apartmani-inci-baglanma-stillerimizden-romantik-iliskilere

Ne zamandır yazmayı düşündüğüm bir konuyla karşınızdayım. Son yıllarda oldukça popüler olan ve ruh sağlığı alanındaki farkındalığı arttırmada önemli rolü alan dizilerden biri ''Masumlar Apartmanı ‘’ . Her bir karakterin bambaşka bir öyküsü var dizide. Bu karakterler arasından ‘’İnci’’nin aile bağlarına ve ilişkilerine bağlanma stilleri penceresinden kısaca bir göz atalım. Göz atmadan öncede bağlanma kuramından ve ilişkilerimize etkilerinden biraz bahsedelim.


‘’ Bağlanma Kuramı kişiler arası ilişkilerin kısa ve uzun dönem dinamiklerini tarif eden psikolojik bir modeldir. Bu kuram insanların sevdiklerinden ayrıldıklarında her türlü sosyal ilişki içinde canları yandığında ya da bir tehdit algıladıklarında buna verdikleri tepkilerin doğasını inceler. Anne ile bebek arasındaki bağlanmanın niteliğini bebeğin fiziksel ve duygusal ihtiyaçları ve bu ihtiyaçlara nasıl cevap verildiği belirler. Göz teması, dokunma ve ses tonu bu bağı oluşturur. Bağlanma davranışları güvenli ve güvensiz bağlanma olarak ikiye ayrılır. Bebeğin sinyallerini duyup hızlıca cevap vermek güvenli bağlanmayı desteklerken bu sinyalleri ısrarla anlamamak ya da yanlış yorumlamak güvensiz bağlanmaya neden olabilir.‘’

Peki yetişkin ilişkilerimizde bağlanma stillerimiz neden bu kadar önemli ? Ebeveyn-çocuk bağlanması, duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanacağı konusunda partnerlerimize ‘’güvenme yeteneğimize’’ zemin hazırlayan bir konumda. Ayrıca bağlanma stilimiz eş seçimini ve ona nasıl bağlandığımızı da etkiler. Bağlanma biçimimizi, kendimiz hakkındaki inançlarımıza kanıt bulma umuduyla yeni insanlarla defalarca dener dururuz. Bu yüzdendir ki sıklıkla aynı ilişki düzenlerine saplanmış hissederiz kendimizi. Örnek verecek olursak , aşağıda da anlatacağım gibi çoğu kaygılı bağlanan kişi yani İnci’nin annesi gibi , onlara hiçbir zaman yeterli yakınlık ve güven vermiyor gibi görünen kaçıngan bağlanan kişilerle yani İnci’nin babası gibi kişilerle ilişki kurar veya evlenirler. Bu durum kaygılı bağlanan kişilerin terk edilme korkularını ve kusurlu ya da sevilmeyen biri oldukları inancını doğrular. Kısacası bağlanma stillerimiz bizim ilişkilerimizdeki rolümüzü , partner seçimlerimizi oldukça etkilemekte ve kısır döngüde olduğunu düşündüğümüz ilişki örüntülerimizi de oldukça iyi açıklamakta bizlere.


Şimdi gelelim diziye..

İncinin bağlanma hikayesine gelmeden önce anne ve babasının sahip olduğu bağlanma stillerini bir inceleyelim. Nedenine gelecek olursak ; bağlanma öyle bir zincir ki nesilden nesile bir şekilde etkilerini sürdürüyor. Ve bizi yetiştiren anne ve babamızın nasıl bir bağlanma türüne sahip olduğu bize davranış ve yakınlık derecesini doğrudan etkiliyor. İnci’nin anne ve babasının çocuklukları hakkında çok bir fikrimiz olmasa da yetişkinliklerindeki bağlanma stili örüntüleri bizlere önemli ipuçları veriyor dizide .

İncinin babası alkol ve kumar bağımlılığı olan, ailesiyle yakın ilişki kurmaktan kaçınan , duygusal olarak yüzeysel , empatik girişimi ve diğerlerine ( ailesine, eşine , çocuklarına ) ihtiyacı olduğu fikrini reddeden bir karakterle karşımıza çıkıyor. Kaçınmalı/ kaçıngan bağlanma stiline sahip kişilerde sıkça gördüğümüz daha bağımsız olma , kendine güvenme, değişken, insanlara bağlanmak istememe gibi özellikleri babada da görüyoruz. Aile ilişkileri ve yakınlık, boğuyor gibi hissettirmekle beraber bu tarz yakın ve yoğun ilişkiler bağımsızlıklarının tehlikeye girdiği düşüncesini doğurabiliyor bu kişilerde. İnci’nin babasının da ilişkilerindeki samimiyet düzeyi arttığında evden uzaklaşma ve bir süre ortadan kaybolma davranışlarını sık sık gösterdiğini görüyoruz. Kendine daha çok zaman ayırma , kendisini daha çok düşünme, yakın ilişkilerden kaçınma hepsi bu karakterde oldukça mevcut.


Öte yandan İnci’nin annesi kaygılı bağlanma stiline sahip bir yetişkin olarak çıkıyor karşımıza. Eşiyle ilgili onu sevip sevmediğine dair sürekli endişeli düşüncelere sahip ama yine de oldukça zarar gördüğü bu ilişkiden bir türlü kopamıyor. Partnerinin hal ve hareketleri onun mutluluğuyla doğru bir orantı gösteriyor. Yani dünyanın etrafında dönen ay misali o da tüm hareketlerini ve duygu durumunu eşine göre ayarlamış bir durumda. Partnerinden sürekli bir güven ve ilgi arayışı içinde ve tamda endişeli düşüncelerini ve korkularını doğrular nitelikte bir eşe sahip. Buna rağmen de bir bağımlı misali ondan vazgeçemiyor.

Ve İnci , yukarıda bahsettiğim gibi güvensiz bağlanma stillerine sahip bu ebeveynlerle olan bir evde büyümüş. Ebeveynlerinin sahip olduğu bu bağlanma şekilleri İnci’nin de ebeveynleriyle kurduğu bağlanma da oldukça etkili olmuş ve bu yetişkinlikte ki partner seçimlerinde de devam etmiş. Kişi bazen tek bir bağlanma stiline sahip olmaz çünkü annemizle ve babamızla kurduğumuz bağlanma tarzları farklı olabilir ve bizimde payımıza farklı parçalar düşer böylece.


İnci’nin eski ilişkisindeki partneri alkol bağımlılığına sahip biri olarak karşımıza çıkıyor ve İnci kaygılı bir bağlanma yaşayarak, uzun bir süre mutsuz olsa bile ilişkisinden kendisini bir türlü koparamıyor. Kafasındaki düşüncelere rağmen her seferinde kendisine bu ilişkide kalmak adına türlü bahaneler üretiyor ve bir nevi onun değişebileceğini onu ‘’iyileştirebileceğini’’ kendisine inandırıyor. Tıpkı bir zamanlar annesinin babası için düşündüğü gibi.. Ve onun için bu ilişkide kalmak ‘’evlilik’’ fikri ortaya çıktığı anda artık bambaşka bir anlam kazanıyor. Aslında bir taraftan da içinde bir yerlerde sahip olduğu kaçınmalı taraf ortaya çıkıyor ve bir bıçak gibi kesiliyor ilişkileri. Çünkü İnci annesini gözlemlediği kadar babasını da gözlemledi onların ilişkisinde.. Ve karşısına Han çıkıyor.. Her şey çok hızlı çok anlık gelişiyor. Babası gibi değil sahiplenici ve iş bitirici biri Han.. Ama yine de başlangıçtan beri bazı sinyaller alıyor Han’dan İnci. Ama bunları görmeyi reddediyor. Han’ın ailesi hakkındaki gerçekleri gördükçe ve tanımadığı bazı özellikleriyle karşılaştıkça her ne kadar kaygılansa da onun ‘’iyileştirebileceğini’’ bunu da kendisinin en iyi şekilde yapacağına inanıyor. Çünkü İnci dedesi ve kardeşi arasındaki dengeyi koruyan , dedesinin baskıcı ve kontrolcü kişiliğine karşı uyumlu bir torun ve Han’a kadar ilişkilerinde yatıştırıcı hatta bazen fazla feda edici taraf. Han’la beraber işler biraz daha karışıyor ve dedesiyle, kardeşiyle ve arkadaşlık ilişkilerinde eskisi gibi dengeyi sağlayamıyor.


Ve açıkça görülüyor ki romantik ilişkilerinde seçtiği partnerler ve ilişkilerindeki kendine atfettiği rol çok daha derinden daha yaşamının ilk yıllarında ebeveynleriyle kurduğu bağlardan geliyor. Hatırlatmak fayda var ; yetişkinlikteki bağlanma stillerimiz sonrasında da değiştirilebilir

Bağlanma stillerimiz kaderimiz veya kurtulamayacağımız bağlar değildir. Değişim ve bağlanmamızı güvenli kısma çekmek her zaman mümkün. Bununda başlıca yolları farkındalık, geçmişten kaçmak değil ondan anlam çıkarmak ve gerekirse bu konuyla ilgili bir uzman desteği almak



Psikolog Zümrüt Yaren Sert


Yayınlanma: 23.01.2021 14:05

Son Güncelleme: 23.01.2021 14:05

Zümrüt Yaren SERT
Zümrüt Yaren SERT
Psikolog
Uzmanlıklar: Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, Travma ve İlişkili Bozukluklar, Çocuk Eğitimi İle İlgili Sorunlar
Merhaba, ben Psikolog ve Aile Danış Devamını oku
Online Terapi
süre 50 dk
ücret 250
Yüz Yüze Terapi
Hizmet vermiyor
Bunları da sevebilirsiniz...
pandemi-doneminde-stres-ve-okb-yonetimi

PANDEMİ VE STRESPandemi sürecinde kimimiz evde kalmaya özen gösteriyoruz, kimimiz iş gereği kimimiz ise canı istediği için dışarı çıkıyor. Fakat hepimizin tek endişesi sağlığımız ve yaşamımız oluyor. Buna ekonomik sorunlar, belirsiz gelecek ve sosyal izolasyon gibi faktörler eklendiğindeise stres düzeyimiz çok fazla yükseliyor.Yaşanan stresten etkilenme düzeyi herkes için aynı olmuyor örneğin risk grubunda bulunan yaşlılar ve kronik hastalar normal hücrelere sahip bireylere göre daha çok strese giriyor. Burada stresin işlevsel olup olmadığı önemlidir. Stresin belirli düzeyde olması bizim yaşamsal olarak kendimizi hayatta tutmamız için gereklidir. İnsan olarak belirli kaygılar neticesinde belirli davranışları yapıyoruz, bunu örnek üzerinden anlatmak gerekirse örneğin sınavı olan bir öğrenci başarılı olmak konusunda bir strese girmezse ya da bir başarı kaygısına sahip değilse bu durumda ders çalışmaz ancak belirli bir stres seviyesine sahip olan öğrenci eksiklerini tamamlama yoluna gider ve planlı programlı şekilde ders çalışır. Fakat bu stres düzeyi çok yüksek olursa konsantrasyonu bozulur, planlama kabiliyeti sekteye uğrar, derslerine çalışamaz hatta belki de çok yüksek stres seviyeleri yüzünden bayılmalar, terleme ve titreme gibi fiziksel belirtilere yol açan sorunlarla karşılaşabilir.Stresin hem fiziksel hem de zihinsel belirtileri vardır.ZihinselBelirtileriKonsantrasyon düzeyinde azalmaUnutkanlıkPlanlamada bozukluk yaşamaKarar verme güçlüğüAğlama ve içe kapanmaÇabuk öfkelenmek ve sinirlilik hali gibi belirtilerdir.Burada dikkat edilmesi gereken bunların bireyi anksiyete bozukluğu ve depresyon gibi patolojik durumlar ile karşı karşıya getirmesidir.Fiziksel BelirtilerUyku bozukluklarıYeme bozukluklarıAğrılar ve kas kasılmaları gibi durumlar ile karşımıza çıkmaktadırAncak hepimiz ekstrem bir durum içinde bulunmaktayız. Tüm bu belirtiler içinde olduğumuz bu dönem için normal kabul edilebilir. Çünkü ansızın tüm yaşam düzenimiz değişmiş bulunmakta ve bu değişen yaşam şekli bireyleri strese sürüklemektedir.Bu değişen yaşam tarzına uyum sağlamak stres düzeyinizi kontrol etmekte çok önemlidir.Çünkü uyum sağlamak stresi azaltacaktır.Peki Bizler Bu Yeni Hayata Uyum Sağlamak Adına Neler Yapabiliriz?Öncelikle yapmamız gereken en önemli şeylerden biri pandemi hakkındaki bilgi akışını sınırlandırmak olacaktır. Çünkü zihnimizi sürekli bu haberler ve bilgilerle meşgul etmek stres seviyemizi yükseltecektir.Ancak sadece bilgi alma seviyesini kısıtlamak yeterli olmamaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken takip edeceğiniz haber kanallarını, bilgi kaynaklarını ve yeni gelişmeleri nereden alacağımızı belirlemektir. Çünkü bu dönemde en çok karşılaşılan durumlardan biri de yalan haberler ve komplo teorileridir. Bu yalan haberler, komplo teorileri ve asılsız gerçekler gibi faktörler maalesef bizim stres seviyemizi yükseltmektedir. Bu yüzden sadeceyaptığımız gözlem ve bilgi alma süresinikısıtlamak yetmeyecek aynı zamanda edindiğimiz bilgilerin doğru kaynaklardan geldiğini ve kanıtlı olduklarını bilmemiz gerekecektir. Böylece zihnimiz gereksiz korku faktörlerinden uzak kalacaktır.Başka bir stresle başa çıkma yöntemi ise strese girdiğimizi hissettiğimizde düşünce ve duygularımızı paylaşmaktır. Duygularımızı aile bireyleri ve arkadaşlarımızla paylaşmak yükümüzü hafifletecektir. Eğer çevrenizde bu şekilde güvendiğimiz kendinizi açabileceğiniz kimseniz yoksa bir kağıda veya bir deftere hislerinizi yazabilirsiniz. unutulmamalı ki yazmak yani duygu ve düşüncelerinizi yansıtmak sizin zihinsel olarak rahatlamanızı sağlayacaktır.Mizah ve gülmek stres için iyi bir ilaçtır bazı mizah yayınlarına ilgi duymak, şakalaşmak, arkadaşlarımızla komik olan konulardan ve anılardan bahsetmek, komedi filmleri izlemek gibi sizi güldürebilecek konulara yönelmek stres ile başa çıkmada fayda sağlayacaktır.Stres seviyesini düşüren durumlardan biri ise fiziksel aktivitelerdir. Hazır şekilde youtube'da bulunabilecek ekipmansız antrenmanlar denenebilir.Yoga yapmak rahatlamak adına yapılan yaygın aktivitelerdendir ve iyi bir stres savaşçısıdır. Ancak hepimizin günlük rutinleri vardır. Örneğin çalışan birisi eve yorgun argın gelebilir ve spor yapmaya vakit veya enerji bulamayabilir ama en azından günün beş dakikasında bir müzik açarak dans etmek yapabileceğiniz en basit fiziksel aktivitelerden biri olacaktır.Son olarak size stresle başa çıkmada önerebileceğimyol isebir hobi edinmenizdir. Bu çok geniş bir yelpazedir. Mesela bir sanat alanına ilgi duymak, yarım bırakılmış bir hobiye devam etmek örneğin lisedeyken öğrenmek için hevesle alınıp bir kenara bırakılmış kemanınızı tekrar elinize almak, bitki bakımı yapmak, kişisel bakım ile uğraşmak evcil hayvan edinmek gibi aktiviteler hem zamanımızın dolu geçmesini hem de stresinizin sağlıklı bir düzeyde kalmasını sağlayacaktır.PANDEMİ VE OKBPandemi sürecine temizliğe önem veren kişilerin virüsten korunmak amacıyla davranışlarında abartmalar gözlenebilir. Korku ve endişe nedeniyle yapılanlar bir takıntı haline gelebilir kişiyi obsesif kompulsif bozukluğa itebilir.Virüs ortaya çıktığından beri temizlik en önde gelen ihtiyaçlarımızdan biri oldu hepimiz pandemi öncesinden çok daha fazla elimizi yıkıyoruztemizliğimize dikkat ediyoruz vehijyeni önemsiyoruz.obsesif kompulsif bozukluk sahibi birisinin elini uzun süreler boyunca birden fazla kez yıkama eğiliminde olduğunu gözlemlemişizdir ancak şu dönemde normal bir sağlık çalışanı ya da örneğin bir esnaf bile artık ellerini uzun süreli yıkama alışkanlığına sahip oldu bu yüzden okb ve normal günümüz davranışlarının birbirinden ayrılması gerekiyor.Peki okb'li bireyler nasıl davranır, onların tanısının konulmasındaönem verilen faktörler nelerdir bunlara bir bakalımEğer takıntı haline gelmiş davranışlar kişinin kendi yaşamsal işlevselliğine zarar veriyorsa. Örneğin işe geç kalmasına neden oluyorsa ve görevlerini yerine getirmesini engelliyorsa,Sağlıklı olmayan, sık sık tekrarlayan düşüncelere sahip ise örneğin acaba şu an üzerimde virüs var mı temiz miyim gibi düşünceler tekrarlı olarak yaşanıyorsaTakıntıya dönüştüğüne inanılan davranışlar bir ritüel halinde ise mesela ellerini 15 kere yıkama dezenfektanı 5 kere sıkmak veya duşta her zaman 40 dakika vakit geçirmek gibi değişmez kuralları varsaBu davranışlar günlük yaşamındaki zamanını ciddi anlamda çalıyorsabir okb durumundan şüphe edilebilir ve en kısa zamanda bir psikoterapi hizmeti alınmalıdır. Eğer okb tanısı konulursa da ilaçlı tedavi ve psikoterapi hizmeti birlikte yürütülebilir veya şiddetine göre sadece terapi hizmet verilebilir.Okb riski taşıyan davranışları gördük peki biz bunlara sahip değilsek ama kendimizi de bu bozukluktan korumak istiyorsak neler yapmalıyız?Hijyene gerekli kurumların önerdiği şekilde dikkat etmeliyiz bunun dışında yapılan örneğin ellerimizi fazla fazla uzun uzun yıkamak gibi davranışlardan kaçınmalıyız.Covid-19 temalı konuşmalardan uzak durmalıyız. Arkadaş ve aileler ile sohbet esnasında bu konulardan uzak durmak aklımıza bu düşüncelerin gelme sıklığını azaltacaktır.Yine stres yönetiminde de bahsettiğim gibi asılsız olabilecek kaynaklardan gelen haberleri dikkate almamak, kanıtlı doğru ve güvenilir haberlere itimat etmek tekrarlayan düşüncelerden bizi uzak tutacaktır.Aklımızı bu konulardan uzak tutabileceğimiz fiziksel antrenmanlar, sanatsal uğraşlar gibi yine stres yönetiminde bahsetmiş olduğum hobi etkinlikleri ile zamanımızı değerlendirmek bizi koruyacaktır.Daha fazla bilgi almak ve randevu oluşturmak adına profilimde bulunan seçeneklerden benimle iletişime geçebilirsiniz. Psikolog Ahmet Furkan Yürür. Yazıyı Oku

Uzman: Ahmet Furkan YÜRÜR

Yayınlanma: 01.02.2021

oyun-terapisi

Hayata çocukların gözünden bakmak, dünyayı onların gördüğü gibi bir yer olarak görmek belki çoğumuz için rutinlerimizin ve kaygılarımızın etkisi ile unutulmuş uzak hatıralar olarak düşünülebilir. Bizler yaş aldıkça hayatımıza yeni deneyimler katıyor, yeni sorumluluklar alıyor ve bu sorumlulukların getirdiği stresi ile başa çıkabilmenin yeni yollarını arayıp, bulup, keşfedebiliyor; bir engel ile karşılaştığımızda bu engeli geçmiş deneyimlerimizin yardımıyla algılayabiliyor, tanımlayabiliyor; tıkandığımız noktada tarifini yaparak çözüm yolları arayabiliyoruz. Bu süreçler, çocukların ‘küçük’ diye nitelendirdiğimiz dünyalarında yetişkinlerde olduğu gibi işlemez. Çocuklar kendileri ve çevrelerinde olup bitenler ile ilgili yaşadıkları kaygının algılanma, tanımlanma ve tarif edilme süreçlerini yetişkinler gibi deneyimleyemediklerinden, anne baba onların başa çıkmaya çalıştıkları stresi fark edemeyebilirler. Hatta çoğu zaman düşülen en büyük yanılgıya düşerek; çocukların yaşadıkları zorlukları ya da çevresinde yaşanan negatif bir olay yaşanır yaşanmaz hızlıca unutacakları, bunlara dikkatlerini vermeyecekleri gibi düşüncelere kapılırlar. Oysa çocuklar harika gözlemcilerdir. Onlar çevrelerinde olup biten her şeyi zihin süzgeçlerinden geçirerek geleceklerinde kullanabilecekleri düşünce, davranış ve duygu kalıplarını bu şekilde oluştururlar. Oyun; çocukların dış dünya ile bağlantı kurmasında, duygusal ve bilişsel deneyimlerini anlamlandırma süreçlerinde, kendilerini ve çevrelerini tanıma ve tanımlamalarında sıklıkla başvurdukları en sağlıklı ve doğal yoldur. Günlük hayatta yaşadıklarını, çevresindeki insanları; bu yaşananlar ve insanlar hakkındaki duygu ve düşüncelerini kurdukları oyuna yansıtırlar. Gözlemlendiğinde bizlere belki de anlamsız gelecek olan bu oyunlar, ‘çocuğun gözünden dünyaya bakmak’ cümlesinin aslında tam olarak karşılığıdır. Oyun çocuğun lisanı, oyuncaklar kelimeler ve cümleleri, kurduğu oyunlar ise ifade biçimleridir.ÇOCUK OYUNLARI HAYATIN GERÇEĞİDİR. BÜTÜN İNSANLAR ORADA GELİŞİR, BÜYÜR VE ŞEKİLLENİR. İNSANIN EN GÜZEL VE EN OLUMLU YETENEKLERİ ORADA YÜKSELİR.FRIEDRICH WILHELM AUGUST FRÖBEOYUN TERAPİSİ NEDİR ?Çocukların gerçek dünya ile kurdukları bağı, çevrelerindeki insanlarla olan ilişkilerini, bastırdıkları ya da ifade etmede zorlandıkları duygu ve düşünceleri oyun ile dışa vurduklarından bahsetmiştik. Deneyimledikleri zor süreçlerin getirdiği duygular ile mücadele ve kontrol becerisini kazanması, negatif durumları ve olayları anlamlandırma sürecinde farkındalığının yükselmesi, gözlemlediği durum ve süreçler hakkında yanlış düşünce kalıpları oluşturmasının önüne geçilmesi çocukların psikolojik gelişimi açısından son derece önemlidir.İşte tam bu noktada, Oyun Terapisi sıklıkla kullanılan ve son derece etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Oyun terapisi; çocuğun kendisini güvende hissettiği ve oyun terapisti ile güven ilişkisini sağlayabildiği bir ortamda özgürce oyun kurduğu ve oynadığı, terapistin de süreci takip ederek çocuğun dünyasına müdahale etmeden daha yakından tanıklık ettiği sistematik seanslar bütünüdür. Bu sayede çocuğun sözel olarak ifade edemeyeceği bir çok bastırılmış duygu ve düşünce kalıplarına erişim sağlanabilir ve aileye çocuğun iç dünyası hakkında farkındalık kazandırılabileceği gibi çocuğun da duygusal ve bilişsel gelişimine destek sağlanabilir. Çocuğun hali hazırda bastırmış olduğu duygu ve düşüncelerin davranışlarına negatif yansımış olması durumlarında da çocukta olumlu yönde davranış değişikliği sağlamak ve sosyal gelişime destek açısından sıklıkla kullanılır.OYUN TERAPİSİ HANGİ DURUMLARDA, KİMLERE UYGULANIR ? Oyun Terapisi Uygulayıcı Sertifikasına sahip bir oyun terapisti tarafından 2-11 yaş arası çocuklara uygulanabilir. ·Travmalar ve istismar (fiziksel, duygusal, cinsel) deneyimlemiş çocuklara·Bağlanma sorunları deneyimleyen çocuklara·Yeme/tuvalet problemleri deneyimleyen çocuklara·Seçici dilsizlik deneyimleyen çocuklara·Ayrılık anksiyetesi deneyimleyen çocuklara·Boşanma sonrası adaptasyon sorunları deneyimleyen çocuklara·Kardeş kıskançlığı deneyimleyen çocuklara·Saldırganlık problemi bulunan çocuklara·İletişim problemleri bulunan çocuklara·Uyku bozukluğu deneyimleyen çocuklara·Ailede kayıp ve yas deneyimleyen çocuklara·Hiperaktivite ve dikkat eksikliği tanısı almış çocuklara·Uygunsuz davranış sergileyen çocuklara·Kaygı, korku ve fobileri olan çocuklara·Okulda zorbalık gören veya zorbalık uygulayan çocuklara·Aile içi şiddet gören ya da geçmişi bulunan çocuklara oyun terapisi uygulanabilir. SİZDEN GELEN SORULAR1)Oyun terapisini kim verir ?Oyun terapisi, uygulayıcı sertifikası bulunması şart olan ruh sağlığı alanında eğitimini tamamlamış profesyoneller tarafından uygulanır. Terapiye başlamadan önce, terapistinizin yetkinliğini sorgulamayı unutmayınız.2)Oyun terapisi ne kadar sürer?Çocuğun ihtiyacına göre haftada bir ya da iki kez olmak üzere ortalama 16-20 seans arasında tamamlanır. Seans randevuları, geçerli bir istisna olmadığı sürece her hafta aynı gün ve aynı saatlerde yapılmalı, çocuk seanslara düzenli katılım göstermelidir. Sistematik ve düzenli şekilde ilerleyen seanslar ile en kısa zamanda sonuç almaya başlanması mümkün olur. Süreç ilerledikçe ve olumlu sonuçlar alınmaya başlandıkça seans sıklığında değişiklik yapılabilir.3)Çocuğuma kendim oyun terapisi yapabilir miyim?Oyun terapisi yalnızca uzmanları tarafından uygulanabilir. Kuralları net, sistematik seanslar bütünüdür. Seans içerisindeki her an terapinin bütünü için önem arz eder ve terapist tarafından süreç değerlendirmesi yapılır.Oyun terapisi uzmanı olsanız dahi, çocuğun kendini güvende hissetmesi, oyun terapistine oyun odasında bağlanması ve onu benimsemesi seansların etkinliği açısından çok önemlidir. Çocuğun günlük hayatından zaten tanıdığı bir terapiste koşulsuz açık ve dürüst olması beklenemeyebilir.Bir terapi süreci yönetemeyecek olsanız da ev içerisinde çocuğunuzun oyunlarına dahil olmanız veya sadece gözlemlemeniz bile onun hayat penceresinin manzarasına şahit olmanız demektir. 4)Seansları ebeveynler de izleyebilir mi?Mümkün olduğu sürece çocuğun odada yalnızca terapist ile bulunması, dikkatini dağıtacak herhangi bir faktör olmaması önemlidir. Fakat yaşı küçük çocuklarda anne ve baba ile seansa katılma ısrarı olursa güvenini kazanana kadar belli kurallar ile izin verilebilir. Bunun haricinde, oyun seanslarının sonrasında aileye evde pekiştireç görevi üstlenecek etkinlikler ile ilgili bilgilendirme yapılabilir. ÇOCUKLARIN OYUNLARINA KATILIN. ORADA ONLARIN KALPLERİNİ,ZİHİNLERİNİ VE RUHLARINI BULACAKSINIZ. VIRGINIA AUXLINE Psikolog Gizemnur Arslan Yazıyı Oku

Uzman: Gizemnur ARSLAN

Yayınlanma: 09.05.2021

Kendinizi önemli işlerinizi sürekli ertelerken buluyorsanız ya da bir işe başlamadan önce; Bunu daha sonra yapabilirim? Genellikle zamanınızı önemli işlerle mi geçirirsiniz? Bir iş yapmaya başladığınızda hemen mola verir misiniz? İşe başlamak üzereyken benim için doğru zaman ve ruh hali değil haline girer misiniz? Ve işlerinizi son dakika ile mi yetiştirmeye çalışırsınız?Bu sorulara cevabınız evet ise, yalnız değilsiniz. Eğer işlerimizi ertelemeye başladıysak ve günlük iş planımızı engelleyecek duruma geldiyse erteleme alışkanlığı ile karşı karşıyasınız demektir. İnsanların % 20’si erteleyici kişi olarak tanımlamaktadır.Erteleme alışkanlığı; bağışıklık sistemini zayıflatır. Geceleri uyanık kalmanıza neden olur ve ilişkilerinizi olumsuz yönde etkileyebilir. Sorumluluklarınızı ertelemeniz, sevdiğiniz insanları kırılganlaştırabilir. Aynı zamanda erteleme alışkanlığı doğuştan değildir, sonradan kazanılan bir davranış çeşididir. Öğrenilerek kazanılan bir tepkidir. Erteleme alışkanlığı, değiştirilebilir bir davranıştır fakat kişi içten değişmeyeceği hissine kapılabilir. Ayrıca kendilerini gerçekten erteleyici kişiler olarak düşünen insanlar aslında yapılacaklar listesiyle kendilerini planlamış kişilerdir. Sorumluluklarını yapılacaklar listesine yazarlar ve zamanında yerine getirirler. Bu kişilerin planlı davranışlarını erteleme alışkanlıklarına sahip insanlarmış gibi düşünmek doğru değildir. Erteleme alışkanlığı olan kişiler yapılacak listesine sahiptir evet, önemli bir ayrım noktası var bunun yapılacaklar listesindeki sorumlulukların adım adım ertelenmesidir. Prof. Ferrari’ ye göre gerçek erteleme alışkanlığına sahip olan kişiler kendilerine 5 yalan söyler;1. Kişiler görevlerini gerçekleştirmeye çalışırken görevlerini gözlerinde çok büyütürler.2. Kişiler görevlerini tamamlamaya çalışırken küçümserler ve oyalanırlar.3. Kişi gözünde büyüyen sorumlulukları karşısında gelecek günü, haftayı ve ayı nasıl geçirebileceğini düşünür ve bütün sorumluluklarını kenara itmeye başlar.4. Kişi onca sorumluluğu arasında sadece bir tanesinde başarılı olduğu zaman kendisinin tüm işleri yapmış gibi hisseder.5. Kişi eğer kendini iyi hissetmiyor ve o gün havasında değil ise çalışmak onun için optimaldir.Erteleme alışkanlığı olan kişiler çoğunlukla oyalayıcı işler ile uğraşırlar ve ağır görev gerektirecek işler almazlar. Yani, bazı görevler masanın üzerinde adeta marine edilmişçesine beklerler ve daha ne kadar bekleyeceği bilinmez. Görev başarısızlıklarının kendi yetersizliklerinden değil, dış koşullardan olduğunu sayarak kendi öz imajını korumaya çalışır. Burada devreye self-sabotaj yani, kişinin başarısızlık beklentisi karşısında kendi performanslarını sabote ederek beklenen başarısızlık için geçerli bahaneler üretmesi devreye girmektedir. Öz imaja sabote edileceği vakit erteleme devreye girer ve yönetir. Erteleme niyet ve eylem arasındaki boşluktan faydalanarak kişinin erteleme davranışı gerçekleştirmesine sebep olur. Peki ama ertelemekte ki temel neden nedir? Neden erteme eylemi gerçekleştiririz biraz buna değinelim;Birincil olarak, kişiler genellikle caydırıcı durumlar ile karşı karşıya kaldığında ertelemek isterler. Bizleri üzeceğini düşündüğümüz, etkileyeceğini düşündüğümüz durumlar.. Elimizdeki zorlu ya da caydırıcı bir görev bizi rahatsız hissettiriyor ve biz bu rahatsız olumsuz duygularımız ile karşılaşmak istemiyoruz. Şuan iyi hissetmek istiyorum deyip görevi önümüzden kaldırarak erteliyoruz. Sonunda, uzun vadeli bir hedeflerimiz erteleme davranışımızdan dolayı sabote edilmiş oluyor.İkinci olarak, niyetlerimizin belirsiz ve zayıf olması, bizlerin sık sık ertelememize neden oluyor. Örneğin; görevimi gerçekleştirmek adına kendimi iyi hissetmiyorum ‘Bunu bu hafta yapacağım’ ya da ‘Bunu daha sonra yapacağım’ gibi benzeri muğlak cümleler kurarız.Üçüncü olarak, bizler günlük çalışmamızda çok kolay bölünebiliyor hatta bazılarımız düşünmeden hareket edebiliyoruz. Olay bir e-postama bakayım ile başlıyor devamında bir bakmışız facebook sayfa güncellememiz, öz-çekim ile sanal ortamda şu anımızı belirtmemiz, twitter tt’leri, uygulama güncellemesi, tarif bulmak, blog gezmek derken…. Bu sadece bir dakika ile başlamıştı ‘Üzgünüz ama günümüz nereye gitti?’Peki, Erteleme alışkanlığımızı nasıl saf dışı bırakabiliriz? Uygulayabileceğimiz yöntemler nelerdir? İşte bizlere bu alışkanlığımızdan kurtulmamıza yardımcı olabileceğini belirlediğimiz 4 yöntemimiz1-Belirsizlik ve dikkat dağıtıcılığı azaltın; Yapacağınız görevleri ya da işleri planlayın. Plana koymak bir şeydir, eyleme geçmek başka bir şey. Plana ve niyete koyduğumuz görevlerimize hedef ve anlam belirlemediğimiz zaman görevlerimiz caydırıcı hale gelir. Hedefini belirlemediğimiz görevi yapmak istemeyecek ve devreye erteleme davranışımız girecektir. Olasılıkla görev üzerinde oyalanacağız. Bu yöntemde amaç, Evet önümde şuan bu işim var ve şimdi ona odaklanmalıyım. Etrafınızda dikkat dağıtacak şeyleri kaldırın ve belirsizliği bir kenara koyun. Kendinizi işinizi tamamlaya çalışırken, yapabildiğiniz kadar çevreden uzaklaştırın. Çünkü şuan odak noktanız tamamlamanız gereken hedeflediğiniz göreviniz. İradenizi ve dikkatinizi güçlendirin, baskı yapmayın. İradenizle konuşun ve onu bunu yapabileceğinize ikna edin.2-İradenizi güçlü kılın; Yapılan birçok araştırma iradenin kaslar gibi olduğu göstermektedir. İrademizi baltalayarak kullanırsak bu durum kısa sürede kendi davranışlarımızı düzenlemekte bizleri kontrolsüz hale getirir. Yani görevlerimiz üzerinde irademizi kullandığımız zaman ona olan bağlılığımız için kendimize sürekli görevin bizim üzerimizdeki değerini hatırlatmamız gerekir. Kendimize olumlu olmamız irademizi güçlendirecektir. Ayrıca, erteleme alışkanlığına sahip kişiler, diğer insanlara göre daha olumlu düşünceye sahiptirler.3-Yapılacaklar listesi oluşturmak; Yapmanız gereken görev ya da işlerin listesini oluşturun. Listeyi oluştururken öncelik sırasına önem verin. Görevinizi parça parça tamamlayın. Bir puzzle tamamlıyor hissi ile adım adım ilerlerseniz, her parçanın bitimi sizi motive edip işinizi bitirmenizde devamlılığınızı sonuna kadar destekleyecektir. Ayrıca gerçekçi görevler belirleyip listenize ekleyin. Yapamayacağınız görevler listeniz için gereksiz kalabalık ve sizin içinde gözünüzün korkmasına neden olabilir. Kendinize karşı dürüst olun! Listenizdeki görevlerinizi yapamayacağınızı düşündüğünüzde ortadan kaldırmayın. Ayrıca ,erteleme alışkanlığı olan kişilerin zaman tahmin etmesi diğer kişilerde farklı değildir.4- Kendinizi ödüllendirin; Planladığınız görevlerinizi ya da işlerinizi tamamladığınız zaman kendinizi ödüllendirin. Sizi mutlu edeceğini düşündüğünüz ödüller belirleyin ve uygulayın. Kendinize vermiş olduğunuz ödülünüz sizi bir sonraki işinize ya da görevinize karşı motive edecektir. Zamanınızı paylaşmayı hoşlandığınız sevdiğiniz kişilerle birlikte etkinlik yaparak da kendinizi ödüllendirmiş olursunuz. Böylelikle aktif ve etkili bir işin tamamlamanın ertesi kişilerle iletişimde bulunmak sizlere iyi gelecektir. Unutulmaması gereken bir nokta ödüllerinizi her zaman yeteri kadar dozda kullanın. Çünkü bir sonraki ödülünüz de daha maymun iştahlı davranmanıza neden olabilir.Kaynaklar;– Timothy Pychyl– Hara Estroff MaranoPsk. Tuğba ÖZYÜREK Yazıyı Oku

Uzman: Tuğba ÖZYÜREK

Yayınlanma: 21.09.2020