1. Uzmanlar
  2. Doğukan SÜMEN
  3. Blog Yazıları
  4. Esneme Davranışının Psikolojimiz İle İlişkisi

Esneme Davranışının Psikolojimiz İle İlişkisi


Esneme Davranışının Psikolojik ve Fizyolojik Temelleri


1. Giriş


Esneme davranışını bir çok araştırmaya konu olmuştur.Esneme, insanlar ve birçok hayvanda gözlemlenen bir refleks davranıştır. Genellikle uyku öncesinde, sıkılma veya monotonluk sırasında ve uyanıklığın sağlanmasında ortaya çıkar. Ancak bu davranış, fizyolojinin ötesine geçerek psikolojik ve sosyal süreçlerle bağlantılıdır. Bu makalenin amacı, esnemenin psikolojiyle ilişkisini ve bu davranışın bireyler arası bağları nasıl etkilediğini anlamaktır.


2. Esnemenin Fizyolojik ve Psikolojik Temelleri


2.1. Fizyolojik Mekanizmalar


Esnemenin birincil fizyolojik amacı, beyne daha fazla oksijen sağlamak ve karbondioksit seviyesini dengelemektir. Ayrıca, bazı çalışmalar, esnemenin beyin sıcaklığını düşürmeye yardımcı olabileceğini ve bu sayede zihinsel uyanıklığı artırabileceğini öne sürer.


2.2. Psikolojik Süreçler


  • Duygusal Durumlar: Stres, anksiyete ve depresyon gibi duygusal durumlar esnemeyi artırabilir. Özellikle stresli durumlarda, vücut bu refleksle zihni rahatlatmaya çalışır.
  • Monotonluk ve Dikkat Düşüşü: Uzun süreli dikkat gerektiren durumlarda esneme, bir tür "dikkat yenileme" mekanizması olarak devreye girebilir.


3. Sosyal Esneme: Empati ve Bulaşıcılık

Esnemenin sosyal boyutu, psikoloji açısından önemli bir inceleme alanıdır.

  • Empati ile Bağlantı: Bulaşıcı esneme, empati kapasitesiyle ilişkilendirilmiştir. Özellikle, yakın arkadaşlar, aile üyeleri veya sosyal bağın güçlü olduğu bireyler arasında daha sık görülür.
  • Ayna Nöronlar: Bulaşıcı esnemenin, beynimizdeki ayna nöronların aktivasyonuyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu nöronlar, başkalarının davranışlarını anlamamıza ve taklit etmemize olanak tanır.

Araştırmalar, otizm spektrum bozukluğu olan bireylerde bulaşıcı esnemenin daha az gözlemlendiğini, bunun da empati düzeyleriyle bağlantılı olabileceğini göstermektedir.


4. Duygusal Durumlar ve Esneme


4.1. Stres ve Kaygı

Stres altındaki bireylerde daha sık esneme gözlemlenebilir. Bu durum, beynin oksijen ihtiyacının artması ve stres hormonlarının etkisiyle açıklanabilir.


4.2. Depresyon

Depresyon gibi durumlarda, uyku düzenindeki bozulmalar ve düşük enerji seviyeleri esnemeyi artırabilir.


4.3. Sıkılma ve Monotonluk

Monoton veya ilgisiz bir ortamda esneme, zihinsel uyarılma ihtiyacının bir yansımasıdır. Beyin, bu refleksle daha fazla uyanıklık sağlamaya çalışır.


5. Evrimsel Perspektif: Esnemenin Kökeni

Esnemenin evrimsel kökenleri, sosyal bağların güçlendirilmesi ve grup dinamiklerinin korunmasıyla ilişkilendirilmiştir. Örneğin:

  • Grup Koordinasyonu: Bulaşıcı esneme, grup üyelerinin aynı anda uyanıklık ve dinlenme döngülerine geçmesini sağlayarak hayatta kalma avantajı sunabilir.
  • Uyanıklık ve Tehdit Algısı: Esneme, beynin tehlikeye karşı uyanıklığını artıran bir mekanizma olabilir.


6. Esnemenin Klinik Önemi

Esneme davranışı, bazı psikolojik ve nörolojik bozuklukların belirtileri arasında yer alabilir:

  • Anksiyete ve Depresyon: Esneme, bu durumların fizyolojik bir yansıması olabilir.
  • Nörolojik Hastalıklar: Parkinson hastalığı veya epilepsi gibi nörolojik rahatsızlıklarda esneme daha sık görülebilir.



Esnemenin Bilinçdışı Mekanizmaları

Esneme, bilinçdışı kontrol edilen bir refleks olup otonom sinir sistemi tarafından yönetilir. İnsanlar genellikle ne zaman ve neden esnediklerini fark etmezler, çünkü bu süreç bilinçli karar verme mekanizmalarından bağımsızdır.

1. Otonom Sinir Sistemi ve Esneme


Bilinçdışında gerçekleşen pek çok fiziksel süreç gibi, esneme de otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Esneme sırasında:

  • Vücut, daha fazla oksijen almak için derin bir nefes alır.
  • Beyindeki karbon dioksit seviyesini dengelemeye çalışır.
  • Bu refleks, genellikle farkında olmadan gerçekleşir ve bilinçdışı bir homeostatik mekanizma olarak tanımlanabilir.


2. Bilinçdışının Duygusal Yansımaları


Esneme, yalnızca fizyolojik bir olay değil, aynı zamanda bilinçdışı duygusal durumların bir göstergesi olabilir.

  • Stres ve Anksiyete: Stres altındayken bilinçdışında meydana gelen fizyolojik değişiklikler esnemeyi tetikleyebilir. Esneme, bu durumda rahatlama ve denge sağlama çabası olarak yorumlanabilir.
  • Sıkılma ve Motivasyon Eksikliği: Bilinçdışı, bir durumun ilgi çekici olmadığını veya dikkat gerektirmediğini algıladığında esneme meydana gelebilir.

Bilinçdışı ve Bulaşıcı Esneme

Bulaşıcı esneme, esnemenin sosyal ve bilinçdışı yönünü anlamada önemli bir penceredir.

  • Empati ve Sosyal Uyum: Araştırmalar, bulaşıcı esnemenin bilinçdışı düzeyde empati ve sosyal bağlarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Empati düzeyi yüksek bireylerin, başkalarının esnediğini gördüklerinde esnemeye daha yatkın olduğu bilinmektedir.
  • Ayna Nöronlar: Beyindeki ayna nöronlar, başkalarının davranışlarını taklit etmemize olanak tanır. Bu süreç, bilinçdışı bir mekanizma olarak bulaşıcı esnemenin temellerini oluşturur.

Esnemenin Evrimsel ve Bilinçdışı Temelleri


Esneme, evrimsel olarak grup dinamiklerini destekleyen bir davranış olabilmektedir.

  • Grup Uyumunu Sağlama: Evrimsel süreçte, bilinçdışı esneme, bir grubun üyelerinin aynı anda uyanık kalmasına veya dinlenme moduna geçmesine yardımcı olmuş olabilir.
  • Tehditlere Karşı Hazırlık: Bilinçdışı esneme, bireylerin tehlike anlarında uyanıklığını artırarak hayatta kalma şansını yükseltmiş olabilir.

Psikolojik ve Nörolojik Bağlantılar

1. Psikolojik Bozukluklar ve Esneme

Bilinçdışı esneme, psikolojik bozuklukların bir yansıması olabilir:

  • Depresyon ve Anksiyete: Bu durumlarda esneme sıklığı artabilir. Beynin bilinçdışı düzeyde rahatlama ihtiyacı bu davranışı tetikleyebilir.
  • Uyku Bozuklukları: Yetersiz uyku, bilinçdışı esnemeyi artıran temel faktörlerden biridir.

2. Nörolojik Etkenler

  • Beyin Kimyası: Dopamin ve serotonin gibi nörotransmitterler, bilinçdışı esnemeyi etkileyebilir. Özellikle dopamin seviyesindeki artış, esneme refleksini tetikleyebilir.
  • Beyin Sıcaklığı: Bilinçdışı esneme, beynin termoregülasyon sürecinin bir parçası olabilir.


Sonuç ve Değerlendirme


Esneme, bilinçdışı düzeyde işleyen karmaşık bir davranış biçimidir. Fizyolojik,sosyal ve psikolojik süreçlerin bir birleşimi olan bu refleks, hem toplumsal hem bireysel işlevlere sahiptirler. Esnemenin bilinçdışı mekanizmaları, insan beyninin ve davranışlarının daha iyi anlaşılması için önemli bir araştırma alanıdır.Esneme, yalnızca fizyolojik bir refleks değil, aynı zamanda psikolojik durumlarla ve sosyal bağlarla yakından ilişkili bir davranıştır. Empati, stres, duygusal durumlar ve sosyal etkileşim gibi faktörler esnemenin sıklığını ve bulaşıcılığını etkiler. Daha fazla araştırma, bu davranışın psikolojik ve nörolojik mekanizmalarını daha iyi anlamamızı sağlayabilir.Bu konuda yapılan araştırmalar her ne kadar psikolojik,fizyolojik ve nöolojik süreçleri açıklamaya çalışsa da alan yazında daha fazla araştırmaya yer verilip destek olunup geliştirilmelidir.



Kaynaklar

  1. Gallup, A. C. & Eldakar, O. T. (2013). Yawning and the brain: A thermoregulatory perspective.
  2. Provine, R. R. (2005). Yawning as a physiological and psychological phenomenon.
  3. Platek, S. M. et al. (2003). Contagious yawning and empathy: A social neuroscience perspective.


Yayınlanma: 22.11.2024 08:59

Son Güncelleme: 22.11.2024 08:59

#esneme#esneme ve psikoloji#esneme bilinçdışı#esneme ve fizyoloji#esneme ve stress#esneme ve beyin#kaygı ve esneme#neden esneriz#doğukan sümen#psikolog doğukan sümen#bilişsel davranışçı terapi#psikoterapi#kaygı#psikoterapisst#psikoterapist#bdt#şema terapi#online##online psikolog#online psikoterapi#bilinç dışı
Psikolog

Doğukan

SÜMEN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
2 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Bağımlılıklar
Sosyal Fobi
Yeme Bozuklukları
+7
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Üniversite Sınavı Öncesi Ailelere ve Öğrencilere Tavsiyeler

Sınavlar, öğrencilerin akademik başarılarını belirleyen önemli ölçütlerden biridir ve bu süreç yalnızca öğrencileri değil, aynı zamanda ailelerini de doğrudan etkiler. Sınav dönemleri, öğrenciler için yoğun bir hazırlık sürecini, stres yönetimini ve zaman planlamasını gerektirirken, aileler de bu süreçte çocuklarının yanında olup onlara destek sağlamalıdır. Akademik başarı, yalnızca ders çalışmakla değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik destekle de şekillenir. Ailelerin öğrencilerle doğru bir iletişim kurması, onların kaygılarını anlaması ve motive edici bir ortam yaratması büyük önem taşır. Destekleyici bir tutum sergileyen aileler, öğrencilerin kendilerine olan güvenlerini artırarak başarıya ulaşmalarına yardımcı olabilir.Bu süreçte aileler ve öğrenciler, birlikte doğru stratejileri benimseyerek sınav dönemini daha verimli ve yönetilebilir hale getirebilirler. Öncelikle öğrencinin bir çalışma planı oluşturmasına yardımcı olmak, düzenli molalar vermesini teşvik etmek ve sağlıklı bir uyku düzeni sağlamasına katkıda bulunmak önemlidir. Ayrıca, öğrencinin sınav kaygısını artıran baskıcı tutumlardan kaçınılmalı ve onun çabasına odaklanarak motive edilmelidir. Aile içindeki olumlu bir atmosfer, öğrencinin sınava daha rahat hazırlanmasını sağlar ve akademik başarısını olumlu yönde etkileyebilir. Bu nedenle, sınav sürecinde ailelerin bilinçli ve destekleyici bir rol üstlenmesi, öğrencinin hem akademik hem de psikolojik olarak güçlenmesine katkıda bulunacaktır.Ailelere Tavsiyeler:Sınav sürecinde veli desteği, öğrencilerin başarılı olmaları için kritik bir rol oynar. Desteğiniz çocuğunuzun sınav stresiyle başa çıkmasına ve motivasyonlarını artırmalarına yardımcı olur.Çocuğunuza olumlu bir tutum ve güven aşılamak, onların özgüvenlerini artırır ve sınav stresini azaltır.Sınav stresi, öğrencilerin akademik performansını doğrudan etkileyebilen önemli bir faktördür. Aşırı stres, öğrencinin motivasyonunu düşürebilir, odaklanma becerisini zayıflatabilir ve kaygı seviyesini artırarak bilgiyi hatırlamasını zorlaştırabilir. Bu nedenle, ebeveynlerin çocuklarına sınav sürecinde yalnızca akademik destek sunmakla kalmayıp, aynı zamanda stresle başa çıkma becerilerini kazandırmaları da büyük önem taşır. Stres yönetimi konusunda çocuklarını bilinçlendiren aileler, onların sınavlara daha sağlıklı bir bakış açısıyla yaklaşmalarına yardımcı olabilir. Örneğin, derin nefes alma teknikleri, gevşeme egzersizleri ve olumlu düşünme alışkanlıkları gibi yöntemler, öğrencinin stres seviyesini azaltarak daha verimli bir çalışma süreci geçirmesini sağlayabilir.Ailelerin çocuklarıyla birlikte rahatlatıcı ve keyif verici aktiviteler yapmaları da sınav stresini azaltmada etkili olabilir. Düzenli olarak yapılan yürüyüşler, hafif tempolu egzersizler veya yoga gibi fiziksel aktiviteler, vücuttaki stres hormonlarını azaltarak öğrencinin daha sakin ve dengeli hissetmesini sağlar.Ayrıca, sevilen bir filmi birlikte izlemek, doğada vakit geçirmek veya kısa bir mola vererek sohbet etmek, öğrencinin zihinsel rahatlamasına katkıda bulunabilir. Bu tür etkinlikler, yalnızca sınav kaygısını hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda aile içindeki bağları da güçlendirir. Ebeveynlerin, sınav sürecini sadece bir başarı kriteri olarak görmek yerine, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak ona destek olmaları, öğrencinin hem akademik hem de psikolojik olarak daha güçlü bir şekilde bu süreci yönetmesine yardımcı olacaktır.Çocuğunuzun düzenli yaşam tarzını benimsemesi için teşvik etmelisiniz. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve yeterli uyku, çocukların zihinsel ve fiziksel olarak daha iyi hissetmelerini sağlar.Evde destekleyici bir çalışma ortamı oluşturmak da önemlidir. Çocukların ders çalışabilecekleri sessiz ve düzenli bir ortam sağlamak, odaklanmalarını kolaylaştırır ve verimliliklerini artırır. Eğer çocuğunuz evde pek ders çalışamıyorsa kütüphaneye gitmesi konusunda da teşvik edebilirsiniz. Kütüphaneler, sessiz ve düzenli bir çalışma ortamı sunar. Bu ortam, öğrencilerin dikkatlerini dağıtan unsurlardan uzaklaşmalarını ve daha verimli bir şekilde çalışmalarını sağlar.Öğrencilere Tavsiyeler:Düzenli bir çalışma programı oluşturun. Dersler arasında dengeyi sağlamak kritik bir adımdır. Her öğrencinin güçlü ve zayıf olduğu konular farklı olabilir. Bu nedenle, programınızı oluştururken bu konuları belirlemek önemlidir. Zayıf olduğunuz konuları anlamak ve bu konulardaki eksiklerinizi gidermek için daha fazla zaman ayırmanız gerekebilir.Sınav öncesi seri deneme çözmek çok önemlidir. Deneme sınavları, zamanı doğru kullanmayı, her bir soruya belirli bir süre ayırmayı ve hızlı karar verme becerilerini geliştirir. Bolca denemeye girerek sınav stresiyle nasıl başa çıkmanız gerektiğini deneyimleyerek stres seviyenizi azaltabilirsiniz.Sınav öncesi deneme analizlerini detaylı yapılması da sizi geliştirir. Denemeleri birer boy aynası gibi düşünebilirsiniz nasıl aynaya baktığımızda kendimizi düzeltiyorsak her deneme yanlışlarımızı düzeltmemiz için birer fırsat olabilir. Detaylı bir deneme analizi, hangi konularda zayıf olduğunuzu ve hangi konularda daha fazla çalışmanız gerektiğini belirlemenize yardımcı olur.Sınav öncesi stresinizi yönetmeyi öğrenmelisiniz. İyi bir stres yönetimi sınavda daha iyi bir performans sergilemenize yardımcı olur. Stres yönetimi becerileri öğrenmek, öğrencilerin özgüvenini artırır. Stres altında olan bir öğrenci, kendi olan güvenini kaybedebilir. Bu yüzden stresle başa çıkma becerilerini geliştirmek, öğrencilerin kendilerine olan güvenini pekiştirir.Sınav öncesi mental sağlığınızın yanı sıra fiziksel sağlığınıza da dikkat etmeye önem gösterin. Düzenli egzersiz yapmanız, dengeli beslenmeniz ve yeterli uyku almanız daha başarılı olmanıza yardımcı olur. Egzersiz yapmanız beyin fonksiyonlarını artırır böylece dikkat ve konsantrasyon seviyenizi yükseltir. Dengeli beslenme ise vücuda gerekli olan besin maddelerini sağlar ve enerji seviyelerini korur. Ayrıca, yeterli uyku almak, zihinsel ve fiziksel yorgunluğu azaltır. Tüm bu faktörler, sınav stresiyle başa çıkmayı kolaylaştırır ve sınav performansınızı artırır.Başarıya ulaşmak, sabır, disiplin ve kararlılıkla ilerlemeyi gerektiren uzun bir yolculuktur. Bu süreçte, belirlediğiniz hedeflere ulaşabilmek için kendinizi sürekli geliştirmeli, karşılaştığınız engelleri aşmak adına kararlı bir tutum sergilemelisiniz. Başarı, yalnızca yetenek ve zekâ ile değil, aynı zamanda sürekli öğrenme, çaba ve azim ile mümkündür. Her adımda kendinize olan inancınızı koruyarak, hatalarınızdan ders çıkarıp daha iyi bir versiyonunuz olmak için çaba göstermelisiniz.Unutmayın ki her adım, sizin potansiyelinizi gerçekleştirmenize bir adım daha yaklaştırır.

Yaşam Tuzakları: Uyum Bozucu Şemalar

Her bireyin doğuştan gelen ve karşılanması gereken bir takım duygusal ihtiyaçları vardır. Ancak vurgulanması gereken nokta hepimizin bunlara ihtiyacı olduğudur. Bu ihtiyaçların derecesi/şiddeti anlamında farklılıklar görülse de temelde evrensel bir benzerlik yatar. Bu ihtiyaçların tamamı dünyaya gelen her insan için temel ve evrenseldir. Temel, evrensel ve duygusal ihtiyaçlardan bahsetmek gerekirse; bunlardan ilki diğerlerine güvenli bağlanmadır. Birey, diğerleri yani dış dünya ile güvenli, tutarlı, bakım ve kabul içeren ilişkiler kurmalıdır. Gereksinim ve duygularını ifade etme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Doğduğu aile ve içerisinde yetiştiği çevre tarafından yeterlilik ve kimlik algısı zedelenmemelidir. Aynı aile ve sosyal çevresi tarafından gerçekçi sınırlarla karşılaşmalı ve öz denetimini sağlayabilmelidir. Ek olarak, her birey spontanlık ve oyun haklarına sahip olmalıdır. Şema Terapi kuramını geliştiren Amerikalı psikolog Jeffrey Young’a göre, bahsi geçen duygusal ihtiyaçlar bireyin erken yaşam dönemlerinden itibaren karşılanması gereken temel gereksinimleridir.Duygusal ihtiyaçlarımız çocukluktan itibaren varlıklarını sürdürür. Bu evrensel temel duygusal ihtiyaçlara ek olarak, yetişkinlikte ortaya çıkan ihtiyaçların varlığı da kabul edilir. Ancak yaşamın erken dönemlerinde bir duygusal ihtiyaç yeterli şekilde karşılandığı zaman, bireylerin daha sonraki ihtiyaçları ile oldukça iyi başa çıkma kapasitesine sahip oldukları görülür.Gereksinimlerin bireyin ruhunu zedeleyici seviyede engellenmesi, ihmal ve istismar, aşırı hoşgörü ve aşırı koruma gibi iyi şeylerin de aşırı verilmesi, seçici içselleştirme veya özdeşleşme gibi etmenler ise kişinin ihtiyaçlarının karşılanmasını engeller. Yaşamın erken dönemlerinden itibaren karşılanamayan ihtiyaçlar da kişinin ruhunda derin izler bırakır. Bu izler; duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak çok çeşitli olumsuz sonuçlara yol açar ve “şema” adı verilen uyum bozucu örüntüleri oluşturur.Uyum bozucu şemalar, ruhsal yapıya derinlemesine kök salmış kalıplardır. Genel ve yayılımcı içerik örüntüleridir. Anılar, duygular, bilişler ve fiziksel duyumlardan oluşurlar. Çocukluk veya gençlikte ortaya çıkarlar. Bununla birlikte çevrenin de etkisiyle pekişerek yaşam boyu gelişebilirler. Kendilerini sürdürürler. Kısa dönemli yöntemlerle değişemeyecek kadar dirençli ve kuvvetlidirler. Kişinin kendisi ve çevresiyle ilişkisini konu alırlar. Yoğun duygular ile kişinin kendisine veya başkalarına zarar verebileceği sonuçlar yaratabilirler. Belli bir derecede işlevselliği bozarlar. Özgürlük, bağlanma ve kendini açmayı engelleyebilirler. Biyolojik bir duygu-durum veya yaşam olayları ile tetiklenerek aktif hale gelirler. Tıpkı bir tuzak gibi yaşam içerisindeki çeşitli durumlarda bireyi zorlayıcı etkileri vardır.Söz konusu tanımlara göre, bireyin davranışı şemanın bir parçası değildir. Aksine uyumsuz davranışların şemalara karşı mantıklı tepkiler olarak geliştiği düşünülmektedir. Yani davranışlar şemalar tarafından güdümlenir ancak onların parçası değillerdir. Çoğu davranış şemalarla nasıl başa çıktığımızı yansıtır. Şemaların kendilerini koruyup sürdürmeleri nedeniyle kişi yetişkinlikte de farkında olmadan aynı ihtiyaçların karşılanmasını önlemeye devam eder. Süregelen bu dinamiği kırmanın ilk adımı, sahip olunan şemalar ile ilgili bilgi edinmek ve onların farkına varmaktır. Bu doğrultuda temel ihtiyaçların oluşturduğu 5 şema alanına göre sınıflandırılan uyum bozucu şemaları inceleyelim.Alan 1- Ayrılma ve Reddedilme: Güvenlik, emniyet, istikrar, bakım, empati, duyguların paylaşılması, kabul ve saygı gibi temel evrensel ihtiyaçların karşılanmaması ile ilişkili şemaları içerir.Terk Edilme, Güvensizlik, Duygusal Yoksunluk, Kusurluluk ve Sosyal İzolasyon şemaları.Alan 2- Zedelenmiş Özerklik: Özerklik ve rekabet gibi temel evrensel ihtiyaçların ihlali ile ilişkili şemaları içerir.Bağımlılık/yetersizlik, Dayanıksızlık, İç İçe Geçme/gelişmemiş Benlik, Başarısızlık şemaları.Alan 3- Zedelenmiş Sınırlar: İçsel sınırlar, başkalarına karşı sorumluluk veya uzun süreli hedef odaklılıkta eksikliklerle ilişkili şemaları içerir.Haklılık/Büyüklenmecilik, Yetersiz Özdenetim şemaları.Alan 4- Diğeri Yönelimlilik: Kendi yönelimli olma ihtiyacının karşılanmasındaki eksikliklerle ilişkili şemaları içerir.Boyun Eğicilik, Fedakarlık, Onay Arayıcılık şemaları.Alan 5- Aşırı Tetikte Olma ve Bastırılmışlık: Kendiliğindenlik ve oyun gibi temele evrensel ihtiyaçların yok sayılması ile ilişkili şemaları içerir.Karamsarlık, Duyguların Bastırılması, Yüksek Standartlar, Cezalandırıcılık şemaları.Bir şema ne kadar şiddetliyse sonuçları da aynı orantıda ciddi olacaktır. Şemaların aktifleşmesiyle bireyler farkında olmaksızın onlarla başa çıkmak için uyum bozucu yollar yaratmaktadır. Kişi; şemanın getirdiği duygu ve düşünceye teslim olarak, tam zıttını yapmaya çalışıp aşırı telafiye giderek veya kaçınarak şemalarıyla sağlıksız şekilde baş etmeye çalışır. Bu baş etme yöntemleri anı kurtarma, tanıdık geldiği için iyi hissettirme özellikleri olsa da uzun vadede kişinin yaşamına zarar verir. Öte yandan her bir uyum bozucu baş etme yöntemi şemayı besleyerek şiddetini artırır.Kaygı, depresyon, madde kötüye kullanımı ve psikosomatik bozukluklar gibi belirtilerin altında genellikle erken dönem uyumsuz şemalar ve bireylerin onlarla başa çıkmak için öğrendiği uyum bozucu yollar yatmaktadır. Aynı zamanda bağımlılık, kaçınma, ilgi Arayıcılık veya mükemmelliyetçilik gibi kronik belirtilerin de temelini oluştururlar. Şemalar bilişsel/duygulanımsal kişilik özellikleridir ve dolayısıyla derecelendirilebilirler. Şema ne kadar şiddetliyse etkinleşmesi de o kadar kolaydır.Bireyler şemalarının farkında olarak, onların kökenlerine inerek ve sağlıklı baş etme biçimleri geliştirerek söz konusu yaşam tuzaklarıyla mücadele etmeyi öğrenebilirler. Jeffrey Young’ın geliştirdiği Şema Terapi çerçevesinde, kişinin sahip olduğu uyum bozucu şemaların aktivite düzeyi söndürülebilmekte ve daha sağlıklı örüntüler oluşturulabilmektedir. Şema Terapi ile danışana, şimdiki davranışlara geçmişin etkisi fark ettirilir. Yaşantısal tekniklerle duygulara ulaşılmaya çalışılır. Davranışçı tekniklerle de kişinin davranış değişimi sağlanmaya çalışılır.Uyum bozucu şemalarınızın farkına varmak, zorlayıcı yaşam deneyimlerinizle sağlıklı biçimde baş edebilmek ve yinelenen duygu, düşünce ve davranış dinamiklerinizi değiştirebilmek için profesyonel bir uzmandan destek alabilirsiniz. Uzm. Psk. Dan. Merve Behice AL CANKI Kaynak:Young, J., Bernstein, D.P., & Rafaeli, E., (2015). Şema Terapi: Ayırıcı Özellikler (M. Şaşıoğlu, Çev. ). Psikonet Yayınları.Young, J. E., Klosko, J. S. & Weishaar, M. E. (2009). Şema Terapi (T. V. Soylu, Çev.). Litera Yayıncılık.Young, J.E., Klosko, J.S.…, & Weishaar, M.E. (2013) Şema Terapi. Litera Yayıncılık.

Bilişsel Çarpıtmalar: Nerede Hata Yapıyoruz?

Günlük hayatın karmaşası ve yaşadığımız olumsuz olayların ağırlığını ölçerken ilk adımda duygularımıza odaklanabiliyoruz. Bir olayın bizi ne ölçüde etkilediğini anlamak için öncelikle ne hissettiğimize bakıyoruz. Peki hissettiğimiz bu duygular nereden geliyor? Sadece yaşadığımız olay mı bu duygular üzerinde etkili? Aslında cevap düşüncelerimizde saklı. Yaşadığımız olumlu veya olumsuz durumlara bakış açımız nedir? Olayları algılama biçimimiz sağlıklı mı yoksa tüm yaşananları bizi daha çok yıpratacak şekilde mi algılıyoruz? Bilişsel davranışçı bakış açısı der ki; bize sıkıntı veren veya sorun olan olayın kendisi değil, olay hakkında düşündüklerimizdir. Bir durumun yaşam zorluğu mu yoksa sorun mu olduğunu belirleyen olaylara bakış açımızdır. Bireylerin duygu ve davranışlarının kaynağı ise düşüncelerdir. Yani ne düşünürsek sonuç olarak da onu hissederiz. Düşüncelerimiz değişirse duygu ve davranışlarımız da aynı şekilde değişecektir.Geçmiş yaşantılarımızdan getirdiğimiz düşüncelerimiz, olaylara bakış açımızı belirler. Bir olay karşısında ortaya çıkan olumsuz duygulanımımıza bağlı olarak durumu/olayı değerlendiririz. Bu olumsuz duyguya neden olan düşüncelerimizi gözden geçiririz. Örneğin; bireyin sürekli fiziksel ya da psikolojik şiddet gördüğü, aldatıldığı partnerleri olmuş ise bireyin zihnindeki çarpık ve işlevsiz düşünce hatası ne olabilir? Yazımızın temel sorusunda da olduğu gibi “Nerede Hata Yapıyoruz?”. Cevabın ne olabileceğini yavaş yavaş tahmin etmeye başladığınızı sanıyorum. Hata pekala düşüncelerimizde, yaşadıklarımızı algılayış biçimimizde. Bilişsel Davranışçı bakış açısına göre düşünce hatalarımız, sahip olduğumuz bir takım otomatik düşüncelerden kaynaklanır. Otomatik düşünceler, bilinçli bir yargılama olmaksızın ortaya çıkan, eylemlerimiz ve duygularımızı derinden etkileyen zihinsel işlevlerdir. Otomatik düşüncelerimiz neredeyse tüm işlevlerimizden sorumludurlar ve tahmin edebileceğiniz gibi sayısal anlamda da bir hayli fazladırlar. Depresyon, kaygı bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlığı olan kişilerde uyumsuz ve çarpıtılmış otomatik düşüncelerin arttığı gözlenir. Otomatik düşünceler, kişiye acı veren duygusal tepkilere ve işlevsel olmayan davranışlara da yol açarlar. Otomatik düşünceler ile ilgili en önemli ipuçlarından biri, yoğun duygulanımın yaşandığı esnada ortaya çıkmalarıdır. En yaygın görülen düşünce hatalarımıza, otomatik düşüncelerimize göz atalım.Seçici Algılama; "Yaşanılan bir durumun seçici olarak belirli bir ayrıntısının algılanması, diğer önemli noktaların ise göz ardı edilmesidir. Örneğin, hayatta başardığınız birçok an, hedefleriniz ve hayalleriniz var. Ancak bir isteğinizi gerçekleştirme noktasında başarısız oldunuz ve kendiniz hakkında “başarısız/beceriksiz” şeklinde düşünceleriniz oluşmaya başladı. Yani tüm hayatınıza kıyasla sadece başarısız olduğunuz anlara odaklandınız ve hatalı otomatik bir düşünceyle kendilik algınıza olumsuz bir özellik yüklediniz."Abartma; "Yaşanan olumsuz olaydan kendimiz, çevremiz ve geleceğimiz ile ilgili abartılı sonuçlar çıkarmaktır. Herhangi bir olumsuz deneyimde duyguların abartılması bu düşünce hatasının en sık rastlandığı durumlardandır. Örneğin, bir sunum ya da topluluk önünde konuşma anında “heyecandan tek bir kelime bile edemeyeceğim” düşüncesi. Başka bir örneği ele alacak olursak romantik ilişkilerimizde maalesef ki her türlü olumlu ve olumsuz duygumuzu/düşüncemizi abartma eğiliminde oluruz. “Hiç kimseyi seni sevdiğim gibi sevemem.”, “Sensiz yaşayamam.”, “Sen benim her şeyimsin.” Eminim ki hepimizin aşina olduğu bir düşünce kalıbıdır."Küçümseme; "Bazı diğer otomatik düşüncelerin aksine özellikle olumlu durumlarda karşımıza çıkar. Yaşanan olumlu olayları ya da bireyin başarılarını küçümsemesidir, tüm yaşananlar şans eseri meydana gelmiştir. “İyi notu herkes alabilir / bu okulu herkes kazanabilir”, “Kim olsa aynı şeyi yapardı..." vb."Aşırı Genelleme; "Yaşanılan tek bir olaydan genel kurallar çıkartmaktadır. Günlük hayat içinde belki de fark etmeden en sık başvurduğumuz otomatik düşüncelerden biridir. O gün sadece gideceğimiz yere geç kalmışızdır, belki saçımızı istediğim şekle sokamamışızdır ya da kıyafetimizin renklerini tutturamamışızdır ancak tüm günümüz kötü geçer/ kötü geçeceğine inanırız. Bu olumsuz inanca sahip olduğumuz için de davranışlarımız gerçekten o günün kötü geçmesine neden olacak biçimde şekillenir. “Bu tür şeyler hep benim başıma gelir”, “Nereye elimi atsam kurutuyorum”, “Bütün erkekler aynı” ve sayabileceğimizden emin olduğum daha nice aşırı genelleme inançlarımız."Kişiselleştirme; "Çevrede olan olaylar ve kişilerle ilgili kişisel karşılaştırmalar yapılır veya kişisel bağlantılar kurulur. Örneğin; çalıştığınız yerde takdir edilen bir elemansınız ve performansınız çok beğeniliyor. Herhangi sıradan bir iş gününde patronunuz size selam vermedi veya her zamankinden farklı bir ses tonuyla sizinle konuştu. Patronunuzun bu tavrının sizinle hiçbir ilgisi yokken “Acaba ne yaptım, neyi yanlış yapmış olabilirim, acaba bana mı kızgın” düşünceleriyle kaygı verici şekilde ele almanız kişiselleştirme yaptığınız çarpık bir düşüncedir. Çünkü belki de insanların sadece kötü geçirdiği bir güne denk geldiniz ve olayların sizinle uzaktan yakından hiçbir bağlantısı yok."Ya Hep Ya Hiç; "Olaylar siyah-beyaz, iyi-kötü gibi iki uçta algılanır. Hayat sizin için kesin doğru ve kesin yanlışlardan ibarettir. Siyah ve beyazdır, kesinlikle grilere yer yoktur. “Her şey boşa gitti”, “Bunu anlamadım, hiçbir şeyi anlamayacağım” … Sanılanın aksine hayat grilerle doludur. Tek bir doğru ve yanlış, tek bir siyah ve beyaz yoktur. "Akıl Okuma; "Karşımızdaki kişinin veya kişilerin zihninden geçenleri tahmin etmeye dayanan bir düşünce hatasıdır. Bu hata özellikle de insanlarla ilk tanışma deneyimlerimizde sıklıkla kendini gösterir. “Mesaj atmadığına göre kesin beni beğenmedi”, “Randevumuzu ertelediğine göre kesin vazgeçti”, “Beni zavallı buldu"...Duygusal Kararlar; "Kişinin olay veya insanlar hakkında hissettiklerinin doğru olacağı inancından doğan çarpık ve işlevsiz düşüncedir. Kendi kendini doğrulama ya da haklı çıkarma olarak da ele alabileceğimiz bu düşünce hatasında birey, nasıl hissederse olayları da bu şekilde algılar ve davranışlarını biçimlendirir. “Eğer korkuyorsam demek ki korkulacak bir şey var”, “Ben şüpheleniyorsam kesinlikle doğru çıkar” …Kontrol Yanılgısı; "Bireyin kendisi dışında olup bitenleri denetleme kapasitesine dair abartılı bir inanç beslemesidir. Örneğin, başkalarına göre daha şanslı olduğunu düşünerek şans oyunu oynamak. Sevdiğimiz insanların üzüntü ve endişelerini, başlarına gelebilecek kötü olayları engelleyebileceğimizi düşünmek. Çocuklarımızı kötü insanlarla tanışmaları konusunda koruyabileceğimizi sanmak."Tüm bu düşünce hataları geçmişte yaşadığımız olumsuz olayların sonucu oluşurlar. Bir takım olumsuz inançlarımızı kırmak ve belki de fark etmek zordur çünkü bunlar egomuzun alışmış olduğu bakış açılarıdır. Bazı olayları tüm gerçekliğiyle algılamak bize daha ağır gelebilir ve tam da bu noktada çarpık düşüncelerimiz devreye girerek otomatik duygular ve eylemlerle tepki vermemizi sağlar. Eğer siz de kendinizde bu düşünce hatalarına sık rastlıyorsanız ve işlevselliğinizi sekteye uğratacak yoğunlukta sizi etkiliyorsa, profesyonel bir destek almaktan çekinmeyin.Uzm. Psk. Dan. M. Behice AL CANKI KaynakçaTürkçapar H, (2008). Bilişsel terapi: temel ilkeler ve uygulama, 3. Baskı, Ankara. HYB yayıncılık.Türkçapar H, (2022). Bilişsel davranışçı terapi: temel ilkeler ve uygulama, 21.Baskı, İstanbul. Epsilon yayınevi.