Anksiyete, Latince "Angere" (boğmak, sıkmak) kelimesinden türeyen, zihinsel bir kaygı, korku ve huzursuzluk hissidir. Bu, hem bedensel (terleme, gerginlik, kalp atışı hızlanması) hem de zihinsel belirtilerle ortaya çıkan bir duygu durumudur. Belirli bir düzeydeki kaygı, bizi tehlikelere karşı uyaran ve motive eden doğal bir savunma mekanizmasıdır. Ancak, bu durumun sürekli, aşırı ve günlük yaşamı olumsuz etkiler hale gelmesi "anksiyete bozukluğu" olarak tanımlanır.
Anksiyetenin hem fiziksel hem de psikolojik birçok belirtisi bulunmaktadır:
Fizyolojik (Bedensel) Belirtiler
Psikolojik ve Zihinsel Belirtiler
Anksiyete, farklı formlarda kendini gösterebilir. Başlıca anksiyete bozuklukları şunlardır:
Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB): En az altı ay süren, iş, sağlık, aile gibi birçok konuda aşırı ve kontrol edilemeyen kaygı halidir. Bu durum, sürekli olarak "en kötü senaryoyu" düşünme ve huzursuzlukla karakterizedir.
Panik Bozukluk: Belirgin bir tetikleyici olmaksızın aniden başlayan, yoğun korku ve rahatsızlık ataklarıdır. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı ve kontrolü kaybetme korkusu en belirgin belirtileridir.
Sosyal Anksiyete Bozukluğu (Sosyal Fobi): Bireylerin sosyal ortamlarda, başkaları tarafından olumsuz yargılanacağı korkusuyla yoğun kaygı hissetmesidir.
Özgül Fobiler: Belirli bir nesneye veya duruma (örneğin hayvanlar, kapalı alanlar) karşı duyulan mantıksız ve aşırı korkudur.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB): Yaşanan travmatik bir olayın ardından olayın anılarının sürekli olarak zihinde canlanması ve yoğun kaygı ile karakterizedir.
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB): İstenmeyen, tekrarlayıcı düşünceler (obsesyonlar) ve bu kaygıyı azaltmak için yapılan tekrarlayıcı davranışlarla (kompulsiyonlar) kendini gösterir.
Anksiyetenin nedenleri, genetik yatkınlık, beyin kimyasındaki dengesizlikler (serotonin ve GABA gibi nörotransmitterler), çocukluk travmaları ve stresli yaşam olayları gibi faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır.
Anksiyete bozuklukları tedavi edilebilir ve yönetilebilir durumlardır. En etkili tedavi yaklaşımları şunları içerir:
Psikoterapi: Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) anksiyete tedavisinde en yaygın kullanılan yöntemdir. BDT, bireyin olumsuz düşünce kalıplarını tanımasına ve daha sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmesine yardımcı olur.
Farmakolojik Tedaviler: Antidepresanlar ve anksiyolitikler gibi ilaçlar, beyindeki nörotransmitter dengesini düzenleyerek belirtileri hafifletir. Özellikle Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri (SSRI'lar) yaygın olarak kullanılır.
Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve gevşeme teknikleri (nefes egzersizleri, meditasyon) anksiyete semptomlarını yönetmede destekleyici bir rol oynar.
Birtakım durumlar anksiyete bozukluğunun gerçekleşme ihtimalini yükseltebilmektedir. Bu tetikleyici faktörleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:
● Çocukken cinsel istismar ya da ihmal yaşamak
● Travmatik olaylara maruz kalan bireylerden biri olmak
● Depresyonda olmak
● Kendi sağlığınız yahut çevrenizdeki kişilerin sağlığından sıklıkla endişe duymak ve buna bağlı olarak stres yaşamak
● Birtakım maddelere karşı bağımlı olmak
● Özgüven eksikliği yaşamak ve alay konusu olma gibi olumsuz düşünceleri sık sık düşünmek
● Birtakım kişilik tiplerinden olmak
● Son olarak çocukluk döneminde yabancı kişilere karşı çekingen olmak ve iletişim durumunda kendini geri çekmek, kişinin büyüyünce de kaygı bozukluğundan muzdarip olmasını açıklayabilir. Bu tür kişilerde risk oranı daha yüksektir.
Sosyal anksiyete belirtileri arasında ise şunlar yer almaktadır:
● Daha yaşanmamış, hatta yaşanmasına günler, haftalar ya da aylar varken bazı durumlar için endişe duymak
● Kim olduğunu bilmediğiniz kişilerce izleniyor olma ve yargılanma korkusu
● Sürekli içinde bulunduğunuz ortamlarda dahi kaygılı olmak ve telaşlanmak
● Sık sık utanılacak durumlara düşme korkusu ve aşağılanacak durumlardan kaçınma durumu
● İçinde bulunulan tedirgin ruh halinin fark edileceğine dair duyulan korku
● Sosyal ortamlardan bariz şekilde uzak durmak
Şayet ilgili belirtilerin sizde olduğunu düşünüyorsanız, başvuracağınız hekim ilk önce sizi fiziksel olarak muayene edecek ve sonrasında tıbbi geçmiş öykünüzü soracaktır. Akabinde laboratuvar testlerine de başvurulabilir. Zira söz konusu testler ortaya çıkacak olan genel tabloyu kesinleştirme açısından istenir ve bu bağlamda da önemlidir. Ancak tek başına laboratuvar testleri anksiyete bozukluğunu saptayamaz. Eğer gerekiyorsa doktorunuz sizi bir psikoloğa, psikiyatriste veya akıl sağlığı uzmanına yönlendirir. İlgili uzmanlar birtakım sorular, araçlar ve testler dahilinde kişinin ne tür bir anksiyete bozukluğuna sahip olduğunu anlayacaktır. Yapılan muayene sırasında kişi mutlaka belirtilerin ne zamandan beridir devam ettiğini ve sıklığını hekime anlatmalıdır. Eğer bu belirtiler günlük hayatınızı ciddi derecede olumsuz yönde etkiliyorsa, bu durumu doktorunuza mutlaka belirtmenizde fayda vardır.
Anksiyete tedavisi, doğru adımlar atıldığı takdirde başarılı sonuçlar verebilen bir süreci ifade eder. Kaygı bozukluğunu kontrol altına almak adına birtakım farklı tedavi yöntemleri mevcuttur. Bunların başında psikoterapi ve anksiyete ilaçları gelmektedir.
Konuşma terapisi olarak da bilinen psikoterapi, etkili bir tedavi yöntemidir. Psikoterapide hasta, süreci terapist eşliğinde geçirmektedir. Bu tedavi yöntemi ile belirtilerin azalması amaçlanır. Psikoterapi yoluyla duyguların davranışları ne derece etkilediği çok daha net bir şekilde fark edilebilir.
BDT ile kişiye endişe veren düşüncelerin ve eylemlerin nasıl kontrol altına alınabileceği öğretilmesi amaçlanır. Böylece kişi, bu tür durumları en sağlıklı biçimde yönetecektir.
Birtakım antidepresanlar, ilaçlar, yatıştırıcılar hekim tarafından tavsiye edilebilir. İlaçları çoğunlukla kısa süreli kullanıma uygun olarak tasarlanmıştır. Uzun süreli kullanım tavsiye edilmez. Her ilaç her birey için uygun olmayabileceğinden, size en uygun ilacı seçebilmek adına hekiminize danışmanızda fayda vardır. Bu tedavi yöntemleri arasında hangisinin sizin için daha iyi olduğuna dair gerekli bilgiler ise doktorunuz tarafından size verilecektir.
Anksiyete, yaklaşan tehdit veya strese karşı duyulan yoğun korku, kaygı ve huzursuzluk hissidir. Normal bir savunma mekanizması olsa da, aşırı ve sürekli hale geldiğinde bozukluk olarak kabul edilir.
Anksiyete yaşayanlar gergin, huzursuz ve endişeli hisseder, odaklanma güçlüğü çeker. Kaygıyı tetikleyen durum veya ortamlardan kaçınma eğilimi gösterebilirler.
Sürekli, aşırı ve kontrol edilemeyen kaygı duygusu en az altı aydır devam ediyorsa, günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa anksiyete bozukluğundan şüphelenilebilir. Tanı, uzman hekim tarafından konulur.
Anksiyete; kalp çarpıntısı, hızlı nefes alma, terleme, titreme, kas gerginliği ve mide sorunları gibi fiziksel belirtilerle kendini gösterir. Panik atak sırasında göğüs ağrısı ve nefes darlığı da görülebilir.
Anksiyete bozuklukları kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Ailesinde anksiyete öyküsü olanlar, çocuklukta travma yaşamış kişiler ve korumacı ailelerde büyüyenler de risk altındadır.
Anksiyete, psikoterapi (özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi), ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri (egzersiz, sağlıklı uyku) ile tedavi edilebilir ve yönetilebilir.
Stresli yaşam olayları, genetik yatkınlık, çocukluk travmaları, beyin kimyasındaki dengesizlikler ve bazı kronik hastalıklar anksiyeteyi tetikleyebilir.
Araştırma materyalinde anksiyetenin neden gece olduğu doğrudan açıklanmamaktadır. Ancak, anksiyete, uykuya dalma ve uykuyu sürdürme güçlüğü gibi uyku bozukluklarına yol açabilir. Ayrıca panik atakların gece, uykuda da meydana gelebileceği belirtilmektedir.