1. Uzman
  2. Gökçe KAYALAR
  3. Blog Yazıları
  4. BOŞANMA KARARI VE ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

BOŞANMA KARARI VE ÇOCUK PSİKOLOJİSİ


Boşanmaya karar veren çiftlerin çoğu bu durumu çocuklarına nasıl anlatmaları gerektiklerini ve çocuğunun bu durumdan nasıl etkileneceğini düşünmeden hareket ediyor. Boşanmaya karar veren çift "o nasılsa küçük, aklı ermez" gibi düşünceler içerisine girerek kendi problemlerine yoğunlaşıyorlar ve bu durumu çocuğa anlatma ihtiyacına girilmiyor. Fakat bu boşanma sürecinde en çok yükü aslında ebeveyn değil, çocuklar yaşıyor.


Hiç bir çocuk anne ya da babasından ayrı kalmak istemez. Ebeveyn boşanmayı ne kadar istese de çocuk kendi dünyasında bu durumun olmasını istemez ve bu olaya katlanmak zorunda kalır. Biz yetişkinlerin bazı olaylar karşısında kimi zaman zorlandığımız oluyorken çocukların bu tür olaylara direnç göstermesi daha zayıf olur. Böyle bir durumda çocuk acısını biz yetişkinlerden daha büyük ve derinden yaşar. Çocuğun kendi iç dünyasından düşünecek olursak çocuk ebeveynin boşanma eyleminden ötürü kendisini suçlayabilir. Anne ve babanın anlaşamama durumunun kendisi yüzünden olduğunu zannedebilir. Anne ve baba ayrı yaşamaya başladığı durumda ise çocuk herhangi bir ebeveyn ile yaşayacağından dolayı diğer ebeveynin onu sevmediğini düşünebilir ya da evden ayrılan ebeveyne karşı bir takım öfke besleyebilir.


Anne ve baba böyle bir durumda yaşadıkları gerginlik, sıkıntı ya da sorunlarını çocuğa yansıtmamalıdır. Bu evre içine giren çift; çocuğun yanında başkasına ya da direk çocuğa anne ya da babayı kötüleyici sözler söylememelidir. Boşanma kararı alan bir çift bu durumu çocuklarına birlikte anlatmalıdır. Çocuğa boşanma kararı söylenirken ayrıntılara girmeden durum anlatılmalıdır. İçinde bulunulan durum ve sonrasında oluşacak yaşam biçimi çocuğun yaşına göre açıklayıcı cümlelerle anlatılmalıdır.Boşanma evresi çocuğa anlatılırken ebeveyn onu bir çocuk olarak değil, bir birey olarak ele almalı ve “yaşı küçük nasılsa anlayamaz” denmemelidir. Bu durum anlatılırken çocuğun biz yetişkinler gibi olumlu tepkiler veremeyeceği de göz önünde bulundurmalıdır.



Boşanma kararı çocuğa şu şekilde anlatılabilir; “ Biz birbirimizi çok seviyorduk, aynı evde birlikte yaşamaktan çok mutluyduk. Ama artık annen ve ben / baban ve ben aynı evin içinde birlikteyken mutlu olamıyoruz, bu yüzden ayrı evlerde yaşamaya karar verdik. Ayrı evlerde yaşama kararımızda biz anne ve baba olarak senden ayrılmıyoruz, birbirimizden ayrılıyoruz. Seni çok seviyoruz ve sevmeye devam edeceğiz. Senin üzüleceğini, bu durumdan mutsuz olacağını biliyoruz ama bu tamamen annen ve baban olarak ikimizden kaynaklanan bir sorun. Senin bu durumla ilgili hiçbir suçun ve sorumluluğun yok “


Boşanma kararı esnasında çocuğa kesinlikle yalan söylenmemelidir. Söylenecek ufak bir yalan bile çocuğun size olan güvenini sarsabilir. Bu konuda dürüst olmak gerekmektedir. Çocuklar boşanma sonrasında hangi ebeveynde kalacağı, nerede ve nasıl bir ortamda yaşayacağı konusunda bilgilendirilmelidir. Görüşme düzeninizin nasıl olacağına hep birlikte karar vermeniz gerekir. Çocukların bu süreçteki taleplerini hassasiyetle karşılamalı ve çiftlerin aynı evde yaşamaması durumunda çocuğun hala annesi ve babası olduğunuzu, onu her zaman sevip ve koruyacağınızı belirtmeniz gerekmektedir. Yaşanan bu sıkıntılı sürecinde en kısa sürede biteceğini ve bu duruma katlanması gerektiğini söylemelisiniz.


Boşanma sonrası çocuk evden ayrılan ebeveyne karşı kaygı ya da öfke duyabilir ya da evden ayrılan ebeveyni özleyebilir. Bu gibi durumlarda mutsuzluk, içe kapanma gibi duygular yaşayabilir. Bu gibi durumda çocuğun okul, sağlık gibi problemlerinde her iki ebeveyn çocuğun yanında ve destek olmalıdır. Sevgi hiçbir şekilde esirgenmemelidir. Ev içinde yaşanılan düzen eskisi gibi devam etmelidir. (yatma, kalkma, ders çalışma, televizyon izleme saatleri, yemek yeme saatleri vb.)


Boşanan eşler, aralarında yaşanan kötü olaylara rağmen arkadaş olmaya gayret göstermeliler çünkü ne kadar boşanmış olsalar da çocukları için ister istemez görüşmek zorundadırlar. Boşandıktan sonra ebeveyn olma sorumluluğu unutulmamalı. Anne ve babanın boşanma sonrası görüşmelerinde birbirlerine olan kızgınlıkları çocuğa yansıtılmamalıdır. Ebeveyn kimi zaman çocukta oluşan problemlerde birbirlerine danışmalıdır. Çocuk için ortak çözüm bulup, ortak kararlar almaları gerekmektedir.


Boşanma sonrası ebeveyn çocuğuna daha fazla zaman ayırmalıdır. Anne ve baba çocukla ilgilenirken yaşadıkları ekonomik, psikolojik, sosyal problemleri bir kenara bırakmalıdır. Çocuğa olumsuz hiç bir problem yansıtılmamalıdır. Çocuk anne ya da babadan ayrı yaşasa dahi kendisine önem verildiğini sevildiğini hissetmelidir. Düşüncelerine, fikirlerine önem verilmelidir. Problemi olduğunda dinlemelidir. Fakat bu çocuğun her istediğini yapmak anlamına gelmemektedir. Boşanmanın ardından anne babalar çocuğu kendi taraflarına çekmek için onun istediği her şeyi yapma yanılgısına düşmemelidir. Çocuk taraf tutmak için zorlanmamalıdır. Çocuk her iki ebeveyniyle serbest ve kaliteli zaman geçirmelidir. Bu durumu daha kolay atlatabilmesi için keyifli aktivitelerde bulunabilir. Örneğin; Hafta içi annede kalan bir çocuk ödevlerini yaparken akşam annesiyle sinemaya gidebilir, aynı şekilde hafta sonu babayla ödevlerini yapan çocuk yine akşam babasıyla sinemaya gidebilir. Yapılan aktivite ya da sorumluluk planları hafta içi ya da hafta sonu diye sınırlandırılmamalıdır. Çocuk her iki ebeveynle sorumluluk ve aktivite paylaşımında bulunmalıdır.


Evden ayrılan ebeveyn çocukla kararlaştırdıkları saatte ve günde görüşmeye özen göstermelidir. Unutmayın çocuk sadece evde yaşadığı bir bireyden değil, almış olduğu modelden de ayrılmış olur. Kendisini değersiz ve sevilmeyen birisi hissetmemesi için verilen sözler ve alınan kararlar yerine getirilmelidir. Eğer ebeveyn görüşme gününde bir mazeret gösteriyorsa bunu açık, dürüst ve anlaşılır bir dille çocukla paylaşmalıdır. Çocuğa kesinlikle yalan söylememelidir. Yalan söylendiği takdirde çocuk ebeveynin onunla görüşmek istemediğini düşünerek öfke ya da kaygı duyguları yaşayabilir.



Boşanma sonrası çocukta derslerinde başarısızlık, uyku ve yeme bozuklukları, öfke problemleri, kendine ya da başkasına zarar verme, içe kapanma, arkadaşlarıyla iletişim kuramama gibi problemler oluşabilir.


Bu gibi durumda ebeveyn çocuğa kızmamalıdır. Aile bu süreçte hata yapmamalıdır. Bu süreçte çocuğa karşı gösterilecek en ufak hata daha büyük sorunlar doğurabilir. Eğer mücadele edemeyecek gibi hissediyorsanız boşanma öncesi ya da sonrasında mutlaka bir psikoloğa danışıp yardım almalısınız. Evliliklerinde sorun yaşayan eşler, ilk çare olarak boşanmayı düşünmektense, profesyonel yardım almayı denemeli. Boşanmaya kesin karar verildiğinde, çocukların bundan nasıl etkileneceği düşünülerek planlı hareket edilmelidir. Çünkü bu süreçte neler olup bittiği, bundan sonraki yaşam düzeninin ne olacağı son derece önemlidir. 


Uzm.Klinik Psikolog Gökçe Kayalar

gokcekayalar5@gmail.com

Yayınlanma: 21.12.2020 09:29

Son Güncelleme: 21.12.2020 09:29

Gökçe KAYALAR
Gökçe KAYALAR
Uzman Klinik Psikolog
Uzmanlıklar: Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, Depresif Bozukluklar, İlişki / Evlilik Problemleri
2014 yılında İstanbul Arel Üniversi Devamını oku
Online Terapi
süre 45 dk
ücret 120
Yüz Yüze Terapi
süre 45 dk
ücret 200
Bunları da sevebilirsiniz...

Son dönemlerde dünyada olduğu gibi ülkemizde de boşanma oranlarında artış görülmektedir. Sosyolojik bir olgu olan boşanmanın ekonomik, psikolojik, kültürel ve toplumsal birçok nedeni olabilir. Boşanma sürecine çocuk açısından bakıldığında bağ kurduğu iki insana bundan sonraki hayatında eşit olarak ulaşamamak çocuğun dünyasını ikiye bölebilir. Ebeveynler açısından ise boşanma; kendilerine yeniden bir hayat kurma, çocuklarıyla ve eski eşiyle yeni ilişki biçimleri oluşturma, maddi zorluklar ve sosyal ilişkilerdeki değişiklik anlamına gelmektedir. Bu yeni düzene alışmak aile üyeleri açısından elbette kolay olmayacaktır çünkü boşanma her ne kadar planlayarak verilen bir karar olsa da kişileri duygusal ve psikolojik olarak etkiler.Çocuğun bakış açısından gerçekleşebilecek en olası iyi durum, tarafların birbirine karşı düşmanlık göstermeden ayrıldığı, ortak bağları olan çocukları için birbirleri ile iletişim kurabildikleri ve çocukları ile olan ilişkinin olumlu şekilde devam etmesine gayret ettikleri bir ortamdır.Çünkü boşanan anne ve baba değil eşlerdir. Bu sebeple anne-baba rolleri kaldığı yerden devam etmektedir.Boşanma Kararı Çocuğa Nasıl Açıklanmalı?·Eğer mümkünse boşanma kararını anne baba ortak karar verdikleri zaman da birlikte vermelidirler değilse ortak kullanılacak bir dille çocuğa süreç anlatılmalıdır. Anlatım sırasında fazla detay vermemek ve çocuğun yaş düzeyine uygun açıklamalar yapmak önemlidir.·Kararı açıklarken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan bir tanesi tarafların bir birine karşı suçlayıcı cümleler kurmaktan kaçınmasıdır.‘Baban beni çok üzdüğü için’ ya da ‘annen beni aldattığı için’ boşanıyoruz demek yerine; olayla ilgili ayrıntı vermeden ‘biz artık eskisi gibi iyi anlaşamıyoruz ve ayrılmaya karar verdik ama bu durum senin annen ya da baban olmaya devam etmemize engel değil, her zaman senin yanında olmaya devam edeceğiz’ diyebilirsiniz.·Süreçte çocukların en büyük merakı bundan sonra ki hayatında ne gibi değişiklikler olacağıdır. Kiminle kalacak, diğer ebeveynini ne sıklıkla görecek, okulu değişecek mi..vb konularda net bir cevaba ihtiyacı vardır.·Çocuklar boşanmanın anne ya da babasından birinin tamamen onun hayatından çıkmak anlamına gelmediğini, her zaman anne-baba olarak onu sevmeye ve korumaya devam edeceğinizi söylemenize ihtiyaç duyarlar. Özellikle okul öncesi dönem ve ilkokul dönemindeki çocuklar net açıklamalar ve bilgilendirmeler yapılmadığında boşanma durumu için kendilerini suçlama eğiliminde olabilir. Bu durumun yaşanmaması içinanne ve baba süreci anlattıktan sonra mutlaka çocuğun duygu ve düşüncelerini dinlemeli ve kaygılarını anlamaya çalışmalıdır.Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Psikolojik EtkileriBu konuda sayısız araştırma vardır.Hepsinin birleştiği önemli noktalardan bir tanesi boşanmanın şekli ve nedeninin çocuğun bu durumdan ne kadar etkileneceğini belirlemesidir.Boşanmış ailelerde anne baba arasında devam eden çekişmelerin olması çocukta oluşacak kaygı ve depresyonu tetikler. Süreç esnasında ve devamında öfke, çökkünlük, okul başarısında düşüş, korku vb ruhsal uyumsuzluklar görülebilir. Ancak boşanma çocukların psikolojik uyumunu olumsuz etkileyen tek faktör değildir, çatışmaların olduğu bir ailede büyüyen çocuklarda da benzer etkiler gözlenebilir.Diğer önemli nokta boşanma sonrasında çocuğun genel olarak anne ile yaşaması sebebiyle anne-çocuk ilişkisinin daha fazla korunmaya devam etmesiyle, evli ailelerdeki anne-çocuk ilişkisine biraz daha fazla benzeyebilir. Bunun aksine eskiden olduğu gibi babasıyla sık sık paylaşım içinde olamayan çocuk ve baba arasındaki ilişki olumsuz yönde etkilenebilir. Süreçteki olumsuz etkileri minimuma indirebilmek için anne ve babanın iş birliği önemlidir. Tarafların iletişim kurmakta zorlandığı çatışmalı durumlarda bir uzmandan yardım almak sürecin hem çocuk hem ebeveynler açısından daha sağlıklı atlatılmasına olanak sağlayacaktır.Klinik Psikolog Fulya KÖKDEN Yazıyı Oku

Uzman: Fulya KÖKDEN

Yayınlanma: 23.10.2020

yakin-iliskilerde-islevsiz-olan-nedir

İlişkilerdeki her davranış sağlıklı ya da işlevli değildir. Bazıları vardır ki ilişkiyi yıpratmakta, zorlamakta ve sonunda da hem kişiyi hem de yaşanılan ilişkiyi tüketmeye kadar götürmektedir. Peki, bu davranışlar ya da söylemler nelerdir?Bu yazımda da işlevsiz olan şeylerin neler olduğuna ve daha da önemlisiÇÖZÜMLERİNİN nasıl olduğuna bakıyor olacağız.Gottman Mahşerin Dört Atlısıİlişki araştırmalarına öncelik eden, evlilik ve ilişki uyumları üzerine yıllardır çalışmalar yürüten ünlü Amerikalı psikolog John Gottman’a göre ilişkileri işlevsiz kılan dört önemli iletişim sorunu vardır.Bunlar psikoloji alanında çokça kullanılan, aile danışmanlığı ve aile terapileri alanında sıklıkla değinilen ‘’Mahşerin Dört Atlısı’’ olarak bilinmektedir.Bu ilişki sorunları terapilerde ele alınmakta ve iletişim eğitimi verilmektedir. Çiftlerin ilişkilerindeki işlevsizliklerden kurtulabilmesi ve sağlıklı ilişki kurmayı öğrenerek kendilerini doğru ifade edebiliyor olması hedeflenmekte ve teknikler ile bu kazanımlar sağlanmaya çalışılmaktadır. Şimdi sırası ile bu dört iletişim sorununun neler olduğuna detaylı olarak bakıyor olalım.1.AŞAĞILAMAAşağılama, kişinin partnerine yönelik, iğneleme ve küçümseme davranışlarını ya da söylemlerini içermektedir.Aşağılama, bir tür duygusal istismar olarak kabul edilmektedir ve ilişkilerde bulunmaması gereken en olumsuz davranış ve iletişim sorunu olarak ele alınmaktadır. Partnerler arasında aşağılama var ise çalışması gereken ilk iletişim sorunu bu olmalıdır. Aşağılamaya maruz kalan partner zaman içerisin de duvar örme ya da saldırma davranışına geçebilir. Bu durumda ilişkiye kalıcı olarak büyük zararlar verecektir.Aşağılama İçin Örnek Cümleler : -Seni beceriksiz, bırak şunu, sen zaten hiçbir şey yapamazsın ki…-Bir şeyi de yap be…-Sen ne işe yaramaz bir insansın!-Sen ben olmasam bir hiçsin aslında…-Sana acıyorum… Sen zavallı bir insansın.-Senden utanıyorum, sen ne işe yaramaz, bakımsız, beceriksiz, güçsüz vb.birisin böyle….Çözüm Önerileri : Partnere karşı saygılı olmak ve partneri gerekli durumlarda takdir edebilmek, onu desteklemek ve onu aşağı çekici söylemler yerine motive edici söylemleri günlük yaşamın içerisine dahil etmektir. Unutmayın ki, partnerinizi aşağılama davranışı ve söylemleri sizi yüceltmez ancak sizi partnerinizi gördüğünüz noktadan daha da aşağı çeker!‘’Beceriksizsin’’ cümlesi yerine ‘’Tekrar denemelisin bence o zaman çok daha iyi yapacaksın’’ cümlesi arasındaki fark net şekilde görülmektedir.2.ELEŞTİRİEleştiri, yaşanılan problemi bir kişilik problemi haline getirme sürecini kapsamaktadır.Bir problem sonrası partnerin davranışına yönelik eleştiri de bulunmak yerine onun kişiliğine yönelik eleştirilerde bulunma durumdur.Eleştiri İçin Örnek Cümleler:-İşte bak gördün mü bunu da unuttun çünkü sen çok bencil bir insansın…-Sen ne kadar da düşüncesiz ya..-Çok duyarsızsın..-Çok nankör birisin sen…Çözüm Önerileri: Sen dili yerine ben dilini kullanmak. Yani suçlayıcı ve duyguları saklayan ancak yaralayıcı olan sen dilinden uzaklaşarak duygularınızı ifade edebileceğiniz, o an ki ihtiyacınızı dile getireceğiniz, suçlayıcı olmayan ben diline yönelmek olmalıdır.3.SAVUNMASavunma, kişinin partnerini anlamaya çalışmak yerine sürekli olarak kendisini savunması, sorumluluk almaması ve karşısındaki insanı dilemeyerek kendini kapatması durumudur.Sorun bende değil sende alt mesajını veren bu davranış biçimi zamanla bir kısır döngü oluşturmakta ve ilişkinin tıkanmasına sebep olmaktadır.Savunma İçin Örnek Cümleler : -Bu senin suçun, senin hatan…-Senin yüzünden …. Böyle oldu.-Benim ile ne alakası var şimdi.-İlk sen başlattın.-Ben böyleyim! Bu senin problemin...Çözüm Önerileri:Var olan sorunu kabul etmek, sorumlulukları paylaşmak ve kendini kapatmak yerine konuşarak duygularını partnere aktarmak, konuyu geçiştirmeden ele almak ve değişime açık olabilmek önemli çözümler arasında yer almaktadır.4. DUVAR ÖRMEDuvar örme, kişinin partneri ile gerçekleşen bir tartışma sırasında fiziksel ya da ruhsal anlamda orada olmama, iletişim kurmama ve başka şeyler ile uğraşma ya da düşünme durumudur. Küsmek ve suskun kalma davranışı en sık kullanılan duvar örme örneklerindendir.Duvar Örme İçin Örnek Cümleler:-Hala konuşuyor mu cidden... , ne anlatıyor acaba ?-Sana soruyorum.. cevap versene…( o sıra da partner cevap vermiyor)-(Konuşurken odayı terk etmek ya da konuşma sırasında telefonu kapatmak vb. )-(Konuşulan konu dışında başka şeylere yönelmek, dikkati konuya verememek, aslında o an için orada olamamak vb.)Çözüm Önerileri: Tartışma sırasında ara vermek oldukça önemlidir. Tartışma sırasında kalp atışının yükselmesi ile birlikte ana odaklanmak, söylenenleri anlayabilmek, sağlıklı şekilde düşünebilmek ve eyleme geçebilmek zor hale gelir. Bu sebep ile sakinleşmek için öncelikle nefes ve kas egzersizleri yapmak önemlidir. Sakinleştikten sonra konunun üstünü örtmek ya da iletişimi koparmak yerine sakin şekilde sorunu konuşmak ve konuyu askıda bırakmak yerine bir çözüme ulaştırmak gerekmektedir.!!! İlişkilerde suçlayıcı dil olan sen dili yerine duygularınızı anlatan ben dilini kullanmak, iletişime açık olmak, kişiyi değersiz hissettirmemek ve kişinin kişiliğine yönelik zedeleyici eleştiride bulunmamak ilişkilerin sağlıklı şekilde sürebilmesi için gerekli olan ön koşullarıdır.Peki, sizce MAHŞERİN DÖRT ATLISI sizin hayatınızda ne kadar var?Eğer, sizler de ilişkilerinizde bu ve benzeri sorunlar yaşıyorsanız ve bu sorunları tek başınıza çözmek konusunda yetersiz kaldığınızı hissediyorsanız daha fazla bilgi sahibi olmak, kendinizi keşfetmek ve farkına varabilmek için yardım almaktan çekinmeyin. Bir uzmana danışmak ve aklınızdaki soruları sormak isterseniz bana buradan ulaşabilir, istediğiniz zaman randevu oluşturabilirsiniz. Sevgi ve Sağlıcakla...FATMA İZEL ŞAHİNPSİKOLOG & AİLE DANIŞMANIKaynakça:Gottman, J. veSiver, N. (2017). Evliliği sürdürmenin yedi ilkesi.( çev. Ezgi Deniz). ( Orijinal basım: 1999). Varlık Yayınları.Nichols,M. P. (2013). Aile Terapisi Kavramlar ve Yöntemler. (çev. Okhan Gündüz). (Orijinal basım: ). Kaknüs Yayınları. Yazıyı Oku

Uzman: Fatma İzel ŞAHİN

Yayınlanma: 12.03.2022

Bireylerin psikomotor gelişimi (vücudun isteğe bağlı hareket kazanması) anne karnında izlenebildiği halde, psikoseksüel (ruhsal-cinsel) gelişim doğumdan sonra farklı evrelerde gözlenir. Freud’un Psikoseksüel Gelişim Kuramı’na göre, bireyin kişiliğinin oluşması ve tam olarak olgunluğa ulaşabilmesi için belli dönemlerde atlatması gereken evreler vardır. Beş aşamadan oluşan psikoseksüel gelişim evrelerinde, her aşamanın zamanında ve doğru bir şekilde deneyimlenmesi şarttır. Freud zihnin yapısal modelini ‘’id-ego-superego’’ şeklindeki kişilik bileşenleri ile tanımlamıştır. İd bireyin kontrol edilemeyen, zevk temelli içgüdüler kümesidir ve bilinçaltında konumlandırılırken; süperego denetleyici, eleştirel ve ahlaki yasa savunucusudur, yine bilinçaltında etkinliğini sürdürür. Ego ise id ve süperego arasında dengeyi sağlamaya çalışan bir köprü rolü üstlenir. Psikoseksüel aşamalarının doğru zamanda doğru şekilde deneyimlenmesinin, bireyin id,ego ve süperego gelişimi için kritik önemi vardır. PSİKOSEKSÜEL AŞAMALAR1.ORAL DÖNEM Bu aşama 0-18 ayları arasında yaşanır, id egemenliği söz konusudur. Bebeğin gereksinimlerini karşılamak için ısırma, emme, çiğneme ağız yoluyla yaptığı ilk içgüdüsel eylemler olduğundan,haz bölgesi ağız olarak kabul edilir. Bu sebeple bu dönemde bebekler, objeleri ağız yolu ile tanımaya ve anlamlandırmaya çalışırlar. Anne memesi özellikle çocuğun dış dünya ile bağlantı kurduğu başlıca unsurdur. Oral saplanma, bir diğer adı ile oral fiksasyon, bebek oral dönemde ağız yoluyla elde edilmesi gereken yeterli hazza ulaşamadığı zaman gerçekleşir. Anne memesinden yoksun kalma ya da gereğinden fazla maruz bırakılma durumu oral saplanmaya sebep olur. Bu dönemdeki saplanmanın telafi edilmediği bireylerde sigara kullanımı, tırnak yeme, obezite, küfürbazlık, objeleri sürekli ısırma eylemi (kalem tepesi gibi), parmak emme ve bağımlı kişilik bozukluğu gibi problemler ile karşılaşılabilir. Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda bu dönemde emme, ısırma, çiğneme gibi eylemlerin geciktiği ya da hiç yaşanmadığı durumu ile karşılaşabiliriz. Bir başka açıdan da anne memesi ile yaşanması gereken doyumun ve hazzın bebekte gerçekleşmediğini gözlemleyebiliriz. Bu durumlar, evrede saplanmaya (fiksasyon) sebep olur. Erken tanı almış ve bu dönemi normal süreçleri ile geçirmiş çocuklar avantajlı sayılabilirken; saplanma (fiksasyon) yaşamış çocuklar için telafi amacı ile kullanılabilecek, ağız bölgesinin dahil edileceği bilişsel gelişimi destekleyici bir çok etkinlik oluşturulabilir. 2.ANAL DÖNEMBu dönem 18-36 aylar arasında gerçekleşir, süperegonun gelişmeye başladığı aşamadır. Doyum bölgesi çocukta anüstür, dış dünya ile bu bölge aracılığı ile iletişim kurmaya başlar. Dışkıyı ve idrarı tutabilme becerisi geliştirir, ve bu bölgedeki kontrol etme-bırakma sürecinden haz alır. Çocuğun aldığı hazzı dışavurumu ve ayrıca hissettiği öfke, saldırganlık, mutsuzluk gibi diğer duygular anüs yolu ile gösterilmeye başlanır: altını ıslatma, ıkınma, temizlenme süreci gibi. Bu dönemde ailenin tutumu son derece kritiktir. İlk bireysel bağımsızlığını kazanacağı dönem olarak da düşünülebileceği için aile destekleyici, teşvik edici ve ödüllendirici bir tutum içerisinde olmalıdır. Ceza odaklı davranış, baskıcı tutum, katı kurallar gibi yaklaşımlar anal saplantıya (anal fiksasyon) sebebiyet verebilir. Anal gelişim sürecinde çocuğun odak noktası genelanlamda kendisidir. Sevgi objesi olarak kendi vücudunu belirler. Bu sebeple kendi vücudunu kullanarak gerçekleştirdiği tuvalet süreci cezalandırma vebaskı barındırırsa çocuğun gelecek yaşamda özgüven eksikliği, bağlanma problemleri obsesif kompulsif bozukluk, cimrilik, karamsarlık, inatçılık ve küfürbazlık gibi problemler ile karşılaşma olasılığı yükselir. Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda bu dönemde gecikmeler olabilir. Tuvalet eğitimi çocuk açısından zorlu bir değişim olarak algılanabilir ve tekrar beze dönme ısrarı görülebilir. Bu noktada yine en kritik unsur tuvalet eğitimini veren kişidir. İnatlaşma, zorlama, baskılama ve cezalandırma gibi tutumlar bu dönemin çocuk için daha zorlu geçmesine ve sürecin uzamasına sebep olur. Bağımsızlığının ilk adımlarını atacağı bu süreçte ona tuvalet eğitiminin gerekliliğinin oyun ya da etkinlik yolu ile dolaylı yoldan gösterilmesi, keşfetmesine izin verilmesi ve ödüllendirilmesi önemlidir. Bir oyuncak yolu ile, model alma yöntemi kullanılarak süreç kolaylaştırılabilir.3.FALLİK DÖNEMFallik dönem 36-60 aylar arasında gerçekleşir, fallus dönem ya da cinsel organ dönemi olarak da adlandırılabilir. Bu dönemde haz bölgesi cinsel organlardır. Çocuğun odak noktası artık kendisinin haricinde çevreye, ve özellikle karşı cinse kayar. Erkek çocuklarda anneye karşı, kız çocuklarında da babaya karşı aşırı sevgi duyumu gerçekleşir (Oedipal-Elektra Kompleks; Oedipal Evre). Gözlemleme becerileri daha da gelişir ve model alma sıklıkla görülür. Bu evrede en çok rastlanan davranış cinsel organ ile oynama davranışıdır. Çevrenin ve özellikle ailenin tutumu bu süreçte son derece önemlidir. Cinsellik eğitiminin doğru verilmesi gereken bu dönemde ailenin cezalandırıcı ve baskıcı bir tutum izlememesi gerekir. En sık görülen ikinci davranış merak duygusu ile soru sormadır. Çocuğun sorduğu sorulara doğru ve uygun yanıt verilmeli, koruma içgüdüsü ile yalan söylenmemeli, sabırlı ve uygun bir üslup ile cevaplama yapılmalıdır. Bu dönemde yaşanan saplanmalar (fiksasyon) yetersizlik duygusu, aşırı çekingenlik, girişim kısırlığı, cinsel kimlikte güvensizlik, cinsel kimlik gelişmesinde aksamalar, cinsel ilişkiden kaçınma gibi sonuçlar doğurabilir.Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda cinsel organlarla oynama sıklıkla görülürken, soru sorma davranışına rastlanmaz. Ayrıca fallik dönemde gerçekleşen Oedipus ve Elektra Kompleksini deneyimlemezler. Cinsel organ ile oynama davranışı istenmeyen ve uygunsuz bir davranış olarak tanımlandığından ailenin tutumu son derece önemlidir. Bu davranışın çocuğun bedenini tanıma, keşfetme, öğrenme sebepli yapıldığı bilinmeli, cinsel eğitime paralel olarak çocuğun bu girişimini destekleyici alternatif yollar bulunmalıdır. 4.GİZİL (LATENT) DÖNEM6-11 yaş aralığında yaşanan bu dönem diğer bir adıyla uyuklama evresi olarak bilinir. Çocukta cinsellik gelişimi olgusunun son evresidir, ego ve süperego gelişimini sürdürmeye devam eder. Anne ve baba haricinde diğer insanlarla da etkileşime geçilip iletişim kurulan bu evrede çocuğun cinsellik gelişim odağında duraksama yaşandığı görülür. Hemcinsleriyle vakit geçirme, ve hatta karşı cinse karşı tepkisiz ve ilgisiz kalma gözlenir. Ayrıca bu dönem diğer dönemlerin pekiştirildiği evre olarak düşünülebilir ve telafiler bu evrede uygulanabilir. Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda cinsiyet rolleri tam oturmamış olabileceğinden dolayı, bu yönde eğitimler ve etkinlikler düzenlenmesi uygun olur. Ayrıca bu evrede karşı cinsteki ebeveyne karşı aşırı ilgili yaklaşım ve davranışlar görülebilir. Uygun olmayan boyutlara ulaşması durumunda ya da öncesinde bunun engellenmesi için, çocuğun sosyal hayatında da önem arz edecek ‘’uygun ve uygunsuz dokunma’’ eğitiminin verilmesi gerekir. 5.GENİTAL DÖNEM11-18 yaşları arasında yaşanan bu dönem ergenlik dönemini de kapsar. Aileden bağımsızlaşma çabası başlar ve diğer insanlarla olgun, sağlıklı iletişim kurmaya yönelik girişimler görülür. Özellikle karşı cins ile daha olgun ilişkiler kurma sürecine girerler. Daha gerçekçi bir bakış açısıyla geleceklerini görmeye çalışırlar; meslek seçimi, aile kurma gibi. Çevrelerine ve özellikle ailelerine bağımsız bireyler olduklarını kanıtlama çabası başlar, bu süreçte agresif ve inatçı bir tutum sergileyebilirler. Vücutlarında fark ettikleri gelişim ve değişimler sebebi ile özgüvensizlik, yetersizlik hissi oluşabilir. Unutulmamalıdır ki, bu süreçte ergeni en çok eleştiren ve yargılayan yine kendisidir. Bu sebeple ailenin tutumunun da sert, baskıcı, cezalandırıcı, yargılayıcı ve eleştirici olmaması gerekir.Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda vücuttaki değişim kendisi tarafından genellikle anlamlandırılamaz. Kız çocuklar için anne, erkek çocuklar için baba rol model alınarak karşı cins ile etkileşime girme çabası görülür. Fakat genellikle odak nokta yakın çevre olduğundan dolayı bu durumda sınırlamalar yaşanabilir. Bu dönem ile ilgili aile yeterince bilgilendirilmiş ve farkındalık sahibi ise evrenin atlatılması kolaylaşır. Özetleyecek olursak, psikoanalitik kurama göre her bireyin gözlerini dünyaya açtığında, kişiliğinin oluşması ve şekillenmesi için aşamalardan geçmesi gerekir. Bu aşamaların başarı ile atlatılması, bireyin gelecek hayatında oluşacak kişiliği ve davranış kümelerinin sağlıklı olması anlamına gelirken; yaşanacak aksaklıklar da bazı problemlere yol açabilir. Gelecekte bu aksaklıkların tespiti ve terapisi mümkün olmaktadır. Otizm Spektrum Bozukluğu olan bireylerde de erken müdahale kritik önem taşır. Çocuğun gelişiminin farkında olarak bilinçli bir şekilde, doğru kişilerden doğru tedavi ve terapinin alınması gelişime katkı sağlayabileceği gibi, aksaklıkların getirdiği problemleri de ortadan kaldırmakta ya da minimuma indirmekte fayda sağlar. Psikolog Gizemnur Arslan Yazıyı Oku

Uzman: Gizemnur ARSLAN

Yayınlanma: 09.05.2021