1. Uzman
  2. Merve Ece KAYHAN
  3. Blog Yazıları
  4. Bağlanma Stillerimiz Ayrılık Sürecini Nasıl Etkiliyor?

Bağlanma Stillerimiz Ayrılık Sürecini Nasıl Etkiliyor?

Günümüzde ayrılığa dair hepimizin bildiği bir gerçek var. Ayrılık kararı bizi hem psikolojik hem de fiziksel anlamda fazlasıyla olumsuz etkiliyor. Peki bizi bu kadar olumsuz etkileyebilecek kararı nasıl alabiliyoruz? Araştırmalara göre, ayrılık kararı almamızda en önemli etkenlerden biri iletişim problemleri. Bunun yanı sıra, partner ile yakınlık kurmakta güçlük çekme, güven ve sadakat ile ilgili yaşanan problemler, finansal problemler, ilişki içerisinde sıkça çatışmaların yaşanması, cinsel problemler yer alıyor.

 Peki ayrılık sonrası davranışlarımızı ve duygularımızı belirleyen faktörler neler?

Yapılan pek çok farklı çalışmaya göre ayrılık sonrasında sergilediğimiz davranışlar ve duygular bağlanma stillerimiz ile oldukça ilişkililer. Bağlanma stilimizin ne olduğunu keşfetmek, romantik ilişki içerisinde yaşadığımız problemlerin kökenini bulmamıza ve bu problemleri çözmemize yardımcı olur. O zaman aklımızda şöyle bir soru canlanıyor, nedir bu bağlanma stilleri?

Bağlanma stilleri, doğumdan itibaren diğer insanlarla nasıl bağ kuracağımızı, çevremizle nasıl iletişime geçeceğimizi ve romantik partnerimiz ile nasıl bir ilişki yaşayacağımızı belirleyen bir yapıdır. Biliyoruz ki, hayatta kalabilmemiz için diğer insanlara ve bağlanmaya ihtiyacımız var. Yapılan pek çok araştırmaya göre, insanlarla sağlıklı bağlar kurduğumuzda, daha mutlu ve psikolojik açıdan daha sağlıklı bireyler oluyoruz. İnsanlarla sağlıklı bağlar kurmak, bizi hem psikolojik hem de fiziksel olarak olumlu etkiliyor. Temel olarak 3 farklı bağlanma stili vardır. Bunlar; güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma ve kaçıngan bağlanmadır.

Güvenli Bağlanma

           Çocukluk hayatında güvenli bağlanma gerçekleştirmiş bireyler, yetişkinlik hayatında uzun vadeli ilişkiler yaşayan, yüksek özgüvene sahip olan, yakın ilişkilere girmekten kaçınmayan ve keyif alan, ihtiyacı olduğunda çevresinden sosyal destek talep edebilen ve duygularını yakın çevresiyle çekinmeden paylaşabilen kişilerdir.

 Kaygılı Bağlanma

           Çocukluk hayatında kaygılı bağlanma gerçekleştirmiş bireyler, yetişkin hayatlarında çevresindeki insanlara karşı güvenmekte zorluk çekerler, genel olarak başkalarına karşı duygusal bağ kurma ve yakınlık kurma konusunda isteksizdirler. Çevresindeki insanları ve kendi duygularını anlamakta güçlük çekerler ve duygulara karşılık vermekte zorlanırlar.

 Kaçıngan Bağlanma

           Çocukluk hayatında kaçıngan bağlanma gerçekleştirmiş bireyler, yetişkin hayatlarında yakın ve derin ilişkiler kurmakta fazlasıyla zorlanırlar. Yakın ilişki içerisinde bulunmaktansa, özgürlüğü ve bağımsızlığı tercih ederler. Romantik ilişkileri kendilerinin özgürlüğüne ve bağımsızlığına yönelik bir tehdit olarak algılama eğilimindedirler. Birini derinden tanımaya ve bağlanmaya karşı koyarlar.

 Nasıl güvenli bağlanan biri olabilirim?

           Bağlanma stilleri çocukluktan itibaren bize yerleşmiş olsalarda değiştirebilmek ve güvenli bağlanan bir insan olmak mümkündür. Öncelikli olarak hangi bağlanma stiline sahip olduğunuzu bulun. Fark etmek değişimin birinci adımıdır. Sonrasında bir ilişkide nelere ihtiyacınız olduğunu, neleri beklediğinizi, partnerden beklentilerinizi, kendi duygularınızı ve düşüncelerinizi keşfetmeye çalışın. Bunları keşfettikten sonra bilişsel çarpıtmalarınızı bulup, onları gerçekçileriyle düzenlemeye çalışın. Bilişsel çarpıtmalarınızı düzenlemekte güçlük çekerseniz, bir uzmandan destek alabileceğinizi unutmayın.

 Bağlanma stilleri ayrılık sonrası verdiğimiz tepkileri nasıl etkiliyor?

Ayrılık sonrasında sergilediğiniz davranışlar ve aklınızdan geçen düşünceler çocukluk çağında ailenizin size sergilediği tutum ve davranışlardan şekilleniyor olabilir mi? Yapılan araştırmalara göre bu sorunun cevabı evet. Çocukluk çağlarımızda güven duyabileceğimiz bir bakım verene sahip olmak, olumsuz duygular yaşarken bu duygularla baş edebilmemiz konusunda bize yol gösterecek birinin olması, neden böyle hissettiğimizi anlattığımızda bakım verenin bizi dinlemesi ve anlayışlı bir şekilde yaklaşması, bu olumsuz duygularla baş edebilmek için bize çözüm konusunda yardımcı olması yetişkinlik hayatımızda ilişkilere, problemlere ve ayrılıklara bakış açımızı oldukça şekillendiriyor ve etkiliyor.

 

Çocukluk yıllarında güvenli bağlanma geliştiren bireyler, ayrılık sonrasında kontrol etme veya zarar verme davranışlarını daha az sergiliyorlar. Her ayrılığın getirmiş olduğu doğal ayrılık sürecini yaşayarak, hayatlarındaki işlevselliği geri kazanıyorlar. Çocukluk çağında kaçıngan bağlanma geliştiren bireylerde ayrıldıktan sonra kontrol etme veya zarar verme davranışlarını daha az sergiliyorlar. Ancak araştırma sonuçlarına göre bunun sebebi zaten yakınlık kurmakla ilgili yaşadıkları problemlerin var olması ve yakın ilişkiler kurmayı özgürlüklerine bir tehlike olarak algılamalarıyla oldukça ilişkili.

 

Çocukluk çağında kaygılı bağlanma geliştiren bireylerde ise ayrılık sonrasında kontrol etme ve zarar verme davranışları oldukça sık gözlemleniyor. Özellikle eski partneri rahatsız edici boyutta aramaya veya mesaj atmaya yönelik davranışlar oldukça sık gözlemlenenler arasında yer alıyor. Eski partnerlerinden bekledikleri veya istedikleri tepkileri alamadıklarında ise hakaret etme veya manipülatif davranışlarda bulunma olasılıkları oldukça artıyor.

 

Kaygılı bağlanmaya sahip olan kişiler ayrılığın getirmiş olduğu doğal süreci yaşamayı da çoğu zaman reddedip, yaşanmış olan ayrılığı inkar edip, duygularını ve düşüncelerini bastırmaya çalışabiliyorlar. Bu durum ayrılıkla ilgili yaşanması gereken süreçlerin yaşanmasının önüne geçiyor ve kaygılı bağlanan kişiler yoğun bir biçimde korku, acı, öfke, üzüntü duygularını deneyimliyor. Duyguların yoğunluğundan kaynaklı olarak duygu regülasyonu yapmakta güçlük çektiklerinden ötürü düşünce ve davranışlarınıda düzenlemede problemler yaşıyorlar. Buda uzun vadede hayatlarında daha çok olumsuzluklar ve depresif belirtiler oluşmasına, kişide gerçekçi olmayan gelecekteki partnerlere yönelik terk edilme korkusunun ortaya çıkmasına sebep olabiliyor.

 

Geçmiş ilişkide ve ayrılık sürecinde oldukça olumsuz deneyimlerle karşılaşan bu bireyler, gelecekteki var olabilecek ilişkisinde de aynı problemleri yaşamamak adına, çeşitli bilişsel çarpıtmalar yaparak daha şüpheci, kuşkucu ve çatışmalardan uzak durmayı seçen veya çatışmalarla zor başa çıkabilen bireyler haline gelebiliyorlar.

 

Yapılmış olan bu çalışma bize gösteriyor ki, ayrılık sonrası yaşadığımız duygular, düşünceler ve sergilediğimiz davranışlar bağlanma stillerimiz ile oldukça ilişkili.

 

Bu nedenle, sizde ayrılık sürecini zorlu geçiriyorsanız, duygularınızı ve düşüncelerinizi yönetmekte çeşitli zorluklar çekiyorsanız buda günlük hayatınızda çeşitli sorunlara neden oluyorsa, bir uzmandan destek alarak ayrılık sürecini nasıl daha sağlıklı geçirebileceğiniz konusunda gerekli olan yardımı alabilirsiniz.

 

Unutmayın, hayatımızdaki sorunların çoğu genellikle hiç yoklarmış gibi davranmamızdan kaynaklanır. Görmezden gelmek çoğu zaman olumlu bir davranış değildir.

Yayınlanma: 18.08.2022 10:51

Son Güncelleme: 18.08.2022 10:54

Merve Ece KAYHAN
Merve Ece KAYHAN
Uzman Klinik Psikolog(*)(*)(*)(*)(*)
Uzmanlıklar: İlişki / Evlilik Problemleri, Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, Ruhsal-Toplumsal, Kişisel ve Çevresel Diğer Koşullarla İlişkili Sorunlar
Merhaba ben Klinik Psikolog Merve E Devamını oku
Online Terapi
süre 50 dk
ücret 650
Yüz Yüze Terapi
süre 50 dk
ücret 800
Bunları da sevebilirsiniz...
sizin-baglanma-stiliniz-hangisi

Yakınlık ve samimiyet konusunda ilişkinizde nasılsınız?Yaşadığınız ilişki gün içerisinde sizin zihninizi ne kadar meşgul ediyor?İlişki içinde olduğunuz partnerinize ne kadar güvenirsiniz?İlişki içinde boğuluyormuş gibi hissediyor musunuz?Bu tür soruların cevapları çiftlerin nasıl bağlandıklarını ve sahip oldukları bağlanma stillerini ortaya koymaktadır. Daha net anlaşılması için bu yazıda öncelikle kısaca bağlanma nedir? sorusu ile başlayıp daha sonrasında yetişkinlerin sahip olduğu bağlanma stillerinden bahsediyor olacağım.Bağlanma Nedir? Bağlanma kuramının temeli John Bowlby tarafından oluşturulmuş ve birçok araştırmacının katkısı ve çalışmaları ile de günümüzde ki şeklini bulmuştur. Ancak, kısa ve öz bir tanımlama yapmak gerekirse Bowlby,bağlanmayı bebek ve bakım veren arasındaki güçlü duygusal bir bağ olarak ifade etmektedir. Bowlby’den sonra bağlanma konusu pek çok psikolog ve araştırmacı tarafından ele alınmıştır çünkü Bowlby’nin ifadesine göre,bebek ile bakım veren kişi arasında kurulan bu güçlü bağ beşikten mezara bireyin tüm hayatına rehberlik etmekte ve yakın ilişkilerini önemli düzeyde etkilemektedir. Bireyin tüm hayatını etkileyebilecek kadar önemli bir kavram olması sebebi ile bağlanma kuramı gelişim psikolojisi alanı ve psikologlar için oldukça önemi bir kuramdır ve üzerinde yapılmış pek çok çalışmayı günümüzde de görmek mümkündür.Yetişkinlik döneminde yakın ilişki içinde sahip olunan bağlanma stilini biliyor olmak, bireyin kendi bağlanma stilini öğrenmesi ve anlaması, sağlıklı bir ilişki kurabilmesi ve bu ilişkiyi yürütebilmesi için gereklidir. Bu sebep ile şimdi Bartholomew ve Horowitz’in Dörtlü Bağlanma Modeli’nde belirttiği dört bağlanma stiline detaylıca bakalım ve sizin bağlanma stiliniz hangisi? sorusuna cevap bulalım…Sizin Bağlanma Stiliniz Hangisi? Güvenli Bağlanma Stili: Güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin kaygı düzeyleri ve kaçınma davranışları düşüktür. Çocukluk döneminde, sıcak bir temas (sarılma, kucaklanma, okşama, öpme vb.) ve sevgi ile büyümüş olan yetişkinler, sevgiyi bildikleri için romantik ilişkilerinde de hem kendilerini hem de partnelerini seven,değer veren ve güven duyan bireyler olurlar.Duygu ve düşüncelerini sağlıklı şekilde ifade edebilir, empati kurabilirler. İlişkilerinde yakınlık kurmaktan çekinmez, şefkatli davranışlar sergilerler. Sevilmeme ya da reddedilme korkusuna sahip olmadıkları için aşırı kıskançlık göstermez ve her tartışma sonrası uzun uzun ilişkilerini gözden geçirmekten ziyade yaşanılan olay çerçevesinde bir değerlendirme yapar ve sorunlara çözüm odaklı yaklaşırlar. İlişkilerinde trip atmak ya da küsmek yerine konuşmayı, sağlıklı iletişim kurmayı tercih ederler.Saplantılı (kaygılı) Bağlanma Stili: Saplantılı bağlanma stiline sahip olan bireylerin yüksek kaygı ve düşük kaçınma davranışları mevcuttur. Bireyler sahip oldukları yüksek kaygı sebebi ile kendilerini değersiz hisseder, olumsuz benlik düşüncesine,başkaları tarafından sevilmeye layık olmadıklarına inanırlar.Başkaları tarafında sevilmek, onaylanmak ve değer görmek için partnerleri ile aşırı yakınlık içinde olmak ister çünkü onaylandıkları sürece kendilerini değerli hissederler. Ancak bu aşırı yakınlık kurma ihtiyacı zaman zaman ilişkilerini zorlayıcı olabilmektedir. Sürekli terk edilme korkusu yaşarlar.İlişki yaşadıkları dönem hayatlarının merkezine partnerlerini koyar ve onlara çabuk bağlanırlar. Kendilerini yeterince değerli hissetmedikleri için aldatılma ve terk edilmekten korkarlar. Bu sebep ile ilişkilerinde kısıtlayıcı ve aşırı kıskanç olabilirler. Tepkisel kişilerdir, düşüncelerini sözel olarak ifade etmekten çok davranışları ile belirtir, sık sık trip atar ya da küserler. İlişki içinde yaşanan pek çok şeyi kişisel algılar, çok iyi olay kaydı tutar ve kolay kolay unutmazlar.Kaygılı bağlanma stiline sahip bir partnerden duyulabileceğiniz bazı olası cümleler:Banaböyle davranamaz, görür o gününü …10 defa aradım neden açmıyor?,şimdi kim bilir neler yapıyordur oooo!Benim hayatım zaten asla iyi gitmez ki !Beni kimse gerçekten sevmiyor ki !Biliyorum, kesin başka biri var.Lütfen, beni terk etme… Buna dayanamam…Kayıtsız Bağlanma Stili : Kayıtsız bağlanma stiline sahip olan bireylerin düşük kaygı ve yüksek kaçınma davranışları mevcuttur. Güvenli bağlanma stilindeki gibi kaygı düzeyleri düşük olup olumlu benlik düşüncesine sahip olsalar da yakınlık kurmaktan, romantik ilişki yaşamaktan ve başkalarına ihtiyaç duymaktan kaçınırlar. Başkalarını sevilmeye değer olarak görmez, ilişki içinde fazla yakınlıktan hoşlanmaz, boğuluyor gibi hissederler. Partnerlerini aşağılama, küçümseme, eleştirme ve olumsuz kıyaslamada bulunma ihtimalleri yüksektir. Bu sebeple ilişkilerinde partnerlerine karşı kırıcı olabilirler.Her şey yolunda gibi gözükür iken birden araya mesafe koyabilir ve ilişkiden uzaklaşabilirler.Kayıtsız bağlanma stiline sahip bir partnerden duyulabileceğiniz bazı olası cümleler:O bana muhtaç..Ona acıyorum.Onunla iken kendimi boğuluyor gibi hissediyorumHayatımı ele geçirmeye çalışıyor!Hep onun yüzünden beni suçum yok.Korkulu Bağlanma Stili: Korkulu bağlanma stiline sahip olan bireylerin yüksek kaygı ve yüksek kaçınma davranışları mevcuttur. Bu bağlanma stili tam olarak güvenli bağlanmanın tersidir.Bireyler sahip oldukları yüksek kaygı sebebi ile kendilerini değersiz hisseder, olumsuz benlik düşüncesine ve başkaları tarafından sevilmeye layık olmadıklarına inanır iken başkalarını da sevilmeye değer olarak görmezler. Hayal kırıklığına uğramaktan, reddedilmekten ve terk edilmekten çok korktukları için yakın bir ilişki içinde olmaktan kaçarlar. Genelde kendilerine uymayacak yakın ve yoğun bir ilişkinin yaşanamayacağı yüzeysel birliktelikleri tercih ederler.Korkulu bağlanma stiline sahip bir partnerden duyulabileceğiniz bazı olası cümleler:Benim için uygun olmadığını biliyordum.Ben yakın ilişki kurmaya uygun değilim.Mesafelerim var benim !Güvenli Bağlanma stiline sahip değilsem sonradan güvenli bağlanma stiline sahip olabilir miyim?Güvenli bağlanma stiline sahip olan bireyin bağlanma stili kolay kolay değişmez iken diğer bağlanma stillerine sahip olan bireyin bağlanma stili danışmalık ve terapi yardımıyla güvenli bağlanma stiline doğru salınım gösterebilmektedir. Bu süreçte, önemli olan kendinizi farkına varmak ve bunun için harekete geçiyor olmaktır. Eğer sizde partneriniz ile bağlanma stillerinizden kaynaklanan ilişki sorunları yaşıyor ve bu sorunları kendi çabalarınız ile aşamadığınızı düşünüyorsanız bir uzman yardımı almalı ve kendi bağlanma stilinizi öğrenmeli ve yapabileceklerinizi fark etmelisiniz.Sevgilerimle… FATMA İZEL ŞAHİNUzman Psikolog & Aile DanışmanıKaynakça: Bartholomew, K. ve Horowitz, L. M.(1991). Attachment styles among young adults: a test of a four category model. Journal of Personality and Social Psychology, 61(2), 226-244.Bowlby, J.(1969). Attachment and loss: Vol.1. attachment. Basic Books.Bowlby, J. (1982). Attachment and loss: Vol.1. attachment (2). Basic Books.Sümer, N. ve Güngör, D. (1999), Yetişkin Bağlanma Stilleri Ölçeklerinin Türk Örneklemi Üzerinde Psikometrik Değerlendirilmesi ve Kültürlerarası Bir Karşılaştırma, Türk Psikoloji Dergisi, 14 (43),71-106. Yazıyı Oku

Uzman: Fatma İzel ŞAHİN

Yayınlanma: 30.12.2021

Toplum tarafından sürekli maruz kaldığımız işlevsiz algılar: “Her şeyin var işte, niye depresyondasın!”, “Yediğin önünde yemediğin arkanda sen de şımarıklık yapıyorsun canım!”, “Yat kalk şükret haline, bunlar hep rahat batması.” Ve daha nice yanlış mitler. Hepimiz yaşamlarımızın mutlaka bir döneminde bu tarz söylemlerle mutlaka karşılaşmışızdır ve hala karşılıyor olabiliriz. Annemiz, babamız, çocuğumuz, eşimiz, yakın arkadaşlarımız ve dahi akrabalarımız belki olayın iç yüzünü görmeden, bizi tam olarak anlayamadan aslında kendilerince bir motivasyon konuşması yapıyor olabilirler ancak durum pek de beklenildiği gibi gitmeyebiliyor ve o içine düşmekte olduğumuz ya da içinde olduğumuz çukurdan “her şeye” sahipken bile çıkamayabiliyoruz. Peki bunun sebebi nedir? Bunca şeye sahipken neden hala o çukurdayız, kimsenin bizi “anlayamadığını” zannettiğimiz çukurdan çıkamıyoruz? Şükürsüzlük mü bunun sebebi? Gerçeği duymak isterseniz; ne şükürsüzlük, ne şımarıklık ne de başka birisinin bizi anlayamaması… Elbette şükretmek insanın doğasında çok büyük değişimlere sebep olan yegane şeylerden bir tanesidir ancak sorunun kaynağı bu değildir. Sorunun kaynağına inmeden yapılan düzeltmeler hep eksik kalır ve bireyi bitmek bilmeyen rahatsızlık döngüsünün kıskacına sokar. Birey bu döngüde ne yapacağını bilemez vaziyetteyken bir de payına suçlanmak düşer: “Sen zaten hep böyle şımarıksın…” Bu suçlama bireyde daha fazla baskı oluşturur ve en sonunda tek başına o rahatsızlık veren döngüden çıkamayacak hale gelir. Bireyin yaşadığı problemin kaynağını bulmak işte bu sebeple önemli bir hassasiyet taşır. Bir ateşin kaynağını bulamıyorsak o ateşi istediğimiz kadar hafifletmeye çalışalım. Nafile! Ateşi asla söndüremeyiz. Peki bu problemin kaynağını nasıl bulacağız?Öncelikle yaşadığımız problemi görmezden gelmemeliyiz. Yaşadığımız problem her ne olursa olsun hayatımızı yürütmemizi önemli ölçüde etkiliyorsa problemi asla bastırmaya çalışmamalıyız. Problemi yok saymak demek o problem alevlerinin içinde fark etmeden yanmak demektir. Problemi gördük şimdi sırada ne var? Bir uzmana danışmak. Birey şayet yaşadığı problemi kendi imkanlarıyla yenemiyor ise mutlaka bir uzmandan destek almalıdır. Psikologlar bu noktada danışılacak en iyi seçenektir. Psikologlar birey ve toplum ruh sağlığı analizcisidirler. Bireyi işlevsiz yaşam faktörlerinden arındırıp yaşamla daha işlevsel bir bağ kurmaya teşvik eder. Bu yüzden psikologlar için problemin büyüğü ya da küçüğü diye bir şey yoktur, problem problemdir ve bireyi kıskacı altına almış olan rahatsızlık döngüsünü kırmak için bireyin yanında olurlar. İşte tam bu yüzden ruhumuza yaptığımız yatırım en iyi yatırımdır! Berin DOĞAN Yazıyı Oku

Uzman: Berin DOĞAN

Yayınlanma: 24.01.2021

cift-ve-aile-terapisi

Hiçbir ilişkinin sorunsuz ve mükemmel bir şekilde ilerlemesi mümkün değildir. Her çift ilişki süreçleri boyunca dış etkenlerden dolayı birçok sorunla karşılaşır. Kimi zaman çiftler bu sorunları ilişki içerisinde birlikte çözebilirken bazen de bir uzmandan destek almaları gerekebilir. Çiftlerin bir çözüme ulaştıramadığı bu problemler, ilişkinin yıpranmasına ve tükenmesine neden olabilir. Bir süre sonra ilişki içerisinde, sık sık tekrarlanan ve şiddeti artan kavgalar ortaya çıkabilir. Bu kavgalar iki kişiyi de ruhsal açıdan olumsuz etkiler. Çift ve aile terapisi ilişkilerde olumlu değişimleri sağlayabilmeyi hedefler. Çiftler arası yaşanan problemler genellikle iletişim sorunları, problem çözme becerilerindeki eksiklikler, çiftler arası tartışmalar, duygusal yakınlıkla ilgili sorunlar ve cinsellikle ilgili sorunlar olarak karşımıza çıkar. Bu sorunlar çiftler için ilk başlarda başa çıkılabilir sorunlar olarak gözükürken, zamanla çözemedikleri büyük sorunlara dönüşebilir.Çift ve aile terapisinde temel amaç; çiftlerin birbirleri hakkında daha derin bir anlayış kazanmaları ve ilişkilerinde yaşadıkları problemleri çözüme kavuşturmalarıdır. Burada çiftler arasında yaşanan bu zorlu süreçler ele alınarak, bir çözüm yolu bulunmaya çalışılır. Terapi sayesinde çiftler problemlerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler. Etkili, yapıcı iletişim kurma ve sürdürme becerisini kazanırlar. Bu sayede terapi sürecinde problemlerini çözerken, aynı zamanda gelecekte yaşanabilecek problemleri de nasıl çözeceklerini öğrenmiş olurlar. Bu ilişkinin olumlu ve sağlıklı ilerlemesine yönelik oldukça yarar sağlar. Çünkü çoğu çift, terapi sürecinden sonra artık sorunları ve problemleri ile nasıl başa çıkacaklarını öğrenmiş olarak ayrılır.Terapi sırasında terapistin rolü kişilerin duygu ve düşüncelerini açık bir şekilde ifade etmelerini sağlamak, yaşadıkları problemin kaynağına inerek, bir çözüm arayışı bulmaktır. Terapi planı yapıldıktan sonra, çifte yeni bakış açıları kazandırılarak, yaşadıkları olaylara farklı bir pencereden bakmaları hedeflenir. Özetle, çiftin yaşadıkları problemlerde terapist bir aracı rol üstlenerek, kişilerin birbirlerini doğru bir şekilde anlamalarına yardımcı olur. Yapılan araştırmalara göre, çift ve aile terapileri etkili, kısa vadede sonuç aldıran ve ekonomik olan terapi çeşitlerinden biridir. Gittikçe tüm dünyada ve ülkemizde yaygınlaşmaya başlamıştır.Ne zaman terapiye başvurmak gerekir?Çift ve aile terapisine genellikle çiftler artık problemlerini kendi başlarına çözemedikleri ve ilişkileri çıkmaz bir hale girdiği zamanlarda başvururlar. Ancak çift ve aile terapisine, sadece problemler veya sıkıntılar yaşandığı zaman başvurmak gerekmez. İlişkiyi geliştirmek, güçlendirmek ve ileride ortaya çıkabilecek sorunları önlemek için de çift danışmanlığı alınabilir. Bu sayede bireyler ileride karşılarına çıkabilecek sorunları birbirlerini yıpratmadan nasıl çözüme kavuşturacakları konusunda deneyim kazanırlar.Aile ve Çift Terapisi kimler için uygundur? Eşiyle veya partneriyle ilişki içerisinde problemler veya sorunlar yaşayan herkes aile ve çift terapisinden faydalanabilir.·Çiftler arası ikili ilişkilerde karşılaşılan problemlerde,·Evlilikte karşılaşılan problemlerde,·Boşanma sürecinde,·Duygusal istismar ve şiddet olaylarında,·İlişkiyi etkileyen önemli yaşam olaylarının varlığında,·İkinci bir evlilik sürecinde,·Partnerlerde kişilik bozukluğu söz konusu olduğunda.Partnerlerden biri terapiye gitmek istemezse ne yapılabilir?Çift ve aile terapisine partnerlerin ortak kararı ile başladığında çok daha etkili ve hızlı sonuç verir. Çünkü böyle bir başlangıçla problemin tam olarak neden kaynaklandığı ve çözümü bilinmesede bir sıkıntının var olduğu kabul edilmektedir. Bu da bize iki tarafında çözüm istediği ve değişime istekli olduğunu gösterir. Maalesef böyle bir başlangıç her zaman mümkün olmayabilir. Bireyler toplumsal önyargılar ve kişilik yapıları nedeniyle problemlerinin çözümü için yardım istemekte zorlanabilirler.Çoğu zaman partnerlerden biri yardım alma önerisini kavga esnasında veya problemin yaşandığı yoğun bir çatışma sırasında gündeme getirir. Bu durum partnerin terapiyi reddetmesine neden olabilir. Çünkü çatışma veya kavga esnasında danışmanlık almanın önerilmesi karşı tarafa bir eleştiri gibi gelebilir. Kişi problemlerin tamamen kendinden kaynaklandığını düşünebilir. Bu da terapiye karşı önyargıların oluşmasına neden olabilir. Partnerlerden biri terapiye gitmeyi kesinlikle kabul etmiyorsa, nedenlerini anlamaya çalışmak önemlidir. Partnere belki bir deneme seansına gitmeyi önermek burada işe yarayabilir.Eğer tüm çabalarınıza ve isteğinize rağmen partneriniz terapiye gelmeyi kabul etmezse, bu durumda kendi başınıza bir şeyler yapmaya başlayabilirsiniz. Bireyin tek başına ilişki sorunlarını düzeltmesi tabi ki zordur ancak en azından bir terapist ile konuşarak ilişki içerisindeki kendi rolünüzü görebilir, problemleri çözmede ve ilişkiyi geliştirmek için neler yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Bazı durumlarda partnerlerden biri terapi almaya başladığı zaman ve kendini geliştirip, değiştirdiğinde partnerinin de ilişkiye ve terapiye karşı bakış açısı değişebilmektedir. Bu durumda partnerinizde kendi isteğiyle terapi sürecine başlamayı kabul edebilir.İlişkinizde sorunları artık konuşarak çözemediğinizi hissediyorsanız mutlaka yardım alın! Aile ve çift terapisine başlamak çoğu zaman bireyler için zordur. İlişki gibi özel bir yaşamı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan problemleri üçüncü bir kişiyle paylaşmak bireylere oldukça zor gelebilir. Çoğu zaman kişiler kendi başlarına bu problemleri çözmeye çalışırken başarısız oldukları bir süreçte oldukları için ve konuşmalar bir süre sonra sonu görülmeyen şiddetli kavgalara dönüştüklerden dolayı, çiftler bu durumu terapi sürecinde de yaşamaktan çekinebilirler veya korkabilirler. Ancak terapi sürecinde, problemler tartışılsa bile kavganın şiddetlenmesi mümkün olmaz çünkü terapist duruma müdahale ederek, olası problem karşısında çiftlere problem çözme becerilerini ve yapıcı iletişimin nasıl kurulacağı konusunda yol gösterir. Bu sayede çiftler etkili iletişim becerileri kullanarak, problemlerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler. Bunu terapi süreciyle öğrenen bireyler, zamanla gündelik yaşamlarında da uygulamaya başlayarak, eskiden partnerleri ile çözemedikleri problemleri artık tek başlarınada çözebilir hala gelirler.Unutmayın, sorun yaşadığımız ilişkiler bizim üzerimizde oldukça olumsuz etkiler bırakır. Acı, endişe, gerilim ve kaygı yaşarız. Eğer bu sorunlar çözümlenmeden devam ederse, ruhsal sağlığımızı olumsuz etkilediği gibi fiziksel sağlığımızı da olumsuz etkileyebilir. İkili ilişkimiz çıkmaza girdiğinde bir önlem almazsak, ilişkimiz bitme noktasına gelebilir. Bu nedenle problemler yıkıcı bir hale gelmeden çözümlemek oldukça önemlidir. Yazıyı Oku

Uzman: Merve Ece KAYHAN

Yayınlanma: 25.12.2021