Aranmakta olan Mut-lu-luk

Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…

Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.

Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)


Herkese merhabalar…

Umarım herşey yolundadır, değilse de yoluna girmesini ümit ediyorum.

Mutluluk ve mutlu olmak hakkında paylaşmak istediklerim var.

Biz insanoğlunun peşinden koştuğu belli başlı şeyler var bunlardan biride, mutluluk.

Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…

Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.

Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)

İlk mutluluktan bahsedelim sonrasında mutluluk için ihtiyacımız olanlara değinelim.

Mutluluk, bir durum ya da kişiye karşı duyunlar histir. Mutluluk çoğunlukla zihnimizdeki mutluluk resmi ile eşleşiyorsa hissedebildiğimizdir. Bu da nedemek? Kişi yaşamının her karesine dair zihninde bir resim oluşturmuştur. Başarıya, güvene, sevgiye, aşka, ve tabi mutluluğa dair. Zihnimizdeki resme uymayan her bir başlık eşleşmediğinde ne mutluyuz ne de başarılıyızdır. Çünkü sana gelen mutluluk zihnindeki resimle eşleşmemiştir.


Neden bu kadar mutlu olmaya odaklıyız? Neden yaşamın her karesinde çok mutlu olmayı dilemekteyiz? Var olan mutluluklarımızla neden yetinmeyip dahasını istemekteyiz? Geçmişteki mutluluğumuzu gelecekte de aramak neden? Başkalarının mutluluklarıyla mutlu olmak niye bu kadar zor? Sanal dünyanın gerçek olmayan mutlulukları bizi niye bu kadar zorda bırakmakta? Ünlü, ünsüz, fenomenlerin mutluluklarına neden bu kadar özenmekteyiz? Hayat sürekli başrol dizi ya da film oyuncusu olmaktan mı ibarettir? Yan karakter olmak görülmez olmak demek midir? Ya da mutluluklarımız gösteriş mi olmak zorundadır? Sessiz yaşanan mutluluklar yeterli değil midir?

Ve dahası sorular bizlerin kendi mutluluğumuza dair engellerimizdir.

Mutluluk seninle olsun istiyorsan;


1- Kanaat et!

Sahip oldukların ve olacaklarına kaanat et. 1 kalbin varsa 2.sini isteme, sahip olduğunla mutluluğu ara, yetin.

Bir kabiliyetin varsa onun üzerinde yoğunlaş, şu kişi bunuda yapıyor bende yapayım deme, aç gözlülük etme.

Bir ailen varsa varlığına kanaat et, zenginliğini sahip olduklarınla hisset, sahip olamadıklarına hırslanıp hasetlenme, onların için çaba etmen yeterli.


2-Şükret/İyiki de! Bu şükür yaratıcıya duyulan minneti dile getirmek olabilir. Yanındakinin varlığına dair şükür olabilir. Hayatın defterinde mutlaka iyikilerin yazılıdır, onları gözden geçirmeyi dene. Unuttuğun iyikilerin seni yürüdüğün yolda yaptıkların ve yapacaklarına dair inancını güçlendirecektir.


3-Ne geçmişte takılı kal! Ne de geleceği yasla karşıla! Geçmişte yaşadıklarımızı, geleceğimizde biçtiğimiz hasatımızdır. ‘Ne ekersen onu biçersin tamda buraya uygun bir cümle diyebiliriz. Acılarımızın kaynağı, öncelikle kendi içimizde hapsolmuşluğumuzdan kendimizi nasıl kurtaracağımızı söyleyen cümlelerimiz, daha da kendimize hapsolmuş hissetmemize neden olur. Seçimlerimizi sıkıntılı yaşam seviyesinde yaptığımız sürece, çözümlerimizin kökleri sorunun içinde olacaktır. Şimdide ektiğin sağlıklı tohumun geleceğinin sağlıklı hasatıdır. Geçmişle barışmak, geçmişe öfkelenip göndermek, yeni bir geçmiş oluşturmak senin elinde. Çıkamıyorsan bu kısır döngüden psikolojik destek al ve kendini şifalandır.


4-Hayatındaki kalabalıktan kurtul! Hayatındaki kişileri, mekanları, işleri, planları, yediklerini, içtiklerini, izlediklerini, tercihlerini ve seçimlerini un eleğinden ele zamanın geldi. Zaman varki bunlar arasında kendini kaybettiğin, bulamadığın kalabalıktan kendini dinleyemediğin ya da zorunlu bırakıldıklarını düşün yapmak zorunda oldukların, maruz kalmak zorunda oldukların. Hayat eleğini kullan ve yığın arasında çık. Seni hakikaten mutlu eden arkadaşın ile beraber ol, zorunda bırakıldığın sen olmadığını hissettiğin o topluluktan sıyrıl. Ait hissettiğine yönel. Seni iyiliğe teşvik eden, pozitif zihnin yaşam sürdüğü yere yönel. Bırak senelik planlar yapmayı, 12 ay 365 günün olduğunu düşün.


5- Keşke demeyi bırak! ‘Keşke bende, keşke sende’ başlayan cümlelerini azalt, hatta bırak. Tercihlerinin iyi yanlarınıda gör, olumsuz yanlarının seni geliştirmesine izin ver. Bırak gözünün üzerindeki kaşa söylenmeyi… Bir kerede izin ver noktalama ve yazım hataları yapmana… Keşke dedikten sonra pişman olmayı bırak. ‘Keşke’nin hayatını demoralize etmesine izin verme. Olumsuza odaklanıp, olumluyu görmezden gelme.

Bunlardan biri veya birden çoğu seni anlatıyor olabilir. Hiç biride değil demek sürece direnmek demektir. Görmezden gelmek, yüzleşmek istememektir. Umutsuzca mutluluğu aramak mutsuzluğun devamıdır. Mutluluğun kendini aranması gerekmez. O kendisidir.

Çok uzatmadan sonuna geldiyseniz yazının, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Daha çok yazılar yazabilmem için desteklerinizi beklerim. Sizlerin desteği benim yazma cesaretim…

Sevgiler…

Yayınlanma: 21.09.2020 07:23

Son Güncelleme: 21.09.2020 07:23

#çift terapisi#aile terapisi#ebeveynlik#mutlu olmak#mutluluk#depresyon#kişisel gelişim#mutlu musun?#evlilik#ilişkiler#terapi
Psikolog

Tuğba

ÖZYÜREK

Psikoterapist

( )( )( )( )( )
0 Yorum
Fobiler
Travma ve İlişkili Bozukluklar
Online TerapiOnline Ter...
süre 60 dk
ücret 270
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 60 dk
ücret 270
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Antidepresan İlaçlar Hakkında Her Şey

Antidepresan ilaçlar, depresyon, anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk ve diğer zihinsel sağlık sorunlarının tedavisinde yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçlar, beyindeki kimyasal dengesizlikleri düzelterek duygusal semptomları hafifletmeye yardımcı olur. Ancak, antidepresan ilaçların etkileri, yan etkileri ve kullanımıyla ilgili birçok yanlış anlama ve mit vardır. Bu yazıda, antidepresan ilaçların ne olduğunu, nasıl çalıştığını, farklı türlerini ve kullanımlarını inceleyeceğiz.Antidepresan İlaçların Tanımı:Antidepresanlar, beyindeki nörotransmitterlerin (serotonin, norepinefrin, dopamin gibi) dengesini etkileyerek depresyonun semptomlarını hafifletmeye yardımcı olan ilaçlardır. Bu ilaçlar, sinir iletimini düzenleyerek duygusal durumu stabilize ederler.Nasıl Çalışırlar:Antidepresan ilaçlar, beyindeki nörotransmitter seviyelerini değiştirerek çalışırlar. Örneğin, seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI'lar), serotonin seviyelerini artırarak depresyon semptomlarını azaltır. Trisiklik antidepresanlar (TCA'lar) ve serotonin ve norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI'lar) da benzer şekilde çalışır.Farklı Türler:SSRI'lar: Prozac, Zoloft, Paxil gibi ilaçlar depresyon ve anksiyete bozukluğunun tedavisinde yaygın olarak kullanılır.SNRI'lar: Effexor, Cymbalta gibi ilaçlar hem serotonin hem de norepinefrin seviyelerini artırarak etki gösterirler.TCA'lar: Amitriptyline, Nortriptyline gibi ilaçlar eski nesil antidepresanlardır ve genellikle diğer ilaçlar etkisiz olduğunda veya yan etkileri tolere edilebilir olduğunda kullanılırlar.Yan Etkiler:Antidepresan ilaçların yan etkileri arasında baş ağrısı, mide bulantısı, uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları ve kilo değişiklikleri bulunabilir. Ancak, yan etkiler kişiden kişiye değişir ve genellikle tedavinin başlangıcında daha belirgindir.Kullanım ve Dozaj:Antidepresan ilaçların kullanımı ve dozajı, bireyin durumuna, semptomlarına ve yan etkilerine bağlı olarak değişir. Bir sağlık uzmanı, en uygun ilaç ve dozajı belirlemek için bireyi değerlendirir.Dikkat Edilmesi Gerekenler:Antidepresan ilaçların ani olarak kesilmesi veya dozunun değiştirilmesi ciddi yan etkilere yol açabilir. Bu nedenle, ilaç kullanımını değiştirmek veya sonlandırmak için bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir.Sonuç:Antidepresan ilaçlar, zihinsel sağlık sorunlarının tedavisinde etkili bir araç olabilirler. Ancak, her ilaç gibi, antidepresan ilaçların da yan etkileri ve dikkat edilmesi gereken önemli noktaları vardır. Bu nedenle, antidepresan ilaçların kullanımıyla ilgili kararlar, bir sağlık uzmanıyla yapılmalıdır.Bazı yaygın antidepresan ilaçların ticari isimleri:SSRI'lar (Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri):Prozac (Fluoxetine)Zoloft (Sertraline)Paxil (Paroxetine)Lexapro (Escitalopram)Celexa (Citalopram)SNRI'lar (Serotonin ve Norepinefrin Geri Alım İnhibitörleri):Effexor (Venlafaxine)Cymbalta (Duloxetine)Pristiq (Desvenlafaxine)Fetzima (Levomilnacipran)Trisiklik Antidepresanlar (TCA'lar):Elavil (Amitriptyline)Norpramin (Desipramine)Tofranil (Imipramine)Pamelor (Nortriptyline)MAOI'ler (Monoamin Oksidaz İnhibitörleri):Nardil (Phenelzine)Parnate (Tranylcypromine)Marplan (Isocarboxazid) Atipik Antidepresanlar:Wellbutrin (Bupropion)Remeron (Mirtazapine)Effexor (Venlafaxine) - Hem SSRI hem de SNRI olarak sınıflandırılabilir.Bu listedeki antidepresan ilaçlar, farklı kimyasal yapıya ve etki mekanizmasına sahiptir. Her biri farklı semptomlara veya yan etkilere yanıt verebilir, bu nedenle bir kişinin belirli bir antidepresan ilacı kullanması için bir sağlık uzmanı tarafından değerlendirilmesi önemlidir.. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Eray ARSLAN 18.04.2024

Öz-Şefkat Nedir ve Neden Bu Kadar Önemli?

Öz-Şefkat Nedir?Hepimiz zaman zaman zorlayıcı duygular yaşar, hatalar yapar ya da beklentilerimizi karşılayamayabiliriz. Bu anlarda kendimize karşı nasıl davrandığımız, ruhsal sağlığımızı büyük ölçüde etkiler. İşte burada öz-şefkat devreye girer.Öz-şefkat, kişinin kendine karşı nazik, anlayışlı ve destekleyici bir tutum sergilemesi olarak tanımlanır. Dr. Kristin Neff, öz-şefkat kavramını üç temel unsurla açıklar:Kendine Karşı Nazik Olma:Kendi hatalarınıza ve kusurlarınıza karşı eleştirel olmak yerine, nazik ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemek. Örneğin, bir hata yaptığınızda kendinizi sertçe eleştirmek yerine, "Bu durum herkesin başına gelebilir, önemli olan bundan ne öğrendiğim" diyebilmek.Ortak İnsanlık Deneyimi:Hepimizin insan olduğumuzu ve bu yüzden zaman zaman başarısızlık, hata ya da zorluklar yaşayabileceğimizi kabul etmek. Bu bakış açısı, yalnız olmadığımızı ve yaşadıklarımızın insan olmanın bir parçası olduğunu hatırlatır.Mindfulness (Bilinçli Farkındalık):Zor duygularla savaşmak yerine, onları yargılamadan kabul etmek ve bu duyguların gelip geçici olduğunu fark etmek. Bu, acıyı reddetmek ya da abartmak yerine dengeli bir şekilde gözlemlemeyi sağlar.Öz-Şefkatin Yanlış Anlaşılan YönleriÖz-şefkat sıklıkla bencillik, tembellik ya da zayıflıkla karıştırılır. Ancak bu yanlış bir algıdır. Öz-şefkat, kendine karşı nazik olmanın yanı sıra sorumluluklarını yerine getirmek ve kendini geliştirmek için motive olmayı da içerir. Kendine anlayış göstermek, kişinin hayatına daha dengeli ve sağlıklı bir perspektiften yaklaşmasına olanak tanır.Öz-şefkat, sadece zor anlarda değil, günlük yaşamda da uygulanması gereken bir tutumdur. Bu yaklaşım, kişiye hem içsel huzur hem de yaşamla daha uyumlu bir ilişki kurma fırsatı sunar. Unutmayalım ki, kendimize ne kadar şefkatli davranırsak, başkalarına da o kadar şefkat gösterebiliriz.Öz-Şefkatin Faydaları1. Psikolojik Sağlığa KatkılarıÖz-şefkat, kişinin kendine karşı yargılayıcı bir tutumdan uzaklaşarak daha dengeli bir ruh hali geliştirmesini sağlar. Araştırmalar, öz-şefkatin kaygıyı ve depresyonu azalttığını, psikolojik dayanıklılığı artırdığını göstermektedir.Kaygıyı Azaltır: Kendimize anlayışlı davranmak, hata yaptığımızda ya da zor bir dönemden geçtiğimizde kaygının etkilerini hafifletir. Kendimizi eleştirmek yerine, durumu kabullenmek ve çözüm odaklı düşünmek mümkün hale gelir.Depresyonu Hafifletir: Öz-şefkat uygulayan bireyler, geçmiş hatalarına ve olumsuz deneyimlerine takılıp kalmak yerine, bunları insan olmanın bir parçası olarak kabul eder. Bu tutum, karamsar düşüncelerden uzaklaşmayı destekler.Özgüveni Artırır: Kendine karşı nazik olmak, kendini değersiz hissetme eğilimlerini azaltır. Öz-şefkat sayesinde kişi, kusurlarıyla barışır ve kendini olduğu gibi kabul eder.2. İlişkilere EtkileriÖz-şefkat, yalnızca bireyin kendisiyle olan ilişkisini değil, başkalarıyla olan etkileşimlerini de olumlu etkiler.Empatiyi Güçlendirir: Kendi zorluklarınıza anlayış göstermek, başkalarının yaşadığı sorunlara karşı daha empatik ve duyarlı olmanızı sağlar.Sağlıklı Sınırlar Koymayı Destekler: Öz-şefkatli bireyler, ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını göz ardı etmez. Bu, hem kendi ihtiyaçlarını ifade etme hem de başkalarına destek olma dengesini kurmayı kolaylaştırır.İletişimi İyileştirir: Kendi hatalarınızı kabul edebilmek, başkalarının hatalarına da daha hoşgörülü olmanızı sağlar. Bu da ilişkilerde daha samimi ve açık bir iletişim ortamı yaratır.3. Kişisel Gelişim Üzerindeki RolüÖz-şefkat, bireyin kendi potansiyelini daha iyi anlamasını ve geliştirmesini destekleyen önemli bir araçtır.Kendine Karşı Daha Anlayışlı Olmak: Öz-şefkat, başarısızlıklar karşısında kendini yargılamaktansa, bunları bir öğrenme fırsatı olarak görmeyi öğretir. Bu, kişisel gelişimi destekleyen bir bakış açısıdır.Hata Yapma Korkusunu Azaltır: Hata yapmanın insan olmanın bir parçası olduğunu kabul etmek, yeni şeyler deneme cesaretini artırır. Bu da bireyin gelişimine katkıda bulunur.İçsel Motivasyonu Artırır: Öz-şefkat, dışsal onay yerine, kişinin kendi içsel değerlerine ve hedeflerine odaklanmasını sağlar. Bu, daha sürdürülebilir bir motivasyon kaynÖz-Şefkat Nasıl Geliştirilir?Öz-şefkat, doğuştan sahip olduğumuz bir beceri değil, zamanla geliştirebileceğimiz bir alışkanlıktır. Kendimize daha anlayışlı ve nazik bir yaklaşım benimsemek için bazı pratik yöntemler mevcuttur.1. Kendinize Nazik Bir Mektup YazınZorlayıcı bir dönemden geçtiğinizde, kendinize bir arkadaşınıza yazıyormuş gibi destekleyici bir mektup yazmayı deneyin. Bu mektupta:Hatalarınız ya da zorluklarınızı açıkça ifade edin.Kendinizi suçlamadan, anlayışla yaklaşın."Bunu herkes yaşayabilir, önemli olan buradan ne öğrendiğim" gibi cesaret verici ifadeler kullanın.Bu egzersiz, kendinize karşı daha şefkatli bir dil geliştirmenize yardımcı olacaktır.2. Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) PratikleriMindfulness, duygularınızı yargılamadan fark etme ve kabul etme pratiğidir. Öz-şefkati geliştirmek için mindfulness yöntemlerini günlük hayatınıza entegre edebilirsiniz:Duygularınızı Fark Edin: Kendinizi kötü hissettiğinizde, bu duygularınızı bastırmak yerine kabul edin. Örneğin, "Şu anda üzgün hissediyorum ve bu gayet normal" diyebilirsiniz.Anda Kalın: Geçmişteki hatalar veya gelecekteki olası sorunlar yerine, şu an ne hissettiğinize ve düşündüğünüze odaklanın.Küçük bir mindfulness egzersizi:Gözlerinizi kapatın ve 1-2 dakika boyunca sadece nefesinize odaklanın.Nefes alıp verirken vücudunuzda hissettiğiniz değişiklikleri fark edin.Zihniniz başka yerlere kayarsa, nazikçe nefesinize geri dönün.3. Kendinizi Eleştirmek Yerine DestekleyinKendi kendini eleştirme, çoğu zaman öz-motivasyon için kullanılsa da uzun vadede zararlıdır. Bunun yerine:Hata yaptığınızda, kendinize bir arkadaşınıza yaklaşır gibi yaklaşın.Olumsuz bir iç ses duyduğunuzda, bu sesi olumlu ve destekleyici bir sesle değiştirin.Örneğin:Eleştiri: "Bu işi asla beceremeyeceğim."Şefkatli Ses: "Şu anda zorlanıyorum ama bu bir öğrenme süreci, daha iyi olacağım."4. Günlük Hayatta Öz-Şefkati Uygulama YollarıÖz-şefkati günlük rutininize eklemek, bu alışkanlığı kalıcı hale getirir:Kendinize Zaman Ayırın: Gün içinde sadece kendinize odaklandığınız kısa bir zaman dilimi belirleyin. Bu, bir kahve molası, kısa bir yürüyüş ya da sevdiğiniz bir etkinlik olabilir.Küçük Hedefler Belirleyin: Mükemmeliyetçilik yerine, yapılabilir ve gerçekçi hedefler koyun. Bu, üzerinizdeki stresi azaltır.Şefkat Günlüğü Tutun: Günün sonunda kendinize karşı şefkatli olduğunuz bir durumu yazın. Bu, bu davranışı daha sık tekrarlamanıza yardımcı olabilir.5. Öz-Şefkat Geliştiren Meditasyonlar ve EgzersizlerMeditasyon, öz-şefkati artırmanın en etkili yollarından biridir. Aşağıdaki basit meditasyonu deneyebilirsiniz:Sessiz bir yere oturun ve birkaç derin nefes alın.Gözlerinizi kapatın ve kendinize şu cümleleri birkaç kez tekrarlayın:"Kendime nazik ve anlayışlı olmayı seçiyorum.""Zor anlarımda kendime destek olabilirim.""Tüm kusurlarımla birlikte değerliyim."Bu meditasyonu 5-10 dakika boyunca uygulayın.Unutma, hayatın zorlukları karşısında en büyük destekçin yine sensin. Kendine biraz daha nazik ve anlayışlı davrandığında, her şeyin daha kolaylaştığını göreceksin. Çünkü en çok hak ettiğin şefkat, kendinden gelen şefkattir. 💛

Gelişim Psikoloğu Hangi Alanlarda Çalışır?

Gelişim Psikolojisi Nedir? Gelişim psikolojisi,bireylerin gelişimini doğum öncesi süreçten mezara kadar inceleyen ve bireylerin gelişim süreçlerini sosyal, fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak ele alan bir bilim dalıdır. Yaşa bağlı olarak değişim gösteren gelişim dönemleri ( bebeklik dönemi, okul öncesi dönemi, ön ergenlik (ilkokul) dönemi, ergenlik dönemi, beliren yetişkinlik dönemi,yetişkinlik dönemi ve yaşlılık dönemi )ile birlikte kültürün, yetiştirilen çevrenin, karakterin bireyin davranışları üzerindeki etkisini incelemekte ve bireyin yaşamı boyunca devam etmekte olan değişim süreçlerini anlama ve anlamlandırmaya çalışmaktadır.Gelişim Psikoloğu Nasıl Olunur? Gelişim psikoloğu olarak uzmanlaşmak için 4 yıllık lisans eğitiminden sonra Gelişim Psikolojisi alanında yüksek lisans yapılması gerekmektedir. Gelişim psikologları Türkiye’de ağırlıklı olarak gelişimin hızla gerçekleştiği dönem olarak belirtilen okul öncesi, ilkokul dönemi ve ergenlik dönemini içeren eğitim sektöründe çalışmaktadır. Ancak gelişim psikologlarının çalışma hayatında rehabilitasyon merkezleri, yaşlı bakım evleri gibi çalışma alanları da mevcuttur.Gelişim Psikologları Hangi Alanlarda Çalışmaktadır? Gelişim psikologları yaşam boyu devam eden tüm gelişim dönemlerini ele almakla birlikte gelişimin en hızlı olduğu dönemler olan okul öncesi ve ergenlik dönemi üzerinde daha çok çalışmaktadır. Bu dönemler bireyin kendini keşfetmeye ve farkına varmaya başladığı, sorguladığı, arayış içinde bulunduğu, yetişkinlik dönemine dair ilk adımların atılmaya başlandığı ve yaşam boyu bireyin hayatında etkisi olacak olan tüm süreçlere zemin hazırladığı için büyük önem taşımaktadır. Gelişim psikologları da bu dönemleri dikkatli şekilde takip etmekte, gözlem ve analiz yaparak gerekli durumlara müdahale de bulunmaktadır. Bu sayede çocuk ve ergenler için ebeveynleri ile birlikte yol alındığı takdirde sağlıklı gelişim için gerekli olan ortamın oluşturulmasına öncülük edilmektedir.Gelişim psikologlarının sıklıkla çalışmakta olduğu alanlar;-Anksiyete (kaygı) Bozuklukları-Umutsuzluk ve Depresyon- Motivasyon Düşüklüğü ve Tembellik-Dönemsel Gelişim Sorunları-Dikkat Eksikliği Sorunları-Öğrenme Stilleri ve Öğrenme Bozuklukları-Uyku ve Yeme Sorunları-Duygu Düzenleme -Zaman Yönetimi Problemleri-Öfke Problemleri-Aile İçi Problemler -Teknoloji bağımlılıkları (internet, oyun, telefon vb.)gibi sorunlar üzerinde etkili bir şekilde çalışmaktadır. Anksiyete (kaygı) Bozuklukları: Anksiyete (kaygı) çocukluktan yaşlılığa kadar her yaştan bireyde var olabilen ve psikologların sıklıkla çalıştığı bir alandır. Ancak, okul döneminin etkisi ile birlikte anksiyete bozuklukları, çocuk ve ergenlik döneminde en sık karşılaşılan bozukluklar arasında yer almaktadır. Özellikle okul öncesi dönem çocuklarında ayrılık kaygısı, okul kaygısı söz konusu iken ergenlik döneminde sınav kaygısı, iş kaygısı, gelecek kaygısı, sosyal kaygı gibi kaygı türlerini sıklıkla görmek mümkündür. Anksiyete bozukluğu olan bireyler terleme, karın ağrısı, karın guruldaması, avuç içi terlemesi, ateş basmaları, bayılacak gibi hissetme gibi şikâyetleri ifade etmektedir.Umutsuzluk ve Depresyon: Çocuk ve ergenlik döneminde bir diğer en sık karşılaşılan konu ise umutsuzluk ve depresyon konusudur.Umutsuzluk, geleceğe yönelik olumsuz beklentileri içermekte ve eğitim sürecinde akademik umutsuzluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Umutsuzluk hissine kapılmış ola birey bir şeyler yapmak, eyleme geçmek için istekli değildir ve gerekli olan motivasyonu kendinde bulamaz. Depresyon ise pek çok şeyi gerçekleştirmemizi engelleyen bir duygu durumdur. Birey kendisini mutsuz, üzüntü içinde, huzursuz hisseder. Yapılan hiçbir eylemden keyif alınmaz, keyif almadığı için yapmak istemez ve bir şey yapmadıkça kendisini daha kötü hissetmesine sebep olan kısır döngüye girer. Okul döneminde de depresyon yaşayan çocuk ve ergenlerde okula gitme de isteksizlik, keyif almama, uyku ve yeme problemleri, sosyal ilişkilerde keyif almama gibi durumlar görmek mümkündür.Motivasyon Düşüklüğü ve Tembellik : Umutsuzluk ile birlikte sıklıkla karşımıza çıkan sorun ise bireylerin eyleme geçebilmek için kendilerinde yeterli motivasyonu bulamamaları ve tembellik sorunu ile karşı karşıya kalmaları durumudur. Temelinde geleceğe yönelik umutsuzluğu, güvensizliği, iç ve dış motivasyon kaybını barındırmaktadır. Öğrenciler için akademik motivasyonun kaybı beraberinde okul ve sınav kaygısını da getirdiği için bu problemlerin başında bir uzamana danışılması gerekmektedir.Dönemsel Gelişim Sorunları: Bireylerin gelişim dönemlerinde yaşadıkları sorunlar için de bir uzmandan yardım alınması gerekmektedir. Konuşma ve dil sorunları, ahlak gelişimi,sosyal gelişim, cinsel gelişim,bilişsel gelişim, duygusal gelişim ve kişilik gelişimi sorunları gelişim dönemleri kapsamında ele alınan alt alanlardır. Kendini keşfetmeye başladığı dönemi içine alan ergenlik dönemini yaşayan bir birey kendi cinsel kimliğini, kişilerarası ilişkilerini, toplumsal değerleri ve yasaları, uyması gereken kuralları, gereklilikleri, duygusal zekâsını da keşfetmeye başlamakta ve bu alanlar içerisinde oluşabilecek bir sorun kişinin tüm yaşamını etkileyecektir.Dikkat Eksikliği Sorunları: Dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına uygun olan süreden az olması durumudur. Dikkat süresi her yaş için ayrı ele alınmalı 5 yaş çocuğu ile 15 yaş çocuğu arasındaki dikkat kapasitesi arasında fark gözetilmelidir. Bu sorun karşısında çocuk suçlanmamalı, zorlanmamalı ve adım adım sabır ile çalışılarak bilişsel kapasitesine uygun dikkat süresine getirilmek için çalışılmalıdır.Öğrenme Stilleri ve Öğrenme Bozuklukları: Her bireyin öğrenme stili farklıdır. Bir çocuğun öğrendiği şekilde diğer çocukların öğrenmesi beklenmemelidir. Bir öğrenci derste dinleyerek öğrenirken, bir öğrenci öğrenebilmek için renkli kalemler ile yazmaya, tablo oluşturmaya, resimler çizmeye ihtiyaç duyabilir. Bir öğrenci sesli şekilde okuduğunda daha iyi aklına kaldığını belirtirken, bir öğrenci bir başkasında anlatıyormuş gibi çalışırken en iyi şekilde öğrendiğini belirtebilir. Biri sert zemin de çalışmayı diğeri ise müzik eşliğinde çalışmayı tercih edebilir.Bunun için çocuklara öncelikle hangi öğrenme stillerine ait oldukları üzerine gerekli analizler yapılmalı ve öğrenme güçlükleri var ise dikkate alınmalıdır. Bu süreçte öğretmeler, ebeveynler ve psikologlar bir ekip olarak hareket etmelidir.Teknoloji bağımlılıkları (internet, oyun, telefon vb.):Teknoloji cihazlarının ve beraberinde internetin kişinin günlük yaşamını bozacak düzeyde ve kontrolsüzce kullanılması durumu özetle teknoloji bağımlılığı olarak açıklanmaktadır. Bir gencin akıllı telefonu ile amacının dışında, düşündüğü süreden fazla, problemli kullanımı bağımlılık riskini beraberinde getirmekte ve bu risklere karşı açık olan gençler bağımlı olmadan önce önleme kapsamına alınmalıdır.Telefonları ile geçirdikleri süreyi cazip kılan temel etkenler bulunmalı ve yerleri daha verimlileri ile değiştirilmelidir. Bu süre zarfında yasaklar, kısıtlamalar konulmamalı öncelikli olarak ''neden'' bunu tercih ediyor sorusuna cevap aranmalıdır.Eğer sizlerde ebeveyn olarak çocuklarınız ile ilgili ya da aile problemleriniz ile ilgili olarak gerekli yardımı almak, soru sormak ve randevu oluşturmak isterseniz bana buradan her daim ulaşabilirsiniz. Sevgilerimle…FATMA İZEL ŞAHİNPsikolog & Aile Danışmanı