Depresyon çoğu zaman yanlış anlaşılır. “Herkes üzülür”, “biraz daha güçlü ol”, “zamanla geçer” gibi cümlelerle basitleştirilir. Oysa depresyon, sıradan bir mutsuzluk hali değildir. Geçici bir moral bozukluğu ya da kötü bir günle karıştırıldığında, yaşanan gerçeklik görünmez hâle gelir. Depresyon, insanın yalnızca duygularını değil; düşüncelerini, bedenini, ilişkilerini ve hayata tutunma biçimini etkileyen derin bir çökkünlüktür.
Depresyondaki kişi çoğu zaman ne yaşadığını tam olarak anlatamaz. Çünkü ortada somut bir sebep olmayabilir. Dışarıdan bakıldığında “her şey yolunda” gibi görünen bir hayatın içinde bile depresyon gelişebilir. Bu da kişide yoğun bir suçluluk yaratır. “Bu kadar şeye rağmen neden iyi hissetmiyorum?” sorusu, depresyonun en sessiz ama en yıkıcı sorularından biridir.
Depresyonun en belirgin özelliği, hayattan alınan zevkin azalmasıdır. Eskiden keyif veren şeyler anlamsızlaşır. İnsan istemediği için değil, hissedemediği için uzaklaşır. Bu durum çoğu zaman tembellik ya da isteksizlik olarak etiketlenir. Oysa depresyondaki kişi çaba göstermiyor değildir; çaba gösterecek enerjiyi bulamıyordur. Günlük işler bile ağır bir yük hâline gelir. Duş almak, yemek yapmak, mesajlara cevap vermek bile zihinsel bir mücadeleye dönüşebilir.
Depresyon sadece zihinde yaşanmaz; beden de bu sürece dahil olur. Sürekli yorgunluk, uyku sorunları, iştah değişiklikleri, bedensel ağrılar sık görülür. Kişi dinlense bile dinlenmiş hissetmez. Sabah uyanmak zor gelir, gün başlamak istemez. Gece ise zihin susmaz. Bu fiziksel belirtiler çoğu zaman göz ardı edilir ya da başka nedenlere bağlanır. Ancak depresyon, bedenle zihin arasındaki sınırı bulanıklaştıran bir durumdur.
Düşünce düzeyinde ise depresyon kendini acımasız bir iç sesle gösterir. Bu ses sürekli eleştirir, küçümser, umutsuzluk aşılar. “Zaten başaramazsın”, “kimse seni gerçekten sevmiyor”, “hep böyle olacak” gibi düşünceler, kişinin gerçeği algılama biçimini bozar. Depresyon, geleceği karanlık; geçmişi ise pişmanlıklarla dolu gösterir. Şu an ise boş ve anlamsızdır. Bu çarpıtılmış algı, kişinin yardım istemesini de zorlaştırır.
Depresyonun en tehlikeli yanlarından biri, kişiyi yalnızlaştırmasıdır. İnsan, çevresindekilere yük olduğunu düşünmeye başlar. Anlaşılamayacağını varsayar ve geri çekilir. Bu geri çekilme, kısa vadede rahatlatıcı gibi görünse de uzun vadede depresyonu besler. Çünkü sosyal bağlar zayıfladıkça, kişi kendi zihninin içinde daha fazla yalnız kalır. Bu da karamsar düşüncelerin güçlenmesine neden olur.
Toplumda depresyonla ilgili yaygın bir başka yanlış inanış, güçlü insanların depresyona girmeyeceğidir. Oysa depresyon, güçsüzlük değil; uzun süre güçlü kalmaya çalışmanın bedeli olabilir. Sürekli idare eden, duygularını bastıran, herkese yetmeye çalışan insanlar bir noktada tükenir. Depresyon çoğu zaman “artık dayanamıyorum” diyen bir sinyaldir. Ama bu sinyal, çoğu zaman görmezden gelinir.
Depresyonun nedenleri tek bir faktöre indirgenemez. Genetik yatkınlık, çocukluk deneyimleri, travmalar, kayıplar, kronik stres, yalnızlık ve yaşam olayları bir araya gelerek bu tabloyu oluşturabilir. Bu yüzden depresyonu “neden böyle hissediyorsun?” sorusuyla çözmek mümkün değildir. Çoğu zaman kişi de nedenini tam olarak bilemez. Bilinmeyen bir acıyı açıklamak zorunda bırakılmak, kişiyi daha da içine kapatır.
Depresyonla baş etmede en zor adım, durumu kabul etmektir. İnsanlar genellikle önce inkâr eder. “Geçecek”, “abartıyorum”, “başkaları daha kötü durumda” gibi düşüncelerle kendilerini ikna etmeye çalışırlar. Ancak bu inkâr süreci, yardım almayı geciktirir. Depresyon kendi kendine geçebilen bir durum değildir; zamanla derinleşme eğilimindedir. Bu nedenle erken fark edilmesi önemlidir.
Yardım almak ise hâlâ birçok kişi için zor bir konudur. Destek istemek, zayıflık gibi algılanır. Oysa depresyonla tek başına mücadele etmeye çalışmak, kırık bir bacakla koşmaya benzer. İnsan dayanabilir ama iyileşemez. Psikolojik destek, kişinin yaşadıklarını anlamlandırmasına, düşünce kalıplarını fark etmesine ve kendine karşı daha şefkatli olmasına alan açar. Bu bir “çözüm” değil, bir iyileşme sürecidir.
Depresyondan çıkış doğrusal değildir. İyi günler olur, ardından tekrar düşüşler yaşanabilir. Bu iniş çıkışlar çoğu zaman kişiyi umutsuzluğa sürükler. “Yine başa döndüm” düşüncesi yaygındır. Oysa iyileşme, tamamen iyi olmak değil; kötü hissettiğinde bununla baş edebilmeyi öğrenmektir. Depresyonun etkisi zamanla azalır ama sabır gerektirir.
Bu süreçte kişinin kendisiyle kurduğu dil çok önemlidir. Kendini sürekli zorlamak, yargılamak ya da başkalarıyla kıyaslamak iyileşmeyi geciktirir. Depresyondaki insanın ihtiyacı disiplin değil, anlayıştır. Küçük adımlar büyük adımlardan daha değerlidir. Bazen yataktan kalkmak bile bir başarıdır. Bunu küçümsemek yerine fark etmek gerekir.
Sonuç olarak depresyon, insanın hayatla bağının zayıfladığı bir dönemdir ama bu bağ tamamen kopmuş değildir. Umut, depresyonda kaybolmaz; sadece görünmez olur. Doğru destekle, zamanla ve emekle bu görünmezlik azalır. Depresyon bir karakter kusuru değildir, utanılacak bir durum hiç değildir. Yardım istemek, vazgeçmek değil; kendini ciddiye almaktır.
Ve en önemli gerçek şudur:
Depresyon seni tanımlamaz. Şu an yaşadığın hâl, senin tamamın değildir. Geçici olabileceğini göremiyor olman, gerçekten geçmeyeceği anlamına gelmez. İyileşme mümkündür ve çoğu zaman, insanın sandığından daha yakındadır.
Depresyonla yaşayan birçok insanın en büyük korkusu şudur: “Ya bu hâlim kalıcıysa?” Bu düşünce depresyonun kendisinden gelir; çünkü depresyon, insanın geleceği sağlıklı bir şekilde hayal etme kapasitesini geçici olarak bozar. Kişi şu anki acıyı sonsuzmuş gibi algılar. Oysa depresyon, insana yalan söyleyen bir zihin hâlidir. Gerçekleri çarpıtır, ihtimalleri daraltır ve umudu mantıksız bir beklenti gibi gösterir. Bu yüzden depresyondaki birine “pozitif düşün” demek işe yaramaz; hatta zararlıdır. İhtiyaç olan şey, hislerin geçerli olduğunu kabul etmek ama bu hislerin mutlak gerçek olmadığını yavaş yavaş fark edebilmektir.
Depresyonla baş etmenin önemli bir parçası da sabit bir “iyi olma” hedefinden vazgeçmektir. Her gün mutlu olmak zorunda değilsin. Her gün güçlü hissetmek zorunda değilsin. Bazı günler sadece hayatta kalmak yeterlidir. Kendine bu izni vermek, iyileşmenin önünü açar. Çünkü depresyon en çok, kişinin kendine karşı acımasız olduğu yerde kök salar.
Zamanla, doğru destekle ve uygun adımlarla depresyonun sesi kısılabilir. Tamamen susması şart değildir; önemli olan onun seni yönetmesine izin vermemektir. Hayat, depresyonla birlikte de yeniden kurulabilir. Bu kolay olmaz, hızlı olmaz ama mümkündür. Ve bu ihtimal, şu an hissedemesin bile, gerçektir.
Elif Nur
SERTOĞLU
Uzman Klinik Psikolog
Çocuklarda Tuvalet Eğitimi
Overthinking: Zihnin Sessizce Hayatı Ele Geçirdiği Yer
Aşk Acısı: Birini Kaybetmekten Çok, Kendini Kaybetmenin Yasını Tutmaktır