Sevgi Dilleri


       Herkes tıpkı çocuklukta olduğu gibi yetişkinlikte de sevmeye ve sevilmeye ihtiyaç duyar. Sevgi, insan davranışlarında önemli bir yer tutar. Fakat sıklıkla unutulan şey, herkesin sevgisini farklı şekillerde gösterdiğidir. Ayrıca herkesin sevildiğini anlama yolu da farklıdır. Her ilişkinin kendine ait bir normu, sevgiyi yaşama ve gösterme şekli vardır.


Her ne kadar sosyal medya bizlere, ‘olması gereken ilişki şeklini’ dayatmaya çalışsa da aslında partnerler ilişkilerine ait olan sevgiyi yaşama şeklini ve sevgi dilini anlamaya çalışmalıdır. İlişkilerde yaşanan en büyük sorunlardan biri de budur. Birbirlerinin sevgi dillerini anlamakta zorluk çekerler. Karşı taraftan ‘olması gerekeni’ beklemeye başlarlar. Bu beklentilerin karşılanmadığı durumlarda da ilişki içinde tartışmalar ve anlaşmazlıklar oluşur. Sık sık partnerinin sevgi dilini anlamaya, öğrenmeye çalışmak yerine kendi birincil sevgi diliyle sevgisini gösterir ve aynısını karşısından bekler. Fakat sağlıklı bir ilişki için öncellikle partnerinizin ve kendinizin sevgi dillerini anlamalı ardından da partnerinizin birincil sevgi dilini konuşmayı öğrenmelisiniz.


Evlilik terapisti Gary Chapman’a göre 5 farklı sevgi dili vardır;


1)     Onay Sözleri:


Sevgiyi göstermenin yollarından biri de onay sözleridir. Onay sözleri; övgü verme, cesaretlendirme ve ricaları içerir. Birincil sevgi dili onay sözleri olan kişiler, sözlü iltifatlar veya takdir sözleri duyarak sevildiklerini hissederler. Sözlü iltifatlarınızı ve takdir sözlerinizi duyduklarında, istediğiniz her neyse yapmak için güdülenirler. Kendisini güvensiz hissettiği alanlardaki gizli potansiyelini çıkarmak için sizin cesaret verici sözlerinizi beklerler. Taleplerden çok iltifatlar, cesaret verici sözler ve ricalarla partnerinizin öz değerini onaylar, yakınlık yaratır, yaralarını tamir edebilirsiniz. Sevgiyi dürüst ve sevecen bir tavırda ifade etmek önemlidir. Partneriniz genellikle sesinizin tonuna yüklenmiş mesajı yorumlayacaktır, kullandığınız kelimeleri değil.


Partnerinizden birtakım şeyler talep ettiğinizde siz ebeveyn o da çocuk olursunuz. Arzularınızı ifade ettiğiniz yol talepkar olursa, onu kendinizden uzaklaştırabilirsiniz. Ondan bir ricada bulunduğunuzda onun değerini ve yeteneklerini onaylarsınız. Onun sizin için anlamlı ve değerli bir şey yapabileceğini ve böyle bir şeye sahip olduğunu belirtmiş olursunuz. Bir rica, seçim unsurunu ortaya koyar. Rica edin çünkü sevgi daima bir seçimdir.


Son hafta boyunca partnerinizle ilişkinizi bir gözleyin. Partnerinizin size yaptığı bir övgüyü düşünün. Ne dedi? Siz ne yaptınız? Cevap olarak ne dediniz? Sesiniz sertleşti mi? Tutumunuz alaycı veya bakış açınız yargılayıcı oldu mu? Esas olarak partnerinizin olumsuz bulduğunuz davranışlarına mı odaklandınız? Partnerinize bu yakınlarda nasıl bir övgü, onay, destek sözcüğü kullandınız? Ona nasıl övgü verebilirsiniz? Düşünün. Partnerinizin iyi yanları neler? Liste yapın. Bu yanlarını beğendiğinizi ona nasıl söyleyebilirsiniz?


Teşekkür etmek önemli bir cesaretlendirmedir, cesaretlendirilen davranışı arttırır. Bazı cesaretlendirmeler sözlü olarak değil, bir bakış veya hareketlerle de belirtilebilir.


 

2)     Nitelikli Beraberlik:


Birlikte zaman geçirmekten hoşlandığınız birini düşünün. O kişiyle birlikteyken neler yapıyor, birlikte ne yapmaktan hoşlanıyorsunuz?


Nitelikli beraberlik, bir kişi ile özel olarak zaman geçirip o kişiyle geçirdiğiniz zamanı keyif verici kılmak demektir. Birincil sevgi dili nitelikli beraberlik olanlar için öncelik birlikteliktir. Bu, birlikte bir şeyler yapıyoruz ve o anda tüm dikkatimizi bir diğerimize veriyoruz demektir. Ortak bir uğraşta birlikte zaman geçirmek, birbirinize önem verdiğinizi, birbirinizle olmaktan zevk aldığınızı, birlikte bir şeyler yapmaktan hoşlandığınızı ifade eder. Örneğin; “İş çıkışı birlikte kahve içelim” demek bir nitelikli beraberlik isteğinin ifadesi olabilir. “İşim çok yorucu” demek partnerinizle nitelikli beraberlik yaşamamak için bir bahane olabilir. Maddi olarak sunulanlar, yakınlığın yerini tutmaz.


İki birey, deneyimlerini, düşüncelerini, duygularını ve arzularını dostça ve rahatsız edilmeyecekleri bir ortamda paylaşırlar. Biri, diğerinin söyleyeceklerini anlayışla dinler, samimi bir şekilde sorular sorar. Tavsiyede bulunmayı, ancak talep edildiği zaman yapmalıyız.


Nitelikli sohbet, yalnızca anlayarak dinlemeyi değil, aynı zamanda kendini açıklamayı da gerektirir. Eğer bir kadın ya da erkeğin birincil sevgi dili nitelikli beraberlik ve sohbet ise, onun ihtiyacı olan şey partnerinin düşünce ve duygularını anlatmasıdır.


Eğer ilişkinizin ihtiyacı olan sevgi dili nitelikli beraberlikse kendinize şu soruları sorun;

Partnerinizle mutlu bir anınız ne? Ne olmuştu?

Partnerinizle neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz? Neler yapabilmeyi isterdiniz?

Partneriniz sizinle neler yapmaktan hoşlanıyor? O sizinle neler yapabilmeyi isterdi?

Partnerinizle baş başa iken neler anlatırsınız? O neler anlatır?

Sadece ikiniz neler yapabilirsiniz?


 


3)     Armağan Alma:


Armağanlar sevginin görsel sembolleridir. İster satın alınsın ister siz yapın armağanlar sevginin görünen, elle tutulan bir ifadesidir. Armağanın değerini ise görenin gözü belirler. Semboller duygusal değer taşırlar. Görsel semboller ise bazı insanlar için diğerlerinden daha önemlidir. Kimisi düğünden sonra nikah yüzüğünü asla çıkarmaz. Başkaları ise o yüzüğü hiç takmaz. Eğer armağan alma partneriniz ya da sizin birincil sevgi dilinizse, size verilen armağana büyük değer verir ve onu büyük bir gururla taşırsınız. Ayrıca yıllar geçtikçe verilen diğer armağanları da sevginin ifadeleri olarak görürsünüz. Görsel semboller olarak hediyeler olmaksızın, karşınızdakinin sevgisini sorgulayabilirsiniz.


Partneriniz size ihtiyaç duyduğunda onun yanında olmak, birincil sevgi dili armağan almak olan birisi için çok fazla şey demektir.

Sevgi dili armağan alma olan bir ilişkide olduğunuzu anlamak için şu soruları sorabilirsiniz;

Armağan aldığınızda neler hissediyorsunuz? Partnerinize ne gibi armağanlar verdiniz? Nasıl karşıladı? Partneriniz size ne gibi armağanlar verdi? Siz nasıl karşıladınız?

Partnerinize bu kış/yaz nasıl bir armağan verebilirsiniz?


 


4)     Hizmet Davranışları:


Partnerinizin sık sık sizin için bir şey yapmadığından şikâyet eder misiniz? Örneğin benim içi… yapmıyor, benimle gezmeye gitmiyor gibi. Partnerinizin sizin için bir şey yapmamasını eleştirmek, hizmet davranışlarının birincil sevgi diliniz olduğunun bir işareti olabilir. Hizmet davranışı, karşımızdaki kişi için bir şey yapmak anlamına gelir. Ona bir şey pişirmek, onu gezdirmek, ona bir konuda yardımcı olmak, onunla okula, hastaneye gitmek, hasta iken bakmak gibi... Birincil sevgi dili hizmet davranışı olanlar, partnerinin yapmasından hoşlandığı şeyleri yaparlar. Ona hizmet ederek onu memnun etmeye, onun için bir şeyler yaparak ona sevgilerini ifade etmeye çalışırlar.


Korkudan, suçluluktan ve içerlemeden dolayı yapılan hizmet davranışları sevgi ifadesi değildir. Hizmet davranışları hiçbir zaman zorlanmamalı, özgürce yapılmalı ve kabul edilmelidir.


 Partneriniz sizden ona ne gibi şeyler yapmanızı bekler? Siz ondan sizin için ne yapmasını beklersiniz? Özel olarak hoşlanmadığınız fakat yapılmasından partnerinizin hoşlanacağını bildiğiniz üç basit, iş seçip. Bunları o istemeden yaparak partnerinizi şaşırtabilirsiniz.


 


5)     Fiziksel Temas:


Fiziksel temas sadece cinsel ilişki sırasında olmaz: Bir omuza dokunma, elini tutma, yanağına öpücük de fiziksel temas anlamına gelebilir. Fiziksel temas, birliktelikteki sevgiyi iletmek için güçlü bir araçtır. Fiziksel temas bazı insanların birincil sevgi dilidir. O olmadan sevildiklerini hissetmezler. Fiziksel temas sayesinde partnerinin sevgisi konusunda kendilerini güvende hissederler.


Bir ilişkiyi yaratan da bozan da fiziksel temastır. Birincil sevgi dili fiziksel temas olan birisi için bu mesaj ‘Senden nefret ediyorum’ veya ‘Seni seviyorum’ sözlerinden çok daha etkili olacaktır. Burada önemli olan partnerinizin hoşlandıklarını keşfetmektir. Partneriniz bazı dokunuşları rahatsız edici bulabilir. Bu dokunuşları sürdürmekte ısrar etmek sevginin tersini iletmektir.


Eğer partnerinizin birinci sevgi dili fiziksel temas ise hiçbir şey ağladığı zaman onu kucaklamanızdan, ihtiyacı olduğunu hissettiğiniz de küçük bir dokunuştan daha önemli olamaz. Krizler sevgiyi ifade etmek için eşsiz birer fırsata dönüştürebilir. Fiziksel temas ek olarak ilişkinize güç katacaktır.



Herkes bu beş sevgi dilini zaman zaman kullanır ama bazı sevgi dilleri bizim baskın dilimizdir. Bazı zamanlarda da bazı sevgi dillerine daha çok ihtiyaç duyarız. Sevgimizi ifade ederken ya da başkalarının sevgisini alırken bu dillerden birini kullanırız. Önemli olan sizin ve partnerinizin hangi sevgi diline ihtiyaç duyduğunu anlayabilmektir.


 


Küçük bir not:


 Etkin Rica Yöntemi; Rica etmek ne demektir? Rica etme ile emir verme veya azarlama arasındaki fark ne? Genelde hiç tanımadığımız ya da daha az samimi olduğumuz insanlardan bir ricada bulunacağımız zaman yakın olduğumuz insanlardan daha nazik davranırız. Partnerimizden ya da ailemizden bir şey rica edeceğimiz zaman daha rahat ve bazen emri vaki konuşmalar yaparken buluruz kendimizi. Peki sizce yakın olduğunuz insanlara aynı nezaketi gösterebilseydik neler olurdu?


Rica etme formülü;


İhtiyacın açıklanması + isteğin belirtilmesi

(“Lütfen” le birlikte olursa daha etkili olabilir) + teşekkür ifadesi (Ayrıca rica ederken, bir kişiden ne yapmamasını değil ne yapmasını istediğinizi belirtmek daha etkilidir.)


Örneğin, Geç kalma yerine akşam saat 11’den önce eve geçebilir misin, bana bağırma yerine benimle bu şekilde konuşman beni üzüyor, lütfen daha alçak bir sesle konuşabilir misin gibi…


 

Yayınlanma: 04.02.2022 18:21

Son Güncelleme: 07.07.2022 11:01

Psikolog

Ezgi

ÖZTÜRK

Uzman Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
33 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Online TerapiOnline Ter...
süre 50 dk
ücret 1500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi

Hayatınızda başkalarının taleplerini kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyduğunuz kaç an var? Arkadaşınızı kırmamak için gittiğiniz o yorgun akşam yemeği, iş yerinde aslında göreviniz olmayan ama "hayır" diyemediğiniz için üstlendiğiniz projeler veya ailenizin beklentileri altında ezilen kendi istekleriniz... Eğer sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendinizden bir şeyler eksildiğini hissediyorsanız, özgüveninizin en büyük düşmanıyla tanışıyor olabilirsiniz: Sınır koyamama sorunu.Peki, neden "hayır" demek bu kadar zor? Neden sınırlarımızı korumaya çalıştığımızda suçluluk duyuyoruz? Bu yazıda, sınır çizmenin psikolojik temellerine inecek ve özgüvenle bağını keşfedeceğiz.1. Sınır Çizmek Neden Bu Kadar Zor?Psikolojide sınır koyamama davranışı, genellikle geçmişte edindiğimiz bazı temel inançlarla (şemalarla) yakından ilgilidir. Özellikle Şema Terapi ekolü çerçevesinden baktığımızda, şu şemalar sınır çizmemizi engelleyen ana unsurlardır:Boyun Eğicilik Şeması: Kişinin, başkaları tarafından kontrol edilme veya cezalandırılma korkusuyla kendi isteklerini bastırmasıdır. "Eğer hayır dersem beni sevmezler" veya "Öfkelenirlerse bununla baş edemem" düşüncesi bu şemanın temelidir.Kendini Feda Şeması: Başkalarının acı çekmesini engellemek veya onlara yardımcı olmak adına kendi ihtiyaçlarını tamamen göz ardı etmektir. Bu kişiler genellikle çevrelerinde "çok yardımsever" olarak bilinirler ama iç dünyalarında derin bir boşluk ve tükenmişlik hissederler.Onay Arayıcılık Şeması: Öz-değerini sadece başkalarından gelen takdir ve onaya bağlamaktır. "Hayır" demek, karşı taraftan gelecek olumsuz bir tepki riskini göze almak demektir ve onay arayıcı birey için bu risk çok korkutucudur.2. Sınır Çizmemenin Bedeli: Kronik Yorgunluk ve TükenmişlikSürekli olarak başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmak, sadece zihinsel bir yük değil, aynı zamanda fiziksel bir yorgunluk kaynağıdır. Sınır çizemeyen bireylerde sıklıkla kronik stres, uyku bozuklukları ve psikosomatik ağrılar (özellikle omuz ve boyun ağrıları) gözlemlenir. Zihin sürekli olarak "Acaba birini kırdım mı?" veya "Sıradaki istek ne olacak?" kaygısıyla meşgul olduğu için, dinlenme anlarında bile gerçek bir rahatlama yaşanamaz. Bu durum uzun vadede tükenmişlik sendromuna (burnout) ve yaşama karşı duyulan ilginin azalmasına yol açabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı ertelemek, bir süre sonra öz-şefkat duygusunun kaybolmasına neden olur.3. İş Hayatında Profesyonel Sınırlar: Kariyerinizi KorumakPek çok danışanım, özellikle iş hayatında sınır çizmenin "tembellik" veya "başarısızlık" olarak algılanmasından korkar. Oysa sağlıklı sınırlar, sizi daha verimli bir çalışan yapar. Her şeye "evet" dediğinizde, asıl odaklanmanız gereken öncelikli işlerinizdeki kalite düşer. Profesyonel sınırlar; mesai saatlerinize sadık kalmak, uzmanlık alanınız dışındaki işleri nezaketle reddetmek ve mola zamanlarını korumaktır. Unutmayın, iş yerinde çizilen sınırlar sizi "zor biri" yapmaz; aksine, zamanını ve emeğini doğru yöneten "saygın biri" yapar.4. Sınırlar ve Özgüven Arasındaki Kritik BağÖzgüven, sadece "ben yapabilirim" demek değildir; özgüven aynı zamanda "benim ihtiyaçlarım da önemli" diyebilme cesaretidir. Sağlıklı sınırları olmayan bir bireyin özgüveni sürekli dış faktörlere bağlıdır. Başkaları sizi onayladığında kendinizi iyi, eleştirdiğinde ise değersiz hissedersiniz.Sınır çizmek, kendinize olan saygınızı koruma biçiminizdir. Kendi alanınızı koruduğunuzda, zihninize şu mesajı gönderirsiniz: "Benim zamanım, enerjim ve duygularım kıymetli." Bu mesaj içselleştirildikçe, dışarıdan gelen onaya olan ihtiyacınız azalır ve gerçek özgüven inşa edilmeye başlar.5. Sınır Koyma Türlerini TanıyalımSınırlar sadece fiziksel değildir; yaşamın pek çok alanına yayılırlar:Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularından kendinizi sorumlu tutmamaktır. Bir yakınınız mutsuz olduğunda onu teselli edebilirsiniz, ancak onun mutsuzluğunun "sebebi" veya "çözümü" siz olmak zorunda değilsiniz.Zihinsel Sınırlar: Kendi düşünce ve inançlarınızı korumaktır. Başkalarının fikirlerine saygı duyarken, onlarla aynı fikirde olmama hakkınızı saklı tutmaktır.Zaman ve Enerji Sınırları: Sınırlı olan vaktinizi ve enerjinizi kime, ne kadar ayıracağınıza karar vermektir. "Bu akşam kendime vakit ayırmak istiyorum" demek, meşru bir sınırdır.6. Suçluluk Duymadan "Hayır" Demek Mümkün Mü? Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bize duygulardan kaçmak yerine onlarla nasıl yaşayacağımızı öğretir. Sınır koyduğunuzda suçluluk hissetmeniz çok normaldir; çünkü zihniniz eski alışkanlıklarını korumaya çalışıyordur.Duyguyu Gözlemleyin: Suçluluk geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an zihnim bana başkalarını hayal kırıklığına uğrattığımı söylüyor ve bu yüzden suçluluk hissediyorum" diyerek duyguyu etiketleyin.Değerlerinize Odaklanın: Sınır koyduğunuzda neye "evet" dediğinizi düşünün. Arkadaşınıza "hayır" derken, belki de kendi dinlenme ihtiyacınıza veya ailenize ayıracağınız vakte "evet" diyorsunuzdur.Bilişsel Yeniden Yapılandırma (BDT): "Hayır dersem bencil biriyim" gibi otomatik düşüncelerinizi, "Kendi sınırlarımı korumak beni bencil değil, sağlıklı bir birey yapar" gibi daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin.7. Profesyonel Destek Almanın ÖnemiSınır çizme sorunu genellikle çok derinlerde yatan değersizlik ve yetersizlik hislerinden beslenir. Yılların getirdiği bu kalıpları tek başına değiştirmek bazen direnç yaratabilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci; sınır koymanızı engelleyen çocukluk şemalarınızı fark etmenizi sağlar, güvenli ve yargısız bir alanda "hayır" deme pratiği yapmanıza yardımcı olur ve sosyal fobi veya anksiyete gibi sınır koymayı zorlaştıran diğer etmenleri ele almanıza imkan tanır.8. Kendi Değerinizi Yeniden TanımlayınSınır çizme yolculuğu, aslında kendinize verdiğiniz değeri yeniden keşfetme sürecidir. Başkalarını mutlu etmek için harcadığınız o muazzam enerjiyi, kendi iç dünyanızı iyileştirmeye ve öz-şefkat geliştirmeye yönlendirdiğinizde hayatınızdaki dengelerin nasıl değiştiğine şaşıracaksınız. "Hayır" demek, köprüleri yıkmak değil; kendi bahçenizin kapılarını sadece gerçekten davet etmek istediğiniz kişilere açmaktır.Bu süreçte zorlandığınız her an, bu değişimin sadece bir alışkanlık değişikliği değil, derin bir özgürleşme adımı olduğunu hatırlayın. Terapi odası, bu özgürleşme yolunda size güvenli bir laboratuvar sunar. Kendi ihtiyaçlarınızın sesini duymaya başladığınızda, sadece kendinizle değil, çevrenizle olan bağlarınızın da çok daha samimi ve dürüst bir zemine oturduğunu göreceksiniz. Siz, sınırlarınızla ve olduğunuz halinizle değerlisiniz.Unutmayın; "Hayır" bir tam cümledir ve herhangi bir açıklama gerektirmez. Kendi hayatınızın sınırlarını belirlemek, kendinize verdiğiniz en büyük değerdir. KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Şema Terapi: Uygulamacı Kılavuzu.Beck, J. S. (2011). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi.Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Kabul ve Kararlılık Terapisi.Neff, K. (2011). Öz-Şefkat: Kendinize Karşı Nazik Olmanın Kanıtlanmış Gücü.
Şevval TAŞ 04.02.2026

İçimizdeki Sahtekar: Imposter Sendromu Nedir?

Hayatınızda her şey dışarıdan bakıldığında "yolunda" görünse de, iç dünyanızda bitmek bilmeyen bir huzursuzluk mu var? İyi bir kariyer, sevgi dolu bir aile ya da akademik başarılar bile kendinizi "gerçekten başarılı" hissetmenize yetmiyor mu? Eğer içinizdeki bir ses sürekli olarak başarınızın bir "tesadüf" olduğunu, aslında yeterince zeki veya yetenekli olmadığınızı ve bir gün herkesin bu "gerçeği" anlayacağını fısıldıyorsa; muhtemelen imposter (Sahtekarlık) sendromu ve derin bir yetersizlik hissiyle karşı karşıyasınız demektir.Peki, neden kendimize karşı bu kadar acımasızız? Neden başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendimizden esirgiyoruz? Bu yazıda, yetersizlik hissinin psikolojik kökenlerine inecek ve bu döngüden çıkış yollarını bilimsel ekoller ışığında inceleyeceğiz.1. Yetersizlik Hissi Nereden Gelir? Geçmişin Bugünkü YansımalarıPsikolojide hiçbir duygu sebepsiz değildir. Bugün hissettiğiniz yetersizlik duygusu, genellikle çocukluk döneminde atılan tohumların bir sonucudur. Özellikle Şema Terapi ekolü, bu durumu "Erken Dönem Uyumsuz Şemalar" ile açıklar. Zihnimizde çocuklukta oluşan bu kalıplar, birer gözlük gibidir ve dünyayı bu gözlüklerin renginde görmemize neden olur.Kusurluluk Şeması: Eğer çocukken duygusal ihtiyaçlarınız tam olarak karşılanmadıysa veya sürekli eleştirildiyseniz, "Ben temelde kusurluyum ve eğer insanlar beni gerçekten tanırsa benden uzaklaşırlar" inancını geliştirmiş olabilirsiniz. Bu inanç, yetişkinlikte kendinizi sürekli saklamanıza veya aşırı telafi mekanizmaları geliştirmenize yol açar.Yüksek Standartlar Şeması: Bazı aile yapılarında sevgi, performansa bağlıdır. Sadece "en iyi" olduğunuzda takdir edildiyseniz, yetişkinlikte kendinize hata yapma alanı bırakmayan, acımasız bir iç ses geliştirirsiniz. Bu şema altındaki kişi için "iyi", asla yeterli değildir; sadece "mükemmel" kabul edilebilirdir.Başarısızlık Şeması: Kişinin kendini akranlarıyla kıyasladığında her zaman daha yeteneksiz, daha şanssız veya daha başarısız hissetmesidir. Kişi gerçekten başarılı olsa bile, bu başarıyı dışsal faktörlere (şans, başkasının yardımı, kolay sınav vb.) bağlar; başarısızlığı ise tamamen kendi beceriksizliği olarak görür.2. Modern Dünyanın Tuzakları: Sosyal Medya ve "Mükemmel" Hayatlar İllüzyonuİçsel şemalarımızın üzerine bir de günümüzün dijital dünyası eklendiğinde, yetersizlik hissi kaçınılmaz hale gelebiliyor. Sosyal medya, bizlere başkalarının hayatlarının sadece "en parlak" anlarını sunar. Ancak biz kendi hayatımızın mutfağını, dağınıklığını, sabahki yorgunluğunu ve geceki kaygılarını biliyoruz. Başkasının "sahne önü" ile kendi "sahne arkamımızı" kıyaslamak, adil olmayan bir yarıştır.Sürekli maruz kalınan "ideal beden", "ideal kariyer" ve "ideal ebeveynlik" görselleri, zihnimizdeki "yeterli değilim" inancını her gün yeniden besler. Bu durum, bireyin kendi özgün değerlerinden uzaklaşmasına ve başkalarının onayına bağımlı bir yaşam sürmesine neden olur.3. İş Hayatında ve Akademik Yaşamda YetersizlikYetersizlik hissi en çok performans sergilediğimiz alanlarda bizi yakalar. İş hayatında yeni bir sorumluluk aldığınızda ya da akademik bir başarı elde ettiğinizde gelen o "Acaba hata mı yaptım?" korkusu, aslında gelişme arzunuzun gölgesidir. Bu duyguyla baş etmenin yolu, başarıyı sadece sonuç odaklı değil, süreç odaklı değerlendirmektir. Kazandığınız her deneyim, attığınız her adım sizi "yetersiz" değil, "öğrenen ve dönüşen" bir birey kılar. Profesyonel hayatta uzmanlaşmak, her şeyi bilmek değil, bilmediklerimizi nasıl öğreneceğimizi keşfetmektir.4. İçimizdeki Eleştirel Sesle Nasıl Bağ Kurarız?İçimizdeki eleştirel ses aslında bizi korumaya çalışan, ancak yöntemini şaşırmış bir parçamızdır. Genellikle bizi başarısızlıktan veya reddedilmekten korumak için "Zaten yapamazsın, deneme bile" diyerek bizi konfor alanımızda tutmaya çalışır. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bu noktada bize çok kıymetli bir perspektif sunar: Bu sesi susturmaya çalışmak yerine, onunla olan bağımızı değiştirmek.Düşünceleri birer "mutlak gerçek" olarak değil, zihnimizden geçen "kelime dizileri" olarak görmeye başladığımızda (Bilişsel Ayrışma), bu seslerin üzerimizdeki kontrolü azalır. "Ben yetersizim" demek yerine, "Şu an zihnimden yetersiz olduğuma dair bir düşünce geçiyor" demek, duyguyla aranıza sağlıklı bir mesafe koymanızı sağlar.5. Yetersizlik Hissini Yönetmek İçin 5 Somut AdımEğer bu duygu hayatınızın direksiyonuna geçtiyse, şu adımları uygulamaya başlayabilirsiniz:Kanıt Analizi Yapın (BDT Tekniği): Kendinizi yetersiz hissettiğiniz bir anı seçin. Bu duygunun lehine ve aleyhine olan somut kanıtları bir kağıda yazın. Göreceksiniz ki, aleyhteki (başarılarınız, çabalarınız, olumlu geri bildirimler) kanıtlar genellikle daha fazladır.Öz Şefkat Pratiği: Kendinize, çok sevdiğiniz bir arkadaşınız aynı durumda olsaydı ona neler söylerdiniz, diye sorun. Kendinize karşı kullandığınız dil, bir düşman dili mi yoksa destekleyici bir dost dili mi?Hata Yapma İzni Verin: Mükemmeliyetçilik gelişim değildir; gelişim, hatalardan ders çıkarabilme becerisidir. Haftada en az bir kez "bilinçli olarak" küçük, önemsiz bir hata yapın ve dünyanın başınıza yıkılmadığını deneyimleyin.Değerlerinize Odaklanın: Başkalarının beklentilerine veya onayına göre değil; sizin için gerçekten neyin önemli olduğuna göre hareket edin. Başarı, başkalarını geçmek değil, kendi değerlerinizle uyumlu bir hayat yaşamaktır.Duygularınızı Etiketleyin: Kaygı veya yetersizlik geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an yetersizlik hissi geldi, hoş geldi. Onu hissediyorum ama onun peşinden gitmek zorunda değilim" diyerek duyguyu misafir edin.6. Profesyonel Destek Almanın Önemi ve Terapi SüreciYetersizlik hissiyle tek başına mücadele etmeye çalışmak, fırtınalı bir denizde pusulasız yol almaya benzer. Birey, çoğu zaman kendi zihinsel kör noktalarını görmekte zorlanabilir ve içsel eleştirel sesleri "mutlak gerçekler" olarak kabul etme eğilimi gösterebilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci, bu noktada bireyin kendi iç dünyasına objektif bir ayna tutmasını ve bu köklü inançları bilimsel yöntemlerle incelemesini sağlar.KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.Beck, J. S. (2011). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond. Guilford Press.Harris, R. (2009). ACT Made Simple: An Easy-to-Read Primer on Acceptance and Commitment Therapy. New Harbinger Publications.Clance, P. R., & Imes, S. A. (1978). The imposter phenomenon in high achieving women: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice.
Şevval TAŞ 03.02.2026

Psikolojik Danışmanla Konuşmak Neden Arkadaşla Sohbet Etmekten Farklıdır?

Zor bir gün geçirdiğimizde, içimiz sıkıştığında ya da bir konuda kararsız kaldığımızda ilk refleksimiz çoğu zaman bir arkadaşımızı aramak olur. “Bir kahve içelim, anlatayım” demek tanıdıktır, güvenlidir ve iyi hissettirir. Peki o zaman şu soru ortaya çıkar: Psikolojik danışmanla konuşmanın farkı ne? Arkadaşıma anlatsam yetmez mi?Bu soru çok yaygındır ve son derece anlaşılırdır. Çünkü her iki durumda da konuşuruz, anlatırız, paylaşırız. Ancak yüzeyde benzer görünen bu iki deneyim, aslında amaç, yapı, rol ve etki açısından birbirinden oldukça farklıdır.1. Amaç Farkı: Rahatlamak mı, Dönüşmek mi?Arkadaşla yapılan sohbetin temel amacı çoğu zaman rahatlamaktır. İç dökmek, anlaşılmak, yalnız olmadığını hissetmek… Bunların hepsi çok kıymetlidir. Arkadaşınız sizi teselli edebilir, güldürebilir, “haklısın” diyebilir.Psikolojik danışmada ise amaç yalnızca rahatlamak değildir. Asıl hedef fark etmek, anlamlandırmak ve değişim yaratmaktır.Danışman, anlattıklarınızı sadece dinlemez; tekrar eden kalıpları, düşünce biçimlerini, duygusal tepkileri ve bunların kökenlerini birlikte keşfetmenize yardımcı olur. Yani terapi, “iyi hissettiren bir konuşma”dan ziyade, bazen zorlayıcı ama uzun vadede dönüştürücü bir süreçtir.2. Tarafsızlık ve Güvenli AlanArkadaşlar bizi sever. Ama aynı zamanda bizi kendi bakış açılarıyla dinlerler. Sizi korumak isterler, bazen taraf tutarlar, bazen de kendi yaşantılarını sizin hikâyenizin içine katarlar:“Ben olsam asla katlanmazdım.” “Bence sen çok iyi niyetlisin ama insanlar kötü.” “Bana da aynısı olmuştu…”Bu cümleler çoğu zaman iyi niyetlidir ama tarafsız değildir.Psikolojik danışman ise yargılamadan, taraf tutmadan ve kişisel gündem katmadan dinler. Sizin hikâyeniz, sizin duygularınız ve sizin anlam dünyanız merkezde kalır. Danışman, “kim haklı?” sorusuna değil, “bu durum sende neye dokunuyor?” sorusuna odaklanır.Bu da danışma odasını, duyguların sansürlenmeden var olabildiği güvenli bir alan hâline getirir.3. Sorumluluk ve Rol SınırlarıArkadaşlık ilişkisinde roller karşılıklıdır. Bugün siz anlatırsınız, yarın o anlatır. Denge vardır. Ancak bu karşılıklılık bazen şu sonucu doğurur: Anlatırken “onu da yormayayım”, “zaten benim yüzümden üzülmesin” diye kendimizi tutabiliriz.Psikolojik danışmada ise ilişki tamamen sizin ihtiyaçlarınıza göre yapılandırılmıştır. Danışman sizi “yük” olarak görmez. Tam tersine, o odadaki tek gündem sizsiniz.Ayrıca danışman:Sizi kurtarmaya çalışmazSizin adınıza karar vermezSize ne yapmanız gerektiğini dikte etmezBunun yerine, sorumluluğu size ait olan bir farkındalık sürecine eşlik eder. Bu, ilk bakışta daha zor ama çok daha güçlendirici bir yaklaşımdır.4. Tavsiye Vermek Yerine Anlamayı DerinleştirmekArkadaş sohbetlerinde tavsiye çok yaygındır:“Boş ver, takma kafana.” “Ayrıl gitsin.” “Biraz daha sabret.”Oysa psikolojik danışmada amaç tavsiye vermek değil, danışanın kendi cevaplarını bulmasını sağlamaktır. Çünkü bir başkasının hayatında işe yarayan bir çözüm, sizin hayatınızda aynı sonucu vermeyebilir.Danışman, sorularla, yansıtmayla ve bilimsel yaklaşımlarla şunu hedefler: Kişinin kendi iç sesini duyması ve seçimlerinin sorumluluğunu alabilmesi.5. Bilimsel ve Etik Bir TemelPsikolojik danışma, yalnızca “iyi dinlemek” değildir. Bu süreç; psikoloji bilimine, kuramsal çerçevelere ve etik ilkelere dayanır.Danışman:Gizlilik ilkesine bağlıdırMesleki sınırlar içinde çalışırKendi duygularını sürecin önüne koymazSürekli eğitim ve süpervizyon alırArkadaş sohbetinde ise böyle bir yapı yoktur. Arkadaşınız iyi niyetli olabilir ama duygusal olarak sürecin içine fazlasıyla dahil olabilir. Bu da bazen çözümden çok karmaşa yaratır.6. “Anlatmak” ile “Çalışmak” Arasındaki FarkArkadaşla konuşmak çoğu zaman anlatmak üzerinedir. Psikolojik danışmada ise bir konuyu çalışmayı içerir.Yani:Aynı olayın neden tekrar tekrar yaşandığına bakılırDuyguların bedensel ve zihinsel yansımaları fark edilirGeçmiş deneyimlerin bugünkü tepkilerle ilişkisi kurulurBu nedenle bazı danışanlar şunu söyler: “Arkadaşlarıma yıllardır anlattığım şeyi burada bir seansta bambaşka yerden fark ettim.”Terapide Zorlanmak da Sürecin Bir ParçasıdırPsikolojik danışman sürecinin arkadaş sohbetinden bir diğer önemli farkı da şudur: Terapi her zaman “iyi hissettirmez”. Bazen bir seanstan sonra danışan kendini daha düşünceli, daha yorgun ya da duygusal olarak dalgalı hissedebilir. Bu durum çoğu kişi için şaşırtıcıdır çünkü konuşmanın her zaman rahatlatması gerektiği düşünülür. Oysa terapide amaç, sadece anlık rahatlama değil, uzun vadeli bir içsel düzenleme sağlamaktır.Arkadaş sohbetinde zor konular genellikle hızlıca geçiştirilir ya da dağıtılır. Terapi odasında ise kaçınılan duygulara, ertelenen meselelerine ve kişinin kendisiyle ilgili görmekte zorlandığı alanlara nazik ama dürüst bir şekilde bakılır. Bu da zaman zaman rahatsız edici olabilir. Ancak bu rahatsızlık, kişinin sınırlarını, ihtiyaçlarını ve gerçek duygularını fark etmesi için önemli bir eşiktir.Bu nedenle psikolojik danışman, “her seans iyi geçmeli” beklentisiyle değil; “her seans beni biraz daha kendime yaklaştırıyor mu?” sorusuyla değerlendirilir. Ve çoğu zaman asıl değişim, tam da zorlanılan o anlarda başlar.Bu konuları yalnızca okumak ya da düşünmek bazen yetmeyebilir. Ben, seanslarda danışanla birlikte bu farkları konuşmakla kalmayıp çalışmayı önemsiyorum. Aynı olayın neden tekrar ettiğini, bir duygunun neden bu kadar yoğun yaşandığını ya da neden bazı adımları atmanın zorlaştığını birlikte, yargısızca ele alıyoruz. Terapi, hazır cevaplar sunmak değil; senin kendi cevaplarına ulaşabileceğin güvenli bir alan yaratmaktır. Eğer arkadaş sohbetlerinin artık yetmediğini, aynı döngülerin içinde kaldığını hissediyorsan, bu süreci birlikte çalışmak için seansa gelmeni öneririm. Değişim, konuşmaya cesaret ettiğin yerde başlar. Sonuç: İkisi Rakip Değil, Ama Yerleri FarklıArkadaş sohbeti değersiz değildir. Aksine, sosyal destek ruh sağlığının önemli bir parçasıdır. Ancak psikolojik danışman, arkadaş sohbetinin yerine geçen bir şey değil; başka bir ihtiyaca cevap veren profesyonel bir süreçtir.Arkadaşlar:Teselli ederYalnız olmadığını hissettirirPsikolojik danışma ise:Fark ettirirDerinleştirirDeğişim için alan açarBazen bir kahve sohbeti iyi gelir. Bazen ise bir danışma odasında durup gerçekten kendinle yüzleşmeye ihtiyaç duyarsın.Ve bu ikisi aynı şey değildir.
Buse AZLAĞ 29.01.2026