Travmayı çoğu zaman bir hikâye gibi düşünürüz.
Geçmişte olmuş, bitmiş, artık “geride kalmış” bir olay…
“Evet, zor bir şey yaşadım ama geçti.”
Peki gerçekten geçti mi?
Eğer bazen hiçbir sebep yokken kalbin hızlanıyorsa…
Eğer bir ses, bir koku ya da bir bakış seni aniden huzursuz ediyorsa…
Eğer hayatın genel olarak yolunda olmasına rağmen içinde açıklayamadığın bir sıkışma hissi varsa…
Belki de geçmemiştir.
Belki de sadece şekil değiştirmiştir.
Çünkü travma yalnızca zihinde saklanan bir anı değildir.
Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir deneyimdir.
🧠 Zihin Unutur, Beden Hatırlar
Travmatik bir olay yaşandığında bedenin önceliği “anlamak” değildir.
Öncelik hayatta kalmaktır.
Bu yüzden sinir sistemi otomatik olarak devreye girer ve şu tepkilerden birini seçer:
Savaş
Kaç
Don
Bu sırada beynin mantıklı düşünmeden sorumlu kısmı geri planda kalır. Yani o anda yaşadığın şeyi anlamlandırmak yerine, sadece tepki verirsin.
Belki bağırmak istedin ama sustun.
Belki kaçmak istedin ama kalmak zorunda kaldın.
Belki hareket etmek istedin ama donakaldın.
İşte bu “yarım kalan tepkiler” bedenin içinde kayıt altına alınır.
Ve yıllar sonra bile beden, o anı unutmaz.
🌊 “Geçti” Dediğin Şey Neden Hâlâ Etkiliyor?
Birçok insan terapiye şu cümleyle gelir:
“Ben artık o olayı düşünmüyorum ama hâlâ etkisindeyim.”
Bu cümle aslında çok şey anlatır.
Çünkü travma sadece hatırlamakla ilgili değildir.
Travma, sinir sisteminin hâlâ o olaydaymış gibi çalışmasıdır.
Bu yüzden kişi:
Sürekli tetikte hissedebilir
Rahatlamakta zorlanabilir
Güvende olsa bile güvende hissedemeyebilir
Mantık şöyle der: “Artık tehlike yok.”
Ama beden şöyle der: “Emin değilim.”
Ve çoğu zaman kazanan beden olur.
🌀 Travma: Tamamlanmamış Bir Hikâye Değil, Tamamlanmamış Bir Tepki
Travmayı bir anı gibi değil, tamamlanmamış bir hareket gibi düşün.
Söylenememiş sözler…
Ağlanamamış gözyaşları…
İfade edilememiş öfke…
Kaçılamamış bir durum…
Bunların hepsi bedenin içinde “yarım kalır.”
Bu yüzden bazen hiçbir sebep yokken:
İçin daralır
Gözlerin dolar
Kasların gerilir
Nefesin sıkışır
Beden aslında şunu yapmaya çalışıyordur:
“Yarım kalan şeyi tamamlamak.”
Ama biz genelde bunu anlamayız.
Onun yerine bastırırız.
🌿 Bastırmak Neden İşe Yaramaz?
Çünkü bastırmak, yok etmek değildir.
Bastırmak, sadece ertelemektir.
Bir duyguyu hissetmemeye çalıştığında, o duygu kaybolmaz.
Sadece daha derine gider.
Ve çoğu zaman daha güçlü bir şekilde geri döner.
Örneğin:
Sürekli meşgul olma ihtiyacı
Aşırı düşünme
Bedensel gerginlikler
Nedensiz yorgunluk
Bunların bazıları aslında bastırılmış duyguların bedenle konuşma şeklidir.
Beden kelimelerle konuşmaz.
Beden hislerle konuşur.
🎨 Neden Sadece Konuşmak Yetmez?
Konuşmak çok değerlidir.
Anlamak, fark etmek, anlamlandırmak iyileşmenin önemli bir parçasıdır.
Ama tek başına yeterli değildir.
Çünkü travma sadece “anlatılan” bir şey değildir.
Travma aynı zamanda “hissedilen” bir şeydir.
Ve bazı şeyler kelimelere dökülemez.
İşte bu yüzden beden odaklı çalışmalar önemlidir:
Sanat terapisi
Hareket çalışmaları
Nefes farkındalığı
Duygusal ifade teknikleri
Bu yöntemler zihni biraz kenara alır ve doğrudan bedenle çalışır.
Bazen bir resim, anlatılamayan bir duyguyu ortaya çıkarır.
Bazen küçük bir hareket, yıllardır tutulmuş bir gerginliği çözer.
Bu bir “bozulma” değil…
Bu bir çözülmedir.
🌸 Beden Ne Zaman Açılır?
Beden zorlandığında değil…
Güvende hissettiğinde açılır.
Bu çok kritik bir nokta.
Çünkü birçok insan iyileşmeye çalışırken kendini zorlar:
“Artık geçmesi lazım.”
“Bunu aşmalıyım.”
“Güçlü olmalıyım.”
Ama beden baskıyla değil, güvenle çalışır.
Güvenli bir alan demek:
Yargılanmadığın bir yer
Hızına saygı duyulan bir süreç
Zorlanmadan ilerleyebilmek
Beden ancak “artık tehlike yok” dediğinde gevşer.
🌬️ Sinir Sistemi ve Regülasyon: İyileşmenin Anahtarı
Travmayı anlamanın bir diğer yolu da sinir sistemine bakmaktır. Sinir sistemi, bedenin iç dünyadaki trafik kontrol merkezidir. Tehlike algıladığında hızlanır, güven hissettiğinde yavaşlar.
Travma yaşayan kişilerde bu sistem çoğu zaman dengesini kaybeder. Ya sürekli alarm halinde kalır ya da tamamen kapanır.
Bu durum iki şekilde kendini gösterebilir:
Aşırı uyarılma: kaygı, huzursuzluk, panik
Düşük uyarılma: donukluk, boşluk hissi, kopukluk
İyileşme, bu iki uç arasında esneklik kazanmakla ilgilidir.
Buna “regülasyon” denir.
Regülasyon, duyguları bastırmak değil…
Duygularla birlikte kalabilmektir.
💫 Küçük Bir Farkındalık Deneyi
Şu an burada, bunu okurken…
Kısa bir an dur.
Omuzlarını fark et
Çeneni fark et
Nefesini fark et
Kendine şu soruyu sor:
“Şu an bedenimde en çok nerede bir his var?”
Belki bir sıkışma…
Belki bir ağırlık…
Belki bir boşluk…
Şimdi o bölgeye doğru nefes aldığını hayal et.
Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışma.
Sadece alan aç.
Çünkü iyileşme çoğu zaman büyük adımlarla değil,
küçük temaslarla başlar.
🌿 Son Söz
Travma sadece geçmişte kalan bir olay değildir.
Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir izdir.
Bu yüzden iyileşme de sadece düşünerek olmaz.
İyileşme hissetmeyi de içerir.
Zihin anlamak ister.
Beden hissetmek ister.
Ve gerçek dönüşüm, bu ikisi bir araya geldiğinde olur.
Beden bazen kelimelerden daha eski bir dil konuşur.
Ve bu dil sabır ister, yavaşlık ister, temas ister.
Eğer uzun zamandır kendine şu soruyu soruyorsan:
“Neden hâlâ böyle hissediyorum?”
Belki de cevap şudur:
Zihnin yoluna devam etti…
ama bedenin hâlâ seni bekliyor.
Ve belki de iyileşme,
ilerlemek değil…
geri dönüp kendine yeniden temas etmektir.
Ve o temas, sandığından çok daha dönüştürücü olabilir.
Bu yüzden kendine nazik ol, acele etme, bedeninin ritmini dinle. Her fark ettiğin duyum, her küçük temas, seni biraz daha kendine yaklaştırır ve içsel bütünlüğünü yeniden kurmana yardımcı olur. 🌿
Gülay TOKER
Gülay
TOKER
Uzman Klinik Psikolog
"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi
İçimizdeki Sahtekar: Imposter Sendromu Nedir?
Psikolojik Danışmanla Konuşmak Neden Arkadaşla Sohbet Etmekten Farklıdır?