1. Uzmanlar
  2. Merve Ece KAYHAN
  3. Blog Yazıları
  4. Nedir Bu Bir Barış, Bir Ayrıl İlişki Dinamiği?

Nedir Bu Bir Barış, Bir Ayrıl İlişki Dinamiği?

İlişki dendiği zaman aklınıza neler geliyor? Aslında çoğu insana bu soruyu sorduğunuz zaman benzer cevaplar alma olasılığınız oldukça yüksektir. Birbirini tanımayan iki kişi tanışır, birbirlerini daha yakından tanımak isterler, derin bir bağ kurma arzusu ortaya çıkar, bir ilişkiye başlarlar. Zaman geçtikten sonra ya ayrılırlar ya da ilişkiye devam ederler. Ancak yapılan son araştırmalar, genç yetişkinlerin %60’ından fazlasının bir ayrıl, bir barış ilişki dinamiği içerisinde bulunduğunu ortaya çıkardı.

Bu oranın gün geçtikçe artmaya devam etmesi, ilişkilere dair bakış açılarımızı değiştirmeye, yeniden şekillendirmeye başlıyor ve ilişkilerin doğasına dair kafamızda yeni soru işaretlerinin, kafa karışıklıklarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Son dönemlerde bir ayrıl, bir barış ilişkilerinin dizilerde, filmlerde ve sosyal medyada oldukça sık kullanıldığını görüyoruz. Aynı zamanda yakın çevremizde de bu ilişki dinamiğine şahit olmamız, özellikle genç yetişkinlerde ilişki bittikten sonra tekrardan barışmalarının sebebinin birbirleri için çok eşsiz, özel olduklarından ve ilişkilerinin daha da güçlendiğine dair gerçekçi olmayan inançlardan kaynaklı olduğuda gözlemleniyor.

O halde konumuza geçmeden önce hemen bir yanlış bilgiyi düzeltelim. Çatışmalardan uzlaşmacı ve sağlıklı bir biçimde çıkmak ilişkileri güçlendirir, ayrılıklar değil!

Her ilişki içerisinde kavgalar edilir, çatışmalar meydana gelir, bunların yaşanması da sağlıklı olandır zaten. Sağlıklı bir ilişki için önemli olan bu çatışmalarda yapıcı ve uzlaşmacı bir tavır sergileyerek, var olan probleme karşılıklı olarak çözüm bulabilmektir. Ayrılık kararı, ilişki içerisinde çözülmesi için elinizden gelen her şeyi yaptığınız ve artık problemleri çözüme kavuşturamayacağınızı anladığınız zamanlarda, üstüne uzun bir süre düşündükten ve emin olunduktan sonra alınması gereken bir karardır. Şimdi, hep birlikte bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiğini inceleyelim.

Nedir bu bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiği?

Bu ilişki dinamiği de genel olarak bize aşina olan ilişkilere benzer olarak başlar. Partnerler tanışır, birbirlerini daha yakından tanımak isterler. Bir ilişkiye başlamaya karar verirler sonrasında çeşitli sebeplerden ötürü partnerler ilişkilerini sonlandırırlar. Belli bir müddet zaman geçtikten sonra tekrardan barışırlar. Burada partnerlerin birbirinden ayrı olarak geçirdikleri süre kısa olabileceği gibi ayrılık uzun süreli de alabilir.  İşte tam olarak burada ilişki yeniden başladığı gibi aynı zamanda bir döngüde başlamış olur. En önemli faktör partnerlerin bu dinamiği sistematik bir biçimde tekrarlamalarıdır.

Yapılan bir çok çalışmaya göre bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiği içerisinde bulunmak, hem ilişkiye hem de ilişki içerisindeki kişilere ciddi psikolojik zararlar verebiliyor ve bu zararların yarattığı olumsuz etkiler kişilerin hayatlarını uzun vadeli olarak etkileyebiliyor. Bu döngü ortaya çıktığında ve ayrılıp, barışmaların sıklığı artmaya başladıkça, çiftler arasındaki çatışmalar fazlalaşıyor, iletişim problemleri daha çok ortaya çıkmaya başlıyor, ilişkiye ve partnere dair güven problemleri ortaya çıkıyor. Partnere karşı hissedilen duygularda değişimler meydana geliyor, kişi kendi hissettiklerinden, duygularından emin olamıyor ve kafa karışıklıkları yaşamaya başlıyor. Bu dinamik böyle devam ettikçe, kişi kendine ve ilişkiye dair yabancılaşmaya başlıyor. Sağlıklı bir ilişkinin nasıl yaşanması gerektiğini unutabiliyor ve bir gün bu kısır döngüyü kırdığı zaman gelecek ilişkilerinde de yakınlık korkusu geliştirip, gelecekteki partnerine de güvenli bağlanamayabiliyor. Aslına bakacak olursak, bir ayrıl bir barış ilişki dinamiği içerisinde bulunmak var olan ilişkiyi tehdit ettiği gibi, kişinin gelecekte var olabilecek ilişkilerine dair de bir tehdit unsuru oluşturur hale geliyor.

Derinlemesine bakmak gerekirse, bu tarz ilişki dinamikleri kendi bünyeleri içerisinde bir tür duygusal ve fiziksel suistimali de içeriyorlar. Kişiler birbirlerinden ayrı kalamayacaklarına dair gerçekçi olmayan inançlar geliştirmelerinden ötürü ayrı kalamıyorlar ancak beraber olduklarında da birbirlerine iyi gelmek yerine kötü gelmeye başlıyorlar. Böyle bir ilişki dinamiği içerisinde bulunmak ve ilişkinin yarattığı olumsuz duygularla baş etmekte güçlük çeken bazı kişilerde uzun vadede anksiyete ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar meydana gelmeye başlıyor.

İlişki nasıl bu döngüye giriyor?

Yapılan araştırmalara göre partnerlerin sağlıklı bir şekilde ayrılık konuşması yapmamaları, ara vermeye dair yapılan konuşmalar, barışma için açık kapı bırakılması, ilişki içerisindeki var olan sorunların açık bir şekilde konuşulmaması, neden ayrılık kararı alınacağına dair herhangi bir konuşmanın yapılmaması, partnerlerin birbirlerine net bir şekilde veda etmemeleri bu döngüyü başlatan faktörler arasında yer alıyor.

Partnerimizle neden tekrardan barışıyoruz?

Bu sorunun cevabı genellikle kişiden kişiye göre değişkenlik gösteriyor, bir çok kişi farklı sebeplerden eski partnerlerine geri dönme kararı alıyor. Ancak yapılan çalışmalara göre çoğu insanın eski ilişkilerine geri dönerken benzer şeyleri hissettikleri ve düşündükleri bulunmuştur. Bunların başında; kişilerin eski partnerine karşı hala içinde var olan hisleri, duyguları, eski partnerinin hayatının aşkı olduğuna dair düşünceler, yeni biriyle tanışmanın ve ilişkiye başlamanın zor olduğuna dair gerçek dışı inançlar.

Bu döngüyü kırmak mümkün mü?

Yapılan çalışmalar bize bu döngüyü kırmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Ama nasıl? Partnerlerin ayrı kaldıkları süre boyunca ilişkiyi nasıl daha güçlü ve sağlıklı bir hale getirebileceklerine dair derinlemesine düşünmeleri gerekiyor. Aynı zamanda ilişkiye dair, kendilerine dair, partnerlerine dair yeni kararlar almaları gerekiyor. Bir bakıma ilişki içerisindeki çatışmalara yol açan olumsuz davranışlarını, eylemlerini, düşüncelerini tespit edip, kendilerinde değişime gitmeleri gerekiyor. Özellikle, tekrardan barışma kararı alınmadan önce kişilerin karşılıklı olarak, bunları net ve açık bir şekilde birbirleriyle paylaşmaları gerekiyor. Yapılan çalışmalar, kendilerinde ya da ilişkilerinde tek başlarına değişime gitmekte güçlük çeken bireylerin barışma kararı almadan önce gerek bireysel gerekse çift olarak bir uzmandan destek almaları gerektiğinin önemini vurguluyor.

 

Unutmayın, terapi hayatınızdaki tüm olumsuz durum ve duyguların hayatınızdan tamamen çıkacak olması demek değildir. Ancak siz terapi ile tüm bu olumsuz duygu ve durumlarla nasıl baş edeceğinizi tamamen öğrenmiş olacaksınız.

 

 

 

 

 

 

           

 

 

 

 

 


Yayınlanma: 16.07.2022 12:38

Son Güncelleme: 16.07.2022 12:44

#ilişkiler#aşk#terapi#çift#ayrılmak#barışmak#ilişki#sevgi
Psikolog

Merve Ece

KAYHAN

Uzman Klinik Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
72 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Çevresel-Toplumsal Sorunlar
Online TerapiOnline Ter...
süre 50 dk
ücret 1500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 50 dk
ücret 1500
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Aranmakta olan Mut-lu-luk

Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)Herkese merhabalar…Umarım herşey yolundadır, değilse de yoluna girmesini ümit ediyorum.Mutluluk ve mutlu olmak hakkında paylaşmak istediklerim var.Biz insanoğlunun peşinden koştuğu belli başlı şeyler var bunlardan biride, mutluluk.Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)İlk mutluluktan bahsedelim sonrasında mutluluk için ihtiyacımız olanlara değinelim.Mutluluk, bir durum ya da kişiye karşı duyunlar histir. Mutluluk çoğunlukla zihnimizdeki mutluluk resmi ile eşleşiyorsa hissedebildiğimizdir. Bu da nedemek? Kişi yaşamının her karesine dair zihninde bir resim oluşturmuştur. Başarıya, güvene, sevgiye, aşka, ve tabi mutluluğa dair. Zihnimizdeki resme uymayan her bir başlık eşleşmediğinde ne mutluyuz ne de başarılıyızdır. Çünkü sana gelen mutluluk zihnindeki resimle eşleşmemiştir.Neden bu kadar mutlu olmaya odaklıyız? Neden yaşamın her karesinde çok mutlu olmayı dilemekteyiz? Var olan mutluluklarımızla neden yetinmeyip dahasını istemekteyiz? Geçmişteki mutluluğumuzu gelecekte de aramak neden? Başkalarının mutluluklarıyla mutlu olmak niye bu kadar zor? Sanal dünyanın gerçek olmayan mutlulukları bizi niye bu kadar zorda bırakmakta? Ünlü, ünsüz, fenomenlerin mutluluklarına neden bu kadar özenmekteyiz? Hayat sürekli başrol dizi ya da film oyuncusu olmaktan mı ibarettir? Yan karakter olmak görülmez olmak demek midir? Ya da mutluluklarımız gösteriş mi olmak zorundadır? Sessiz yaşanan mutluluklar yeterli değil midir?Ve dahası sorular bizlerin kendi mutluluğumuza dair engellerimizdir.Mutluluk seninle olsun istiyorsan;1- Kanaat et!Sahip oldukların ve olacaklarına kaanat et. 1 kalbin varsa 2.sini isteme, sahip olduğunla mutluluğu ara, yetin.Bir kabiliyetin varsa onun üzerinde yoğunlaş, şu kişi bunuda yapıyor bende yapayım deme, aç gözlülük etme.Bir ailen varsa varlığına kanaat et, zenginliğini sahip olduklarınla hisset, sahip olamadıklarına hırslanıp hasetlenme, onların için çaba etmen yeterli.2-Şükret/İyiki de!Bu şükür yaratıcıya duyulan minneti dile getirmek olabilir. Yanındakinin varlığına dair şükür olabilir. Hayatın defterinde mutlaka iyikilerin yazılıdır, onları gözden geçirmeyi dene. Unuttuğun iyikilerin seni yürüdüğün yolda yaptıkların ve yapacaklarına dair inancını güçlendirecektir.3-Ne geçmişte takılı kal! Ne de geleceği yasla karşıla!Geçmişte yaşadıklarımızı, geleceğimizde biçtiğimiz hasatımızdır. ‘Ne ekersen onu biçersin‘tamda buraya uygun bir cümle diyebiliriz. Acılarımızın kaynağı, öncelikle kendi içimizde hapsolmuşluğumuzdan kendimizi nasıl kurtaracağımızı söyleyen cümlelerimiz, daha da kendimize hapsolmuş hissetmemize neden olur. Seçimlerimizi sıkıntılı yaşam seviyesinde yaptığımız sürece, çözümlerimizin kökleri sorunun içinde olacaktır. Şimdide ektiğin sağlıklı tohumun geleceğinin sağlıklı hasatıdır. Geçmişle barışmak, geçmişe öfkelenip göndermek, yeni bir geçmiş oluşturmak senin elinde. Çıkamıyorsan bu kısır döngüden psikolojik destek al ve kendini şifalandır.4-Hayatındaki kalabalıktan kurtul!Hayatındaki kişileri, mekanları, işleri, planları, yediklerini, içtiklerini, izlediklerini, tercihlerini ve seçimlerini un eleğinden ele zamanın geldi. Zaman varki bunlar arasında kendini kaybettiğin, bulamadığın kalabalıktan kendini dinleyemediğin ya da zorunlu bırakıldıklarını düşün yapmak zorunda oldukların, maruz kalmak zorunda oldukların. Hayat eleğini kullan ve yığın arasında çık. Seni hakikaten mutlu eden arkadaşın ile beraber ol, zorunda bırakıldığın sen olmadığını hissettiğin o topluluktan sıyrıl. Ait hissettiğine yönel. Seni iyiliğe teşvik eden, pozitif zihnin yaşam sürdüğü yere yönel. Bırak senelik planlar yapmayı, 12 ay 365 günün olduğunu düşün.5- Keşke demeyi bırak!‘Keşke bende, keşke sende’ başlayan cümlelerini azalt, hatta bırak. Tercihlerinin iyi yanlarınıda gör, olumsuz yanlarının seni geliştirmesine izin ver. Bırak gözünün üzerindeki kaşa söylenmeyi… Bir kerede izin ver noktalama ve yazım hataları yapmana… Keşke dedikten sonra pişman olmayı bırak. ‘Keşke’nin hayatını demoralize etmesine izin verme. Olumsuza odaklanıp, olumluyu görmezden gelme.Bunlardan biri veya birden çoğu seni anlatıyor olabilir. Hiç biride değil demek sürece direnmek demektir. Görmezden gelmek, yüzleşmek istememektir. Umutsuzca mutluluğu aramak mutsuzluğun devamıdır. Mutluluğun kendini aranması gerekmez. O kendisidir.Çok uzatmadan sonuna geldiyseniz yazının, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Daha çok yazılar yazabilmem için desteklerinizi beklerim. Sizlerin desteği benim yazma cesaretim…Sevgiler…

Sürekli Ağlama İsteği Nedir ve Nasıl Geçer?

Sürekli ağlama isteği, duygusal bir tepki olarak ortaya çıkan ve kişinin yoğun bir üzüntü, çaresizlik veya acı hissettiği durumlarda ortaya çıkabilir. Bu duygusal tepki, stresli olaylar, kayıplar, travmatik deneyimler, ilişki sorunları, depresyon, anksiyete gibi birçok faktörden kaynaklanabilir. Sürekli ağlama isteğinin altında yatan nedenler ve nasıl geçebileceği konusunda bazı öneriler:Nedenleri Anlama: Sürekli ağlama isteğinin altında yatan nedenleri anlamak önemlidir. Stresli bir olay, kayıp, travmatik deneyim veya duygusal zorluklar, ağlama isteğinin tetikleyicileri olabilir.Duyguları İfade Etme: Ağlama, duyguları ifade etmenin doğal bir yolu olabilir. Bununla birlikte, sürekli ağlama isteği, duyguları işlemekte veya ifade etmekte zorlanmanın bir işareti olabilir. Duygularınızı ifade etmek için yazma, çizme, konuşma terapisi veya sanat terapisi gibi yöntemler kullanılabilir.Destek Almak: Sürekli ağlama isteği, depresyon, anksiyete veya diğer ruh sağlığı sorunlarının belirtisi olabilir. Bu nedenle, bir sağlık uzmanından yardım almak önemlidir. Bir terapist veya danışman, duygusal zorluklarla başa çıkma becerilerini geliştirmenize ve duygusal iyilik halinizi yeniden kazanmanıza yardımcı olabilir.Stres Yönetimi Teknikleri: Stres yönetimi teknikleri, duygusal dengeyi yeniden sağlamak için faydalı olabilir. Derin nefes egzersizleri, meditasyon, yoga veya gevşeme teknikleri gibi uygulamalar, stres seviyelerini azaltabilir ve duygusal dengenizi korumanıza yardımcı olabilir.Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Sağlıklı bir yaşam tarzı, duygusal iyilik halinizi destekleyebilir. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, yeterli uyku almak ve sosyal destek ağınızı güçlendirmek, duygusal dayanıklılığınızı artırabilir.Olumlu Aktiviteler: Olumlu aktiviteler ve hobiler, duygusal iyilik halinizi artırabilir. Sevdiğiniz aktivitelere zaman ayırmak, keyif aldığınız şeylere odaklanmak ve duygusal olarak besleyici deneyimlere katılmak, sürekli ağlama isteğini azaltabilir.Kendine İyi Bakım: Kendinize iyi bakmak, duygusal sağlığınızı desteklemenin önemli bir parçasıdır. Kendinizi şımartmak, dinlenmek, kendinize nazik davranmak ve kendi ihtiyaçlarınıza öncelik vermek, duygusal iyilik halinizi artırabilir.Sürekli ağlama isteği, altta yatan nedenlerin anlaşılması ve uygun tedavi veya destek alınması ile genellikle azaltılabilir. Ancak, ciddi veya kronik ağlama isteği durumunda bir sağlık uzmanından yardım almak önemlidir.. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Eray ARSLAN 18.04.2024

Sevgi Dilleri: İlişkilerin Gizli Anahtarı

GirişHer çocuğun içinde, sevgiyle doldurulmayı bekleyen görünmez bir hazne vardır. Bu hazne, yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanmasıyla dolmaz; asıl ihtiyaç, duygusal olarak sevilmek, değer görmek ve anlaşılmaktır. Çocuklukta sevgiyle doyurulan bir birey, ileriki yaşantısında hem kendisiyle hem de başkalarıyla sağlıklı, güvenli ve doyumlu ilişkiler kurma potansiyeline sahip olur. Sevgiyle büyüyen çocuk, ileride sevgisini daha rahat ifade edebilen ve karşısındaki insanlara da bu duyguyu sunabilen bir yetişkine dönüşür.Ancak günümüzde birçok birey, hem çocukluk yıllarında hem de yetişkinlikte, “sevgisiz hissetme” duygusuyla mücadele etmektedir. Oysa pek çok ebeveyn çocuklarını sevdiğini söyler; birçok çift de birbirine sık sık aşkını ilan eder. Peki, o halde neden bireyler hâlâ “yeterince sevilmediğini” hisseder? Neden ilişkilerde bu kadar çok duygusal kopukluk yaşanır?Bu sorunun yanıtı, çoğunlukla sevgiyi ifade etme ve alma biçimlerinde gizlidir. Sevgi var olabilir, ancak doğru ifade edilmezse karşı tarafa ulaşamayabilir. İşte bu noktada devreye sevgi dilleri girer.Sevgi Neden Bazen Hissedilemez?İletişim yalnızca sözcüklerden ibaret değildir; jestlerimiz, davranışlarımız, zaman ayırış biçimimiz ve dokunuşlarımız da karşımızdaki kişiye bir mesaj verir. Ancak bu mesajlar herkes tarafından aynı şekilde anlaşılmaz. Tıpkı farklı diller konuşan insanlar gibi, bireylerin sevgiyi anlama ve gösterme yolları da farklılık gösterir. Bazen iki insan da birbirini çok sever, ancak sevgilerini farklı şekillerde ifade ettikleri için aralarında duygusal bir kopukluk yaşanabilir. Bu durum, sevgi eksikliğinden çok sevgi dilinin uyuşmazlığından kaynaklanır.Amerikalı evlilik danışmanı ve yazar Dr. Gary Chapman, uzun yıllar boyunca çiftlerle yaptığı çalışmalar sonucunda, bireylerin sevgiyi ifade etme ve alma biçimlerinin belirli kategorilere ayrılabileceğini fark etmiştir. Bu çalışmalar neticesinde ortaya koyduğu “Beş Sevgi Dili” kuramı, günümüzde hem kişisel gelişim hem de ilişkisel psikoloji alanında yaygın olarak kabul gören bir model haline gelmiştir.Beş Temel Sevgi DiliChapman’a göre, her bireyin baskın bir ya da birkaç sevgi dili vardır. Kendi sevgi dilimizle sevildiğimizde daha çok anlaşıldığımızı, değer gördüğümüzü ve güvende olduğumuzu hissederiz. Ancak karşımızdaki kişinin dili farklıysa, sevgi ifadeleri boşa gidiyor gibi hissedilebilir.Aşağıda bu sevgi dillerini detaylarıyla ele alalım:1. Onay Sözleri (Sözlü Takdir ve Teşvik)Bu sevgi dili, bireyin sözlü ifadelerle sevildiğini hissetme ihtiyacına dayanır. Takdir edilmek, güzel sözler duymak, teşvik edilmek bu kişiler için önemlidir.Örnek cümleler:“Seninle gurur duyuyorum.”“Sana minnettarım.”“Bu projede gerçekten harika bir iş çıkardın.”“Seni çok seviyorum, iyi ki varsın.”Bu dili konuşan kişiler için sevgiyi göstermek, çoğu zaman bir “söz” kadar yakındır. Ancak karşı taraf bu dili konuşmuyorsa, sevgisini sadece davranışla ifade etmeye çalıştığında bu kişiler kendilerini sevilmemiş hissedebilir.2. Nitelikli Beraberlik (Kaliteli Zaman)Bu sevgi dili, birlikte zaman geçirmekten ve bu zamanın kaliteli olmasından beslenir. Burada önemli olan sadece fiziksel olarak aynı ortamda bulunmak değil, duygusal olarak da orada olmaktır.Bu kişiler için;Telefonu kenara bırakmak,Göz teması kurmak,Dinleyici olmak,Ortak aktiviteler yapmak çok kıymetlidir.Örneğin birlikte yürüyüşe çıkmak, film izlemek, derin sohbetler etmek bu bireyler için “seviliyorum” hissini besler. Kendiyle ilgilenilmeyen, göz teması kurulmadan geçen anlar ise uzaklaşmış hissettirir.3. Armağan Alma (Hediyelerle Sevgi İfadesi)Bu sevgi dili, yalnızca maddi değeri yüksek hediyelerle ilgili değildir. Düşünülmüş, özel, anlamlı küçük armağanlarda bu kişiler için büyük anlam taşır. Asıl önemli olan, “benim için bir şey seçti” ya da “beni düşündü” duygusudur.Örnekler:Anlamlı bir kitap,Doğum gününde yazılmış bir not,Beklenmedik bir zamanda alınmış bir kahve,Çocukluğuna dair nostaljik bir eşya.Bu dili konuşan biri için hediye, sevginin somutlaştırılmış halidir. Ancak bu dilin partnerinde karşılık bulmaması durumunda, sevgiyi göremediğini düşünebilir.4. Hizmet Davranışları (Yardım ve Destekle Sevgi)“Sevgi emektir” diyenlerin dili genellikle budur. Bu sevgi dili, karşı tarafa yardımcı olma, onun yükünü hafifletme ya da ihtiyaçlarını fark edip harekete geçme üzerine kuruludur.Örnek davranışlar:Ev işlerinde yardımcı olmak,Aracını yıkamak,İşe bırakmak,Gün sonunda sevdiği yemeği yapmak.Bu kişilere göre; “Seni seviyorum” demekten çok, “Senin için şunu yaptım” demek sevgi göstergesidir. Ancak partner bu dili konuşmuyorsa, bu çabaları görmeyebilir ya da sıradanlaştırabilir.5. Fiziksel Temas (Dokunarak Sevgi İletimi)Bazı bireyler için fiziksel temas, sevginin en etkili anlatım biçimidir. El ele tutuşmak, sarılmak, saçını okşamak, yanağına dokunmak gibi temaslar bu kişileri duygusal olarak besler.Ancak bu temas, kişisel sınırlara saygılı biçimde olmalıdır. Fiziksel temas sevgi dili olan biri, bu dokunuşların azlığını ya da mekanikleşmesini “soğukluk” olarak algılayabilir.Fiziksel temasın yokluğu, bu bireylerde değersizlik ya da reddedilme duygularına neden olabilir. Dolayısıyla partnerin temas konusundaki hassasiyetlerine dikkat etmek oldukça önemlidir.Sevgi Dilimizi Nasıl Keşfederiz?Her birey, zamanla hangi davranışlardan daha çok etkilendiğini gözlemleyerek kendi sevgi dilini keşfedebilir. Bu konuda yardımcı olabilecek bazı sorular şunlar olabilir:Birisi size sevgisini gösterdiğinde nasıl daha çok etkileniyorsunuz?Sizi daha çok ne mutlu eder: Güzel sözler mi, hediyeler mi, yardım mı?Partnerinizin hangi davranışlarını sevgi göstergesi olarak algılıyorsunuz?Hangi davranışlar sizi daha çok kırıyor ya da boşlukta hissettiriyor?Ayrıca, sevgi dili çocukluk döneminizde sevgiye nasıl maruz kaldığınızla da yakından ilişkilidir. Çocukken hangi tür davranışlar size sevgi gibi geliyordu? Bunları düşünerek de kendi sevgi dilinizi analiz edebilirsiniz.Sonuç: Sevgi Hep Vardı, Ama Farklı Dillerdeydiİlişkilerdeki en temel sorunlardan biri, tarafların aynı dili konuşmadan birbirlerini anlamaya çalışmalarıdır. Sevgi de bir dildir. Ve herkes, en çok kendi sevgi diliyle sevilmek ister.İster çocuklarla ister partnerlerle kurulan ilişkilerde, sevgi dillerinin farkında olmak, daha sağlam, şefkatli ve doyurucu ilişkiler kurmanın anahtarıdır. Sevgi dillerini bilmek, hem verilen sevgiyi daha görünür kılar hem de karşı tarafın ihtiyacına göre hareket etmemizi sağlar.Unutmayalım ki: Sevgi, vermekle tükenmeyen bir hazinedir. Ancak bu hazineyi paylaşabilmek için önce onun dilini öğrenmemiz gerekir.Siz de bugünden itibaren hem kendi sevgi dilinizi hem de sevdiklerinizinkini keşfetmeye ne dersiniz?Sevgiyle…
Nuray ER 09.10.2025