1. Uzmanlar
  2. Ömer CEYLAN
  3. Blog Yazıları
  4. Terapi Nedir ve Terapi Süreci Nasıl Gerçekleşir?

Terapi Nedir ve Terapi Süreci Nasıl Gerçekleşir?


Psikoterapi bireylerin duygusal ve zihinsel sağlığını desteklemek, yaşadıkları sorunları ele almak ve içsel potansiyellerini keşfetmek için son derece değerli bir araçtır. Her bireyin kendine özgü ihtiyaçlarına ve yaşam deneyimlerine göre şekillenen bu kişisel yolculuk, derinlemesine anlayış ve rehberlikle ilerler. Terapi süreci, danışanın duygusal dünyasını keşfetmesine, kendini daha iyi anlamasına ve olumlu değişimler yapmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın güvenli bir ortamda duygusal açıdan derinlemesine keşifler yapmasına olanak tanır ve içsel iyileşme sürecini destekler. Bu yolculuk, bireyin içsel gücünü ve kaynaklarını keşfetmesini sağlayarak yaşam kalitesini artırır ve kişisel gelişimine katkıda bulunur.

Terapi sürecinin başlangıcı genellikle bir tanışma seansıyla başlar. Bu seans, terapistin danışanıyla güvenilir bir ilişki kurmasını sağlar. Terapist, danışanın geçmişi, yaşam deneyimleri, ihtiyaçları, hedefleri ve endişeleri hakkında derinlemesine bilgi edinir. Bu aşamada oluşturulan güvenli ortam, terapi sürecinin temelini oluşturur ve danışanın kendini rahat hissetmesini, duygularını açmasını ve terapiye güven duymasını sağlar. İlk tanışma seansı, terapistin danışanın kişisel ve duygusal dünyasını anlaması için bir fırsat sunar ve terapi sürecinin ilerleyen aşamalarında etkili bir rehberlik sağlar. Danışanın terapistle olumlu bir ilişki kurması, terapi sürecinin başarılı olması için temel öneme sahiptir.

Terapi sürecinde düzenli olarak yapılan terapi oturumları, danışanın ilerlemesini destekler ve terapi sürecinin etkinliğini artırır. Terapist ve danışan arasındaki güvenilir ilişki, danışanın duygusal iyileşme ve kişisel gelişimini sağlamak için hayati öneme sahiptir. Terapist, danışanın ihtiyaçlarına ve tercihlerine göre en uygun terapi yöntemini seçer ve terapi sürecini buna göre şekillendirir. Bu, danışanın terapi sürecinden en üst düzeyde fayda sağlamasını sağlar.

Terapi sadece danışanın yaşadığı sorunları ele almaz, aynı zamanda danışanın güçlü yönlerini ve içsel kaynaklarını da vurgular. Terapist, danışanın içsel potansiyelini ortaya çıkarmak ve kendine olan güvenini artırmak için çeşitli terapötik teknikler kullanır. Bu teknikler, danışanın kendini daha iyi tanımasını, olumlu ilişkiler kurmasını ve yaşam kalitesini artırarak kişisel gelişim yaşamasını sağlar.

Terapi sürecinde danışan, kendi duygusal dünyasını derinlemesine keşfeder ve yaşamında olumlu değişiklikler yapar. Terapi oturumları, danışanın sorunlarını anlamasına ve çözüm yolları bulmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın içsel kaynaklarını ve güçlü yönlerini ortaya çıkararak, onun kişisel gelişimine rehberlik eder.

Danışanın terapi sürecindeki ilerlemesi, düzenli olarak yapılan terapi oturumları ve terapistin sağladığı destekle güçlenir. Terapi süreci boyunca danışan, kendini daha iyi tanıyarak, sağlıklı ilişkiler kurarak ve yaşam kalitesini artırarak içsel bir dönüşüm yaşar. Bu süreç, danışanın duygusal dengeyi bulmasına, stresle başa çıkmasına ve daha mutlu bir yaşam sürmesine yardımcı olur.

Terapi süreci genellikle zaman alır ve sabır gerektirir. Duygusal iyileşme ve olumlu davranış değişiklikleri, süreç ilerledikçe ve danışanın içsel çalışmalarıyla birlikte zamanla gerçekleşir. Terapist, danışanın bu süreçte desteklenmesi ve motive edilmesi için kritik bir rol oynar. Terapi süreci, danışanın derinlemesine içsel keşifler yapması ve sorunlarıyla yüzleşmesi için bir fırsat sunar. Ancak bu süreçte beklenen değişiklikler hemen oluşmaz. Terapi oturumları ve terapistin rehberliğiyle birlikte, danışanın duygusal iyileşme süreci zamanla olgunlaşır. Terapist, danışanın duygusal ve zihinsel olarak güçlü kalmasını sağlamak için destekleyici bir rol üstlenir. Danışanın yaşadığı zorluklar karşısında cesaretlendirilmesi ve motive edilmesi, terapi sürecinin etkili olması açısından önemlidir. Terapist, danışanın içsel gücünü ve motivasyonunu artırmak için çeşitli terapötik teknikler ve yaklaşımlar kullanır.

Danışanın terapi sürecindeki ilerlemesi, terapistin sağladığı desteğe bağlı olarak güçlenir. Terapist, danışanın duygusal iyileşme sürecinde rehberlik ederken, aynı zamanda danışanın kendi içsel kaynaklarını keşfetmesini ve güçlü yönlerini ortaya çıkarmasını teşvik eder. Sabırla ve düzenli olarak yapılan terapi oturumlarıyla birlikte, danışanın duygusal iyileşme ve olumlu davranış değişiklikleri sağlamlaşır. Terapistin danışana sağladığı destek, terapi sürecinin başarılı olmasını ve danışanın yaşamında kalıcı olumlu değişiklikler yapmasını sağlar.

Psikoterapi süreci sabır ve sürekli çaba gerektiren bir yolculuktur. Terapistin danışana sağladığı rehberlik ve destek, danışanın içsel dönüşümünü güçlendirir ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesine yardımcı olur. Terapi süreci, danışanın kendini daha iyi anlaması, duygusal dengeyi bulması ve olumlu değişimler yapmasıyla sonuçlanır. Danışanın içsel iyileşme süreci, yakın ilişkilerde daha sağlıklı iletişim kurmasını ve daha derin bağlar oluşturmasını sağlayabilir. Terapi, danışanın ilişkilerindeki sorunları ele alarak, daha sağlıklı ve destekleyici bağlar kurmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, terapi süreci danışanın iş yaşamına da olumlu etkiler sağlayabilir. Danışanın terapiyle kazandığı özgüven ve duygusal sağlamlık, iş performansını artırabilir ve stresle başa çıkma becerilerini güçlendirebilir. Terapi sürecinde edinilen içsel denge, iş ilişkilerini olumlu yönde etkileyerek daha başarılı bir kariyer yolculuğuna katkıda bulunabilir.

Terapiyle elde edilen kişisel gelişim, danışanın çevresindeki insanlar üzerinde de olumlu etkiler yaratabilir. Danışanın daha sağlıklı bir ruh haliyle çevresine yaydığı pozitif enerji, ilişkilerde daha olumlu etkileşimler ve destekleyici bir ortam oluşturabilir. Sonuç olarak, terapi sadece bireyin kendisi için değil, genellikle etrafındaki insanlar ve çevresi için de olumlu sonuçlar doğurabilir. Danışanın içsel denge ve sağlamlık kazanması, ilişkilerde ve iş yaşamında daha başarılı ve mutlu olmasına katkı sağlayabilir. Terapi sürecinin kişisel ve toplumsal açıdan olumlu etkileri, bireyin yaşam kalitesini artırarak geniş bir çevreye yayılabilir."

Terapi, herkes için farklıdır ve kişisel ihtiyaçlara göre şekillenir. Her bireyin yaşam deneyimleri, duygusal zorlukları ve hedefleri farklı olduğu için, terapi süreci de bu özelliklere göre özelleştirilir. Önemli olan, danışanın kendini rahat, güvenli ve desteklenmiş hissetmesidir. Terapi süreci, içsel bir yolculuğa çıkarak danışana rehberlik etmek ve potansiyelini keşfetmesini sağlamak için bir fırsattır.

Sonuç olarak terapi, danışanın iç dünyasını keşfetmesine, duygusal zorlukları anlamasına ve olumlu değişiklikler yapmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın ihtiyaçlarına ve hedeflerine odaklanarak terapi sürecini kişiselleştirir ve danışana uygun teknikler ve yaklaşımlar sunar. Eğer terapiye başlamak ya da terapi hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız, benimle iletişime geçmekten çekinmeyin. Sağlıklı günler dilerim.





Yayınlanma: 13.04.2024 20:54

Son Güncelleme: 13.04.2024 20:54

#psikoterapi#klinik psikoloji#şema terapi#varoluşçu psikoterapi
Psikolog

Ömer

CEYLAN

Uzman Klinik Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
4 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Çatışma Çözme Becerileri
Değersizlik / Boşluk Hissi
Depresif Bozukluklar
+7
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 1500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Kendimizi ” Sabote ” ediyor olabilir miyiz ?

Spora başlama kararınızı yarıda bıraktığınız , kilo vermeyi ve sağlıklı beslenmeyi istediğiniz halde daha çok yediğiniz , yarınki sınava çalışmanız gerektiğini bildiğiniz halde kendinizi halsiz ve hasta ve depresif hissettiğiniz , yeni bir işe başlamak istediğiniz için başvurduğunuz işin mülakatına ” bir şekilde ” gitmediğiniz zamanlar oldu mu ? Cevabınız çoğunlukla ” evet ” ise kendinizi sabote ediyor olabilirsiniz.Performansımızı önemsediğimizde, ancak başarı olasılığımızdan şüphe duyduğumuz zamanlar , benliğimizi korumak amacıyla kendini sabote etme adı verilen bir davranış sergileyebiliyoruz. Bu davranış, özellikle yeni çabalar içine girdiğimizde ortaya çıkar .Oldukça sinsidir ve çoğu zaman asıl resmi görmemiz oldukça zor olabilir.Bazen kendimizi bilinçli bir şekilde sabote ederken ( Diyetteyken bol kalorili bir tatlı yemek gibi ) , bazen de bilinçsizce ( kaygılandığınız bir ödeve başlamak için sona güne kadar beklediyseniz ) sabote ederken bulabiliriz.Psikoloji literatüründe, ”’başarısızlık korkusu”, “mükemmeliyetçilik”, “risk almak” ve “hata yapmak” korkuları da, kendi kendini sabote etmek kavramı içinde değerlendiriliyor. Elliot ve Thrash isimli araştırmacıların şu saptamasına katılmamak olası değil. “Kişiler, hata yapma korkusu nedeniyle, çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak, olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaya çalışmaktadırlar.Peki Neden kendimizi sabote ederiz ?Bireyler kendileri hakkında olumlu duygulara sahip olmayı, kendilerini yeterli hissetmeyi ve yaşamları ile ilgili başarı ya da başarısızlık olasılıklarına ilişkin önemli sonuçları kontrol edebilmeyi isterler . Kendini sabote etme davranışları bireylerin başarısızlıklarını dışsallaştırmalarına olanak sağladığı ve böylece benliklerini koruduğu için tercih edilen davranışlardır. Dolayısıyla, bireyin benliğini korumak için kendini sabote etme davranışına ihtiyaç duymamasını sağlamak, sabotajı önlemek için en uygun yardım yaklaşımlarından biri olmaktadır. Bu bağlamda, öz-yeterlilik, kendiliğin olumlu algılanması, öz-saygı gibi benlik ile ilişkili özellikler önem kazanmaktadır.Kendimizi sabote etme, çocukluğumuzdan itibaren kendiliğimize ve başarıya ilişkin geliştirdiğimiz olumsuz bilişsel yapılardan kaynağını almaktadır. Örneğin Çocuğa, akademik başarı gibi belirli görevlerdeki performansına dayalı olarak değerli olduğu duygusunun aşılanması çocuğun ebeveynlerine başarılı görünmek, onları mutlu etmek, onların dikkatini çekmek ve kendilik değerini korumak için kendini olduğundan daha yetenekli ve zeki gösterme çabası içine girmesine yol açabilmektedir. Zaman içinde bu eğilim kendini sabote etme davranışlarını ortaya çıkarmaktadır.Kendini sabote etme stratejilerinin kullanımındaki ana nedenlerden bir diğeri ise, hata yapma korkusudur. Hata yapma korkusu nedeniyle kişiler çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaktadırlar.Kendini sabote etme stratejisinin kullanımına neden olan etkenlerin bazıları isekaygı üzerine temellendirilmektedir. Özellikle yeterliği değerlendirmeye yönelik eylemlerin yapılacağı durumlarda birey başarılı olamama ya da yetersiz olma ihtimaline ilişkin bir kaygı yaşamaktadır. Birey, başarısız olabilme düşüncesine eşlik eden bu kaygıları giderebilmek için çeşitli arayışlar içerisine girmektedir. Ancak birey, arayış içerisine girdiği yöntemler arasından genellikle kendisini başarısız gösterme ihtimali olanları ortadan kaldırmayı tercih etmektedir.Peki kendimizi sabote ettiğimizi nasıl anlayabiliriz ?Öncelikle en yaygın davranışlardan biri ” Erteleme Davranışı ” ve ” Her yere geç kalma ” olarak karşımıza çıkar. Devamında ” Sorumluluklardan kaçma” , ” Hazırlık Eksikliği ” , ”Zorlandığında vazgeçmek ” , ” Girişken olmamak ” gibi davranışlar takip eder.Kendimizi sabote etmeyi nasıl durdurabiliriz ?Öncelikle “Kendi kendini sabotaj” eylemlerinden korunabilmek için öz yeterlilik kavramı, yani, insanın kendini pozitif algılaması; öz saygı gibi benlik ile ilişkili özelliklerin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Öz yeterlilik algısının, çocukluk dönemlerinden itibaren geliştirilmesinde ebeveynler ve onlarla olan ilişkiler önem taşıyor. Benlik gelişiminde ebeveyn-çocuk etkileşiminin kalitesi, bireylerin gelecek dönemlerdeki yaşam kalitesini ve davranış şekillerini etkiliyor.Sabote edici düşüncelerinizi tanımlayın. Gün içinde sayısız düşünce zihnimizden gelir ve geçerler. Bazen hangi düşünce bizi olumsuz etkiliyor , hangi düşünce bizi baltalıyor farkında olmayabiliyoruz. Öncelikle bu düşünceler neler olabilir bir düşünelim. Bu tarz bir düşüncenin aklımızdan geçtiğini hissettiğimiz anda durun ve bu düşüncelerinizi gözden geçirin.İç ses diyologlarınızı değiştirin.Yeni bir serüvene atılırken kendimize söylediğimiz olumsuz sözler çok da işimize yaramaz. Kendinize acımasız davranmayın. Başkalarını gösterdiğiniz şefkati ve anlayışı kendinize gösterin. Her zaman aynı hayatları tekrarlamak zorunda değilsiniz…Kendinizi destekleyici davranışlar geliştirin.Kendinize söyleyeceğiniz pozitif şeyler neler ? Seçenekleriniz neler ? Hedeflerinize ulaşmanızı sağlayan birden fazla yol var mı ? Daha önceki başarılarınızı gözden geçirerek daha başarılı olmak için nasıl dersler çıkarabilirsiniz ?Sosyal Çevrenizi gözden geçirin.Sizi aşağı çeken insanlarla daha az , ilham veren kişilerle daha çok vakit geçirmeye çalışın. Çevrenizde size cesaret veren kişiler bulundurmaya çalışın.Hedeflerinizi belirleyin.Hedeflerinizi koyarken yeteneklerinizi doğru şekilde kullanabileceğiniz , gelişiminizi destekleyen hedefler belirleyin. Unutmayın , herkesin ritmi aynı değildir. Kendimizi tanımak hedef koymada önemli bir faktör. Asıl hedefinize ulaşmak için adımlarınızı günlük ve haftalık planlara bölmek hem gözünüzü korkutmayacak hem de hedefin ulaşılabilirliğine atıfta bulunmanıza yardımcı olacaktır. Her gün spor yapmak bugüne kadar sporu çok fazla aralıklarla ve belki hiç yapmamış biri için gerçeklikten uzak bir hedef olacaktır. Küçük adımlarla üç günde bir şeklinde bir planlama yapmak hedefinizin tamamından vazgeçmenizi engelleyecektir.Hangi durumlarda bir uzmana danışmalıyız?Kendine sabote davranışımız günlük işleyişimizi etkileyen, hedeflerimize erişmemizi engelleyen ve belirli kısır döngüler içinde kalmamıza yol açan duruma geldiğinde uzmana danışmak gerekir.Uzman Klinik Psikolog Zümrüt Yaren SERTKAYNAK :Özçetin, Y. S. Ü., & Hiçdurmaz, D. (2016). Kendini Sabote Etme ve Ruh Sağlığı Üzerine Etkisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 8(2), 145-154.https://www.psychologytoday.com

Anksiyete

Anksiyete (Kaygı) Nedir? Kaygı; bunaltı, sıkıntı ve endişe anlamlarına gelir. Psikiyatride anksiyete olarak da tanımlanan kaygı; insanın temel duygularından birisidir. Bizi tehlikelerden koruyan bir sinyal görevi görür ve vücudun alarm sistemidir. Korku duygusu gerçek bir tehdit karşısında ortaya çıkarken; kaygı potansiyel tehdit algısıyla oluşur. Kaygı yaşayan kişi bu durumu "kötü bir şey olacakmış hissi",“huzursuz edici bir endişe" ya da"nedensiz bir korku" diye ifade edebilir.Kaygı BozukluğuBelli bir düzeyde kaygı yaşamsaldır, insanı hayatta tutar, tehlikelerden korur ve öğrenmeye yardımcı olur. Fakat aşırı düzeyde kaygı, bedensel ve ruhsal birçok sorunu beraberinde getirir. Kişinin yaşam kalitesini düşüren, işlevselliğini ve başa çıkma becerilerini bozan kaygıya, kaygı bozukluğu denir. Kaygı bozuklukları toplumda en yaygın görülen psikolojik sorunlardan biridir. Yaşam boyu yaygınlığı %13 ile %28 arasında değişmektedir.Kaygı Bozuklukları Nelerdir?Panik bozukluğu, Agarofobi, Yaygın kaygı bozukluğu, Özgül fobi, Sosyal kaygı bozukluğu (sosyal fobi), Ayrılma kaygısı bozukluğuKaygı Bozuklukları BelirtilerBelirtileri kişiye ve kaygı bozukluğunun türüne göre değişir. Kaygı bozuklukları belirtilerini genel olarak üç başlıkta toplayabiliriz.Bedensel belirtilerÇarpıntı, terleme, titreme, sıcak ve soğuk hisleri, baş dönmesi ve sersemlik hissi, halsizlik, kas ağrıları, uykusuzluk, nefes alamama hissi, boğazda veya göğüste sıkışma hissi, ishal, karın ağrısı, hazımsızlık hissi, sık idrar yapma hissi, cinsel isteksizlik.Zihinsel belirtilerDikkat ve hafıza sorunları, tehlike algısına yönelik dikkat artışı, endişeli düşüncelerle aşırı meşguliyet, kalp krizi geçirme ve ölüm korkusu, çıldırma ve kontrolü kaybetme korkusu, kendisine yabancılaşma hissi, bulunduğu ortama yabancılaşma hissi.Davranışsal belirtilerKaygıyı artıran ortamlardan kaçma, kaçınma veya böyle ortamlara girerken güvenlik arama davranışları.Kaygı Bozuklukları Neden Olur?Hem genetik yatkınlık hem de çevresel nedenlerle bu sorun oluşabilir. Fakat yapılan çalışmalar öğrenmenin ve çevrenin etkisinin, genetikten daha fazla etkili olabileceğini gösteriyor. Öte yandan kişilik özellikleri ve stres verici yaşam olayları da kaygı bozukluğuna yatkınlık oluşturabilir. Freud, kaygıyı bilinçdışında bir tehlikenin uyarısı olarak kabul etmiştir. Davranışçı kuramlar ise kaygının belirli çevresel uyaranlara karşı koşullu yanıt olduğunu savunur. ‘’Kaygı bozuklukları neden olur?’’ sorusunun cevabı bilimsel araştırmalarla gösterilmiş olsa da; kişinin kendi penceresinden cevabı çok farklı olabilir. Kaygıyı ve endişeyi kontrol edilemez bir içsel olay olarak da görebilir, kendini hayata hazır halde tutan sinyaller olarak da görebilir.Kaygı Bozuklukları Nasıl Tedavi Edilir?Öncelikle bilinmesi gereken şey; kaygı bozuklukları tedaviye iyi yanıt verir. Tedavide psikoterapiler ve ilaç tedavileri kullanılır. Her iki yöntem de etkili bulunmuştur. Hekim ve danışan iş birliği içinde psikoterapi veya ilaç tedavilerinden uygun olanı seçer. Kişiye ve sorun alanına göre her iki tedavi birlikte de uygulanabilir.İlaç Tedavileri Nelerdir?Antidepresanlar (Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri, Serotonin Noradrenalin Geri Alım İnhibitörleri, Monoamin Oksidaz İnhibitörleri) ve Benzodiyazepinler en sık kullanılan ilaç grubudur.Psikolojik Tedaviler Nelerdir?Davranışçı tedavilerMaruz kalma tedavileri, farkındalık ve dikkat çalışmaları, gevşeme egzersizleri, sosyal beceri eğitimleriBilişsel Davranışçı TerapiDavranış tedavilerine ek olarak Psikoeğitim, bilişsel yeniden yapılandırma(bireyin kendisi, dış dünya ve diğer insanlarla ilgili düşünce algı ve inançları belli tekniklerle çalışılması) yapılır. Davranış deneyleriyle gerçek hayatta ve hayali olarak kişinin inançları test edilir. Kişinin işlevsiz baş etme yöntemleri bırakıp, işlevsel stratejiler kazanmasını hedefler. Bilimsel etkinliği en yüksek terapi yöntemidir.Çözümleyici(analitik) psikoterapiKaygının bilinçdışı kaynaklarını incelemeyi ve içgörü kazandırarak kişinin köklü çözüm yolları bulmasını amaçlayan psikoterapidir.Kendine yardım kitaplarıSon yıllarda bilişsel davranışçı terapi temelli kendine yardım kitapları hakkında da önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bu kitaplar okura doğru bilgiler sunduğu gibi, kendi kendine uygulayabileceği teknikler de anlatmaktadır. Önerdiğimiz kitaplardan bazıları şunlardır; Fark Et Düşün Hisset Yaşa (Hakan Türkçapar), Eyvah! Kötü Bir Şey Olacak (Hasan Alp Karaosmanoğlu), İyi hissetmek (David Burns)Bu kitaplar elbette tedavi yerine geçmez. Kaygı sorunlarınız hafif bile olsa, kendi başınıza üstesinden gelemiyorsanız bir uzman desteğine başvurmaktan çekinmeyin. Eğer orta ve ileri düzeyde kaygı sorunlarınız varsa geciktirmeden tedaviye başlamak en sağlıklı yoldur.Kaygı ve Endişeyi Nasıl Yönetebiliriz?Gerçekte olmayan, gelecekteki olası tehditlere karşısında hissettiğimiz duyguya kaygı denir. Kaygının eşlik ettiği olumsuz düşünce ve imgelere endişe diyoruz. Endişeler yapıcı olabildiği gibi yıkıcı da olabilmektedir. Yıkıcı endişeler aşırı, kronik ve gerçekle orantınızdır.Düşünen varlıklar olarak endişe etmek kadar doğal bir süreç olamaz sanırım. Fakat endişeler bazen hedefini şaşırır, üretken olmaktan çıkar ve problemin kendisine dönüşür. NE hakkında endişe ettiğimiz kadar(hatta daha da önemlisi) NEDEN endişe ettiğimiz de önemli. Bunun için endişe hakkındaki inançlarımıza bakmak ve onların ne kadar gerçekçi ve işlevsel olduğunu çalışmak bize katkı sunabilir.Düşünceyle kaynaşmakDışsal olaylara verdiğimiz anlamlar gibi içsel olayları da (Düşünce, duyum, his) kendi iç gözlüklerimizle görüyoruz. Bu gözlükler bazen bizi, içsel olaylarla adeta birleştiriyor. Mesafe koyamadığımız için kaynaşıyoruz. Düşünceler bizi alıp başka yerlere götürüyor. Örneğin kötü bir şey düşünüyorsam "ya kötü bir şey oldu ya da olacak!" diye inanıyorum. Veya kendimi değersiz hissettiğimde "ben değersiz biriyim" diye inanmaya başlıyorum.Düşünceler gerçek değil ve sandığımız kadar da güçlü değiller. Tabi ki biz davranışlarımızla sürekli güçlendirmiyorsak...Düşünceye mesafe almakZihin sürekli düşünce üretir ve tabiki bizi tehlikeden korumak için tahminlerde bulunur, sınıflama yapar, kıyaslar, endişe eder vs. Peki bizi rahatsız eden, köşeye sıkıştıran düşünceleri ne yapacağız? Görmezden mi gelelim? Bastıralım mı? Onlar ne diyorsa yapıp esir mi olalım? Yoksa başka bir yolu var mı?Bilişsel Terapinin babası Aaron Beck düşündüğümüz şeyi tarafsizca farketme sürecini 'mesafe alma' diye tanımlamıştı. Act ekolündeki 'gözlemleyen benlik' deneyimi, mkt ekolündeki mesafeli kendindelik uygulamaları mesafe almayı hedefliyor.Dr. Mustafa İspir
Mustafa İSPIR 05.12.2021

İyi Hissetmenin Yolu: Zihnimizle Başlayan Yolculuk

Hayat bazen öyle bir noktaya gelir ki, sabahları yataktan kalkmak bile imkânsız görünür. İçimizi kaplayan umutsuzluk, sanki kalbimize beton dökülmüş gibi ağırdır. İnsan, böyle zamanlarda en çok şunu düşünür:“Benimle ilgili bir sorun var. Asla toparlanamayacağım.”Bu düşünceler öylesine gerçekmiş gibi gelir ki, ruh halimiz tamamen onların esiri olur.Oysa duygularımızı şekillendiren şey yaşadığımız olaylardan çok, onlara yüklediğimiz anlamdır. Hepimiz biliyoruz: Aynı olaya farklı insanlar farklı tepkiler verebiliyor. Bir iş görüşmesinden olumsuz dönüt almak, kimi için “Ben değersizim” düşüncesini doğururken, başka biri için “Belki de bana daha uygun bir fırsat vardır” şeklinde yorumlanabiliyor. İşte bu fark, zihnimizin bize neler söylediğiyle ilgili.Düşünceler Duygularımızı Nasıl Şekillendiriyor?Zihnimiz sürekli konuşur. Bu iç ses, çoğu zaman otomatik ve fark edilmeyen düşünceler üretir. Eğer bu düşünceler yargılayıcı, karamsar ve katıysa, ruh halimiz de aynı doğrultuda ağırlaşır. “Hata yaptım, demek ki başarısızım” ya da “Beni kimse sevmeyecek” gibi inançlar, gerçekliğin kendisi değil; zihnimizin çarpıttığı yorumlardır.Psikolojide bunabilişsel çarpıtmadenir. Hepimiz zaman zaman bu çarpıtmaların tuzağına düşeriz. “Ya hep ya hiç” tarzında düşünmek, tek bir olumsuz olaydan tüm hayatı genellemek, ya da başkalarının düşüncelerini tahmin edip buna inanmak… İşte bu kalıplar, farkına varmadan depresyonu ve kaygıyı besleyen unsurlardır.“Pozitif Düşün” Yeterli mi?Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir nokta var: İyi hissetmek, yalnızca kendinize “Pozitif ol!” demekle mümkün değil. Çünkü derinleşmiş kaygı ve depresyon, iradeyle bastırılabilecek bir şey değil. Önemli olan, olumsuz düşünceleri görüp onlara meydan okumayı öğrenmek.Örneğin, “Her şey kötüye gidiyor” düşüncesini ele alalım. Bunu sorgulamadan kabul ederseniz, umutsuzluk duygusu ağırlaşır. Ama aynı düşünceye şöyle yaklaşabilirsiniz: “Şu anda zorlanıyorum, evet. Ama geçmişte de zor zamanlar yaşadım ve onların üstesinden geldim. Demek ki bu da geçebilir.” İşte bu yeniden çerçeveleme, karanlığın ortasında küçük bir ışık yakar. Küçük adımlar birikir ve zamanla ruh halinizde belirgin bir iyileşme yaratır.Araştırmalar Ne Söylüyor?Araştırmalar bize gösteriyor ki depresyon sadece genetik ya da kimyasal bir dengesizlikten ibaret değil. Elbette biyolojik faktörler rol oynayabilir; ancak çoğu zaman asıl belirleyici olan, yaşadıklarımızı nasıl anlamlandırdığımızdır. İki insan aynı zorlukla karşılaşabilir, fakat biri bunu “Ben tamamen başarısızım” diye yorumlarken, diğeri “Zor bir süreçten geçiyorum ama bu benim değerimi belirlemez” diyebilir. Bu farklılık, duygusal deneyimi kökten değiştirir. Yani sorun, “Ben böyleyim, değişmem imkânsız” inancı değil; zihnimizin yıllar içinde otomatikleşmiş düşünce kalıplarındadır.İyi haber şu ki, bu kalıplar öğrenilmiş olduğuna göre değiştirilebilir de. Zihnimiz tıpkı kaslarımız gibi esnektir; doğru egzersizlerle daha güçlü ve dengeli hale gelebilir. Olumsuz düşünceleri fark edip sorgulamayı öğrendiğinizde, beyninizin duyguları işleme biçimi de değişmeye başlar. Hatta yapılan çalışmalar, terapiyle kazanılan bu yeni düşünce alışkanlıklarının beyin kimyasında da olumlu değişiklikler yarattığını gösteriyor. Yani sadece ruh haliniz değil, biyolojik düzeyde de iyileşme mümkün. Bu, umudu gerçek bir zemine oturtan en güçlü bulgulardan biridir.Terapi Neden Önemli?İnsanın kendi zihnini yakalaması kolay değildir. Hele ki depresyonun ortasındayken, düşünceler öyle ikna edici gelir ki, çıkış yolu göremezsiniz. İşte bu yüzden profesyonel destek, iyileşmenin en güçlü adımlarından biridir.Terapi yalnızca teknik öğretmekten ibaret değildir. Asıl önemli yanı, güvenli bir alan yaratmasıdır. Bir terapistin yanında, en derin kaygılarınızı ve en karanlık düşüncelerinizi yargılanmadan paylaşabilirsiniz. O anlarda, aslında tek başınıza olmadığınızı fark edersiniz. Bu, iyileşmenin kalbinde yatan en büyük ihtiyaçtır:anlaşılmak.İyileşme Gerçekten Mümkün mü?Birçok insan, depresyonun ya da kaygının sonsuza kadar süreceğini sanır. “Bende bir bozukluk var, asla düzelmeyecek” düşüncesi sıkça duyduğum bir cümle. Oysa doğru yöntemlerle depresyondan ve yoğun kaygıdan çıkış mümkündür. Üstelik bu iyileşme sadece geçici bir düzelme değil, uzun vadeli bir değişim de olabilir.Zihnimiz esnektir. Nasıl ki yıllar boyunca olumsuz düşünceleri alışkanlık haline getirdiysek, aynı şekilde daha dengeli ve gerçekçi düşünceleri de öğrenebiliriz. Bu da duygularımızı dönüştürür. Tıpkı kaslarımız gibi, zihnimiz de çalıştıkça güçlenir.Yalnız DeğilsinizEğer şu anda kendinizi çıkmazda hissediyorsanız, bu sadece sizin başınıza gelmiyor. Dünyada milyonlarca insan benzer duygularla mücadele ediyor. Fakat çoğu, yardım istemekten çekiniyor. Oysa yardım istemek bir zayıflık değil; aksine, cesur bir adımdır. Karanlığın ortasında “Artık dayanamıyorum” diyen ses, aslında iyileşme isteğinin işaretidir.Şunu bilmenizi isterim: Depresyon ya da kaygı sizi tanımlamaz. Siz bu duyguların toplamından çok daha fazlasısınız. İyileşme süreci, kendi içinizdeki gücü yeniden keşfetmenize yardımcı olur. Ve evet, şu an ne kadar ağır olursa olsun, bulutlar bir gün dağılır ve güneş yeniden görünür.Şunu da unutmamak gerekiyor: İyileşme süreci bazen inişli çıkışlı olabilir. Bir gün kendinizi çok güçlü hissederken, ertesi gün aynı karamsar düşünceler geri gelebilir. Bu, sürecin normal bir parçasıdır. Tıpkı yürümeyi öğrenen bir çocuğun sık sık düşüp yeniden kalkması gibi… Önemli olan, her düşüşten sonra tekrar ayağa kalkmayı seçebilmektir. Her küçük adım, gelecekte daha sağlam bir duruşa dönüşür.Unutmayın: Kendinizi iyi hissetmek, kimseye değil, yalnızca size karşı bir borcunuzdur. Bazen en zor gelen şey, ilk adımı atmaktır. Ama o ilk adım, hayatınızı değiştirecek sürecin başlangıcıdır.Eğer hazırsanız, bir terapistle görüşmeye başlamak, zihninizi yeniden eğitmek ve yaşamınıza yeni bir bakış açısı katmak için atabileceğiniz en değerli adımdır. İçinizden “Benim için çok geç” diye düşünüyorsanız, işte tam da o düşünce, dönüşümün başlayacağı noktadır. Çünkü değişim ihtimali, en karanlık anlarda bile vardır.
Funda AKYOL 19.08.2025