1. Uzmanlar
  2. Zeynep DİKDÜŞ
  3. Blog Yazıları
  4. Toplumsal Travmanın Kökleri: Şiddet Döngüsünün Sistemik Yansımaları ve İyileşme Yolları

Toplumsal Travmanın Kökleri: Şiddet Döngüsünün Sistemik Yansımaları ve İyileşme Yolları


Bireylerin yaşadığı travmaları toplumsal yapılar, kültürel normlar ve kolektif geçmişle ilişkilendirerek inceleyecek olursak; kadın cinayetleri, tecavüz, çocuk cinayetleri gibi korkunç olayların arkasında, sadece bireysel şiddet eylemleri değil, daha derin bir toplumsal travma ve sistemik ihmal olduğuna inanıyorum. Türkiye’de son dönemde yaşanan bu tür olaylar, sadece bireysel faillere değil, daha büyük bir toplumsal hastalığın dışavurumlarına işaret ediyor.

Travmanın Kökleri ve Yansıması

Şiddet eylemlerinin temelinde genellikle çok derinlerde yatan travmalar ve patolojiler vardır. Bir insanın bir başkasına zarar vermesi, onun kendi yaralı benliğinden ve yetersizlik hissinden kaynaklanır. Bu tür eylemler genellikle bireyin geçmişte yaşadığı duygusal ya da fiziksel istismarın, ihmalin veya reddedilmenin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Örneğin, birçok failin kendi geçmişlerinde ağır travmatik deneyimler yaşamış olduklarını görürüz. Bu travmalar, bireylerin kendi acılarını işlemekte başarısız olmalarına ve bunu başkalarına yöneltmelerine yol açar. Ancak bu, elbette ki suçu meşru kılmaz, yalnızca onun altında yatan karmaşık dinamikleri anlamamıza yardımcı olur.

Toplumun Travma Birikimi ve Yargı Mekanizmalarının Yetersizliği

Toplumun bir bütün olarak bu tür şiddet olaylarına nasıl tepki verdiği, toplumun travmalarının derinliğini ve iyileşme kapasitesini gösterir. Türkiye'deki kadın cinayetleri ve tecavüz vakalarına yönelik yargılamaların eksikliği, yalnızca adalet sisteminin değil, daha geniş bir toplumsal dokunun yaralandığını gösterir. Hukukun adaleti sağlayamaması, insanların çaresizlik hissini besler ve bu hissiyat toplumu felç eder.

Yargı mekanizmaları, faillerin cezalandırılması kadar koruyucu önlemlerin alınmasında da yetersiz kaldığında, toplumda yaygın bir güvensizlik ve çaresizlik hissi ortaya çıkar. İnsanlar kendilerini savunmasız hisseder, devletin ya da toplumun onların yanında olmadığı duygusuna kapılır. Bu da daha fazla öfkeye, daha fazla kopuşa ve toplumun kendisine yabancılaşmasına yol açar.

Koruyucu Önlemler ve Toplumsal İyileşme

Koruyucu önlemler, toplumun kolektif iyileşme sürecinde kritik bir rol oynar. Bir toplum, şiddet ve istismarı önlemek için önce bu eylemlerin kök nedenlerini ele almalıdır. Yani, sadece failleri cezalandırmak yeterli değildir; aynı zamanda bu tür şiddet olaylarını ortaya çıkaran sosyal ve psikolojik koşulları da ele almak gerekir. Eğitim sisteminde, aile yapılarında, cinsiyet rollerinde ve toplumsal normlarda radikal değişiklikler yapılmadığı sürece, bu şiddet sarmalının sonu gelmeyecektir.

Çaresizlik Hissinin Altındaki Kolektif Travma

Toplumun bu tür şiddet olaylarına verdiği tepkide çaresizlik hissi, insanların travmalarının derinliğini yansıtır. Çaresizlik, kontrol edilemeyen bir olaylar zincirine verilen bir tepkidir. Birçok insan, bireysel çabalarının toplumsal düzlemde anlam ifade etmediğini düşündüğünde, kendini pasifize olmuş ve yenilmiş hisseder. Bu durum, toplumsal bir travmanın belirtisidir. İnsanlar, bir yandan kişisel olarak bu tür olaylara karşı çıkmak istese de, toplumsal yapılar onları güçsüz bırakır.

Bu güçsüzlük hissi, toplumdaki kutuplaşmayı ve ayrışmayı artırır. Bireyler, kendilerini yalnız ve güvensiz hissettiklerinde, topluma olan bağlılıkları zayıflar. Toplumsal düzeyde bu, bir tür kopukluğa yol açar; insanlar, birbirine güvenmedikçe daha fazla içe çekilirler ve bu da daha fazla şiddet üretir.

Toplumun İyileşmesi İçin Duygusal Bağ Kurmak

Toplumun iyileşebilmesi için, bireylerin kendi travmalarıyla yüzleşmeleri ve onları işleyebilmeleri gerekir. Bu yalnızca bireysel bir süreç değildir; toplumsal olarak travmaların kabul edilmesi ve üzerine konuşulması da iyileşme sürecinin bir parçasıdır. Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk cinayetlerine karşı verilen toplumsal tepki, bir anlamda toplumun kendi travmasıyla yüzleşmesidir. Ancak bu yüzleşmenin tam olarak gerçekleşebilmesi için, koruyucu ve onarıcı adımların atılması, bireylerin bu sürece dahil edilmesi gerekir.

Sonuç olarak, travmanın toplumsal yansımaları, bireysel düzeyde başlayan ama toplumsal düzeyde çözülmesi gereken meselelerdir. Şiddet olaylarına karşı yetersiz kalınan adalet sistemi, toplumun iyileşme sürecini engeller. Çaresizlik hissi, bu sürecin bir yan ürünüdür. Ancak toplum, travmaları kabul edip, onları sağlıklı yollarla işleyebilirse, bu kısır döngüden çıkabilir ve kolektif olarak iyileşebilir. 

Bu süreç, bireylerin duygusal olarak daha bağlantılı hale gelmesi ve sistemik adaletin yeniden tesis edilmesi ile mümkün olabilir.



. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .


. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Yayınlanma: 08.10.2024 13:36

Son Güncelleme: 08.10.2024 13:48

#travma#toplum#toplumsal travma#kadın#çocuk#yaşantı#zorluk#hayat mücadelesi#çaresizlik#duygular#zorlu süreçler #kolektif travma#cinsiyet rolleri #toplumsal cinsiyet#adaletsizlik#adalet#yargı mekanizması#travmanın yansımaları#koruyucu önlemler#şiddet sarmalı #patoloji#psikopatoloji#çocukluk travmaları#terapi#psikoterapi
Psikolog

Zeynep

DİKDÜŞ

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Travma ve İlişkili Bozukluklar
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Varoluşsal Anlam Arayışı
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 45 dk
ücret 2500
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Depresyon Nedir ve Ne Değildir?

Günümüzde maalesef ki depresyonla ilgili olarak birçok bilgi yanlış veya eksik. Depresyonla ilgili doğru tanımlar yapılmadığında, gerekli yardımlar sağlanmadığında, bireylerin hayatını birçok yönden olumsuz etkiliyor. Depresyon ruhsal bozukluklar içerisinde en sık ve en yaygın olarak karşımıza çıkan sorunlardan biridir. Depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler etkili olur. Bu faktörlerin hepsinin birbirleri ile etkileşime geçmesi sonucunda depresyon ortaya çıkar. Depresyon yüzyıllardır bilinen ve çözüm arayışı süren bir bozukluktur. Kimi terapi yöntemlerinde yıllarca süren ve maliyeti yüksek danışmanlıklar uygulanmaktadır. Bunların olumlu bir sonuca ulaştığı tam olarak öngörülmemektedir.Depresyonda asıl dikkat edilmesi gereken şey, çoğu danışanın birden çok kez terapi sürecine başladığı, terapiyi olumlu bir şekilde sonlandırdığı ve daha sonraki zamanlarda yine depresyona yönelik şikayetler ile terapiye başlama kararı verdiğidir. Bunun en sık karşımıza çıkan nedeni, danışanın terapi sürecinde davranış ve düşüncelerinde kalıcı değişimler yaşanmamasından kaynaklı olarak, yeterli bir düzeyde başa çıkma becerisini öğrenememesinden dolayıdır. Bu durum bazen danışandan, bazen de terapistten kaynaklı olarak meydana gelebilir. Bu yüzden danışanların birlikte çalışacağı uzmanı seçerken oldukça dikkatli olması gerekir.Depresyon ne değildir?Depresyon zaman zaman her insanda görülen belirli yaşam olaylarına karşı hissettiğimiz üzüntü duygusundan farklı bir tepkidir. Yani kendimizi mutsuz veya üzgün hissettiğimiz her zaman depresyonda olduğumuz anlamına gelmez. Yine de hissettiğimiz bu mutsuzluk veya üzgün ruh halinin üstesinden gelmek için yardım alabiliriz. Aynı zamanda günlük hayatımızda yaşadığımız yaşam olaylarına karşı, stresin bizde oluşturduğu üzüntü, mutsuzluk, karamsarlık hali de her zaman depresyona neden olmaz. Depresyon daha çok kronikleşen ve geçmesi zaman alan bir çökkün ruh halidir. Depresyona neden olan en önemli şey, kişinin düşünüş biçimidir. Erken dönemde yardım alındığı zaman ve kişinin düşünme şeklinde değişiklikler yaratıldığı sürece depresyona yönelik kalıcı düzelmeler sağlanabilir. Bu nedenlerle depresyonda olduğunuza dair bir şüpheniz varsa, uzman görüşü almak oldukça önemlidir.Depresyonun belirtileri nelerdir?·Eğer eskisine göre daha içe kapanık birine dönüştüyseniz,·Eskiden zevk aldığınız şeylerden artık zevk almıyorsanız,·İnsanlarla görüşmek yerine daha çok yalnız kalmayı tercih ediyorsanız,·Kendinizi eskiye nazaran daha umutsuz, üzgün ve çaresiz hissediyorsanız, depresyonda olma olasılığınız var.Bunlara ek olarak, aynı zamanda depresyon bizim gibi duygu ve düşüncelerini ifade etmekte güçlük yaşayan toplumlarda, bedensel sıkıntılarla da kendini gösterebilir. Örneğin; depresyon son zamanlarda artan ağrı şikayetleri veya sürekli yorgunluk hissi olarak da kendini gösterebilir. Unutmayın, dil konuşmasa bile beden kesinlikle konuşur. Depresyonda olmanız burada yazılı olan tüm belirtilerin sizde var olacağı anlamına gelmez.Vücudumuz ve zihnimiz her koşulda bir denge arayışı içindedir. Olumsuz olaylar karşısında bu dengeyi bulduğumuzda süreci atlatabiliriz. Ancak bazı zamanlarda bu dengeyi bulmakta zorluk yaşarız. Bu durumda depresyon ortaya çıkabilir. Bu süreçte olumsuz olaylar yaşayan bireyler kendilerine, çevrelerine ve geleceklerine yönelik olumsuz düşünceler, inançlar geliştirebilir. Bu olumsuz düşünce ve inançlar; en çok sevilmeme, çaresizlik ve değersiz hissetme üzerine yoğunlaşır. Terapistin buradaki rolü, danışanın olumsuz düşüncelerini saptamak ve bunlara yönelik gerekli çalışmaları yapmaktır.Depresyonu yenmek için neler yapılabilir?·Eskiden size keyif veren şeyleri düşünün ve bunları bir kağıda yazın. Daha sonrasında bunlara yönelik en önce yapmak istediğinizden başlayarak bunları sıralayın. Unutmayın bireylerin bazen kendilerini zorlayarak harekete geçmeleri fayda sağlayabilir.·Depresyon sırasında en sık görülen sorunlardan biri de uyku problemleridir. Kişiler ya çok uyur ya da hiç uyumaz. Kendinize bir uyku düzeni oluşturmak oldukça fayda sağlayabilir.·Yakın çevrenizle daha çok vakit geçirmeye çalışın, elinizden geldiğince yalnız kalmamaya özen gösterin.·Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin. Özellikle yakın çevrenizle neler yaşadığınızı ve nasıl hissettiğinizi paylaşın. Onlardan destek isteyin.·Geçmiş üzerine fazla odaklanmayın, düşünceler arasına dalıp gitmemeye çalışın.·Bu süreçte zaman zaman kendinizi daha iyi hissederken, zaman zaman da daha depresif belirtiler yaşayabilirsiniz. Bunu bir sorun olarak görmeyin, normal karşılayın.·Ev dışında yapabileceğiniz size iyi gelecek daha çok aktiviteler planlayın. Yakın çevrenizi de mutlaka buna dahil edin.·Egzersiz ve spor yapmak sizi çok daha iyi hissettirebilir. Kendi içinizde var olan gücü toplayarak gün aşırı yürüyüşlere çıkın.·Yatakta geçirdiğiniz süreyi azaltmak için kendinize ev içinde yapabileceğiniz işleri bir liste haline getirip, bu işlerini yapın.·Son olarak depresyon sisli bir hava gibidir. Bireyler içinde bulundukları durumlara olumsuz bir penceren bakarlarsa gerçeği tam olarak doğru değerlendiremeyebilirler. Bu da depresyonun kronikleşmesine neden olabilir. Her zaman olaylara karşı farklı pencerelerden bakmayı başaramayabiliriz. Bu durumda bir uzmandan yardım almak, bu süreci daha kolay atlatmamızı sağlar.Depresyonla ilgili anlatılacak birçok şey var. Ancak bu yazıda anlatmaya çalıştığım, depresyonla başa çıkmanın en önemli yolunun bireyin düşüncelerini değiştirmekten geçtiğidir. Bizler düşüncelerimizi fark edip, değiştirebilirsek hayatımızdaki bir çok şeyi de değiştirebiliriz. Bir çok yaşam olayına farklı pencerelerden bakabiliriz. Eğer olumsuz bir süreçten geçtiğinizi hissediyorsanız kendinize şunları hatırlatın;·Ben sorunları çözecek güce sahibim.·Ben elde etmek istediğim şeylere ulaşabilirim. Bu güç bende var.·Benim hayatımın bir anlamı ve amacı var.·Kendi hayatımı kontrol edebilirim.·Daha önce başarmıştım, yine başarabilirim.·Bu duygular sonsuza dek sürmeyecek.·Böyle hissetmem çok normal, zamanla geçecek.·Şu an zor bir durum yaşıyorum ama geçecek.Son olarak depresyonda olan bireyler sıklıkla hayattan zevk alamama, çaresizlik, umutsuzluk, değersizlik, ilgi kaybı ve istek kaybı yaşamalarından dolayıhayatı anlamsız bulabilirler. Yaşamlarına son vermeyi düşünebilirler ve zihinlerinden intihar düşünceleri geçirebilirler. Eğer sizinde intihar düşünceleriniz varsa mutlaka bir psikiyatristle / hekimle iletişime geçin.

Orman ve Toplum: Uyum ve Farklılıklar Arasındaki Derin Bağ

Hayatını ormanda geçiren bir ağaç, yalnızca kendi köklerine ve çevresine odaklanmaz. Onun varlığı, ormanın tamamıyla, diğer ağaçlarla ve tüm ekosistemle iç içe, bir uyum içinde sürer. Orman bir bütün olarak, tek tek ağaçların varlıklarıyla şekillenir ve her bir ağaç, ormanın dengesine katkı sağlar. Peki ya toplum? İnsanlar, her biri kendi bağımsızlıklarıyla hareket eden, fakat aynı zamanda birbirleriyle etkileşimde bulunan canlılar. İnsanlar da, ormanın ağaçları gibi, toplumda belirli bir dengeye ve uyuma katkıda bulunur. Ancak, ormanın ağaçları ile toplumun insanları arasında bazı benzerlikler ve önemli farklar vardır.Bir ormanı ve toplumu karşılaştırarak, uyumun nasıl şekillendiğine ve her bir bireyin bu uyumdaki rolüne daha yakından bakalım.Orman ve Toplum: Her Ağaç Bir BireyBir ormanı hayal edin: Her ağaç, kendi özelliklerine sahip, fakat aynı zamanda büyük bir ekosistemin parçası olan bir varlık. Her bir ağaç, kendi köklerine dayanarak hayatta kalır ve büyür, ancak diğer ağaçlarla, hayvanlarla ve bitkilerle bir etkileşim içinde var olur. Ormanda her şey, bir denge üzerine kuruludur. Ağaçlar, birbirlerinin gölgesinde büyür, kökleri yerin derinliklerine uzanır ve birlikte suyu, ışığı, besinleri paylaşırlar. Bir ağaç tek başına hayatta kalabilir ama ancak diğer ağaçlarla birlikte yaşamaya devam ederse tam potansiyeline ulaşabilir.İnsanlar da benzer şekilde, toplumu oluşturan bireylerdir. Her birey, kendi hayatta kalma mücadelesini gösterir, kendi düşünceleri ve arzularıyla hareket eder ve var oluşunu sürdürür. Fakat toplum, bireylerin birbirleriyle etkileşimiyle var olur. Her bir birey, toplumun ekosisteminde bir yer edinir ve diğer bireylerle etkileşimde bulunarak toplumsal dengeyi şekillendirir. Tıpkı ormanda bir ağacın köklerinin birbirine yakın olması gibi, toplumdaki bireyler de bir araya gelir ve bir bütünün parçası olurlar.Ağaçların Pasif Uyumu ve İnsanların Aktif HareketleriOrmanlar, genellikle pasif bir uyumdan beslenir. Ağaçlar, toprağa köklerini salarken, hava ve suyla etkileşimde bulunurlar; büyürler ve çevrelerine uyum sağlarlar, fakat bu uyum, aktif bir hareketten ziyade doğanın bir gerekliliğidir. Bir ağaç, kendi başına yalnızca var olamaz; ancak ormanla uyum içinde olduğunda hayatta kalır. Ağaçların bu pasif tutumu, diğer ağaçlarla ve çevresindeki doğal öğelerle bir bütün haline gelir. Orman, bu pasif uyumu besler ve sürdürülebilir bir denge sağlar.Toplumda ise işler biraz daha farklıdır. İnsanlar, sadece çevrelerine uyum sağlamakla kalmazlar, aynı zamanda aktif bir şekilde toplumu şekillendirirler. İnsanlar, toplumsal düzenin, normların, değerlerin ve kuralların yaratıcılarıdır. Ağaçlar gibi pasif şekilde var olan bir insan toplumu, sağlıklı ve verimli bir toplum haline gelmez. İnsanlar, bireysel hareketleriyle, bilinçli seçimleriyle ve toplumsal değişimlere karşı koyma ya da adapte olma şekilleriyle toplumu şekillendirir. Bir toplumun var olması ve gelişmesi için bireylerin sadece var olması yetmez; aktif bir şekilde katkı sunmaları, fikirlerini paylaşmaları ve toplumu dönüştürmeye yönelik adımlar atmaları gerekir.Bununla birlikte, insanlar arasındaki etkileşimlerin çoğu, ağaçlar arasındaki etkileşimlerden çok daha karmaşıktır. İnsanlar sosyal varlıklardır ve bu yüzden toplumu sadece pasif bir uyum içinde görmek, toplumsal yapıyı anlamak için yetersiz kalır. Her birey, etrafındaki insanlar ve diğer bireylerle yaptığı etkileşimlere ve de toplumsal koşullara göre değişim gösterir. Bu, ormandaki ağaçlardan daha farklı bir dinamik oluşturur; bir toplum, her bireyin kendi içsel özellikleri ve dışsal koşulları ile şekillendiği bir ağ yapısıdır.Denge: Ağaçların Gölgeleri ve İnsanların KatkılarıOrmanın dengesini sağlayan şey, ağaçların birbirine olan bağlılıklarıdır. Ağaçlar, büyüyüp genişledikçe, birbirlerine gölge yapar ve bu şekilde büyümeleri engellenen bazı türler, zeminlerinde güneş ışığını daha rahat alabilirler. Ormanda her ağaç, çevresindeki ekosistemle olan ilişkisini sürekli olarak göz önünde bulundurur. İleriye doğru büyüdükçe, çevresindekilere nasıl etki edeceğini, onları nasıl etkileyeceğini düşünür.Toplumda içinde de benzer bir denge gereklidir. Fakat toplumda bu dengeyi kurabilmek, insanların sürekli çabası ile mümkündür. İnsanlar, birbirlerini hem şekillendirir hem de bu şekillendirme sürecinde diğerlerine etki eder. Bir toplum, sadece bireylerin kendi arzularına odaklanarak sağlıklı bir şekilde işleyemez. Her birey, diğer bireylerle uyum içinde olmak için katkı sağlar. Bir ormandaki her ağaç, diğer ağaçlarla ve çevreyle uyum içinde büyürken, insan toplumu da benzer bir uyumu sağlamak için sürekli olarak çaba sarf eder.Sonuç: Orman Gibi Bir ToplumSonuç olarak, ormanlar ve toplumlar arasında güçlü bir paralellik vardır. Her ikisi de, tek tek bireylerin uyumlu bir şekilde bir arada yaşamalarını gerektirir. Ormanlar, ağaçların pasif uyumuna dayanarak var olurken, toplumlar insanların aktif katkılarıyla gelişir. Ancak her ikisi de bir bütün olarak, bireylerin bir araya gelmesiyle güç kazanır. Ağaçlar, çevrelerine uyum sağlar, ancak insan toplumlarında bu uyum, bilinçli bir çaba ve sürekli bir değişimle sağlanır.Toplum, ormandaki ağaçlar gibi birbirine bağlıdır ve her birey, toplumsal ekosistemi şekillendirir. Bir orman ne kadar çeşitli ağaçlarla doluysa, bir toplum da o kadar güçlü olur. Fakat bu çeşitliliğin uyum içinde işleyebilmesi için, her bireyin katkısı önemlidir. Ağaçlar gibi, bazen pasif bir uyumdan faydalanmamız gerekebilir, ama çoğu zaman aktif bir hareket, düşünce ve değişimle toplumu daha güçlü bir hale getirebiliriz.Eğer siz de toplumsal denge içinde kendi yerinizi daha iyi anlamak, farkındalığınızı artırmak ve bireysel katkılarınızı daha bilinçli hale getirmek istiyorsanız, seans almak ya da soru sormak için benimle iletişime geçebilir ve bireysel danışmanlık alabilirsiniz.Sevgilerle,UZMAN PSİKOLOG VE AİLE DANIŞMANI FATMA İZEL ŞAHİN KAYAKaynakça:Durkheim, É. (1893). Toplumsal İşbölümü Üzerine. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları (Türkçeye Çev.: Mehmet Küçük).https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/300036-Bu yazıda yapay zeka desteği kullanılmıştır.