Aldatılmak sadece bir ilişkinin bitmesi değildir. Aldatılmak, insanın kendine dair kurduğu hikâyenin sarsılmasıdır. “Ben bunu anlardım”, “bana bunu yapmazdı”, “biz farklıydık” cümleleri bir anda anlamsızlaşır. Çünkü aldatılma, yalnızca partnerin sadakatsizliğiyle ilgili değildir; aynı zamanda kişinin kendi algısına, sezgilerine ve yargılarına olan güveninin de kırılmasıdır.
Bu yüzden aldatılma acısı, sıradan bir ayrılık acısına benzemez. İçinde utanç vardır, öfke vardır, inkâr vardır, kendini suçlama vardır. İnsan önce karşı tarafa kızar, sonra dönüp kendini sorgular. “Neyi göremedim?”, “nerede hata yaptım?”, “yetemedim mi?” soruları zihinde dönüp durur. Oysa aldatılmanın temelinde çoğu zaman aldatılanın bir eksikliği değil, aldatanın içsel çatışmaları vardır.
Toplumda aldatılmaya dair büyük bir yanlış inanış vardır: Aldatan kişinin daha güçlü, daha arzulu, daha özgür olduğu düşünülür. Gerçekte ise aldatma çoğu zaman bir güç gösterisi değil, bir kaçıştır. Kişi yüzleşmekten kaçtığı ihtiyaçlarını, dürtülerini ya da tatminsizliklerini başka bir yerde bastırmaya çalışır. Bu kaçış kısa süreli bir rahatlama sağlar ama uzun vadede daha büyük bir yıkım yaratır.
Aldatılan taraf için en zorlayıcı şeylerden biri belirsizliktir. Ne zaman başladı, ne kadar sürdü, gerçekten bitti mi, başka şeyler de oldu mu? Bu soruların net bir cevabı çoğu zaman yoktur. Aldatan kişi “her şeyi anlattığını” söylese bile, güven bir kez sarsıldığında anlatılanlar yeterli gelmez. Çünkü güven, bilgiyle değil, tutarlılıkla yeniden inşa edilir. Ve bu süreç zaman alır.
Aldatılma sonrası verilen tepkiler kişiden kişiye değişir ama temel duygular benzerdir. Şok, inkâr, öfke, pazarlık, yas… Bir yas süreci yaşanır ama kaybedilen şey kişi değil, ilişkideki güven duygusudur. İnsan, birlikte geçirdiği zamanların gerçekliğini sorgulamaya başlar. Güzel anılar bile zehirlenmiş gibi hissedilir. “O gün gerçekten mutlu muyduk, yoksa ben mi kandım?” sorusu içten içe kemirir.
Bu noktada sık yapılan hatalardan biri, aldatılmayı tek bir davranışa indirgemektir. “Bir kere oldu, geçti” cümlesi, yaşanan travmayı küçümser. Aldatılma bir anlık hata gibi sunulsa da, genellikle öncesinde sınırların esnediği, iletişimin bozulduğu, dürüstlüğün zayıfladığı bir süreç vardır. Bu, aldatılanın sorumluluğu olduğu anlamına gelmez; ama yaşananın bir bağlamı olduğunu gösterir.
Aldatılan kişiler çoğu zaman iki uç arasında gidip gelir: Ya ilişkiyi hemen bitirmek ister ya da her ne pahasına olursa olsun tutunmaya çalışır. İki tepki de anlaşılırdır. Biri kendini koruma refleksi, diğeri kaybı inkâr etme çabasıdır. Sağlıklı olan ise duyguların yatışmasına izin vermeden kesin kararlar almamaktır. Çünkü aldatılma sonrası verilen ani kararlar, çoğu zaman travmanın içinden konuşur.
Toplum baskısı da bu süreçte önemli bir rol oynar. “Affedersen ezilirsin”, “erkekler yapar”, “bir kere olmuş, büyütme”, “çocuklar var” gibi cümleler, kişinin kendi duygusunu bastırmasına neden olur. Oysa affetmek de affetmemek de kişisel bir karardır ve kimseye hesap verilmesi gerekmez. Asıl sorun, affetmiş gibi yapıp içten içe kin tutmaktır. Bu durum ilişkiyi de kişiyi de yavaş yavaş çürütür.
Aldatmanın ardından ilişki devam edecekse, en zor ama en gerekli şey şeffaflıktır. Güvenin yeniden oluşması için zaman, tutarlılık ve sorumluluk gerekir. Aldatan kişinin “artık konuşmayalım” demesi iyileşme sağlamaz; tam tersine, yarayı derinleştirir. Aldatılan tarafın soru sormaya, duygularını ifade etmeye, öfkesini yaşamasına alan tanınmalıdır. Bu süreç sabır gerektirir ve herkes bu sabrı göstermek zorunda değildir.
Bazı insanlar aldatıldıktan sonra ilişkide kalmayı seçer ve bu kararları sürekli yargılanır. Oysa kalmak da gitmek kadar cesaret ister. Çünkü kalmak, sadece affetmeyi değil, yeniden güvenmeyi denemeyi de göze almaktır. Bu herkesin kaldırabileceği bir yük değildir. Gitmek ise kaybı kabullenmeyi ve yeniden başlama riskini almayı gerektirir. Hangisinin daha doğru olduğu değil, hangisinin kişiye daha az zarar verdiği önemlidir.
Aldatılma sonrası kişinin kendine bakışı da değişir. Özgüven zedelenir, beden algısı bozulabilir, değersizlik duygusu artabilir. İnsan, seçilmediğini düşünür. Oysa aldatılmak, seçilmemek değildir; yanlış bir seçimin bedelini ödemektir. Bu farkı görebilmek, iyileşmenin en kritik adımıdır.
Sonuç olarak aldatılma, sadece bir ilişkinin krizi değil, kişinin kendi sınırlarıyla yüzleştiği bir dönüm noktasıdır. İnsan bu süreçten daha kırılgan ama aynı zamanda daha farkında çıkabilir. Aldatılmak insanı küçültmez; susmak, görmezden gelmek ve kendini inkâr etmek küçültür. İyileşme, “neden bana bunu yaptı?” sorusundan çok, “ben bundan sonra neye izin vereceğim?” sorusuyla başlar.
Ve şu net gerçeği kabul etmek gerekir:
Aldatılmak senin değerini tanımlamaz. Ama buna rağmen kaldığın ya da gittiğin yer, kendine verdiğin değeri gösterir.
Aldatılmanın ardından en tehlikeli tuzaklardan biri, yaşananı “mantıkla çözmeye” çalışmaktır. İnsan, kontrolü yeniden ele almak için neden-sonuç ilişkileri kurmak ister. “İlgim azalmıştı”, “işler yoğundu”, “arada mesafe vardı” gibi açıklamalar, acıyı anlamlandırma çabasıdır. Ancak bu noktada ince bir çizgi vardır: Anlamaya çalışmak ile suçu üstlenmek. Aldatmayı anlamaya çalışmak iyileştirici olabilir; ama bunu kendi değersizliğinin kanıtı gibi görmek, yarayı derinleştirir.
Bu süreçte kişi çoğu zaman kendini karşı tarafla kıyaslamaya başlar. Aldatılan kişi, “benden daha mı güzel, daha mı genç, daha mı ilgiliydi?” sorularına takılı kalır. Bu karşılaştırmalar gerçeği yansıtmaz; çünkü aldatma çoğu zaman “daha iyi” olanı değil, “daha kolay” olanı seçmektir. Yeni kişi, sorumluluk talep etmez, geçmiş yükler taşımaz ve gerçek ilişki dinamiklerine dahil değildir. Bu yüzden yapılan kıyaslamalar adil değildir ve iyileşmeyi geciktirir.
Aldatılma sonrası güven sadece partnerlere değil, genel olarak insanlara karşı da zedelenebilir. Kişi, yeni ilişkilere temkinli yaklaşır, sürekli tetikte olur ya da tam tersine sınırlarını fazla gevşetebilir. Her iki uç da aslında aynı yerden beslenir: Güven kaybı. Bu nedenle iyileşme süreci yalnızca ilişkiyle ilgili değil, kişinin kendi iç güven duygusunu yeniden inşa etmesiyle ilgilidir.
Son olarak şunu söylemek gerekir: Aldatılma insanın başına gelen bir şeydir, kimliği değildir. Bu deneyim, kişiyi tanımlamaz ama dönüştürebilir. Doğru şekilde ele alındığında, kişi neyi tolere edemeyeceğini, nerede durması gerektiğini ve kendisi için neyin pazarlık konusu olmadığını daha net görür. İyileşme, unutmakla değil; hatırladığında artık aynı acıyı yaşamamakla ölçülür. Ve bu da zamanla, ama mutlaka olur.
Elif Nur
SERTOĞLU
Uzman Klinik Psikolog
Çocuklarda Tuvalet Eğitimi
Overthinking: Zihnin Sessizce Hayatı Ele Geçirdiği Yer
Aşk Acısı: Birini Kaybetmekten Çok, Kendini Kaybetmenin Yasını Tutmaktır