İlişkiler insanı iyileştirebilir ama aynı hızla tüketebilir de. Bunun nedeni çoğu zaman sevgisizlik değildir. Asıl problem, ilişkiden ne beklediğimizi netleştirmeden içine girmemizdir. İnsanlar bir ilişkiye “sevilmek”, “anlaşılmak”, “tamamlanmak” gibi büyük kelimelerle girer ama bu kelimelerin altını hiç doldurmaz. Sonra da ilişki yürümediğinde “demek ki yanlış insan” diyerek işin içinden çıkar.
Oysa çoğu ilişki yanlış insanla değil, yanlış beklentiyle başlar.
Bir ilişkiye girerken genellikle şunu düşünürüz: “Beni olduğum gibi kabul etsin.” Bu cümle kulağa masum gelir ama pratikte çoğu zaman şuna dönüşür: “Ben değişmeyeceğim, sen beni bu hâlimle idare et.” İlişkilerde sorun yaratan şey değişmek değil, değişmemeyi erdem sanmaktır. İki insanın bir arada kalabilmesi için, en az sevgileri kadar esnekliklerinin de olması gerekir.
İlişkilerde en sık yapılan hatalardan biri, partneri bir duygusal düzenleyici gibi kullanmaktır. Gün kötü geçtiyse, can sıkkınsa, hayatta bir boşluk varsa bunun otomatik çözümünün ilişki olduğu düşünülür. Partnerin görevi, mutsuzluğu azaltmak, eksikleri kapatmak, yaraları sarmak gibi algılanır. Bu yük uzun vadede kimse tarafından taşınamaz. Çünkü bir insan, başka bir insanın hayatındaki tüm boşlukları doldurmak zorunda değildir.
Sevgi, eksikliği kapatmaz; eksikliği olan insan sevgiyi de eksik yaşar.
Bir diğer yaygın problem, iletişim değil iletişim beklentisidir. “Ben söylemeden anlasın” cümlesi, ilişkilerin sessiz katilidir. İnsanlar konuşmayı değil, anlaşılmayı ister. Ama anlaşılmak için önce konuşmak gerekir. Zihin okumayı beklemek, karşı tarafı sürekli sınava sokmak demektir. Her sınavın bir yerde sınıfta bırakacağı da kaçınılmazdır.
İlişkilerde kırgınlıklar genellikle büyük olaylardan değil, biriken küçük şeylerden oluşur. Zamanında söylenmeyen rahatsızlıklar, “önemsiz” diye geçiştirilen hisler, içine atılan hayal kırıklıkları… Hepsi birikir. Ve günün sonunda patlama olduğunda insanlar şaşırır: “Bu kadarına neden gerek vardı?” Oysa mesele o an değildir. Mesele, o ana gelene kadar susulan her şeydir.
Sadakat ise çoğu kişinin sandığı gibi sadece fiziksel bir mesele değildir. Duygusal sadakat, en az fiziksel sadakat kadar önemlidir. Partnerin yokluğunda başkalarıyla kurulan duygusal yakınlıklar, küçümsenir, normalleştirilir. “Bir şey yapmadım ki” denir. Oysa bazen yapılmayan şeyler değil, hissedilenler ilişkiye zarar verir. Bir ilişkide sınırlar net değilse, sadakat de flu hâle gelir.
İlişkilerde güç dengesi de sıkça göz ardı edilir. Sürekli alttan alan, hep anlayan, hep idare eden taraf bir süre sonra tükenir. Sevgi fedakârlık gerektirir ama fedakârlık tek taraflıysa, adı sevgi değil, yıpranmadır. Sağlıklı bir ilişkide iki taraf da zaman zaman zorlanır ama kimse sürekli kendinden vazgeçmek zorunda kalmaz.
Birlikte olmak, “ben”i yok etmek değildir. Aksine, “ben”i koruyarak “biz”i kurabilmektir.
Birçok ilişki, bitmesi gerektiği hâlde bitmez. Bunun sebebi çoğu zaman sevgi değil, alışkanlık, yalnızlık korkusu ya da “ya bir daha kimseyi bulamazsam” düşüncesidir. İnsanlar bazen mutsuz oldukları ilişkiye değil, ilişkisiz kalmaya tahammül edemez. Bu da ilişkileri iyileştirmez, sadece uzatır. Uzayan ama iyileşmeyen her ilişki, zamanla daha çok zarar verir.
İlişkilerde mutlu olmanın yolu kusursuz bir partner bulmak değildir. Zaten böyle biri yok. Asıl mesele, kusurlarla nasıl başa çıkıldığını bilmektir. Sorun yaşamak değil, sorunları konuşamamak ilişkiyi bitirir. Kırılmak değil, kırıldığını inkâr etmek mesafe yaratır.
Sonuç olarak ilişkiler, sandığımız kadar karmaşık değil; ama sandığımızdan çok daha emek ister. Sevgi tek başına yetmez. Dürüstlük, sorumluluk, sınırlar ve iletişim olmadan sevgi de zamanla yorulur. Bir ilişki seni sürekli eksiltiyorsa, orada sorun sevgide değil, dengededir.
Ve şu net:
İyi bir ilişki hayatını mükemmel yapmaz ama kötü bir ilişki, hayatındaki her şeyi ağırlaştırır. Bunu görmezden gelmek, en pahalı inkârdır.
İlişkilerde en çok gözden kaçırılan nokta şudur: İnsanlar genellikle bir ilişkiyi nasıl başlatacaklarını bilir ama nasıl sürdüreceklerini bilmez. Başlangıçta ilgi vardır, merak vardır, çaba vardır. Zaman geçtikçe bu çabanın yerini “zaten biliyor”, “anlaması lazım”, “beni böyle kabul etsin” düşünceleri alır. Oysa ilişki, tanışma anında donup kalan bir şey değildir. İnsan değişir, hayat değişir, ihtiyaçlar değişir. İlişki bu değişime eşlik edemiyorsa, kaçınılmaz olarak geride kalır.
Birçok insan ilişkide kendini kaybetmekten korktuğunu söyler ama pratikte yaptığı şey tam tersidir: Kendini kaybettiği ilişkilerde kalmayı seçer. Çünkü sınır koymak risklidir. Hayır demek, kaybetme ihtimalini doğurur. Oysa sınır koymayan insan, ilişkiyi değil, kendini kaybeder. Sağlıklı ilişkilerde sınırlar ayrılık sebebi değil, devam sebebidir. Kim olduğunun net olduğu yerde, karşı taraf da neyle karşı karşıya olduğunu bilir.
İlişkilerde iyileşme çoğu zaman karşı taraftan gelmez. “Bir gün değişirse”, “beni fark ederse”, “anlarsa” beklentisiyle yaşamak, insanı pasif bir bekleyişe hapseder. Gerçek güç, karşı tarafın ne yaptığı değil, senin neye razı olduğundur. Bir ilişkide kalmak da gitmek de bir seçimdir. Ve her seçimin bir bedeli vardır. Olgunluk, bu bedelin farkında olarak karar verebilmektir.
Bazı ilişkiler sevgiyle değil, korkuyla sürer. Yalnız kalma korkusu, yeniden başlama korkusu, yaşananları çöpe atma korkusu… Ama korkuyla tutulan hiçbir şey gerçekten ait değildir. Sevgi özgürlük ister; zorla tutulduğunda anlamını yitirir. Bir ilişkide kalmanın tek gerekçesi “hala canımı acıtıyor ama vazgeçemiyorum” ise, orada sevgi değil bağlanma yarası vardır.
Sonuçta ilişkiler bize şunu öğretir: Kendinle kuramadığın bağı, başkasıyla kuramazsın. Kendine dürüst olmayan, ilişkide de dürüst kalamaz. Kendini değersiz hisseden, en küçük ilgiyi bile büyük bir lütuf gibi görür. Bu yüzden iyi bir ilişki arayışı, aslında iyi bir kendilik ilişkisinden geçer.
İlişki seni büyütmüyorsa, en azından küçültmemelidir. Ve bazen en sağlıklı ilişki kararı, bir ilişkiyi sürdürmek değil, kendini yarım bıraktığın yerden toplamayı seçmektir.
Elif Nur
SERTOĞLU
Uzman Klinik Psikolog
Çocuklarda Tuvalet Eğitimi
Overthinking: Zihnin Sessizce Hayatı Ele Geçirdiği Yer
Aşk Acısı: Birini Kaybetmekten Çok, Kendini Kaybetmenin Yasını Tutmaktır