Günlük hayatta birçok kişi, farkında olmadan kontrol etmeye çalışarak yaşamını sürdürür. Planların aksamasına tahammül edememek, belirsizlik karşısında yoğun kaygı yaşamak, başkalarının davranışlarını sürekli takip etmek ya da her şeyin “doğru” şekilde ilerlemesini istemek bu ihtiyacın farklı görünümleridir. Kontrol etme çabası çoğu zaman dışarıdan güçlü, düzenli ve sorumluluk sahibi bir duruş gibi algılansa da, iç dünyada ciddi bir zihinsel ve duygusal yorgunluk yaratabilir.
Kontrol ihtiyacının temelinde genellikle güvenlik arayışı yatar. Kişi, yaşadığı belirsizlikleri ya da geçmişte deneyimlediği kontrol kayıplarını telafi etmek için çevresini, ilişkilerini ve hatta kendi duygularını yönetmeye çalışır. Bu durum kısa vadede rahatlatıcı bir etki yaratsa da uzun vadede kaygıyı azaltmak yerine artırabilir. Çünkü yaşam, tüm değişkenleriyle kontrol edilebilecek bir yapı değildir.
Kontrol ihtiyacı arttıkça kişinin esneklik alanı daralır. Beklenmedik bir durumla karşılaşıldığında yoğun huzursuzluk, öfke ya da çaresizlik hissi ortaya çıkabilir. Kişi, her şeyin planlandığı gibi gitmemesini kişisel bir tehdit olarak algılayabilir. Bu algı, hem kişinin kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu ilişkileri zorlayabilir. Özellikle yakın ilişkilerde kontrol etme eğilimi, zamanla çatışmalara ve duygusal mesafeye yol açabilir.
Birçok kişi kontrol etme ihtiyacını fark etmez; bunu “tedbirli olmak”, “sorumluluk almak” ya da “işleri yolunda tutmak” olarak tanımlar. Oysa kontrol ile sağlıklı sorumluluk arasındaki fark, niyette değil duygusal tepkide gizlidir. Kontrol ihtiyacı, kişinin rahatlayabilmesi için her şeyin belirli bir şekilde olmasına ihtiyaç duymasını içerir. Bu ihtiyaç karşılanmadığında ise yoğun bir içsel gerilim ortaya çıkar.
Kontrol etmeye çalışılan alanlar çoğu zaman kişinin kendi iç dünyasını da kapsar. Bazı kişiler duygularını kontrol etmeye çalışır; üzülmemek, kızmamak ya da kırılmamak için duygularını bastırır. Ancak bastırılan duygular ortadan kaybolmaz. Zamanla bedensel belirtiler, ani duygusal patlamalar ya da tükenmişlik hissi şeklinde kendini gösterebilir. Kontrol etmeye çalıştıkça duygular daha yönetilemez bir hale gelebilir.
Terapi süreci, kontrol etme ihtiyacını doğrudan ortadan kaldırmayı değil; bu ihtiyacın neyi telafi ettiğini anlamayı hedefler. Kişi, kontrol etmeye çalıştığı alanların arkasında hangi korkuların, inançların ya da geçmiş deneyimlerin bulunduğunu fark etmeye başlar. Bu farkındalık, kişinin kendisine karşı daha gerçekçi ve şefkatli bir tutum geliştirmesine yardımcı olur.
Terapi ortamında kişi, her şeyin kontrol altında olmadığı durumlarda da güvende olabileceğini deneyimleme fırsatı bulur. Bu deneyim, yalnızca konuşarak değil; duygularla temas ederek ve yeni baş etme yolları geliştirerek gerçekleşir. Kişi, belirsizlikle kalabilme becerisini güçlendirdikçe kontrol ihtiyacının doğal olarak azaldığını fark edebilir.
Kontrol ihtiyacının azalması, kişinin pasifleşmesi ya da sorumluluk almaması anlamına gelmez. Aksine, kişi kontrol edemeyeceği alanlarla edebileceği alanları ayırt etmeyi öğrenir. Bu ayrım, zihinsel enerjinin daha verimli kullanılmasını sağlar. Kişi, sürekli tetikte olmak yerine anda kalabilmeye başlar. Bu durum hem ruhsal hem de bedensel rahatlama yaratabilir.
Zamanla kişi, kontrol etmeye çalışmak yerine esnek olabilmenin de bir güç olduğunu fark eder. Her şeyin mükemmel olması gerekmediğini, bazı belirsizliklerin yaşamın doğal bir parçası olduğunu kabul edebilmek psikolojik dayanıklılığı artırır. Bu kabul, kişinin kendisiyle ve çevresiyle daha dengeli bir ilişki kurmasına katkı sağlar.
Sonuç olarak kontrol etme ihtiyacı, kişinin zayıflığını değil; güvende olma arzusunu yansıtır. Ancak bu ihtiyacın yaşamı yönetmesine izin vermek, uzun vadede kişinin yükünü ağırlaştırabilir. Terapi, kontrol etme çabasının ardındaki ihtiyaçları anlamak ve daha esnek baş etme yolları geliştirmek için güvenli bir alan sunar. Kişi, her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığını fark ettikçe, yaşamla kurduğu ilişki daha akışkan ve sürdürülebilir hale gelir.
Kontrol etme ihtiyacıyla yaşamak, çoğu zaman kişinin kendi sınırlarını fark etmesini de zorlaştırır. Sürekli tetikte olmak, zihnin dinlenmesine izin vermez ve kişi fark etmeden kendisiyle sert bir ilişki kurmaya başlar. Bu sertlik, zamanla hem duygusal hem de fiziksel yorgunluk olarak kendini gösterebilir. Baş ağrıları, uyku problemleri, kas gerginliği ya da sürekli bir huzursuzluk hali, kontrol ihtiyacının bedende bıraktığı izlerden bazılarıdır. Kişi çoğu zaman bu belirtileri yalnızca yoğun tempoya ya da dış koşullara bağlasa da, altta yatan içsel baskı gözden kaçabilir.
Terapi süreci, bu içsel baskıyı fark edebilmek ve yumuşatabilmek için bir durma alanı sunar. Kişi, kontrol etme çabasının ardındaki duyguları tanımaya başladıkça kendisine karşı daha esnek bir tutum geliştirebilir. Belirsizlikle temas etmek, ilk etapta zorlayıcı gelse de, zamanla kişinin dayanıklılığını artırır. Her şeyi yönetmeye çalışmak yerine, yönetilemeyen alanlarla birlikte var olabilmeyi öğrenmek, içsel dengeyi güçlendirir. Bu denge, yalnızca zorlayıcı dönemlerde değil; gündelik yaşamın içinde de daha sakin ve bilinçli tepkiler verebilmeyi mümkün kılar.
Zamanla kişi, kontrolün azalmasının bir kayıp değil; aksine bir hafifleme olduğunu fark eder. Enerji, sürekli olası riskleri hesaplamaya değil; yaşamın içinde kalmaya yönelir. Kişi, kendisiyle daha şefkatli bir ilişki kurabildiğinde, çevresiyle olan ilişkileri de daha gerçekçi ve sürdürülebilir bir hale gelir. Terapi, bu dönüşümü dayatarak değil; adım adım ve güvenli bir çerçevede destekler. Böylece kişi, her şeyi kontrol etmek zorunda kalmadan da güçlü olabileceğini deneyimleyerek öğrenir.
Sonuç olarak kontrol etme ihtiyacı, kişinin kendini güvende hissetme çabasının bir yansımasıdır. Ancak bu çaba yaşamın her alanını yönettiğinde, kişiyi korumak yerine sınırlandırmaya başlar. Terapi, bu ihtiyacı yargılamadan ele alarak daha esnek ve sürdürülebilir baş etme yolları geliştirmeyi destekler. Kişi, kontrol edemediklerine rağmen ilerleyebileceğini fark ettikçe içsel güveni güçlenir. Bu güven, mükemmel olma zorunluluğundan değil; belirsizlikle birlikte hareket edebilme becerisinden doğar. Terapi süreci, tam da bu beceriyi inşa etmeye alan açar.
Elif Nur
SERTOĞLU
Uzman Klinik Psikolog
Çocuklarda Tuvalet Eğitimi
Overthinking: Zihnin Sessizce Hayatı Ele Geçirdiği Yer
Aşk Acısı: Birini Kaybetmekten Çok, Kendini Kaybetmenin Yasını Tutmaktır