1. Uzman
  2. Gülçe Cansu ŞİRVANCI
  3. Blog Yazıları
  4. Sosyal Anksiyete Bozukluğu ( Sosyal fobi)

Sosyal Anksiyete Bozukluğu ( Sosyal fobi)


Anksiyete, diğerleri tarafından eleştirilme, seyredilme ve yargılanma korkusundan kaynaklanır. Sosyal fobisi olan kişi hata yaparak başkalarının önünde rezil olacağından veya utanç duyacağından korkar. Belki de korku sosyal beceri eksikliği veya başkalarının önünde yaşanan bir deneyimle kötüleşebilir, anksiyete patik atağa dönüşebilir. Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte erken ve geç ergenlik dönemi arasında başlar (10-17 yaş) Tedavi edilmeyen sosyal fobi kişinin okul, iş, sosyal aktiviteler ve ilişkiler de dahil olmak üzere günlük rutinini bozabilir.Pek çok diğer kaygı bozukluğunun da eş zamanlı olarak ya da farklı zamanlar içerisinde sosyal fobiye eşlik etmesi söz konusu olabilir. Sosyal fobi günlük işlevselliği bozar; çünkü bu kaygıyı yaşayan kişi, anksiyete yaratan ortamlarda kaçınır; bu da pek çok doyum verici yaşam alanından da uzak kalma, okul hayatında kesintiler yaşama gibi sonuçlarla neden olabilir.


Sosyal fobi bir diğer ismi ile sosyal anksiyete herkeste aynı şekilde olmaz. Genel olarak örtüştüğü belli noktalar olsa bile kişiden kişiye işin detayında değişen bazı farklılıklar gözlemlenebilmektedir. 


Sosyal Fobi mi çekingenlik mi?


Toplulukta konuşma, sosyal ortamlarda kendini ifade edebilme gibi konularda çekingenlik sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı hastalık kapsamında değildir. Hatta bir işe başlamadan önce “yapamazsam rezil olur muyum?” düşüncesi kişiyi motive eder ve daha iyi hazırlanmasına yardımcı olur. Sosyal fobi demek için ise kişide korkunun yanı sıra kaçınma davranışlarının olması gerekmektedir. Ya da kişi kaçmıyorsa, bu duruma katlanmaya kendisini zorluyorsa; büyük bir sıkıntı yaşar. Ayrıca SF ’de kişi korkularının aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Eğer gerçekten korku duyulabilmesi anlamlı bir olay varsa, tanı SF değildir. Örneğin sözlüye hiç çalışmamış bir öğrencinin sınıfta adının çağrılmasından korkması gibi. 


Sosyal Fobi Belirtileri Nelerdir?


Sosyal anksiyete rahatsızlığı olan çoğu insan bir şeylerin ters gittiğinin farkındadır, fakat bu hissi bir hastalık işareti olarak görmez. Belirtiler şunlardır:

  • Sosyal durumlara karşı yoğun anksiyete
  • Sosyal durumlardan kaçınma
  • Kafa karışıklığı, kalp çarpıntısı, terleme, titreme, yüz kızarması, kas gerilmesi, mide ekşimesi ve ishal gibi anksiyete belirtileri
  • Çocuklar ağlayarak, ebeveyne yapışarak veya öfke nöbetiyle anksiyetelerini ifade edebilirler.


Sosyal Fobiye Ne Sebep Olur?


Bilinen tek bir sebebi yoktur. Araştırmacılar biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bu fobinin gelişiminde rol oynadığını ileri sürmektedir.

Biyolojik: Sosyal anksiyete serotonin dengesizliğiyle ilişkili olabilir. Serotonin bir nörotransmiterdir. Nörotransmiterler, sinir hücreleri arasındaki haberleşmeye yardımcı olan kimyasallardır. Eğer dengeleri bozulursa, bilgiler beyinde gerektiği gibi iletilmez. Bu da stresli durumlarda beynin reaksiyonunu değiştirebilir, örneğin anksiyeteye sebep olabilir. Sosyal anksiyete genetik de olabilir.

Psikolojik: Sosyal fobinin gelişimi geçmişte gerçekleşmiş utanç verici veya küçük düşürücü bir olay sonucu gerçekleşmiş olabilir.

Çevresel: Sosyal anksiyete bozukluğu olanlar başkalarının davranışlarının sonucunda başlarına geleni (örneğin; alay konusu olma gibi) gözlemleyerek bu fobiyi geliştirmiş olabilirler. Ayrıca ebeveynleri tarafından aşırı korunmuş çocuklar normal gelişim sürecinde öğrenilen bazı sosyal becerileri yeterince geliştiremeyebilirler.


Sosyal Fobi Yaşayan İnsanlar İçin Stresli Olan Durumlar


Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği’nde belirlenen sosyal durumlar şu şekildedir:


  • Toplum içinde telefonla görüşme
  • Küçük bir grup etkinliğinde yer alma
  • Toplum içinde yemek yeme
  • Toplum içinde bir şeyler içme
  • Yetkili biri ile konuşma
  • Dinleyiciler önünde konuşma, rol yapma
  • Partiye/eğlenceye gitme
  • Başkaları tarafından izlenirken çalışma
  • Başkaları tarafından izlenirken yazma
  • Çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme
  • Çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma
  • Yabancılarla karşılaşma
  • Genel tuvaletleri kullanma
  • Birilerinin oturduğu odaya girme
  • İlgi odağı olma
  • Bir toplantıda hazırsız konuşma yapma
  • Yetenek, yeti veya bilgi testine tabi tutulma
  • İyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme
  • Çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakma
  • Önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunma
  • Romantik veya cinsel ilişki amacıyla birini tavlamaya çalışma
  • Alınan bir malı parasını geri almak üzere iade etme
  • Parti/davet verme
  • Israrlı bir satıcıya karşı koyma


Sosyal Fobinin Psikolojik Belirtileri

Girilecek sosyal durum ile ilgili günler, haftalar, hatta aylar öncesinden aşırı düzeyde endişelenmek

Özellikle tanımadığınız insanlar tarafından izlenme ve yargılanma korkusu

Her gün bulunulan topluluklarda bile aşırı telaşlanma ve kaygılanma

Kendinizi utandıracak ya da aşağılayacak tarzda davranışlar sergilemekten korkmak

Başkalarının sizin tedirgin olduğunuzu farketmesinden korkmak

Yaşamını olumsuz yönde etkileyecek derecede sosyal ortamlardan kaçınmak


Sosyal Fobinin Fiziksel Belirtileri

Kalp çarpıntısı veya göğüs sıkışması

Ses titremesi

Hızlı solunum, nefes almada zorluk

Terleme veya sıcak basması

Mide bulantısı, mide sorunları

Ağız kuruluğu

Titreme

Kas gerilmesi

Yüz kızarması

Baş dönmesi, bayılma hissi

Nemli eller

Tik, seyirme

Şiddetli baş ağrıları


Sosyal Fobinin Çocuklardaki Belirtileri

Yalnızlığa bağlı depresyon

Kendine güvende düşüklük

Sosyal beceri eksikliğini fark edebilir

Kendini yetersiz gibi algılar

Bir eksikliğinin olduğunu bilir çünkü ilişki kuramaz

Yeni tanıştığı biriyle ilişkisini sürdüremez

Sohbeti başlatamaz

Dinleyici konumda kalır bu da kendine güvenini düşürür.

Depresyon ise ikincil olarak gelişir.



Tedavi

Sosyal fobinin tedavisinin güçlü bir seçeneği, bilişsel-davranışçı ve ilaç tedavilerinin birlikte uygulandığı bir yaklaşımdır. 

Sosyal fobide en sık uygulanan terapi şekli "Bilişsel ve Davranışçı Terapi"dir. Bilişsel terapide kaygı duyguları ve bu kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar vardır.

Sosyal Fobi İle Başaranlar

1. Princeton Üniversitesi Teorik fizik profesörü Albert Einstein "İzafiyet Teorisi" ile büyük bir başarıya imza atmıştır.

2. Neil Armstrong ayda yürüyen ilk insan.

3. Grammy ödüllü ünlü ingiliz şarkıcı Adele ve David Bowie bir dönem sosyal fobi ile mücadele etmişlerdir.


Sosyal Fobide Kendine Yardım Kitapları

Psikonet Yayınları

1. Panik Atakta

2. Eyvah, Kötü bir şey olacak!

3. Özgüveni Keşfedin


Sosyal fobi ve diğer korkularınızı yenme de ilk adımı atarak tedaviye yönlenmeniz, sosyal, ailevi, akademik ve mesleki yaşantınızda size büyük ufuklar açacaktır.

Yayınlanma: 01.06.2021 17:55

Son Güncelleme: 01.06.2021 18:31

Gülçe Cansu ŞİRVANCI
Gülçe Cansu ŞİRVANCI
Psikolog
Uzmanlıklar: Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, Depresyon ve Mutsuzluk, Ruhsal-Toplumsal, Kişisel ve Çevresel Diğer Koşullarla İlişkili Sorunlar
2011 yılında İstanbul Aydın Ünivers Devamını oku
Online Terapi
süre 50 dk
ücret 150
Yüz Yüze Terapi
Hizmet vermiyor
Bunları da sevebilirsiniz...
sema-terapi-nedir

“Sürekli size soğuk davranan kişilerle mi ilişkiler yaşıyorsunuz? En yakın hissettiğiniz kişilerin bile sizi umursamadığını ya da yeterince anlamadığını mı düşünüyorsunuz?Aslında bir şekilde kusurlu olduğunuzu ve sizi gerçekten tanıyan birinin sizi sevip kabullenmesinin olasılıklı olmadığını mı düşünüyorsunuz?Başkalarının ihtiyaçlarını kendinizinkilerden önde mi tutuyorsunuz? Böylece ihtiyaçlarınız hiç karşılanmıyor mu - hatta ihtiyaçlarınızın neler olduğunu bile bilmiyor musunuz?Başınıza korkunç bir şey geleceğinden - basit bir ağrının bile ciddi bir hastalığın belirtisi olabileceğinden mi korkuyorsunuz?Çevrenizden ne kadar takdir ve onay alırsanız alın, hala bunu aslında hak etmediğinizi düşünüyor ve kendinizi mutsuz mu hissediyorunuz?” (Young&Klosko, 2022, s.17)Ne kadar çabalasanız da başarılı olamayacağınızı ve diğerlerinden daha yetersiz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?Sürekli olarak daha fazlasını yapmanız gerektiğini ve yaptıklarınızın yetersiz olduğunu mu düşünüyorsunuz?Duygularınızı tam olarak hissedemiyor ya da yansıtamıyor musunuz? Karşıdaki kişiler genelde sizi soğuk mu buluyor?Hepsinin cevabı şema terapide, erken dönem uyumsuz şemalarda ve yaşam örüntülerinde. Şema terapi, çocuklukta karşılanmayan ya da fazla karşılanan duygusal ihtiyaçlar sonucunda oluşan yaşantıların şu anda karşımıza nasıl çıktığını anlamaya çalıştığımız ve hayatımızı zorlaştıran etkileri değiştirmeye çalıştığımız bir yaklaşımdır. Şu anda sürekli tekrarlanan durumlar, çocuklukta nerelerde bunların oluştuğu ya da karşımıza çıktığı, bunlarla nasıl baş ettiğiniz gibi konular şema terapinin ana konularıdır. Özellikle uzun süren, kronik sorunlar, ilişki problemleri ve kişilik bozuklukları şema terapide çalışılan alanlardandır. Bunlar dışında da birçok sorunda şema terapi yaklaşımı kullanılabilmektedir.Erken Dönem Uyumsuz Şemalar Nedir?Şema terapide öne çıkan kavramlardan biri erken dönem uyumsuz şemalardır. Erken dönem uyumsuz şemalar çocuklukta oluşmaya başlayan, deneyimlerle pekişen, kişilerin kendileri, hayat, diğer insanlar vs. hakkındaki bakış açılarını oluşturan yapılardır. Kişilerin duygularını, düşüncelerini, ilişkilerini ve davranış örüntülerini etkileyen örüntülerdir. Erken dönem uyumsuz şemalar herkeste vardır. Bir kişide sadece bir şema öne çıkabileceği gibi birkaç şema birlikte de görülebilir. Bunlar bazı zamanlarda, ortamlarda ya da kişilerle olan iletişimde artabilir ya da azalabilirler. Şema tetiklendiğinde yoğun olumsuz duyguyu da beraberinde getirir. Erken dönem uyumsuz şemalar özellikle kişilerarası ilişkilerde kendilerini gösterirler. Toplam 18 şema tanımlanmıştır: terk edilme, güvensizlik, duygusal yoksunluk, kusurluluk, sosyal izolasyon, bağımlılık, hastalık ve zarar karşısında dayanıksızlık, iç içe geçme, başarısızlık, haklılık, yetersiz özdenetim, boyun eğme, kendini feda, onay arayıcılık, karamsarlık, duyguları bastırma, yüksek standartlar ve cezalandırılma.Sürekli olarak diğerlerinin ihtiyaçlarına öncelik vererek kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atıyor olması kendini feda, en iyi olma ve daha iyisini yapma hissinin geliyor olması (mükemmeliyetçilik) yüksek standartlar, diğer insanlara göre kendinizi daha başarısız hissetmeniz başarısızlık, kendinizi diğer insanlardan daha uzakta ve dışta hissetmeniz sosyal izolasyon ve sevilmeye değer olmama düşünceniz kusurluluk şemasıyla ilgili olabilir. Bu düşünce, duygu ve yaşantılar farklı nedenlerle de ortaya çıkabilir. Bu nedenle bahsedilen durumları yaşıyor olmanız direkt bu şemalarla ilgili olmayabilir.Baş Etme Modları Nedir?Baş etme modları, şemalarla nasıl baş edildiğini göstermektedir. Baş etme modları 3’e ayrılmaktadır: teslim, kaçınma ve aşırı telafi. Teslim baş etme modunda kişiler şemalarının doğru olduğuna inanarak devam ederler. Kaçınma baş etme modunda şemanın doğrulanabileceği durumlara hiç girilmez ve bu yolla şema doğrulanmaz. Aşırı telafi baş etme modunda şemaların tam tersi kabul edilir ve bu inançla devam edilir. Baş etme modları çocukluktan itibaren öğrenilen sorunlarla baş etme yöntemleridir. Belli bir zamana kadar işimize yarayan yöntemler işlevselliğini kaybederek farklı sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir ve şemalarla sürdürülmesine neden olabilirler.Çocuk Modları Nedir?Genellikle yoğun olumsuz duyguları (üzüntü, öfke…) ortaya çıkaran alandır. Şemalar tetiklendiğinde çocuk/küçük halimizin kırıldığından, öfkelendiğinden… bahsedebiliriz.Ebeveyn Modu/Eleştirel Ses Nedir?Sürekli kafanızın içinde konuşan bazı sesler var mı? Bunlar eleştirel sesler olabilir. Sürekli neler yapmanız gerektiğinden bahseden bir ses, yapmamanız gereken şeyleri yaptığınız için sizi suçlayan bir ses ya da sizi aşağılayan ve sürekli kötüyen seslerden oluşabilirler.Sağlıklı Modlar Nedir?Sağlıklı modlar sağlıklı yetişkin modu ve mutlu çocuk modudur. Sağlıklı yetişkin modunda kişilerin bakış açısı gerçekçidir. Sağlıklı yetişkin modunun geliştirilmesiyle şema ve mod seslerinin kısılması amaçlanmaktadır. Çocuk halimizi de olumsuz duygulardan uzaklaştırarak mutlu ve oyun oynayan haline ulaştırmaya çalışıyoruz.Şemalar Nasıl Değişir?Şema terapi ile çalışma erken dönem uyumsuz şemaları tespit etmek ve bunların aktive olduğu zamanları fark etmekle başlar. Şemaların hangi olaylar ya da kişilerin etkisiyle ve ne zamanlarda ortaya çıktığı yani örüntüler belirlenir. Ortaya çıkan şemanıza isim veriyor olmak ne olduğunun anlaşılmasını kolaylaştırır. Şemanın hayatınıza etkisini değerlendirmek bakış açınızı değiştirir. Şema terapi sürecinde şemaların belirlenmesi için ölçekler de kullanılabilmektedir. Ölçekler sizdeki şemaların neler olduğunu, nasıl oluşmuş olabileceğini ve hayatınızdaki etkisini konuşabilmemizi kolaylaştırmaktadır. Bunları konuşarak başlıyor olmak şema dilini kazanmanızı da sağlamaktadır. Bunların konuşulmasıyla duygu, düşünce, davranış ve yaşanan olaylara karşı farkındalığınız artmaya başlar.Şemanızın nasıl oluştuğunu anlamak için çocukluktaki olayların ve etkilerinin belirlenmesi önemlidir. Şu anda hayatınızdaki şemaların belirlenmesinin ardından şemaların oluşumu belirlenerek şu anki zamanda yaşananların anlamlandırılması sağlanmaktadır. Şema seslerinin neler söylediğini ve bunlara dair kanıtlarını konuşuyor olmak zaman içerisinde şema bakış açısı yerine gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirmeyi kolaylaştırmaktadır. Şemalarla nasıl baş ettiğimiz ve davranış örüntülerinin bulunmasının ardından işlevsel baş etme yöntemlerinin konuşulması ile davranış değişikliklerinin gerçekleşmesi sağlanır. Şema terapi uzun süren bir psikoterapi yaklaşımıdır. Davranış değişikliklerinin görünür olması da zaman almaktadır.KaynakçaYoung, J. E., & Klosko, J. S. (2022). Hayatı Yeniden Keşfedin (28. Baskı).Sandy Kohen ve Diana Güler, Çev). İstanbul: Psikonet Yayınları.(Özgün kitabın basım tarihi, 2011).Young, J. E., Kolosko, J. S., & Weishaar, M. E., (2009)Şema terapi. T. Özakkaş (Ed.),(T.V. Soylu, Çev.)İstanbul: Litera. Yazıyı Oku

Uzman: Asena Hatice KILIÇ

Yayınlanma: 22.01.2023

Vajinismus yineleyici ve sürekli olarak, cinsel ilişkinin birleşme aşamasına her gelindiğinde vajinanın dış üçte birlik kaslarında ortaya çıkan istem dışı kasılmalara bağlı olarak cinsel birleşmenin mümkün olamaması durumuna verilen bir adlandırmadır.Bir ya da birden fazla sebepten dolayı birleşme gerçekleştiremeyen çiftlere ise “birleşemeyen çiftler (unconsumated marriage)” adı verilmektedir. “Vajinismus; kadının penis ya da herhangi bir cismin, vajinaya girişine izin vermek istediğini ifade etmesine rağmen yaşadığı zorlukların bütünüdür. Penis, parmak ve/veya başka bir objenin vajinaya girişine sürekli veya yineleyici bir biçimde izin vermeme zorluğudur. Genellikle ağrı, fobik kaçınma, pelvik kas kontraksiyonu, ağrı beklentisi ve korkusu vardır. Yapısal ya da fiziksel herhangi bir anormallik ya da bozukluk eşlik etmez.VAJİNİSMUSUN ALT BAŞLIKLARI : Vajinismus; ilk geceye, sekse, penise veya hymene dair yüklenen abartılı anlam ve cinsel korkular doğrultusunda kadının kaçınma, erteleme gibi öz savunma amaçlı bilinçdışı bazı fobik reaksiyonlar göstermesidir.Korku ve kaygının kaynağı somut olarak penisin vajinaya girişi ile büyük bir ağrı acı duyacağına dair beklentinin kendisi olabileceği gibi psikodinamik açıdan bilinçdışında yaşanan kadın olmaya dair kaygılar veya kadınlığın reddi de olabilir. İlk cinsel deneyimde yaşanan kaygılı bekleyiş genital hazzın önüne geçerek vajinanın kuru kalmasına ve pelvik taban kaslarının kasılmasının güçlenmesine yol açar. Birleşme pozisyonunun alınması ile beklenen ağrı duyusunun kısmi olarak bedende ve çoğunlukla da beyinde gerçekleşmesiyle vajina ve pelvik taban kasları istemsizce kasılır. Süreç ilk seferde tetiklendiğinden sonraki her denemede kasılmalar aynı şekilde yeniden tekrarlanır. Bu süreç kısa süre içinde kadın için içinden çıkılması neredeyse olanaksız bir kısır döngüye dönüşür. Verilen bu bilgilerle beraber belirtilmelidir ki, Vajinismus sadece vajina kaslarının istemsiz kasılması ile karakterize bir sorun değil ruhsal ve bedensel süreçlerin birlikte yaşandığı bir kriz halidir. Vajinismus tablosu yaşayan çoğu kadında, vajina kaslarının yanı sıra pelvik taban, bacak iç yan ve beden iskelet kasları istemsiz biçimde kasılmaktadır. İleri aşamalarda kaygının ve fobik reaksiyonun yoğunluğuyla kadın, partnerine karşı bilinçdışı bir savunma olarak itme, uzaklaştırmaya çalışma gibi tepkilerin yanı sıra ağlama krizleri, bilinç bulanıklığı ve bilinç kaybı (konversiyon) gibi reaksiyonlar da gösterebilir.Cinsel davranış ve inançlar kültürel ve sosyal etkilere çok açık olduğundan cinsel işlev bozukluklarının yapısında kültürün etkileri açık bir şekilde görülebilir. Batıda yapılan çalışmalarda tüm kadın cinsel işlev bozuklukları içinde en sık rastlananı azalmış cinsel istek olarak ortaya çıkmasına karşın Doğu ülkelerinde vajinismus ilk sıralarda yer almaktadır. Ülkemizde görülen tüm cinsel işlev bozuklukları arasında vajinismusun % 43-73 arasında değişen oranlarda ve ilk sırada yer aldığı görülmektedir. Vajinusmusun batı toplumlarına kıyasla doğu toplumlarında daha yüksek oranda görülmesi yetersiz cinsel eğitim, doğru varsayılan abartılı cinsel bilgiler (cinsel mitler) ve bekarete ilişkin yerleşik tabular gibi nedenlere bağlanmaktadır. Bu farklılığın oluşumunu etkileyen birçok faktör vardır. Bunlardan bazıları ; erkek-merkezli doğu kültürleri genç kızlara cinselliği, sadece üreme için gerçekleştirilen, eşin memnuniyeti ve tatmini için çok önemli bir olgu olarak sunar ve cinselliğin zevk veren bir aktivite olmadığını öğretirler. Bu faktöre ilaveten cinsel eğitimsizlik, kadınların kendi cinsel organlarını tanımamaları, bekaret kavramına verilen abartılı önem, cinsel deneyimin aşamalı gelişmeyip doğrudan cinsel birleşme ile başlaması ve genel cinsellik anlayışındaki tabular, vajinismusa doğu kültürlerinde daha sık rastlanılmasının nedenleri olarak görülmektedir Cinsel bilgisizlik veya yanlış bilgilenme sonucu oluşan önyargıların; cinselliğe ilişkin aşırı kaygı, suçluluk duyguları, gerçekçi olmayan beklentiler veya başaramama korkusuna ve dolayısıyla cinsel işlev bozukluklarına yol açtığı bilinmektedir . Paralel olarak, cinselliğe karşı olumsuz tutumların ve cinsel bilgisizliğin vajinismusa da yol açtığı düşünülmektedir. Kültürel etkenlerin getirdiği faktörlerin olgularının büyük çoğunluğunda -vajinismusun ortaya çıkışında - fazlaca rol oynadığı görüldüğü için psikososyal risk faktörlerinin daha çok göze çarptığı söylenebilir. . Bu durum göz önüne alındığında vajinismusun evrensel bir hastalık mı yoksa kültüre özgü ortaya çıkan bir sorun mu olduğu konusunu oldukça tartışmalıdır. Kültürel faktörlerin dışında Cinsel ihmal ve istismar gibi çocukluk çağı ruhsal travmalarının da vajinusmus etiyolojisinde önemli yerinin olduğu bilinmektedir.Vajinismus erkeklerine baktığımızda ise bu erkeklerin yüksek oranda cinsel ilişki deneyimi ya hiç yoktur ya da oldukça azdır. Vajinismus erkeklerinde vajinismusa yanıt olarak erken boşalma ve erektil disfonksiyona rastlanabilmektedir. Vajinismus erkeğinin kendisinde herhangi bir işlev bozukluğu gözlemlediğinde vakit kaybetmeden tedavi olması süreç açısından çok önem arz etmektedir.VAJİNİSMUS TEDAVİ SÜRECİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Çiftler tarafından vajinismusun ruhsal nedenlerle ortaya çıktığının açıklanması, vajinismik yanıt geliştiren kadının genital yapıları hakkında olumlu düşüncelere sahip olması, güçlü gebe kalma arzusu, daha sağlam cinsel bilgilere sahip olma,en az üçüncü cinsel tedavi seansına kadar psikiyatrik görüşmelere ve verilen ev ödevlerine iyi bir uyumun olması, tedavi öncesi evlilik ilişkilerinin iyi ve evlilik stres skorlarının düşük olması tedaviyi olumlu etkiler. Tedavi öncesi cinsel uyarılma ve ve istek sorunları olması, evlilik ilişkilerinde sorunlar, histrionik ya da narsistlik kişilik özelliklerinin olması, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma korkusu, vajinismus tedavisi için önceden ameliyat geçirme, Organik bozuklukların ve anne babalarının cinselliğe karşı olumsuz tutumları tedaviyi kötü etkiler. Ülkemizde cinselliğe yüklenen anlamdan ötürü, çiftler karşılaştıkları cinsel problemlerde destek alabilmek, tedavi arayışına girmek yerine maalesef pasif bir duruş sergileyebiliyorlar. Çevre ya da aileye de içinde bulundukları durumu utanç olarak yorumladıkları için aktaramayıp sancılı ve yıpratıcı döngünün içerisinde kalabiliyorlar.Oysa ki yaşanılan tüm bu güçlüklere karşın vajinismus en kolay tedavi edilebilen cinsel işlev bozukluğudur. Cinsel terapi ile bu sorun 10-15 seansta %90'ı aşan bir başarı oranı ile tedavi edilebilmektedir. Cinsel Terapi ile anatomi, cinsel işlev döngüleri, çeşitli cinsel birliktelikler gibi bilgiler de aktarılarak penis ve vajina birlikteliğinin sağlanmasına ilaveten çiftlerin cinsel repertuarlarının zenginleşip daha kaliteli birlikteliklere sahip olmaları da amaçlar arasındadır.Ben'in sahip olduğu başta vücudunuz ve cinsel organlarınız olmak üzere tüm bileşenlerle barışık olmanız dileğiyle.. Yazıyı Oku

Uzman: Sevim ARSLANKURT

Yayınlanma: 26.12.2022

Herkese merhaba..Bugün hepimiz için çok önemli bir konunun üzerinde durmak istedim. Hangi yaşta olursa olsun insanın hayatında çok etkilidir değer kavramı.. Doğamız gereği değerli hissetmek isteriz. Değerli hissetmediğimiz zaman da çok üzülebiliriz. Bize değer verilip verilmediğini gözlemleyerek ilişkilerimize devam ederiz. Bu durum arkadaşlık için de romantik ilişki için de geçerlidir. Bazı insanlar değer görmediklerini anladıkları zaman ilişkiyi keserler. Bir ilişkide kolayca arkalarını dönüp gidebilirler. Bu kişiler kendileriyle barışık, kendilerini seven kişilerdir. Kendilerine diğerlerinden daha fazla değer verirler.Kendi değerlerinin farkındadırlar. Hayattan keyif alırlar. Özgüvenleri de yüksektir. Bu kişilerin psikolojik sağlamlığı fazladır. Bir de kendiyle barışık olmayan, kendini sevmeyen, mutsuz insanlar vardır ki..İşte bu insanlar kendine değer vermek ve değerli hissetmekle ilgili sorunlar yaşarlar. Onu üzen, inciten toksik bir ilişkiyi kolayca bitiremezler.Karşısındaki insan ona ne yaparsa yapsın , onu ne kadar incitirse incitsin ilişkiyi bırakamazlar. Kendilerini değersiz gördükleri için bu davranışlara layık olduklarını düşünürler. Çünkü kendi değerinin farkında değildir bu kişiler. Diğerlerine kendisinden daha fazla değer vermektedirler. Başkalarından da ısrarla aynı değeri görmeyi beklerler. Göremedikleri zaman öfke ve hayal kırıklığı yaşarlar. Başkalarından beklentileri yüksektir. Örneğin ; kişi birine çok fazla değer verir, aynı oranda da değer görmeyi bekler. Kendisinin verdiği değer gibi değer göreceğinden çok emindir. Ama karşıdaki kişi kendisine daha çok değer vermektedir. Bu durumda birey kişiye karşı büyük bir öfke duyar ve ilişkiyi bitirebilir. Daha sonra belki başka birinde bunu denemek ister. Yine aynı şeyler yaşanır. Bu kısırdöngü böyle devam edip gider... Kendini değersiz hisseden bireyler bu duyguyu o kadar yoğun yaşarlar ki değer görseler bile bu onlara yetmez. Çünkü içlerinde değer eksikliği taşırlar. Bu sebeple sürekli değer görmediklerinden , değersiz hissettiklerinden bahsedip dururlar. Tabi bu yanlış bir algıdır. Aslında değer de görüyorlardır , seviliyorlardır da. Ama kendilerinin dolduramadığı eksikliği başkalarının doldurmasını istedikleri için verilen değerden doyum sağlayamazlar. Değersiz olduklarına ve değer görmediklerine dair inançları yüksektir. Bu kişilerin kendiyle alakalı bilişsel çarpıtmaları olduğunu söyleyebiliriz.Çocuklukta yaşadıkları bazı olumsuz durumlar, anne ve babanın sevgisiz, ilgisiz tutumları değersizlik duygusuna neden olmuş olabilir.Hatta çocuk bu duyguyu içselleştirmiş olabilir. Anne babanın eleştirel söz ve davranışları yetişkinlikte iç ses olarak ortaya çıkar. Yani değersizim düşüncesi ebeveyn tutumlarından dolayı oluşan bir iç sestir aslında.Aynı zamanda çocuğa kendine değer vermesi öğretilmemiş olabilir, çocuk bu duyguyu hiç keşfetmemiş olabilir.( Çünkü duygular çocuklukta öğrenilmiş şeylerdir). Bu sebeplerden dolayı değersizlik duygusu yaşanabilir. Kişi bu duyguyu çok derinden hisseder. O kadar içsel bir duygudur ki en ufak bir olayda bu duygu tetiklenir, öfke ve üzüntü olarak ortaya çıkar. Bazen başa çıkması çok güç olabilir. Kişi bunu ister istemez başkasına yansıtabilir. Bu da çok büyük problemlere yol açar.Değersizlik Duygusundan Nasıl Kurtulabiliriz? Öncelikle bireye gerçekten değerli hissettiği bir anının olup olmadığı sorgulatılmalı ve gerçek dışı düşüncelerinin olduğu fark ettirilmelidir. Kişinin değerli olduğuna dair kanıtları ona göstermemiz gerekir . Bu da psikoterapi ile mümkündür. Değersiz hissetmekle alakalı iç sesten bahsetmiştim. Bu iç sesi susturmamız gerekir. Bunu da iç sesin hangi zamanlarda, nasıl tetiklendiğini bularak yapabiliriz. İç sesi ortaya çıkartan duygu veya düşünceyi fark edebilirsek ben değersizim düşüncesinin aslında sadece bir düşünceden ibaret oluğunu anlarız ve kendimizi bu düşünceden ayrıştırabiliriz. Böylece iç sesi kontrol altına alırız. Değer kavramının her insanda farklı olduğunu bilmek de bize fayda sağlayabilir. Herkesin değer algısı farklıdır. Kimi az , kimi çok değer gösterir. Herkesin değer gösterme biçimi farklıdır. Bunları iyi ayırt etmek gerekir. Bu konuyla alakalı da bir psikoeğitim alınabilir. Değersizlikten kurtulmanın en önemli yolu ise kendine değer vermektir. Kendimize değer verdiğimiz zaman diğerlerinden değer görmeye ihtiyacımız kalmaz. İçimizdeki yoksunluk kendimize verdiğimiz değerle ortadan kalkar çünkü. Böylece başkalarına karşı bir beklentiye girmeyiz, başkalarının mutlu etmesini beklemeyiz. Çünkü kendi kendimize mutluyuzdur. Burada fark etmemiz gereken en önemli nokta kendimize değer verirsek zaten diğerleri için de değerliyizdir. Yani kendi değerimizin farkına varıp kendimizi seversek başkaları da bizim değerimizi bilir. Bu nedenle önce neden kendimizi sevmediğimizi keşfetmeli, sonra bununla yüzleşmeli ve kendimizi affetmeliyiz. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Eğer anne- babadan kaynaklı sorunlar varsa onlarla yüzleşmeli ve onları affetmeliyiz. Bunu terapide terapistle yapabilir, ebeveynle yüzleşebiliriz. Yine terapide ne kadar değerli olduğumuzu onlara söyleyerek rahatlayabiliriz.Bu yöntemlerle değersizlik duygusundan kurtulabiliriz. Şunu unutmayalım biz kendimizi değerli hissedip seversek başkaları da bizi sever. Kendini sevmeyen birini kimse sevmez değil mi? Önce kendimizi sevelim, kendimize saygı duyalım,kendimize değer verelim.. Hiç kimse için olmasa bile kendimiz için bunu yapalım. Çünkü her insan kendine has ve özeldir. Kendi değerinin farkında olmak çok değerlidir. Çünkü siz değerinizi bilmezseniz kimse bilmez. İnsanın sadece insan olduğu için bile değerli olduğunu unutmayalım. Değersizim diye düşünenlerin bile mutlaka değerli hissettiği bir anı olmuştur. Bunun aksini iddia etmek yanlış olur. Her ne kadar kusurlu da olsak değerli olduğumuzu her zaman hatırlamamız gerekir. Çünkü değersizlik duygusunu yenememek bizi depresyona sürükleyebilir. Bu nedenle kendimizi hatalarımızla, kusurlarımızla kabul etmemiz gerekir. Kendimize değer vermek kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeye bağlıdır. Hayatta ayrılıklar , vazgeçişler olabilir. Bunlar çok normaldir. Hayatınızdan gidenler olabilir. Kim giderse gitsin gitmeyen tek bir kişi var o da kendiniz.. Kendinize çok iyi bakın. Değerinizin farkında olmanız dileğiyle... Yazıyı Oku

Uzman: Sultan AYTEKIN

Yayınlanma: 23.09.2022