1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Ayrılıklardan Sonra Depresyon: Belirtileri, Tedavileri ve İpuçları

Ayrılıklardan Sonra Depresyon: Belirtileri, Tedavileri ve İpuçları

Gerçek olalım: Ayrılıklar acımasız olabilir. Eğer buradaysanız, muhtemelen bu tür duygusal acıyı ilk elden hissetmişsinizdir.

Yalnız olmadığınızı bilmek güven verici olabilir; örneğin, üniversite ilişkilerinin çoğu ayrılıkla sonuçlanıyor. Ancak istatistikler kalp kırıklığınızı hafifletmez; bu bir çeşit kederdir.

Ayrılıklar her türlü önemli değişikliği beraberinde getirir, benlik duygunuzu ve planlarınızı sarsar. Bu çalkantılar sizi sıkıntılı, endişeli ve üzgün hissetmenize neden olabilir. Bir ayrılıktan sonra üzüntü duyguları normal olsa da, bazen devam edebilir veya zamanla kötüleşebilir ve potansiyel olarak depresyona yol açabilir.

Bu da yaygındır. 2021'de ABD'li yetişkinlerin yüzde 8,3'ü depresyon yaşadı. Yine de umut var. Depresyon, bir ilişkinin sona ermesinden veya başka bir sebepten dolayı tedavi edilebilir. İşler daha iyiye gidebilir.


İleride, depresyonun yaygın belirtilerini özetleyeceğiz, bunları ayrılık üzüntüsünden ayıracağız, baş etme stratejilerini keşfedeceğiz ve kırık bir kalpten kurtulmanıza ve yeniden kendiniz gibi hissetmenize yardımcı olacak etkili tedavi seçeneklerini paylaşacağız.


Ayrılık Sonrası Depresyon Belirtileri

Genel olarak depresyon gibi, ayrılık sonrası depresyon da hem fiziksel hem de duygusal belirtilerle ortaya çıkabilir.

Bazı depresyon belirtileri şunlardır:

• Değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları

• Duygusal sıkıntı

• Boş, sinirli, veya huzursuz hissetmek

• İştahta ve gastrointestinal semptomlarda değişiklikler

• Konsantrasyon zorluğu ve kararsızlık

• Baş ağrısı, kramp ve diğer fiziksel ağrılar

• Genellikle keyif aldığınız aktivitelere karşı ilgi veya zevk kaybı

Bu semptomlar ayrılıktan hemen sonra ortaya çıkabilir, ancak yerleşmeleri daha uzun sürebilir. Bazen, ayrılık gibi tetikleyici bir olaydan sonra depresyon belirtilerini hissetmeniz günler, haftalar ve hatta daha uzun sürebilir.


Ayrılık Sonrası Depresyon: Nedenleri ve Risk Faktörleri

Majör depresif bozukluktan, mevsimsel duygusal bozukluğa ve adet öncesi disforik bozukluğa kadar çeşitli depresyon türleri vardır.

Stresli yaşam olayları bazen durumsal depresyon veya reaktif depresyon olarak da adlandırılan klinik depresyona da yol açabilir. Bir ayrılık, kendinizi ihanete uğramış veya depresyonda hissetmenize neden olabilecek, kimliğinizi ve günlük yaşamınızı bozabilecek önemli yaşam değişiklikleri potansiyeli nedeniyle bu kategoriye girebilir.


İlişkiler sona erdiğinde nörolojik bir şeyler de oluyor.

Araştırmalar, şehvet ve çekimden bağlanmaya ve maalesef reddedilme veya ayrılığa kadar ilişkilerin çeşitli aşamalarında kimyasal reaksiyonların meydana geldiğini göstermektedir. Testosteron ve östrojen gibi seks hormonları, "stres" hormonları olan dopamin ("iyi hissetme" kimyasalı) ve norepinefrin ve kortizolün yanı sıra bu süreçte önemli roller oynar. Oksitosin yakınlık, bağlantı ve mahremiyet duygularını teşvik eder.

Harika bir randevunun ardından yaşanan heyecanı veya "Seni seviyorum" sözünü duymanın sakinliğini düşünün; bu duygular kısmen beyin kimyası tarafından yönlendirilir. Bir ilişki sona erdiğinde dopamin ve serotonin seviyeleri sıklıkla düşer. Bu nörotransmitterlerin her ikisi de zevk ve mutlulukla bağlantılıdır, dolayısıyla azalan seviyeleri depresyona katkıda bulunabilir.

Ayrılık yaşayan insanlar üzerinde yapılan küçük bir çalışmada yapılan beyin taramaları, romantik reddedilmenin bağımlılığa bile benzeyebileceğini, aşırı istek, yoksunluk ve depresyon gibi semptomları tetikleyebileceğini ortaya çıkardı. Bu, ayrılıklarla ilişkili bazı yoğun duyguları açıklamaya yardımcı olabilir.


Ayrılık Sonrası Depresyon İçin Risk Faktörleri

Çoğu insan ayrılığın ardından bir alışma dönemi yaşar ancak bu sürenin zorluğu bireysel risk faktörlerine göre değişiklik gösterebilir.

Ayrılıktan sonra depresyona yol açabilecek bazı risk faktörleri şunları içerebilir:

• Değişikliklere ve stres faktörlerine karşı duygusal tepkileri günlük işleyişi etkileyecek noktaya kadar düzenlemede zorluğa neden olan uyum bozukluğu

• Depresyon veya anksiyete öyküsü

• Kendine güvensizlik

• Aynı anda birden fazla olumsuz yaşam olayının meydana gelmesi

• Beklenmedik bir ayrılık veya sadakatsizlik gibi travmatik sonlar

Özetle, romantik bir ilişkinin bozulması gerçekten de depresyonu tetikleyebilir.


Depresyon Olduğunu Nasıl Anlarız?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, ayrılıklardan sonra üzgün veya boş hissetmek, ruh hali değişimleri gibi duygusal düzensizlikler de çok yaygındır.

Ancak ayrılık sonrası normal duygular ile depresyon gibi daha ciddi bir zihinsel sağlık durumu arasında ayrım yapmak zor olabilir.

Önemli bir fark, depresyonun kalıcı, sürekli ve yaygın değersizlik, üzüntü ve umutsuzluk duygularını içermesidir. Buna karşılık, ayrılık sonrası hüzünler dalgalanma eğilimindedir ve her ana hakim olamayabilir.

Depresyon tanısı konulabilmesi için en az iki hafta boyunca günlük işleyişinizi önemli ölçüde etkileyen belirtilerin olması gerekir.

Teşhisiniz ne olursa olsun, umutsuzluk duyguları, şiddetli yorgunluk veya kendine zarar verme düşünceleri ortaya çıkarsa derhal profesyonel yardım almanız önemlidir.


Ayrılık Depresyonunun Tedavileri

Duygularınız zamanla iyileşmiyorsa veya günlük yaşamda faaliyet göstermenizi zorlaştırıyorsa, profesyonel yardım almanın zamanı gelmiş olabilir.

Belirtilerinize bağlı olarak hem tedavi hem de ilaç seçeneklerini düşünebilirsiniz. Aşağıda her iki tedavi türünü de inceleyeceğiz.


Terapi Yapmayı Düşünün

Depresyon için birkaç farklı terapi türü vardır. Ayrılıklar için aşağıdakiler dikkate alınmaya değer olabilir:

• Bilişsel-davranışçı terapi (BDT). Araştırmalar bilişsel-davranışçı terapinin depresyonu etkili bir şekilde tedavi edebildiğini göstermektedir. BDT, insanların zararlı davranışları körükleyen sağlıksız ve olumsuz düşünce kalıplarını tanımlamalarına ve bunları değiştirmenin yollarını bulmalarına yardımcı olur. Amaç, insanlara semptomlarını daha iyi yönetmelerine ve ayrılıklar ve flört gibi gelecekteki stres etkenleriyle baş etmelerine yardımcı olmak için başa çıkma becerilerini öğretmektir.

• Kişilerarası terapi. Duygudurum bozukluklarını gidermek ve ilişkileri geliştirmek için özel olarak tasarlanmış bir konuşma terapisi türü olan kişilerarası terapi, ayrılıktan sonra depresyona giren biri için harika bir araç olabilir. Bazı araştırmalar ayrıca kişilerarası terapinin genel olarak depresyonu etkili bir şekilde tedavi ettiğini öne sürüyor.


İlaç Tedavisinin Gerekli Olup Olmadığını Öğrenin

Terapi, öz saygıyı yeniden inşa etmeye ve bir ayrılığın ardından toparlanmaya başlamanın harika bir yolu olsa da ruh sağlığı uzmanları da ilaç tedavisi önerebilir.

Antidepresanlar bazen yukarıda açıklanan tedavilerden birine destek olarak kullanılır. Bazı seçenekler şunları içerir:

• Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI'lar). SSRI'lar, depresyonu tedavi etmek için reçete edilen en yaygın antidepresan türlerinden bazılarıdır. Beyindeki serotonini artırarak çalışırlar.

• Serotonin-norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI'ler). Bunlar SSRI'lara benzer şekilde çalışır, ancak vücuttaki bir stres kimyasalı olan norepinefrini ve serotonini hedef alırlar.

• Atipik antidepresanlar. Genellikle atipik bir antidepresan olarak adlandırılan Bupropion, norepinefrin-dopamin geri alım inhibitörleri (NDRI'ler) adı verilen bir antidepresan sınıfına aittir. Beyindeki ruh halini, bilişsel işlevi ve davranışı düzenlemeye yardımcı olan norepinefrin ve dopamin miktarını artırarak depresyon semptomlarını hedef alır.


Ayrılıkla Başa Çıkmanın Diğer Yolları

Yukarıdaki tedavilerin tümü yardımcı olsa da, kalp kırıklığıyla uğraşırken sağlıklı alışkanlıkları günlük yaşamınıza dahil etmek de önemlidir. Kişisel bakım uygulamak herkes için farklı görünebilir, ancak işte bazı fikirler:

• Sevdiklerinize ulaşın. Bir destek sistemine sahip olmak, iyileşirken harikalar yaratabilir. Çevrenizdeki herhangi birine ulaşmakta kendinizi rahat hissetmiyorsanız bir destek grubuna katılmayı düşünün.

• Sosyal medyayı akıllıca kullanın. Özellikle daha önce özgüven sorunlarına yol açmışsa, sosyal medyadan kaçınmak en iyisi olabilir. Sağlığınız şu anda muhtemelen daha kırılgan, bu nedenle kendinizi başkalarıyla karşılaştırma eğilimindeyseniz veya eski sevgilinizi görme riskiyle karşı karşıyaysanız kaydırma sürenizi sınırlayın.

• Sınırları belirleyin. Bir çalışma, eski sevgilinizi sosyal medyada görmenin iyileşme sürecini daha karmaşık hale getirebileceğini gösterdi. Algoritmalar önemli bir rol oynasa da eski sevgilinizi takip etmeyi bırakabilir, onun içeriğinizi görüntüleme yeteneğini sınırlayabilir veya onu engelleyebilirsiniz.

• Aktif kalın. Egzersiz yapmak, özellikle antrenmanınızı açık havada yapıyorsanız, ayrılık düşüncesinden kurtulmanın harika bir yoludur. Araştırmalar, egzersiz yaptığınızda beyninizin, ruh halinizi yükselten ve ağrıyı azaltan bir hormon olan endorfin salgıladığını ve doğanın sakinleştirici bir destek sağlayabileceğini gösteriyor.

• Bütün yiyecekleri yiyin. Yağsız protein (balık ve tavuk gibi), meyveler, sebzeler ve tam tahıllardan oluşan sağlıklı bir diyet yemek, daha enerjik hissetmenize yardımcı olabilir. Bazı sağlıklı yiyecekler depresyonla mücadeleye bile yardımcı olabilir.

• Sabırlı olun. Ayrılık depresyonunun ne kadar sürdüğünü merak ediyor olabilirsiniz. Kesin bir cevap olmasa da tedavi aramak ve özgüveninizi artırmak için küçük şeyler yapmak iyileşme sürecinizi başlatacaktır. Bir çalışma, ayrılıkların kendini keşfetme ve duygusal gelişim dahil olmak üzere olumlu sonuçlar verebileceğini buldu.


Ayrılık Sonrası Depresyon: Son Düşünceler

Ayrılıklar nadiren kolaydır. Reddedilme ve üzüntü duygularıyla baş etmek duygusal açıdan acı verici olabilir ve bazen ayrılıklar depresyonu tetikleyebilir. Ayrılık sonrası depresyon hakkında akılda tutulması gerekenler:

• Bir ilişki sona erdiğinde dopamin ve serotonin seviyelerinde bir düşüş yaşayabilirsiniz. Her iki kimyasal da ruh halinin düzenlenmesinde rol oynuyor ve daha düşük seviyeler depresyonla ilişkilendirilebiliyor.

• Depresyonun bazı belirtileri arasında duygusal sıkıntı, değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları ve genellikle keyif aldığınız aktivitelere karşı ilgi veya zevk kaybı yer alır.

• Ayrılık sonrası üzüntü depresyona benzeyebilir. Bununla birlikte, bir kişinin klinik depresyon tanısı alabilmesi için belirtilerin en az iki hafta boyunca tutarlı bir şekilde ortaya çıkması gerekir.

Yukarıdakiler varsa, depresyon için profesyonel yardım aramanın zamanı gelmiş olabilir. Depresyon için BDT ve KITP gibi konuşma terapilerinin yanı sıra SSRI'lar ve SNRI'ler gibi antidepresanlar da dahil olmak üzere birkaç tedavi vardır.

İster üzgün hissediyor olun, ister depresyonda olduğunuzu düşünüyorsanız, bu üzgün anınızda kendinize iyi bakmanız önemlidir. Aktif kalmak, sosyal medyayı akıllıca kullanmak ve sevdiklerinize beraber olmak, bunların hepsi kişisel bakım eylemleri olabilir.

Bir ayrılığın ortasındayken işlerin daha iyiye gideceğini görmek zor olabilir. Ancak ayrılık sonrası depresyon hakkında bilgi alarak zaten ilk adımı atmış oldunuz. Sizi görüyoruz ve iyileşme yolculuğunuzu desteklemek için buradayız.

Depresyonda olabileceğinizi düşünüyorsanız ve bir adım daha atmaya hazırsanız, iyileşmenize yardımcı olabilecek seçenekleri gözden geçirmek için bir psikiyatri uzmanıyla veya BENİMLE online bir görüşme planlayabilirsiniz.

Yayınlanma: 24.11.2024 09:47

Son Güncelleme: 24.11.2024 09:47

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Depresif Bozukluklar
Varoluşsal Anlam Arayışı
Yalnızlık
+7
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi

Hayatınızda başkalarının taleplerini kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyduğunuz kaç an var? Arkadaşınızı kırmamak için gittiğiniz o yorgun akşam yemeği, iş yerinde aslında göreviniz olmayan ama "hayır" diyemediğiniz için üstlendiğiniz projeler veya ailenizin beklentileri altında ezilen kendi istekleriniz... Eğer sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendinizden bir şeyler eksildiğini hissediyorsanız, özgüveninizin en büyük düşmanıyla tanışıyor olabilirsiniz: Sınır koyamama sorunu.Peki, neden "hayır" demek bu kadar zor? Neden sınırlarımızı korumaya çalıştığımızda suçluluk duyuyoruz? Bu yazıda, sınır çizmenin psikolojik temellerine inecek ve özgüvenle bağını keşfedeceğiz.1. Sınır Çizmek Neden Bu Kadar Zor?Psikolojide sınır koyamama davranışı, genellikle geçmişte edindiğimiz bazı temel inançlarla (şemalarla) yakından ilgilidir. Özellikle Şema Terapi ekolü çerçevesinden baktığımızda, şu şemalar sınır çizmemizi engelleyen ana unsurlardır:Boyun Eğicilik Şeması: Kişinin, başkaları tarafından kontrol edilme veya cezalandırılma korkusuyla kendi isteklerini bastırmasıdır. "Eğer hayır dersem beni sevmezler" veya "Öfkelenirlerse bununla baş edemem" düşüncesi bu şemanın temelidir.Kendini Feda Şeması: Başkalarının acı çekmesini engellemek veya onlara yardımcı olmak adına kendi ihtiyaçlarını tamamen göz ardı etmektir. Bu kişiler genellikle çevrelerinde "çok yardımsever" olarak bilinirler ama iç dünyalarında derin bir boşluk ve tükenmişlik hissederler.Onay Arayıcılık Şeması: Öz-değerini sadece başkalarından gelen takdir ve onaya bağlamaktır. "Hayır" demek, karşı taraftan gelecek olumsuz bir tepki riskini göze almak demektir ve onay arayıcı birey için bu risk çok korkutucudur.2. Sınır Çizmemenin Bedeli: Kronik Yorgunluk ve TükenmişlikSürekli olarak başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmak, sadece zihinsel bir yük değil, aynı zamanda fiziksel bir yorgunluk kaynağıdır. Sınır çizemeyen bireylerde sıklıkla kronik stres, uyku bozuklukları ve psikosomatik ağrılar (özellikle omuz ve boyun ağrıları) gözlemlenir. Zihin sürekli olarak "Acaba birini kırdım mı?" veya "Sıradaki istek ne olacak?" kaygısıyla meşgul olduğu için, dinlenme anlarında bile gerçek bir rahatlama yaşanamaz. Bu durum uzun vadede tükenmişlik sendromuna (burnout) ve yaşama karşı duyulan ilginin azalmasına yol açabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı ertelemek, bir süre sonra öz-şefkat duygusunun kaybolmasına neden olur.3. İş Hayatında Profesyonel Sınırlar: Kariyerinizi KorumakPek çok danışanım, özellikle iş hayatında sınır çizmenin "tembellik" veya "başarısızlık" olarak algılanmasından korkar. Oysa sağlıklı sınırlar, sizi daha verimli bir çalışan yapar. Her şeye "evet" dediğinizde, asıl odaklanmanız gereken öncelikli işlerinizdeki kalite düşer. Profesyonel sınırlar; mesai saatlerinize sadık kalmak, uzmanlık alanınız dışındaki işleri nezaketle reddetmek ve mola zamanlarını korumaktır. Unutmayın, iş yerinde çizilen sınırlar sizi "zor biri" yapmaz; aksine, zamanını ve emeğini doğru yöneten "saygın biri" yapar.4. Sınırlar ve Özgüven Arasındaki Kritik BağÖzgüven, sadece "ben yapabilirim" demek değildir; özgüven aynı zamanda "benim ihtiyaçlarım da önemli" diyebilme cesaretidir. Sağlıklı sınırları olmayan bir bireyin özgüveni sürekli dış faktörlere bağlıdır. Başkaları sizi onayladığında kendinizi iyi, eleştirdiğinde ise değersiz hissedersiniz.Sınır çizmek, kendinize olan saygınızı koruma biçiminizdir. Kendi alanınızı koruduğunuzda, zihninize şu mesajı gönderirsiniz: "Benim zamanım, enerjim ve duygularım kıymetli." Bu mesaj içselleştirildikçe, dışarıdan gelen onaya olan ihtiyacınız azalır ve gerçek özgüven inşa edilmeye başlar.5. Sınır Koyma Türlerini TanıyalımSınırlar sadece fiziksel değildir; yaşamın pek çok alanına yayılırlar:Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularından kendinizi sorumlu tutmamaktır. Bir yakınınız mutsuz olduğunda onu teselli edebilirsiniz, ancak onun mutsuzluğunun "sebebi" veya "çözümü" siz olmak zorunda değilsiniz.Zihinsel Sınırlar: Kendi düşünce ve inançlarınızı korumaktır. Başkalarının fikirlerine saygı duyarken, onlarla aynı fikirde olmama hakkınızı saklı tutmaktır.Zaman ve Enerji Sınırları: Sınırlı olan vaktinizi ve enerjinizi kime, ne kadar ayıracağınıza karar vermektir. "Bu akşam kendime vakit ayırmak istiyorum" demek, meşru bir sınırdır.6. Suçluluk Duymadan "Hayır" Demek Mümkün Mü? Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bize duygulardan kaçmak yerine onlarla nasıl yaşayacağımızı öğretir. Sınır koyduğunuzda suçluluk hissetmeniz çok normaldir; çünkü zihniniz eski alışkanlıklarını korumaya çalışıyordur.Duyguyu Gözlemleyin: Suçluluk geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an zihnim bana başkalarını hayal kırıklığına uğrattığımı söylüyor ve bu yüzden suçluluk hissediyorum" diyerek duyguyu etiketleyin.Değerlerinize Odaklanın: Sınır koyduğunuzda neye "evet" dediğinizi düşünün. Arkadaşınıza "hayır" derken, belki de kendi dinlenme ihtiyacınıza veya ailenize ayıracağınız vakte "evet" diyorsunuzdur.Bilişsel Yeniden Yapılandırma (BDT): "Hayır dersem bencil biriyim" gibi otomatik düşüncelerinizi, "Kendi sınırlarımı korumak beni bencil değil, sağlıklı bir birey yapar" gibi daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin.7. Profesyonel Destek Almanın ÖnemiSınır çizme sorunu genellikle çok derinlerde yatan değersizlik ve yetersizlik hislerinden beslenir. Yılların getirdiği bu kalıpları tek başına değiştirmek bazen direnç yaratabilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci; sınır koymanızı engelleyen çocukluk şemalarınızı fark etmenizi sağlar, güvenli ve yargısız bir alanda "hayır" deme pratiği yapmanıza yardımcı olur ve sosyal fobi veya anksiyete gibi sınır koymayı zorlaştıran diğer etmenleri ele almanıza imkan tanır.8. Kendi Değerinizi Yeniden TanımlayınSınır çizme yolculuğu, aslında kendinize verdiğiniz değeri yeniden keşfetme sürecidir. Başkalarını mutlu etmek için harcadığınız o muazzam enerjiyi, kendi iç dünyanızı iyileştirmeye ve öz-şefkat geliştirmeye yönlendirdiğinizde hayatınızdaki dengelerin nasıl değiştiğine şaşıracaksınız. "Hayır" demek, köprüleri yıkmak değil; kendi bahçenizin kapılarını sadece gerçekten davet etmek istediğiniz kişilere açmaktır.Bu süreçte zorlandığınız her an, bu değişimin sadece bir alışkanlık değişikliği değil, derin bir özgürleşme adımı olduğunu hatırlayın. Terapi odası, bu özgürleşme yolunda size güvenli bir laboratuvar sunar. Kendi ihtiyaçlarınızın sesini duymaya başladığınızda, sadece kendinizle değil, çevrenizle olan bağlarınızın da çok daha samimi ve dürüst bir zemine oturduğunu göreceksiniz. Siz, sınırlarınızla ve olduğunuz halinizle değerlisiniz.Unutmayın; "Hayır" bir tam cümledir ve herhangi bir açıklama gerektirmez. Kendi hayatınızın sınırlarını belirlemek, kendinize verdiğiniz en büyük değerdir. KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Şema Terapi: Uygulamacı Kılavuzu.Beck, J. S. (2011). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi.Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Kabul ve Kararlılık Terapisi.Neff, K. (2011). Öz-Şefkat: Kendinize Karşı Nazik Olmanın Kanıtlanmış Gücü.
Şevval TAŞ 04.02.2026

İçimizdeki Sahtekar: Imposter Sendromu Nedir?

Hayatınızda her şey dışarıdan bakıldığında "yolunda" görünse de, iç dünyanızda bitmek bilmeyen bir huzursuzluk mu var? İyi bir kariyer, sevgi dolu bir aile ya da akademik başarılar bile kendinizi "gerçekten başarılı" hissetmenize yetmiyor mu? Eğer içinizdeki bir ses sürekli olarak başarınızın bir "tesadüf" olduğunu, aslında yeterince zeki veya yetenekli olmadığınızı ve bir gün herkesin bu "gerçeği" anlayacağını fısıldıyorsa; muhtemelen imposter (Sahtekarlık) sendromu ve derin bir yetersizlik hissiyle karşı karşıyasınız demektir.Peki, neden kendimize karşı bu kadar acımasızız? Neden başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendimizden esirgiyoruz? Bu yazıda, yetersizlik hissinin psikolojik kökenlerine inecek ve bu döngüden çıkış yollarını bilimsel ekoller ışığında inceleyeceğiz.1. Yetersizlik Hissi Nereden Gelir? Geçmişin Bugünkü YansımalarıPsikolojide hiçbir duygu sebepsiz değildir. Bugün hissettiğiniz yetersizlik duygusu, genellikle çocukluk döneminde atılan tohumların bir sonucudur. Özellikle Şema Terapi ekolü, bu durumu "Erken Dönem Uyumsuz Şemalar" ile açıklar. Zihnimizde çocuklukta oluşan bu kalıplar, birer gözlük gibidir ve dünyayı bu gözlüklerin renginde görmemize neden olur.Kusurluluk Şeması: Eğer çocukken duygusal ihtiyaçlarınız tam olarak karşılanmadıysa veya sürekli eleştirildiyseniz, "Ben temelde kusurluyum ve eğer insanlar beni gerçekten tanırsa benden uzaklaşırlar" inancını geliştirmiş olabilirsiniz. Bu inanç, yetişkinlikte kendinizi sürekli saklamanıza veya aşırı telafi mekanizmaları geliştirmenize yol açar.Yüksek Standartlar Şeması: Bazı aile yapılarında sevgi, performansa bağlıdır. Sadece "en iyi" olduğunuzda takdir edildiyseniz, yetişkinlikte kendinize hata yapma alanı bırakmayan, acımasız bir iç ses geliştirirsiniz. Bu şema altındaki kişi için "iyi", asla yeterli değildir; sadece "mükemmel" kabul edilebilirdir.Başarısızlık Şeması: Kişinin kendini akranlarıyla kıyasladığında her zaman daha yeteneksiz, daha şanssız veya daha başarısız hissetmesidir. Kişi gerçekten başarılı olsa bile, bu başarıyı dışsal faktörlere (şans, başkasının yardımı, kolay sınav vb.) bağlar; başarısızlığı ise tamamen kendi beceriksizliği olarak görür.2. Modern Dünyanın Tuzakları: Sosyal Medya ve "Mükemmel" Hayatlar İllüzyonuİçsel şemalarımızın üzerine bir de günümüzün dijital dünyası eklendiğinde, yetersizlik hissi kaçınılmaz hale gelebiliyor. Sosyal medya, bizlere başkalarının hayatlarının sadece "en parlak" anlarını sunar. Ancak biz kendi hayatımızın mutfağını, dağınıklığını, sabahki yorgunluğunu ve geceki kaygılarını biliyoruz. Başkasının "sahne önü" ile kendi "sahne arkamımızı" kıyaslamak, adil olmayan bir yarıştır.Sürekli maruz kalınan "ideal beden", "ideal kariyer" ve "ideal ebeveynlik" görselleri, zihnimizdeki "yeterli değilim" inancını her gün yeniden besler. Bu durum, bireyin kendi özgün değerlerinden uzaklaşmasına ve başkalarının onayına bağımlı bir yaşam sürmesine neden olur.3. İş Hayatında ve Akademik Yaşamda YetersizlikYetersizlik hissi en çok performans sergilediğimiz alanlarda bizi yakalar. İş hayatında yeni bir sorumluluk aldığınızda ya da akademik bir başarı elde ettiğinizde gelen o "Acaba hata mı yaptım?" korkusu, aslında gelişme arzunuzun gölgesidir. Bu duyguyla baş etmenin yolu, başarıyı sadece sonuç odaklı değil, süreç odaklı değerlendirmektir. Kazandığınız her deneyim, attığınız her adım sizi "yetersiz" değil, "öğrenen ve dönüşen" bir birey kılar. Profesyonel hayatta uzmanlaşmak, her şeyi bilmek değil, bilmediklerimizi nasıl öğreneceğimizi keşfetmektir.4. İçimizdeki Eleştirel Sesle Nasıl Bağ Kurarız?İçimizdeki eleştirel ses aslında bizi korumaya çalışan, ancak yöntemini şaşırmış bir parçamızdır. Genellikle bizi başarısızlıktan veya reddedilmekten korumak için "Zaten yapamazsın, deneme bile" diyerek bizi konfor alanımızda tutmaya çalışır. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bu noktada bize çok kıymetli bir perspektif sunar: Bu sesi susturmaya çalışmak yerine, onunla olan bağımızı değiştirmek.Düşünceleri birer "mutlak gerçek" olarak değil, zihnimizden geçen "kelime dizileri" olarak görmeye başladığımızda (Bilişsel Ayrışma), bu seslerin üzerimizdeki kontrolü azalır. "Ben yetersizim" demek yerine, "Şu an zihnimden yetersiz olduğuma dair bir düşünce geçiyor" demek, duyguyla aranıza sağlıklı bir mesafe koymanızı sağlar.5. Yetersizlik Hissini Yönetmek İçin 5 Somut AdımEğer bu duygu hayatınızın direksiyonuna geçtiyse, şu adımları uygulamaya başlayabilirsiniz:Kanıt Analizi Yapın (BDT Tekniği): Kendinizi yetersiz hissettiğiniz bir anı seçin. Bu duygunun lehine ve aleyhine olan somut kanıtları bir kağıda yazın. Göreceksiniz ki, aleyhteki (başarılarınız, çabalarınız, olumlu geri bildirimler) kanıtlar genellikle daha fazladır.Öz Şefkat Pratiği: Kendinize, çok sevdiğiniz bir arkadaşınız aynı durumda olsaydı ona neler söylerdiniz, diye sorun. Kendinize karşı kullandığınız dil, bir düşman dili mi yoksa destekleyici bir dost dili mi?Hata Yapma İzni Verin: Mükemmeliyetçilik gelişim değildir; gelişim, hatalardan ders çıkarabilme becerisidir. Haftada en az bir kez "bilinçli olarak" küçük, önemsiz bir hata yapın ve dünyanın başınıza yıkılmadığını deneyimleyin.Değerlerinize Odaklanın: Başkalarının beklentilerine veya onayına göre değil; sizin için gerçekten neyin önemli olduğuna göre hareket edin. Başarı, başkalarını geçmek değil, kendi değerlerinizle uyumlu bir hayat yaşamaktır.Duygularınızı Etiketleyin: Kaygı veya yetersizlik geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an yetersizlik hissi geldi, hoş geldi. Onu hissediyorum ama onun peşinden gitmek zorunda değilim" diyerek duyguyu misafir edin.6. Profesyonel Destek Almanın Önemi ve Terapi SüreciYetersizlik hissiyle tek başına mücadele etmeye çalışmak, fırtınalı bir denizde pusulasız yol almaya benzer. Birey, çoğu zaman kendi zihinsel kör noktalarını görmekte zorlanabilir ve içsel eleştirel sesleri "mutlak gerçekler" olarak kabul etme eğilimi gösterebilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci, bu noktada bireyin kendi iç dünyasına objektif bir ayna tutmasını ve bu köklü inançları bilimsel yöntemlerle incelemesini sağlar.KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.Beck, J. S. (2011). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond. Guilford Press.Harris, R. (2009). ACT Made Simple: An Easy-to-Read Primer on Acceptance and Commitment Therapy. New Harbinger Publications.Clance, P. R., & Imes, S. A. (1978). The imposter phenomenon in high achieving women: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice.
Şevval TAŞ 03.02.2026

Psikolojik Danışmanla Konuşmak Neden Arkadaşla Sohbet Etmekten Farklıdır?

Zor bir gün geçirdiğimizde, içimiz sıkıştığında ya da bir konuda kararsız kaldığımızda ilk refleksimiz çoğu zaman bir arkadaşımızı aramak olur. “Bir kahve içelim, anlatayım” demek tanıdıktır, güvenlidir ve iyi hissettirir. Peki o zaman şu soru ortaya çıkar: Psikolojik danışmanla konuşmanın farkı ne? Arkadaşıma anlatsam yetmez mi?Bu soru çok yaygındır ve son derece anlaşılırdır. Çünkü her iki durumda da konuşuruz, anlatırız, paylaşırız. Ancak yüzeyde benzer görünen bu iki deneyim, aslında amaç, yapı, rol ve etki açısından birbirinden oldukça farklıdır.1. Amaç Farkı: Rahatlamak mı, Dönüşmek mi?Arkadaşla yapılan sohbetin temel amacı çoğu zaman rahatlamaktır. İç dökmek, anlaşılmak, yalnız olmadığını hissetmek… Bunların hepsi çok kıymetlidir. Arkadaşınız sizi teselli edebilir, güldürebilir, “haklısın” diyebilir.Psikolojik danışmada ise amaç yalnızca rahatlamak değildir. Asıl hedef fark etmek, anlamlandırmak ve değişim yaratmaktır.Danışman, anlattıklarınızı sadece dinlemez; tekrar eden kalıpları, düşünce biçimlerini, duygusal tepkileri ve bunların kökenlerini birlikte keşfetmenize yardımcı olur. Yani terapi, “iyi hissettiren bir konuşma”dan ziyade, bazen zorlayıcı ama uzun vadede dönüştürücü bir süreçtir.2. Tarafsızlık ve Güvenli AlanArkadaşlar bizi sever. Ama aynı zamanda bizi kendi bakış açılarıyla dinlerler. Sizi korumak isterler, bazen taraf tutarlar, bazen de kendi yaşantılarını sizin hikâyenizin içine katarlar:“Ben olsam asla katlanmazdım.” “Bence sen çok iyi niyetlisin ama insanlar kötü.” “Bana da aynısı olmuştu…”Bu cümleler çoğu zaman iyi niyetlidir ama tarafsız değildir.Psikolojik danışman ise yargılamadan, taraf tutmadan ve kişisel gündem katmadan dinler. Sizin hikâyeniz, sizin duygularınız ve sizin anlam dünyanız merkezde kalır. Danışman, “kim haklı?” sorusuna değil, “bu durum sende neye dokunuyor?” sorusuna odaklanır.Bu da danışma odasını, duyguların sansürlenmeden var olabildiği güvenli bir alan hâline getirir.3. Sorumluluk ve Rol SınırlarıArkadaşlık ilişkisinde roller karşılıklıdır. Bugün siz anlatırsınız, yarın o anlatır. Denge vardır. Ancak bu karşılıklılık bazen şu sonucu doğurur: Anlatırken “onu da yormayayım”, “zaten benim yüzümden üzülmesin” diye kendimizi tutabiliriz.Psikolojik danışmada ise ilişki tamamen sizin ihtiyaçlarınıza göre yapılandırılmıştır. Danışman sizi “yük” olarak görmez. Tam tersine, o odadaki tek gündem sizsiniz.Ayrıca danışman:Sizi kurtarmaya çalışmazSizin adınıza karar vermezSize ne yapmanız gerektiğini dikte etmezBunun yerine, sorumluluğu size ait olan bir farkındalık sürecine eşlik eder. Bu, ilk bakışta daha zor ama çok daha güçlendirici bir yaklaşımdır.4. Tavsiye Vermek Yerine Anlamayı DerinleştirmekArkadaş sohbetlerinde tavsiye çok yaygındır:“Boş ver, takma kafana.” “Ayrıl gitsin.” “Biraz daha sabret.”Oysa psikolojik danışmada amaç tavsiye vermek değil, danışanın kendi cevaplarını bulmasını sağlamaktır. Çünkü bir başkasının hayatında işe yarayan bir çözüm, sizin hayatınızda aynı sonucu vermeyebilir.Danışman, sorularla, yansıtmayla ve bilimsel yaklaşımlarla şunu hedefler: Kişinin kendi iç sesini duyması ve seçimlerinin sorumluluğunu alabilmesi.5. Bilimsel ve Etik Bir TemelPsikolojik danışma, yalnızca “iyi dinlemek” değildir. Bu süreç; psikoloji bilimine, kuramsal çerçevelere ve etik ilkelere dayanır.Danışman:Gizlilik ilkesine bağlıdırMesleki sınırlar içinde çalışırKendi duygularını sürecin önüne koymazSürekli eğitim ve süpervizyon alırArkadaş sohbetinde ise böyle bir yapı yoktur. Arkadaşınız iyi niyetli olabilir ama duygusal olarak sürecin içine fazlasıyla dahil olabilir. Bu da bazen çözümden çok karmaşa yaratır.6. “Anlatmak” ile “Çalışmak” Arasındaki FarkArkadaşla konuşmak çoğu zaman anlatmak üzerinedir. Psikolojik danışmada ise bir konuyu çalışmayı içerir.Yani:Aynı olayın neden tekrar tekrar yaşandığına bakılırDuyguların bedensel ve zihinsel yansımaları fark edilirGeçmiş deneyimlerin bugünkü tepkilerle ilişkisi kurulurBu nedenle bazı danışanlar şunu söyler: “Arkadaşlarıma yıllardır anlattığım şeyi burada bir seansta bambaşka yerden fark ettim.”Terapide Zorlanmak da Sürecin Bir ParçasıdırPsikolojik danışman sürecinin arkadaş sohbetinden bir diğer önemli farkı da şudur: Terapi her zaman “iyi hissettirmez”. Bazen bir seanstan sonra danışan kendini daha düşünceli, daha yorgun ya da duygusal olarak dalgalı hissedebilir. Bu durum çoğu kişi için şaşırtıcıdır çünkü konuşmanın her zaman rahatlatması gerektiği düşünülür. Oysa terapide amaç, sadece anlık rahatlama değil, uzun vadeli bir içsel düzenleme sağlamaktır.Arkadaş sohbetinde zor konular genellikle hızlıca geçiştirilir ya da dağıtılır. Terapi odasında ise kaçınılan duygulara, ertelenen meselelerine ve kişinin kendisiyle ilgili görmekte zorlandığı alanlara nazik ama dürüst bir şekilde bakılır. Bu da zaman zaman rahatsız edici olabilir. Ancak bu rahatsızlık, kişinin sınırlarını, ihtiyaçlarını ve gerçek duygularını fark etmesi için önemli bir eşiktir.Bu nedenle psikolojik danışman, “her seans iyi geçmeli” beklentisiyle değil; “her seans beni biraz daha kendime yaklaştırıyor mu?” sorusuyla değerlendirilir. Ve çoğu zaman asıl değişim, tam da zorlanılan o anlarda başlar.Bu konuları yalnızca okumak ya da düşünmek bazen yetmeyebilir. Ben, seanslarda danışanla birlikte bu farkları konuşmakla kalmayıp çalışmayı önemsiyorum. Aynı olayın neden tekrar ettiğini, bir duygunun neden bu kadar yoğun yaşandığını ya da neden bazı adımları atmanın zorlaştığını birlikte, yargısızca ele alıyoruz. Terapi, hazır cevaplar sunmak değil; senin kendi cevaplarına ulaşabileceğin güvenli bir alan yaratmaktır. Eğer arkadaş sohbetlerinin artık yetmediğini, aynı döngülerin içinde kaldığını hissediyorsan, bu süreci birlikte çalışmak için seansa gelmeni öneririm. Değişim, konuşmaya cesaret ettiğin yerde başlar. Sonuç: İkisi Rakip Değil, Ama Yerleri FarklıArkadaş sohbeti değersiz değildir. Aksine, sosyal destek ruh sağlığının önemli bir parçasıdır. Ancak psikolojik danışman, arkadaş sohbetinin yerine geçen bir şey değil; başka bir ihtiyaca cevap veren profesyonel bir süreçtir.Arkadaşlar:Teselli ederYalnız olmadığını hissettirirPsikolojik danışma ise:Fark ettirirDerinleştirirDeğişim için alan açarBazen bir kahve sohbeti iyi gelir. Bazen ise bir danışma odasında durup gerçekten kendinle yüzleşmeye ihtiyaç duyarsın.Ve bu ikisi aynı şey değildir.
Buse AZLAĞ 29.01.2026