1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Ayrılıklardan Sonra Depresyon: Belirtileri, Tedavileri ve İpuçları

Ayrılıklardan Sonra Depresyon: Belirtileri, Tedavileri ve İpuçları

Gerçek olalım: Ayrılıklar acımasız olabilir. Eğer buradaysanız, muhtemelen bu tür duygusal acıyı ilk elden hissetmişsinizdir.

Yalnız olmadığınızı bilmek güven verici olabilir; örneğin, üniversite ilişkilerinin çoğu ayrılıkla sonuçlanıyor. Ancak istatistikler kalp kırıklığınızı hafifletmez; bu bir çeşit kederdir.

Ayrılıklar her türlü önemli değişikliği beraberinde getirir, benlik duygunuzu ve planlarınızı sarsar. Bu çalkantılar sizi sıkıntılı, endişeli ve üzgün hissetmenize neden olabilir. Bir ayrılıktan sonra üzüntü duyguları normal olsa da, bazen devam edebilir veya zamanla kötüleşebilir ve potansiyel olarak depresyona yol açabilir.

Bu da yaygındır. 2021'de ABD'li yetişkinlerin yüzde 8,3'ü depresyon yaşadı. Yine de umut var. Depresyon, bir ilişkinin sona ermesinden veya başka bir sebepten dolayı tedavi edilebilir. İşler daha iyiye gidebilir.


İleride, depresyonun yaygın belirtilerini özetleyeceğiz, bunları ayrılık üzüntüsünden ayıracağız, baş etme stratejilerini keşfedeceğiz ve kırık bir kalpten kurtulmanıza ve yeniden kendiniz gibi hissetmenize yardımcı olacak etkili tedavi seçeneklerini paylaşacağız.


Ayrılık Sonrası Depresyon Belirtileri

Genel olarak depresyon gibi, ayrılık sonrası depresyon da hem fiziksel hem de duygusal belirtilerle ortaya çıkabilir.

Bazı depresyon belirtileri şunlardır:

• Değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları

• Duygusal sıkıntı

• Boş, sinirli, veya huzursuz hissetmek

• İştahta ve gastrointestinal semptomlarda değişiklikler

• Konsantrasyon zorluğu ve kararsızlık

• Baş ağrısı, kramp ve diğer fiziksel ağrılar

• Genellikle keyif aldığınız aktivitelere karşı ilgi veya zevk kaybı

Bu semptomlar ayrılıktan hemen sonra ortaya çıkabilir, ancak yerleşmeleri daha uzun sürebilir. Bazen, ayrılık gibi tetikleyici bir olaydan sonra depresyon belirtilerini hissetmeniz günler, haftalar ve hatta daha uzun sürebilir.


Ayrılık Sonrası Depresyon: Nedenleri ve Risk Faktörleri

Majör depresif bozukluktan, mevsimsel duygusal bozukluğa ve adet öncesi disforik bozukluğa kadar çeşitli depresyon türleri vardır.

Stresli yaşam olayları bazen durumsal depresyon veya reaktif depresyon olarak da adlandırılan klinik depresyona da yol açabilir. Bir ayrılık, kendinizi ihanete uğramış veya depresyonda hissetmenize neden olabilecek, kimliğinizi ve günlük yaşamınızı bozabilecek önemli yaşam değişiklikleri potansiyeli nedeniyle bu kategoriye girebilir.


İlişkiler sona erdiğinde nörolojik bir şeyler de oluyor.

Araştırmalar, şehvet ve çekimden bağlanmaya ve maalesef reddedilme veya ayrılığa kadar ilişkilerin çeşitli aşamalarında kimyasal reaksiyonların meydana geldiğini göstermektedir. Testosteron ve östrojen gibi seks hormonları, "stres" hormonları olan dopamin ("iyi hissetme" kimyasalı) ve norepinefrin ve kortizolün yanı sıra bu süreçte önemli roller oynar. Oksitosin yakınlık, bağlantı ve mahremiyet duygularını teşvik eder.

Harika bir randevunun ardından yaşanan heyecanı veya "Seni seviyorum" sözünü duymanın sakinliğini düşünün; bu duygular kısmen beyin kimyası tarafından yönlendirilir. Bir ilişki sona erdiğinde dopamin ve serotonin seviyeleri sıklıkla düşer. Bu nörotransmitterlerin her ikisi de zevk ve mutlulukla bağlantılıdır, dolayısıyla azalan seviyeleri depresyona katkıda bulunabilir.

Ayrılık yaşayan insanlar üzerinde yapılan küçük bir çalışmada yapılan beyin taramaları, romantik reddedilmenin bağımlılığa bile benzeyebileceğini, aşırı istek, yoksunluk ve depresyon gibi semptomları tetikleyebileceğini ortaya çıkardı. Bu, ayrılıklarla ilişkili bazı yoğun duyguları açıklamaya yardımcı olabilir.


Ayrılık Sonrası Depresyon İçin Risk Faktörleri

Çoğu insan ayrılığın ardından bir alışma dönemi yaşar ancak bu sürenin zorluğu bireysel risk faktörlerine göre değişiklik gösterebilir.

Ayrılıktan sonra depresyona yol açabilecek bazı risk faktörleri şunları içerebilir:

• Değişikliklere ve stres faktörlerine karşı duygusal tepkileri günlük işleyişi etkileyecek noktaya kadar düzenlemede zorluğa neden olan uyum bozukluğu

• Depresyon veya anksiyete öyküsü

• Kendine güvensizlik

• Aynı anda birden fazla olumsuz yaşam olayının meydana gelmesi

• Beklenmedik bir ayrılık veya sadakatsizlik gibi travmatik sonlar

Özetle, romantik bir ilişkinin bozulması gerçekten de depresyonu tetikleyebilir.


Depresyon Olduğunu Nasıl Anlarız?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, ayrılıklardan sonra üzgün veya boş hissetmek, ruh hali değişimleri gibi duygusal düzensizlikler de çok yaygındır.

Ancak ayrılık sonrası normal duygular ile depresyon gibi daha ciddi bir zihinsel sağlık durumu arasında ayrım yapmak zor olabilir.

Önemli bir fark, depresyonun kalıcı, sürekli ve yaygın değersizlik, üzüntü ve umutsuzluk duygularını içermesidir. Buna karşılık, ayrılık sonrası hüzünler dalgalanma eğilimindedir ve her ana hakim olamayabilir.

Depresyon tanısı konulabilmesi için en az iki hafta boyunca günlük işleyişinizi önemli ölçüde etkileyen belirtilerin olması gerekir.

Teşhisiniz ne olursa olsun, umutsuzluk duyguları, şiddetli yorgunluk veya kendine zarar verme düşünceleri ortaya çıkarsa derhal profesyonel yardım almanız önemlidir.


Ayrılık Depresyonunun Tedavileri

Duygularınız zamanla iyileşmiyorsa veya günlük yaşamda faaliyet göstermenizi zorlaştırıyorsa, profesyonel yardım almanın zamanı gelmiş olabilir.

Belirtilerinize bağlı olarak hem tedavi hem de ilaç seçeneklerini düşünebilirsiniz. Aşağıda her iki tedavi türünü de inceleyeceğiz.


Terapi Yapmayı Düşünün

Depresyon için birkaç farklı terapi türü vardır. Ayrılıklar için aşağıdakiler dikkate alınmaya değer olabilir:

• Bilişsel-davranışçı terapi (BDT). Araştırmalar bilişsel-davranışçı terapinin depresyonu etkili bir şekilde tedavi edebildiğini göstermektedir. BDT, insanların zararlı davranışları körükleyen sağlıksız ve olumsuz düşünce kalıplarını tanımlamalarına ve bunları değiştirmenin yollarını bulmalarına yardımcı olur. Amaç, insanlara semptomlarını daha iyi yönetmelerine ve ayrılıklar ve flört gibi gelecekteki stres etkenleriyle baş etmelerine yardımcı olmak için başa çıkma becerilerini öğretmektir.

• Kişilerarası terapi. Duygudurum bozukluklarını gidermek ve ilişkileri geliştirmek için özel olarak tasarlanmış bir konuşma terapisi türü olan kişilerarası terapi, ayrılıktan sonra depresyona giren biri için harika bir araç olabilir. Bazı araştırmalar ayrıca kişilerarası terapinin genel olarak depresyonu etkili bir şekilde tedavi ettiğini öne sürüyor.


İlaç Tedavisinin Gerekli Olup Olmadığını Öğrenin

Terapi, öz saygıyı yeniden inşa etmeye ve bir ayrılığın ardından toparlanmaya başlamanın harika bir yolu olsa da ruh sağlığı uzmanları da ilaç tedavisi önerebilir.

Antidepresanlar bazen yukarıda açıklanan tedavilerden birine destek olarak kullanılır. Bazı seçenekler şunları içerir:

• Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI'lar). SSRI'lar, depresyonu tedavi etmek için reçete edilen en yaygın antidepresan türlerinden bazılarıdır. Beyindeki serotonini artırarak çalışırlar.

• Serotonin-norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI'ler). Bunlar SSRI'lara benzer şekilde çalışır, ancak vücuttaki bir stres kimyasalı olan norepinefrini ve serotonini hedef alırlar.

• Atipik antidepresanlar. Genellikle atipik bir antidepresan olarak adlandırılan Bupropion, norepinefrin-dopamin geri alım inhibitörleri (NDRI'ler) adı verilen bir antidepresan sınıfına aittir. Beyindeki ruh halini, bilişsel işlevi ve davranışı düzenlemeye yardımcı olan norepinefrin ve dopamin miktarını artırarak depresyon semptomlarını hedef alır.


Ayrılıkla Başa Çıkmanın Diğer Yolları

Yukarıdaki tedavilerin tümü yardımcı olsa da, kalp kırıklığıyla uğraşırken sağlıklı alışkanlıkları günlük yaşamınıza dahil etmek de önemlidir. Kişisel bakım uygulamak herkes için farklı görünebilir, ancak işte bazı fikirler:

• Sevdiklerinize ulaşın. Bir destek sistemine sahip olmak, iyileşirken harikalar yaratabilir. Çevrenizdeki herhangi birine ulaşmakta kendinizi rahat hissetmiyorsanız bir destek grubuna katılmayı düşünün.

• Sosyal medyayı akıllıca kullanın. Özellikle daha önce özgüven sorunlarına yol açmışsa, sosyal medyadan kaçınmak en iyisi olabilir. Sağlığınız şu anda muhtemelen daha kırılgan, bu nedenle kendinizi başkalarıyla karşılaştırma eğilimindeyseniz veya eski sevgilinizi görme riskiyle karşı karşıyaysanız kaydırma sürenizi sınırlayın.

• Sınırları belirleyin. Bir çalışma, eski sevgilinizi sosyal medyada görmenin iyileşme sürecini daha karmaşık hale getirebileceğini gösterdi. Algoritmalar önemli bir rol oynasa da eski sevgilinizi takip etmeyi bırakabilir, onun içeriğinizi görüntüleme yeteneğini sınırlayabilir veya onu engelleyebilirsiniz.

• Aktif kalın. Egzersiz yapmak, özellikle antrenmanınızı açık havada yapıyorsanız, ayrılık düşüncesinden kurtulmanın harika bir yoludur. Araştırmalar, egzersiz yaptığınızda beyninizin, ruh halinizi yükselten ve ağrıyı azaltan bir hormon olan endorfin salgıladığını ve doğanın sakinleştirici bir destek sağlayabileceğini gösteriyor.

• Bütün yiyecekleri yiyin. Yağsız protein (balık ve tavuk gibi), meyveler, sebzeler ve tam tahıllardan oluşan sağlıklı bir diyet yemek, daha enerjik hissetmenize yardımcı olabilir. Bazı sağlıklı yiyecekler depresyonla mücadeleye bile yardımcı olabilir.

• Sabırlı olun. Ayrılık depresyonunun ne kadar sürdüğünü merak ediyor olabilirsiniz. Kesin bir cevap olmasa da tedavi aramak ve özgüveninizi artırmak için küçük şeyler yapmak iyileşme sürecinizi başlatacaktır. Bir çalışma, ayrılıkların kendini keşfetme ve duygusal gelişim dahil olmak üzere olumlu sonuçlar verebileceğini buldu.


Ayrılık Sonrası Depresyon: Son Düşünceler

Ayrılıklar nadiren kolaydır. Reddedilme ve üzüntü duygularıyla baş etmek duygusal açıdan acı verici olabilir ve bazen ayrılıklar depresyonu tetikleyebilir. Ayrılık sonrası depresyon hakkında akılda tutulması gerekenler:

• Bir ilişki sona erdiğinde dopamin ve serotonin seviyelerinde bir düşüş yaşayabilirsiniz. Her iki kimyasal da ruh halinin düzenlenmesinde rol oynuyor ve daha düşük seviyeler depresyonla ilişkilendirilebiliyor.

• Depresyonun bazı belirtileri arasında duygusal sıkıntı, değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları ve genellikle keyif aldığınız aktivitelere karşı ilgi veya zevk kaybı yer alır.

• Ayrılık sonrası üzüntü depresyona benzeyebilir. Bununla birlikte, bir kişinin klinik depresyon tanısı alabilmesi için belirtilerin en az iki hafta boyunca tutarlı bir şekilde ortaya çıkması gerekir.

Yukarıdakiler varsa, depresyon için profesyonel yardım aramanın zamanı gelmiş olabilir. Depresyon için BDT ve KITP gibi konuşma terapilerinin yanı sıra SSRI'lar ve SNRI'ler gibi antidepresanlar da dahil olmak üzere birkaç tedavi vardır.

İster üzgün hissediyor olun, ister depresyonda olduğunuzu düşünüyorsanız, bu üzgün anınızda kendinize iyi bakmanız önemlidir. Aktif kalmak, sosyal medyayı akıllıca kullanmak ve sevdiklerinize beraber olmak, bunların hepsi kişisel bakım eylemleri olabilir.

Bir ayrılığın ortasındayken işlerin daha iyiye gideceğini görmek zor olabilir. Ancak ayrılık sonrası depresyon hakkında bilgi alarak zaten ilk adımı atmış oldunuz. Sizi görüyoruz ve iyileşme yolculuğunuzu desteklemek için buradayız.

Depresyonda olabileceğinizi düşünüyorsanız ve bir adım daha atmaya hazırsanız, iyileşmenize yardımcı olabilecek seçenekleri gözden geçirmek için bir psikiyatri uzmanıyla veya BENİMLE online bir görüşme planlayabilirsiniz.

Yayınlanma: 24.11.2024 09:47

Son Güncelleme: 24.11.2024 09:47

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Boşanma Süreci Sorunları
Çatışma Çözme Becerileri
Depresif Bozukluklar
Değersizlik / Boşluk Hissi
+6
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2100
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Kayıp ve Yas: Geri Dönülemez Bir Bitiş

Sevilen kişinin ölümü her birey için acı vericidir. Her insan bu acıyı kendine özgü yaşar ve bu yüzden yas tutmada birçok farklılık görülebilir. Bu yazıda kayıp ve yas kavramlarının tanım ve özellikleri, yasın boyutları, yas çeşitleri, yas belirti ve tepkileri, yas tedavisi konularına değineceğiz.Ölüm deneyimine ilişkin yas tutma ikiye ayrılır. Bu ayrım ise komplike ve komplike olmayan yas şeklindedir. Komplike olmayan yas, birey için önemli ilişkinin yitimi sonucu yaşanan normal süreçtir. Komplike yas ise kişinin uyumsuz davranışlara başvuracak derecede yoğun keder hissetmesidir. Bununla birlikte hayatın her aşamasında bireyler, bir ayrılık ve kayıp sonrasında yas ile yüzleşirler.Yas kavramı her zaman için “ölüm” sonrası yaşanan duyguyu tanımlamamaktadır. Yas duygusuna sevilen kişiyi kaybetmek, yakın bir bağın söz konusu olan ilişkinin bitimi (eş, sevgili, aile) , organ kaybı ya da iş kaybı gibi manevi değerlerin yitimi de örnek verilebilir. Ancak geri dönülemezliği ve bir bitiş olması açısından ölüm, yaşanabilecek en acı verici somut kayıptır.Kayıp sonrası yaşanan sürecin sonunda bireyler kurdukları yeni bağlar sayesinde yaşamını yeniden şekillendirebilir. Böylece yası bir gelişim için bir araç haline getirebilirler. Ancak bu doğal süreç aksi yönde işlerse, yas süreci tamamlanamaz ve kişinin işlevselliğinde bozulmalar meydana gelir.Kayıp sonrası yaşanan süreci açıklamak için üç farklı kavram vardır. (1) Kayıp yaşama ; bireyin “sevilen ve bağlanılan birinin” kaybı yüzünden yaşanılan durumdur. (2) Matem ; sevilen kişinin ölümü yüzünden üzüntü duyulan zamandır. (3). Yas (grief); ölüm nedenli kayıp yaşayan bireylerde, kayba karşı verilen uyum tepkileridir.Yas; kayba karşı tamamlanmamış planları, istek ve hayalleri içermektedir. Yukarıdaki üç kavramın ortak noktası ise yasın bireyin verdiği öznel bir tepki olmasıdır.Kayıp kavramı ise bireyi farklı şekilde etkileyen iki türe ayrılmaktadır. Olağan kayıp, ani olmayan kayıptır ve birey şok, keder ve iştah kaybı, uyku problemleri gibi tepkiler içeren yas sürecini yaşamaktadır. Olağan dışı kayıp ise, ani yaşanan, kayba sürekli maruz kalınan ya da kaybın travmatik şekilde algılanmasıyla oluşmaktadır.Yasın Boyutları Yas, birçok farklı insanda birçok farklı tepkilere sebep olmaktadır. Bu tepkiler bireysel farklılıklara, kişinin kaybı algılayış şekline ve kişinin kayıpla arasındaki bağın niteliğine göre çeşitlilik göstermektedir. Bireysel farklılıklar göz önüne alındığında yasın boyutları da dört farklı boyutta çeşitlenmektedir. Bu boyutlar;- Bilişsel boyut; bilgiye ihtiyaç duymak ve realiteyi anlamaya çalışmaktır. - Duygulanım boyutu, duygu dışavurumu için ihtiyaç duyulmaktadır. - Davranış boyutu, dış uyaranların etkisiyle ölümü fark etmeye ve anlamlandırmaya çalışmaktır.-Değer biçme boyutu, kayıpta bir mana bulmaya çalışmaktır.Yas ÇeşitleriPatolojik Yas: Patolojik yas, kaybın ardından minimum 6 ay geçmesine rağmen bireyin işlevselliğinde giderek artan bozulmalar yaşanmasıdır. Birey, normal yas evrelerinden herhangi birinde takılıp kalarak yas sürecini tamamlayamamaktadır ve bunun sonucunda patolojik tepkiler geliştirmektedir. Anormal ve komplike yas, çözümlenmemiş yas, kronik yas gibi değişik isimlerle de adlandırılmaktadır. Patolojik yas tipleri ise şunlardır; a) Karışık Yas: Kişinin kaybının ardından en az 6 ay geçmesine rağmen yaşamdaki işlevselliğinin giderek bozulmasıdır.b) Engellenmiş Yas: Yasa verilen tepki ya hiç yoktur ya da normalden azdır.c) Uzamış Yas: Yas tepkilerinin kayıp yaşantısından hemen sonra değil de uzun bir süre geçtikten sonra görülmesidir.d) Hipertrofik/Aşırı Büyüyen Yas: Çok büyük bir duygusal acı yaşanması söz konusudur ve bu acının süresinin kestirilmesi zordur.e) Kronik Yas: Birey tekrar tekrar üzüntü ve özlem duymakta ve kaybı yüceltmekten kendini alamamaktadır.f) Komplike Yas: Bireyin ruhsal yapısı üzerinde kalıcı etki bırakan olağan dışı bir kayıptan kaynaklanan rahatsızlık durumudur.Komplike Yas: Komplike yas belirtileri öfke, aşırı hareketlilik, psikosomatik belirtiler, kişinin çevresindekilerle olan ilişkilerinde bozulma olarak sıralanmaktadır. Bireylerde yoğun anksiyete, suçluluk, özgüven eksikliği, düşmancıl tepkiler, uyumsuzluk, ölen kişinin semptomlarına benzer semptomlar gösterme, ölen kişiyle aşırı zihinsel uğraş ve inkar gözlemlenmektedir.Travmatik Yas: Kaybedilen kişinin beklenmedik ve şiddetli biçimde ölmesi sonucu bireylerde gelişen belirti ve tepkilerdir. Kaybın beklenmedik olması ve şiddet içermesi yas sürecini etkilemektedir. Travmatik yas yaşayan bireylerde travmaya bağlı travma sonrası stres bozukluğu gelişebilmektedir. Olağan bir yas sürecinden ayrı olarak, ayrılık kaygısı kişinin işlevselliğinde bozulmalara sebep olacak şekilde yineleyici ve rahatsız edicidir (Bildik, 2013).Yas Belirtileri Tıpkı bireysel farklılıklara göre yas boyutlarının çeşitlenmesi gibi yas belirtileri de duygusal, bedensel, bilişsel ve davranışsal olmak üzere çeşitlenmektedir. Duygusal belirtiler; öfke, üzüntü, suçluluk, şok, özlem, güvensizlik gibi duygulardır. Fiziksel belirtiler; ağızda kuruluk, nefes darlığı çekme, kalpte çarpıntı, midede boşluk hissetme, uyku problemleri, iştahsızlık ve yorgunluk. Zihinsel belirtiler; genellikle yas sürecinin ilk zamanlarında görülmekte ve kısa süre sonra kaybolmaktadır. Ancak devam edip depresyona da sebebiyet verebilmektedir. Bilişsel belirtiler; inkar, dikkat dağınıklığı, şaşkınlık, işitsel ve görsel varsanımlar, kaybedilen kişi ölmemiş gibi hissetme, kaybedilen kişi hakkında aşırı biçimde zihinsel meşguliyet yaşama. Davranışsal belirtiler ise; ağlama, aşırı hareketlilik, sosyal ilişkilerde bozulma ve içe kapanma, kayıpla ilgili rüyalar görme, kayıpla ilgili eşyaları saklama, kaybı hatırlatan şeyler yapmak ya da aksine hatırlatıcılardan kaçınmak şeklindedir.Yas Tepkileri Bireyin tepkileri, sakinlik ve kabulden ciddi kriz tepkilerine kadar değişkenlik gösterebilmektedir. Bazı bireyler açıkça tepkilerini ortaya koyabilmektedirler ancak bazıları bu tepkileri saklamaktadır. Bu yas tepkileri her bireyde farklı olmakla birlikte ortak birçok tepki de görülmektedir. Normal yas süreci genelde 6-24 ay sürmekte ve zamanla yatışmaktadır. Sürecin ilerleyen evrelerinde bu tepkilerin sürmesi patolojik yasın belirtisi olabilmektedir.Yas Süreci Yas, geri dönüşü olmayan kayba verilen olağan tepkidir. Bu tepki bireyin enerjisini kayıp dışı yaşama aktardığında tamamlanmış olur. Yas sürecinde bireysel farklılıklar olmasına rağmen, 3 dönemden oluşan bir süreç modeli öne sürülmektedir. Bu dönemler: 1- Şok ve inkâr 2- Sıkıntı, huzursuzluk hali ve sosyal geri çekilme 3- Yeniden yapılanmadır.Yas süreci, bireyin kişilik özelliklerinden, önceki deneyimlerinden, kaybın algılama biçiminden, kayıpla arasındaki ilişkinin niteliğinden ve sağlık durumundan etkilenmektedir. Yas sürecine ait genel beş özellik vardır. Bunlar; bedensel sıkıntılar, ölene ait şeylerle uğraşmak, suçluluk, düşmanca tepkiler ve davranış örüntülerinin değişmesidir. Aslında olağan işleyen yas süreci müdahaleyi gerektirmez ancak hiçbir yas sürecinin olağan olup olmayacağını kestirmek imkânsızdır.Yas Sürecini Etkileyen Faktörler1- Ölen kişinin kimliği2- Ölen kişi ile ilişkinin doğası3- Ölüm biçimi4- Geçmiş kayıpların varlığı5- Bireysel özellikler6- Sosyal destek7- Yas sürecinde meydana gelen sıkıntılarBunlarla birlikte 4 temel etken bireyin yas tutmasına engel olmaktadır. Birincisi, çocuklukta yeterince ihtiyaçları karşılanmayan kişilerin duygusal yapılarıdır. İkincisi, bireyin kayba aşırı bağımlı olması ve bitmemiş işlerin söz konusu olmasıdır. Üçüncüsü, kaybın ani olmasıdır. Dördüncüsü ise, bireyin toplumsal kısıtlama yüzünden tepkilerini bastırmasıdır.Yas TedavisiYas tedavisi konusunda birçok uzman farklı tedavi ve terapi yöntemi tanımlamışlardır. Bunlar ilaç tedavisi, destekleyici terapi, kısa dinamik terapi, bilişsel terapi, bilişsel davranışçı terapi, kişiler arası ilişkiler psikoterapisi, oyun terapisi, yazma terapisi, internet uygulamalı terapi ve hipnozdur. Yas tedavisinin amacı, ayrılıkla ilgili çatışmaları çözümlemek ve yas sürecinin uyumuna ilişkin görevlerin tamamlanmasıdır. Tedavi genellikle bireysel görüşmelerle yürütülmektedir. Terapi zamanı sınırlıdır ve haftada bir defa gerçekleştirilerek 8-10 haftada sonlandırılmaktadır.Peki çevremizde yas tutan insanlar var ise onlar için neler yapabiliriz?Öncelikle bireyin yaşadığı kaybı idrak etmesini sağlamalıyız. Yaşadığı duyguları ifade edebilmesine elimizden geldiğince destek olmaya çalışmalıyız. Her bireyin duygularını yaşama ve ifade ediş şekli farklıdır. Bizim istediğimiz gibi değil de kendisini en rahat nasıl ifade ediyorsa bu şekilde duygularını açmasına izin vermeliyiz. Ağlayarak, susarak ya da kaybedilen kişi hakkında sürekli konuşarak vb. Kişinin yasını yaşadıktan sonra hayatına devam edebilmesini mümkün olduğunca desteklemeliyiz. Özellikle de kayıp sonrası ilk yıl olmak üzere, yıl dönümü gibi önemli zamanlarda kişilerin yanında ve onlara destek olmalıyız. Eğer bir kayıp yaşadıysanız ve durumla baş etmekte zorlanıyorsanız veya kaybınızın ardından uzun bir süre geçmesine rağmen üzerinizdeki etkileri halen sürüyorsa profesyonel bir destek almaktan çekinmeyiniz.Uzm.Psk.Dan. M.Behice AL CANKIKaynakArıcı, N. (2014), Travmatik Yas Sorununda Aile Dayanıklılığı Programının Kadınlardaki Travma Sonrası Stres, Yas ve Aile Dayanıklılığı Düzeylerine Etkisi (Doktora Tezi). Sakarya Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Sakarya.Bildik, T. (2013). Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas. Ege Tıp Dergisi, 52(4), 223-229. Çelik, S. ve Sayıl, (2003). I. Patolojik Yas Kavramına Yeni Bir Yaklaşım: Travmatik Yas. Kriz Dergisi, 11 (2), 29-34.

BASTIRILAN DUYGULAR NE KILIĞA GİRER?

BASTIRILAN DUYGULAR NE KILIĞA GİRER?Günlük hayatın temposu içinde birçok insan “güçlü” kalabilmek adına duygularını bastırmayı öğrenir. Küçük yaşlardan itibaren ağlamamak, sessiz olmak, uyumlu olmak ve sorun çıkarmamak öğretilir. Zamanla bu davranışlar birer tercih olmaktan çıkar ve bir yaşam stratejisine dönüşür. Oysa insan ruhu bastırılan hiçbir duyguyu gerçekten silmez. Sadece onu derinlere iter ve zamanı geldiğinde bambaşka şekillerde karşısına çıkarır.Toplum içinde “iyi çocuk”, “sorunsuz birey”, “olgun insan” olmak çoğu zaman duyguların bastırılmasıyla karıştırılır. Oysa olgunluk, duyguları bastırmak değil, onları anlayabilmektir. Çocukken üzüntüsüne yer açılmayan bir birey, ilerleyen yaşlarda kendi duygusuna yabancılaşabilir. Kızdığında dinlenmeyen bir çocuk, yetişkin olduğunda öfkesini ya kontrolsüz şekilde dışa vurabilir ya da tamamen içine gömebilir.Bastırılan duygular zihinden silinmez. Bilinçdışında birikir, büyür ve uygun bir zemin bulduğunda kendine başka bir çıkış yolu yaratır. Bu bazen tekrarlayan ilişki sorunlarıyla, bazen iş hayatında yaşanan tükenmişlikle, bazen de bedende ortaya çıkan ağrılarla kendini gösterir. Kişi bu belirtileri çoğu zaman anlamlandıramaz ve “Ben zaten böyleyim” diyerek kendini etiketler. Ancak çoğu zaman mesele kişilik değil, bastırılmış duyguların yüküdür.Her duygu aslında insanı korumak için vardır. Öfke, sınırların ihlal edildiğini haber verir. Üzüntü, bir kaybın sindirilmesine yardımcı olur. Korku, tehlikeye karşı bir alarm görevi görür. Utanç ve değersizlik hisleri ise kabul görme ve ait olma ihtiyacının izlerini taşır. Bu duygular bastırıldığında işlevini yitirir, ancak farklı kılıklara girerek yeniden kendini hatırlatır.Bastırılan öfke, en sık dönüştürülen duygulardan biridir. Açıkça ifade edilemeyen öfke, pasif-agresif davranışlara dönüşebilir. Kişi doğrudan konuşmak yerine iğneleyici sözler söyler, alttan alta karşısındakini suçlar ya da sessizlikle cezalandırır. Öfke biriktikçe, en küçük olayda büyük patlamalar yaşanabilir. Bu tür patlamalar çoğu zaman bugünün meselesi değil, yılların birikimidir.Bastırılan üzüntü ise çoğunlukla beden üzerinden kendini anlatır. Sürekli bir yorgunluk hali, isteksizlik, keyif alamama, boşluk hissi ve anlamsızlık duygusu bastırılmış üzüntünün işaretleri olabilir. Kimi zaman bu durum psikosomatik belirtilerle ortaya çıkar: mide ağrıları, kas gerginliği, baş ağrıları, uyku problemleri… Zihin üzülmemek için mücadele ederken, beden bu yükü taşımaya çalışır.Korkular bastırıldığında genellikle kontrol ihtiyacı şeklinde açığa çıkar. İnsan korktuğunu kabul etmek yerine her şeyi kontrol etmeye çalışır. Geleceği aşırı planlamak, sürprizlerden kaçınmak, belirsizliğe tahammül edememek bu durumun yaygın örnekleridir. Kontrol, kişiye kısa süreli bir güven hissi sağlasa da uzun vadede kaygıyı artırır. Çünkü hayatın doğası gereği her şey kontrol edilemez.Bastırılan değersizlik hissi ise sürekli onay arayışına dönüşür. Kişi kendi değerini içerden hissedemediğinde, bunu dışarıdan almaya çalışır. Takdir edilmek ister, beğenilmek ister, görülmek ister. Eleştiriler ise olduğundan çok daha derin yaralar açar. Çünkü eleştiri, sadece bugünkü davranışı değil, geçmişten taşınan “yetersizim” inancını da harekete geçirir. Bu yüzden kişi hep daha fazlasını yapar ama hiçbir zaman gerçekten yeterli hissetmez.Duygular bastırıldığında değil, hissedildiğinde dönüşür. Bir duyguyu bastırmak onu yok etmez, sadece erteler. Hissedilen duygu ise yavaş yavaş yumuşar ve insanın içinde bir akış başlar. Ağlamak rahatlatır. Kızmak sınırları fark ettirir. Korkmak, gerçekçi adımlar atmayı sağlar. Utanmak, insanın kendi hassas noktalarını görmesine yardımcı olur. İnsan duygularına alan açtıkça, kendiyle ilişkisi daha sahici bir hâl alır.Birçok insan için duyguları bastırmak bilinçli bir seçim değildir. Bu bir başa çıkma mekanizmasıdır. Çocukken duyguları görülmeyen, küçümsenen veya cezalandırılan bireyler, bastırmayı bir güvenlik yolu olarak öğrenir. Bu davranış biçimi o zamanlar işe yaramıştır; kişiyi hayatta tutmuştur. Ancak yetişkinlik döneminde aynı mekanizma artık zarar vermeye başlar.Bu noktada kişinin kendini suçlaması gerekmez. Bu senin “yanlış” olduğunun göstergesi değildir. Aksine, bugüne kadar elinden gelen en iyi şekilde hayatta kalmaya çalıştığının bir kanıtıdır. Asıl önemli olan, artık bu kalıpları fark edebilmek ve yavaş yavaş dönüştürmeye başlamaktır.Bazen dönüşüm büyük adımlarla gelmez. Bazen sadece bir durup nefes almakla başlar. “Ben şu an ne hissediyorum?” sorusu, sandığından çok daha güçlü bir kapıdır. Bu soruyu kendine sordukça, bastırılan duygular yavaş yavaş görünür hâle gelir. Ve görülen her duygu, biraz daha yumuşamaya başlar.Duyguların düşman olmadığını hatırlamak gerekir. Onlar, ruhun kendini korumak için kurduğu bir dil gibidir. Bastırıldıklarında daha karmaşık hâle gelirler. Hissedildiklerinde ise sadeleşirler. Her bastırılmış duygu, aslında görülmek isteyen bir parçandır. Bu parçalarla temas kurdukça, insan kendi bütünlüğüne biraz daha yaklaşır.Sonuç olarak, bastırılan duygular yok olmaz. Sadece kılık değiştirir. Bazen öfke olur, bazen korku olur, bazen bitmeyen bir yorgunluk, bazen de derin bir boşluk hissi… Ama hangi kılığa girerse girsin, hepsinin tek bir isteği vardır: Görülmek, anlaşılmak ve hissedilmek.Unutma:Duygular bastırıldığında değil, hissedildiğinde dönüşür.Ve sen, hissetmeye izin verdiğin ölçüde iyileşirsin.. . . . . . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .. . . . . . . .

Bağlanma Stilleri: Hayatımızı Sessizce Şekillendiren Görünmez Dinamikler

Kendimizi Tanımaya Çalışırken Atladığımız Gerçek: Bağlanma ModelimizBir insan neden ilişkilerde hep aynı döngüleri yaşar? Neden biri sevgiyi doyasıya yaşarken diğeri sürekli kaygı duyar? Neden bazı insanlar yakınlaşmaktan korkar, bazıları ise fazla bağlanır?Tüm bu soruların cevabı, çocukluk dönemimizde kurduğumuz bağlanma stilinde saklıdır. Üstelik bağlanma tarzımız, yalnızca romantik ilişkilerimizi değil; arkadaşlıklarımızı, iş hayatımızdaki davranışlarımızı, kriz anlarındaki tepkilerimizi ve duygusal dünyamızı da büyük ölçüde etkiler.İlginç olan şu: Birçok kişi kendi bağlanma stilini bilmeden yaşar. Sorunlarının sebebini karakter zanneder, oysa mesele karakter değil, öğrenilmiş bir duygusal kalıptır.Bu nedenle bağlanma stilleri, psikolojinin hem en derin hem de en gözden kaçırılan konularından biridir.Bağlanma Nedir ve Neden Bu Kadar Önemlidir?Bağlanma, çocuklukta bakım veren kişiyle kurulan ilişki biçimidir. Bebek için bakım veren kişi (çoğu zaman anne), dünyanın tamamı demektir. Onun sevgisi, dokunuşu, tepkisi ve tutarlılığı, bebeğin “Dünya güvenli bir yer mi?” sorusuna verdiği ilk cevaptır.Yani bağlanma, sadece “sevgi” değildir.Güven hissidir.Kendine değer duygusudur.Sevilmeye layık olduğumuza dair temel beklentidir.Başkalarına ne kadar güveneceğimizin temelidir.Ve bu bağlanma stili, yetişkinlikte aynen devam eder.Yetişkinlikte Dört Bağlanma Stili ve Hayata Etkileri1. Güvenli Bağlanma – Sevginin Sağlıklı HaliBu kişiler:Duygularını ifade etmekten çekinmez.Yakınlıktan korkmaz.Karşı tarafı kontrol etmeye çalışmaz.Sorunları konuşarak çözebilir.Sevildiğini bilir, sevdiğini hissettirebilir.Güvenli bağlanan yetişkinler, ilişkilerde en sağlıklı dinamiği kuran gruptur. Fakat toplumda oranı düşündüğünüz kadar yüksek değildir.2. Kaygılı Bağlanma – “Ya giderse?” Korkusunun Gölgesinde YaşamakKaygılı bağlanan bireyler genellikle şunları yaşar:Partnerinin sevgisinden emin olmakta zorlanır.Onay alma ihtiyacı yüksektir.Terk edilme korkusu yoğundur.Küçük davranışları bile büyük anlamlara yorar.Aşırı düşünme, mesaj bekleme, kuruntu yapma sık görülür.Bu insanlar aslında sevilmek ister; ama sevgiyi kaybetme ihtimali onları yorar. Çoğu kaygılı bağlanan kişi, “Neden hep beni yoran ilişkileri seçiyorum?” diye kendine sorar.3. Kaçıngan Bağlanma – Yakınlıktan KorkmakBu kişiler için ilişki demek:Kısıtlanmak,Yük hissetmek,Özgürlüğün tehdit edilmesi… anlamına gelebilir.Belirgin özellikleri:Hislerini kolay açamazlar.Aşırı bağımsız görünürler.Yakınlık artınca geri çekilirler.Duygusal mesafe onlar için güvenlik barikatıdır.Bu insanlar sevmeyi bilmez değildir; Sadece yakınlık onların sistemini alarma geçirir.4. Düzensiz Bağlanma – Kafası Karışık YakınlıkPsikolojide en karmaşık bağlanma stilidir. Çünkü kişi hem yakınlık ister hem de yakınlıktan korkar. Bir adım yaklaşır, iki adım uzaklaşır.Güvensiz çocukluk deneyimleri sebebiyle yetişkinlikte duyguları çok hızlı değişebilir. Hem kaygılı hem kaçıngan davranışlar aynı kişide görülebilir.Peki Bağlanma Stilim Yaşamımı Nasıl Etkiliyor?Bu soruyu birçok kişi terapide ilk kez sorar.Aslında bağlanma stiliniz:Kime aşık olacağınızı,Neden aynı tip ilişkileri yaşadığınızı,Kırıldığınızda nasıl tepki verdiğinizi,Güçlü bağlar kurup kuramayacağınızı,Kendinizi nasıl gördüğünüzü,Güven ve özgürlük dengenizi,Hayat boyu duygusal ihtiyaçlarınızı belirler.Örneğin kaygılı bağlanan biri “beni neden hep duygusal olarak ulaşılmaz insanlar çekiyor?” diye düşünür.Kaçıngan bağlanan biri “ilgi gösterince kaçıyorum ama yalnız kalınca üzülüyorum” der.Düzensiz bağlanan biri ise “kimseyi tam içeri alamıyorum, ama bensiz de yapamıyorum” duygusunu taşır.Tüm bu döngüler, çocuklukta öğrenilmiş bir bağlanma modelinin yetişkinlikteki yansımalarıdır.Bu yüzden bağlanma stilleri psikolojide hem çok özel hem de çok dönüştürücü bir alandır.Bağlanma Stili Değişebilir mi?Evet. Bu yazının en umut veren kısmı burası.Bağlanma stilimiz kader değildir. İnsan değişir. Beyin değişir. Duygusal örüntüler değişir.Ve en güçlü değişim, terapi ile gerçekleşir.Terapi, kişinin duygusal yaralarını fark etmesini, onları şefkatle iyileştirmesini ve kendi içinde güvenli bir bağ kurmasını sağlar.Daha güvenli bir bağlanma geliştikçe:Kaygı azalır,Duygusal istikrar artar,Sağlıklı ilişkiler kurmak kolaylaşır,Kişi kendini daha çok sever,Yakınlık korkusu hafifler,Duygusal iletişim güçlenir.Terapi Bağlanma Süreçlerini Nasıl İyileştirir?1. Güvenli Bir İlişki Alanı SunarTerapi, yargısız bir alandır. Kişi ilk kez “güvenli bir bağ” deneyimler. Bu deneyim, çocukluktan gelen kırılganlığı yumuşatır.2. Duyguları Tanımayı ÖğretirBirçok kişi aslında ne hissettiğini bile bilmez. Terapi, duyguların dilini öğretir.3. Geçmişin Görünmez İzlerini Ortaya ÇıkarırKişi, döngülerinin nereden geldiğini fark eder. “Demek ki problem bende değil, bağlanma stilimde.” diyerek suçluluk ortadan kalkar.4. Yeni İlişki Becerileri GeliştirirSınır koymak, kaygıyı yönetmek, yakınlığı artırmak, sağlıklı iletişim kurmak değişebilir becerilerdir.5. İçsel Güven İnşa EdilirEn önemlisi budur. Kişi “Ben sevilebilir biriyim.” duygusunu yeniden kazanır.Bu dönüşüm terapiyle mümkün olur ve hayatın her alanına yansır.Bağlanma Stilini Merak Eden Herkes Terapiye Bir Adım Daha YakındırBir insan kendi bağlanma stilini merak ediyorsa… İlişkilerindeki döngüleri sorguluyorsa… Geçmişiyle barışmak istiyorsa… Duygusal derinlik arıyorsa…Aslında terapiye hazırdır.Çünkü bağlanma çalışmaları, psikolojide en derin ve en dönüştürücü alanlardan biridir. Bu alanda uzman bir terapistle çalışmak, kişinin çocukluk yaralarını iyileştirmesine, yetişkinlikte daha sağlıklı ilişkiler kurmasına ve en önemlisi kendine güvenli bir alan yaratmasına yardımcı olur.Son Söz: Kendini Anlama Cesareti En Büyük DönüşümdürHerkes değişebilir. Hiçbir bağlanma stili “kader” değildir. Kırılganlıklar iyileştirilebilir, duygular düzenlenebilir, ilişkiler güzelleştirilebilir.Tek gereken ilk adımdır: bu ilk adımı atabilecek tek kişi sizsiniz. Kendi içsel dünyasını anlamaya cesaret etmek.Eğer sen de ilişkilerinde benzer döngüleri yaşıyorsan, duygularını anlamlandırmakta zorlanıyorsan veya kendini daha güvenli bir bağ içinde görmek istiyorsan…Bu alan üzerine çalışan bir terapist ile çalışmak, hayatında büyük bir fark yaratabilir.
Eylem CAN 06.12.2025