1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Kendini biyolojik cinsiyetine ait hissetmiyor musun?

Kendini biyolojik cinsiyetine ait hissetmiyor musun?

Cinsel Kimlik Sorunları Nedir?

Cinsel kimlik sorunları, kişinin doğduğu andan itibaren sahip olduğu cinsiyetine karşı olumsuz tavırlar sergilemesi hatta cinsel kimliğini kabul etmemesi durumunda karşılaşılan sorunları tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.

Uluslararası Bilimsel Sınıflama kuruluşuna göre cinsel kimlik sorunları kişiler için doğuştan gelen sorunlar arasında kabul edilmektedir. Kişilerde cinsel farkındalık 2 yaşının sonlarında başlar. Kişilerin cinsel yönelimi ise erken ergenlik dönemi ile oluşmaya başlar. Cinsel kimlik ise ergenlik döneminin tamamlanması ile ortaya çıkar. Cinsel kimlik sorunları nedenleri arasında sayılan başka etkenler ise sosyal etkenler, genetik etkenler, endokrin ve psikodinamik faktörlerdir.

Çocuklar oyun oynarken karşı cinsin elbisesini giyerek oyun oynayabilir. Örneğin bir kız babasının kıyafetlerini giyerek evcilik oynayabilir veya bir erkek çocuğu annesinin kıyafetlerini, aksesuarlarını giyerek anne rolüne bürünebilir. Bu oldukça normaldir ancak çocukların bu süreci geçici ve kısa olarak yaşaması normaldir. Eğitim sürecinin başlamasından sonra çocuktan bu tarz davranışlar sergilemesi pek beklenmez.

Cinsel kimlik sorunları, kişinin çocukluk zamanlarından başlayarak sürekli olarak karşı cinsin kıyafet, yaşam tarzı, niteliklerine özenmesi ve bunları merak etmesi ile ortaya çıkar. Araştırmalar cinsel kimlik sorunları başlangıç döneminin çoğu çocukta 4 yaşından önce belirtiler gösterdiğini söyler.

Cinsel Kimlik Sorunları Tedavi Seçenekleri

Cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri araştırılmadan önce doğru tanı konulması gerekir. Çünkü cinsel kimlik sorunları konusunda ilk adım doğru tanı koyulmasıdır. Doğru tanının yanı sıra tanının olabildiğince erken konulması da büyük önem taşır. Erken tanı sayesinde tedaviler çok daha başarılı olabilmektedir. Genellikle cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri için bireyler kendileri arayışa girer çünkü birçok aile bu sorunun farkına varmaz veya kabul etmek istemeyerek görmezden gelir. Ancak görmezden gelmek sorunların tedavisinde etkili bir yöntem değil aksine sorunun erken tanı ile tedavi edilebilme şansının da yok olmasına neden olabilen bir davranıştır.

Gençlik dönemi çocukluk ve erişkinlik dönemi arasındaki bir geçiş dönemi olarak tanımlanabilir. Bir çok kuramcı bu dönemde kişilerde kendini ve bedenini tanıma sürecinde kimlik bocalaması olabileceğini söylemektedir. Ergenlik döneminde bazen bu kimlik bunalımı kendini cinsel kimlik sorunları şeklinde gösterebilir. Ergen bu süreçte hangi cinsten hoşlandığı konusunda tereddüt edebilir. Toplumun ve ailesinin beklentilerine ters gelen davranışlar içine girebilir. Bazen de bu durumdan bağımsız olarak cinsel yönelim sorunları olabilir. Bu durumla ilgili ayrıntılı bilgi almak için mutlaka bir çocuk psikiyatristine başvurmanız önerilir.

Cinsel Kimlik Sorunları Nedir?

Cinsel kimlik sorunları, kişinin doğduğu andan itibaren sahip olduğu cinsiyetine karşı olumsuz tavırlar sergilemesi hatta cinsel kimliğini kabul etmemesi durumunda karşılaşılan sorunları tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.

Uluslararası Bilimsel Sınıflama kuruluşuna göre cinsel kimlik sorunları kişiler için doğuştan gelen sorunlar arasında kabul edilmektedir. Kişilerde cinsel farkındalık 2 yaşının sonlarında başlar. Kişilerin cinsel yönelimi ise erken ergenlik dönemi ile oluşmaya başlar. Cinsel kimlik ise ergenlik döneminin tamamlanması ile ortaya çıkar. Cinsel kimlik sorunları nedenleri arasında sayılan başka etkenler ise sosyal etkenler, genetik etkenler, endokrin ve psikodinamik faktörlerdir.

Çocuklar oyun oynarken karşı cinsin elbisesini giyerek oyun oynayabilir. Örneğin bir kız babasının kıyafetlerini giyerek evcilik oynayabilir veya bir erkek çocuğu annesinin kıyafetlerini, aksesuarlarını giyerek anne rolüne bürünebilir. Bu oldukça normaldir ancak çocukların bu süreci geçici ve kısa olarak yaşaması normaldir. Eğitim sürecinin başlamasından sonra çocuktan bu tarz davranışlar sergilemesi pek beklenmez.

Cinsel kimlik sorunları, kişinin çocukluk zamanlarından başlayarak sürekli olarak karşı cinsin kıyafet, yaşam tarzı, niteliklerine özenmesi ve bunları merak etmesi ile ortaya çıkar. Araştırmalar cinsel kimlik sorunları başlangıç döneminin çoğu çocukta 4 yaşından önce belirtiler gösterdiğini söyler.

Cinsel Kimlik Sorunları Tedavi Seçenekleri

Cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri araştırılmadan önce doğru tanı konulması gerekir. Çünkü cinsel kimlik sorunları konusunda ilk adım doğru tanı koyulmasıdır. Doğru tanının yanı sıra tanının olabildiğince erken konulması da büyük önem taşır. Erken tanı sayesinde tedaviler çok daha başarılı olabilmektedir. Genellikle cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri için bireyler kendileri arayışa girer çünkü birçok aile bu sorunun farkına varmaz veya kabul etmek istemeyerek görmezden gelir. Ancak görmezden gelmek sorunların tedavisinde etkili bir yöntem değil aksine sorunun erken tanı ile tedavi edilebilme şansının da yok olmasına neden olabilen bir davranıştır.

Gençlik dönemi çocukluk ve erişkinlik dönemi arasındaki bir geçiş dönemi olarak tanımlanabilir. Bir çok kuramcı bu dönemde kişilerde kendini ve bedenini tanıma sürecinde kimlik bocalaması olabileceğini söylemektedir. Ergenlik döneminde bazen bu kimlik bunalımı kendini cinsel kimlik sorunları şeklinde gösterebilir. Ergen bu süreçte hangi cinsten hoşlandığı konusunda tereddüt edebilir. Toplumun ve ailesinin beklentilerine ters gelen davranışlar içine girebilir. Bazen de bu durumdan bağımsız olarak cinsel yönelim sorunları olabilir. Bu durumla ilgili ayrıntılı bilgi almak için mutlaka bir çocuk psikiyatristine başvurmanız önerilir.

Cinsel Kimlik Sorunları Nedir?

Cinsel kimlik sorunları, kişinin doğduğu andan itibaren sahip olduğu cinsiyetine karşı olumsuz tavırlar sergilemesi hatta cinsel kimliğini kabul etmemesi durumunda karşılaşılan sorunları tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.

Uluslararası Bilimsel Sınıflama kuruluşuna göre cinsel kimlik sorunları kişiler için doğuştan gelen sorunlar arasında kabul edilmektedir. Kişilerde cinsel farkındalık 2 yaşının sonlarında başlar. Kişilerin cinsel yönelimi ise erken ergenlik dönemi ile oluşmaya başlar. Cinsel kimlik ise ergenlik döneminin tamamlanması ile ortaya çıkar. Cinsel kimlik sorunları nedenleri arasında sayılan başka etkenler ise sosyal etkenler, genetik etkenler, endokrin ve psikodinamik faktörlerdir.

Çocuklar oyun oynarken karşı cinsin elbisesini giyerek oyun oynayabilir. Örneğin bir kız babasının kıyafetlerini giyerek evcilik oynayabilir veya bir erkek çocuğu annesinin kıyafetlerini, aksesuarlarını giyerek anne rolüne bürünebilir. Bu oldukça normaldir ancak çocukların bu süreci geçici ve kısa olarak yaşaması normaldir. Eğitim sürecinin başlamasından sonra çocuktan bu tarz davranışlar sergilemesi pek beklenmez.

Cinsel kimlik sorunları, kişinin çocukluk zamanlarından başlayarak sürekli olarak karşı cinsin kıyafet, yaşam tarzı, niteliklerine özenmesi ve bunları merak etmesi ile ortaya çıkar. Araştırmalar cinsel kimlik sorunları başlangıç döneminin çoğu çocukta 4 yaşından önce belirtiler gösterdiğini söyler.

Cinsel Kimlik Sorunları Tedavi Seçenekleri

Cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri araştırılmadan önce doğru tanı konulması gerekir. Çünkü cinsel kimlik sorunları konusunda ilk adım doğru tanı koyulmasıdır. Doğru tanının yanı sıra tanının olabildiğince erken konulması da büyük önem taşır. Erken tanı sayesinde tedaviler çok daha başarılı olabilmektedir. Genellikle cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri için bireyler kendileri arayışa girer çünkü birçok aile bu sorunun farkına varmaz veya kabul etmek istemeyerek görmezden gelir. Ancak görmezden gelmek sorunların tedavisinde etkili bir yöntem değil aksine sorunun erken tanı ile tedavi edilebilme şansının da yok olmasına neden olabilen bir davranıştır.

Gençlik dönemi çocukluk ve erişkinlik dönemi arasındaki bir geçiş dönemi olarak tanımlanabilir. Bir çok kuramcı bu dönemde kişilerde kendini ve bedenini tanıma sürecinde kimlik bocalaması olabileceğini söylemektedir. Ergenlik döneminde bazen bu kimlik bunalımı kendini cinsel kimlik sorunları şeklinde gösterebilir. Ergen bu süreçte hangi cinsten hoşlandığı konusunda tereddüt edebilir. Toplumun ve ailesinin beklentilerine ters gelen davranışlar içine girebilir. Bazen de bu durumdan bağımsız olarak cinsel yönelim sorunları olabilir. Bu durumla ilgili ayrıntılı bilgi almak için mutlaka bir çocuk psikiyatristine başvurmanız önerilir.

Cinsel Kimlik Bozukluğu Nedir?

Cinsel kimlik bozukluğu (cinsiyet disforisi), kişinin biyolojik cinsiyeti ile kendini hissettiği cinsiyetin farklı olmasıdır. Örneğin, bazı insanların erkek cinsel organları olabilir, ancak kendilerini erkek olarak tanımlamazlar veya kendilerini erkeksi hissetmezler.

Bazılarının kadın cinsel organları olabilir, ancak kendilerini kadın olarak tanımlamazlar veya kadınsı hissetmezler. Cinsiyet disforisi, bireyin kendisini tanımladığı cinsiyet ile biyolojik cinsiyetin örtüşmemesinden kaynaklanan stres ve rahatsızlık halidir.

Toplumun seni nasıl gördüğü, nasıl doğduğun, kendini fiziksel ve zihinsel olarak nasıl hissettiğin arasında kopukluklar olabilir. Bu durum stres, kaygı bozukluğu ve depresyona neden olabilir. Bu neden, cinsiyet disforisi yaşayan bireylerin sosyal yaşamlarına daha sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için profesyonel bir yardım almaları gerekebilir.

Nedenleri Nelerdir?

Bu duruma neden olan faktörlerin bilinmesi tedaviden alınan verimi attıracaktır. Nedenlerin herhangi bir kesinliği bulunmadığı gibi kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Ya da birden fazla değişkene bağlı gelişebilir. Cinsel kimlik bozukluğu aşağıda belirtilen nedenlerden kaynaklı olabilir.

Genetik Nedenler: Adrenal bezdeki herhangi bir bozukluk vajina ve penis gelişimini etkileyebilir. Adrenal bez testosteron ve östrojen üretim merkezidir.

Endokrin Nedenler: Östrojen ve testosteron salınımın fazla salınmasına yol açan durumları kapsar.

Psiko-sosyal Nedenler: Bireylerin doğup büyüdükleri aile, toplum ve çevresel faktörlerin tümünü içerir.

  • Seks hormonlarını etkileyen bir durumla doğmak
  • Cinsiyete bağlı bazı nöronların hatalı gelişimi
  • Şizofreni gibi psikiyatrik bir duruma sahip olmak
  • Otizm spektrum bozukluğuna sahip olmak
  • Çocukluk istismarı veya ihmal öyküsü
  • Cinsiyet disforisi olan yakın bir aile üyesine sahip olmak

Cinsel Kimlik Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Cinsel kimlik bozukluğu, içsel cinsiyet kimliği ile atanan cinsiyet arasında en az altı ay süren belirgin bir fark yaşamasına neden olabilir.

Çocuklarda görülen cinsel kimlik bozukluğu belirtileri

  • Karşı cins akranlarıyla oynamayı tercih ederler
  • Hayali oyunlar sırasında karşı cins tipik rollerini üstlenirler
  • Başka bir cinsiyetle ilişkilendirilen giysiler giymeyi tercih ederler
  • Başka bir cinsiyetle ilişkilendirilen oyuncakları veya etkinlikleri tercih ederler
  • Atanan cinsiyetleriyle ilişkilendirilen oyuncakları veya etkinlikleri sevmezler
  • Cinsel anatomilerinden hoşlanmazlar
  • İfade ettikleri cinsiyetleriyle eşleşen cinsiyet özelliklerine sahip olmak isterler

Ergenlerde ve yetişkinlerde cinsel kimlik bozukluğu belirtileri

  • Biyolojik cinsiyetlerinden başka bir cinsiyete sahip olmak isterler
  • Hissettikleri cinsiyet ile muamele görmeyi beklerler
  • İfade ettikleri cinsiyet ile cinsiyet özellikleri arasındaki çelişkinin farkındadırlar
  • Başka bir cinsiyetin birincil cinsiyet özelliklerine veya ikincil cinsiyet özelliklerine sahip olmayı isterler. Birincil cinsiyet özellikleri üremeden doğrudan sorumludur. Penis, testisler, vajina ve yumurtalıkları içerir. İkincil cinsiyet özellikleri üremeden sorumlu değildir.
  • Başka bir cinsiyete özgü duygu ve tepkilere sahip olduklarına inanırlar

Cinsel kimlik bozukluğu tüm bunların yanı sıra, bunu deneyimleyen bireylerde aşağıdaki sorunlara neden olabilmektedir:

  • Kendine güvensizlik
  • Geri çekilmek veya sosyal olarak izole olmak
  • Depresyon veya kaygı
  • Gereksiz riskler almak
  • Kendilerini ihmal etmek

Diğer Tanımlanmış Cinsel Kimlik Bozukluğu Türleri

Bu kategori, toplumsal, mesleki veya diğer önemli işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin sıkıntıya veya bozulmaya neden olan, cinsiyetten hoşnutsuzluğun karakteristik semptomlarının baskın olduğu ancak cinsiyetten hoşnutsuzluk için tüm kriterleri karşılamadığı durumlar için geçerlidir. "Belirtilmiş diğer cinsiyet disforisi" kategorisi, danışanın ifadelerinin cinsiyet disforisi kriterlerini karşılamamasının özel nedenini klinisyenin iletmeyi seçtiği durumlarda kullanılır. Bu, belirlenmiş diğer cinsiyet disforisi, belirli bir neden kaydedilerek yapılır.

Belirtilmemiş Cinsel Kimlik Bozukluğu

Bu kategori, toplumsal, mesleki veya diğer önemli işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin sıkıntıya veya bozulmaya neden olan, cinsiyetten hoşnutsuzluğun karakteristik semptomlarının baskın olduğu ancak cinsiyetten hoşnutsuzluk için tüm kriterleri karşılamadığı durumlar için geçerlidir. "Belirtilmemiş cinsiyet disforisi" kategorisi, klinisyenin cinsiyet disforisi için kriterlerin karşılanmamasının nedenini belirtmemeyi seçtiği durumlarda kullanılır ve daha spesifik bir tanı koymak için bilgilerin yetersiz olduğu durumları içerir. Yani, hastanın ifadelerinin ve

Cinsel Kimlik Bozukluğu Tedavisi

Cinsel kimlik bozukluğu, bireyin biyolojik cinsiyetiyle algılanan cinsiyet kimliği arasında uyumsuzluk olduğu durumlarda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Cinsel kimlik bozukluğunun tedavisi, hastalığın altında yatan nedenleri tespit etmeyi ve bu nedenleri ele almayı amaçlamaktadır. Cinsel kimlik bozukluğu tedavisinde en etkili ve yaygın kullanılan yöntemlerden biri bilişsel davranışçı terapidir.

Bilişsel Davranışçı Terapi

Bilişsel davranışçı terapi (BDT), hastanın ihtiyaçlarına göre uyarlanmış çeşitli tekniklerin kullanıldığı bir tedavi yaklaşımıdır. Cinsel kimlik bozukluğunda, BDT hastanın cinsiyet kimliği ile ilgili düşüncelerini ve davranışlarını araştırmaya odaklanır. Örneğin, bir çocuk hastada çeşitli oyuncaklar sunulabilir ve terapist, erkek çocuğun bebekle oynaması veya kız çocuğunun arabayla oynaması gibi hangi oyuncaklara ilgi gösterdiğini gözlemleyebilir. Terapist ayrıca ailenin bu davranışlara nasıl tepki verdiğini, görmezden mi geldiğini, engellediğini mi yoksa desteklediğini değerlendirir. Terapist daha sonra hastayla ve ailesiyle, cinsiyet kimliği ile ilgili herhangi bir olumsuz veya zararlı inanç ve davranışı değiştirmeye yönelik çalışır.

BDT'nin yanı sıra, psikanalitik ve psikanalitik yönelimli psikoterapi de tedavi planının bir parçası olarak kullanılabilir. Bazı durumlarda, hasta yaşına, cinsiyet kimliğine ve diğer faktörlere bağlı olarak cinsiyet değiştirme ameliyatı önerilebilir.

İlaç Tedavisi

Cinsel kimlik bozukluğu için bir diğer tedavi seçeneği ise ilaç kullanımıdır. İlaç kullanımının amacı, hastanın algılanan cinsiyet kimliği ile uyumlu hormonları dengede tutmaktır. Löprolid, Gosarelin, Nafarelin, Busarelin ve Triptorelin gibi gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) reseptör agonistleri sıkça kullanılır. Bu ilaçlar erken ergenlik ve prostat kanseri gibi diğer rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılabilirler. Ancak, bu ilaçların libido azalması, sıcak basması ve kas kitlesinde azalmalar gibi yan etkileri olabilir.

Cinsel Kimlik ve Cinsel Yönelim Nedir?

Günümüzde cinsellikle ilgili birçok terim karşımıza çıkmaktadır. Fakat bu terimler hatalı ve eksik bir şekilde kullanılmaktadır. Bunların net olarak bilinmiyor oluşu bazı tartışmalara ve anlaşmazlıklara yol açmaktadır. Biyolojik bakış açısına göre iki temel cinsiyetten biriyle dünyaya gelmekteyiz; kadın ve erkek. Daha sonra insanlar bu iki temel cinsiyet kimliklerinin rollerini sergiler ve bir toplumsallaşma süreci başlar. Yani, erkek ve kadının cinsel kimliklerini yaşayış şekilleri, toplumun doğru bulduğu cinsiyet örüntüleriyle belirlenmektedir. Toplum tarafından kültürel yapı bağlamında iki rol üretilir; ‘kadınlık’ ve ‘erkeklik’. Buna da toplumsal cinsiyet adı verilmektedir. Bu iki rolün dışında kalan cinsel azınlıkların var olduğunun kabul edilmesinde zorlanılmaktadır. 

Cinsiyet, bir canlının doğuştan, genetik olarak kazandığı, cinsel üremeye yönelik özelliklerin toplamıdır. Dolayısıyla bir bebek doğarken mutlaka bir cinsiyet ile doğar. 3 farklı biyolojik cinsiyet vardır: Erkek, dişi ve interseks (cinsiyetler arası). İnterseks, bireylerde iki üreme sisteminin bir arada oluşması demektir. Cinsiyet kimliği de biyolojik cinsiyet ile aynı anlama gelmektedir.

Cinsel Yönelim Nedir? İsimlendirilen Cinsel Yönelimler

Cinsel Yönelim Nedir? İsimlendirilen Cinsel Yönelimler

Cinsel yönelim kişide cinsel duygu, istek ve davranışların belli bir cinsiyete çekimidir. Cinsel yönelim; erkekler, kadınlar veya her iki cinsiyet için kalıcı duygusal, romantik ve cinsel uyarılma anlamına gelmektedir. Cinsel yönelim kişiyi karşı cinsiyete, kendi cinsiyetinden olanlara veya her iki cinsiyete birden ilgi duymaya yönlendiren kalıcı kişisel bir niteliktir. Cinsel yönelim genellikle üç farklı kategoriye ayrılır. İsimlendirilen cinsel yönelimler:

  • Heteroseksüel (kendinden farklı olan diğer cinsiyete karşı duygusal, romantik ya da cinsellik çekimleri olan)
  • Homoseksüel/Eş Cinsel (kişilerin kendi ile aynı cinsiyete karşı duygusal, romantik ya da cinsellik çekimi olan)
  • Biseksüel (hem kendi cinsiyetinden hem diğer cinsiyetinden olanlara karşı duygusal, romantik ya da cinsel çekimi olan)

Bu yönelimlerin hiçbiri birbirinden daha “normal” değildir. Her yönelim sağlıklı ve doğaldır. Cinsel yönelim dışarıdan gözlenerek anlaşılacak bir şey değildir. Kişinin kendisi ifade ettiğinde bilinebilir. Cinsel yönelim çok boyutlu olarak değerlendirilir. Yani bir kadın bir kadına cinsellik olarak haz duyması onun eş cinsel olduğu anlamına gelmez. Bir erkeğe heteroseksüel demek için illa bir kadınla cinsel birlikteliği olması gerekir gibi bir kural olmadığı gibi; tek başına yeterli olabilecek bir durum değildir. Heteroseksüel bir erkeğin bir erkeğe karşı cinsel fanteziye sahip olması normal bir durumdur; bu o erkeğin eş cinsel olduğu anlamına gelmez. Bu çok karıştırılan ve kişilerin kaygı duymasına neden olan şeylerden birisidir. Kişinin kendisini sorgulamasına neden olabilir. 

Yapılan çalışmalarda, cinsel yönelimlerin kökenleri bilimsel olarak yeterli gösterilmemiştir. Bu durum heteroseksüellik için de aynıdır. Fakat cinsel yönelimin bir tercih veya seçim olmadığı kesin olarak kabul edilmektedir. Kişi cinsel yönelimine karar veremez. Örneğin, heteroseksüel bir erkeğin, “Ben artık duygusal olarak erkeklere ilgi duyacağım.” diye bir yönelim sergilemesi söz konusu değildir.

Cinsel yönelimin değiştirilmesi mümkün değildir. Homoseksüel kişiler, baskın toplumlarda yaşıyorlarsa bunu değiştirmeye çalışırlar veya hastanelere, doktorlara başvururlar. Fakat bu mümkün olmasa da istek, ilgi ve davranışlarında değişiklikler olması mümkün. Kişi homoseksüel olsa da heteroseksüel gibi davranabilir ve istek duyabilir. Fakat bu kişinin cinsel yönelimi yine de homoseksüeldir. 

Kişi çocukluk çağında cinsel yönelimini fark eder. Eğer kişinin cinsel yönelimi topluma ve aileye aykırı ise bunu fark ettikten sonra korku, kaygı ve suçluluk duygusu başlar. Bu sebeple uzman bir psikologdan yardım almak önemlidir. Burada psikologların görevi kişinin yönelimini değiştirmek değildir; durumla baş etmesini kolaylaştırmak, yaşadığı olumsuz duygularını çalışmak ve karşılaştığı güçlükleri anlamasını desteklemektir. 

Cinsellik Nedir? Cinsel Kimlik Nedir? İsimlendirilen Cinsel Kimlikler

Cinsellik Nedir? Cinsel Kimlik Nedir? İsimlendirilen Cinsel Kimlikler

Cinsellik, doğum öncesi başlar ve ömür boyu devam eder. Kişinin inanışlarını, duygularını, değerlerini, kişiliğini, tutumlarını ve davranışlarını kapsar. Cinsellikle ilgili çoğu söylenen şeyler doğru değildir. İnsanlar sadece cinsel organları içerdiğini zanneder; fakat öyle değildir. Cinsellik tüm bedeni ve aklı içerir. Hatta en önemli cinsel organ beyindir. Cinsellik; psikolojik, sosyal, ekonomik, politik, kültürel, hukuki, tarihi, dini, biyolojik ve ruhsal faktörlerin etkileşiminden etkilenmektedir. Cinsellik kişiden kişiye değişmektedir. 

Cinsel kimlik, bir kişinin kendisini dilediği kimlikle tanımlayabilmesi demektir. Yani kişi cinsel kimliğini belirtirken ‘ben kadınım’ veya ‘ben erkeğim’ der. Cinsel kimlik kişinin genetiği ve kültürü demek değildir; kişinin kendi bilinci ile seçtiği cinsel aidiyettir. Cinsel kimlik kişinin kendini kavrayışını; fakat cinsel yönelim kişinin hangi cinsiyete karşı ilgi duyduğunu gösterir. 

Yaygın olarak isimlendirilen cinsel kimlikler ile yazımızı bitirelim: 

  • Kimliksiz (Agender): Kendini herhangi bir cinsel kimlikte tanımlamayan kişilerdir. 
  • Erdişi (Androgyne): Hem erkek, hem kadınlara ait cinsel özelliklere sahip olan kişilerdir.
  • Çift Kimlikli (Bigender): Farklı dönemlerde kendilerini erkek veya kadın olarak tanımlayan veya bunlar arasında geçiş yapan kişilerdir.
  • Düz Cinsiyetli (Cisgender): Cinsel kimlikleri biyolojik cinsiyetleri ile örtüşen kişilerdir.
  • Trans Kadın: Biyolojik olarak erkek doğmuş birinin kadın olarak hissetmesidir
  • Trans Erkek: Biyolojik olarak kadın doğmuş birinin erkek olarak hissetmesidir.
  • Üç Cinsiyetli: Erkek, kadın ve cinsiyetsiz özellikler arasında geçiş yapan kişilerdir.

Kaynakça

Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD). Cinsel Yaşam ve Sorunları. 2008.


Yayınlanma: 28.05.2024 20:20

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:32

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Depresif Bozukluklar
Varoluşsal Anlam Arayışı
Yalnızlık
+7
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

✨ Beden Hatırlar: Travma Neden Sadece Zihinde Değildir?

Travmayı çoğu zaman bir hikâye gibi düşünürüz.Geçmişte olmuş, bitmiş, artık “geride kalmış” bir olay…“Evet, zor bir şey yaşadım ama geçti.”Peki gerçekten geçti mi?Eğer bazen hiçbir sebep yokken kalbin hızlanıyorsa…Eğer bir ses, bir koku ya da bir bakış seni aniden huzursuz ediyorsa…Eğer hayatın genel olarak yolunda olmasına rağmen içinde açıklayamadığın bir sıkışma hissi varsa…Belki de geçmemiştir.Belki de sadece şekil değiştirmiştir.Çünkü travma yalnızca zihinde saklanan bir anı değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir deneyimdir.🧠 Zihin Unutur, Beden HatırlarTravmatik bir olay yaşandığında bedenin önceliği “anlamak” değildir.Öncelik hayatta kalmaktır.Bu yüzden sinir sistemi otomatik olarak devreye girer ve şu tepkilerden birini seçer:SavaşKaçDonBu sırada beynin mantıklı düşünmeden sorumlu kısmı geri planda kalır. Yani o anda yaşadığın şeyi anlamlandırmak yerine, sadece tepki verirsin.Belki bağırmak istedin ama sustun.Belki kaçmak istedin ama kalmak zorunda kaldın.Belki hareket etmek istedin ama donakaldın.İşte bu “yarım kalan tepkiler” bedenin içinde kayıt altına alınır.Ve yıllar sonra bile beden, o anı unutmaz.🌊 “Geçti” Dediğin Şey Neden Hâlâ Etkiliyor?Birçok insan terapiye şu cümleyle gelir:“Ben artık o olayı düşünmüyorum ama hâlâ etkisindeyim.”Bu cümle aslında çok şey anlatır.Çünkü travma sadece hatırlamakla ilgili değildir.Travma, sinir sisteminin hâlâ o olaydaymış gibi çalışmasıdır.Bu yüzden kişi:Sürekli tetikte hissedebilirRahatlamakta zorlanabilirGüvende olsa bile güvende hissedemeyebilirMantık şöyle der: “Artık tehlike yok.”Ama beden şöyle der: “Emin değilim.”Ve çoğu zaman kazanan beden olur.🌀 Travma: Tamamlanmamış Bir Hikâye Değil, Tamamlanmamış Bir TepkiTravmayı bir anı gibi değil, tamamlanmamış bir hareket gibi düşün.Söylenememiş sözler…Ağlanamamış gözyaşları…İfade edilememiş öfke…Kaçılamamış bir durum…Bunların hepsi bedenin içinde “yarım kalır.”Bu yüzden bazen hiçbir sebep yokken:İçin daralırGözlerin dolarKasların gerilirNefesin sıkışırBeden aslında şunu yapmaya çalışıyordur:“Yarım kalan şeyi tamamlamak.”Ama biz genelde bunu anlamayız.Onun yerine bastırırız.🌿 Bastırmak Neden İşe Yaramaz?Çünkü bastırmak, yok etmek değildir.Bastırmak, sadece ertelemektir.Bir duyguyu hissetmemeye çalıştığında, o duygu kaybolmaz.Sadece daha derine gider.Ve çoğu zaman daha güçlü bir şekilde geri döner.Örneğin:Sürekli meşgul olma ihtiyacıAşırı düşünmeBedensel gerginliklerNedensiz yorgunlukBunların bazıları aslında bastırılmış duyguların bedenle konuşma şeklidir.Beden kelimelerle konuşmaz.Beden hislerle konuşur.🎨 Neden Sadece Konuşmak Yetmez?Konuşmak çok değerlidir.Anlamak, fark etmek, anlamlandırmak iyileşmenin önemli bir parçasıdır.Ama tek başına yeterli değildir.Çünkü travma sadece “anlatılan” bir şey değildir.Travma aynı zamanda “hissedilen” bir şeydir.Ve bazı şeyler kelimelere dökülemez.İşte bu yüzden beden odaklı çalışmalar önemlidir:Sanat terapisiHareket çalışmalarıNefes farkındalığıDuygusal ifade teknikleriBu yöntemler zihni biraz kenara alır ve doğrudan bedenle çalışır.Bazen bir resim, anlatılamayan bir duyguyu ortaya çıkarır.Bazen küçük bir hareket, yıllardır tutulmuş bir gerginliği çözer.Bu bir “bozulma” değil…Bu bir çözülmedir.🌸 Beden Ne Zaman Açılır?Beden zorlandığında değil…Güvende hissettiğinde açılır.Bu çok kritik bir nokta.Çünkü birçok insan iyileşmeye çalışırken kendini zorlar:“Artık geçmesi lazım.”“Bunu aşmalıyım.”“Güçlü olmalıyım.”Ama beden baskıyla değil, güvenle çalışır.Güvenli bir alan demek:Yargılanmadığın bir yerHızına saygı duyulan bir süreçZorlanmadan ilerleyebilmekBeden ancak “artık tehlike yok” dediğinde gevşer.🌬️ Sinir Sistemi ve Regülasyon: İyileşmenin AnahtarıTravmayı anlamanın bir diğer yolu da sinir sistemine bakmaktır. Sinir sistemi, bedenin iç dünyadaki trafik kontrol merkezidir. Tehlike algıladığında hızlanır, güven hissettiğinde yavaşlar.Travma yaşayan kişilerde bu sistem çoğu zaman dengesini kaybeder. Ya sürekli alarm halinde kalır ya da tamamen kapanır.Bu durum iki şekilde kendini gösterebilir:Aşırı uyarılma: kaygı, huzursuzluk, panikDüşük uyarılma: donukluk, boşluk hissi, kopuklukİyileşme, bu iki uç arasında esneklik kazanmakla ilgilidir.Buna “regülasyon” denir.Regülasyon, duyguları bastırmak değil…Duygularla birlikte kalabilmektir.💫 Küçük Bir Farkındalık DeneyiŞu an burada, bunu okurken…Kısa bir an dur.Omuzlarını fark etÇeneni fark etNefesini fark etKendine şu soruyu sor:“Şu an bedenimde en çok nerede bir his var?”Belki bir sıkışma…Belki bir ağırlık…Belki bir boşluk…Şimdi o bölgeye doğru nefes aldığını hayal et.Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışma.Sadece alan aç.Çünkü iyileşme çoğu zaman büyük adımlarla değil,küçük temaslarla başlar.🌿 Son SözTravma sadece geçmişte kalan bir olay değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir izdir.Bu yüzden iyileşme de sadece düşünerek olmaz.İyileşme hissetmeyi de içerir.Zihin anlamak ister.Beden hissetmek ister.Ve gerçek dönüşüm, bu ikisi bir araya geldiğinde olur.Beden bazen kelimelerden daha eski bir dil konuşur.Ve bu dil sabır ister, yavaşlık ister, temas ister.Eğer uzun zamandır kendine şu soruyu soruyorsan:“Neden hâlâ böyle hissediyorum?”Belki de cevap şudur:Zihnin yoluna devam etti…ama bedenin hâlâ seni bekliyor.Ve belki de iyileşme,ilerlemek değil…geri dönüp kendine yeniden temas etmektir. Ve o temas, sandığından çok daha dönüştürücü olabilir. Bu yüzden kendine nazik ol, acele etme, bedeninin ritmini dinle. Her fark ettiğin duyum, her küçük temas, seni biraz daha kendine yaklaştırır ve içsel bütünlüğünü yeniden kurmana yardımcı olur. 🌿 Gülay TOKER
Gülay TOKER 25.02.2026

"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi

Hayatınızda başkalarının taleplerini kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyduğunuz kaç an var? Arkadaşınızı kırmamak için gittiğiniz o yorgun akşam yemeği, iş yerinde aslında göreviniz olmayan ama "hayır" diyemediğiniz için üstlendiğiniz projeler veya ailenizin beklentileri altında ezilen kendi istekleriniz... Eğer sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendinizden bir şeyler eksildiğini hissediyorsanız, özgüveninizin en büyük düşmanıyla tanışıyor olabilirsiniz: Sınır koyamama sorunu.Peki, neden "hayır" demek bu kadar zor? Neden sınırlarımızı korumaya çalıştığımızda suçluluk duyuyoruz? Bu yazıda, sınır çizmenin psikolojik temellerine inecek ve özgüvenle bağını keşfedeceğiz.1. Sınır Çizmek Neden Bu Kadar Zor?Psikolojide sınır koyamama davranışı, genellikle geçmişte edindiğimiz bazı temel inançlarla (şemalarla) yakından ilgilidir. Özellikle Şema Terapi ekolü çerçevesinden baktığımızda, şu şemalar sınır çizmemizi engelleyen ana unsurlardır:Boyun Eğicilik Şeması: Kişinin, başkaları tarafından kontrol edilme veya cezalandırılma korkusuyla kendi isteklerini bastırmasıdır. "Eğer hayır dersem beni sevmezler" veya "Öfkelenirlerse bununla baş edemem" düşüncesi bu şemanın temelidir.Kendini Feda Şeması: Başkalarının acı çekmesini engellemek veya onlara yardımcı olmak adına kendi ihtiyaçlarını tamamen göz ardı etmektir. Bu kişiler genellikle çevrelerinde "çok yardımsever" olarak bilinirler ama iç dünyalarında derin bir boşluk ve tükenmişlik hissederler.Onay Arayıcılık Şeması: Öz-değerini sadece başkalarından gelen takdir ve onaya bağlamaktır. "Hayır" demek, karşı taraftan gelecek olumsuz bir tepki riskini göze almak demektir ve onay arayıcı birey için bu risk çok korkutucudur.2. Sınır Çizmemenin Bedeli: Kronik Yorgunluk ve TükenmişlikSürekli olarak başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmak, sadece zihinsel bir yük değil, aynı zamanda fiziksel bir yorgunluk kaynağıdır. Sınır çizemeyen bireylerde sıklıkla kronik stres, uyku bozuklukları ve psikosomatik ağrılar (özellikle omuz ve boyun ağrıları) gözlemlenir. Zihin sürekli olarak "Acaba birini kırdım mı?" veya "Sıradaki istek ne olacak?" kaygısıyla meşgul olduğu için, dinlenme anlarında bile gerçek bir rahatlama yaşanamaz. Bu durum uzun vadede tükenmişlik sendromuna (burnout) ve yaşama karşı duyulan ilginin azalmasına yol açabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı ertelemek, bir süre sonra öz-şefkat duygusunun kaybolmasına neden olur.3. İş Hayatında Profesyonel Sınırlar: Kariyerinizi KorumakPek çok danışanım, özellikle iş hayatında sınır çizmenin "tembellik" veya "başarısızlık" olarak algılanmasından korkar. Oysa sağlıklı sınırlar, sizi daha verimli bir çalışan yapar. Her şeye "evet" dediğinizde, asıl odaklanmanız gereken öncelikli işlerinizdeki kalite düşer. Profesyonel sınırlar; mesai saatlerinize sadık kalmak, uzmanlık alanınız dışındaki işleri nezaketle reddetmek ve mola zamanlarını korumaktır. Unutmayın, iş yerinde çizilen sınırlar sizi "zor biri" yapmaz; aksine, zamanını ve emeğini doğru yöneten "saygın biri" yapar.4. Sınırlar ve Özgüven Arasındaki Kritik BağÖzgüven, sadece "ben yapabilirim" demek değildir; özgüven aynı zamanda "benim ihtiyaçlarım da önemli" diyebilme cesaretidir. Sağlıklı sınırları olmayan bir bireyin özgüveni sürekli dış faktörlere bağlıdır. Başkaları sizi onayladığında kendinizi iyi, eleştirdiğinde ise değersiz hissedersiniz.Sınır çizmek, kendinize olan saygınızı koruma biçiminizdir. Kendi alanınızı koruduğunuzda, zihninize şu mesajı gönderirsiniz: "Benim zamanım, enerjim ve duygularım kıymetli." Bu mesaj içselleştirildikçe, dışarıdan gelen onaya olan ihtiyacınız azalır ve gerçek özgüven inşa edilmeye başlar.5. Sınır Koyma Türlerini TanıyalımSınırlar sadece fiziksel değildir; yaşamın pek çok alanına yayılırlar:Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularından kendinizi sorumlu tutmamaktır. Bir yakınınız mutsuz olduğunda onu teselli edebilirsiniz, ancak onun mutsuzluğunun "sebebi" veya "çözümü" siz olmak zorunda değilsiniz.Zihinsel Sınırlar: Kendi düşünce ve inançlarınızı korumaktır. Başkalarının fikirlerine saygı duyarken, onlarla aynı fikirde olmama hakkınızı saklı tutmaktır.Zaman ve Enerji Sınırları: Sınırlı olan vaktinizi ve enerjinizi kime, ne kadar ayıracağınıza karar vermektir. "Bu akşam kendime vakit ayırmak istiyorum" demek, meşru bir sınırdır.6. Suçluluk Duymadan "Hayır" Demek Mümkün Mü? Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bize duygulardan kaçmak yerine onlarla nasıl yaşayacağımızı öğretir. Sınır koyduğunuzda suçluluk hissetmeniz çok normaldir; çünkü zihniniz eski alışkanlıklarını korumaya çalışıyordur.Duyguyu Gözlemleyin: Suçluluk geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an zihnim bana başkalarını hayal kırıklığına uğrattığımı söylüyor ve bu yüzden suçluluk hissediyorum" diyerek duyguyu etiketleyin.Değerlerinize Odaklanın: Sınır koyduğunuzda neye "evet" dediğinizi düşünün. Arkadaşınıza "hayır" derken, belki de kendi dinlenme ihtiyacınıza veya ailenize ayıracağınız vakte "evet" diyorsunuzdur.Bilişsel Yeniden Yapılandırma (BDT): "Hayır dersem bencil biriyim" gibi otomatik düşüncelerinizi, "Kendi sınırlarımı korumak beni bencil değil, sağlıklı bir birey yapar" gibi daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin.7. Profesyonel Destek Almanın ÖnemiSınır çizme sorunu genellikle çok derinlerde yatan değersizlik ve yetersizlik hislerinden beslenir. Yılların getirdiği bu kalıpları tek başına değiştirmek bazen direnç yaratabilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci; sınır koymanızı engelleyen çocukluk şemalarınızı fark etmenizi sağlar, güvenli ve yargısız bir alanda "hayır" deme pratiği yapmanıza yardımcı olur ve sosyal fobi veya anksiyete gibi sınır koymayı zorlaştıran diğer etmenleri ele almanıza imkan tanır.8. Kendi Değerinizi Yeniden TanımlayınSınır çizme yolculuğu, aslında kendinize verdiğiniz değeri yeniden keşfetme sürecidir. Başkalarını mutlu etmek için harcadığınız o muazzam enerjiyi, kendi iç dünyanızı iyileştirmeye ve öz-şefkat geliştirmeye yönlendirdiğinizde hayatınızdaki dengelerin nasıl değiştiğine şaşıracaksınız. "Hayır" demek, köprüleri yıkmak değil; kendi bahçenizin kapılarını sadece gerçekten davet etmek istediğiniz kişilere açmaktır.Bu süreçte zorlandığınız her an, bu değişimin sadece bir alışkanlık değişikliği değil, derin bir özgürleşme adımı olduğunu hatırlayın. Terapi odası, bu özgürleşme yolunda size güvenli bir laboratuvar sunar. Kendi ihtiyaçlarınızın sesini duymaya başladığınızda, sadece kendinizle değil, çevrenizle olan bağlarınızın da çok daha samimi ve dürüst bir zemine oturduğunu göreceksiniz. Siz, sınırlarınızla ve olduğunuz halinizle değerlisiniz.Unutmayın; "Hayır" bir tam cümledir ve herhangi bir açıklama gerektirmez. Kendi hayatınızın sınırlarını belirlemek, kendinize verdiğiniz en büyük değerdir. KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Şema Terapi: Uygulamacı Kılavuzu.Beck, J. S. (2011). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi.Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Kabul ve Kararlılık Terapisi.Neff, K. (2011). Öz-Şefkat: Kendinize Karşı Nazik Olmanın Kanıtlanmış Gücü.
Şevval TAŞ 04.02.2026

İçimizdeki Sahtekar: Imposter Sendromu Nedir?

Hayatınızda her şey dışarıdan bakıldığında "yolunda" görünse de, iç dünyanızda bitmek bilmeyen bir huzursuzluk mu var? İyi bir kariyer, sevgi dolu bir aile ya da akademik başarılar bile kendinizi "gerçekten başarılı" hissetmenize yetmiyor mu? Eğer içinizdeki bir ses sürekli olarak başarınızın bir "tesadüf" olduğunu, aslında yeterince zeki veya yetenekli olmadığınızı ve bir gün herkesin bu "gerçeği" anlayacağını fısıldıyorsa; muhtemelen imposter (Sahtekarlık) sendromu ve derin bir yetersizlik hissiyle karşı karşıyasınız demektir.Peki, neden kendimize karşı bu kadar acımasızız? Neden başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendimizden esirgiyoruz? Bu yazıda, yetersizlik hissinin psikolojik kökenlerine inecek ve bu döngüden çıkış yollarını bilimsel ekoller ışığında inceleyeceğiz.1. Yetersizlik Hissi Nereden Gelir? Geçmişin Bugünkü YansımalarıPsikolojide hiçbir duygu sebepsiz değildir. Bugün hissettiğiniz yetersizlik duygusu, genellikle çocukluk döneminde atılan tohumların bir sonucudur. Özellikle Şema Terapi ekolü, bu durumu "Erken Dönem Uyumsuz Şemalar" ile açıklar. Zihnimizde çocuklukta oluşan bu kalıplar, birer gözlük gibidir ve dünyayı bu gözlüklerin renginde görmemize neden olur.Kusurluluk Şeması: Eğer çocukken duygusal ihtiyaçlarınız tam olarak karşılanmadıysa veya sürekli eleştirildiyseniz, "Ben temelde kusurluyum ve eğer insanlar beni gerçekten tanırsa benden uzaklaşırlar" inancını geliştirmiş olabilirsiniz. Bu inanç, yetişkinlikte kendinizi sürekli saklamanıza veya aşırı telafi mekanizmaları geliştirmenize yol açar.Yüksek Standartlar Şeması: Bazı aile yapılarında sevgi, performansa bağlıdır. Sadece "en iyi" olduğunuzda takdir edildiyseniz, yetişkinlikte kendinize hata yapma alanı bırakmayan, acımasız bir iç ses geliştirirsiniz. Bu şema altındaki kişi için "iyi", asla yeterli değildir; sadece "mükemmel" kabul edilebilirdir.Başarısızlık Şeması: Kişinin kendini akranlarıyla kıyasladığında her zaman daha yeteneksiz, daha şanssız veya daha başarısız hissetmesidir. Kişi gerçekten başarılı olsa bile, bu başarıyı dışsal faktörlere (şans, başkasının yardımı, kolay sınav vb.) bağlar; başarısızlığı ise tamamen kendi beceriksizliği olarak görür.2. Modern Dünyanın Tuzakları: Sosyal Medya ve "Mükemmel" Hayatlar İllüzyonuİçsel şemalarımızın üzerine bir de günümüzün dijital dünyası eklendiğinde, yetersizlik hissi kaçınılmaz hale gelebiliyor. Sosyal medya, bizlere başkalarının hayatlarının sadece "en parlak" anlarını sunar. Ancak biz kendi hayatımızın mutfağını, dağınıklığını, sabahki yorgunluğunu ve geceki kaygılarını biliyoruz. Başkasının "sahne önü" ile kendi "sahne arkamımızı" kıyaslamak, adil olmayan bir yarıştır.Sürekli maruz kalınan "ideal beden", "ideal kariyer" ve "ideal ebeveynlik" görselleri, zihnimizdeki "yeterli değilim" inancını her gün yeniden besler. Bu durum, bireyin kendi özgün değerlerinden uzaklaşmasına ve başkalarının onayına bağımlı bir yaşam sürmesine neden olur.3. İş Hayatında ve Akademik Yaşamda YetersizlikYetersizlik hissi en çok performans sergilediğimiz alanlarda bizi yakalar. İş hayatında yeni bir sorumluluk aldığınızda ya da akademik bir başarı elde ettiğinizde gelen o "Acaba hata mı yaptım?" korkusu, aslında gelişme arzunuzun gölgesidir. Bu duyguyla baş etmenin yolu, başarıyı sadece sonuç odaklı değil, süreç odaklı değerlendirmektir. Kazandığınız her deneyim, attığınız her adım sizi "yetersiz" değil, "öğrenen ve dönüşen" bir birey kılar. Profesyonel hayatta uzmanlaşmak, her şeyi bilmek değil, bilmediklerimizi nasıl öğreneceğimizi keşfetmektir.4. İçimizdeki Eleştirel Sesle Nasıl Bağ Kurarız?İçimizdeki eleştirel ses aslında bizi korumaya çalışan, ancak yöntemini şaşırmış bir parçamızdır. Genellikle bizi başarısızlıktan veya reddedilmekten korumak için "Zaten yapamazsın, deneme bile" diyerek bizi konfor alanımızda tutmaya çalışır. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bu noktada bize çok kıymetli bir perspektif sunar: Bu sesi susturmaya çalışmak yerine, onunla olan bağımızı değiştirmek.Düşünceleri birer "mutlak gerçek" olarak değil, zihnimizden geçen "kelime dizileri" olarak görmeye başladığımızda (Bilişsel Ayrışma), bu seslerin üzerimizdeki kontrolü azalır. "Ben yetersizim" demek yerine, "Şu an zihnimden yetersiz olduğuma dair bir düşünce geçiyor" demek, duyguyla aranıza sağlıklı bir mesafe koymanızı sağlar.5. Yetersizlik Hissini Yönetmek İçin 5 Somut AdımEğer bu duygu hayatınızın direksiyonuna geçtiyse, şu adımları uygulamaya başlayabilirsiniz:Kanıt Analizi Yapın (BDT Tekniği): Kendinizi yetersiz hissettiğiniz bir anı seçin. Bu duygunun lehine ve aleyhine olan somut kanıtları bir kağıda yazın. Göreceksiniz ki, aleyhteki (başarılarınız, çabalarınız, olumlu geri bildirimler) kanıtlar genellikle daha fazladır.Öz Şefkat Pratiği: Kendinize, çok sevdiğiniz bir arkadaşınız aynı durumda olsaydı ona neler söylerdiniz, diye sorun. Kendinize karşı kullandığınız dil, bir düşman dili mi yoksa destekleyici bir dost dili mi?Hata Yapma İzni Verin: Mükemmeliyetçilik gelişim değildir; gelişim, hatalardan ders çıkarabilme becerisidir. Haftada en az bir kez "bilinçli olarak" küçük, önemsiz bir hata yapın ve dünyanın başınıza yıkılmadığını deneyimleyin.Değerlerinize Odaklanın: Başkalarının beklentilerine veya onayına göre değil; sizin için gerçekten neyin önemli olduğuna göre hareket edin. Başarı, başkalarını geçmek değil, kendi değerlerinizle uyumlu bir hayat yaşamaktır.Duygularınızı Etiketleyin: Kaygı veya yetersizlik geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an yetersizlik hissi geldi, hoş geldi. Onu hissediyorum ama onun peşinden gitmek zorunda değilim" diyerek duyguyu misafir edin.6. Profesyonel Destek Almanın Önemi ve Terapi SüreciYetersizlik hissiyle tek başına mücadele etmeye çalışmak, fırtınalı bir denizde pusulasız yol almaya benzer. Birey, çoğu zaman kendi zihinsel kör noktalarını görmekte zorlanabilir ve içsel eleştirel sesleri "mutlak gerçekler" olarak kabul etme eğilimi gösterebilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci, bu noktada bireyin kendi iç dünyasına objektif bir ayna tutmasını ve bu köklü inançları bilimsel yöntemlerle incelemesini sağlar.KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.Beck, J. S. (2011). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond. Guilford Press.Harris, R. (2009). ACT Made Simple: An Easy-to-Read Primer on Acceptance and Commitment Therapy. New Harbinger Publications.Clance, P. R., & Imes, S. A. (1978). The imposter phenomenon in high achieving women: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice.
Şevval TAŞ 03.02.2026