1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Romantik İlişkimlerimde beni sevmeyen insanlara bağlanıyorum sorun bende mi?

Romantik İlişkimlerimde beni sevmeyen insanlara bağlanıyorum sorun bende mi?

Bağlanma, her canlının yaşamında yeme içme kadar doğal bir ihtiyaçtır. Bu yazımızda sizlere ilişkilerde bağlanma stilleri hakkında sizlere bilgi vereceğiz.

İnsanın bağ kurması, desteklenmesi, zor zamanlarında birinin kendisini iyi hissettirmesi, sevmek, sevilmek, onaylanmak, takdir edilmek, zorlukları birlikte aşabilmek; bunların hepsi bağ kurmanın önemli unsurlarındandır. Her insan hayatında bu unsurlara ihtiyaç duyar. Hatta bu ihtiyaçlar nedeniyle de insanlar bir araya gelirler, derinlikli ilişkiler kurarlar, evlenirler ve ailelerini genişletirler. Bu şekilde kurulan ilişkilerin temelinde güven faktörü yatar. 

Sağlıklı bağlanan kişiler ilişki içinde kendilerini güvende hissederler ve çiftler aralarında sağlam bir bağın olduğunu bilirler. Bu bağların nasıl kurulduğu, ilişkide güvende olma hissinin nasıl sağlandığına yönelik bazı düşünce ve davranış kalıpları vardır. Bunlara ilişkilerde bağlanma stilleri adı verilir. İlişkilerde bağlanma stilleri; güvenli bağlanma stili ve güvensiz bağlanma stilleri olarak iki gruba ayrılır.

Güvenli bağlanma stili dünyanın her yerinde aynı unsurlara dayanan ve sağlıklı bağlanma olarak da bilinen ilişkilerde bağlanma stilleri arasında tekken, güvensiz bağlanma stilleri grubunun içerisinde kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma ve korkulu kaçınmacı bağlanma (hem kaçıngan hem de kaygılı bağlanma stilinin kombinasyonu) yer alır. 

İlişkide Kaygılı Bağlanma Stili

Kaygılı Bağlanan Kişiler İlişkide Nasıl Düşünürler?

Kaygılı bağlanma, adının da üzerinde olduğu gibi bağlanma ilişkisiyle alakalı kaygıları olan kişilerin ilişkilerde bağlanma stillerindendir. Bu bağlanma stiline sahip kişilerin zihinlerinde ilişkileriyle ilgili tehdit algısı vardır. Kişi ilişkisinin eninde sonunda sıkıntıya gireceğini, terk edileceğini, büyük acılar çekeceğini, mutlu olamayacağını, kendisine değer verilmeyeceğini, kimsenin kendisini sevmeyeceğini ve bu yüzden de ömrünün hep yalnız bir şekilde geçeceğini düşünür. Dolayısıyla da kimseye güvenemeyeceğine yönelik bir inanç geliştirir.

Kişinin bağlanma ihtiyacı duyması son derece normal olduğu halde kişinin zihninde kaygılı bağlanmaya hizmet eden bu tarz düşünceleri var ise kişi bu durumdan dolayı çok rahatsız olabilir. Çünkü sürekli bir sorun yaşayacağına dair inançları ve düşünceleri bir süre sonra kişiye duygusal olarak acı verir. Bu kişiler içlerinde hissettiği acıya da seyirci kalmak istemezler. Dolayısıyla acıyı gerçek anlamda yaşatacak durumlar içine girmemeye çalışırlar. Acı çekmemek için yakınlık kurarken bir taraftan da içten içe hep temkinli olmak ister.

Kaygılı bağlanma stiline sahip kişiler ilişkinin belli dönemlerinde kendilerini geri çekebilirler. Özellikle ilişkinin daha çok derinleşeceği bir boyut olan evlilik planlamalarının yapıldığı zamanlarda bu durum daha sık gözlenir. Bu kişiler genellikle evlenmekten korku duyarlar. Kişi evlenirse daha derinlikli bir ilişki yaşayacağından dolayı olası bir terk edilmenin vereceği sıkıntılar daha büyük olur korkusuyla ilişkilerden uzak durmayı tercih edebilirler. Fakat bir noktadan sonra kişide yakınlık kurma ihtiyacı baskın gelip ilişki içine girerler. 

Kaygılı Bağlanan Kişiler Hangi Düşünce Çarpıtmalarının Etkisindedirler?

İlişkilerde bağlanma stillerinden kaygılı bağlanma stiline sahip olan kişiler, korktukları şeylerin başlarına gelmemesi için birtakım davranışlar gösterirler. Genelde bu davranışlar üzücü bir şekilde ilişki içinde başka sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Böyle kişiler ilişkide sorunlu olarak algılanabilir, ortaya çıkan davranışları ilişkinin doğasının bozulmasına sebep olabilir.

Aslında bu durum kişinin gerçekten korktuğu şeylerin başına gelmesine neden olabilir. Kaygılı bağlanan kişi partnerini bunaltabilir, bazı davranışları partnerindeki farklı duyguları tetikleyebilir, partnerinin kendisine olan sevgisi, saygısı azalabilir. Böylelikle de kaygılı bağlanan kişi “ben zaten bu ilişkinin de sonunun olmadığını biliyordum, kimseye güvenilmez, kimse beni sevmiyor, herkes beni sorunlu görüyor.” gibi düşüncelerle boğuşur. Aslında bu kişi farkında olmadan kendisini etki altına alan bir dramayı yaşamaya başlar. Bu tür döngüleri tekrar tekrar yaşayan kişiler bunun sonucunda partnerlerine fazla yapışabilirler.

Bu durum aynı bir çocuğun annesi evden gidecekken çocuğun kapı önünde annesinin bacağına yapışıp gitmemesi için yalvarması, annesine yapışması gibidir. Kaygılı bağlanan kişiler çocuk gibi partnerinin her zaman yanında olmasını isterler, partnerinin ilgisine çok yoğun bir şekilde ihtiyaç duyarlar. Kişi partneri yanında olmadığı zaman tıpkı annesinin bacağına yapışan çocuğun annesine duyduğu ayrı kalma kaygısı gibi bu kişi de partnerini kendisinden uzaklaşıp gidecekmiş gibi hisseder.  

Kaygılı Bağlanan Kişilerin Gözünden Partnerleri Nasıldır?

Kaygılı bağlanan kişiler partnerlerini her şeyleri olarak görürler ve partnerine arkadaş, anne, baba, seven, onaylayan, değer veren, mutlu hissettiren, destek veren, zorluklarla baş etmesini sağlayan kişi olarak tüm rol sorumluluklarını yüklerler. Kişi doğal olarak her şeyi onda bulduğu partnerine daha çok yapışma eğilimi gösterir. Durum böyle olunca da kişi işine, sosyal hayatına, kendi ailesine odaklanmak yerine kendi ilişkisini fazlaca ön planda tutar.

Kaygılı bağlanan kişiler partnerlerine karşı kıskançlık duyabilirler. Kişi partneriyle kurduğu bağı kaybetmekle alakalı büyük endişe duyduğu için sürekli kendisini diken üstünde hissederler. Dolayısıyla bu kişiler partnerlerinin gitmesi, terk etmesi, kendisini sevmemesi konusunda büyük korku duyarlar. Partnerinin kendisine verdiği değeri, sevgiyi başkasına verebileceğiyle ilgili çeşitli olumsuz düşünceler geliştirirler. Bu durum da ilişkide yüksek oranda kıskançlık yaşanmasına sebep olabilir.

İlişkide Kaçıngan Bağlanma Stili:

Kaçıngan Bağlanan Kişiler İlişkinin İçerisinde Nasıl Düşünürler?

Her ilişkide olması gereken önemli faktörler vardır. Bu faktörler; değer verilmek, ilgi görmek, sevilmek, eş ve çocuklarla zaman geçirilmesi, çocuklara bakım verilmesi, finansal konuların düzenlenmesi, öz ailelerle ilişkileri sürdürebilmek gibi birçok önemli noktaya dayanmaktadır.

Bahsedilen bu gibi noktalarda belli sorunlar varsa ya da geçmişte yaşanılan belli kırgınlıklar varsa, bu tarz konular açıldığında kaçıngan bağlanan partnerin konuyu konuşmak istemediği, konuyu kapatmaya çalıştığı ve bu konuları konuşuyorken anlamak ya da çözmek için de herhangi bir çaba içine girmediği gözlemlenir. Bu yüzden partnerlerden diğeri, kaçıngan bağlanan partnerinin kendisinden uzak ve kopuk olduğunu, güven bağını kurmakla ilgili pek de istekli olmadığını, daha bireysel hareket ettiğini düşünebilir.

İlişkilerde bağlanma stillerinden kaçıngan bağlanma stiline sahip olan kişi partnerine davranışlarıyla “sana ihtiyacım yok” mesajını verebilir. Bu durum da partnerinin kendisini değersiz hissetmesine yol açabilir. Sorunlarla alakalı konuşmak, sorunu çözmeye çalışmak, sorumluluk almak gibi konular kaçıngan bağlanan kişileri ilgilendirmiyormuş gibi görünür.

Kaçıngan bağlanan kişinin partneri aradaki kopukluğun, uzaklığın sadece kendisine rahatsızlık verdiğini, onun bu durumdan rahatsızlık duymadığını düşünebilir. Dolayısıyla da kişi kaçıngan bağlanan partneriyle kurduğu ilişkide kendisini oldukça yalnız ve anlaşılmamış hissedebilir. Kişi bu durumu çözmek için kaçıngan bağlanan partneriyle konuşup, sorunları çözmek isteyebilir ancak bu girişimleri çoğunlukla sonuçsuz kalır. Çünkü diğer partner bu tarz çabalar içine girdiğinde, kaçıngan bağlanma stili olan partnerinin kendisini daha da geriye çektiğini, daha da mesafe koyduğunu fark eder. 

Kaçıngan Bağlanma Stiline Sahip Kişiler Neden Böyle Davranırlar?

Herkesin olduğu gibi kaçıngan bağlanan kişilerin de bağ kurmaya, bağlanmaya ihtiyacı vardır. Ancak kaçıngan bağlanan kişilerin bu ihtiyacını belli etme şekilleri biraz farklıdır. Burada farklı olan şey, bu ihtiyaç karşılanmadığında bunu nasıl talep edeceğini doğru şekilde bilememesidir. Kaçıngan bağlanan kişiler gergin bir durumla karşılaştıklarında zihninde bir tehdit algısı oluşabilir ve o tehdit algısı sadece bireysel algılanan bir tehdit değildir. Bu kişiler, partnerinin kendisine yakınlaşmasını özellikle ilişki içinde bir tehdit algısı olarak anlarsa, aradaki bağın bozulacağıyla alakalı endişe duyarlar. Bu endişeyle birlikte partneri ona yüksek sesle konuştuğunda ve yargılayıcı bir şekilde yaklaştığında kaçıngan bağlanan kişi ilişkiyle alakalı hissettiği tehdit algısında haklı olduğunu hisseder.

Kaçıngan bağlanan partnerin “kendi duygularımı olduğu haliyle açarsam yani öfkemi yüksek tonda ifade edersem o zaman partnerim daha da öfkelenecek, bana karşı daha da agresifleşecek.” gibi kaygıları olur. Bunun sonucunda her iki taraf da kavga edince ilişkinin kopma noktasına geleceğini düşünmeye başlar. Bu yüzden kaygılı bağlanan kişiler kaçıngan tavırlar gösterirler ve bir sorunla karşılaştıklarında bildiği yol olan “konuyu kapatma” yöntemini tercih ederler ki bu yaklaşımları da kaçıngan bağlanan kişinin partnerinin hiç hoşuna gitmeyen bir durum olarak karşımıza çıkar.

İlişkilerde Korkulu Kaçıngan Bağlanma (Kaygılı-Kaçıngan)

Korkulu Kaçınmacı Bağlanan Kişiler İlişkinin İçerisinde Nasıl Düşünürler?

İlişkilerde bağlanma stillerinden korkulu kaçıngan bağlanma stiline sahip olan kişiler, aslında partnerlerinin varlığını kaybetme konusunda ciddi bir korku yaşarlar. Bu yüzden de korkulu-kaçıngan bağlanan kişiler partnerlerine kimi zaman çok fazla yapışarak sürekli birlikte hareket etmek isterlerken, kimi zamanda aynı kişiler yakınlıktan korkmaya başlayabilir.

Örneğin, ilişkisinde korkulu kaçınmacı bağlanan kişi, belli bir süre partneriyle görüşüp, çok güzel zaman geçirebilir ama daha sonrasında bu yakınlığın tez ayrılık getireceğini, terke edileceğini düşünerek ya da partnerinin kendi kişisel alanına çok fazla müdahale ettiğini hissederek uzun bir süre örneğin bir ay kadar partnerini aramak istemeyebilir ya da partneriyle görüşmek istemeyebilir.

Korkulu-kaçınmacı bağlanan kişiler aslında reddedilme hassasiyetine sahip kişilerdir. Bu reddedilme hassasiyetinden dolayı olası bir ayrılık durumunda kendilerini koruyabileceği, acı çekmeyeceği bir şekilde reddedilme haline hazırlarlar. Yani o beni terk etmeden ben onu terk edeyim algısı korkulu kaçınmacı bağlanan kişilerin düşünce biçimleridir. Fakat bu kişileri hayatlarında gerçekte bir terk edilme hali yoktur. Korkulu-kaçınmacı kişiler partnerlerinden gelen duygusal, sözlü ve sözsüz ipuçlarına aşırı duyarlılık gösterirler. Bu kişiler önce çok istekli bir şekilde ilişki kurmak için can atarlar, o yakınlık gerçekleştiğinde “Ben hazır değilim” deyip ilişkiden uzaklaşırlar. 

Korkulu-Kaçınmacı Bağlanma Stili Nasıl Ortaya Çıkar?

Korkulu kaçınma örüntülerini ortaya çıkaran iki durum vardır. Bu durumlar ya kişi kırılganlaştığında veya zorlandığında ya da ilişkide bağlanılan kişinin korkulu-kaçınmacı partnere ihtiyaç duyduğunda ortaya çıkar. Her iki durum da kişide tetiklenen büyük bir terkedilme korkusu ortaya çıkar.

Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse, diyelim ki ilişkideki partnerin bir iş seyahati olsun ve bu kişinin evden gitmesi gereksin. Böyle bir durumda korkulu-kaçınmacı bağlanan kişinin hayatındaki odak merkezi partnerine doğru kayar ve kişi başka bir stresörle baş başa kalır. Çünkü korkulu-kaçınmacı birisi için partnerinin kendisinden uzaklaşmasının kendisinde hissettirdiği duygular daha farklıdır. Sanki partneri iş seyahatine değil de kendisinden tamamen uzaklaşıyormuş, ilişkiyi bitirip gidiyormuş gibi bir ağrıya, acıya ve bağlanma sistemini tetikleyen bir korkuya dönüşür. Bu örüntü sebebiyle korkulu-kaçınmacı bağlanan kişi ortada gerçek bir ayrılık sebebi yokken kendisini ilişkiye daha çok kapatır yani kaçıngan hale gelir.

Kaçıngan hale gelen kişide “Ben partnerime ne kadar üzüldüğümü, etkilendiğimi aktaramıyorum. Ayrıca aktarmak da istemiyorum. Çünkü aktardığımda kendi kırılganlığım olduğu gibi ortaya çıkacak ve ben kırılganlığımı ortaya koymaktan çok korkuyorum. Çünkü ben aslında reddedilmekten çok fazla korku duyuyorum. Eğer kırılganlığımı ortaya koyarsam ve karşıdaki insan beni anlamazsa bu bir felaket olur.” şeklinde düşünceler gelişebilir. Dolayısıyla bu bağlanma stiline sahip kişilerin ilişkisinde yüksek iniş çıkışlar görülür.

İlişkilerde Güvenli Bağlanma Stili 

Herkesin en temelde ihtiyaç duyduğu bağlanmanın en sağlıklı türü güvenli bağlanma stilidir. Güvenli bağlanma stiline sahip olan insanlar şefkat dolu, yakınlıktan korkmayan ve genellikle ilişkilerinden memnun olan insanlardır. Güvenli bağlanan kişiler partnerlerine şefkat göstermekte zorluk çekmezler. Karşısındakinin duygusal ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilirler. Sevilmeme ya da reddedilme korkusu taşımadan düşüncelerini, duygularını karşılarındaki kişiye rahatlıkla açabilirler. Partnerleriyle bir tartışma yaşadıklarında ilişkinin tamamını sorgulamazlar.

İlişkilerde bağlanma stillerinden güvenli bağlanan kişiler çözüm odaklıdırlar. Bu kişiler ilişkilerinde çok fazla alıngan davranmazlar, bir sorunu drama çevirmezler, partnerlerine sinirlendiklerinde düşmanca tavırlar sergilemezler. Bu kişiler partnerleriyle bir ayrılık yaşasalar duygusal olarak ayrılığın getirdiği üzüntüyü yaşadıktan sonra hızlı toparlanırlar ve hayatlarına kaldığı yerden devam edebilirler. 

Güvenli bağlanma stili huzurlu ve sağlıklı ilişkiler açısından en ideal olanıdır. Güvenli bağlanma stilinde, ilişkide partnerlerin oluşturdukları güven bağı sayesinde güvenli bir ilişki kurulur. 

Elbette her ilişki içinde sorunları, sıkıntıları barındırabilir fakat güvenli ilişki, çiftlerin birbirlerinin hatalarını biraz daha tolere edebildiği, partnerine yakın olmayı bir tehdit olarak algılamadığı, her şeyi sürekli birlikte yapma ihtiyacı hissetmediği, birbirlerine alan açtıkları, aslında birbirlerini kısıtlamadıkları, birbirlerine bağlanmaktan korkmadıkları bir ilişki olarak tanımlanabilir. Yani bu kişiler aşkı, sevgiyi ve kendi duygularını ilişkinin içerisinde hissederek yaşarlar. Bu yüzden güvenli bağlanma stiline sahip kişiler ilişkilerini zor bir mesele olarak görmezler. Güvenli bağlanan kişiler rahatça kendilerini partnerleriyle anı yaşamaya bırakabilirler.

Neden Bir Psikolojik Destek Destek Almalısınız?

Hepimiz bazen hayatlarımıza hep benzer türde insanları çeker ve benzer kişilerle hep belli ilişki döngülerini tekrar tekrar yaşarız. Eğer siz de bağlanma türlerinden en sağlıklı olan güvenli bağlanma stiline sahip değilseniz; kaygılı, kaçıngan veya korkulu kaçıngan stillerde partnerinize bağlanıyor ya da size de aynı stillerde bağlanan partnerleri hayatınıza alıyorsunuz demektir. Bu durumda da ilişkide düzenli olarak çeşitli sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. 

Örneğin bir kaygılı bir de kaçıngan bağlanma stilinde olan iki partnerin ilişkilerinde kurmaya çalıştığı bağ çok sağlıklı değildir. Çünkü bu iki bağlanma türündeki insanların konuştukları dil farklıdır. Biri partnerini kaybetme korkusuyla aşırı yapışırken diğeri yine partnerini kaybetme korkusundan dolayı partnerine karşı daha soğuk ve mesafeli durabilir. Bu durumda ilişkide sorunların çözülememesine dolayısıyla da anlaşmazlıklarla ilişkinin bitmesine sebep olabilir. İlişki bittikten sonra ise bu gibi güvensiz bağlanma stillerine sahip partnerlerin duygusal açıdan toparlanmaları çok zor olabilir ve ilişkinin ardından duygusal olarak çok acı çekebilir. 

Siz de kendi ilişkinizde bu gibi durumları yaşıyorsanız çok beklemeden bir uzmandan destek alarak kendi bağlanma stilinizi öğrenebilir, ilişkinizdeki döngüleri yaşamamak adına bağlanma stilinizi güvensiz bağlanmadan güvenli bağlanma türüne çekmek için size uygun olan terapi yöntemleriyle çalışmaya başlamanız gerekebilir. Bağlanma stilleri ile ilgili en çok çalışılan terapi yöntemlerinden Şema terapi, çift terapisi ve EMDR gibi terapi yöntemlerinin kazandırdığı sağlıklı düşünme biçimlerini psikologlar eşliğinde öğrenerek siz de kendi yaşantınızda ve ilişkinizde güzel bir dönüşüme gidebilirsiniz.

kaynak :mutluyasam

Yayınlanma: 09.07.2024 12:36

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:31

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Depresif Bozukluklar
İlişki / Evlilik Problemleri
Sosyal Fobi
Stres / Kriz Yönetimi
+7
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

AŞKIN GİZLİ KODLARI:

AŞKIN GİZLİ KODLARI: BAĞLANMA STİLLERİ VE İLİŞKİLERİMİZDEKİ GEOMETRİİlişkilerimizde neden bazı insanlara deli gibi çekiliriz? Neden birisi bizi çok sevdiğinde nefes alamıyormuş gibi hisseder ve kaçarız; ya da tam tersi, partnerimiz biraz uzaklaştığında neden dünyamız başımıza yıkılacakmış gibi büyük bir panik yaşarız?Yetişkinlikte yaşadığımız aşkların, kavgaların, ayrılıkların ve yakınlık kurma biçimlerimizin arkasında rastgele tesadüfler değil, çok güçlü bir psikolojik temel yatar: Bağlanma Stilleri.İngiliz psikiyatrist John Bowlby ve ardından Mary Ainsworth tarafından geliştirilen Bağlanma Kuramı, bize çok net bir gerçeği söyler: Bebekken bakım verenimizle (genellikle annemizle) kurduğumuz ilk bağ, yetişkinlikte partnerimizle kurduğumuz bağın prototipidir. Çocukken dünyayı ve sevgiyi nasıl öğrendiysek, büyüdüğümüzde aşkı da öyle yaşarız.Gelin, ilişkilerimizi perde arkasından yöneten 4 temel bağlanma stilini ve bunların seans odalarına yansıyan dinamiklerini yakından inceleyelim.1. Güvenli Bağlanma (Secure Attachment)İçsel Motto: "Ben değerliyim, sen de güvenilirsirsin. Birbirimize hem yakın olabiliriz hem de ayrı birer birey olarak kalabiliriz."Güvenli bağlanan bireyler, çocukluklarında ihtiyaç duydukları her an ebeveynlerinin orada olacağını, sevginin tutarlı ve kalıcı olduğunu deneyimlemiş şanslı azınlıktır.İlişkilere Yansıması: Yakınlık kurmaktan korkmazlar, ama partnerlerine bağımlı da olmazlar. Reddedilme korkusuyla yaşamazlar. İlişkide bir kriz çıktığında bunu bir felaket senaryosuna dönüştürmek yerine açık, dürüst ve sakin bir iletişimle çözmeye çalışırlar. Partnerlerinin arkadaşlarıyla vakit geçirmesi veya kendine ait bir alanının olması onlarda bir tehdit hissi yaratmaz. Güvenli limandırlar; hem sığınmayı hem de özgür bırakmayı bilirler.2. Kaygılı-Kararsız Bağlanma (Anxious-Preoccupied Attachment)İçsel Motto: "Ben sevilmeye layık mıyım emin değilim ama senin beni bırakmandan ölesiye korkuyorum."Çocukluklarında ebeveynlerinin sevgisi ve ilgisi tutarsız olan bireylerde gelişir. Anne bazen çok ilgili, bazen ise kendi dertlerine gömülüp çocuğu duygusal olarak yalnız bırakmıştır. Çocuk, sevgiyi kaybetmemek için sürekli tetikte ("hiperaktif") olmayı öğrenmiştir.İlişkilere Yansıması: Yetişkinlikte bu kişiler ilişkide sürekli bir "terk edilme" ve "reddedilme" radarı ile dolaşırlar. Partnerinin bir anlık sessizliği, telefona geç cevap vermesi ya da yorgun olması hemen şu senaryoyu tetikler: "Beni artık sevmiyor, kesin gidecek." Yoğun bir şefkat ve sürekli onaylanma ihtiyacı duyarlar. Partnerlerini kaybetmemek için aşırı fedakar olabilirler, ancak içten içe biriken bu kaygı sık sık öfke patlamalarına, küsmelere veya partneri sürekli denetleme (telefon kontrolü, sorgulamalar) davranışlarına yol açar.3. Kaçınmacı Bağlanma (Dismissive-Avoidant Attachment)İçsel Motto: "Kimseye ihtiyacım yok. Yakınlık tehlikelidir, en güvenli yer kendi kalemdir."Çocukluk döneminde duygusal ihtiyaçları, ağlamaları veya kırılganlıkları ebeveynleri tarafından reddedilmiş, küçümsenmiş ya da görmezden gelinmiş kişilerin geliştirdiği stildir. Çocuk çok erken yaşta şu kararı almıştır: "Kimse bana yardım etmeyecek, o yüzden sadece kendime güvenmeliyim."İlişkilere Yansıması: Bu bireyler bağımsızlıklarına aşırı derecede düşkündür. Dışarıdan bakıldığında çok güçlü, soğukkanlı ve kendine yeten insanlar gibi görünürler. Ancak bir ilişkide duygular derinleşmeye ve "yakınlık" kurulmaya başladığında, içgüdüsel olarak tehlike çanları çalar ve geri çekilirler. Partnerleri onlardan duygusal bir paylaşım beklediğinde duvar örerler, konuyu değiştirirler ya da işe, hobilerine sığınırlar. Çatışma anlarında mantığa sığınarak duygulardan tamamen kaçarlar.4. Korkulu-Kaçınmacı / Dağınık Bağlanma (Fearful-Avoidant / Disorganized)İçsel Motto: "Sana çok ihtiyacım var ama yaklaşırsan canımı yakacaksın, o yüzden benden uzak dur ama beni bırakma."Bağlanma stilleri arasında en karmaşık ve yıpratıcı olanıdır. Genellikle çocuklukta fiziksel/duygusal istismara uğramış, travmatik veya kaotik ailelerde büyümüş kişilerde görülür. Çocuk için sığınılacak liman (ebeveyn) aynı zamanda korkunun da kaynağıdır. Zihin felç olur: "Korktuğumda kime kaçacağım? Beni korkutana mı?"İlişkilere Yansıması: Yetişkinlikte tam bir "Git-Gel" (Push-Pull) dinamiği yaşarlar. Hem sevilmeyi ve yakınlığı delicesine isterler hem de birisi onlara yaklaştığında inanılmaz bir zarar görme korkusuyla o kişiyi iterler. İlişkileri genellikle çok fırtınalı, tutkulu ama bir o kadar da yıkıcıdır. Ne partnerleriyle yapabilirler ne de onsuz kalabilirler.En Büyük Aşk Tuzağı: Kaygılı ve Kaçınmacı Dansıİlişkiler dünyasında en sık karşılaşılan kısırdöngü, Kaygılı bir birey ile Kaçınmacı bir bireyin birbirine çekilmesidir. Psikolojide buna "Endişeli-Kaçınmacı Tuzağı" denir.Kaygılı birey, kaçınmacının o mesafeli duruşunu "fhedilmesi gereken bir kale" veya "gizemli bir karizma" olarak algılar. Kaçınmacı ise kaygılının yoğun ilgisini başlangıçta gurur okşayıcı bulur. Ancak ilişki ilerledikçe:Kaygılı daha çok yakınlık ister $\rightarrow$ Kaçınmacı boğulur ve geri çekilir.Kaçınmacı geri çekildikçe $\rightarrow$ Kaygılının terk edilme korkusu tetiklenir ve daha çok üstüne gider.Kaygılı üstüne geldikçe $\rightarrow$ Kaçınmacı duvarlarını daha da yükseltir.Bu durum, iki taraf da tükenene kadar devam eden yıkıcı bir aşka dönüşür.Geleceğiniz, Geçmişinizin Kaderi Olmak Zorunda DeğilBağlanma stiliniz bir DNA zinciri gibi değiştirilemez değildir. Evet, temelleri çocuklukta atılmıştır ama yetişkinlikte farkındalık ve emekle "Kazanılmış Güvenli Bağlanma" (Earned Security) geliştirmek mümkündür.Peki, bu dönüşüm nasıl başlar?Kendi Stilini ve Tetikleyicilerini Tanı: Partnerin mesaj atmadığında verdiğin tepki çocukluğundaki hangi boşluktan besleniyor? Ya da o tartışma anında odayı terk ederken içindeki hangi çocuk kendini korumaya çalışıyor? Bunu fark etmek ilk adımdır.Duygusal Düzenleme (Regülasyon) Becerisi Geliştir: Kaygılıysan, o panik anında hemen partnere saldırmak yerine durup kendi kendini sakinleştirmeyi (öz-şefkat); kaçınmacıysan, korktuğunda hemen kaçmak yerine partnere "Şu an biraz zamana ihtiyacım var, sonra konuşalım" diyebilmeyi öğrenmek gerekir.Güvenli İlişki Deneyimleri Ara: Sizi sürekli tetikleyen, kaygınızı besleyen ya da duvarlarınızı kalınlaştıran toksik dinamikler yerine; size alan açan, güven veren ve tutarlı insanlarla bağ kurmayı seçin.Son Söz: Bağları Yeniden ÖrmekEğer ilişkilerinizde hep aynı kör noktalara çarpıyor, sevmek ve sevilmek isterken kendinizi hep yaralanırken buluyorsanız, bu görünmez bağların haritasını çıkarma vaktiniz gelmiş demektir.Psikolojik danışmanlık süreci, geçmişte aldığınız o kırık dökük bağlanma haritalarını güvenli bir masaya yatırdığımız alandır. Psikolojik danışma seansında; içinizdeki o korkan, kaçan ya da delicesine tutunmaya çalışan çocukla tanışır, onun elini tutar ve bugünkü yetişkin ilişkilerinizde hak ettiğiniz o güvenli, huzurlu ve tatmin edici sevgiyi nasıl inşa edeceğinizi adım adım öğrenirsinizKendi bağlarınızı çözmeye ve ilişkilerinizde özgürleşmeye hazır olduğunuzda, buradayım.
Nisa SAĞLAM 06.06.2026

Modern Zamanın Suçluluk Duygusu

KENDİ HAYATININ BAŞROLÜNDEN ÇIRAKLIĞINA DÜŞMEK: "HAYIR" DİYEMEMEK VE SAĞLIKLI SINIRLARIN PSİKOLOJİSİModern insanın günlük yaşantısına uzaktan bir göz atalım: Sabah erkenden uyanıp işe yetişen, iş yerinde yöneticisinin ve iş arkadaşlarının tüm ricalarını —kendi iş yükü taşsa bile— tebessümle kabul eden, akşam arkadaş grubunun aslında hiç gitmek istemediği planına "Ayıp olmasın" diyerek katılan, hafta sonu ise ailesinin ondan beklediği tüm görevleri eksiksiz yerine getirmek için koşturan bir profil. Dışarıdan bakıldığında bu kişi; harika bir çalışan, mükemmel bir dost, fedakar bir evlat veya ebeveyndir. Herkes onun ne kadar "iyi niyetli" ve "uyumlu" olduğundan bahseder. Ancak bu parıltılı vitrinin arkasındaki mutfağa geçip o kişinin iç dünyasına baktığımızda karşılaştığımız manzara bambaşkadır: Derin bir zihinsel yorgunluk, geçmek bilmeyen bir kronik stres, içten içe büyüyen bir öfke ve en acısı da, "Ben kendi hayatımda neredeyim?" sorusunun yarattığı o büyük boşluk hissi.Eğer siz de hayatınızın merkezine başkalarının isteklerini koyup, kendi ihtiyaçlarınızı sürekli en arka sıraya itiyorsanız; "Hayır" demek istediğiniz anlarda boğazınız düğümleniyor ve yerini suçluluk duygusuna bırakıyorsa, çok temel bir psikolojik sınır ihlalinin kurbanı olabilirsiniz. Bizim gibi toplulukçu, onay odaklı ve bağ kurmanın "her şeye boyun eğmek" olarak algılandığı kültürlerde, sınır çizmek maalesef bir bencillik gibi etiketlenir. Oysa psikolojik gerçeklik bize tam tersini söyler: Sağlıklı sınırlar çizememek, bireyin kendi hayatının başrolünden çıkıp başkalarının hayatında bir çırağa dönüşmesine neden olur."Hayır" Demek Neden Bu Kadar Zor?Bir insana "Hayır" demek, teknik olarak sadece iki heceli basit bir kelimeyi telaffuz etmektir. Ancak iş eyleme dökmeye geldiğinde zihnimizde adeta devasa bir deprem yaşanır. Peki, neden bu kadar korkarız bu kelimeden? Bunun arkasında çocukluk yıllarımıza kadar uzanan derin kökler ve bazı temel psikolojik inançlar yatar:Sevilmeme ve Dışlanma Korkusu: Çocukluk döneminde sadece "söz dinlediğinde", "uyumlu olduğunda" veya "başkalarını memnun ettiğinde" sevgi ve onay görmüş bireyler, erken yaşta şu hatalı inancı geliştirirler: "Ben sadece başkalarının benden beklediğini yaparsam sevilmeye layık olurum. Kendi isteklerimi dayatırsam yalnız kalırım." Bu çocuksu onaylanma ihtiyacı (childish approval seeking), yetişkinlikte de peşimizi bırakmaz.Çatışmadan Kaçınma Refleksi: Pek çok insan için karşı tarafın hayal kırıklığına uğraması, öfkelenmesi veya surat asması katlanılamaz bir durumdur. İlişkideki en ufak bir gerginliği bir felaket gibi algılayan zihin, o anki huzuru korumak adına kendi sınırlarını feda eder. "Huzurumuz kaçmasın" diye söylenen her "Evet", kişinin kendi iç huzuruna indirdiği bir darbedir.Aşırı Sorumluluk Duygusu: "Hayır" diyemeyen kişiler genellikle başkalarının duygularından, mutluluğundan ve hatta başarısından kendilerini sorumlu hissederler. Arkadaşı üzgünse onu teselli etmek zorundadır, iş arkadaşı sıkıştıysa onun işini üstlenmelidir. Bu, taşınması imkansız bir psikolojik yüktür.Sınır Çizmemenin Ağır Faturası: Kronik Öfke ve TükenmişlikSınır çizemediğimizde, dış dünyaya karşı her zaman "iyi, kibar ve verici" görünürüz. Ancak halının altına süpürülen her bastırılmış duygu, içeride birikmeye devam eder. Kendinizden verdiğiniz her taviz, bir süre sonra karşı tarafa karşı gizli bir öfke (resentment) beslemenize neden olur. "Ben onun için her şeyi yapıyorum, neden o benim sınırlarımı görmüyor?" diye düşünürken bulursunuz kendinizi. Oysa acı gerçek şudur: Siz sınırlarınızı net bir şekilde çizmediğiniz sürece, insanların o sınırları çiğnemesinden dolayı onları suçlayamazsınız. İnsanlar, izin verdiğiniz sürece hayat alanınızı işgal ederler.Bu kısırdöngü zamanla kişiyi kronik yorgunluğa, depresif duygu durumuna ve nihayetinde psikolojik tükenmişliğe (burnout) sürükler. Kişi kendine, hobilerine, dinlenmeye vakit bulamaz hale gelir. Çünkü onun zamanı, enerjisi ve zihni zaten başkaları tarafından çoktan parsellenmiştir.Sağlıklı Sınır Nedir? (Ve Ne Değildir?)Sınır çizmek denildiğinde insanların aklına genellikle etrafına devasa, aşılmaz duvarlar örmek, insanları hayatından tamamen çıkarmak ya da kaba ve bencil biri olmak gelir. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Sağlıklı bir sınır, bir duvar değil; evinizin kapısı gibidir. Kapının ne zaman açılacağına, içeriye kimin, ne kadar süreyle gireceğine ve hangi şartlarda kalacağına siz karar verirsiniz. Sınır çizmek; karşı tarafa düşman olmak değil, kendi varlığınızı koruma altına almaktır. Sınır çizdiğinizde karşınızdaki insana aslında şu mesajı verirsiniz: "Seni seviyorum, sana değer veriyorum ama kendimi de en az senin kadar seviyor ve kendime de değer veriyorum."Adım Adım Sınır Çizme SanatıGeçmişten gelen o güçlü "herkesi memnun etme" kalıbını bir günde yıkmak elbette kolay değildir. Ancak bu, kas gibidir; egzersiz yaptıkça güçlenir. İşte hayatınızda sınır çizmeye başlamak için kullanabileceğiniz bazı psikolojik pratikler:Zaman Kazanın (Hemen 'Evet' Demeyin): Birisi sizden bir ricada bulunduğunda zihniniz otomatik olarak "Tabii ki yaparım" demeye meyillidir. Bu otomatik pilotu devre dışı bırakın. "Şu an programımı tam hatırlamıyorum, bir kontrol edip sana döneyim" diyerek kendinize düşünme alanı yaratın. O alanda gerçekten bunu isteyip istemediğinizi sorgulayın.Suçluluk Duygusuna Yer Açın: "Hayır" dediğinizde içinizde yükselecek olan o suçluluk ve huzursuzluk hissi çok normaldir. Bu hissi yok etmeye çalışmayın. O suçluluk duygusunun varlığına izin verin, onunla birlikte kalın ama yine de kendi değerleriniz doğrultusunda sınırınızı korumaya kararlı olun. Unutmayın, suçlu hissetmeniz yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmez; sadece eski ve sağlıksız bir alışkanlığı değiştirdiğiniz anlamına gelir.Gerekçesiz ve Net Olun: "Hayır" derken sayfalarca açıklama yapmak, mazeretler üretmek ya da yalan söylemek zorunda değilsiniz. Açıklama yaptıkça karşı tarafa sınırınızı esnetmesi için koz vermiş olursunuz. "Çok isterdim ama şu an buna ayıracak enerjim/zamanım yok" cümlesi son derece yeterli, net ve saygındır.Son Söz: Kendi Hayatınızın Direksiyonuna GeçmekHayat, başkalarının beklentilerini karşılayarak harcanamayacak kadar kısa ve kıymetlidir. Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışarak geçirdiğiniz bir yaşamın sonunda, elinizde kalan tek şey kocaman bir pişmanlık ve yaşanmamış bir kendilik hissi olacaktır.Eğer siz de sınırlarınızı çizmekte zorlanıyor, "Hayır" demenin yarattığı o yoğun kaygı ve suçluluk duygusuyla baş edemiyorsanız, bu düğümü tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz. Psikolojik danışmanlık süreci; kendi ihtiyaçlarınızla yeniden tanışacağınız, çocuklukta kazandığınız o onaylanma prangalarından özgürleşeceğiniz ve hayatınızın direksiyonunu yeniden kendi elinize alacağınız güvenli, yargısız bir alandır. Kendinize bir iyilik yapın ve bugün, başkalarına "Hayır" derken kendinize kocaman bir "Evet" demenin ilk adımını atın. Çünkü siz, sınırlarınızla ve tüm özgünlüğünüzle değerlisiniz.
Nisa SAĞLAM 31.05.2026

İLİŞKİLERDE REKABET Mİ, TEKRAR MI? GÖRÜNMEZ BAĞLAR

İnsan ilişkileri, hayatın en karmaşık ama aynı zamanda en büyüleyici labirentlerinden biridir. Çoğumuz yetişkin birer birey olduğumuzda, kararlarımızı tamamen özgür irademizle, mantığımızla ve o anki isteklerimizle verdiğimizi düşünürüz. Hayatımıza alacağımız partneri seçerken kriterlerimiz bellidir: Saygı, sevgi, dürüstlük, ortak zevkler… Ancak süreç ilerledikçe, kendimizi hiç istemediğimiz halde tanıdık bir kısırdöngünün içinde buluveririz. "Neden hep benzer insanlar beni buluyor?", "Neden ilişkilerimde hep aynı noktada tıkanıyorum?" ya da "Neden en çok sevdiğim insanla en çok yaralandığım tartışmaları yaşıyorum?" gibi sorular, zihnimizde yankılanmaya başlar.Eğer siz de ilişkilerinizde adeta bir senaryonun sürekli yeniden vizyona girmesi gibi aynı duygusal çıkmazları yaşıyorsanız, yalnız değilsiniz. Aslında yetişkinlikte kurduğumuz o yetişkin bağları, çocukluğumuzun görünmez ipleriyle yönetiliyor. Psikoloji literatüründe bu görünmez iplere, dünyayı ve ilişkileri algılama biçimimizi şekillendiren derin inanç kalıpları, yani "Şemalar" diyoruz.Şema Nedir ve Hayatımıza Nasıl Sızar?Şemalar, çocukluk ve ergenlik döneminde anne-baba, kardeşler veya bakım veren diğer önemli figürlerle kurduğumuz ilişkiler neticesinde oluşan zihinsel haritalardır. Bir çocuğun dünyayı anlamlandırabilmesi için temel bazı duygusal ihtiyaçları vardır: Güvenli bağlanma, özerklik, kendini ifade edebilme özgürlüğü, kendiliğindenlik ve gerçekçi sınırlar. Bu temel ihtiyaçlar yeterince karşılanmadığında, çocuk zihni hayatta kalabilmek ve bu duygusal boşluğu doldurabilmek için bazı kalıplar geliştirir.Çocukken geliştirilen bu kalıplar, o yaşlarda bizi duygusal acıdan koruyan birer kalkan işlevi görse de, yetişkinlik dünyasına adım attığımızda ayağımıza dolanan birer prangaya dönüşür. Çünkü şemalar, adeta gözümüze taktığımız renkli bir gözlük gibidir. Gözlüğümüz ne renkse, karşımızdaki insanın davranışlarını da o renge boyayarak algılarız. İşin daha da çarpıcı yanı, zihnimiz bu şemaları doğrulamak için bizi bilerek veya bilmeyerek çocukluğumuzdaki duygusal iklimi yeniden yaratacak partnerlere doğru sürükler. Psikolojide "Şema Kimyası" olarak adlandırılan bu durum, bize aslında acı veren ama bir o kadar da "tanıdık" gelen dinamiğe doğru çekilmemize neden olur.İlişkileri Perde Arkasından Yöneten En Yaygın 3 ŞemaYetişkinlik ilişkilerinde en sık karşılaştığımız ve partner seçimlerimizi doğrudan sabote eden üç temel şemayı yakından inceleyelim:1. Terk Edilme Şeması: "Herkes Bir Gün Gider"Çocukluğunda ebeveyn kaybı, boşanma, bir ebeveynin uzun süreli hastalığı ya da daha da önemlisi duygusal olarak tutarsız bir anne-baba figürüyle büyüyen bireylerde bu şema sıkça görülür. Çocuk, sevginin kalıcı bir şey olmadığını, her an yalnız bırakılabileceğini öğrenmiştir.Bu şemaya sahip bir yetişkin ilişkisinde sürekli tetiktedir. Partnerinin telefonunu geç açması, bir akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istemesi ya da bir anlık sessizliği, zihinde hemen şu alarmları çaldırır: "Beni artık sevmiyor, benden sıkıldı, gidecek." Kişi bu yoğun kaygıyla baş edebilmek için ya aşırı kıskançlık, denetleme ve partnerini boğma eğilimi gösterir ya da "O beni bırakmadan ben onu bırakayım" diyerek ilişkiyi kendi elleriyle sabote eder. Sonuçta yaşanan ayrılık, zihindeki o yıkıcı inancı doğrular: "Gördün mü, yine haklı çıktım, herkes bir gün gider."2. Kusurluluk / Yetersizlik Şeması: "Gerçek Beni Görürse Sevmez"Eğer çocukken sürekli eleştirildiyseniz, başkalarıyla kıyaslandıysanız, başarılarınız görmezden gelinip sadece hatalarınız öne çıkarıldıysa iç dünyanızda "Ben derinlerde bir yerde kusurluyum ve sevilmeye layık değilim" inancı kök salar.Bu şemayı taşıyan bireyler, ilişkilerinde gerçek duygu ve düşüncelerini açıkça ortaya koymaktan korkarlar. Sürekli olarak maskeler takarlar çünkü partnerlerinin onların "gerçek" halini gördüğünde uzaklaşacağına inanırlar. Eleştiriye karşı aşırı hassastırlar; partnerin yapıcı bir geri bildirimi bile bu kişilerde çok büyük bir öfke patlamasına ya da derin bir kabuğuna çekilmeye yol açabilir. Çoğu zaman da şema kimyası gereği, kendilerini sürekli eleştiren, değersizleştiren ve aşağılayan narsistik partnerleri seçerek çocukluktaki o tanıdık yetersizlik hissini yetişkinliklerinde de beslemeye devam ederler.3. Fedakarlık Şeması: "Kendi İhtiyaçlarım Önemsiz"Bu şema genellikle çocuk yaşta ebeveyninin sorumluluğunu almak zorunda kalmış, anne ya da babasının duygusal dert ortağı olmuş, kendi çocukluğunu yaşayamadan "büyümüş de küçülmüş" kişilerin şemasıdır. Kişi, sevilmek ve kabul görmek için kendi isteklerini yok sayıp, sürekli başkalarının ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğini öğrenmiştir.İlişkilerde bu dinamik, partnerini sürekli kurtarmaya çalışan, onun tüm sorumluluklarını sırtlanan, kendi sınırlarını çizemeyen "aşırı verici" bir rol olarak karşımıza çıkar. Kişi partneri adına her şeyi düşünür, her fedakarlığı yapar ama bir süre sonra içten içe derin bir öfke ve kırgınlık biriktirmeye başlar. "Ben onun için her şeyi yapıyorum ama o benim için kılını bile kıpırdatmıyor" cümlesi bu şemanın en net dışavurumudur. İlginçtir ki, fedakarlık şeması olan bireyler genellikle bencil, talepkar ve çocuksu partnerleri hayatlarına çekerek bu döngüyü sürekli kılarlar.Kısırdöngüyü Kırmak: Yetişkin Özümüzle Tanışmakİlişkilerimizdeki bu gizli yönetmenleri fark etmek, hayatımızın kontrolünü yeniden elimize almanın ilk ve en önemli adımıdır. Peki, geçmişin bu görünmez bağlarından sıyrılıp sağlıklı, dengeli ve huzurlu ilişkiler inşa etmek nasıl mümkündür?Fark Etmek ve Kabul Etmek: Bir ilişkide tartışma anında verdiğiniz tepkinin büyüklüğüne bakın. Eğer partnerinizin küçük bir davranışı sizde 10 üzerinden 9 şiddetinde bir öfke veya hüzün yaratıyorsa, orada incinen kişi bugünkü yetişkin haliniz değil, geçmişteki o kırgın çocuktur. O an tetiklenen şemanızı tanıyın.İçinizdeki Çocuğun Elinden Tutmak: Terk edilmekten korktuğunuzda, yetersiz hissettiğinizde ya da sınır çizemediğinizde kendinize şefkatle yaklaşın. Geçmişte alamadığınız o güveni, onayı ve sevgiyi bugün kendi kendinize verebileceğinizi zihninize hatırlatın. Siz artık çaresiz bir çocuk değil, kendi ayakları üzerinde durabilen bir yetişkinsiniz.Yeni ve Sağlıklı Deneyimlere Alan Açmak: Şemalarımız bizi hep tanıdık acılara yönlendirse de, bilinçli bir farkındalıkla bu kalıbı kırabiliriz. Size zarar veren dinamiklerden uzak durmayı seçmek, ilişkide sınır çizmeyi denemek ve hak ettiğiniz değeri size sunan insanlara şans vermek zihindeki eski nöron yollarını değiştirmenin tek yoludur.Son Söz: Tüm bu döngüleri tek başına fark etmek ve değiştirmek her zaman kolay olmayabilir. Çünkü şemalarımız o kadar derine kök salmıştır ki, onları hayatın tek gerçeği sanabiliriz. İşte bu noktada psikolojik danışmanlık süreci, kişinin kendi geçmişine güvenli bir mesafeden bakmasını sağlayan, kör noktalarını aydınlatan bir ayna görevi görür.Psikolojik danışma sürecinde ilişkilerinizde kendinizi tekrar tekrar cezalandırdığınız o eski senaryoları yırtıp atacağınız, içinizdeki o incinmiş çocukla barışarak kendi hayat hikayenizi yeniden ve çok daha sağlıklı bağlarla yazacağınız bir dönüşüm alanıdır. Unutmayın; geçmişiniz, gelecekteki ilişkilerinizin kaderi olmak zorunda değildir. İçinizdeki bağları çözmeye hazır olduğunuzda, gerçekten sevilmenin ve sevmenin hafifliğini de keşfedeceksiniz.
Nisa SAĞLAM 31.05.2026