DİSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU

BİR BEN VAR, BENDEN İÇERİ! (ÇOKLU KİŞİLİK BOZUKLUĞU)

 

Hepimiz hayatımız boyunca mutlaka bizi sarsacak bazı olaylar yaşamışızdır. Ölüm, kayıp, ayrılık, doğal afet, istismar… Kimimizin çok etkilendiği bir olaydan kimimiz daha az etkilenebiliriz. Belki de kötü bir olaydan ne kadar etkilendiğimizi belirleyen etken başa çıkma gücümüzle ilgilidir. Beynimiz zor durumlarda çözüm üretmeye programlanmış bir sisteme bağlıdır. Genelde böyle anlarda savunma mekanizmalarımız devreye girer ve duruma el atar. Bazen de bizim dışımızda gelişen psikolojik rahatsızlıklar devreye girebilir. Bunlardan biri ‘Disosiyatif Kimlik Bozukluğu’dur. Disosiyatif Kimlik Bozukluğu, tek bir kişide davranışı kontrol eden iki veya daha çok ayrı kimliğin ya da kişiliğin var olması durumudur. Genellikle her kişilik kendi adına, yaşına ve de kendine özgü hatıra ve karakteristik davranışlara sahiptir. (APA,2000)

Disosiyatif Kimlik Bozukluğu’nda;

* Kişinin en az 2 tane birbirinden ayrı kişiliklere, farklı var oluşlara, düşünce, duygu ve davranışlara sahip olması ve bu kişiliklerin de birbirinden habersiz olması ve farklı zamanlarda belirmesi gerekir.

* Hangi kişiliğin kontrolünde ise kişinin aktivitesini ve doğasını o belirler.

* Her bir kişilik, kendi davranış örüntüleri, bellekleri ve ilişkileri ile oldukça karmaşık olabilir.

* Genellikle tüm kişiliklerin özellikleri birbirinden oldukça farklıdır.

 

Psikodinamik teoriye göre, Disosiyatif Kimlik Bozukluğu travma oluşturan olayların bastırılması sonucunda oluşurlar. Bu modele göre hatıralar unutulur ya da disosiye olur. Çünkü bunlar istenmeyen hatıralardır.

Tek bir bedeni paylaşan farklı kişilikler her açıdan birbirinden farklı olabilir. Asıl karakteri 40 yaşında bir öğretmen olan birinin alt karakterleri farklı yaşlarda, farklı meslek gruplarına sahip kişilikler olabilir. Üstelik bu kişilikler farklı fiziksel görünümlere sahip de olabilirler. Hatta birinin gözleri bozukken, bir diğerinin gözleri oldukça keskin bir görüş açısına sahip olabilir. Bununla beraber çoğu zaman bu karakterler birbirinden habersizdir.

Bu kişilik bozukluğu mutlaka bir travma ya da sarsıntı sonucu ortaya çıkar. Daha çok çocukluk döneminde yaşanan travmalar sonucu kendini gösterir. Kişilik bozukluğunu yaşayan kişilerde birden fazla benlik, beyinde faaliyet gösterir. Peki kaç karakter mümkündür? Bunun için net bir şey söylemek mümkün değildir. Çünkü şu ana kadar görülmüş vakalar bu sayının 100’e kadar varabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak bu rakamlara ulaşan kişilik sayıları genel olarak yanıltıcıdır. Çünkü bir noktadan sonra sahte kişiliklerde yaratabilmektedir. Hastaları içinde bulunduğu kişilik durumlarından en az ikisi sürekli olarak denetim altında tutar. Hastaları etkileyen bu kişilik sayıları genelde 5-10 kadardır. Bunların sayısı hastanın yaşadığı travmanın şiddetiyle orantılıdır. Travma şiddeti ne kadar büyükse kişilik sayısı da o kadar artabilmektedir. Bir kişilikten diğerine geçiş genellikle çok ani olur.

 

İlk Çoklu Kişilik Bozukluğu Vakası:Louis Vivet

Çoklu kişilik bozukluğuna dair tıp tarihindeki ilk kayıt Louis Vivet’e ait. 12 Şubat 1863 tarihinde doğan bu Fransız çocuk, tüm çocukluğu boyunca ihmal edildi. 8 yaşına geldiğinde ise Vivet artık bir suçluydu. İlk gençlik yıllarında tutuklanan Vivet bir süre ıslah evinde kaldı. 17 yaşında bir üzüm bağında çalışmaya başlayan Vivet, burada bir engerek yılanıyla karşılaştı. Yılan onu sokmamasına rağmen o an yaşadığı şok ile bir çeşit felç geçirdi. 1 yıl boyunca yürüyemeyen Vivet bu süre boyunca bir bakım evinde kaldı. 18 yaşındayken bakım evinden ayrıldı ve çok uzun süre boyunca bakım evlerinden uzakta kalamadı.

Bu dönemde Vivet’in karakterinde de farklılıklar görülmeye başlandı. Artık daha karanlık ve soğuk bir karaktere sahipti. Uzun yıllar boyunca sık sık hastaneye yatan genç adama çoklu kişilik teşhisi konuldu. Hipnoz ve metallotheraphy (vücuda konulan metallerle uygulanan bir çeşit terapi) uygulanan genç adamın 10 farklı karakteri olduğu tespit edildi. İlerleyen yıllarda ise doktorlar Vivet’in sadece 3 karakteri olduğunu iddia ettiler.

 

Chris Costner Sizemore Vakası

Chris’in ilk hatırladığı kişilik bölünmesi 2 yaşına kadar uzanıyor. 2 yaşındayken bir adamın bir çukurun içinden çekildiğini görmüş ve onun öldüğünü düşünmüş. Aynı olayı izleyen başka bir küçük kızı gördüğünü de belirtiyor. Bu olay Chris’in ilk kişilik bölünmesi olarak biliniyor.

Şu ana kadar gördüğümüz diğer örneklerden farklı olan, Sizemore küçükken herhangi bir suistimale maruz kalmamış bir isim. Oldukça sevgi dolu bir ailede büyüyen Sizemore için gördüğü bir işyeri kazası biraz çarpıcı olmuş. Kendisinin bu olaydan sonra oldukça tuhaf davranmaya başladığı söyleyen Sizemore’un hafızasında bazı kayıplar oluşmaya başlamış.

İlk kızı Taffy’i 20’li yaşlarında doğuran Sizemore oldukça trajik bir olay yaşamış. Bir gün Sizemore’un karakterlerinden biri olan Eve Black çocuğu boğmaya kalmış. Çocuğu kurtaransa bir başka karakter olan Eve White olmuş.

Bu olaydan sonra 1950’lerin başında Corbett H. Thigpen isimli terapiste görünmeye başlayan Sizemore’a çoklu kişilik bozukluğu teşhisi konmuş. Terapiler sırasında ismi Jane olan 3. bir kişilik daha ortaya çıkmış. 25 yıl boyunca 8 farklı psikiyatristle birlikte çalışan Sizemore toplamda 22 farklı kişilik yaratmış. Bu karakterlerin tamamı birbirinden farklı kilo, yaş ve karakterdeydi. 1974 yılına gelindiğindeyse en sonunda tüm karakterler bir araya gelmeyi başarmış.

 

Beynimizi ve kalbimizi parçalara ayıran bu hastalığın temel tedavi yöntemi psikoterapidir. Psikoterapi bir arayışla ilgilidir; kişinin kendisine dönük bir arayış. İçinde bir merak taşır, içten içe bir umut… Hepimizin zor zamanları olmuştur, büyük küçük travmatik olaylar yaşamışızdır. Yapmamız gereken zor zamanlarla baş etmek için çaba harcamayı seçmektir. Kimi zamanlar istemeden kendimiz olmaktan çıkarız. Arkamıza dönüp “Bunu ben mi yaptım? Bu sözleri ben mi söyledim?” dediğimiz zamanlar olmuştur. Önemli olan bunu fark ettiğimizde duruma müdahale etmektir.

 

“Herkesin kalbinde karanlık bir bodrum vardır. Eğer onu görmezden gelir ve terk edilmiş halde bırakırsanız karanlık koyulaşır. Cesur olmalı ve aşağı inip ışıkları yakmalısınız! Eğer tek başına yapmaya korkuyorsanız, biri elinizi tutabilir.”

Yayınlanma: 20.02.2021 18:51

Son Güncelleme: 20.02.2021 18:51

İclal Havva KÖPRÜCÜ DUVAR
İclal Havva KÖPRÜCÜ DUVAR
Psikolog(*)(*)(*)(*)(*)
Uzmanlıklar: İlişki / Evlilik Problemleri, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Travma ve İlişkili Bozukluklar
Merhaba, ben Psikolog İclal Havva K Devamını oku
Online Terapi
süre 45 dk
ücret 800
Yüz Yüze Terapi
süre 50 dk
ücret 1000
Bunları da sevebilirsiniz...
terapi-nedir-ve-terapi-sureci-nasil-gerceklesir

Psikoterapi bireylerin duygusal ve zihinsel sağlığını desteklemek, yaşadıkları sorunları ele almak ve içsel potansiyellerini keşfetmek için son derece değerli bir araçtır. Her bireyin kendine özgü ihtiyaçlarına ve yaşam deneyimlerine göre şekillenen bu kişisel yolculuk, derinlemesine anlayış ve rehberlikle ilerler. Terapi süreci, danışanın duygusal dünyasını keşfetmesine, kendini daha iyi anlamasına ve olumlu değişimler yapmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın güvenli bir ortamda duygusal açıdan derinlemesine keşifler yapmasına olanak tanır ve içsel iyileşme sürecini destekler. Bu yolculuk, bireyin içsel gücünü ve kaynaklarını keşfetmesini sağlayarak yaşam kalitesini artırır ve kişisel gelişimine katkıda bulunur. Terapi sürecinin başlangıcı genellikle bir tanışma seansıyla başlar. Bu seans, terapistin danışanıyla güvenilir bir ilişki kurmasını sağlar. Terapist, danışanın geçmişi, yaşam deneyimleri, ihtiyaçları, hedefleri ve endişeleri hakkında derinlemesine bilgi edinir. Bu aşamada oluşturulan güvenli ortam, terapi sürecinin temelini oluşturur ve danışanın kendini rahat hissetmesini, duygularını açmasını ve terapiye güven duymasını sağlar. İlk tanışma seansı, terapistin danışanın kişisel ve duygusal dünyasını anlaması için bir fırsat sunar ve terapi sürecinin ilerleyen aşamalarında etkili bir rehberlik sağlar. Danışanın terapistle olumlu bir ilişki kurması, terapi sürecinin başarılı olması için temel öneme sahiptir. Terapi sürecinde düzenli olarak yapılan terapi oturumları, danışanın ilerlemesini destekler ve terapi sürecinin etkinliğini artırır. Terapist ve danışan arasındaki güvenilir ilişki, danışanın duygusal iyileşme ve kişisel gelişimini sağlamak için hayati öneme sahiptir. Terapist, danışanın ihtiyaçlarına ve tercihlerine göre en uygun terapi yöntemini seçer ve terapi sürecini buna göre şekillendirir. Bu, danışanın terapi sürecinden en üst düzeyde fayda sağlamasını sağlar. Terapi sadece danışanın yaşadığı sorunları ele almaz, aynı zamanda danışanın güçlü yönlerini ve içsel kaynaklarını da vurgular. Terapist, danışanın içsel potansiyelini ortaya çıkarmak ve kendine olan güvenini artırmak için çeşitli terapötik teknikler kullanır. Bu teknikler, danışanın kendini daha iyi tanımasını, olumlu ilişkiler kurmasını ve yaşam kalitesini artırarak kişisel gelişim yaşamasını sağlar. Terapi sürecinde danışan, kendi duygusal dünyasını derinlemesine keşfeder ve yaşamında olumlu değişiklikler yapar. Terapi oturumları, danışanın sorunlarını anlamasına ve çözüm yolları bulmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın içsel kaynaklarını ve güçlü yönlerini ortaya çıkararak, onun kişisel gelişimine rehberlik eder. Danışanın terapi sürecindeki ilerlemesi, düzenli olarak yapılan terapi oturumları ve terapistin sağladığı destekle güçlenir. Terapi süreci boyunca danışan, kendini daha iyi tanıyarak, sağlıklı ilişkiler kurarak ve yaşam kalitesini artırarak içsel bir dönüşüm yaşar. Bu süreç, danışanın duygusal dengeyi bulmasına, stresle başa çıkmasına ve daha mutlu bir yaşam sürmesine yardımcı olur. Terapi süreci genellikle zaman alır ve sabır gerektirir. Duygusal iyileşme ve olumlu davranış değişiklikleri, süreç ilerledikçe ve danışanın içsel çalışmalarıyla birlikte zamanla gerçekleşir. Terapist, danışanın bu süreçte desteklenmesi ve motive edilmesi için kritik bir rol oynar. Terapi süreci, danışanın derinlemesine içsel keşifler yapması ve sorunlarıyla yüzleşmesi için bir fırsat sunar. Ancak bu süreçte beklenen değişiklikler hemen oluşmaz. Terapi oturumları ve terapistin rehberliğiyle birlikte, danışanın duygusal iyileşme süreci zamanla olgunlaşır. Terapist, danışanın duygusal ve zihinsel olarak güçlü kalmasını sağlamak için destekleyici bir rol üstlenir. Danışanın yaşadığı zorluklar karşısında cesaretlendirilmesi ve motive edilmesi, terapi sürecinin etkili olması açısından önemlidir. Terapist, danışanın içsel gücünü ve motivasyonunu artırmak için çeşitli terapötik teknikler ve yaklaşımlar kullanır. Danışanın terapi sürecindeki ilerlemesi, terapistin sağladığı desteğe bağlı olarak güçlenir. Terapist, danışanın duygusal iyileşme sürecinde rehberlik ederken, aynı zamanda danışanın kendi içsel kaynaklarını keşfetmesini ve güçlü yönlerini ortaya çıkarmasını teşvik eder. Sabırla ve düzenli olarak yapılan terapi oturumlarıyla birlikte, danışanın duygusal iyileşme ve olumlu davranış değişiklikleri sağlamlaşır. Terapistin danışana sağladığı destek, terapi sürecinin başarılı olmasını ve danışanın yaşamında kalıcı olumlu değişiklikler yapmasını sağlar. Psikoterapi süreci sabır ve sürekli çaba gerektiren bir yolculuktur. Terapistin danışana sağladığı rehberlik ve destek, danışanın içsel dönüşümünü güçlendirir ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesine yardımcı olur. Terapi süreci, danışanın kendini daha iyi anlaması, duygusal dengeyi bulması ve olumlu değişimler yapmasıyla sonuçlanır. Danışanın içsel iyileşme süreci, yakın ilişkilerde daha sağlıklı iletişim kurmasını ve daha derin bağlar oluşturmasını sağlayabilir. Terapi, danışanın ilişkilerindeki sorunları ele alarak, daha sağlıklı ve destekleyici bağlar kurmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, terapi süreci danışanın iş yaşamına da olumlu etkiler sağlayabilir. Danışanın terapiyle kazandığı özgüven ve duygusal sağlamlık, iş performansını artırabilir ve stresle başa çıkma becerilerini güçlendirebilir. Terapi sürecinde edinilen içsel denge, iş ilişkilerini olumlu yönde etkileyerek daha başarılı bir kariyer yolculuğuna katkıda bulunabilir. Terapiyle elde edilen kişisel gelişim, danışanın çevresindeki insanlar üzerinde de olumlu etkiler yaratabilir. Danışanın daha sağlıklı bir ruh haliyle çevresine yaydığı pozitif enerji, ilişkilerde daha olumlu etkileşimler ve destekleyici bir ortam oluşturabilir. Sonuç olarak, terapi sadece bireyin kendisi için değil, genellikle etrafındaki insanlar ve çevresi için de olumlu sonuçlar doğurabilir. Danışanın içsel denge ve sağlamlık kazanması, ilişkilerde ve iş yaşamında daha başarılı ve mutlu olmasına katkı sağlayabilir. Terapi sürecinin kişisel ve toplumsal açıdan olumlu etkileri, bireyin yaşam kalitesini artırarak geniş bir çevreye yayılabilir." Terapi, herkes için farklıdır ve kişisel ihtiyaçlara göre şekillenir. Her bireyin yaşam deneyimleri, duygusal zorlukları ve hedefleri farklı olduğu için, terapi süreci de bu özelliklere göre özelleştirilir. Önemli olan, danışanın kendini rahat, güvenli ve desteklenmiş hissetmesidir. Terapi süreci, içsel bir yolculuğa çıkarak danışana rehberlik etmek ve potansiyelini keşfetmesini sağlamak için bir fırsattır. Sonuç olarak terapi, danışanın iç dünyasını keşfetmesine, duygusal zorlukları anlamasına ve olumlu değişiklikler yapmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın ihtiyaçlarına ve hedeflerine odaklanarak terapi sürecini kişiselleştirir ve danışana uygun teknikler ve yaklaşımlar sunar. Eğer terapiye başlamak ya da terapi hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız, benimle iletişime geçmekten çekinmeyin. Sağlıklı günler dilerim. Yazıyı Oku

Uzman: Ömer CEYLAN

Yayınlanma: 13.04.2024

SİGARAYI BIRAKABİLİRSİNSigara içmeyi bir alışkanlık haline getirdikten sonra zararları çoğunlukla akla gelmemeye başlar. Ancak unutulmaması gerekir ki sigara içmenin hiçbir yararı olmadığı gibi tek bir sigaranın bile vücuda verdiği zarar çok büyüktür. Sigarada bulunan zehirli maddeler tüm organlara ulaşır. Nikotinin bedenden çıkması üç günü bulur. Sigarayı bırakmak yaşam kalitesini arttıracağı gibi sigara kullanımı sebebiyle ölme riskini de azaltmaktadır. Kırk yaşından sonra sigarayı bırakanların sigara sebebiyle ölme riskinin %40 azaldığı tespit edilmiştir. Sigarayı bırakma aşamasındayken kişilerin sürekli olarak sigarasız bir hayatın faydalarını kendilerine hatırlatmaları gerekir. Sigarayı bıraktıktan sonra; kalp hızı normale düşer, kandaki karbonmonoksit seviyesi normale düşer, kalp krizi riski azalır, kolay nefes alınır, öksürük azalır, kan dolaşımı düzelir, koroner kalp hastalığı riski sigara içmeyenlerle aynı olur.Sigarayı Bırakmada Yardımcı Olacak 12 İpucu1.Etrafınızda güvendiğiniz insanlar olsun.Size iyi gelen, sizi mutlu eden ve her koşulda yanınızda olan insanları düşünün ve sigarayı bırakma sürecinde bu kişilerle daha fazla vakit geçirin.2.Size yardımı dokunacak insanlara odaklanın.Sizi artık mutlu etmeyen, size zarar veren, bağımlılığa ve kötü alışkanlıklara sürükleyen arkadaşlarınıza mesafe koymaktan çekinmeyin.3.İlişkilerinize zaman ayırın.Değer verdiğiniz insanları ihmal etmeyin, yorgun olsanız dahi onlarla vakit geçirin.4.Yardım istemekten çekinmeyin.Sigarayı bırakma sürecinde çözemediğiniz problemler için arkadaşlarınızdan yardım istemekten çekinmeyin.5.İstekleriniz hakkında net konuşun.Sigarayı bırakma sürecinde neye ihtiyacınız olduğunu ve ne istediğinizi arkadaşlarınıza net bir biçimde söyleyin.6.Teşekkür edin.Bu süreçte size destek olmak için çabalayan herkese nezaketle yaklaşarak teşekkür etmeyi unutmayın. Böylelikle size daha fazla destek olmak için motive olacaklar.7.Stresli durumlardan kaçın.Size gereksiz stres oluşturacak şeylerden kaçın ve olumlu aktivitelere yönelin.8.Geniş bir sosyal çevreniz olsun.Çevrenizde sohbet etmediğiniz kişilerle tanışın ve arkadaşlık kurun.9.Sıcakkanlı olun.Yeni arkadaşlıklar kurarken gülümseyin ve olumlu yaklaşın.10.Kontrolü ele alın.Başkalarının size gelmesini beklemeyin. Harekete geçin.11.Dinleyin.Dinlemek, arkadaşlık kurmak için harika bir yoldur. Tek kelime ile yanıtlanmayacak sorular sorarak insanların size açılmasını sağlayın ve söz kesmeden dinleyin.12.Başkalarına destek olun.Destek çift yönlüdür. Başkalarının size destek olmasını istiyorsanız siz de onlara destek olun. Bazen küçük iyiliklerin anlamı büyük olur.Sigara İçme İsteği İle Başa ÇıkmaSigara içmeyi bıraktıktan sonra tüm tetikleyicilerden kaçmak mümkün değildir. Sigara içme krizleri ile başa çıkmayı öğrenmeniz gerekmektedir. Bu krizler ekseriyetle 5-10 dakika arasında değişmektedir. Sigarayı neden bırakmak istediğini kendine hatırlat. Nedenlerini gözden geçir. Sigarayı bıraktıktan sonra elde edeceğin mutluluğu ve tasarrufu düşün. Sigaraya harcadığın para ile ne yapacağına karar ver ve kendini bu şekilde motive et. Sigara içicileri ağzının meşgul olmasına alıştıkları için bırakma esnasında sakız çiğnemek ya da su içmek gibi eylemleri yaparak bu alışkanlıklarını farklı şekilde sürdürmelidir. Sigara krizi geldiği esnada hemen yaptığın işi bırak ve başka bir iş yap. Sadece rutinini değiştirmek bile krizi atlamana yardımcı olacaktır. Enerji seviyeni artırarak yürüyüşe ya da koşuya çık. Yavaş ve derin nefes al. Nefes alıp vererek krizi yen. Vaktini olabildiğince sigara içilmeyen alanlarda geçir. Sigara içme isteğin geldiğinde içmemek için yapabileceğin ne varsa yap. İşe yarayan yöntemi bulana kadar farklı yöntemleri dene. Ancak ne yaparsan yap sakın sigara içme. Bir nefes olsa bile!Sigarayı bırakınca ruh halinde dalgalanmalar olması gayet doğaldır. Bu süreçte kendini huzursuz, gergin, asabi, keyifsiz hatta mutsuz hissedebilirsin. Bu hislerden kurtulmak için moralini yükseltecek aktiviteler bul. Herhangi bir egzersize yönelmek bu konuda sana yardımcı olacaktır. Sahil kenarında ya da yürüyüş parkurunda yürümeyi dene. Kapalı alanda fazla durmayarak olabildiğince evden dışarı çık. Bu krizlerle başa çıkabildiğini düşündüğünde kendini ödüllendirmekten çekinme. Bu durum seni motive edecek. Kötü ruh halleriyle tek başına mücadele etme. Değer verdiğin insanlara duygularından bahsederek yardım iste.Pasif İçiciliğin TehlikeleriBaşkalarının içtikleri ya da yanan tütün ürününden (sigara, nargile, pipo, puro, elektronik sigara) çıkan dumanın solunmasına pasif içicilik denir. Pasif içicilik herkes için risk teşkil etmektedir. Başkasının içtiği sigaradan havaya yayılan dumanın çok kısa bir süre solunması bile sigara içmeyenlerin vücutlarına büyük zarar vermektedir. Pasif içiciliğin meydana getirdiği sağlık sorunlarından bazıları şu şekildedir:·Hiç sigara içmemiş olsa bile akciğer kanseri riski artar.·Kalp hastalığının ortaya çıkma riski ve kalp krizinden ölme riski artar.·Öksürme, balgam, nefes darlığı gibi solunum problemlerinin yaşanma riski artar.Pasif içicilik bilhassa bebekler, çocuklar ve hamileler için daha büyük riskler teşkil etmektedir:·Hamileyken pasif içiciliğe maruz kalan annelerin bebeklerinin daha küçük doğma riski artar.·Yenidoğan döneminde sigara dumanına maruz kalan bebeklerin akciğer enfeksiyonu geçirme riski diğer bebeklere nazaran daha yüksektir.·Astım rahatsızlığı olan çocukların pasif içiciliğe maruz kalmaları durumunda astım rahatsızlığının seyri kötü düzeyde etkilenmektedir.·Pasif içiciliğe maruz kalan bebeklerin bronşit, zatürre ve kulak enfeksiyonu geçirme riski artar.·Pasif içiciliğe maruz kalan bebeklerde ani bebek ölümü riski daha fazladır.Kendini Motive Et! Sigarayı bırakırsan ne kadar tasarruf edeceğini hesapla. Sigaraya harcayacağın paralarla neler yapabileceğini düşün. Sigarayı bırakmak istiyorsan ancak bunu başaramıyorsan bu konuda uzmanlaşmış kurum ve kuruluşlardan yardım almalısınız. Sigarayı bırakmak için ücretsiz hizmet veren Yeşilay Danışmanlık Merkezlerine (YEDAM) başvurabilir, 115 YEDAM Danışma Hattı’ndan destek alabilirsiniz ya da ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı’nı arayabilirsiniz.Unutma ! İstedikten sonra her şey mümkün.Kaynakça: Yeşilay Danışmanlık Merkezi ( YEDAM ) Yazıyı Oku

Uzman: Onur KAYA

Yayınlanma: 06.04.2024

cocuklarda-baglanma

Bağlanma teorisinin kuramcısı John Bowlby’dir. Bowlby, ''bebeğin birincil bakım verenine karşı arzu ettiği yakınlığı kurması ve devam ettirmesi için gösterdiği her tür davranışı bağlanma davranışı olarak tanımlar.''Bağlanmanın KarakteristikleriBowlby’e göre bağlanmanın dört ayırt edici özelliği vardır:1)Yakınlığın Korunması:Bağlandığımız insanların yakınında olma arzusu.2)Güvenli Sığınak:Korku veya tehditle karşılaşıldığında rahatlık ve güvenlik arayışıyla bağlanılan kişiye geri dönmek.3)Güven Merkezi:Bağlanılan kişi çocuğun etrafı keşfetmesinde güvenli bir alan gibi davranır.4)Ayrılma Stresi:Bağlanılan kişinin yokluğunda ortaya çıkan kaygı.Bebek, ihtiyaçlarını karşılayan birincil bakım veren kişiye karşı duygusal bir bağ kurar. Bebeklik, çocuğun; fiziksel, bilişsel ve duygusal açıdan hızlı gelişim gösterdiği dönemdir. Yeni doğan bebek, yaşamını devam ettirebilmek için gereksinimlerini karşılayacak bir yetişkinin varlığına ihtiyaç duymaktadır. Çocuğun gelişiminin sağlıklı olarak devam edebilmesi için yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının değil; aynı zamanda duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması gerekmektedir.Bakım veren kişi, bebeğe dokunarak onunla göz teması kurarak ve ihtiyaçlarını karşılayarak güvenli üs konumunu alır. Bu durumda da bebek etrafını anlamlandırır. Sığınabileceği bir güvenli evi olduğunu bilir. Bir bebeğin annesinin sesini duyunca ağlamayı kesmesi bağlanmaya verilebilecek en güzel örnektir.Bağlanma çocuğun anne,baba ya da bakımını üstleneniyle kurduğu birincil ilişki için kullanılan psikolojik bir modeldir.3 tip bağlanma modeli var;1-) Kaçıngan bağlanma: Anne ile bağın en zayıf olduğu bağlanma biçimidir.Ağlamaları, istekleri, çığlıkları anne tarafından yeterince duyulmadığı için bağ kurmakta ve özellikle duygusal taleplerden kaçınırlar. Kaçıngan bağlanma çocuk esirgeme kurumunda büyüyen bebeklerde daha sık görülür. Kaçıngan bağlanma biçimi yetişkin dönemlerinde de etkisini sürdürür. Sevdiklerine bağlanır gibi olduklarını hissettiklerinde telaşlanırlar, çünkü duygusal anlamda ihtiyaçlarının karşılanmasının sürdürülebilir olmadığını öğrenmişlerdir.2-)Kaygılı bağlanma:Bakımı üstlenen kişiyle tutarsızlık, reddedilme ve ihmalin ön plana çıktığı ilişkilerin sonucunda oluşan bağlanma biçimidir. Annenin işe erken başladığı, evet ve hayırların ne zaman geleceğinin belli olmadığı, sevgininde öfkeninde nispeten daha yoğun hissedildiği bazen fiziksel ya da sözlü tacizin olduğu ilişkilerde daha sık görülür. Terk edilme kaygısını en yoğun yaşayan gruptur. Her an terk edilebileceklerini hissetmeleri bu çocukları mızmız ve yapışkan hale getirir. Kreşe ve okula başlamada en çok sorunu kaygılı bağlanan çocuklar yaşar.3-)Güvenli Bağlanma: Anne ve baba sorumlu diğer kişilerle kurulan duyarlı bir ilişkinin sonucunda oluşan bağlanma biçimidir. Bakımı üstlenen, çocuğun ihtiyaçlarına tutarlı bir biçimde karşılık veriyorsa, yakınlığı koruyabiliyorsa güvenli bağlanmanın temeli atılmış olur.Güvenli bağlanan çocuklar anne ya da bakımını üstlenenle karşılıklı güvene dayalı bir ilişki kurarlar; yakınlıktan emin oldukları için çevrelerini keşfetmeleri de daha kolaydır. Güvenli bağlanan çocuklar yetişkinlik döneminde de bu özelliklerini sürdürürler. Yakın ilişki kurmakta zorlanmazlar. Karşısındaki kişiye güven verir, kendi de güvenir. Tek başına olmaktan, yalnız kalmaktan kaygılanmazlar, sevmekten sevilmemekten korkmazlar. İlişkisinde endişe duymaz, duygusal anlamda kendini değerli hisseder ve terk edilme korkuları yoktur. Güven vermeyen kişi ve ilişkilerden hazzetmezler ve hemen uzaklaşabilirler.Çoçuklarda Bağlanma Problemi NedenleriÇocukların aileleri ile sağlıklı ve güvenilir bir ilişki kurması oldukça önemlidir. Güvenilir ve sağlıklı ilişki ortamı kurulmadığında ve çocuk herhangi bir ihmale maruz kaldığında bağlanma bozukluğu yaşayabilir. Çocuklarda bağlanma problemi çoğunlukla beş yaşından önce başlar ve ömür boyu etkileri devam edebilir. Bağlanma problemi yaşayançocuk psikoloğuveergen psikoloğuonline terapi ile etkili bir program takip ederlerse sağlıklı iletişim kurma becerileri gelişebilir.Çocuklarda bağlanma probleminin temelinde ihmal vardır. Peki, bağlanma bozukluğunun nedenleri nelerdir? Çocuğa bakım veren kişinin sık aralıklarla ve çok değişmesi, annenin doğum sonrasında depresyon geçirmesi ve bu süreçte bebekle ilgilenmek istememesi, yetiştirme kurumlarında büyüme, çocuğun erkenden telefon, tablet, televizyon gibi araçlarla uzun vakit geçirmesi, çocuğun uzun saatler yalnız kalması gibi sebepler sıklıkla karşılaşılan durumlardandır. Bu nedenlerin yanı sıra ihmalin oluşmasında farklı etmenler de söz konusu olabilir. Bunlar; istenmeyen gebelik, ikiz ya da üçüz çocuk sahibi olma, kısa süre içinde üst üste çocuk sahibi olma, genç ve deneyimsiz ebeveyn olma, annenin alkol ve uyuşturucu madde kullanması ve elde olmayan nedenler doğrultusunda çocuğun anneden erken ayrılmak zorunda kalması bağlanma problemine sebep olabilir.Bağlanma Neden Önemlidir?Bakım veren kişi ile bebeğin kurduğu ilişki ve bebeğe dokunduğu bu dönemçocuğun beyin gelişiminin gerçekleştiği dönemdir.Bakım veren ile bebek arasında kurulan bağın şekli bebeklik ve yetişkinlik döneminde önem taşımaktadır.Bu dönemde kurulan anne (bakım veren) ve bebek arasındaki ilişkinin niteliği, bebeğin yetişkinlik ve ergenlikteki romantik ilişkileri için bir örnek oluşturur.Bebek kendini rahat ve güvende hissettiğinde algılama ve öğrenme becerilerini tam anlamıyla geliştirebilecek ve kullanabilecektir.Bakım veren kişi (anne ya da bir başkası), bebeğin ifade ettiği duyguları söze döker ve bebek duygularını tanır. Bu şekilde duygularının ifade edilişini öğrenir, zihninde duygu ve davranışı eşleştirir.Güvenli Bağlanmayı Destekleyecek ÖnerilerDoğduğu andan itibaren bebek ile iletişim kurarken gözlerinin içine bakmak, bebek ile bakım veren (ebeveyn) arasındaki bağı kuvvetlendirir.İlk zamanlarda bebek bakım veren kişiden uzun dönem ayrı kalmamalıdır.Çocuğa bakım veren kişiler sık sık değiştirilmemelidir.Çocuğunuzu ayrılıklara hazırlamalısınız. İşe gideceğiniz zaman kaçarak evden çıkmak güvensizlik duygusunu pekiştirir. Bu durumu çocuğa anlatmalısınız, vedalaşarak evden çıkmalısınız.Bebek ile fiziksel temas kurma güvenli bağlanma açısından önemlidir.Bebeğin duygularına uygun şekilde karşılık vermeli ve ulaşılabilir olmalısınız. Bebeğin korktuğunda ve üzüldüğünde olduğu gibi olumlu duygular yaşadığında da anne-babasının (bakım verenin) dikkatini alabileceğini bilmesi gerekir.Mama yedirme, oyun oynama, bez değiştirme gibi etkiler de son derece önemlidir.TedaviBebek-Ebeveyn psikoterapisi, özellikle 3 yaş altı çocuklarda görülen bağlanma sorunları için önerilmektedir. Uzman, bebek ile ebeveynleri hep birlikte seansa alır. Bu yöntem, hem ebeveynin hem de bebeğin soruna etkisinin olduğu bebek-ebeveyn ilişki sorunlarında kullanılır. Oyun Terapisi de 0-12 yaşlar arasında bağlanma ilişkilerinin yeniden kurulması ve çocuğun travmatik süreçle baş ederek süreci yeniden anlamlandırmasına yardımcı olmaktadır. Yazıyı Oku

Uzman: Oğuzhan AKÇADAĞ

Yayınlanma: 19.03.2024