1. Uzman
  2. Muhammed Cihad IŞIK
  3. Blog Yazıları
  4. FEMİNİST BAKIŞ AÇISIYLA FİLM OKUMASI -BEN SENİN BİLDİĞİN ERKEKLERDEN DEĞİLİM-

FEMİNİST BAKIŞ AÇISIYLA FİLM OKUMASI -BEN SENİN BİLDİĞİN ERKEKLERDEN DEĞİLİM-

İnsanlığın iki cinsi kadın ve erkek. Yıllarca sürmüş olan düzeni sağlamış olan erkeğin zamanla oluşturduğu düzenin bozulmasından sonra kadınların da bu düzende söz sahibi olmaya başlamasıyla sonuçlanmıştır. Bu düzen birçok alana sirayet etmiştir. Siyasi alanda kadınlar ülke yönetiminde kimi milletlerde söz sahibiyken örneğin Türkler kimi milletlerde söz sahibi olamamışlardır örneğin Avrupa. Oy kullanım hakkının kadınlara yıllarca verilmemesi de sosyal alanda kadını geri planda tutan önemli bir etkendi. Iş alanında ise ayrı rütbede çalışan kadın ve erkeğin farklı maaşlar alması ya da ayrı rütbede çalışmalarına rağmen kadının erkekten daha az saygınlık görmesi zamanla kadınların bütün alanlarda daha fazla söz sahibi olmasıyla sonuçlanmıştır.


 


Filmi Feminist Bakış Açısıyla Okumak

“Feminizm, temelde cinsiyet ayrımcılığına karşı tavır alan, kamu ve özel bütün alanlarda kadınların maruz kaldığı baskıların ve denetimlerin ortadan kaldırılması gerekliliğini savunan ve ataerkil yapılanmaların önüne geçerek kadınların meşru haklarına ulaşmada mücadele eden bir yaklaşımdır.”[1] Kadınların yıllardır dile getirmek istedikleri sözleri, açığa vuramadıkları duygularını erkeklere hatta tüm dünyaya göstermelerini sağlayan bir yol olmuştur feminizm. Kadınların ve erkeklerin her alanda eşit olduğu bir dünya tasavvurunu anlatan edebi eserler yazılmış yahut filmler çekilmiştir. Türk sinemasında kadın ve erkeğin rollerini değiştiği “Şendul Şaban” filmi ise buna verilebilecek bir örnektir. Ancak Şendul Şaban filminde sadece iki karakter, karı-koca rollerini değiştirmiştir. Bir de bu durumun tüm dünyaya sirayet etmiş halini düşündüğümüzde düzenin çok farklı olacağı açıktır. Bu durumun örneğini ise incelediğim filmde açıkça görülüyor.


Film Anlatımı ve Günümüz Dünyasıyla İlişkisi

Günümüz Fransa’sında geçen filmin adı “Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim”. Filmin henüz başında çeşitli kostümler giymiş çocukları görüyoruz. Cinsiyet ayrımının göze çarpmadığı kostümler giymişler. Pamuk prenses rolünü oynayacak kızın bir sebepten ötürü rolünü oynayamayacak olması sonucu erkek çocuklardan birisi ben oynarım diyerek kostümü giyiyor ancak sahneye çıktığında seyircilerin tamamı pamuk prenses giymiş çocuğa gülüyorlar. Bu durum çocukta travmatik bir etki bırakıyor. Bu travmatik olayı yaşayan çocuğun yıllar sonra psikologuyla yaptığı görüşmede anlatan filmin ana karakteri Damien olarak görüyoruz. Damien genç ve kadınların ilgisini çekebilen çapkın olarak nitelendirilebilecek bir erkek. Kadınlarla rahat bir şekilde iletişim kurabiliyor. Damien’in yazar arkadaşı Christophe’un bir kitabevindeki imza gününe katılan Damien orada etkili bir duruşa sahip olan Alexandra ile karşılaşıyor. Alexandra Christophe’un asistanı ve Damien’in karşılaştığı öteki kadınlardan farklı. Christophe ile oradan çıkan Damien sokakta yürürken göremediği bir direğe başını çarpıyor ve her şeyin değiştiği bir dünyaya uyanıyor. Alışık olduğumuz düzenin tam zıttı bir dünyada gözlerini açıyor. Kadınların doğum yaptığı ancak doğum iznine erkeklerin ayrıldığı, kasapta karı koca olarak çalışan çiftten kadının kasaplık yapıp erkeğin kasada durduğu bir dünya. Alışık olduğumuz dünyada hiç kadın çöpçü yoktur ancak bu dünyada çöpçülük yapanlar kadınlardır. Ağır işler kadının elindedir. Erkek bakıma muhtaç ve bir kadına sırtını yaslaması gereken konumdadır. Tarih boyunca kadının ve erkeğin kendilerine oluşturdukları tüm roller yer değiştirmiştir. Film kadınların yaşadıkları ayrımcılıkları göstermesi açısından faydalıdır. Örneğin bir bar sahnesinde Damien bardaki kadından içki ister ve içmeye başlar o sırada masada oturan başörtülü iki erkek vardır. Onlar da bardaki kadından servis isterler, iki kahve içmek istiyorlardır ancak başörtülü olmaları o barda servis almalarına imkan vermemektedir. Radikal feministler için ütopya olarak görülebilecek bir dünya gözümüzün önündedir ancak geniş perspektiften bakıldığı taktirde aslında yaşadığımız dünyadan bir farkının olmadığı görülmektedir çünkü değişen şey sadece roller. Feminizmin temeli kadın ve erkeğin eşit şartlarda olması üstünedir. Kadının üstün olması feminizmin ilkesi değildir. Bu noktada radikal feministleri dışarıda bırakarak filmde anlatılan dünyanın kadının ve erkeğin yaşadığı zorluklar konusunda empati yapmasını sağlamak olduğu düşünülebilir. Ataerkil dünyada erkeklerin herhangi bir zorluk yaşamadığı ve tüm zorlukları kadının yaşadığı anlatılır ancak doğumdan itibaren sosyal inşacı bir şekilde erkeğe yüklenen sorumluluklar ve zorunluluklar da erkeğin yaşamını güçleştirmektedir. Üstelik kadının yaşadığı zorlukları doğumdan itibaren seçemediği, toplumun ona yüklediği gibi toplum erkeğe de birçok zorluk yüklemektedir. Zeybekoğlu’nun sözleri bu durumu açıklar niteliktedir. Son yıllarda yapılan alan çalışmalarında, erkek olmanın bedellerine “imkansız erkeklik” kavramıyla dikkat çekilmeye başlanmıştır. Ataerkil sistem ile toplumsal cinsiyet pratiklerinin erkek bireye uyguladığı dayatmalardan bahsedilmiştir. “Erkek olabilmek” için bireyin neler yapması gerektiği ve dolayısıyla bütün bunların yalnızca kadınları değil erkekleri de olumsuz etkilediğine ilişkin somut deneyimler ortaya konulmuştur(Zeybekoğlu, 2010: 2). Filmin başındaki dünyada Damien’in kadın versiyonu olarak düşünülebilecek olan Alexandra’dan bahsetmek yerinde olacaktır.


Baskın Kadın Karakter Alexandra

Alexandra, Christophe’un asistanıyken kadın egemen dünyada Alexandra ünlü bir yazar ve Christophe onun asistanıdır. Alexandra yalnız ve güçlü bir kadındır. Birçok günübirlik ilişki yaşar, parası vardır, şöhreti vardır. Ataerkil düzende viski içen erkek bu filmde Alexandradır. Filmlerin genelinde bir klişe olarak gözümüze çarpan durum bu filmde de vardır. Alexandra günübirlik ilişkiler yaşayan, bir kez görüştüğü ve ilişki yaşadığı bir erkekle yeniden görüşmeyen ve bu sebeple kendisine takıntılı erkeklerin olduğu bir kadındır. Yıllara bölünmüş olan kavanozları vardır ve her kavanozda bilyeler bulunmaktadır. Bilyeler beraber olduğu erkekleri simgeler. Bu yolla yıllar içerisinde kendisindeki cinsel dürtüyü hesaplayabilmektedir. İzlediğimizde farklı gelen bu durumda aslında hiçbir gariplik bulunmamaktadır. Toplum bir erkeğin cinsel deneyimlerini genel gelişmesinin belirtileri olarak görmektedir; buna karşılık bir kadının yaşamındaki benzer deneyimlere korkunç bir felaket, şerefin ve insanda iyi ve soylu olan her şeyin yitirilmesi olarak bakılır.[2] Çünkü erkek bunu yapabiliyorsa ve toplum tarafından garip karşılanmıyorsa kadın yaptığı zaman da garip karşılanmamalıdır. Filmin başında Damien’in birçok kadınla beraber olmaya çalışması ya da filmin devamında Alexandra’nın birçok erkekle beraber olması bir nevi fahişelik gibi algılanmamalıdır çünkü “fahişe gerektiği gibi tanımlanacak olursa cinsel ilişkilerini kazanç amacına bağlayan kişi’den başka bir anlama gelmeyecektir.”[3] Her iki karakterin yaşam tarzı günümüzde kadın ve erkeği anlayabilmek ve her iki cinsin empati yapabilmesi açısından önemli karakterlerdir.Ayrıca Alexandra’nın rahat bir şekilde ilişkiler yaşaması elbetteki yalnızlığına da bağlıdır. “Sırasında ilişkiye girebilmek için, kadın olsun erkek olsun insanın yalnız olabilmeyi de bilmesi gerek.”[4]syf 83 Yalnızlık ona birçok avantaj sağlamaktadır ancak filmlerde bulunan bir klişe bu filmde de bulunmaktadır. Bir sahnede Alexandra genç bir erkekle beraber olduktan sonra onu evinden kovar ve elinde içkisiyle pencereden dışarıyı seyrederken karşı dairede romantik bir akşam yemeği için hazırlandığı üzerinde mumun yandığı ve içkilerin hazırlandığı masanın yanında bir erkeği görür. Erkek masayı hazırlamıştır ancak bir kadın göremeyiz zaten birkaç saniye sonra da erkek sandalyeye oturup ağlamaya başlar. Bu sahne Alexandrayı etkiler. Her ne kadar hayatında duygulara pek yer vermeyen yalnız ve güçlü bir kadın portresi çizse de filmlerin klişesi olarak sevgi, yakınlık, bağlılık Alexandra’yı etkilemiştir.           


Christophe’un karısının doğum yapması üzerine Christophe doğum iznine ayrılmalıdır ve Alexandra kendisine asistanlık yapacak birisine ihtiyaç duymaktadır. Elbetteki bu iletişim ve organizasyon becerileri yüksek bir erkek olacaktır. Bu iş için Damien uygun görülür ve bir asistan gibi giyinir çünkü her ne kadar iş için orada bulunsa da toplum normları gereği erkekliğini ortaya koymalı, kısa bir şort ve vücut hatlarını ortaya çıkaran kıyafetler giymelidir. Damien’in öteki dünyada yaşadığı tüm hatıralar belleğindedir zaten bu sebeple yaşadığı dünya ona garip gelmektedir. Elinden bir şey gelmez ve o dünyanın normlarına uygun olarak giyinip gider iş yerine. Karşılaştığı kişi Alexandra’dır. Kitabevindeki imza gününde Alexandra’dan hoşlanmıştır ve bu yüzden onun için çalışmak Damien’e garip geliyordur. Damien’in öteki erkeklere benzememesi ve alışık olmadığı dünyada öteki erkeklere göre daha cüretkar hareketleri, kadını yaslanacak bir duvar olarak görmemesi ise Alexandra’nın Damien ile ilgilenmesini sağlar. Damien’in karşılaştığı her durum kendisine farklı görünmektedir. Sokakta üstsüz koşan kadınlar, bale yapan erkekler, akşam mumları yakıp şarap içen erkekler. Içinde bulunduğu dünyadaki erkeklerden farklı olması ve farklı konulardan bahsetmesi, olayları farklı yorumlaması Alexandra’ya ilgi çekici gelir ve Damien ile daha fazla ilgilenir. Damien ise kendisini gizlemesi ve ortama uyum sağlaması gerektiğini bilmez. Hoşlandığı kadına kendi dünyasından bahsetmektedir. O dünyada kadınların yaptıkları tüm işleri erkeklerin yaptığını, kadınların etek giydiğini anlatır. Anlattıkları o sırada yazacak bir şeyi olmayan Alexandra’ya ilginç gelir ve yeni kitap projesi olarak Damien’i görür. Damien’in hoşuna gidecek şekilde davranmaya başlar ve onu o dünyanın gey barına götürür. Kadınların dekolte giyindiği ve dans ettikleri bu sahnede -sahne her ne kadar abartılı olsa da- Damien kendini evinde gibi hisseder. Bu yolla Alexandra Damien’in gönlünü çalmayı başarır.


 


Filmdeki Erkeklik Rolleri

Film içerisinde küçük sürprizlerden mutlu olan erkek portresi çizilir. Bu duruma en büyük örnek Christophe’dur. O dünyadaki belki de en kabullenmiş erkektir. Karısı kendisini aldatır ancak çocuklarının olması ve sosyal statü sebebiyle karısını terk etmez. Elbette ki günümüzde bu durumu yaşasa bile karısını sevdiği ve bu durumu atlatabileceklerini düşündüğü için karısından ayrılmayan erkekler bulunacaktır. Her ne kadar yıllar içerisinde erkeklerin edindikleri bilgiler ve alıştıkları yaşam tarzı bu duruma ters düşse de dünya değişim halindedir ve erkekte de değişmektedir. Connell ve Messerschmidt’in (2005:836) belirttiği gibi, “erkeklikler bireylerin vücutlarına ya da kişilik özelliklerine gömülü sabir öğeler değildir; toplumsal eylem içerisinde edinilmiş pratiklerin düzenlenmesidir.” Damien’in ailesi kasaplık mesleğiyle uğraşırlar. Bir kasap dükkanları vardır ve anne et kesimi işleriyle uğraşırken boynuna sardığı şalıyla baba kasada durup müşterilerle para alışverişi yapmaktadır. Baba sürekli Damien’e bir kadın bulmasını ve hayatına bir düzen vermesi gerektiğinden bahseder. Baba, anneden çekinmektedir ve annenin sert görüntüsü babada kimi zaman hayranlık uyandırırken kimi zamanda ondan çekinmesine yol açmaktadır. Damien’in annesi babasını gençken aldatmıştır ancak baba bunu tolere etmiştir. Aynı şekilde filmin sonlarına doğru Christophe’un da aldatıldığını öğrenmesi bu üçlüyü şarapların içildiği bir ev oturmasında bir araya getirir. Kadınların arada böyle küçük kaçamaklar yapabileceğini ve bu durumu göz ardı etmek gerektiğinin konuşulduğu gecede Damien, Alexandra’dan bahseder ve bu duruma babanın verdiği duygusal tepkiler bakımveren konumunda olan erkeğin tepkileridir.


Toplum İçinde Kadın ve Erkek Rollerinin Değişkenliği

Kadının ve erkeğin toplumda edindikleri rolleri ve statüleri değişim içindedir. Sabit roller bebekliğimizden hatta çocukluğumuzdan itibaren bizlere öğretilir. Bebekken kızlara pembe renk içerikli kıyafet ve oyuncakların alınması, erkeklere ise mavi renkli kıyafet ve oyuncakların alınması daha o yaşlarda bizi ayrıştımaya doğru götüren bir durumdur. Bebeklikten çocukluğa geçen dönemde kızlar daha çok ev işlerinde annelerine yardımcı olmaya eğitilirler, erkekler ise daha çok dışarıdadırlar. Evin dışında yapılacak sorumlulukları yerine getirirler. Bu durum bir zaman sonra aslında güvenli alan olarak düşünülen evin içinde kalan kızın dışarı özlemini tetikler. Erkek ise sınırlı alanı olan ve yapacak şeyleri sınırlı olan kadını zamanla küçümsemeye başlar. Söz sahibi olan erkek olmaya başlar. Yeni insanlarla tanışan ve hayata karışan erkek zamanla kadını küçümsemeye başlar. Bu konuda Freud’un ataerkil yaklaşmı kadının penis kıskançlığından geldiğini, penisi olan erkeğin daha girişken ve daha toplumun içine karışan cins olduğunu ancak penisi bulunmayan kadının ise daha edilgen yapısı olduğunu söylemesi hem kadın analistler hem de feminist ve profeminist analistler tarafından sürekli eleştirilmiştir. Profeministler ise feminizme destek veren erkekler için kullanılır. Bu konuda Kimmel “Profeminist erkekler, kadın mücadelesinde ilk olarak özellikle oy hakkı,doğum kontrolü, cinsellik gibi konularda kadınların yanında yer alarak onlara destek olmuşlardır(Kimmel, 1987).          


Freud’un penis konusunda söyledikleri cinsellikle alakalıdır ancak örtük manada sosyal olarak kadının daha geri planda kalması gerektiğini dile getirmiş olur. Kadının olaylara bakış açısı belki anaçlığından belki kadınlığın getirdiği hormonal düzenlemelerden dolayı daha ılımlı ve yumuşaktır ancak erkekler mücadelenin gereğinin sertlikten ileri geldiğini düşünebilirler ve bu kadın yaşayış yapısına ters düşebilmektedir. Bu konuda Anne Rupie “Yumuşaklık ve sevgi içermeyen hiç bir ölçü olamaz... Küçük kız penisi görür ve kendi organını araştırmaya başlar. Fakat penis kıskançlığının aynı zamanda sosyolojik anlamı vardır.”[5] Freud’un bahsettiği penis kıskançlığının sosyolojik olarak kadını geri plana ittiğini savunan bir görüş olduğundan bahseder. Freud’un kuramının ilerleyen safhalarında önceki görüşlerinden sapmaya başladığını ataerkil olan kuramını düzeltme yoluna gittiğini görürüz. Freud “Feminist bakış açısına sahip erkek ve kadın analistlerin benim burda söylediklerime karşı çıkması beklenir. Bu tür kavramların erkeklik kompleksinden kaynaklandığı ve erkekte doğuştan varolan kadınları küçümseme ve baskı altında tutma eğilimini kuramsal tabanda haklı çıkarabilmek için ortaya atıldığı düşüncesine karşı çıkmakta da güçlük çekmeyeceklerdir.”[6] Filmde ise aslında penisin varlığının hiçbir önemi yoktur. Kadın ve erkeğin dış görünüş olarak içinde bulunduğumuz dünyadan bir farklılığı yoktur. Kadın doğum yapmaktadır, vajinaya sahip olan kadındır, erkeğin penisi vardır. En temel düzeyde baktığımızda organların varlığı olarak hiçbir farklılık görülmez ancak sahip olunan özellikleri kullanma açısından içerisinde bulunduğumuz dünyadan ayrılır film. Penisin varlığı erkeği üstün yapmaz çünkü sosyal statü de üstünlük kadındadır. Bu durum cinsel ilişki biçimine de yansır. Cinsel ilişki yaşanırken baskın olan taraf kadındır.


Maskulinizm

Filmde göze çarpan bir diğer nokta ezilen erkeğin haklarıyla mücadele eden maskülinist gruplardır. Dünya düzeni insanlığın hangi cinsinin elinde olsa da ezilen tarafta olan cinsin bir şekilde isyan ettiğini görebilmekteyiz. Filmin başında Damien’in erkeğin yıl içerisinde kaç kez cinsel ilişkiye girdiğini ölçen bir telefon uygulaması geliştirmesi ve erkek iş arkadaşlarının takdirini topladığını ancak kadın iş arkadaşının bu uygulamayı saçma bulduğunu görüyoruz. Bu proje sayesinde Damien işinde ilerleme fırsatı kazanacaktır ancak kafasını direğe çarpıp uyandığı yeni dünyada bu uygulamayı saçma bulan iş arkadaşının patron olduğu kendi asıl patronunun ise şirkette düşük rütbeli bir çalışan olduğunu görür. Yeni patronuna karşı agresif tavırlar sergileyen Damien bu tavırlarından dolayı işinden atılır. Bu durumu Christophe ile paylaşır ve Christophe ona maskülinist derneklere başvurmayı önerir. Filmde ilk kez o zaman maskülinist dernek ile karşı karşıya geliriz. Maskülinistler erkeğin sosyal ve iş alanında ezilmişliği ile savaşırlar ve yapay göğüs takarak eylem yaparlar. Günümüzdeki feminist grupların bir benzerlerini de filmde görmekteyiz. Bu durum dünya düzeni kimin elinde olursa olsun eşitlik olmadığı takdirde bozulmaların olacağını göstermektedir.


Filmin Sonu

Filmin sonunda Alexandra ile Damien arasındaki yakınlaşma giderek artar. Beraber arabada giderken kiliseden çıkan bir çifti görürler ve evlenmeyi düşünürler iki tarafta evlenmek istediklerini söylerler ancak daha sonra Damien Alexandra’nın kendisini kandırdığını fark etmiş, Alexandra’nın zaten evli olduğunu öğrenmiştir. Bir bara gidip içerek bu durumu atlatmaya çalışır. Günümüzde de bir kadının yalnız başına bir bara gidip oturması ne derece zor ise filmde de aynısı olur ve birkaç kadın Damien ile konuşmaya çalışır. Onu taciz ederler. Bardaki kadının tanıdık bir kadındır ve Christope’un eşi Lolo’ya haber verir. Lolo, Christophe ve Alexandra Damien’i kurtarmak için bara giderler. Damien’i kurtarırlar ancak Alexandra ve Damien arasında bir tartışma başlar. Tartışma kavgaya dönüşür ve birbirlerine kafa atmaları sonucu bayılırlar. Alexandra tek başına uyanır ve gözünü açtığı dünyanın kendi dünyasından farklı olduğunu görür. Sokakta etek giyen kadınlar olduğunu ve güç gerektiren işleri erkeklerin yaptığını görür. Feminist bir grup kadının yaptığı eylemi şaşkınlıkla izlerken karşıdan seslenen Damien’i görür ve film biter.


Sonuç

Filmi erkek egemen dünyaya bir eleştiri yahut dünya düzeni kimin elinde olursa olsun bozuk bir düzen olur şeklinde okuyabiliriz. Film içerisinde erkeklerin birçok sıkıntı yaşadığını ve aslında o sorunları günümüzde kadınların yaşadığını görebiliyoruz. Günümüzde her kadın ve her erkek toplumun onlara öğrettiği şekilde yaşamıyor. Toplumun onlara öğrettikleri cinsiyet rollerinin gerekliliklerini uygulamayabiliyor çünkü aslında bizlere öğretilen roller aynı zamanda bizi zorunluluklarla başbaşa bırakan rollerdir. Simon de Beauvoir’ın meşhur “kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü cinsiyetin toplumsal inşasını en güzel açıklayan örneklerden biridir.[7] Aynı sözü elbette ki erkekler için de söyleyebiliriz. Sonuçta insanlığı kadın ve erkek diye iki cinse ayırıp herkesin belirli rolleri olduğunu belirtmek yerine eşitliğin olduğu bir dünyanın en yaşanılası dünya olacağı düşünülmelidir.


 


 


 


 


KAYNAKÇA


Feminizm 19. Yüzyıl Klasiklerinden Seçmeler, çev., AFA Yayıncılık (İstanbul: AFA      Yayıncılık,          1987).


Freud, Sigmund, “Kadın Cinselliği,” op. cit. 230Kepekçi, Egemen, “(Hegemonik) Bir Erkek Eleştirisi ve Feminizm Birlikteliği    Mümkün                             mü?”Kadın Araştırmaları Dergisi, 2012.

Mitcel, J. Psikanaliz ve Feminizm. çev., Ayşe Kurtulmuş. İstanbul: Yaprak Yayınları: 1984.

Rupie, Anne, “ Kadın Psikanalistler Kadın Özgürlüğü İçin Ne Diyor?” New York             Times, Şubat, 1972.

Taş, Gün, “Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel      Süreçleri ve          Dönüşümleri”, Akademik Hassasiyetler, Mayıs, 2016.


 [1]Gün Taş, “Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel Süreçleri ve Dönüşümleri”, Akademik Hassasiyetler, Mayıs, 2016, 163.

[2]Feminizm 19. Yüzyıl Klasiklerinden Seçmeler, çev., AFA Yayıncılık (İstanbul: AFA Yayıncılık, 1987), 139.

[3]Feminizm 19. Yüzyıl Klasiklerinden Seçmeler, çev., AFA Yayıncılık (İstanbul: AFA Yayıncılık, 1987), 138-139.

[4]Feminizm 19. Yüzyıl Klasiklerinden Seçmeler, çev., AFA Yayıncılık (İstanbul: AFA Yayıncılık, 1987), 83.

[5]Anne Rupie, “ Kadın Psikanalistler Kadın Özgürlüğü İçin Ne Diyor?” New York Times, Şubat, 1972.

[6]Sigmund Freud “Kadın Cinselliği, op. cit. 230.

[7]Egemen Kepekçi, “(Hegemonik) Bir Erkek Eleştirisi ve Feminizm Birlikteliği Mümkün mü?”, Kadın Araştırmaları Dergisi, 2012, 71.




Yayınlanma: 24.11.2021 12:47

Son Güncelleme: 24.11.2021 12:47

Muhammed Cihad IŞIK
Muhammed Cihad IŞIK
Psikolog
Uzmanlıklar: Çocuk ve Ergenlik Dönemi Ruhsal Sorunları, Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, Varoluşsal Anlam Arayışı / Değersizlik Sorunları
"Herkesin bir hikayesi vardır." anl Devamını oku
Online Terapi
süre 50 dk
ücret 350
Yüz Yüze Terapi
süre 50 dk
ücret 350
Bunları da sevebilirsiniz...

Herkese merhaba..Bugün hepimiz için çok önemli bir konunun üzerinde durmak istedim. Hangi yaşta olursa olsun insanın hayatında çok etkilidir değer kavramı.. Doğamız gereği değerli hissetmek isteriz. Değerli hissetmediğimiz zaman da çok üzülebiliriz. Bize değer verilip verilmediğini gözlemleyerek ilişkilerimize devam ederiz. Bu durum arkadaşlık için de romantik ilişki için de geçerlidir. Bazı insanlar değer görmediklerini anladıkları zaman ilişkiyi keserler. Bir ilişkide kolayca arkalarını dönüp gidebilirler. Bu kişiler kendileriyle barışık, kendilerini seven kişilerdir. Kendilerine diğerlerinden daha fazla değer verirler.Kendi değerlerinin farkındadırlar. Hayattan keyif alırlar. Özgüvenleri de yüksektir. Bu kişilerin psikolojik sağlamlığı fazladır. Bir de kendiyle barışık olmayan, kendini sevmeyen, mutsuz insanlar vardır ki..İşte bu insanlar kendine değer vermek ve değerli hissetmekle ilgili sorunlar yaşarlar. Onu üzen, inciten toksik bir ilişkiyi kolayca bitiremezler.Karşısındaki insan ona ne yaparsa yapsın , onu ne kadar incitirse incitsin ilişkiyi bırakamazlar. Kendilerini değersiz gördükleri için bu davranışlara layık olduklarını düşünürler. Çünkü kendi değerinin farkında değildir bu kişiler. Diğerlerine kendisinden daha fazla değer vermektedirler. Başkalarından da ısrarla aynı değeri görmeyi beklerler. Göremedikleri zaman öfke ve hayal kırıklığı yaşarlar. Başkalarından beklentileri yüksektir. Örneğin ; kişi birine çok fazla değer verir, aynı oranda da değer görmeyi bekler. Kendisinin verdiği değer gibi değer göreceğinden çok emindir. Ama karşıdaki kişi kendisine daha çok değer vermektedir. Bu durumda birey kişiye karşı büyük bir öfke duyar ve ilişkiyi bitirebilir. Daha sonra belki başka birinde bunu denemek ister. Yine aynı şeyler yaşanır. Bu kısırdöngü böyle devam edip gider... Kendini değersiz hisseden bireyler bu duyguyu o kadar yoğun yaşarlar ki değer görseler bile bu onlara yetmez. Çünkü içlerinde değer eksikliği taşırlar. Bu sebeple sürekli değer görmediklerinden , değersiz hissettiklerinden bahsedip dururlar. Tabi bu yanlış bir algıdır. Aslında değer de görüyorlardır , seviliyorlardır da. Ama kendilerinin dolduramadığı eksikliği başkalarının doldurmasını istedikleri için verilen değerden doyum sağlayamazlar. Değersiz olduklarına ve değer görmediklerine dair inançları yüksektir. Bu kişilerin kendiyle alakalı bilişsel çarpıtmaları olduğunu söyleyebiliriz.Çocuklukta yaşadıkları bazı olumsuz durumlar, anne ve babanın sevgisiz, ilgisiz tutumları değersizlik duygusuna neden olmuş olabilir.Hatta çocuk bu duyguyu içselleştirmiş olabilir. Anne babanın eleştirel söz ve davranışları yetişkinlikte iç ses olarak ortaya çıkar. Yani değersizim düşüncesi ebeveyn tutumlarından dolayı oluşan bir iç sestir aslında.Aynı zamanda çocuğa kendine değer vermesi öğretilmemiş olabilir, çocuk bu duyguyu hiç keşfetmemiş olabilir.( Çünkü duygular çocuklukta öğrenilmiş şeylerdir). Bu sebeplerden dolayı değersizlik duygusu yaşanabilir. Kişi bu duyguyu çok derinden hisseder. O kadar içsel bir duygudur ki en ufak bir olayda bu duygu tetiklenir, öfke ve üzüntü olarak ortaya çıkar. Bazen başa çıkması çok güç olabilir. Kişi bunu ister istemez başkasına yansıtabilir. Bu da çok büyük problemlere yol açar.Değersizlik Duygusundan Nasıl Kurtulabiliriz? Öncelikle bireye gerçekten değerli hissettiği bir anının olup olmadığı sorgulatılmalı ve gerçek dışı düşüncelerinin olduğu fark ettirilmelidir. Kişinin değerli olduğuna dair kanıtları ona göstermemiz gerekir . Bu da psikoterapi ile mümkündür. Değersiz hissetmekle alakalı iç sesten bahsetmiştim. Bu iç sesi susturmamız gerekir. Bunu da iç sesin hangi zamanlarda, nasıl tetiklendiğini bularak yapabiliriz. İç sesi ortaya çıkartan duygu veya düşünceyi fark edebilirsek ben değersizim düşüncesinin aslında sadece bir düşünceden ibaret oluğunu anlarız ve kendimizi bu düşünceden ayrıştırabiliriz. Böylece iç sesi kontrol altına alırız. Değer kavramının her insanda farklı olduğunu bilmek de bize fayda sağlayabilir. Herkesin değer algısı farklıdır. Kimi az , kimi çok değer gösterir. Herkesin değer gösterme biçimi farklıdır. Bunları iyi ayırt etmek gerekir. Bu konuyla alakalı da bir psikoeğitim alınabilir. Değersizlikten kurtulmanın en önemli yolu ise kendine değer vermektir. Kendimize değer verdiğimiz zaman diğerlerinden değer görmeye ihtiyacımız kalmaz. İçimizdeki yoksunluk kendimize verdiğimiz değerle ortadan kalkar çünkü. Böylece başkalarına karşı bir beklentiye girmeyiz, başkalarının mutlu etmesini beklemeyiz. Çünkü kendi kendimize mutluyuzdur. Burada fark etmemiz gereken en önemli nokta kendimize değer verirsek zaten diğerleri için de değerliyizdir. Yani kendi değerimizin farkına varıp kendimizi seversek başkaları da bizim değerimizi bilir. Bu nedenle önce neden kendimizi sevmediğimizi keşfetmeli, sonra bununla yüzleşmeli ve kendimizi affetmeliyiz. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Eğer anne- babadan kaynaklı sorunlar varsa onlarla yüzleşmeli ve onları affetmeliyiz. Bunu terapide terapistle yapabilir, ebeveynle yüzleşebiliriz. Yine terapide ne kadar değerli olduğumuzu onlara söyleyerek rahatlayabiliriz.Bu yöntemlerle değersizlik duygusundan kurtulabiliriz. Şunu unutmayalım biz kendimizi değerli hissedip seversek başkaları da bizi sever. Kendini sevmeyen birini kimse sevmez değil mi? Önce kendimizi sevelim, kendimize saygı duyalım,kendimize değer verelim.. Hiç kimse için olmasa bile kendimiz için bunu yapalım. Çünkü her insan kendine has ve özeldir. Kendi değerinin farkında olmak çok değerlidir. Çünkü siz değerinizi bilmezseniz kimse bilmez. İnsanın sadece insan olduğu için bile değerli olduğunu unutmayalım. Değersizim diye düşünenlerin bile mutlaka değerli hissettiği bir anı olmuştur. Bunun aksini iddia etmek yanlış olur. Her ne kadar kusurlu da olsak değerli olduğumuzu her zaman hatırlamamız gerekir. Çünkü değersizlik duygusunu yenememek bizi depresyona sürükleyebilir. Bu nedenle kendimizi hatalarımızla, kusurlarımızla kabul etmemiz gerekir. Kendimize değer vermek kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeye bağlıdır. Hayatta ayrılıklar , vazgeçişler olabilir. Bunlar çok normaldir. Hayatınızdan gidenler olabilir. Kim giderse gitsin gitmeyen tek bir kişi var o da kendiniz.. Kendinize çok iyi bakın. Değerinizin farkında olmanız dileğiyle... Yazıyı Oku

Uzman: Sultan AYTEKIN

Yayınlanma: 23.09.2022

Kişiliğin oluşmasında en önemli faktörler aile ve ebeveyn tutumlarıdır. Aile tutumları bir çocuğu ileride ruhsal anlamda sağlıklı, mutlu başarılı özgüvenli bir yetişkin haline de dönüştürebilir, ya da çocuğun mutsuz , özgüveni düşük, kendisini değersiz hisseden bir birey haline gelmesine de sebep olabilir. Çocukluktaki yanlış tutumlar ileride birçok psikolojik sorunların zeminini hazırlar. Yetişkinlik dönemindeyse birey artık fark edilmemesi imkansız , hayatını alt üst eden dağ gibi problemlerle başbaşadır. Bu nedenle ebeveynler onların yetişkinlikte mutlu bir hayat geçirmeleri için çocuklarına destek olmalıdır. Sağlıklı ve dengeli bir tutum sergilemelidir. Peki nedir aile tutumu? Sağlıklı ve dengeli tutum nasıldır? Öncelikle aile tutumunun tanımından kısaca bahsetmek istiyorum.Aile tutumu anne ve babanın inançlarını barındıran, onların doğru ve yanlışlarını yansıtan ve bazen de bilinçdışındaki karşılanmamış ihtiyaçlarından oluşan eğilimlere denir. Anne-babalar genelde kendi aile yaşantısı, yetiştirilme tarzı ,inançları, beklentileri ve anne babasını rol model alarak öğrendiği davranışlar nedeniyle çocuğuna katı veya yumuşak yaklaşım gösterirler.Aşırı ilgi ve sevgi gösteren aileler Bu aileler çocuklarının her istediğini yapan ailelerdir. Koruyucu ve kollayıcı aileler bu gruba girer. Çocuğun kendi başına birşey yapmasına müsaade etmezler. Bu nedenle bu ailelerin çocukları sorun çözmede yetersizdirler. Bazen de bu bireylerde çocuksu- bebeksi kalma eğilimi görülebilir. Aileden gördükleri aşırı sevgi ve ilgiyi diğerlerinden de beklerler. Aynı derecede sevgi göremedikleri zaman ise o kişiye karşı fazlaca tepkili olabilirler.Yetersiz ilgi ve sevgi gösteren ailelerBu ailelerde çocuğa gösterilen sevgi ve ilgi oldukça yetersizdir veya hiç sevgi gösterilmez. Çocuğa sürekli karşı çıkılır, çocuk sürekli eleştirilir, yaptıkları olumlu da olsa onaylanmaz. Bu çocuklar ileride özgüveni düşük, pasif, kendini değersiz hisseden bir kişilik oluşturabilirler.Aşırı disiplin gösteren aileler Bu aileler çocuklarına karşı çok sert bir tutum içerisinde olabilirler. Bağırma, şiddet uygulama , psikolojik olarak incitme, ağır yöntemlerle cezalandırma (karanlık bir odaya kapatma ) gibi davranışlar görülür. Bu aileler çocuğa hem yetersiz sevgi ve ilgi gösterip hem de aşırı disipliner bir tutum sergilerse bu çocuklar suç işlemeye yatkın ve intihara eğilimli , bilerek yasalara karşı gelen, kuralları çiğneyen, diğerlerinin haklarına saygı duymayan bireyler olarak karşımıza çıkarlar.Yetersiz disiplin gösteren aileKimi aileler hem sevgi ve ilgiyi hem de disiplini dengeleyemez ve uç davranışlar gösterirler. Aşırı sevgi ve ilgi gösterip aynı zamanda aşırı disiplinli olan ailelerin çocuklarında nevrotik kişiliğin ortaya çıkabileceği saptanmıştır. Aynı zamanda nevrotik bozukluklar da görülebilir. Çocuklar ailenin bu uç tutarsız davranışlarını kestiremeyip güvensiz , kaygılı birey haline gelebilirler. Ayrıca çocuklukta aşırı sevgi ve ilgili tutum, ergenlikte de aşırı baskıcı ve disipliner tutum sergilenmesi nevrotik bozukluğa yol açabilir. Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?Yukarıda aile ve tutumlarından bahsettim. Çocuğa aşırı sevgi ve ilgi vermek de, aşırı baskıcı ve disiplinli şekilde yetiştirmek ve yetersiz disiplin göstermek de yanlış tutumlardır. Sağlıklı ebeveyn tutumu ilgi, sevgi ve disiplini dozunda verebilmekten geçer. Ebeveynin yapması gereken sevgi, ilgi ve disiplin uyumunu dengeli bir şekilde sağlamaktır. Yeri geldiğinde sevgi ve ilgi göstermek, çocuğunun yaptığı olumlu bir davranışı onaylamak, ona gülümsemek, onu ödüllendirmek çocuğun hem bu davranışı pekiştirmesini sağlar , hem de anne-babasının desteğini hissettiği için çocukta özgüven duygusu gelişir. Bazı anne ve babalar çocuğun olumlu davranışını görmezden gelirler. Zaten bu davranışın çocuk tarafından yapılması gerektiğini , bunun için ödüllendirilmeye gerek olmadığını düşünüp çocuğu takdir etmezler. Çocuğa geribildirim vermezler. Bu durum da çok sakıncalıdır. Çocuk ebeveyninden geribildirim ( küçük bir ödül, gülümseme, onaylanma,takdir) alamadığı zaman kendisini yetersiz, değersiz hissedebilir. Ne kadar çabalarsa çabalasın takdir görmeyen , onay alamayan çocuklar ebeveynlerine karşı öfke duyabilirler. Bu öfke zamanla daha da şiddetli hale gelebilir, ileride ebeveynden uzaklaşılabilir. Bazen de ebeveynden kopuşlar yaşanır. Bu nedenle çocuğa değer verildiği gösterilmeli, çocuğun başını okşamak,sevgi dolu bir bakış , sıcak bir gülümseme gibi yollarla çocuğa sevildiği hissettirilmelidir. En ufak birşey bile yapmış olsa takdir gösterilmelidir. Bununla birlikte yeri geldiğinde de disiplinli olmak gerekir. Çünkü disiplinsiz şekilde büyüyen çocuklarda ileride ebeveyne ve diğer insanlara karşı saygısızlık, sınırlarını bilememe, başkalarının haklarına saygı duymama davranışları görülür. Saygısız, küstah ,bencil, inatçı kişilik özellikleri gösterebilirler. Bu yüzden çocuk disiplinli şekilde büyümelidir. Fakat disiplinin dozunu kaçırmamak gerekir. Disiplinli tutum çocuğu sert bir şekilde cezalandırmak, psikolojik anlamda incitmek, fiziksel şiddet uygulamak olarak değil, o davranışının doğru olmadığını çocuğa yumuşak bir dille anlatmak, yanlış bir davranışta bulundaysa anne- babanın onu onaylamaması şeklinde olmalıdır. Hafif ceza yöntemi (yaptığı hatadan dolayı çocuğun oyuna ara vermesi istenmesi veya oyun süresinin kısaltılması ) vb. bu davranışı bırakmasını sağlar.Ebeveyn tutumundaki en önemli nokta ise çocuğa karşı kesinlikle tutarsız davranışlarda bulunulmamalıdır. Tutarsız davranan ailelerin çocukları bir davranışı yaparken anne veya babasının ne zaman ne tepki vereceğini bilemez. Sürekli kaygı hissederler. Kaygılı, güven duymayan , özgüvensiz bir yetişkin veya herşeye karşı gelen, agresif , ruhsal dengesi olmayan, topluma uymakta zorlanan yetişkinlere dönüşürler.Bu yetişkinlerde birçok psikopatolojik ve davranış problemleri görülebilir.Bu nedenle çocuğa karşı aileler sevgi, ilgi ve disiplini dengeli şekilde sağlamalıdır. Üçünün dozunu iyi ayarlamalıdır. Çocuğa tutarlı davranmalıdır ve net olmalıdır. Mutlaka çocuğa açıklama yapmalı ve incitici davranış ve sözlerde bulunmamalıdır .Ebeveynler bu tutumları sağlamakta zorluk çekiyorsa mutlaka bir uzmandan yardım almalılar ve aile ve çocuk ilişkisini dengelemelidirler. Çünkü sağlıklı bir toplum sağlıklı bir çocuğun yetişmesine bağlıdır... Yazıyı Oku

Uzman: Sultan AYTEKIN

Yayınlanma: 20.09.2022

aile-dizimidizilimi-ne-degildir-ve-nedir

Son zamanlarda oldukça popüler olan aile dizilimi tekniğinin tüm yaralara merhem olacak bir ilaç gibi kamuoyuna servis edilişine şahit oluyoruz. Herhangi bir kavramın veya tekniğin ne olduğu ve ne işe yaradığı kadar ne olmadığı ve ne işe yaramadığı da önemlidir. Bu yazıda öncelikle bu kavramın ne olmadığına yer vermek istememin nedeni, bir ruh sağlığı alanı uzmanı olarak danışanlar için büyük riskler görüyor olmamdır. Öyleyse inceleyelim, aile dizilimi ne değildir ve nedir? Aile Dizimi Ne Değildir? Aile dizimi, her derde deva bir ilaç, başlı başına bir terapi ekolü, uzmanların elinde bulunan bir sihirli değnek değildir. Bunun yanında aile diziminin mantığı ''travmalarımın tüm kaynağı soy ağacım, bunu değiştirmek için elimden hiçbir şey gelmez.'' gibi bir düşünce değildir. Bu tarz bir düşünme biçimi bireyin / danışanın problemlerin çözümü konusunda kendini pasif hissetmesine ve kendini gerçekleştirme potansiyelini açığa çıkaramamasına neden olabilmektedir. Travmayı veya zorlantı durumunu kabullenmek, bu durumun danışanın şimdiki sosyal yaşantısında oluşturduğu sorunları görmezden gelmek, sorunlara yönelik müdahale planları oluşturmamak veya buna yönelik sorumluluk almamak değildir. Popüler kültür tarafından altı bilimsel olarak doldurulmadan fazlasıyla şişirilerek servis edilen ve konu hakkında yeterince bilgisi olmayan insanlarda büyük bir beklenti oluşturan birçok yöntem gibi aile dizimi de son zamanların gözde şifa tekniğidir. Tekniğin işe yarar ve fayda sağlanabilecek tarafları ve sınırlılıkları göz ardı edilerek, metafizik inançlarla içi doldurulmaya çalışılarak adeta ticari bir yöntem olarak kamuoyuna sunulmaktadır. Bir süredir devam ettirdiğim gözlemlerim sonucunda bu tekniğin uygulanmasının (!) astroloji uzmanları tarafından yapıldığını görmekteyim. Danışanın ruhsal sağlığı açısından son derece riskli bulduğum bu uygulama şekli üzerine bir uyarı niteliğinde yazımda bu kısma yer vermeye karar verdim. Psikolojik sağlığınızla ilgili alacağınız her yardım mutlaka işin uzmanları yani ruh sağlığı uzmanları tarafından verilmelidir. Bu uzmanlar ise psikolojik danışmanlar, psikiyatristler ve psikologlardır. Sevgili danışanlar; nasıl ki fiziksel bir rahatsızlık hissettiğinizde o alanın uzmanı olan doktorlardan yardım alıyorsanız ruhsal yaralarınız ve rahatsızlıklarınızla ilgili de mutlaka bu alanın uzmanlarından yardım almalısınız. Aksi durumda üzülerek söylüyorum ki ruhsal sağlığınızda ve psikolojik durumunuzda daha derin yaralar oluşabileceği gibi bunun yanında hem zamanınızı hem paranızı kaybetmiş olacaksınız.Aile Dizimi Nedir? Aile dizimi (family constellation) terimi ilk olarak Alfred Adler'in (1927) ortaya attığı, aile sistemindeki her bireyin rolünü tanımlamaya yarayan bir yapı olarak kullanılmıştır. Adler, aile sisteminin ebeveynlerden, çocuklardan ve geniş aile üyelerinden oluştuğunu belirtmiştir. Almanca “Familien Aufstellung” adıyla 90’larda Almanya’da ortaya çıkmış olan “Aile Dizimi Terapisi (Family Constellation Therapy)” ise, ailenin nesiller boyunca, birbirlerine görünmez bir bağ ile bağlı olduğu anlayışına dayanmaktadır. Aile bir bütün olarak bir ruha sahiptir (Stone, 2008). Bireyi, içine doğduğu ailenin şekillendirdiğini benimseyen bu anlayış, ailenin bir sistem oluşturduğunu ileri sürmektedir.Aile dizimiAlman Psikoterapist Bert Hellinger tarafından ortaya atılmış; kısaca bireyi tek başına değil aile sistemi içerisindeki rolleri ile birlikte değerlendirmeyi amaçlayan bir psikoterapi tekniğidir. Toplumu oluşturan temel yapıtaşının aile olduğu görüşünden hareketle, bireyin sosyal yaşantısında kullandığı iletişim yöntemleri, sorunlarla baş etme stili, yaşadığı psikopatolojik veya zorlantılı durumlara karşı tutumları gibi temel davranışları aile sistemi içerisinde öğrendiğini ve sosyal yaşamda yaşanan sorunların da kökeninin aile sistemindeki yanlış öğrenmelerin olduğunu belirtir. Bunlara ek olarak, bireyin kişilik gelişimi ve davranışları üzerinde yalnızca içinde bulunduğu çekirdek aile değil, diğer köken akrabaları, kendisinden birkaç nesil önceki akrabalarının da (hiç tanışmamış olsalar dahi) etkili olduğu varsayımına dayanmaktadır. Hellinger, psikolojik rahatsızlıkların büyük –belki de çoğu - bir kısmına, köken ailede yaşanmış sorunların neden olduğunu söylemektedir.Aile Dizimi Ne İşe Yarar? Bireyin ve ailenin yaşamış olduğu travmaların çözümünde bir çeşit yüzleşme yöntemi olarak kullanılan aile dizimi tekniği, bireyin duyguları ve zorlantılarıyla yüzleşmesi, anlamlandırması, kabullenme sürecine girmesi gibi konularda yardımcı olmaktadır. Bu bir anlamda bireyin geçmişten getirdiği travmalarını kabullenmesi demektir. Travmanın etkilerinin çözümünde amaç travmayı değiştirmek değil; travmayı kabullenmektir. Travmanın kendisi değiştirelemez ancak bireyin travmayı yorumlama şekli ve travmaya bakış açısı değiştirilebilir. Bireyin ailenin diğer üyeleriyle barışık hale gelmesi, bozulan aile bağlarını düzeltmeye adım atması gibi davranışlar hedeflenmektedir. Aile dizimi tekniğini kullanmanın başlıca avantajları, bireyin içinde yaşadığı sistemin yapısal bağlantıları ve çalışmanın getirdiği büyük etki hakkında kısa sürede net bir resim elde etmesidir. Duygular ve davranış ifadesine odaklanarak danışana farkındalık kazandırılır. Dolayısıyla belirli aralıklarla hislerine dair geri dönüşler alınmış olur. Seçilen kişilerle danışanın arasında ki muhasebat ve fiziksel ilişkiler gözlemlenir, dikkate alınır.Bu şekilde dizim yavaş yavaş sonuca ulaşabilir.Söz konusu bu teknik bireysel psikolojik danışma / psikoterapi sürecinde uygulanabileceği gibi grupla psikolojik danışma / psikoterapi sürecinde de uygulanabilmektedir. KAYNAKÇAAyaz, B., & Kılıçarslan, F. (2010). Aile Terapisi.İstanbul: İstanbul Üniversitesi.Duman, N . (2020). Bert Hellinger ve Aile Dizimi Terapisi . Kıbrıs Türk Psikiyatri ve Psikoloji Dergisi , 2 (2) , 114-119.Ersöz, İ. (2019).Metropollerde popülerleşen" Terapi" Pratikleri Ve Kentli insanın Metafizik arayışı: İstanbul örneği(Doctoral dissertation, Marmara Universitesi (Turkey)).Hellinger, B. (2001). Love’s own truths. Bonding and balancing in close relationships. Phoenix,AZ:Zeig, Tucker and Theisen.Hellinger, B., & Hövel, G. (1999). Acknowledging what is: Conversations with Bert Hellinger.Phoenix, AZ: Zeig, Tucker and Co., Inc.Ölmez, D. (2016).Aile içi etkili iletişimde drama teknikleri ve nlp uygulamaları(Doctoral dissertation, İstanbul Kültür Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü/İletişim Sanatları Anabilim Dalı/İletişim Sanatları Bilim Dalı).R. Franz, Travma, Bağlanma ve Aile Konstelasyoları, 2011, İstanbul. Yazıyı Oku

Uzman: Berika ASLAN

Yayınlanma: 15.09.2022