1. Uzman
  2. Muhammed Cihad IŞIK
  3. Blog Yazıları
  4. FEMİNİST BAKIŞ AÇISIYLA FİLM OKUMASI -BEN SENİN BİLDİĞİN ERKEKLERDEN DEĞİLİM-

FEMİNİST BAKIŞ AÇISIYLA FİLM OKUMASI -BEN SENİN BİLDİĞİN ERKEKLERDEN DEĞİLİM-

İnsanlığın iki cinsi kadın ve erkek. Yıllarca sürmüş olan düzeni sağlamış olan erkeğin zamanla oluşturduğu düzenin bozulmasından sonra kadınların da bu düzende söz sahibi olmaya başlamasıyla sonuçlanmıştır. Bu düzen birçok alana sirayet etmiştir. Siyasi alanda kadınlar ülke yönetiminde kimi milletlerde söz sahibiyken örneğin Türkler kimi milletlerde söz sahibi olamamışlardır örneğin Avrupa. Oy kullanım hakkının kadınlara yıllarca verilmemesi de sosyal alanda kadını geri planda tutan önemli bir etkendi. Iş alanında ise ayrı rütbede çalışan kadın ve erkeğin farklı maaşlar alması ya da ayrı rütbede çalışmalarına rağmen kadının erkekten daha az saygınlık görmesi zamanla kadınların bütün alanlarda daha fazla söz sahibi olmasıyla sonuçlanmıştır.


 


Filmi Feminist Bakış Açısıyla Okumak

“Feminizm, temelde cinsiyet ayrımcılığına karşı tavır alan, kamu ve özel bütün alanlarda kadınların maruz kaldığı baskıların ve denetimlerin ortadan kaldırılması gerekliliğini savunan ve ataerkil yapılanmaların önüne geçerek kadınların meşru haklarına ulaşmada mücadele eden bir yaklaşımdır.”[1] Kadınların yıllardır dile getirmek istedikleri sözleri, açığa vuramadıkları duygularını erkeklere hatta tüm dünyaya göstermelerini sağlayan bir yol olmuştur feminizm. Kadınların ve erkeklerin her alanda eşit olduğu bir dünya tasavvurunu anlatan edebi eserler yazılmış yahut filmler çekilmiştir. Türk sinemasında kadın ve erkeğin rollerini değiştiği “Şendul Şaban” filmi ise buna verilebilecek bir örnektir. Ancak Şendul Şaban filminde sadece iki karakter, karı-koca rollerini değiştirmiştir. Bir de bu durumun tüm dünyaya sirayet etmiş halini düşündüğümüzde düzenin çok farklı olacağı açıktır. Bu durumun örneğini ise incelediğim filmde açıkça görülüyor.


Film Anlatımı ve Günümüz Dünyasıyla İlişkisi

Günümüz Fransa’sında geçen filmin adı “Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim”. Filmin henüz başında çeşitli kostümler giymiş çocukları görüyoruz. Cinsiyet ayrımının göze çarpmadığı kostümler giymişler. Pamuk prenses rolünü oynayacak kızın bir sebepten ötürü rolünü oynayamayacak olması sonucu erkek çocuklardan birisi ben oynarım diyerek kostümü giyiyor ancak sahneye çıktığında seyircilerin tamamı pamuk prenses giymiş çocuğa gülüyorlar. Bu durum çocukta travmatik bir etki bırakıyor. Bu travmatik olayı yaşayan çocuğun yıllar sonra psikologuyla yaptığı görüşmede anlatan filmin ana karakteri Damien olarak görüyoruz. Damien genç ve kadınların ilgisini çekebilen çapkın olarak nitelendirilebilecek bir erkek. Kadınlarla rahat bir şekilde iletişim kurabiliyor. Damien’in yazar arkadaşı Christophe’un bir kitabevindeki imza gününe katılan Damien orada etkili bir duruşa sahip olan Alexandra ile karşılaşıyor. Alexandra Christophe’un asistanı ve Damien’in karşılaştığı öteki kadınlardan farklı. Christophe ile oradan çıkan Damien sokakta yürürken göremediği bir direğe başını çarpıyor ve her şeyin değiştiği bir dünyaya uyanıyor. Alışık olduğumuz düzenin tam zıttı bir dünyada gözlerini açıyor. Kadınların doğum yaptığı ancak doğum iznine erkeklerin ayrıldığı, kasapta karı koca olarak çalışan çiftten kadının kasaplık yapıp erkeğin kasada durduğu bir dünya. Alışık olduğumuz dünyada hiç kadın çöpçü yoktur ancak bu dünyada çöpçülük yapanlar kadınlardır. Ağır işler kadının elindedir. Erkek bakıma muhtaç ve bir kadına sırtını yaslaması gereken konumdadır. Tarih boyunca kadının ve erkeğin kendilerine oluşturdukları tüm roller yer değiştirmiştir. Film kadınların yaşadıkları ayrımcılıkları göstermesi açısından faydalıdır. Örneğin bir bar sahnesinde Damien bardaki kadından içki ister ve içmeye başlar o sırada masada oturan başörtülü iki erkek vardır. Onlar da bardaki kadından servis isterler, iki kahve içmek istiyorlardır ancak başörtülü olmaları o barda servis almalarına imkan vermemektedir. Radikal feministler için ütopya olarak görülebilecek bir dünya gözümüzün önündedir ancak geniş perspektiften bakıldığı taktirde aslında yaşadığımız dünyadan bir farkının olmadığı görülmektedir çünkü değişen şey sadece roller. Feminizmin temeli kadın ve erkeğin eşit şartlarda olması üstünedir. Kadının üstün olması feminizmin ilkesi değildir. Bu noktada radikal feministleri dışarıda bırakarak filmde anlatılan dünyanın kadının ve erkeğin yaşadığı zorluklar konusunda empati yapmasını sağlamak olduğu düşünülebilir. Ataerkil dünyada erkeklerin herhangi bir zorluk yaşamadığı ve tüm zorlukları kadının yaşadığı anlatılır ancak doğumdan itibaren sosyal inşacı bir şekilde erkeğe yüklenen sorumluluklar ve zorunluluklar da erkeğin yaşamını güçleştirmektedir. Üstelik kadının yaşadığı zorlukları doğumdan itibaren seçemediği, toplumun ona yüklediği gibi toplum erkeğe de birçok zorluk yüklemektedir. Zeybekoğlu’nun sözleri bu durumu açıklar niteliktedir. Son yıllarda yapılan alan çalışmalarında, erkek olmanın bedellerine “imkansız erkeklik” kavramıyla dikkat çekilmeye başlanmıştır. Ataerkil sistem ile toplumsal cinsiyet pratiklerinin erkek bireye uyguladığı dayatmalardan bahsedilmiştir. “Erkek olabilmek” için bireyin neler yapması gerektiği ve dolayısıyla bütün bunların yalnızca kadınları değil erkekleri de olumsuz etkilediğine ilişkin somut deneyimler ortaya konulmuştur(Zeybekoğlu, 2010: 2). Filmin başındaki dünyada Damien’in kadın versiyonu olarak düşünülebilecek olan Alexandra’dan bahsetmek yerinde olacaktır.


Baskın Kadın Karakter Alexandra

Alexandra, Christophe’un asistanıyken kadın egemen dünyada Alexandra ünlü bir yazar ve Christophe onun asistanıdır. Alexandra yalnız ve güçlü bir kadındır. Birçok günübirlik ilişki yaşar, parası vardır, şöhreti vardır. Ataerkil düzende viski içen erkek bu filmde Alexandradır. Filmlerin genelinde bir klişe olarak gözümüze çarpan durum bu filmde de vardır. Alexandra günübirlik ilişkiler yaşayan, bir kez görüştüğü ve ilişki yaşadığı bir erkekle yeniden görüşmeyen ve bu sebeple kendisine takıntılı erkeklerin olduğu bir kadındır. Yıllara bölünmüş olan kavanozları vardır ve her kavanozda bilyeler bulunmaktadır. Bilyeler beraber olduğu erkekleri simgeler. Bu yolla yıllar içerisinde kendisindeki cinsel dürtüyü hesaplayabilmektedir. İzlediğimizde farklı gelen bu durumda aslında hiçbir gariplik bulunmamaktadır. Toplum bir erkeğin cinsel deneyimlerini genel gelişmesinin belirtileri olarak görmektedir; buna karşılık bir kadının yaşamındaki benzer deneyimlere korkunç bir felaket, şerefin ve insanda iyi ve soylu olan her şeyin yitirilmesi olarak bakılır.[2] Çünkü erkek bunu yapabiliyorsa ve toplum tarafından garip karşılanmıyorsa kadın yaptığı zaman da garip karşılanmamalıdır. Filmin başında Damien’in birçok kadınla beraber olmaya çalışması ya da filmin devamında Alexandra’nın birçok erkekle beraber olması bir nevi fahişelik gibi algılanmamalıdır çünkü “fahişe gerektiği gibi tanımlanacak olursa cinsel ilişkilerini kazanç amacına bağlayan kişi’den başka bir anlama gelmeyecektir.”[3] Her iki karakterin yaşam tarzı günümüzde kadın ve erkeği anlayabilmek ve her iki cinsin empati yapabilmesi açısından önemli karakterlerdir.Ayrıca Alexandra’nın rahat bir şekilde ilişkiler yaşaması elbetteki yalnızlığına da bağlıdır. “Sırasında ilişkiye girebilmek için, kadın olsun erkek olsun insanın yalnız olabilmeyi de bilmesi gerek.”[4]syf 83 Yalnızlık ona birçok avantaj sağlamaktadır ancak filmlerde bulunan bir klişe bu filmde de bulunmaktadır. Bir sahnede Alexandra genç bir erkekle beraber olduktan sonra onu evinden kovar ve elinde içkisiyle pencereden dışarıyı seyrederken karşı dairede romantik bir akşam yemeği için hazırlandığı üzerinde mumun yandığı ve içkilerin hazırlandığı masanın yanında bir erkeği görür. Erkek masayı hazırlamıştır ancak bir kadın göremeyiz zaten birkaç saniye sonra da erkek sandalyeye oturup ağlamaya başlar. Bu sahne Alexandrayı etkiler. Her ne kadar hayatında duygulara pek yer vermeyen yalnız ve güçlü bir kadın portresi çizse de filmlerin klişesi olarak sevgi, yakınlık, bağlılık Alexandra’yı etkilemiştir.           


Christophe’un karısının doğum yapması üzerine Christophe doğum iznine ayrılmalıdır ve Alexandra kendisine asistanlık yapacak birisine ihtiyaç duymaktadır. Elbetteki bu iletişim ve organizasyon becerileri yüksek bir erkek olacaktır. Bu iş için Damien uygun görülür ve bir asistan gibi giyinir çünkü her ne kadar iş için orada bulunsa da toplum normları gereği erkekliğini ortaya koymalı, kısa bir şort ve vücut hatlarını ortaya çıkaran kıyafetler giymelidir. Damien’in öteki dünyada yaşadığı tüm hatıralar belleğindedir zaten bu sebeple yaşadığı dünya ona garip gelmektedir. Elinden bir şey gelmez ve o dünyanın normlarına uygun olarak giyinip gider iş yerine. Karşılaştığı kişi Alexandra’dır. Kitabevindeki imza gününde Alexandra’dan hoşlanmıştır ve bu yüzden onun için çalışmak Damien’e garip geliyordur. Damien’in öteki erkeklere benzememesi ve alışık olmadığı dünyada öteki erkeklere göre daha cüretkar hareketleri, kadını yaslanacak bir duvar olarak görmemesi ise Alexandra’nın Damien ile ilgilenmesini sağlar. Damien’in karşılaştığı her durum kendisine farklı görünmektedir. Sokakta üstsüz koşan kadınlar, bale yapan erkekler, akşam mumları yakıp şarap içen erkekler. Içinde bulunduğu dünyadaki erkeklerden farklı olması ve farklı konulardan bahsetmesi, olayları farklı yorumlaması Alexandra’ya ilgi çekici gelir ve Damien ile daha fazla ilgilenir. Damien ise kendisini gizlemesi ve ortama uyum sağlaması gerektiğini bilmez. Hoşlandığı kadına kendi dünyasından bahsetmektedir. O dünyada kadınların yaptıkları tüm işleri erkeklerin yaptığını, kadınların etek giydiğini anlatır. Anlattıkları o sırada yazacak bir şeyi olmayan Alexandra’ya ilginç gelir ve yeni kitap projesi olarak Damien’i görür. Damien’in hoşuna gidecek şekilde davranmaya başlar ve onu o dünyanın gey barına götürür. Kadınların dekolte giyindiği ve dans ettikleri bu sahnede -sahne her ne kadar abartılı olsa da- Damien kendini evinde gibi hisseder. Bu yolla Alexandra Damien’in gönlünü çalmayı başarır.


 


Filmdeki Erkeklik Rolleri

Film içerisinde küçük sürprizlerden mutlu olan erkek portresi çizilir. Bu duruma en büyük örnek Christophe’dur. O dünyadaki belki de en kabullenmiş erkektir. Karısı kendisini aldatır ancak çocuklarının olması ve sosyal statü sebebiyle karısını terk etmez. Elbette ki günümüzde bu durumu yaşasa bile karısını sevdiği ve bu durumu atlatabileceklerini düşündüğü için karısından ayrılmayan erkekler bulunacaktır. Her ne kadar yıllar içerisinde erkeklerin edindikleri bilgiler ve alıştıkları yaşam tarzı bu duruma ters düşse de dünya değişim halindedir ve erkekte de değişmektedir. Connell ve Messerschmidt’in (2005:836) belirttiği gibi, “erkeklikler bireylerin vücutlarına ya da kişilik özelliklerine gömülü sabir öğeler değildir; toplumsal eylem içerisinde edinilmiş pratiklerin düzenlenmesidir.” Damien’in ailesi kasaplık mesleğiyle uğraşırlar. Bir kasap dükkanları vardır ve anne et kesimi işleriyle uğraşırken boynuna sardığı şalıyla baba kasada durup müşterilerle para alışverişi yapmaktadır. Baba sürekli Damien’e bir kadın bulmasını ve hayatına bir düzen vermesi gerektiğinden bahseder. Baba, anneden çekinmektedir ve annenin sert görüntüsü babada kimi zaman hayranlık uyandırırken kimi zamanda ondan çekinmesine yol açmaktadır. Damien’in annesi babasını gençken aldatmıştır ancak baba bunu tolere etmiştir. Aynı şekilde filmin sonlarına doğru Christophe’un da aldatıldığını öğrenmesi bu üçlüyü şarapların içildiği bir ev oturmasında bir araya getirir. Kadınların arada böyle küçük kaçamaklar yapabileceğini ve bu durumu göz ardı etmek gerektiğinin konuşulduğu gecede Damien, Alexandra’dan bahseder ve bu duruma babanın verdiği duygusal tepkiler bakımveren konumunda olan erkeğin tepkileridir.


Toplum İçinde Kadın ve Erkek Rollerinin Değişkenliği

Kadının ve erkeğin toplumda edindikleri rolleri ve statüleri değişim içindedir. Sabit roller bebekliğimizden hatta çocukluğumuzdan itibaren bizlere öğretilir. Bebekken kızlara pembe renk içerikli kıyafet ve oyuncakların alınması, erkeklere ise mavi renkli kıyafet ve oyuncakların alınması daha o yaşlarda bizi ayrıştımaya doğru götüren bir durumdur. Bebeklikten çocukluğa geçen dönemde kızlar daha çok ev işlerinde annelerine yardımcı olmaya eğitilirler, erkekler ise daha çok dışarıdadırlar. Evin dışında yapılacak sorumlulukları yerine getirirler. Bu durum bir zaman sonra aslında güvenli alan olarak düşünülen evin içinde kalan kızın dışarı özlemini tetikler. Erkek ise sınırlı alanı olan ve yapacak şeyleri sınırlı olan kadını zamanla küçümsemeye başlar. Söz sahibi olan erkek olmaya başlar. Yeni insanlarla tanışan ve hayata karışan erkek zamanla kadını küçümsemeye başlar. Bu konuda Freud’un ataerkil yaklaşmı kadının penis kıskançlığından geldiğini, penisi olan erkeğin daha girişken ve daha toplumun içine karışan cins olduğunu ancak penisi bulunmayan kadının ise daha edilgen yapısı olduğunu söylemesi hem kadın analistler hem de feminist ve profeminist analistler tarafından sürekli eleştirilmiştir. Profeministler ise feminizme destek veren erkekler için kullanılır. Bu konuda Kimmel “Profeminist erkekler, kadın mücadelesinde ilk olarak özellikle oy hakkı,doğum kontrolü, cinsellik gibi konularda kadınların yanında yer alarak onlara destek olmuşlardır(Kimmel, 1987).          


Freud’un penis konusunda söyledikleri cinsellikle alakalıdır ancak örtük manada sosyal olarak kadının daha geri planda kalması gerektiğini dile getirmiş olur. Kadının olaylara bakış açısı belki anaçlığından belki kadınlığın getirdiği hormonal düzenlemelerden dolayı daha ılımlı ve yumuşaktır ancak erkekler mücadelenin gereğinin sertlikten ileri geldiğini düşünebilirler ve bu kadın yaşayış yapısına ters düşebilmektedir. Bu konuda Anne Rupie “Yumuşaklık ve sevgi içermeyen hiç bir ölçü olamaz... Küçük kız penisi görür ve kendi organını araştırmaya başlar. Fakat penis kıskançlığının aynı zamanda sosyolojik anlamı vardır.”[5] Freud’un bahsettiği penis kıskançlığının sosyolojik olarak kadını geri plana ittiğini savunan bir görüş olduğundan bahseder. Freud’un kuramının ilerleyen safhalarında önceki görüşlerinden sapmaya başladığını ataerkil olan kuramını düzeltme yoluna gittiğini görürüz. Freud “Feminist bakış açısına sahip erkek ve kadın analistlerin benim burda söylediklerime karşı çıkması beklenir. Bu tür kavramların erkeklik kompleksinden kaynaklandığı ve erkekte doğuştan varolan kadınları küçümseme ve baskı altında tutma eğilimini kuramsal tabanda haklı çıkarabilmek için ortaya atıldığı düşüncesine karşı çıkmakta da güçlük çekmeyeceklerdir.”[6] Filmde ise aslında penisin varlığının hiçbir önemi yoktur. Kadın ve erkeğin dış görünüş olarak içinde bulunduğumuz dünyadan bir farklılığı yoktur. Kadın doğum yapmaktadır, vajinaya sahip olan kadındır, erkeğin penisi vardır. En temel düzeyde baktığımızda organların varlığı olarak hiçbir farklılık görülmez ancak sahip olunan özellikleri kullanma açısından içerisinde bulunduğumuz dünyadan ayrılır film. Penisin varlığı erkeği üstün yapmaz çünkü sosyal statü de üstünlük kadındadır. Bu durum cinsel ilişki biçimine de yansır. Cinsel ilişki yaşanırken baskın olan taraf kadındır.


Maskulinizm

Filmde göze çarpan bir diğer nokta ezilen erkeğin haklarıyla mücadele eden maskülinist gruplardır. Dünya düzeni insanlığın hangi cinsinin elinde olsa da ezilen tarafta olan cinsin bir şekilde isyan ettiğini görebilmekteyiz. Filmin başında Damien’in erkeğin yıl içerisinde kaç kez cinsel ilişkiye girdiğini ölçen bir telefon uygulaması geliştirmesi ve erkek iş arkadaşlarının takdirini topladığını ancak kadın iş arkadaşının bu uygulamayı saçma bulduğunu görüyoruz. Bu proje sayesinde Damien işinde ilerleme fırsatı kazanacaktır ancak kafasını direğe çarpıp uyandığı yeni dünyada bu uygulamayı saçma bulan iş arkadaşının patron olduğu kendi asıl patronunun ise şirkette düşük rütbeli bir çalışan olduğunu görür. Yeni patronuna karşı agresif tavırlar sergileyen Damien bu tavırlarından dolayı işinden atılır. Bu durumu Christophe ile paylaşır ve Christophe ona maskülinist derneklere başvurmayı önerir. Filmde ilk kez o zaman maskülinist dernek ile karşı karşıya geliriz. Maskülinistler erkeğin sosyal ve iş alanında ezilmişliği ile savaşırlar ve yapay göğüs takarak eylem yaparlar. Günümüzdeki feminist grupların bir benzerlerini de filmde görmekteyiz. Bu durum dünya düzeni kimin elinde olursa olsun eşitlik olmadığı takdirde bozulmaların olacağını göstermektedir.


Filmin Sonu

Filmin sonunda Alexandra ile Damien arasındaki yakınlaşma giderek artar. Beraber arabada giderken kiliseden çıkan bir çifti görürler ve evlenmeyi düşünürler iki tarafta evlenmek istediklerini söylerler ancak daha sonra Damien Alexandra’nın kendisini kandırdığını fark etmiş, Alexandra’nın zaten evli olduğunu öğrenmiştir. Bir bara gidip içerek bu durumu atlatmaya çalışır. Günümüzde de bir kadının yalnız başına bir bara gidip oturması ne derece zor ise filmde de aynısı olur ve birkaç kadın Damien ile konuşmaya çalışır. Onu taciz ederler. Bardaki kadının tanıdık bir kadındır ve Christope’un eşi Lolo’ya haber verir. Lolo, Christophe ve Alexandra Damien’i kurtarmak için bara giderler. Damien’i kurtarırlar ancak Alexandra ve Damien arasında bir tartışma başlar. Tartışma kavgaya dönüşür ve birbirlerine kafa atmaları sonucu bayılırlar. Alexandra tek başına uyanır ve gözünü açtığı dünyanın kendi dünyasından farklı olduğunu görür. Sokakta etek giyen kadınlar olduğunu ve güç gerektiren işleri erkeklerin yaptığını görür. Feminist bir grup kadının yaptığı eylemi şaşkınlıkla izlerken karşıdan seslenen Damien’i görür ve film biter.


Sonuç

Filmi erkek egemen dünyaya bir eleştiri yahut dünya düzeni kimin elinde olursa olsun bozuk bir düzen olur şeklinde okuyabiliriz. Film içerisinde erkeklerin birçok sıkıntı yaşadığını ve aslında o sorunları günümüzde kadınların yaşadığını görebiliyoruz. Günümüzde her kadın ve her erkek toplumun onlara öğrettiği şekilde yaşamıyor. Toplumun onlara öğrettikleri cinsiyet rollerinin gerekliliklerini uygulamayabiliyor çünkü aslında bizlere öğretilen roller aynı zamanda bizi zorunluluklarla başbaşa bırakan rollerdir. Simon de Beauvoir’ın meşhur “kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü cinsiyetin toplumsal inşasını en güzel açıklayan örneklerden biridir.[7] Aynı sözü elbette ki erkekler için de söyleyebiliriz. Sonuçta insanlığı kadın ve erkek diye iki cinse ayırıp herkesin belirli rolleri olduğunu belirtmek yerine eşitliğin olduğu bir dünyanın en yaşanılası dünya olacağı düşünülmelidir.


 


 


 


 


KAYNAKÇA


Feminizm 19. Yüzyıl Klasiklerinden Seçmeler, çev., AFA Yayıncılık (İstanbul: AFA      Yayıncılık,          1987).


Freud, Sigmund, “Kadın Cinselliği,” op. cit. 230Kepekçi, Egemen, “(Hegemonik) Bir Erkek Eleştirisi ve Feminizm Birlikteliği    Mümkün                             mü?”Kadın Araştırmaları Dergisi, 2012.

Mitcel, J. Psikanaliz ve Feminizm. çev., Ayşe Kurtulmuş. İstanbul: Yaprak Yayınları: 1984.

Rupie, Anne, “ Kadın Psikanalistler Kadın Özgürlüğü İçin Ne Diyor?” New York             Times, Şubat, 1972.

Taş, Gün, “Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel      Süreçleri ve          Dönüşümleri”, Akademik Hassasiyetler, Mayıs, 2016.


 [1]Gün Taş, “Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel Süreçleri ve Dönüşümleri”, Akademik Hassasiyetler, Mayıs, 2016, 163.

[2]Feminizm 19. Yüzyıl Klasiklerinden Seçmeler, çev., AFA Yayıncılık (İstanbul: AFA Yayıncılık, 1987), 139.

[3]Feminizm 19. Yüzyıl Klasiklerinden Seçmeler, çev., AFA Yayıncılık (İstanbul: AFA Yayıncılık, 1987), 138-139.

[4]Feminizm 19. Yüzyıl Klasiklerinden Seçmeler, çev., AFA Yayıncılık (İstanbul: AFA Yayıncılık, 1987), 83.

[5]Anne Rupie, “ Kadın Psikanalistler Kadın Özgürlüğü İçin Ne Diyor?” New York Times, Şubat, 1972.

[6]Sigmund Freud “Kadın Cinselliği, op. cit. 230.

[7]Egemen Kepekçi, “(Hegemonik) Bir Erkek Eleştirisi ve Feminizm Birlikteliği Mümkün mü?”, Kadın Araştırmaları Dergisi, 2012, 71.




Yayınlanma: 24.11.2021 12:47

Son Güncelleme: 24.11.2021 12:47

Muhammed Cihad IŞIK
Muhammed Cihad IŞIK
Psikolog
Uzmanlıklar: Çocuk ve Ergenlik Dönemi Ruhsal Sorunları, Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, Varoluşsal Anlam Arayışı / Değersizlik Sorunları
"Herkesin bir hikayesi vardır." anl Devamını oku
Online Terapi
süre 50 dk
ücret 450
Yüz Yüze Terapi
süre 50 dk
ücret 450
Bunları da sevebilirsiniz...
emdr-terapisi-nedir

EMDR Terapisi Nedir?EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing), yani Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme terapisi, travma ve anksiyete bozukluklarının tedavisinde kullanılan yenilikçi ve etkili bir psikoterapi yöntemidir. 1987 yılında Amerikalı psikolog Francine Shapiro tarafından geliştirilen EMDR, özellikle travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tedavisinde büyük başarı elde etmiştir. Peki, EMDR nedir ve nasıl çalışır? Bu yazıda, EMDR'nin ne olduğunu, nasıl uygulandığını, etkinliğini ve faydalarını detaylı bir şekilde ele alacağız.EMDR'nin Tarihçesi ve GelişimiEMDR, 1980'lerin sonunda Dr. Francine Shapiro tarafından keşfedildi. Shapiro, yürüyüş yaparken rahatsız edici düşüncelerinin azaldığını ve göz hareketlerinin bu düşünceleri nasıl etkilediğini fark etti. Bu gözlem, Shapiro'yu EMDR'nin temellerini atmaya yönlendirdi. Daha sonra yapılan klinik çalışmalar, EMDR'nin özellikle travmatik anıların işlenmesinde ve duygusal rahatsızlıkların azaltılmasında etkili olduğunu gösterdi.EMDR'nin Temel PrensipleriEMDR terapisi, travmatik anıların beynimizde uygun şekilde işlenememesi ve bu nedenle rahatsız edici semptomlara yol açması prensibine dayanır. Travmatik anılar, beynin normal işleme süreçlerinden geçmez ve bu nedenle sıkışmış kalır. Bu durum, bireyde yoğun stres, anksiyete, depresyon ve diğer psikolojik sorunlara neden olabilir.EMDR, bu sıkışmış anıların yeniden işlenmesini sağlar. Bu süreçte, danışanın göz hareketleri veya diğer çift yönlü uyarımlar kullanılarak beyin yarımkürelerinin senkronize çalışması sağlanır. Bu sayede, travmatik anılar yeniden işlenir ve duygusal yoğunluğu azalır.EMDR'nin Sekiz AşamasıEMDR terapisi, belirli bir protokol dahilinde sekiz aşamada uygulanır. Bu aşamalar, terapinin sistematik ve etkili bir şekilde yürütülmesini sağlar.Tarihçe ve Tedavi Planlaması: Terapist, danışanın geçmişini ve mevcut sorunlarını değerlendirir. Tedavi planı oluşturulur ve hedef anılar belirlenir.Hazırlık: Danışana EMDR'nin nasıl çalıştığı açıklanır. Danışanın rahatlaması ve güvenli bir terapötik ilişki kurulması sağlanır.Değerlendirme: Danışanın hedef anıları ve bu anılarla ilgili olumsuz inançları belirlenir. Olumlu inançlar da tanımlanır.Duyarsızlaştırma: Danışan, hedef anıyı düşünürken göz hareketleri veya diğer çift yönlü uyarımlar kullanılır. Bu süreç, anının duygusal yoğunluğunu azaltır.Yerleştirme: Danışanın olumsuz inançları yerine, belirlenen olumlu inançlar güçlendirilir.Tarama: Danışanın vücudundaki duygusal tepkiler değerlendirilir ve bu tepkilerle çalışılır.Kapanış: Seansın sonunda danışanın rahatlaması sağlanır ve destekleyici stratejiler kullanılır.Yeniden Değerlendirme: Gelecek seanslarda önceki çalışmaların etkileri değerlendirilir ve gerekirse ek çalışmalar yapılır.Bilateral Uyarım ve Anıların İşlenmesiEMDR'nin temelinde bilateral uyarım yer alır. Bu uyarım, genellikle danışanın gözlerini sağa ve sola hareket ettirmesiyle sağlanır. Alternatif olarak, dokunsal (örneğin, ellerin hafifçe vurulması) veya işitsel uyarımlar (kulaklıklardan gelen sesler) kullanılabilir. Bilateral uyarım, beynin her iki yarımküresinin aynı anda aktive olmasını sağlar. Bu durum, travmatik anıların beynin doğal işleme sistemleri tarafından yeniden işlenmesine yardımcı olur.Beynimiz, normalde günlük anıları işlerken bu anıların duygusal yükünü azaltır ve anlamlandırır. Ancak travmatik anılar, bu işleme sürecinden geçemez ve yoğun duygusal yükle birlikte sıkışır kalır. EMDR, bu süreci hızlandırarak anıların daha sağlıklı bir şekilde işlenmesini sağlar.EMDR'nin Etkinliği ve AraştırmalarEMDR'nin etkinliği üzerine yapılan birçok araştırma, bu terapinin travma ve anksiyete bozukluklarının tedavisinde oldukça başarılı olduğunu göstermektedir. 2007 yılında yapılan bir meta-analiz, EMDR'nin TSSB tedavisinde diğer terapilere kıyasla daha hızlı ve etkili sonuçlar verdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, EMDR'nin anksiyete, depresyon, fobiler ve diğer psikolojik sorunların tedavisinde de etkili olduğu belirlenmiştir.Birçok kişi, EMDR seanslarından sonra travmatik anılarının duygusal yoğunluğunun azaldığını ve bu anıları hatırladıklarında daha az rahatsızlık hissettiklerini bildirmiştir. Bu durum, EMDR'nin beynin doğal iyileşme süreçlerini hızlandırdığını ve travmatik anıların daha sağlıklı bir şekilde işlenmesine yardımcı olduğunu göstermektedir.EMDR'nin FaydalarıEMDR terapisi, birçok psikolojik sorunun tedavisinde çeşitli faydalar sağlar:Hızlı İyileşme: EMDR, diğer terapi yöntemlerine göre daha hızlı sonuçlar verebilir. Kısa süreli tedavilerle bile belirgin iyileşmeler görülebilir.Travmatik Anıların İşlenmesi: EMDR, travmatik anıların duygusal yükünü azaltarak bu anıların daha sağlıklı bir şekilde işlenmesini sağlar.Duygusal Rahatlama: EMDR, anksiyete, depresyon ve stres semptomlarının azalmasına yardımcı olur.Pozitif İnançların Güçlenmesi: EMDR, bireyin kendisi hakkındaki olumsuz inançları yerine daha pozitif ve destekleyici inançlar geliştirmesine yardımcı olur.Geniş Uygulama Alanı: EMDR, TSSB dışında fobiler, anksiyete bozuklukları, depresyon, yas, kronik ağrı ve daha birçok durumda etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilir.EMDR Kimler İçin Uygundur?EMDR, travma yaşamış bireyler için özellikle etkili bir tedavi yöntemidir. Bununla birlikte, anksiyete, depresyon, fobiler, obsesif-kompulsif bozukluk (OKB), yeme bozuklukları, kronik ağrı ve yas gibi çeşitli psikolojik sorunlar yaşayan bireyler için de uygundur. EMDR, çocuklar, ergenler ve yetişkinler dahil olmak üzere geniş bir yaş aralığında uygulanabilir.SonuçEMDR, travmatik anıların ve duygusal rahatsızlıkların tedavisinde devrim niteliğinde bir terapi yöntemidir. Bilimsel araştırmalar, EMDR'nin etkinliğini ve güvenilirliğini desteklemekte ve birçok kişi bu terapi sayesinde yaşam kalitelerinde önemli iyileşmeler sağlamaktadır. EMDR'nin anılarımızı silmediğini, ancak bu anıların duygusal yoğunluğunu azaltarak daha sağlıklı bir şekilde işlenmesine yardımcı olduğunu unutmamak önemlidir. Eğer travmatik anılarla başa çıkmakta zorlanıyorsanız, bir EMDR terapistiyle görüşmek sizin için faydalı olabilir.EMDR Terapisi Sonucunda Ne Olur?EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) terapisi, birçok insan için travmatik anıların ve duygusal rahatsızlıkların üstesinden gelmede etkili bir yöntemdir. Peki, EMDR terapisi süreci sonunda neler olur? İşte EMDR terapisi sonucunda beklenebilecek etkiler ve sonuçlar:1. Travmatik Anıların İşlenmesi ve Duygusal Yükün AzalmasıEMDR terapisi, travmatik anıların duygusal yükünü azaltır. Travmatik olaylar sırasında beynin normal bilgi işleme süreci kesintiye uğrayabilir, bu da bu anıların yoğun duygusal yükle birlikte sıkışmasına neden olabilir. EMDR terapisi, bu anıların yeniden işlenmesini sağlar ve duygusal yoğunluğu azaltır. Terapi sonunda, danışanlar travmatik anıları hatırladıklarında eskisi kadar rahatsızlık hissetmezler.2. Pozitif İnançların GelişmesiEMDR terapisi, olumsuz inançların yerine pozitif inançların gelişmesine yardımcı olur. Örneğin, "Ben yetersizim" gibi olumsuz bir inanç, terapi sürecinde "Yeterliyim ve değerliyim" gibi pozitif bir inanca dönüşebilir. Bu, danışanların kendilerine olan güvenini ve özsaygısını artırır.3. Duygusal ve Fiziksel RahatlamaEMDR terapisi, anksiyete, stres ve depresyon semptomlarını azaltarak duygusal ve fiziksel rahatlama sağlar. Danışanlar, daha az stresli ve daha huzurlu hissederler. Bu, genel yaşam kalitesini artırır ve günlük işlevselliği iyileştirir.4. Gelişmiş Başa Çıkma BecerileriEMDR terapisi, danışanların stresle başa çıkma becerilerini geliştirir. Terapi sürecinde, danışanlar daha sağlıklı ve etkili başa çıkma stratejileri öğrenirler. Bu, gelecekteki stresli durumlarla başa çıkma yeteneklerini artırır ve duygusal dayanıklılığı güçlendirir.5. Daha Sağlıklı İlişkilerEMDR terapisi, bireylerin kendileri ve başkaları ile daha sağlıklı ilişkiler kurmalarına yardımcı olabilir. Travmatik deneyimlerin ve olumsuz inançların işlenmesi, bireylerin ilişkilerinde daha açık, güvenli ve sevgi dolu olmalarını sağlar. Bu, hem kişisel hem de profesyonel ilişkilerde iyileşmelere yol açar.6. Artan İçsel Huzur ve MutlulukEMDR terapisi, bireylerin içsel huzur ve mutluluk düzeylerini artırır. Travmatik anıların ve duygusal rahatsızlıkların işlenmesi, bireylerin daha dengeli ve huzurlu bir zihinsel duruma ulaşmalarını sağlar. Bu, genel yaşam memnuniyetini ve mutluluğu artırır.7. Kişisel Gelişim ve Kendini GerçekleştirmeEMDR terapisi, bireylerin kişisel gelişimlerini destekler ve kendilerini gerçekleştirme yolunda ilerlemelerine yardımcı olur. Travmatik anıların ve olumsuz inançların üstesinden gelmek, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmeleri için gerekli olan içsel özgürlüğü sağlar.8. Uzun Süreli İyileşme ve DayanıklılıkEMDR terapisi, uzun süreli iyileşme ve duygusal dayanıklılık sağlar. Terapinin etkileri kalıcıdır ve bireylerin yaşamlarının geri kalanında daha sağlam ve dirençli olmalarına yardımcı olur. Bu, bireylerin gelecekte karşılaşabilecekleri zorluklarla daha etkili bir şekilde başa çıkmalarını sağlar.SonuçEMDR terapisi, travmatik anıların ve duygusal rahatsızlıkların üstesinden gelmede güçlü bir araçtır. Terapi süreci sonunda, bireyler travmatik anılarının duygusal yoğunluğunu azaltarak, daha pozitif inançlar geliştirir, duygusal ve fiziksel rahatlama yaşar, daha iyi başa çıkma becerileri kazanır, daha sağlıklı ilişkiler kurar, içsel huzur ve mutluluğa ulaşır, kişisel gelişimlerini destekler ve uzun süreli iyileşme ve dayanıklılık elde ederler. EMDR, bireylerin daha sağlıklı, dengeli ve mutlu bir yaşam sürmelerine yardımcı olur. Yazıyı Oku

Uzman: Esra KÜTLE

Yayınlanma: 09.06.2024

kendini-biyolojik-cinsiyetine-ait-hissetmiyor-musun

Cinsel Kimlik Sorunları Nedir?Cinsel kimlik sorunları, kişinin doğduğu andan itibaren sahip olduğu cinsiyetine karşı olumsuz tavırlar sergilemesi hatta cinsel kimliğini kabul etmemesi durumunda karşılaşılan sorunları tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.Uluslararası Bilimsel Sınıflama kuruluşuna göre cinsel kimlik sorunları kişiler için doğuştan gelen sorunlar arasında kabul edilmektedir. Kişilerde cinsel farkındalık 2 yaşının sonlarında başlar. Kişilerin cinsel yönelimi ise erken ergenlik dönemi ile oluşmaya başlar. Cinsel kimlik ise ergenlik döneminin tamamlanması ile ortaya çıkar. Cinsel kimlik sorunları nedenleri arasında sayılan başka etkenler ise sosyal etkenler, genetik etkenler, endokrin ve psikodinamik faktörlerdir.Çocuklar oyun oynarken karşı cinsin elbisesini giyerek oyun oynayabilir. Örneğin bir kız babasının kıyafetlerini giyerek evcilik oynayabilir veya bir erkek çocuğu annesinin kıyafetlerini, aksesuarlarını giyerek anne rolüne bürünebilir. Bu oldukça normaldir ancak çocukların bu süreci geçici ve kısa olarak yaşaması normaldir. Eğitim sürecinin başlamasından sonra çocuktan bu tarz davranışlar sergilemesi pek beklenmez.Cinsel kimlik sorunları, kişinin çocukluk zamanlarından başlayarak sürekli olarak karşı cinsin kıyafet, yaşam tarzı, niteliklerine özenmesi ve bunları merak etmesi ile ortaya çıkar. Araştırmalar cinsel kimlik sorunları başlangıç döneminin çoğu çocukta 4 yaşından önce belirtiler gösterdiğini söyler.Cinsel Kimlik Sorunları Tedavi SeçenekleriCinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri araştırılmadan önce doğru tanı konulması gerekir. Çünkü cinsel kimlik sorunları konusunda ilk adım doğru tanı koyulmasıdır. Doğru tanının yanı sıra tanının olabildiğince erken konulması da büyük önem taşır. Erken tanı sayesinde tedaviler çok daha başarılı olabilmektedir. Genellikle cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri için bireyler kendileri arayışa girer çünkü birçok aile bu sorunun farkına varmaz veya kabul etmek istemeyerek görmezden gelir. Ancak görmezden gelmek sorunların tedavisinde etkili bir yöntem değil aksine sorunun erken tanı ile tedavi edilebilme şansının da yok olmasına neden olabilen bir davranıştır.Gençlik dönemi çocukluk ve erişkinlik dönemi arasındaki bir geçiş dönemi olarak tanımlanabilir. Bir çok kuramcı bu dönemde kişilerde kendini ve bedenini tanıma sürecinde kimlik bocalaması olabileceğini söylemektedir. Ergenlik döneminde bazen bu kimlik bunalımı kendini cinsel kimlik sorunları şeklinde gösterebilir. Ergen bu süreçte hangi cinsten hoşlandığı konusunda tereddüt edebilir. Toplumun ve ailesinin beklentilerine ters gelen davranışlar içine girebilir. Bazen de bu durumdan bağımsız olarak cinsel yönelim sorunları olabilir. Bu durumla ilgili ayrıntılı bilgi almak için mutlaka bir çocuk psikiyatristine başvurmanız önerilir.Cinsel Kimlik Sorunları Nedir?Cinsel kimlik sorunları, kişinin doğduğu andan itibaren sahip olduğu cinsiyetine karşı olumsuz tavırlar sergilemesi hatta cinsel kimliğini kabul etmemesi durumunda karşılaşılan sorunları tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.Uluslararası Bilimsel Sınıflama kuruluşuna göre cinsel kimlik sorunları kişiler için doğuştan gelen sorunlar arasında kabul edilmektedir. Kişilerde cinsel farkındalık 2 yaşının sonlarında başlar. Kişilerin cinsel yönelimi ise erken ergenlik dönemi ile oluşmaya başlar. Cinsel kimlik ise ergenlik döneminin tamamlanması ile ortaya çıkar. Cinsel kimlik sorunları nedenleri arasında sayılan başka etkenler ise sosyal etkenler, genetik etkenler, endokrin ve psikodinamik faktörlerdir.Çocuklar oyun oynarken karşı cinsin elbisesini giyerek oyun oynayabilir. Örneğin bir kız babasının kıyafetlerini giyerek evcilik oynayabilir veya bir erkek çocuğu annesinin kıyafetlerini, aksesuarlarını giyerek anne rolüne bürünebilir. Bu oldukça normaldir ancak çocukların bu süreci geçici ve kısa olarak yaşaması normaldir. Eğitim sürecinin başlamasından sonra çocuktan bu tarz davranışlar sergilemesi pek beklenmez.Cinsel kimlik sorunları, kişinin çocukluk zamanlarından başlayarak sürekli olarak karşı cinsin kıyafet, yaşam tarzı, niteliklerine özenmesi ve bunları merak etmesi ile ortaya çıkar. Araştırmalar cinsel kimlik sorunları başlangıç döneminin çoğu çocukta 4 yaşından önce belirtiler gösterdiğini söyler.Cinsel Kimlik Sorunları Tedavi SeçenekleriCinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri araştırılmadan önce doğru tanı konulması gerekir. Çünkü cinsel kimlik sorunları konusunda ilk adım doğru tanı koyulmasıdır. Doğru tanının yanı sıra tanının olabildiğince erken konulması da büyük önem taşır. Erken tanı sayesinde tedaviler çok daha başarılı olabilmektedir. Genellikle cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri için bireyler kendileri arayışa girer çünkü birçok aile bu sorunun farkına varmaz veya kabul etmek istemeyerek görmezden gelir. Ancak görmezden gelmek sorunların tedavisinde etkili bir yöntem değil aksine sorunun erken tanı ile tedavi edilebilme şansının da yok olmasına neden olabilen bir davranıştır.Gençlik dönemi çocukluk ve erişkinlik dönemi arasındaki bir geçiş dönemi olarak tanımlanabilir. Bir çok kuramcı bu dönemde kişilerde kendini ve bedenini tanıma sürecinde kimlik bocalaması olabileceğini söylemektedir. Ergenlik döneminde bazen bu kimlik bunalımı kendini cinsel kimlik sorunları şeklinde gösterebilir. Ergen bu süreçte hangi cinsten hoşlandığı konusunda tereddüt edebilir. Toplumun ve ailesinin beklentilerine ters gelen davranışlar içine girebilir. Bazen de bu durumdan bağımsız olarak cinsel yönelim sorunları olabilir. Bu durumla ilgili ayrıntılı bilgi almak için mutlaka bir çocuk psikiyatristine başvurmanız önerilir.Cinsel Kimlik Sorunları Nedir?Cinsel kimlik sorunları, kişinin doğduğu andan itibaren sahip olduğu cinsiyetine karşı olumsuz tavırlar sergilemesi hatta cinsel kimliğini kabul etmemesi durumunda karşılaşılan sorunları tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.Uluslararası Bilimsel Sınıflama kuruluşuna göre cinsel kimlik sorunları kişiler için doğuştan gelen sorunlar arasında kabul edilmektedir. Kişilerde cinsel farkındalık 2 yaşının sonlarında başlar. Kişilerin cinsel yönelimi ise erken ergenlik dönemi ile oluşmaya başlar. Cinsel kimlik ise ergenlik döneminin tamamlanması ile ortaya çıkar. Cinsel kimlik sorunları nedenleri arasında sayılan başka etkenler ise sosyal etkenler, genetik etkenler, endokrin ve psikodinamik faktörlerdir.Çocuklar oyun oynarken karşı cinsin elbisesini giyerek oyun oynayabilir. Örneğin bir kız babasının kıyafetlerini giyerek evcilik oynayabilir veya bir erkek çocuğu annesinin kıyafetlerini, aksesuarlarını giyerek anne rolüne bürünebilir. Bu oldukça normaldir ancak çocukların bu süreci geçici ve kısa olarak yaşaması normaldir. Eğitim sürecinin başlamasından sonra çocuktan bu tarz davranışlar sergilemesi pek beklenmez.Cinsel kimlik sorunları, kişinin çocukluk zamanlarından başlayarak sürekli olarak karşı cinsin kıyafet, yaşam tarzı, niteliklerine özenmesi ve bunları merak etmesi ile ortaya çıkar. Araştırmalar cinsel kimlik sorunları başlangıç döneminin çoğu çocukta 4 yaşından önce belirtiler gösterdiğini söyler.Cinsel Kimlik Sorunları Tedavi SeçenekleriCinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri araştırılmadan önce doğru tanı konulması gerekir. Çünkü cinsel kimlik sorunları konusunda ilk adım doğru tanı koyulmasıdır. Doğru tanının yanı sıra tanının olabildiğince erken konulması da büyük önem taşır. Erken tanı sayesinde tedaviler çok daha başarılı olabilmektedir. Genellikle cinsel kimlik sorunları tedavi seçenekleri için bireyler kendileri arayışa girer çünkü birçok aile bu sorunun farkına varmaz veya kabul etmek istemeyerek görmezden gelir. Ancak görmezden gelmek sorunların tedavisinde etkili bir yöntem değil aksine sorunun erken tanı ile tedavi edilebilme şansının da yok olmasına neden olabilen bir davranıştır.Gençlik dönemi çocukluk ve erişkinlik dönemi arasındaki bir geçiş dönemi olarak tanımlanabilir. Bir çok kuramcı bu dönemde kişilerde kendini ve bedenini tanıma sürecinde kimlik bocalaması olabileceğini söylemektedir. Ergenlik döneminde bazen bu kimlik bunalımı kendini cinsel kimlik sorunları şeklinde gösterebilir. Ergen bu süreçte hangi cinsten hoşlandığı konusunda tereddüt edebilir. Toplumun ve ailesinin beklentilerine ters gelen davranışlar içine girebilir. Bazen de bu durumdan bağımsız olarak cinsel yönelim sorunları olabilir. Bu durumla ilgili ayrıntılı bilgi almak için mutlaka bir çocuk psikiyatristine başvurmanız önerilir.Cinsel Kimlik Bozukluğu Nedir?Cinsel kimlik bozukluğu (cinsiyet disforisi), kişinin biyolojik cinsiyeti ile kendini hissettiği cinsiyetin farklı olmasıdır. Örneğin, bazı insanların erkek cinsel organları olabilir, ancak kendilerini erkek olarak tanımlamazlar veya kendilerini erkeksi hissetmezler.Bazılarının kadın cinsel organları olabilir, ancak kendilerini kadın olarak tanımlamazlar veya kadınsı hissetmezler. Cinsiyet disforisi, bireyin kendisini tanımladığı cinsiyet ile biyolojik cinsiyetin örtüşmemesinden kaynaklanan stres ve rahatsızlık halidir.Toplumun seni nasıl gördüğü, nasıl doğduğun, kendini fiziksel ve zihinsel olarak nasıl hissettiğin arasında kopukluklar olabilir. Bu durum stres, kaygı bozukluğu ve depresyona neden olabilir. Bu neden, cinsiyet disforisi yaşayan bireylerin sosyal yaşamlarına daha sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için profesyonel bir yardım almaları gerekebilir.Nedenleri Nelerdir?Bu duruma neden olan faktörlerin bilinmesi tedaviden alınan verimi attıracaktır. Nedenlerin herhangi bir kesinliği bulunmadığı gibi kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Ya da birden fazla değişkene bağlı gelişebilir. Cinsel kimlik bozukluğu aşağıda belirtilen nedenlerden kaynaklı olabilir.Genetik Nedenler: Adrenal bezdeki herhangi bir bozukluk vajina ve penis gelişimini etkileyebilir. Adrenal bez testosteron ve östrojen üretim merkezidir.Endokrin Nedenler: Östrojen ve testosteron salınımın fazla salınmasına yol açan durumları kapsar.Psiko-sosyal Nedenler: Bireylerin doğup büyüdükleri aile, toplum ve çevresel faktörlerin tümünü içerir.Seks hormonlarını etkileyen bir durumla doğmakCinsiyete bağlı bazı nöronların hatalı gelişimiŞizofreni gibi psikiyatrik bir duruma sahip olmakOtizm spektrum bozukluğuna sahip olmakÇocukluk istismarı veya ihmal öyküsüCinsiyet disforisi olan yakın bir aile üyesine sahip olmakCinsel Kimlik Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?Cinsel kimlik bozukluğu, içsel cinsiyet kimliği ile atanan cinsiyet arasında en az altı ay süren belirgin bir fark yaşamasına neden olabilir.Çocuklarda görülen cinsel kimlik bozukluğu belirtileriKarşı cins akranlarıyla oynamayı tercih ederlerHayali oyunlar sırasında karşı cins tipik rollerini üstlenirlerBaşka bir cinsiyetle ilişkilendirilen giysiler giymeyi tercih ederlerBaşka bir cinsiyetle ilişkilendirilen oyuncakları veya etkinlikleri tercih ederlerAtanan cinsiyetleriyle ilişkilendirilen oyuncakları veya etkinlikleri sevmezlerCinsel anatomilerinden hoşlanmazlarİfade ettikleri cinsiyetleriyle eşleşen cinsiyet özelliklerine sahip olmak isterlerErgenlerde ve yetişkinlerde cinsel kimlik bozukluğu belirtileriBiyolojik cinsiyetlerinden başka bir cinsiyete sahip olmak isterlerHissettikleri cinsiyet ile muamele görmeyi beklerlerİfade ettikleri cinsiyet ile cinsiyet özellikleri arasındaki çelişkinin farkındadırlarBaşka bir cinsiyetin birincil cinsiyet özelliklerine veya ikincil cinsiyet özelliklerine sahip olmayı isterler. Birincil cinsiyet özellikleri üremeden doğrudan sorumludur. Penis, testisler, vajina ve yumurtalıkları içerir. İkincil cinsiyet özellikleri üremeden sorumlu değildir.Başka bir cinsiyete özgü duygu ve tepkilere sahip olduklarına inanırlarCinsel kimlik bozukluğu tüm bunların yanı sıra, bunu deneyimleyen bireylerde aşağıdaki sorunlara neden olabilmektedir:Kendine güvensizlikGeri çekilmek veya sosyal olarak izole olmakDepresyon veya kaygıGereksiz riskler almakKendilerini ihmal etmekDiğer Tanımlanmış Cinsel Kimlik Bozukluğu TürleriBu kategori, toplumsal, mesleki veya diğer önemli işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin sıkıntıya veya bozulmaya neden olan, cinsiyetten hoşnutsuzluğun karakteristik semptomlarının baskın olduğu ancak cinsiyetten hoşnutsuzluk için tüm kriterleri karşılamadığı durumlar için geçerlidir. "Belirtilmiş diğer cinsiyet disforisi" kategorisi, danışanın ifadelerinin cinsiyet disforisi kriterlerini karşılamamasının özel nedenini klinisyenin iletmeyi seçtiği durumlarda kullanılır. Bu, belirlenmiş diğer cinsiyet disforisi, belirli bir neden kaydedilerek yapılır.Belirtilmemiş Cinsel Kimlik BozukluğuBu kategori, toplumsal, mesleki veya diğer önemli işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin sıkıntıya veya bozulmaya neden olan, cinsiyetten hoşnutsuzluğun karakteristik semptomlarının baskın olduğu ancak cinsiyetten hoşnutsuzluk için tüm kriterleri karşılamadığı durumlar için geçerlidir. "Belirtilmemiş cinsiyet disforisi" kategorisi, klinisyenin cinsiyet disforisi için kriterlerin karşılanmamasının nedenini belirtmemeyi seçtiği durumlarda kullanılır ve daha spesifik bir tanı koymak için bilgilerin yetersiz olduğu durumları içerir. Yani, hastanın ifadelerinin veCinsel Kimlik Bozukluğu TedavisiCinsel kimlik bozukluğu, bireyin biyolojik cinsiyetiyle algılanan cinsiyet kimliği arasında uyumsuzluk olduğu durumlarda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Cinsel kimlik bozukluğunun tedavisi, hastalığın altında yatan nedenleri tespit etmeyi ve bu nedenleri ele almayı amaçlamaktadır. Cinsel kimlik bozukluğu tedavisinde en etkili ve yaygın kullanılan yöntemlerden biri bilişsel davranışçı terapidir.Bilişsel Davranışçı TerapiBilişsel davranışçı terapi (BDT), hastanın ihtiyaçlarına göre uyarlanmış çeşitli tekniklerin kullanıldığı bir tedavi yaklaşımıdır. Cinsel kimlik bozukluğunda, BDT hastanın cinsiyet kimliği ile ilgili düşüncelerini ve davranışlarını araştırmaya odaklanır. Örneğin, bir çocuk hastada çeşitli oyuncaklar sunulabilir ve terapist, erkek çocuğun bebekle oynaması veya kız çocuğunun arabayla oynaması gibi hangi oyuncaklara ilgi gösterdiğini gözlemleyebilir. Terapist ayrıca ailenin bu davranışlara nasıl tepki verdiğini, görmezden mi geldiğini, engellediğini mi yoksa desteklediğini değerlendirir. Terapist daha sonra hastayla ve ailesiyle, cinsiyet kimliği ile ilgili herhangi bir olumsuz veya zararlı inanç ve davranışı değiştirmeye yönelik çalışır.BDT'nin yanı sıra, psikanalitik ve psikanalitik yönelimli psikoterapi de tedavi planının bir parçası olarak kullanılabilir. Bazı durumlarda, hasta yaşına, cinsiyet kimliğine ve diğer faktörlere bağlı olarak cinsiyet değiştirme ameliyatı önerilebilir.İlaç TedavisiCinsel kimlik bozukluğu için bir diğer tedavi seçeneği ise ilaç kullanımıdır. İlaç kullanımının amacı, hastanın algılanan cinsiyet kimliği ile uyumlu hormonları dengede tutmaktır. Löprolid, Gosarelin, Nafarelin, Busarelin ve Triptorelin gibi gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) reseptör agonistleri sıkça kullanılır. Bu ilaçlar erken ergenlik ve prostat kanseri gibi diğer rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılabilirler. Ancak, bu ilaçların libido azalması, sıcak basması ve kas kitlesinde azalmalar gibi yan etkileri olabilir.Cinsel Kimlik ve Cinsel Yönelim Nedir?Günümüzdecinsellikleilgili birçok terim karşımıza çıkmaktadır. Fakat bu terimler hatalı ve eksik bir şekilde kullanılmaktadır. Bunların net olarak bilinmiyor oluşu bazı tartışmalara ve anlaşmazlıklara yol açmaktadır. Biyolojik bakış açısına göre iki temel cinsiyetten biriyle dünyaya gelmekteyiz; kadın ve erkek. Daha sonra insanlar bu iki temel cinsiyet kimliklerinin rollerini sergiler ve bir toplumsallaşma süreci başlar. Yani, erkek ve kadınıncinsel kimlikleriniyaşayış şekilleri, toplumun doğru bulduğu cinsiyet örüntüleriyle belirlenmektedir. Toplum tarafından kültürel yapı bağlamında iki rol üretilir; ‘kadınlık’ ve ‘erkeklik’. Buna datoplumsal cinsiyetadı verilmektedir. Bu iki rolün dışında kalan cinsel azınlıklarınvar olduğunun kabuledilmesinde zorlanılmaktadır.Cinsiyet,bir canlının doğuştan, genetik olarak kazandığı, cinsel üremeye yönelik özelliklerin toplamıdır. Dolayısıyla bir bebek doğarken mutlaka bir cinsiyet ile doğar. 3 farklıbiyolojik cinsiyetvardır: Erkek, dişi ve interseks (cinsiyetler arası). İnterseks, bireylerde iki üreme sisteminin bir arada oluşması demektir.Cinsiyet kimliğide biyolojik cinsiyet ile aynı anlama gelmektedir.Cinsel Yönelim Nedir? İsimlendirilen Cinsel YönelimlerCinsel yönelimkişide cinsel duygu, istek ve davranışların belli bir cinsiyete çekimidir.Cinsel yönelim; erkekler, kadınlar veya her iki cinsiyet için kalıcı duygusal, romantik ve cinsel uyarılma anlamına gelmektedir. Cinsel yönelim kişiyi karşı cinsiyete, kendi cinsiyetinden olanlara veya her iki cinsiyete birdenilgi duymayayönlendiren kalıcı kişisel bir niteliktir. Cinsel yönelim genellikle üç farklı kategoriye ayrılır. İsimlendirilen cinsel yönelimler:Heteroseksüel(kendinden farklı olan diğer cinsiyete karşı duygusal, romantik ya da cinsellik çekimleri olan)Homoseksüel/Eş Cinsel(kişilerin kendi ile aynı cinsiyete karşı duygusal, romantik ya da cinsellik çekimi olan)Biseksüel(hem kendi cinsiyetinden hem diğer cinsiyetinden olanlara karşı duygusal, romantik ya da cinsel çekimi olan)Bu yönelimlerin hiçbiri birbirinden daha “normal” değildir. Her yönelim sağlıklı ve doğaldır. Cinsel yönelim dışarıdan gözlenerek anlaşılacak bir şey değildir. Kişinin kendisi ifade ettiğinde bilinebilir. Cinsel yönelim çok boyutlu olarak değerlendirilir. Yani bir kadın bir kadına cinsellik olarak haz duyması onun eş cinsel olduğu anlamına gelmez. Bir erkeğe heteroseksüel demek için illa bir kadınla cinsel birlikteliği olması gerekir gibi bir kural olmadığı gibi; tek başına yeterli olabilecek bir durum değildir. Heteroseksüel bir erkeğin bir erkeğe karşı cinsel fanteziye sahip olması normal bir durumdur; bu o erkeğin eş cinsel olduğu anlamına gelmez. Bu çok karıştırılan ve kişilerin kaygı duymasına neden olan şeylerden birisidir. Kişinin kendisini sorgulamasına neden olabilir.Yapılan çalışmalarda,cinsel yönelimlerin kökenleri bilimsel olarak yeterli gösterilmemiştir. Bu durum heteroseksüellik için de aynıdır. Fakat cinsel yönelimin bir tercih veya seçim olmadığı kesin olarak kabul edilmektedir. Kişi cinsel yönelimine karar veremez. Örneğin, heteroseksüel bir erkeğin, “Ben artık duygusal olarak erkeklere ilgi duyacağım.” diye bir yönelim sergilemesi söz konusu değildir.Cinsel yönelimin değiştirilmesi mümkün değildir. Homoseksüel kişiler, baskın toplumlarda yaşıyorlarsa bunu değiştirmeye çalışırlar veya hastanelere, doktorlara başvururlar. Fakat bu mümkün olmasa da istek, ilgi ve davranışlarında değişiklikler olması mümkün. Kişi homoseksüel olsa da heteroseksüel gibi davranabilir ve istek duyabilir. Fakat bu kişinin cinsel yönelimi yine de homoseksüeldir.Kişi çocukluk çağında cinsel yönelimini fark eder. Eğer kişinin cinsel yönelimi topluma ve aileye aykırı ise bunu fark ettikten sonra korku, kaygı ve suçluluk duygusu başlar. Bu sebeple uzman bir psikologdan yardım almak önemlidir. Burada psikologların görevi kişinin yönelimini değiştirmek değildir; durumla baş etmesini kolaylaştırmak, yaşadığı olumsuz duygularını çalışmak ve karşılaştığı güçlükleri anlamasını desteklemektir.Cinsellik Nedir? Cinsel Kimlik Nedir? İsimlendirilen Cinsel KimliklerCinsellik,doğum öncesi başlar ve ömür boyu devam eder. Kişinin inanışlarını, duygularını, değerlerini, kişiliğini, tutumlarını ve davranışlarını kapsar.Cinsellikle ilgiliçoğu söylenen şeyler doğru değildir. İnsanlar sadece cinsel organları içerdiğini zanneder; fakat öyle değildir. Cinsellik tüm bedeni ve aklı içerir. Hatta en önemli cinsel organ beyindir. Cinsellik; psikolojik, sosyal, ekonomik, politik, kültürel, hukuki, tarihi, dini, biyolojik ve ruhsal faktörlerin etkileşiminden etkilenmektedir. Cinsellik kişiden kişiye değişmektedir.Cinsel kimlik,bir kişinin kendisini dilediği kimlikle tanımlayabilmesi demektir. Yani kişi cinsel kimliğini belirtirken ‘ben kadınım’ veya ‘ben erkeğim’ der. Cinsel kimlik kişinin genetiği ve kültürü demek değildir; kişinin kendi bilinci ile seçtiği cinsel aidiyettir. Cinsel kimlik kişinin kendini kavrayışını; fakat cinsel yönelim kişinin hangi cinsiyete karşı ilgi duyduğunu gösterir.Yaygın olarak isimlendirilen cinsel kimlikler ile yazımızı bitirelim:Kimliksiz (Agender):Kendini herhangi bir cinsel kimlikte tanımlamayan kişilerdir.Erdişi (Androgyne):Hem erkek, hem kadınlara ait cinsel özelliklere sahip olan kişilerdir.Çift Kimlikli (Bigender):Farklı dönemlerde kendilerini erkek veya kadın olarak tanımlayan veya bunlar arasında geçiş yapan kişilerdir.Düz Cinsiyetli (Cisgender):Cinsel kimlikleri biyolojik cinsiyetleri ile örtüşen kişilerdir.Trans Kadın:Biyolojik olarak erkek doğmuş birinin kadın olarak hissetmesidirTrans Erkek:Biyolojik olarak kadın doğmuş birinin erkek olarak hissetmesidir.Üç Cinsiyetli:Erkek, kadın ve cinsiyetsiz özellikler arasında geçiş yapan kişilerdir.KaynakçaCinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD). Cinsel Yaşam ve Sorunları. 2008. Yazıyı Oku

Uzman: Hidayet ÇALIŞKAN

Yayınlanma: 28.05.2024

nasil-destek-olabilirim

Madde Kullanımına Dair Şüphe Durumunda Nelere Dikkat Edebiliriz?Madde kullanımının bireyler üzerindeki etkileri farklı olabilir ve madde kullanımını anlamanın dışarıdan bakıldığında (kullandığını görmeksizin) kesin bir yolu yoktur. Bu anlamda iyi bir iletişim her şeyden önce gelmektedir. Özellikle ergenlik döneminde gençlerde birçok davranış değişikliği görülebileceğinden madde kullanımı ile bu durumu karıştırmamak gerekir. Genel olarak bakıldığında uyuşturucu madde kullanımına bağlı, bazı davranışsal değişiklikler ve kullanılan maddelere bağlı birtakım belirtiler görülür. Bunlar;Davranışsal değişiklikler;Aile ilişkileri azalabilir ve aile ilişkilerinde sorunlar olabilir,Birey daha çok yalnız zaman geçirmeye başlayabilir,Arkadaş çevresi değişebilir,Sosyal yaşantısı olumsuz etkilenebilir,Okul başarısı düşebilirOkul devamsızlıkları artabilir,Para harcaması artabilir,Eski alışkanlıklarını bırakabilir (Örn. spor yapmak, arkadaşları ile zaman geçirmek gibi),Madde kullanımına devam edebileceği şekilde hayatını değiştirebilir (Örn. okulu bırakmak, işinden ayrılmak gibi),Kendine bakımı azalabilir,Yalan söylemeye başlayabilir,Eve geç gelmeye başlayabilir,Yeme içme davranışında değişiklikler olabilir,Evde değişik malzemeler bulundurabilir,Kendini kesme, intihar girişimi gibi davranışları olabilir,Evden eşyaların kaybolması, para çalınması yaşanabilir.Madde kullanımına bağlı görülebilecek değişiklikler;Ruhsal değişiklikler görülebilir (ani duygu hali değişiklikleri, birden öfkeliykenardından neşeli ve rahatlamış olmak gibi),Duygu halinde dalgalanmalar, (öfkelilik, saldırganlıktan neşelilik, sakinliğe kadar değişen duygu hali),Konsantrasyon bozuklukları, unutkanlık ve hafıza sorunları,Engellenme durumlarında ciddi sinirlilik,Genel bir isteksizlik,Yorgunluk, halsizlik,Bedensel belirtiler,Gözlerde kanlanma, küçülmüş ya da büyümüş gözbebekleri,Konuşmada bozulma (peltek konuşma gibi)Aşırı terleme,Tansiyon değişiklikleri,Bulantı, kusma, iştahsızlık, kilo kaybı,Yürümede güçlük, denge kaybı,Uyku bozuklukları (aşırı uyuma ya da uykusuzluk şeklinde olabilir),Vücutta yara izleri, enjeksiyon izleri,Ağız kenarlarında yaralar, lekeler, elde yanıklar,Eklem-kas ağrıları, kramplar,Hayaller görme,Zaman zaman gerçeği değerlendirmenin bozulması gibi.Bu belirtiler varsa191 hattımızı arayınve durumu birlikte değerlendirelim.Yetişkin Bir Bireyle İletişim Kurarken Nelere Dikkat Etmelisiniz?Yakınınız, madde kullanımıyla ilgili sizinle iletişim kurmuyorsa ya da ilk kez onunla endişelerinizi paylaşacaksanız uygulayabileceğiniz bazı öneriler konuşma şansınızı artırır. Karşınızdaki bireyle daha iyi bir iletişim kurmanıza yardımcı olur.Kişiliğine saygı gösterilmeli,Kişiyi dinlemeli ve dinlerken empati kurmaya çalışılmalı,İletişim kurarken emir cümleleri kurmak yerine, öneri ifadeleri kullanılmalı,Tartışma çözüm getirmeyeceği için, tartışmalardan kaçınılmalı,İyimser bir tarzda konuşulmalı, kendinde ve hayatında değişiklik yapabileceği vurgulanmalı,Görüşme için kendinizi hazır hissettiğiniz zamanda konuşulmalı,Kişi madde etkisinde olmadığı zaman konuşulmalı.Çocuğunuz İle İletişim Kurarken Nelere Dikkat Etmelisiniz?Özellikle ergenlik sürecinde ebeveynlerin sağlıklı bir iletişim kurmak adına tutum ve davranışlarına dikkat etmesi gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken bu tutum ve davranışları kısaca şöyle sıralayabiliriz;Nasihat vermeden konuşmaya dikkat edilmeli:Kişilerle iletişim kurarken nasihat verir tarzda konuşmak iletişim sürecini olumsuz etkileyebilir. “Ben senin yaşındayken ne doğru dürüst oyuncağım ne de bilgisayarım vardı. Hiç kıymet bilmiyorsun, hiç...” şeklinde konuşmalar örnek gösterilebilir.Tehdit edici konuşmamaya dikkat edilmeli:Tehdit kısa bir süre için çocuğunuzu korkutmaya yarar; ancak uzun vadede etkili olmayacaktır. Söylediğiniz şeyleri gerçekleştirmediğinizde yaptığınız her türlü uyarının zamanla ciddiye alınma olasılığı düşer. İsteğinizi ve bunu neden istediğinizi ona anlatır ve beklentilerinizi onun potansiyeline göre belirlerseniz çocuğunuzun bunları yerine getirme olasılığı artacaktır.Sorgulamadan konuşmaya dikkat edilmeli:Hayatı hakkında bilgi sahibi olmanız önemlidir. Arkadaşları kim; nerelere gider, neler yaparlar? Ancak bunları öğrenmek için onu sorgulamamalısınız. Unutmayın niyetiniz “paylaşmak”. Eğer o anda size cevap vermiyorsa “şu anda konuşmaya çok hazır değilsin; ama istediğin zaman ben seni dinlemeye hazırım” şeklinde karşılık vermeniz kendisiyle ilgilendiğinizi anlamasını sağlayacaktır.Ahlak dersi vermeden konuşmaya dikkat edilmeli:Yapılmaması gereken bir şeyi yapmış olsa bile bunu ahlak dersi verir tarzda değil; yaptığının ne gibi olumsuz sonuçlara yol açabileceğini ve ne gibi duygular uyandırdığını dile getirerek anlatmanız daha etkili olacaktır.Konuşurken dinlemeye dikkat edilmeli:Eğer sizinle konuşmak istediği sırada bir işle meşgulseniz işinize ara vermeli, onunla göz kontağı kurarak dinlemelisiniz. Söylediği şeyleri doğru anladığınızdan emin olmak için ona sorular sorabilirsiniz. Problemleri paylaşmaya çalıştığınız gibi iyi vakitlerini de paylaşmanız önemli.Daha fazla iletişim kurmaya dikkat edilmeli:Sadece maddelerin olumsuz etkileri hakkında değil, hayatına ve geleceğine dair düşünceleri hakkında da sohbetler etmelisiniz. Düşüncelerine saygı gösterdiğinizi hissettirmelisiniz. Çocuğunuza karşı açık olmanız ve kendi hatalarınızı nasihat dili kullanmadan aktarmanız faydalı olacaktır. Bunları yaparken çocuğunuzun yaşını ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmayı unutmamalısınız.Hayır demesi öğretilmeli:Israrlarla başa çıkması için çocuğunuza “HAYIR” demeyi öğretmeniz gereklidir. Önemli olan nokta, verdiği kararlarda arkadaş grubunun baskısı rol oynadığında yaşayabileceği olumsuz sonuçları fark edebilmesidir. “Hayır, teşekkür ederim” cümlesini ısrarlar karşısında birkaç kere tekrarlamak ve ortamdan uzaklaşmak gibi yöntemleri denemesi için teşvik edebilirsiniz.Davranışlarınızla örnek olmaya çalışılmalı:Çocuğunuzun kötü alışkanlıklar edinmesini istemiyorsanız, davranışlarınızla ilk önce siz onlara ÖRNEK olmalısınız. Gereksiz ilaç, alkol, sigara ve madde kullanmayarak örnek olabilirsiniz.Teşhis koymamaya dikkat edilmeli:Size bir sıkıntısından, sorunundan bahsettiğinde hemen etiket koymaya ya da ne olduğunu bulmaya çalışmamalısınız. Kendisini ifade etmesine müsaade etmelisiniz. Ne yaşamış, ne düşünüyor, ne hissediyor ve neye ihtiyacı var... Bunları anlamaya çalışmalısınız.Arkadaşlarını tanımaya çalışılmalı:Ergenlik döneminde ön plana çıkan ve gencin hayatında çok önemli yeri olan arkadaşlarının nasıl insanlar olduklarını bilmeniz önemlidir. Ancak dozu kaçırmamak yani gencin özel hayatına da dikkat etmek gerekmektedir. Kısaca, terazide bir denge sağlayarak arkadaşlarını tanımalısınız.Yargılamadan konuşmaya dikkat edilmeli:İstediğiniz gibi davranmadığında öfkelenebilirsiniz ve buna engel olamadığınızda da aklınıza gelen şeyleri söylemeye başlar ve farkında olmadan onu yargılayabilirsiniz. Öfkenizi kontrol ederseniz olayın birden fazla sebebi olabileceğini görebilirsiniz. Bu sayede siz yaptığınızdan dolayı pişmanlık duymazsınız, çocuğunuz da “bunu haketmedim” hissini yaşamayacaktır.Yaşadığınız durumu paylaşmak ve bilgi almak için191 hattımızı arayabilirsiniz.Yakınınız Tedaviye İkna Olmuyorsa Nasıl Davranmalısınız?Öncelikle davranışlarındaki değişim uzun süre alabileceğinden sabırlı olmak bu süreçte çok önemlidir. Kişiyle kuracağınız iletişimde neden tedavi olmak istemediği konuşulmalı ve sebepler üzerinde çözüm üretilmelidir. Kişinin tedavi süreciyle ilgili tam ve doğru bilgilendirilmesi tedaviye yaklaşımını değiştirebilir. Tedavi süreciyle ilgili farkındalık yaratılması için kişinin cesaretlendirilmesi, motivasyonunun arttırılması ve kişinin desteklenmesi olumlu etkiler yaratacaktır. Geçmişte yaşadığı sorunlardan uzaklaştırmak ve geleceğe dair hedefler koydurmak kişinin tedavi sürecine katılmasında etkili olacaktır.Depresyondaki Birine Nasıl Yardım Edersiniz?Depresyonda olan birinin yakını olmak gerçekten zor ve kafa karıştırıcı bir durumdur. Sevdiğiniz kişinin süregiden mutsuzluğu bir süre sonra sizi de üzgün, yorgun ve tükenmiş hissettirir. Diğer yandan, durumu daha da kötüleştirecek yanlış bir şeyler söylemekten veya yapmaktan da çekinebilirsiniz.İlk yapmanız gereken yakınınızın yaşadığı durumun normal bir üzüntü mü, yoksa depresyon mu olduğunu anlamaktır, ki bu ikisini ayırmak uzman olmayan biri için güç olabilir. Gündelik dilde her mutsuzluğun depresyon olarak adlandırılması insanların bu iki durumu ayırt etmekte zorlanmasına yol açmaktadır. Bazı temel bilgiler bu iki durumun doğası hakkında sizi aydınlatabilir.Depresyon gündelik üzüntülerimizden farklıdır. Üzücü bir olay sonrasında “depresyona girmek” toplum tarafından normal karşılansa da, haklı sebepleri olan depresyon diye bir şey yoktur. Depresyondaki kişide hormonal, psikolojik ve davranışsal birçok değişim bir arada görülür. Kişinin işlevselliği öyle bozulabilir ki, yataktan kalkmak, duş almak, üstünü değiştirmek gibi herkes için sıradan işleri bile yapamayabilir. İçe kapanma, konuşmak istememe, kilo kaybı ya da artışı, uykusuzluk ya da aşırı uyuma depresyonun belirtileri olabilir.Üzüntüyü depresyondan belirtilerin şiddeti, süresi ve kişinin yaşadıklarına yönelik yaptığı “Artık hiçbir şeyin anlamı yok”, “Bir daha asla mutlu olamayacağım” benzeri sağlıksız yorumlar ayırır. Yakınınızın şiddetli üzüntü haline eşlik eden belirgin davranış değişiklikleri varsa ve bunlar iki haftadan uzun sürdüyse bir uzmana danışmanızda fayda vardır.Durumun depresyona benzediğini düşünürseniz yapılacak ilk şey onu bir uzmanın değerlendirmesini sağlamaktır. Yakınınız yardım almakta kararsızsa bazen randevuyu sizin almayı teklif etmeniz ya da ona eşlik ederek onu bir psikiyatriste yönlendirmeniz tedaviye başlamasına vesile olabilir.Yakınınız tedaviye istekli değilse sebebini anlamaya çalışın. Bu durumun normal olduğunu düşünüyor olabilir. Depresyon insanın ağır ağır içine düştüğü bir girdap gibidir, çoğu zaman insan düşüşün ilk aşamalarını bile farketmeden kendisini kuyunun dibinde bulabilir. Depresyonda olduğunu farkettirmeniz onu tedaviye ikna edebilir.Birçok insan ise depresyonda olduğunu farketse de bunu kendi zayıflığı olarak gördüğü için bu gerçeği dile getirmekten utanç duyabilir. Yakınınıza duygularıyla baş edemiyor olmasının iradesizliğinden değil, depresyonun hormonlarında ve beyninin işleyişinde sebep olduğu ciddi değişikliklerden kaynaklandığını anlatın.Kibar olmak adına yakınınızın görüşme isteklerinizi sürekli reddetmesini veya çevresinden uzaklaşmasını izlemeyin. Onunla daha yakın temas halinde olun. Onu görmeye gidin, uzaktaysanız düzenli telefon görüşmeleri yapın.Onunla konuşun. Bilinenin aksine depresyonundan konuşmak depresyondaki kişinin daha da kötü hissetmesine sebep olmaz. Tam tersi ona yakınlaşmanızı, aklından neler geçtiğini anlamanızı ve gerekli durumda müdahale edebilmenizi sağlar. Onu yargılamadan dinlediğinizden emin olun. Birçok insan bir yakını sorunlarını paylaştığında mutlaka bir çözüm bulmak zorundaymış gibi hisseder. Oysa ki sadece dinlemek bile yardımcı olur. “Böyle hissetmene üzüldüm, nasıl destek olabilirim?” veya “Daha iyi hissetmen için yapabileceğim bir şey var mı?” demek çoğu durumda işe yarayacaktır.Yakınınızı fiziksel etkinliğini arttırmaya teşvik edin; onu yürüyüşlere, dışarı çıkmaya davet edin. Çok uzun ve karmaşık aktiviteler planlamayın, bunları yapamayacağı için kendisini daha da kötü hissedebilir; kısa ve yakın mesafelerde basit etkinliklerden başlayabilirsiniz. Evi süpürmesine, yemek pişirmesine, yapacağı işlere yardımcı olun. Bunları yapmak için tek başına enerji bulamıyor olabilir. Depresyonda gündelik bakım bile bozulabilir. Kendine bakması için onu teşvik edin.Tüm yardım çabalarınıza rağmen belirgin bir gelişme göremiyorsanız, hatta ona ulaşamıyorsanız hayal kırıklığına kapılmayın. Küsüp, uzaklaşmayın. Yardım tekliflerinizi hemen kabul etmeyebilir. Hatta yardım etmeye çalışırken ısrarlarınız yüzünden size öfkelenebilir bile. Destek olmaya çalışırken size yönelen bu öfke sizi kırabilir, hatta kızdırabilir ve ondan uzaklaşma isteği duymanıza bile neden olabilir. Onun bu isteksizliğini ve vazgeçmişliğini kişiselleştirmeyin. Depresyonda olan kişide tedavi için isteksizlik olması, hastalığın doğası gereği beklenir birşeydir. Böyle bir durumda ümitsizliğin ve “Hiçbir şey değişmeyecek” şeklinde yorumların da depresyonun bir parçası olduğunu hatırlayın.“Hayat ne kadar anlamsız, hiçbir şey işe yaramayacak, hayatımda tek bir başarım bile yok” gibi gerçekdışı yorumlar yapsa bile “Olur mu öyle şey” gibi cümlelerle itiraz etmeye ve düşüncelerinin “saçmalığını” ispat etmeye çalışmayın. Eğer buna çabalarsanız, sonuçta olacak olan şey, sizinle de bir tartışma yaşaması ve moralinin biraz daha bozulmasıdır. Onun duygularını küçümsemeyin, ancak bir yandan gerçekçi yorumları görmesine yardımcı olun, ona umut verin.Kendinizi ona yeterince yardım edemiyorum diye suçlamayın. Muhtemelen elinizden geleni yapıyorsunuz. Ancak, destek olmak ile tedavi etmek ayrı şeylerdir; depresyondaki yakınınızı iyileştirme sorumluluğunu üstlenmeyin. Ne kadar yakın olursanız olun, onun için yapabileceklerinizin sınırlı olduğunu ve tedavinin ancak bir uzman tarafından yapılabileceğini hatırlayın ve onun tavsiyelerini takip edin.En önemlisi umudunuzu kaybetmeyin. O üzgünken sizin normal hayatınıza devam etmeniz acımasızlık gibi gelebilir. Ancak unutmayın ki ona yardım etmek için sizin gücünüzü tazelemeniz gerekir. Bu yüzden molalar verin, arkadaşlarınızla görüşmeye devam edin, onunla birlikte kabuğunuza çekilmeyin. Unutmayın, uçaklarda acil durumlarda önce annelerin kendi güvene alması, sonra çocuklarına oksijen maskesi takması salık verilir. Bunun nedeni bakıma ihtiyaç duyan birisi söz konusu olduğunda önce bakım veren kişinin hayatta kalması gerekliliğidir. Yakınınızın size bu kadar ihtiyacı varken ona rağmen değil, onun için ayakta kalmanız gerektiğini kendinize sık sık hatırlatın. Yazıyı Oku

Uzman: Hidayet ÇALIŞKAN

Yayınlanma: 28.05.2024