1. Uzmanlar
  2. Özge ÖZ BATIR
  3. Blog Yazıları
  4. Disleksi ve Diğer Spesifik Ögrenme Güçlükleri Yaşayan Çocuklarda Eğitsel Sinirbilimi

Disleksi ve Diğer Spesifik Ögrenme Güçlükleri Yaşayan Çocuklarda Eğitsel Sinirbilimi

  Disleksi ve Diğer Spesifik Ögrenme Güçlükleri Yaşayan Çocuklarda Eğitsel Sinirbilimi Çalışmalarının İncelenmesi                                                                 

Sinirbilim ya da nörobilim insan beyin yapısının ve nöronların çalışma yöntemini davranışsal ve bilişsel olarak fonksiyonel yapısını inceleyen farklı disiplinlerin arasında bir alandır. Bir çok bilim alanlarında görüldüğü gibi eğitim alanında da görülmektedir. Eğitim alanı çok geniş bir alan olmakla farklı alanlardan da yaralanmaktadır. Günlük hayatta yanlış inanç olarak bilinen mitler beyin ve sinir bilim alanında yanlış inanışların geliştiğini nöromit kavramı ile açıklamaktadır. Beyinle ilgili bilimsel olmayan fikirler ilk kez 1980 li yıllarda beyin cerrahı olan Alan Crockard tarafından beyinle alakalı bilimsel olmayan fikirler için kullanılmıştır. Bilimsel gerçeklerin yanlış anlaşılması, yanlış okuma, yanlış anlaşılması ya da yanlış aktarılmasından dolayı kavramsal yanılgılar tanımlanmıştır. Sinirbilim temelli araştırmalar 20.yüzyılda başlayarak öğrenme ile ilgili veriler sağlamaktadır. 2000 li yılların başında beyin eğitimi temalı oyunlarla bilişsel becerileri öğretme ve geliştirilmeye çalışma çabalarında artış gerçekleşmiştir. Araştırmacılar beyin sağlığının korunmasında bilişsel ve sosyal bir hayatın etkinliğini önermektedir. Diğer yandan halen güncel olarak araştırmacılar beyin eğitimin önemini gösteren makaleler yayınlamaktadır (Çağıltay ve Tunga, 2022).

Sinirbilime ait bilgiler, moleküler düzeyde insanların bireysel sinir yapılarının incelenmesinde duyusal izlemlerine yönelik çeşitli görüntüleme tekniklerinde ele alınmaktadır. Beyin görüntüleme tekniklerinden basit manyetik rezonans (MR), 3 boyutlu beyin bağlantılarının canlı olarak görüntüleyen fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (FMRI), NIRS, FNIRS, EEG gibi farklı tekniklerle gelişme göstermiştir. Bu görüntüleme teknikleri ile öğrenme ile ilgili genel bakış açısı değişmiş ve olumlu yönde beyinle ilgili fonksiyonel bilgi artışı olmuştur. Tekniklerle beyinin fonksiyonel analizinde öğrenme dışında davranış, duyu ve duygulara yönelik daha detaylı araştırmalara olanak sağlamıştır. İnsan beynindeki sistematik değişiklikler, nöron sayısı, sinaps ve miyelin bağlantıları bireyin öğrenme sürecinde çevresel durumlara göre farklılaşmakta ve değişmektedir. Çocuklarda motivasyon, duygular, dil ve konuşma, kavramsal anlama , problem çözme becerisi, toplumsal yaşam becerileri geçmiş deneyimsel kazanımları sonucu yeni bilgiler sonucunda sağlanabilir. Sinirbilim ve bu alanla ilgili eğitimci uzmanlar araştırma boyunca ekip halinde çalışması bilime katkıda sağlayabilir (Koyuncu, 2017).

Bireyler yaşamlarında bilinçli ya da bilinçsiz anlarında aktif olarak olarak zaman geçirmektedir. Bu zamanlarda bireylerde bilişsel, duygusal ve devinimsel değişimler gerçekleşirse bu durum öğrenme olarak tanımlanır. Birçok araştırma sonucunda öğrenmenin ortak tanımı kalıcı davranış değişikliği kazanılması gerekmektedir. Gelişimi açıklamak gerekirse eğitsel nörobilim bilişsel nörobilimden veriler alarak eğitim ortamlarına sunarak öğrenme ve öğrenmeyi etkileyen faktörleri açıklamaktadır. Beyinle ilgili çalışmaların artmasında Amerika Birleşik Devletleri’nin 1990-2000 yılları arasında “Beynin 10 yılı” olarak belirlenmesi üzerine beynin yapısal ve işlevsel çalışma prensibine önemli kaynaklar sağlanması gelişmelere ön adım olmuştur.

Nörobilim sinir sisteminin yapı ve işleyişini araştırırken beyin görüntüleme tekniklerini kullanır. Nörobilimin alt dallarından bilişsel nörobilim, eğitsel nörobilim sayılabilir. Bilişsel nörobilim hastalıkları açıklamada beyin görüntüleme tekniklerini kullanarak açıklar, eğitsel nörobilim ise öğrenme ve öğrenmeyi etkileyen nörofizyolojik faktörleri açıklamayı hedeflemektedir. Nörobilimin eğitim alanında entegre edilmesi ile beynin nörogenez kavramına açıklık getirilmesi beynin her yaşta öğrenmenin gelişimini bulgularla açıklamaktadır. Nörogenez sürecinde beyin yenilenmesi söz konusu olup bu durumun her yaşta gerçekleşebileceği düşünülmektedir (Şereflioğlu ve Mocan, 2021).

Eğitsel sinirbilim, sinirbilim ve eğitim alanlarında kesişen araştırma alanıdır. Eğitsel sinirbilim hafıza okuma, dil, bilişselve davranışsal bozuklukları üzerine çalışmaları ve bulguları eğitimde uygulama ve yorumlarını araştırmayı hedeflemektedir. Eğitsel sinirbilim hem teorik hem pratik konulara çözüm ve önerilerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Örnek olarak matematiksel düşünme, okuma ve disleksi, otizm spektrum bozukluğu gibi sorunlar üzerine yapılmış sinirbilim çalışmalarının ilgili alanlarındaki eğitim teorisi ve tasarımda etkisi olabilmektedir. Sinirbilim alanında birçok farklı beyin görüntüleme tekniğini kullanılmaktadır. Bu tekniklerin bazıları beynin fizyolojik süreçler ve bazıları da beynin yapısal özellikleri hakkında bilgi verir. Eğitimcilerin beyin görüntüleme tekniklerini yeterince anlama konusunda bilgi eksikliğinden kaynaklı yanlış anlama ve yorumlama meydana gelebilmektedir buna de nöromit denilmektedir.

Gelişimsel Dönem 

Çocukların gelişim dönemlerinden erken çocukluk dönemi 0-8 yaş arasını kapsamaktadır. Birey olmada erken çocukluk dönemi yaşamının büyük kısmının şekillenmesinde bu dönem büyük önem arz etmektedir. Çocukların gelişim dönemleri uygun ve doğru bir şekilde desteklenmelidir. Çocukları değerlendirirken kullanılacak yöntemin belirlenmesinde yapılacak değerlendirmeye uygun amaç belirlenmelidir. Çocuğun yani gelişim düzeyini belirlemek ve bu düzeye göre eğer risk grubunda ise uygun desteğin erken müdahale ile sağlanması ya da sahip olduğu potansiyeli, gelişime açık olduğu alanları belirleyerek desteklenmesi için uygun yöntemler kullanılmalıdır . Çocukların gelişimlerini bütüncül yöntemle değerlendiren, gözlemler yoluyla ve doğrudan çocuklarla çalışmanın birlikte olduğu, ailelerin ve öğretmenlerin de değerlendirme sürecinde yer aldığı, standardize edilmiş materyalleri olan ölçme araçlarının geliştirilmesi veya geçerlik güvenirlik çalışmaları yapılmış ölçme araçlarının kültürlere uygun şekilde adaptasyonu yoluyla çocukların değerlendirilmesinin daha uygun olmaktadır. (Tunçeli ve Zembat, 2017).


Çocuk değerlendirme testleri ruh sağlığı uzmanlarının danışmanlığında çocuk ve ergenlerde kullanılan psikolojik testlerdendir. Testlerin veri toplama alanları dikkat, gelişim, kaba-ince motor gelişimi, dil gelişimi, sosyal beceriler gelişimi ve hafıza gibi bilgiler hakkındadır.Ön test – son test ile çocuğun gelişimi izlenebilir, Çocuğun kronolojik yaşının gelişim düzeyine paralel olup olmadığı düşünülebilmektedir. Çocuktaki gelişimsel sorun objektif bir şekilde tespit edilebilip rapor yazılabilmektedir. Testler vasıtasıyla çocuğun genel durumu ve gelişimi daha iyi analiz edilerek yol haritası çizilir ve uygulanan müdahale yönteminin sağaltımda ne kadar etkili olup olmadığı hakkında fikir edinmek için testler kullanılabilmektedir.Testlerin standart puanlamaları vardır ve sayısal sonuçlar vermektedirler. Ayrıca nesnel yargı tekniklerine sahiptir ve nesnel sonuçlara ulaşılmasını sağlamaktadırlar. Uygulamasının kolay olması, çok vakit almaması ve etkili sonuç vermesi dolayısıyla ruh sağlığı uzmanlarının kullanım tercihidir. Çocuk testleri eğitiminin diğer avantajı, bu testler okullarda, okul öncesi kurumlarda, klinik ve hastane ortamlarında sıklıkla kullanılan testlerdir (Naz, 2024).

Çocuk Objektif Testleri 

Testler Şunlardır;

1.   Agte Ankara Gelişim Envanteri

2.   Gessel Gelişim Figürleri Testi 

3.   Frankfurter Dikkat Testi

4.   Kinder Angst 

5.   Bir Ağaç Çiz

6.   Burdon Dikkat Testi

7.   Sınav Kaygısı Ölçeği

8.   Özgül Öğrenme Güçlüğü Gözlem Formu

9.   SCL-90

10.   Sorun Tarama Listesi

11.   Amerikan Hipekraktivite Ölçeği

12.   Metropolitan Okul Olgunluğu Testi

13.   Beier Cümle Tamamlama Testi

14.   Peabody Resim Kelime Testi

15.   Porteus Labirentleri Zeka Test

16.   Benton Görsel Bellek Testi

17.   Kente.G.Y Zeka Testi

18.   Goodenough - Harris İnsan Resmi Çizme Testi

19.   Psikolojik Orman Testi

20.   Değiştirilmiş Erken Çocukluk Dönemi Otizm Tarama Ölçeği (M-CHAT)

21.   Louisa Duss Psikanalitik Hikaye Testi

22.   Öğrenme Stilleri Envanteri

23.   Holland Mesleki Tercih Envanteri


Öğrenme 

İnsanın öğrenme düzeyinin nasıl olduğunu açıklamak için birçok öğrenme kuramı oluşturulmuştur. Genel olarak öğrenme bilgileri algılama, kaydetme, organize etme, hatırlama ve kullanma sürecidir. Öğrenme için tekrarlar yapılarak ya da yaşantılarla deneyimleyeme sonucunda davranışlarda kalıcı değişikliklerin yaşanma durumdur. Bilginin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarılmasını sağlayan süreçler algı ve dikkattir. Kısa süreli bellekte bilgiyi saklamanın yollarından sürekli tekrar ve gruplama ile bilgilerin daha kalıcılığı sağlanır. Bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılmasındaki süreçte; örtük ve açık tekrar, kodlama/anlamlandırma, genişletme/eklemleme, bellek destekleyici ipuçları kullanılır.

Basit Modelleme Bilgiyi İşleme Kuramına Göre Öğrenme 

Uyaran Bilgiler        Kısa Süreli Bellek        Tekrar Kodlama Organizasyon 


Uzun Süreli            Geri Çağırma               Uzun Süreli Bellek

   

   Bellek              Kullanma


ÖĞRENME


 

Şekil 1: Nörobiyolojik Öğrenme sinaptik aktivite artışı ve sinapsların oluşumu ile gerçekleşir.


Şekil 3: Doğumdan İtibaren Sinaptik Bağlantılar

Özgül Öğrenme Güçlüğü



Şekil 2: ÖÖG’si olan bir çocukta, yapılan bir beyin görüntüleme çalışmasında nöronal bağlantılar çok seyrekken, eğitim sürecinde bu bağlantıların arttığı görülmektedir.

Zekası normal ya da normalin üstünde olan çocukların; yaş, zeka düzeyi ve aldıkları eğitime göre okuma, yazma ve matematik öğrenmede beklenenden geride olmasıdır.Özel Öğrenme Güçlüğü özel eğitim alanında ilk olarak 1962 yılında Samuel Kirk tarafından tanımlanmıştır. Alman eğitim bilimci Adolf Berlin okuma ve yazma güçlüğünü tanımlamak için ilk kez disleksi tanımını kulanmıştır. Ülkemizde 1975 yılından bu zamana kadar literatürde yer almaktadır. Dünyada kabul edilen en yaygın tanı kriterleri DSM-5 kriterleridir.

Okul döneminde ÖÖG olan çocuklarda aşağıdaki alanlarda zorlanma, gecikme

görülebilir:

• Dil gelişimi ve okuma yazma

• Temel kavram kazanımları

• Matematik öğrenme

• Bellek

• Dikkat-Algı-Odaklanma

• Organizasyon

• Motor gelişim

• Psikososyal gelişim


Diskalkuli

Diskalkuli temel aritmetik gerçeklerin öğrenilmesinde, sayısal büyüklüğün işlenmesinde ve doğru ve akılcı hesaplamalar yapılmasında bozulmalarla karakterize edilen belirli bir öğrenme farklılığıdır. Bireyin performansında kronolojik yaşına göre niceliksel olarak beklenenden düşük olması ve aldığı eğitimin, çevresel faktörlerin yetersizliğinden ve zihinsel bir engelden kaynaklanmaması gerekir.

Disgrafi

Disgrafi yazmak için gerekli motor becerileri ve yazılı anlatım gereken düşünme becerilerini öğrenmekte gözlenen bir güçlüktür.

Yazı yazmak, karmaşık bir motor beceri ve bilgi işleme süreci gerektirdiğinden, bir kişinin sadece el yazısı bozukluğunun olması, disgrafi olduğunu söylemek için yeterli değildir. Bu durum okuma yeteneğiyle ilişkisizdir ve zeka geriliğinden kaynaklanmaz.

Dispraksi

Dispraksi, kişinin motor görevlerini planlama ve işleme kabiliyetini etkileyen nörolojik bir farklılıktır. Dispraksileri olan bireylerde genellikle dil problemleri vardır ve bazen düşünme ve algılamada bir miktar zorlanırlar. Dispraksi, bununla birlikte, kişinin zekasını etkilemez; ancak çocuklarda öğrenme problemlerine neden olabilir. Gelişimsel dispraksi hareket organizasyonunun bir olgunlaşmamışlığıdır. Beyin, bilgiyi sinirsel mesajların tam olarak aktarılmasına izin verecek şekilde işlemez.

Özgül öğrenme güçlüğü tıbbi bir tanıdır ve Çocuk ve Genç Ruh Sağlığı ve Hastalıkları alanında uzman doktorlar tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda sağlık kurulları tarafından verilmektedir.Resmi tanı raporu sadece resmi devlet hastaneleri ve tıp fakülteleri tarafından verilmektedir.Öğrenme bozukluklarının nedeni henüz aydınlığa kavuşamamıştır. Bununla beraber yapılan çok sayıda araştırmanın buluştuğu bazı etiyolojik etmenler vardır:

1-)Beyin Hasarı

2-)Genetik-Kalıtımsal Etmen 

3-) Nörolojik Fonksiyonlarda Bozukluk

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Çocuklarda okul öncesi ve sonrası dönemde belirgin hale gelen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) kişinin davranışlarını kontol etmesini ve belli bir konu üzerinde odaklanmasını zorlaştıran psikiyatrik bir bozukluk şeklinde tanımlanabilir.Toplumda görülme sıklığı %4-8 arasında olan bu bozukluk ilk kez 1845 yılında Dr. Henrich Hoffman adlı bir hekim tarafından tanımlanmıştır.Hastalığın neden olduğu davranışlar aralıklı olarak seyrettiğinden tanı koymanın fazlasıyla zorlaştığı söylenebilir.

Hiperaktivite sözcüğü tanım olarak "aşırı fiziksel hareketlilik" anlamına gelir ancak bu tüm DEHB hastalarını kapsayan bir belirti değildir. Yapılan araştırmalar sonucunda aşırı fiziksel

hareketliliğin görülmediği pek çok DEHB olgusunun varlığından söz edilebilir. Bu olgularda gözlemlenen en belirgin şikâyet dikkat süresinin fazlasıyla kısa olmasıdır. Yani DEHB tanılı

kişilerin bir kısmında aşırı fiziksel hareketlilik ve dürtüsellik ön planda olurken bir kısmında dikkat eksikliği ve azalmış dikkat süresi gibi şikâyetler ön planda olabilir. DEHB, anne-babaların veya öğretmenlerin tutum hatalarından kaynaklanmaz. DEHB genetik nedenli, nörobiyolojik bir hastalıktır. DEHB’de ÖÖG görülebilir ama ikisi iki ayrı alandaki güçlükleri tarif eden bozukluklardır ve ayırt edici özellikleri vardır. Bunlar şunlardır;

• DEHB belirtileri gösteren çocukta her alandaki işler bu bozukluğun yarattığı engellemeler nedeniyle etkilenir. Ama ÖÖG’de bir ya da iki alanda sorun varken diğer alanlar bundan bağımsız olabilir.

• ÖÖG olan çocuklar sadece okumada ya da yazmada zorlanırken DEHB olan çocuklar özelliklede hiperaktivite varsa hem okuma hem yazmada sorun yaşayabilir. Zihinsel kapasitelerinden beklenen başarıyı tüm alanlarda gösteremeyebilirler.

• DEHB'nda sıklıkla dil sorunu görülmez. ÖÖG’de dil sorunu daha sık görülür.• DEHB olan çocuklar daha çok ince motor becerilerde zorlanırlar. ÖÖG’de, her ikisi de sorun olarak ortaya çıkabilir.

• Hem DEHB'nda hem ÖÖG’de dikkat sorunu gözlenir. ÖÖG olan çocuklar seçici dikkat sorunu yaşar. Örneğin: ders çalışırken yoğunlaştırmaları gereken noktaya dikkatlerini yoğunlaştıramaz. Dağınık bir çekmeceden istediğini bulamaz ama buna rağmen dikkatini belli bir konuda yoğunlaştırmada sorun olmaz. DEHB olan çocuklar bir materyalle uzun süre uğraşmakta zorlanır.

• ÖÖG’de okul başarısızlığı; görsel, işitsel, dokunsal algı, ayrımlaştırma ve bellek alanlarında ortaya çıkarken, DEHB’de daha çok dikkatini bir konuya yoğunlaştıramamak nedeni ile başarısızlık yaşanır

• Dikkat eksikliği olan çocuk okuma\yazma hatası yaptığında uyarıldığında hatasını düzeltir. Ama ÖÖG olan çocuk hatasını düzeltse bile bu hatayı çok sık yapar.

• DEHB’liler okul öncesinde aşırı hareketlilikleri nedeni ile çabuk tanınır, ÖÖG olan çocuklar okul dönemine kadar fark edilmeyebilir. ÖÖG yaşam boyu sürer, DEHB yaşla değişerek ve azalarak devam eder (Düzbel, 2024).

Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu 

Günlük yaşam aktivitelerini ve akademik başarıyı etkileyen motor koordinayon problemlerini içeren nörogelişimsel bir bozukluktur.Genellikle sakar ve dengesiz eylemleri olabilmektedir. En yaygın kabul görmüş tanı ölçütlerinden Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’nın son baskısı (DSM-5) ve tanı-tedavi konusundaki ortak görüş kılavuzlarında “Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu” tercih edilen tanı ismi olarak ortaya çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, “Hastalıkların Uluslararası Sınıflandırılması” el kitabının 10. baskısında (International Classification of Diseases-ICD-10) GKB’nin tanım ve tanısında DSM-5 kriterlerini kabul eder, GKB’yi “Motor Fonksiyonun Spesifik Gelişimsel Bir Bozukluğu” olarak sınıflandırmaktadır ve bu duruma uygun olarak “Beceriksiz Çocuk Sendromu” ve “Gelişimsel Dispraksi” terimlerini eklemektedir. Dünya Sağlık Örgütü, ICD- 11’de “Gelişimsel Motor Koordinasyon Bozukluğu” olarak sınıflandırmaktadır GKB’nin çeşitli duygusal, sosyal ve öğrenme sorunlarıyla birliktelik gösterdiğine dair güçlü kanıtlar mevcuttur . Ama bazı çocuklarda; davranışsal sorunların ne ölçüde eşlik eden bozukluklara bağlı olduğu ya da uzun süredir devam eden olumsuz deneyimlerin günlük yaşamdaki motor becerilerde zorluklarla sonuçlanmasına bağlı olduğu her zaman belirlenemeyebilir. 2018 yılında yapılan bir çalışmada, 6-12 yaş aralığındaki GKB olan 96 çocuğun hepsinde 2 tane psikiyatrik eş tanısı olduğu saptanmıştır . GKB, Öğrenme Bozuklukları ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) arasında büyük bir çakışma olduğu için “eş tanı” terimini sorgulamakta ve “Atipik Beyin Gelişimi” terimini tercih etmektedir (Tunçtürk ve ark., 2019).


Beyin Görüntüleme Teknikleri 

Beyin görüntüleme yöntemleri temel olarak yapısal ve işlevsel (fonksiyonel) olarak ikiye ayrılır. Yapısal yöntemler beyindeki, hücre gruplarından oluşan gri madde ve hücreler arasındaki bağlardan oluşan beyaz madde gibi, yapıların ve bu yapıların bilişsel ve duygusal işlevlerle ilişkisinin incelenmesini sağlar. İşlevsel yöntemler ise beynin belli görevler sırasındaki işlevinin, yani beyin hücrelerinin çalışmasıyla meydana gelen fizyolojik değişikliklerin (ör. yerel damarlardaki oksijenlenme, postsinaptik potansiyellerin neden olduğu elektriksel değişiklikler) ve dolaylı olarak beyinde hangi hücre gruplarının belirli bilişsel süreçleri desteklediğinin, çalışılmasına olanak tanır.

Eğitimsel ve bilişsel sinirbilim çalışmalarında en yaygın olarak kullanılan beyin görüntüleme metotları; beyinde kanın oksijenlenmesi (BOLD sinyali) üzerinden, hangi beyin bölgeleri ve ağlarının belli bilişsel işlevlerde kullanıldığının çalışılmasını sağlayan fMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme), beyindeki hücre toplulukları (gri madde) ve hücreler arasındaki bağlantı (beyaz madde) dokuları gibi yapısal özellikler ve bunların bilişsel yetilerle ilişkisinin çalışılmasında kullanılan yapısal MR ve kafatasındaki elektriksel değişimler üzerinden beyinsel işlevlerin çalışılmasını sağlayan elektroensefalografidir (EEG). Bunların dışında, özellikle çocuklarla yapılan çalışmalarda, kızılötesi ışınlar yardımıyla kortekste kanın oksijenlenmesini gösteren ve bilişsel işlevlerin çalışılmasına izin veren işlevsel kızılötesine yakın spektroskopi (functional near-infrared spectroscopy; fNIRS) yöntemi kullanılır.

Metodolojik kısıtlamalardan ötürü laboratuvar çalışmaları gerçekçi ortamlarda yer almadıkları ve doğal görevler kullanmadıkları için, bu çalışmalardan elde eden bulguların, insanların özgün ortamdaki davranışlarını ve bilişsel süreçlerini açıklama gücü, yâni ekolojik geçerliliği, sınırlıdır( Keleş, 2015).

Yapısal MR Yöntemleri 

VBM yapısal MR veri analiz metotlarından en yaygın olarak kullanılanıdır. Segmentasyon ismi verilen bir teknik kullanılarak, beyaz madde, gri madde ve beyin-omurilik sıvısı olmak üzere üç kısma ayrılır. Gri madde çoğunlukla beyin hücre çekirdeklerinden oluşan dokulardır. Beyaz madde ise beyin hücrelerini birbirlerine bağlayan sinir demetlerinden oluşur. Sinir liflerini (aksonları) saran ve elektiriksel iletimi kolaylaştıran miyelin kılıf bu dokulara beyaz rengini verir. Soylu ve diğerleri (2019) VBM metodunu kullanarak çocuklarda parmak hissi ile ilişkili gri madde bölgeleri ve bu bağıntıda cinsiyet farklılıkları ile ilgili bulgular ortaya koymuştur. Suárez- Pellicioni ve diğerleri (2021) ise VBM metodunu kullanarak beyinde gri madde hacminin matematiksel gelişim ile ilgisini incelemişlerdir. Beynin yapısal özellikleri gelişimsel olarak da çalışılır. Çocukların gelişimi sı- rasında beynin birçok bölgesinde bir sinaptik budama süreci gerçekleşir Beynin yapısal özellikleri gelişimsel olarak da çalışılır. Çocukların gelişimi sı- rasında beynin birçok bölgesinde bir sinaptik budama süreci gerçekleşir .

Bu süreçte beynin yapısal özellikleri, beynin işlevlerini daha iyi destekle- mek üzere yeniden organize olur. Genel olarak çocuklukta gri/beyaz madde oranı yüksekken (görece olarak daha çok gri ve daha az beyaz madde), gelişimsel süreç neticesinde yetişkinlerde gri/beyaz madde oranı daha düşüktür (görece olarak daha az gri ve daha çok beyaz madde). Bunun sebeplerinden biri sinaptik budama süre- cinde gri maddenin azalması, ancak aynı zamanda nöronlar arasındaki bağlantıların ve bu bağlantıları teşkil eden beyaz maddenin artmasıdır ( Keleş, 2015).

Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) 

İşlevsel (fonksiyonel) MR çalışmaları bilişsel süreçler sırasında meydana gelen fizyolojik değişimlere yoğunlaşır. Bu fizyolojik değişimler, bilişsel süreçler sırasında beyinde hangi bölgelerin ve ağların kullanıldığına dair bilgi verir. Bu yöntemlerden en yaygını fMRI‘dır. fMRI yönteminde beyinde kan oksijen seviyesine bağlı olarak manyetik alanda meydana gelen değişimler izlenir ve buradan hangi bölgelerin kullanıldığı üzerine çıkarımlarda bulunulur. Beyin hücrelerinin faaliyetleri sırasında oksijene ihtiyaç duyulduğu için, hücrelere yakın kılcal damarlarda oksijen yoğunluğu azalır. Bu azalmadan birkaç saniye sonra bu bölgeye oksijenli kan hücum eder ve yaklaşık altı saniye sonra bu bölgedeki kanda oksijen yoğunluğu en yüksek noktasına ulaşır. Daha sonra da oksijen seviyesi normal seviyesine ulaşır. Sinir hücrelerinin faaliyeti sonucunda yerel olarak kanda meydana gelen oksijen bazlı bu değişikliklere hemodi- namik yanıt adı verilir. Oksijenli ve oksijensiz hemoglobin moleküllerinin manyetik özelliklerinin farklı olması, kandaki oksijen değişikliklerinin belli bir uzamsal ve zamansal çözünürlükle fMRI tekniği ile ölçülebilmesine izin verir. fMRI elektrofizyolojik metotlara nazaran daha yüksek uzamsal çözünürlüğe ve daha düşük zamansal çözünürlüğe sahiptir. fMRI veri analizi bize hemodinamik yanıt kullanılarak belli bilişsel işlemler sırasında beynin hangi bölgelerinin etkinleştiğini gösterir( Keleş, 2015).

İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi (fNIRS) 

fNIRS, fMRI gibi hemodinamik yanıtı kullanarak beynin işlevsel faliyetlerinin çalışılması için kullanılan bir yöntemdir. fMRI‘dan farklı olarak hemoglobindeki oksijenlenmenin manyetik etkileri üzerinden değil, oksijenlenmeyle beraber kanın yakın kızılötesi ışığı yansıtmasındaki farklılıkları ölçer . fMRI‘a kıyasla, fNIRS‘da deneklerin vücut hareketleri verilerde daha az gü- rültüye neden olur. Dolayısıyla fNIRS‘ın bebekler, çocuklar ve klinik deneklerle kullanımı fMRI‘dan çok daha kolaydır. Üstelik denekler bir ekran karşısında oturarak ya da bir başka denek ya da araştırmacıyla sosyal olarak etkileşerek deneylere katılabilirler. Bu özellikleri fNIRS‘ın özgün testler ve görevler içeren eğitimsel çalışmalarda kullanımını kolaylaştırır. Ancak, fNIRS yalnızca kortikal bölgelerdeki işlevin ölçülmesine izin verdiği için kullanımı fMRI‘a göre kısıtlıdır ( Keleş, 2015).

Elektroensefalogram (EEG) ve Olayla İlişkili Potansiyeller (ERP) 

Bir beyin hücresinin (nöronun) bağlantılı olduğu diğer beyin hücrelerinden, nörotransmiterler vasıtasıyla, aldığı girdiler uyarıcı (depolorizasyona neden olan) ya da engelleyici (hiperpolarizasyona neden olan) etkilere neden olabilir. Burada depolarizasyon ve hiperpolarizasyon hücre içi ve dışı arasındaki iyonik potansiyel farkı karakterize eder. Eğer diğer hücrelerden gelen nörotransmiterlerin neden olduğu iyonik değişimler toplamı hücre içinde belli bir polarizasyon eşiğini aşarsa hücrede aksiyon potansiyeli oluşur, yani hücre ateşlenmiş olur (bağlı olduğu diğer hücrelere sinyal gönderir). Bir hücrenin içinde aksiyon potansiyelinin oluşmasından önce diğer hücrelerden aldığı girdiler neticesinde meydana gelen potansiyel farkına (hücre içi ve dışı fark) ise postsinaptik potansiyel fark adı verilir. 

EEG ve ERP teknikleri, beynin işlevsel özelliklerinin çalışılması için, birçok beyin hücresinin senkronize çalışması sırasında ortaya çıkan postsinaptik potansiyellerin toplamıyla meydana gelen elektriksel değişimleri inceler. Bu elektriksel değişimler kafatasının üzerine yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla ölçülür. Toplanan veriler zaman serileri (zaman üzerine yayılmış veri noktaları) üzerinde her bir elektrot için, belirli bir referans elektrota kıyasla, ölçülen voltaj değerlerini gösterir .Kas hareketleri neticesinde ortaya çıkan gürültünün azaltılması ve sinyal- gürültü oranının mümkün olduğunca yüksek tutulması için EEG ve ERP deneyleri sırasında deneklerden mümkün mertebe hareket etmemeleri istenir. EEG klinik (örn. Epilepsi) çalışmalarda da yaygın olarak kullanılır( Keleş, 2015).

Eğitim Alanında Gerçekleştirilen Bazı Örnek Beyin Görüntüleme Çalışmaları 

Son zamanlarda beyin görüntüleme teknikleri çocuklarda okuma ve dil becerilerinin sinirsel gelişimi hakkında bilgi edinmek için kullanılmaktadır .Okuma alanında farklı beyin görüntüleme tekniklerinden (PET, fMRI, MEG) elde edilen bulgular birleştirilmiş ve bu şekilde fonolojik (ses bilimi) işleme ve kelime tanımayla ilgili sinir ağları tespit edilmiştir. Bu işlemi gerçekleştirirken okuma başarısı yüksek ve düşük çocukların nöral aktiviteleri incelenmiş ve aralarında belirgin farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Okuma ve dil becerisi ile ilgili yapılan bu çalışmanın sonucuna göre; sorunun biyolojik temelli olduğu düşüncesinin yanında, beyinde bulunan okuma alanıyla ilgili bölgenin ve sosyal çevrenin arasında karmaşık etkileşimlerin olduğu görülmüştür .

Yakın zamanda ABD’deki Berkeley Üniversitesi’ndeki araştırmacılar beyin görüntüleme tekniklerini ve bilgisayar canlandırma tekniklerini kullanarak, beyin okumanın mümkün olup olmadığını araştırmıştır. Araştırma insanların izlemiş oldukları hareketli görüntülerin fMRI ve özel bir bilgisayar yazılımıyla beyinden okunabileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca geliştirilen bu teknolojinin beyin-makine etkileşimine olanak sağlayacağı düşünülmektedir Günümüzde nörobilimciler tarafından merak edilen durumlardan biri, beynin pasif olduğu düşünüldüğü zamanlarda (uyurken, anestezi altındayken vb.), beyinde oluşan etkinliğin nasıl olduğudur. Geçmişte insan dinlenme durumundayken beyninde uyku durumunda olduğu düşünülmekteydi. Çünkü 1970’lerin sonunda geliştirilen PET ve 1992’lerde geliştirilen fMRI, beyin bir işe odaklansa da odaklanmasa da beyine dair ölçümler yapmayı sağlamıştır. Bu durum beynin odaklanmadığı zamanlarda pasif olduğu kurgusuna yol açmıştır. Ancak son yıllarda kullanılan beyin görüntüleme tekniklerine göre, aslında durumun hiç de düşünüldüğü gibi olmadığı ortaya çıkmıştır.Yapılan çalışmalara göre bir insan hayal kurarken, uyurken ve anestezi altındayken bile, beynindeki farklı bölgelerin birbiriyle iletişim halinde olduğu tespit edilmişti .Kudüs’te bulunan Hebrew Üniversitesi çalışanı Amir Amedi, okumayla ilgili beyin bölgesinin görme duyusundan bağımsız olup olmadığı üzerinde bir çalışma yapmıştır. Amedi ve ekibi bu çalışmada, daha önce hiç görme tecrübesi olmayan yani doğuştan görme duyusundan mahrum sekiz kişinin Braille alfabesiyle yazılmış kelimeleri veya harfleri okurken, bu kişilerde oluşan sinirsel etkinliği ölçmek için fMRI tekniğini kullanmıştır Bir araştırma sonucuna göre; görsel sözcük biçimi bölgesinin (Visual Word Form Area-VWFA) sahip olduğu ana işlevsel özelliklerin görme engellilerde de bulunduğu, hiçbir görsel deneyime ihtiyaç duymadığı ve okumanın duyusal şeklinden bağımsız olduğu ortaya çıkmıştır. Özetle beynin görsel okumadan sorumlu bölgesi, görme duyusuna ihtiyaç duymadan etkinleşebilmektedir. Başka bir deyişle beyinde bulunan görmeyle ilgili aktif bölgeler, görerek okuyan ve Braille ile okuyan kişilerde aynı oranda olduğu tespit edilmiştir Beyin görüntüleme teknikleri (fMRI, PET) ile müzik yapan veya dinleyen, hatta daha karmaşık bir durum olan, birlikte müzik yapan kişilerde de (örneğin bir orkestra üyeleri) beyin aktiviteleri incelenebilmektedir. Araştırmacılar, son zamanlarda müziğin eğitim üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu araştırmışlardır.Az sayıda yapılan çalışmalar sonucunda, müzik eğitimi alan çocukların zihinsel aktivitelerinin, müzik eğitimi almayan çocukların zihinsel aktivitelerine göre daha fazla olduğu ve müzik eğitiminin çocukların akademik başarısında olumlu etkisi olduğu tespit edilmiştir Beynin işleyişinin keşfedilmesiyle, insan yaşantısında karşılaşılan birçok sorunun üstesinden gelinebileceği düşünülmektedir. Bu düşünce beyin araştırmalarına son yıllarda önemli bir ivme kazandırmıştır. Örneğin eğitimde oluşan öğrenme güçlükleri sorunu, beyin görüntüleme teknikleriyle tespit edilip çözümler üretilebilir Öğrenme güçlüğü çeken kişilere verilmesi gereken eğitim-öğretim programları bu tekniklerin verileri doğrultusunda gözden geçirilerek tekrar düzenlenebilir. 

Chicago Üniversitesi’ndeki bilim insanları, matematik korkusu çeken insanlar üzerinde beyin görüntüleme tekniklerini kullanarak bir araştırma yapmıştır. Araştırmaya göre matematik korkusu yaşayan bireylerin matematik problemlerini çözerken dikkatini kontrol edemediği ve olumsuz duygularının ön plana çıktığı saptanmış; araştırmanın sonucunda matematik korkusu yaşayan bireylerin bu korkularını yenip başarılı olabilecekleri sonucuna varılmıştır. (Keleş,2015).

Sonuç

Alanyazındaki araştırmalara bakıldığında, gelecekte beyin görüntüleme tekniklerinin bizlere birçok alanda pek çok veri sağlayabileceği öngörülebilir. Ancak bu noktada bazı etik kaygıların varlığına da dikkat çekmek gerekmektedir. Nöroteknolojiler geliştirilirken; kişilerin özgür seçim ve iradesine saygılı olma ilkelerine göre şekillendirilmelidir. Ayrıca bilimsel ve etik yönünden değerlendirilirken insan sağlığı, toplum ve bireyin yararı ön planda tutulmalıdır .Beyin görüntüleme tekniklerinin, insan hayatını ferahlattığı , ilk yöntem olarak tıp alanında kullanıldığı,bir hastalık olarak veya oluşan bir soruna yönelik tanımlamada tespit etmek için cerrahi müdahaleye gerek kalmadan teşhise imkan sağlamaktadır.. Eğitim alanında da beyin görüntüleme tekniklerinin kullanılabileceği; böylece öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini anlama ve öğrenme güçlüklerini tespit etmede eğitimcilere katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Kaynakça


1.   Çağıltay, K., & Tunga, Y. (2022). Eğitsel nöromitler. In Eğitimsel sinirbilim. Nobel Yayın Dağıtım.

2.   Koyuncu, B. (2017). Eğitimsel Sinirbilim Neuroeducation: Eğitimciler Neden Sinirbilim Verilerinden Yararlanmalıdır?. Türk Akademik Yayınlar Dergisi (TAY Journal), 1(1), 22-34.

3.   Şereflioğlu, Y. T., & Mocan, D. K. (2021). Türkiye’de Eğitsel Nörobilim (Eğitimsel Sinirbilim) Konusunda Yapılmış Araştırmaların Analizi. Türkiye Bilimsel Araştırmalar Dergisi, 6(2), 468-480.

4.   Tunçeli, H. İ., & Zembat, R. (2017). Erken çocukluk döneminde gelişimin değerlendirilmesi ve önemi. Eğitim Kuram ve Uygulama Araştırmaları Dergisi, 3(3), 1-12.

5.   Naz, N. (2024).Çocuk Değerlenme Testleri Eğitimi (Word belgesi ).

6.   Düzbel, E. (2024).Disleksi Eğitici Eğitimi (PDF Sunum belgesi).

7.   Tunçtürk, M., Ermiş, Ç., & Mutlu, C. (2019). Gelişimsel koordinasyon bozukluğu. İKSSTD, 11(Ek sayı), 56-68.

8.   Keleş, E. (2022). EĞITIMSEL SINIRBILIM, 50-54.

9.   Keleş, E., & Kol, E. (2015). Eğitim penceresinden beyin görüntüleme tekniklerine genel bir bakış. İlköğretim Online, 14(1), 349-363.

Yayınlanma: 19.07.2025 11:50

Son Güncelleme: 22.07.2025 00:50

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Online TerapiOnline Ter...
süre 50 dk
ücret 1200
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 50 dk
ücret 1500
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

✨ Her Şeyi Anlamak Zorunda Değilsin: Duygularla Temas Etmenin Unutulan Yolu

Bazen her şeyi anlamaya çalışırsın.Neden böyle hissediyorum?Bu duygu nereden geliyor?Bunu çözmem lazım.Zihnin durmadan çalışır. Analiz eder, parçalar, anlamlandırmaya uğraşır.Ama ne gariptir ki… ne kadar çok düşünürsen, o kadar uzaklaşırsın kendinden.Çünkü bazı şeyler düşünerek çözülmez.Bazı duygular, anlaşılmak istemez.Onlar hissedilmek ister.🧠 Anlamak Her Zaman İyileştirmez“Anlamak iyidir” fikriyle büyüdük.Ve evet, anlamak çoğu zaman yardımcıdır. Ama her zaman değil.Bazen anlamaya çalışmak, hissetmekten kaçmanın zarif bir yolu olabilir.Özellikle yoğun duygular söz konusu olduğunda zihin devreye girer ve şöyle der:“Bunu çözelim.”Ama aslında yaptığı şey şudur:Seni duygudan uzaklaştırmak.Çünkü hissetmek kontrol edilemezdir.Anlamak ise kontrol hissi verir.Ve insan, belirsizlikten çok kontrolde kalmayı tercih eder.🌊 Duygular Neden Bu Kadar Zor?Çünkü duygular düzenli değildir.Bir duygu geldiğinde:Mantıklı olmak zorunda değildirTutarlı olmak zorunda değildirAçıklanabilir olmak zorunda değildirBir anda üzgün hissedebilirsin.Ardından sebepsiz bir öfke gelebilir.Sonra bir boşluk…Zihin bunu sevmez. Çünkü zihin netlik ister.Ama duygular, netlikten çok akışla ilgilidir.Onlar gelir, yükselir ve geçer.Eğer izin verirsen.🌀 Kontrol Ettikçe Neden Sıkışıyoruz?Bir duyguyu kontrol etmeye çalıştığında aslında ona şu mesajı verirsin:“Sen burada olmamalısın.”Ama duygular kovuldukça daha çok ısrar eder.“Üzgün olmamalıyım” dediğinde, üzüntü büyür“Korkmamam lazım” dediğinde, kaygı artar“Güçlü olmalıyım” dediğinde, kırılganlık derinleşirÇünkü bastırılan her duygu içeride kalır.Ve içeride kalan hiçbir şey gerçekten sessiz değildir.🌿 Duyguların Bedendeki İzleriDuygular sadece zihinde yaşanmaz.Her duygu bedende kendine bir yer bulur.Kaygı:Nefesi hızlandırırGöğsü sıkıştırırÜzüntü:Omuzları düşürürEnerjiyi azaltırÖfke:Çeneyi sıkarKasları gererBu yüzden duygular sadece düşünülmez…hissedilir.Ama çoğu zaman bu hissi yarıda keseriz.Hissetmeden düşünmeye geçeriz.🎨 Hissetmek Neden Korkutucu?Çünkü hissetmek bilinmez bir alandır.Birçok insanın içinde şu korku vardır:“Eğer bu duyguyu hissedersem, içinden çıkamam.”Ama gerçek şu ki:Duygular, hissedildiklerinde hareket eder.Direnildiğinde ise sıkışır.Bir duygunun içinde kalmak, onun içinde kaybolmak değildir.Onun akmasına izin vermektir.🌸 Duygularla Temas Etmek Ne Demek?Duygularla temas etmek:Onları değiştirmeye çalışmadan fark etmekİyi ya da kötü diye etiketlemeden kabul etmekOnlara alan açmak demektirBu pasif bir süreç değildir.Oldukça cesaret gerektirir.Çünkü bu süreçte kontrol biraz gevşer.Ve çoğu insan için en zor şey tam olarak budur.🕊️ Küçük Bir Pratik: Dur ve HissetŞu an küçük bir şey deneyebilirsin:Gözlerini kapatNefesine odaklanKendine sor: “Şu an ne hissediyorum?”Sonra:“Bu duygu bedenimde nerede?”Göğsünde mi?Karnında mı?Boğazında mı?Cevabı değiştirmeye çalışma.Sadece onunla kal.🌀 İfade Etmek: Duygunun Yolunu AçmakDuygular sadece hissedilmek değil, ifade edilmek ister.Ama ifade etmek her zaman konuşmak değildir.Bazen:YazmakÇizmekHareket etmekçok daha derin bir kapı açar.Çünkü bazı duygular kelimelerden önce gelir.Ve sanat, bu noktada güçlü bir alan yaratır.🌬️ Duygular Geçici, Direnç KalıcıdırDuygular düşündüğünden daha kısa sürelidir.Ama onlara karşı geliştirdiğimiz direnç çok daha uzun sürer.Bir duyguya izin verdiğinde genellikle değişir.Ama bastırdığında kalır.Bu yüzden iyileşme, duyguları yok etmek değil…onların akmasına izin vermektir.🌿 Yavaşlamak: İyileşmenin Gözden Kaçan ParçasıBu süreçte sabırsızlık hissetmen çok normal.Çünkü içinde yaşadığımız dünya hız ister.Hızlı çözüm, hızlı iyileşme, hızlı sonuç…Ama duygular böyle çalışmaz.Duygular:Zamana ihtiyaç duyarAlana ihtiyaç duyarYavaşlığa ihtiyaç duyarBazen hiçbir şey yapmadan sadece hissetmek, en derin çalışmadır.Dışarıdan bakıldığında bu “hiçbir şey yapmamak” gibi görünür.Ama içeride çok şey olur.Ve çoğu zaman gerçek dönüşüm,tam da bu sessiz anlarda başlar.🌿 Kendinle Yeni Bir İlişki KurmakDuygularla temas etmek, kendinle ilişkini değiştirir.Artık kendine şöyle demeye başlarsın:“Bu duyguyu hissedebilirim”“Bu zor ama mümkün”“Bununla kalabilirim”Ve bu cümleler zamanla içsel bir güven yaratır.✨ Son SözHer şeyi anlamak zorunda değilsin.Bazen anlamaya çalışmak seni kendinden uzaklaştırır.Ama hissetmek… seni kendine yaklaştırır.Duyguların düşmanın değil.Onlar sana bir şey anlatmaya çalışıyor.Ve belki de uzun zamandır ilk kez…Onları susturmak yerineonlarla kalmayı seçebilirsin.Çünkü iyileşme bazen bir şeyi çözmekle değil,onunla kalabilmekle başlar.Ve belki de tam o anda,kendinle gerçekten temas etmeye başlarsın. 🌿✨Ve belki de en önemli farkındalık şu: Duyguların “doğru” ya da “yanlış” hali yoktur. Hissettiğin şey ne olursa olsun, o an için gerçektir ve bir anlam taşır. Kendine bunu hatırlatmak, içsel eleştirmeni yumuşatır. Çünkü çoğu zaman acıyı büyüten şey duygunun kendisi değil, o duyguya karşı verdiğimiz yargıdır. “Böyle hissetmemeliyim” dediğin her an, kendinden biraz daha uzaklaşırsın. Ama “Şu an böyle hissediyorum ve bu anlaşılabilir” dediğinde, kendine yaklaşmaya başlarsın. Ve bu yaklaşma, iyileşmenin en sessiz ama en güçlü adımlarından biridir. 🌿 🌿 Kendine gösterdiğin bu şefkat, zamanla içsel bir güvene dönüşür. Ve o güven, duygularınla savaşmak yerine onlarla birlikte yürüyebilmeni mümkün kılar, daha dengeli hissetmeni sağlar. 🌿Bazen duyguların yoğunluğu seni geri çekilmek istemeye itebilir. Bu da anlaşılır bir tepkidir. Böyle anlarda önemli olan, kendini zorlamak değil, kendine eşlik edebilmektir. Küçük temaslar yeterlidir: Biraz daha yavaş nefes almak, bulunduğun ortamı fark etmek, ayaklarının yere değdiğini hissetmek… Bunlar basit görünür ama sinir sistemine “şu an güvendeyim” mesajı verir. Ve güven hissi oluştuğunda duygular da yumuşamaya başlar. İyileşme çoğu zaman büyük farkındalıklardan değil, bu küçük ama düzenli temaslardan doğar. Kendine bu alanı tanımak, içsel dayanıklılığını sessizce güçlendirir.
Gülay TOKER 02.03.2026

✨ Beden Hatırlar: Travma Neden Sadece Zihinde Değildir?

Travmayı çoğu zaman bir hikâye gibi düşünürüz.Geçmişte olmuş, bitmiş, artık “geride kalmış” bir olay…“Evet, zor bir şey yaşadım ama geçti.”Peki gerçekten geçti mi?Eğer bazen hiçbir sebep yokken kalbin hızlanıyorsa…Eğer bir ses, bir koku ya da bir bakış seni aniden huzursuz ediyorsa…Eğer hayatın genel olarak yolunda olmasına rağmen içinde açıklayamadığın bir sıkışma hissi varsa…Belki de geçmemiştir.Belki de sadece şekil değiştirmiştir.Çünkü travma yalnızca zihinde saklanan bir anı değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir deneyimdir.🧠 Zihin Unutur, Beden HatırlarTravmatik bir olay yaşandığında bedenin önceliği “anlamak” değildir.Öncelik hayatta kalmaktır.Bu yüzden sinir sistemi otomatik olarak devreye girer ve şu tepkilerden birini seçer:SavaşKaçDonBu sırada beynin mantıklı düşünmeden sorumlu kısmı geri planda kalır. Yani o anda yaşadığın şeyi anlamlandırmak yerine, sadece tepki verirsin.Belki bağırmak istedin ama sustun.Belki kaçmak istedin ama kalmak zorunda kaldın.Belki hareket etmek istedin ama donakaldın.İşte bu “yarım kalan tepkiler” bedenin içinde kayıt altına alınır.Ve yıllar sonra bile beden, o anı unutmaz.🌊 “Geçti” Dediğin Şey Neden Hâlâ Etkiliyor?Birçok insan terapiye şu cümleyle gelir:“Ben artık o olayı düşünmüyorum ama hâlâ etkisindeyim.”Bu cümle aslında çok şey anlatır.Çünkü travma sadece hatırlamakla ilgili değildir.Travma, sinir sisteminin hâlâ o olaydaymış gibi çalışmasıdır.Bu yüzden kişi:Sürekli tetikte hissedebilirRahatlamakta zorlanabilirGüvende olsa bile güvende hissedemeyebilirMantık şöyle der: “Artık tehlike yok.”Ama beden şöyle der: “Emin değilim.”Ve çoğu zaman kazanan beden olur.🌀 Travma: Tamamlanmamış Bir Hikâye Değil, Tamamlanmamış Bir TepkiTravmayı bir anı gibi değil, tamamlanmamış bir hareket gibi düşün.Söylenememiş sözler…Ağlanamamış gözyaşları…İfade edilememiş öfke…Kaçılamamış bir durum…Bunların hepsi bedenin içinde “yarım kalır.”Bu yüzden bazen hiçbir sebep yokken:İçin daralırGözlerin dolarKasların gerilirNefesin sıkışırBeden aslında şunu yapmaya çalışıyordur:“Yarım kalan şeyi tamamlamak.”Ama biz genelde bunu anlamayız.Onun yerine bastırırız.🌿 Bastırmak Neden İşe Yaramaz?Çünkü bastırmak, yok etmek değildir.Bastırmak, sadece ertelemektir.Bir duyguyu hissetmemeye çalıştığında, o duygu kaybolmaz.Sadece daha derine gider.Ve çoğu zaman daha güçlü bir şekilde geri döner.Örneğin:Sürekli meşgul olma ihtiyacıAşırı düşünmeBedensel gerginliklerNedensiz yorgunlukBunların bazıları aslında bastırılmış duyguların bedenle konuşma şeklidir.Beden kelimelerle konuşmaz.Beden hislerle konuşur.🎨 Neden Sadece Konuşmak Yetmez?Konuşmak çok değerlidir.Anlamak, fark etmek, anlamlandırmak iyileşmenin önemli bir parçasıdır.Ama tek başına yeterli değildir.Çünkü travma sadece “anlatılan” bir şey değildir.Travma aynı zamanda “hissedilen” bir şeydir.Ve bazı şeyler kelimelere dökülemez.İşte bu yüzden beden odaklı çalışmalar önemlidir:Sanat terapisiHareket çalışmalarıNefes farkındalığıDuygusal ifade teknikleriBu yöntemler zihni biraz kenara alır ve doğrudan bedenle çalışır.Bazen bir resim, anlatılamayan bir duyguyu ortaya çıkarır.Bazen küçük bir hareket, yıllardır tutulmuş bir gerginliği çözer.Bu bir “bozulma” değil…Bu bir çözülmedir.🌸 Beden Ne Zaman Açılır?Beden zorlandığında değil…Güvende hissettiğinde açılır.Bu çok kritik bir nokta.Çünkü birçok insan iyileşmeye çalışırken kendini zorlar:“Artık geçmesi lazım.”“Bunu aşmalıyım.”“Güçlü olmalıyım.”Ama beden baskıyla değil, güvenle çalışır.Güvenli bir alan demek:Yargılanmadığın bir yerHızına saygı duyulan bir süreçZorlanmadan ilerleyebilmekBeden ancak “artık tehlike yok” dediğinde gevşer.🌬️ Sinir Sistemi ve Regülasyon: İyileşmenin AnahtarıTravmayı anlamanın bir diğer yolu da sinir sistemine bakmaktır. Sinir sistemi, bedenin iç dünyadaki trafik kontrol merkezidir. Tehlike algıladığında hızlanır, güven hissettiğinde yavaşlar.Travma yaşayan kişilerde bu sistem çoğu zaman dengesini kaybeder. Ya sürekli alarm halinde kalır ya da tamamen kapanır.Bu durum iki şekilde kendini gösterebilir:Aşırı uyarılma: kaygı, huzursuzluk, panikDüşük uyarılma: donukluk, boşluk hissi, kopuklukİyileşme, bu iki uç arasında esneklik kazanmakla ilgilidir.Buna “regülasyon” denir.Regülasyon, duyguları bastırmak değil…Duygularla birlikte kalabilmektir.💫 Küçük Bir Farkındalık DeneyiŞu an burada, bunu okurken…Kısa bir an dur.Omuzlarını fark etÇeneni fark etNefesini fark etKendine şu soruyu sor:“Şu an bedenimde en çok nerede bir his var?”Belki bir sıkışma…Belki bir ağırlık…Belki bir boşluk…Şimdi o bölgeye doğru nefes aldığını hayal et.Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışma.Sadece alan aç.Çünkü iyileşme çoğu zaman büyük adımlarla değil,küçük temaslarla başlar.🌿 Son SözTravma sadece geçmişte kalan bir olay değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir izdir.Bu yüzden iyileşme de sadece düşünerek olmaz.İyileşme hissetmeyi de içerir.Zihin anlamak ister.Beden hissetmek ister.Ve gerçek dönüşüm, bu ikisi bir araya geldiğinde olur.Beden bazen kelimelerden daha eski bir dil konuşur.Ve bu dil sabır ister, yavaşlık ister, temas ister.Eğer uzun zamandır kendine şu soruyu soruyorsan:“Neden hâlâ böyle hissediyorum?”Belki de cevap şudur:Zihnin yoluna devam etti…ama bedenin hâlâ seni bekliyor.Ve belki de iyileşme,ilerlemek değil…geri dönüp kendine yeniden temas etmektir. Ve o temas, sandığından çok daha dönüştürücü olabilir. Bu yüzden kendine nazik ol, acele etme, bedeninin ritmini dinle. Her fark ettiğin duyum, her küçük temas, seni biraz daha kendine yaklaştırır ve içsel bütünlüğünü yeniden kurmana yardımcı olur. 🌿 Gülay TOKER
Gülay TOKER 25.02.2026

"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi

Hayatınızda başkalarının taleplerini kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyduğunuz kaç an var? Arkadaşınızı kırmamak için gittiğiniz o yorgun akşam yemeği, iş yerinde aslında göreviniz olmayan ama "hayır" diyemediğiniz için üstlendiğiniz projeler veya ailenizin beklentileri altında ezilen kendi istekleriniz... Eğer sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendinizden bir şeyler eksildiğini hissediyorsanız, özgüveninizin en büyük düşmanıyla tanışıyor olabilirsiniz: Sınır koyamama sorunu.Peki, neden "hayır" demek bu kadar zor? Neden sınırlarımızı korumaya çalıştığımızda suçluluk duyuyoruz? Bu yazıda, sınır çizmenin psikolojik temellerine inecek ve özgüvenle bağını keşfedeceğiz.1. Sınır Çizmek Neden Bu Kadar Zor?Psikolojide sınır koyamama davranışı, genellikle geçmişte edindiğimiz bazı temel inançlarla (şemalarla) yakından ilgilidir. Özellikle Şema Terapi ekolü çerçevesinden baktığımızda, şu şemalar sınır çizmemizi engelleyen ana unsurlardır:Boyun Eğicilik Şeması: Kişinin, başkaları tarafından kontrol edilme veya cezalandırılma korkusuyla kendi isteklerini bastırmasıdır. "Eğer hayır dersem beni sevmezler" veya "Öfkelenirlerse bununla baş edemem" düşüncesi bu şemanın temelidir.Kendini Feda Şeması: Başkalarının acı çekmesini engellemek veya onlara yardımcı olmak adına kendi ihtiyaçlarını tamamen göz ardı etmektir. Bu kişiler genellikle çevrelerinde "çok yardımsever" olarak bilinirler ama iç dünyalarında derin bir boşluk ve tükenmişlik hissederler.Onay Arayıcılık Şeması: Öz-değerini sadece başkalarından gelen takdir ve onaya bağlamaktır. "Hayır" demek, karşı taraftan gelecek olumsuz bir tepki riskini göze almak demektir ve onay arayıcı birey için bu risk çok korkutucudur.2. Sınır Çizmemenin Bedeli: Kronik Yorgunluk ve TükenmişlikSürekli olarak başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmak, sadece zihinsel bir yük değil, aynı zamanda fiziksel bir yorgunluk kaynağıdır. Sınır çizemeyen bireylerde sıklıkla kronik stres, uyku bozuklukları ve psikosomatik ağrılar (özellikle omuz ve boyun ağrıları) gözlemlenir. Zihin sürekli olarak "Acaba birini kırdım mı?" veya "Sıradaki istek ne olacak?" kaygısıyla meşgul olduğu için, dinlenme anlarında bile gerçek bir rahatlama yaşanamaz. Bu durum uzun vadede tükenmişlik sendromuna (burnout) ve yaşama karşı duyulan ilginin azalmasına yol açabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı ertelemek, bir süre sonra öz-şefkat duygusunun kaybolmasına neden olur.3. İş Hayatında Profesyonel Sınırlar: Kariyerinizi KorumakPek çok danışanım, özellikle iş hayatında sınır çizmenin "tembellik" veya "başarısızlık" olarak algılanmasından korkar. Oysa sağlıklı sınırlar, sizi daha verimli bir çalışan yapar. Her şeye "evet" dediğinizde, asıl odaklanmanız gereken öncelikli işlerinizdeki kalite düşer. Profesyonel sınırlar; mesai saatlerinize sadık kalmak, uzmanlık alanınız dışındaki işleri nezaketle reddetmek ve mola zamanlarını korumaktır. Unutmayın, iş yerinde çizilen sınırlar sizi "zor biri" yapmaz; aksine, zamanını ve emeğini doğru yöneten "saygın biri" yapar.4. Sınırlar ve Özgüven Arasındaki Kritik BağÖzgüven, sadece "ben yapabilirim" demek değildir; özgüven aynı zamanda "benim ihtiyaçlarım da önemli" diyebilme cesaretidir. Sağlıklı sınırları olmayan bir bireyin özgüveni sürekli dış faktörlere bağlıdır. Başkaları sizi onayladığında kendinizi iyi, eleştirdiğinde ise değersiz hissedersiniz.Sınır çizmek, kendinize olan saygınızı koruma biçiminizdir. Kendi alanınızı koruduğunuzda, zihninize şu mesajı gönderirsiniz: "Benim zamanım, enerjim ve duygularım kıymetli." Bu mesaj içselleştirildikçe, dışarıdan gelen onaya olan ihtiyacınız azalır ve gerçek özgüven inşa edilmeye başlar.5. Sınır Koyma Türlerini TanıyalımSınırlar sadece fiziksel değildir; yaşamın pek çok alanına yayılırlar:Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularından kendinizi sorumlu tutmamaktır. Bir yakınınız mutsuz olduğunda onu teselli edebilirsiniz, ancak onun mutsuzluğunun "sebebi" veya "çözümü" siz olmak zorunda değilsiniz.Zihinsel Sınırlar: Kendi düşünce ve inançlarınızı korumaktır. Başkalarının fikirlerine saygı duyarken, onlarla aynı fikirde olmama hakkınızı saklı tutmaktır.Zaman ve Enerji Sınırları: Sınırlı olan vaktinizi ve enerjinizi kime, ne kadar ayıracağınıza karar vermektir. "Bu akşam kendime vakit ayırmak istiyorum" demek, meşru bir sınırdır.6. Suçluluk Duymadan "Hayır" Demek Mümkün Mü? Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bize duygulardan kaçmak yerine onlarla nasıl yaşayacağımızı öğretir. Sınır koyduğunuzda suçluluk hissetmeniz çok normaldir; çünkü zihniniz eski alışkanlıklarını korumaya çalışıyordur.Duyguyu Gözlemleyin: Suçluluk geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an zihnim bana başkalarını hayal kırıklığına uğrattığımı söylüyor ve bu yüzden suçluluk hissediyorum" diyerek duyguyu etiketleyin.Değerlerinize Odaklanın: Sınır koyduğunuzda neye "evet" dediğinizi düşünün. Arkadaşınıza "hayır" derken, belki de kendi dinlenme ihtiyacınıza veya ailenize ayıracağınız vakte "evet" diyorsunuzdur.Bilişsel Yeniden Yapılandırma (BDT): "Hayır dersem bencil biriyim" gibi otomatik düşüncelerinizi, "Kendi sınırlarımı korumak beni bencil değil, sağlıklı bir birey yapar" gibi daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin.7. Profesyonel Destek Almanın ÖnemiSınır çizme sorunu genellikle çok derinlerde yatan değersizlik ve yetersizlik hislerinden beslenir. Yılların getirdiği bu kalıpları tek başına değiştirmek bazen direnç yaratabilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci; sınır koymanızı engelleyen çocukluk şemalarınızı fark etmenizi sağlar, güvenli ve yargısız bir alanda "hayır" deme pratiği yapmanıza yardımcı olur ve sosyal fobi veya anksiyete gibi sınır koymayı zorlaştıran diğer etmenleri ele almanıza imkan tanır.8. Kendi Değerinizi Yeniden TanımlayınSınır çizme yolculuğu, aslında kendinize verdiğiniz değeri yeniden keşfetme sürecidir. Başkalarını mutlu etmek için harcadığınız o muazzam enerjiyi, kendi iç dünyanızı iyileştirmeye ve öz-şefkat geliştirmeye yönlendirdiğinizde hayatınızdaki dengelerin nasıl değiştiğine şaşıracaksınız. "Hayır" demek, köprüleri yıkmak değil; kendi bahçenizin kapılarını sadece gerçekten davet etmek istediğiniz kişilere açmaktır.Bu süreçte zorlandığınız her an, bu değişimin sadece bir alışkanlık değişikliği değil, derin bir özgürleşme adımı olduğunu hatırlayın. Terapi odası, bu özgürleşme yolunda size güvenli bir laboratuvar sunar. Kendi ihtiyaçlarınızın sesini duymaya başladığınızda, sadece kendinizle değil, çevrenizle olan bağlarınızın da çok daha samimi ve dürüst bir zemine oturduğunu göreceksiniz. Siz, sınırlarınızla ve olduğunuz halinizle değerlisiniz.Unutmayın; "Hayır" bir tam cümledir ve herhangi bir açıklama gerektirmez. Kendi hayatınızın sınırlarını belirlemek, kendinize verdiğiniz en büyük değerdir. KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Şema Terapi: Uygulamacı Kılavuzu.Beck, J. S. (2011). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi.Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Kabul ve Kararlılık Terapisi.Neff, K. (2011). Öz-Şefkat: Kendinize Karşı Nazik Olmanın Kanıtlanmış Gücü.
Şevval TAŞ 04.02.2026