1. Uzmanlar
  2. Rojda OHANCAN
  3. Blog Yazıları
  4. Çocukların Mizaç Özelliği Üzerinde Anne Babanın Kişiliğinin Rolü

Çocukların Mizaç Özelliği Üzerinde Anne Babanın Kişiliğinin Rolü

Çocukların mizaç özelliği üzerinde ebeveynlerin kişilik özellikleri tahmin edilemeyecek kadar fazladır. Anne korkularla boğuşuyorsa çocuğu da korkularla boğuşacaktır. Baba öfkesini kontrol edemiyorsa çocuk da öfkesini kontrol edemeyecektir çünkü çoğunlukla gözlem yoluyla öğrenen çocuklar ne gördüyseler onu aynen o şekilde alıp benimseyeceklerdir. Çocuklar, doğdukları andan itibaren her anlarını birlikte geçirdikleri ebeveynlerinin özelliklerinin birçoğunu farkında bile olmadan benimsemektedirler. Bu durum özellikle de çocuğa bir birey olarak yaklaşılmadığı “O zaten çocuk, bir şey anlamaz.” düşüncesinin hakim olduğu ailelerde gerçekleşmektedir. Çocukların birçoğu korkularını, şiddet uygulamayı, dedikodu yapmayı, ayrımcılık yapmayı, kin beslemeyi, duygularını açıkça dile getirememeyi, yalan söylemeyi, kendini aşağılamayı, kıskançlığı ebeveynlerinden öğrenmektedir. Ebeveynlerin bu gerçeği kabullenmeyi reddetmesi de bu durumun çocuğun karakter gelişiminin olumlu yönde ilerlemesi açısından değiştirilip iyileştirilmesini engellemektedir.


Örneğin; misafirlik esnasında çocuğun yanında dedikodu yapılması, ailenin her şeye karşı aşırı evhamlı oluşu, ailenin duygularını net bir şekilde ifade etmek yerine onları bastırmayı ve gizlemeyi tercih etmesi, ailenin sosyal statü, dış görünüş, din, ırk, cinsiyet vb. durumlarla ilgili ayrımcılık içeren düşüncelerinin olması ve bu doğrultuda davranışlar sergilemesi, ailenin yıkıcı eleştiri yapması ve cezalandırıcı bir tavır takınması, ailenin problemlerinden kurtulabilme amacıyla yalana başvurması gibi pek çok faktör aslında ebeveynlerin bile kendi hayatlarında normalleştirdiği davranışlardır. Tüm bu davranışlar, onlar için o kadar rutin bir hale dönüşmüştür ki onlar bunların olumsuz, sağlıksız davranışlar olduğunu fark edebilecekleri noktayı çoktan kaybetmişlerdir. Bu tür olumsuz davranışların normalleştirildiği bir aile ortamında tabii ki de çocuklar da bunları normal davranışlar olarak algılayacak ve onları benimseyeceklerdir. Örneğin; eşini kıskanan bir kadın, eşinden bu kıskançlığını saklamakta ancak yinede ondan gizli bir şekilde telefonlarını, özel eşyalarını karıştırmaktadır. Arkadaşlarına ise bu kıskançlığını “Ne yapabilirim? Onu çok seviyorum ve çok kıskanıyorum. O sadece benim, onu kimseyle paylaşamam.” ifadeleriyle dile getirmektedir. Annesinin tüm bu davranış ve düşüncelerine tanıklık eden çocuk ise bir gün kardeşi olduğunda aynı kıskançlığı ona karşı gösterecektir bu durumu da kendi içinde “Ne yapabilirim? Onları çok seviyorum, onlar sadece benim ailem. Onları kimseyle paylaşamam.” düşüncesiyle normalleştirecektir. Annesinin kıskançlığını saklamasını, bunu açıkça dile getirip çözmekten kaçınmasını ve işlerini gizli gizli yürütmesiniise yine aynı şekilde benimseyecektir.


Çocuk, kıskançlığını gizli tutmaya çalışacak, her şey normalmiş gibi davranacak ve ailesinin olmadığı anlarda ise kardeşini çimdikleme, kardeşine vurma, kardeşinin eşyalarına zarar verme gibi davranışlar sergileyecektir. Buradaki örnek çocuğu sadece bu şekilde etkilemekle kalmaz, kadının eşine olan kıskançlık ve güvensizliği, çocukta “Annem, babama bile güvenmiyorsa demek ki gerçekten insanlara güvenmek zor olmalı. Demek ki insanlara güvenmemeliyim.” düşüncesini oluşturacaktır. Bu da çocuğun diğer insanlardan sürekli bir kötülük beklemesine, gerçekleri göz ardı etmesine ve her davranışta bir art niyet aramasına neden olacaktır. Çocuklarının bir birey olduğu gerçeğini fark edemeyen ve kabullenemeyen aileler, çocuklarının bazı davranışlarıyla baş edemedikleri anda yıkıcı eleştiriye ve cezalandırma yöntemine başvurmaktadır. Bu o kadar sağlıksız bir yaklaşımdır ki çocuğun hem ruh sağlığına hem de karakter gelişimine bir hayli zarar vermektedir.


Örneğin; Yemeğini yanlışlıkla döken, ev içerisinde kazayla eşyaların kırılmasına neden olan, sınav sonucu kötü olan bir çocuğa çoğu ebeveyn “Nasıl bu kadar beceriksiz olabilirsin? Hiç mi aklın yok? Birde yaşıtlarına bak hepsi nasıl akıllı.” gibi yıkıcı cümleler sarf edebilmekte ve hatta bazıları daha da ileri gidip çocuklarına şiddet uygulayabilmektedir. Bu yıkıcı ifadeleri duyan çocuk, tüm bu ağırlığın altında ezilecektir çünkü çocuğun dünyasında aile en önemli faktördür, çocuklar ailelerinin kendi karakterlerine karşı söylediği her şeyi fazlasıyla ciddiye alabilmekte ve onun sonucunda hareket edebilmektedir. Çocuk “Ailem bile benim hakkımda böyle düşünüyorsa o zaman diğerleri de böyle düşünecektir. Ben işe yaramazın tekiyim. Hiçbir şeyi beceremiyorum, beceremeyeceğim de.” düşüncesini bilinçaltına kodlayacak ve bunun sonucunda ise kendisini toplumdan, sosyal aktivitelerden, başarılı olabileceği alanlardan bile çekecektir çünkü sürekli bir aşağılanma korkusu içinde olacaktır.


Çocuğa şiddet uygulandığında ise çocuk cezalandırılmayı öğrendiği kadar cezalandırmayı da öğrenecektir. Her hata sonucunda şiddete maruz kalan çocuk “Demek ki insanlar hata yaptığında onlarla konuşmak yerine onlara şiddet uygulamalıyım.” düşüncesini benimseyecektir. İnsanlar, duygularını açıkça dile getirmeyi bilmedikleri için, öfkelerini kontrol edemedikleri için şiddete başvurmaktadırlar. Örneğin; anne “Yemeği yere döktüğün için çok sinirlendim.” demek ve o anki duygusunu açıkça ve sakince ifade etmek yerine şiddete başvurmaktadır. Çocuk da bunun sonucunda duygularını açıkça ifade edip rahatlamayı değil, şiddete başvurmayı öğrenmektedir. Örneğin; küçük kardeş biberonunu yere fırlattığında büyük kardeşin hemen gidip onun koluna vurması. Bu durumu gören anne ya da babanın büyük kardeşe kızması ve hatta şiddet uygulaması ise durumu daha da kötüleştirecektir çünkü büyük kardeş bu duruma hiçbir şekilde anlam veremeyecektir.

O doğru olanı yaptığını düşünmektedir çünkü kardeşinin koluna vurması tam olarak ailesinden öğrendiği bir davranıştır. Bu davranışın altında ailesinin benimsediği “Hata yaparsan sonuçlarına katlanır ve cezalandırılırsın.” tutumu yatmaktadır. Ancak bunun sonucunda cezalandırılan yine kendisi olan çocuk bu sefer haksızlığa uğramış hissedecek ve ailesine özellikle de küçük kardeşine karşı nefret, öfke duyacaktır. Aslında benimsenmesi gereken, herkes için sağlıklı ve faydalı olan tutum; olaylar istenmediği bir şekilde geliştiği zaman çocuğun kişiliğine ya da bedenine saldırmak yerine, olayı çözme amaçlı birlikte çözüm üretme yolunu seçmektir. Böylece çocuğun kişiliği de beden sağlığı da zarar görmemiş olacak ve aile ile çocuk arasındaki iletişim ve bağ güçlenecektir. Örneğin; çocuk yemeği masaya döktüğünde, annesi ona yeniden bir tabak yemek ve birde eline bir bez vererek “Hadi buraları da temizleyelim canım.” dese çocuk kendisini istenmeden yaşanmış bir kaza sonucunda kötü hissetmeyecek aksine annesinin bu çözüm odaklı ve hoşgörülü tutumu karşısında iyi hissedecek ve çevresine karşı kendisinin de bu anlayışlı tutumu benimsemesi gerektiğini fark edecektir.


Örnekler arasındaki farklara bakıldığında “Yaramaz, içe kapanık, korkak, beceriksiz” gibi eleştirilere maruz kalan çocukların aslında o şekilde doğmadıkları, onları bu hale getiren sebebin ailelerinin sergiledikleri kendi kişilik özellikleri ve normalleştirdikleri anormal davranışlar olduğu görülmektedir. Eğer ki aileler hatayı tamamen çocuklarında aramak yerine kendi davranış ve tutumlarını objektif bir şekilde gözden geçirmeyi başarabilir ve bunun sonucunda da yanlışlarını görüp, onları düzeltme yoluna giderse işte asıl o zaman çocuklarının ruh sağlığı ve karakter gelişimi açısından faydalı birer ebeveyn olacaklardır.

Yayınlanma: 12.10.2021 08:37

Son Güncelleme: 12.10.2021 08:37

Psikolog

Rojda

OHANCAN

Psikolog

Çevresel-Toplumsal Sorunlar
Online TerapiOnline Ter...
süre 50 dk
ücret 550
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 50 dk
ücret 600
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

İçten İçe İyi Hissetmemek: Sebebini Anlamak

Bazen her şey yolunda gibi görünür. Ama sen içten içe iyi hissetmezsin. Sabah kalkarsın, yapman gerekenleri yaparsın, işe gidersin, insanlarla konuşursun ve gününü tamamlarsın.Dışarıdan bakıldığında her şey normaldir, hatta birçok kişi için belki de iyi bile görünüyordur. Ama içten içe bir şey eksik gibi gelir. Sanki bir parçan geride kalmış gibi. Yaşıyorsundur ama tam olarak hissetmiyorsundur.Bu durumu yaşayan birçok insan var. Ama çoğu bunu dile getirmiyor; çünkü ortada anlatılacak net bir problem yok. Bir şey kötü değil ama iyi de değil. Bu durum insanın kafasını daha da karıştırıyor.“Her şeyim var aslında, neden böyle hissediyorum?”“Şikayet edecek bir şey yok ama içim sıkılıyor.”“Böyle hissetmem sağlıklı değil mi?”Hayır, değil.Bazen bu his sadece yorgunluk olur. Ama bildiğimiz türden bir yorgunluk değil bu. Uyusan geçecek gibi de değil. Tatile gitsen düzelecek gibi de değil. Daha çok içsel bir ağırlık gibi. Sanki uzun zamandır kendinle temas etmemişsin gibi.Günlük hayatın içinde çoğumuz “yapmamız gerekenlere” odaklanıyoruz. Yetişmemiz gereken işler, sorumluluklar, beklentiler…Ama o sırada kendimizi fark etmeyi yavaş yavaş bırakıyoruz. Ne hissettiğimizi, neye ihtiyacımız olduğunu, neyin bizi gerçekten iyi hissettirdiğini…Unutuyoruz demek belki ağır olur ama geri plana atıyoruz.Şöyle bir düşünmeni isterim:En son ne zaman gerçekten keyif aldın?Zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğin bir an ne zamandı?Ve o anlar hayatının ne kadarını oluşturuyor?Bir de şu var: Bazen gülümsemeye o kadar alışıyoruz ki, zorlandığımızı fark etmek bile zorlaşıyor.“Geçer.” diyoruz.“Abartıyorum.” diyoruz.Ama içimizde bir yer, duyulmak istiyor.Çoğu zaman bu hisler bir anda ortaya çıkmaz.Küçük küçük birikir.Söylenmeyen şeyler…İçine attıkların…Ertelediklerin…Görmezden geldiklerin…Ve bir noktadan sonra, ortada büyük bir problem yokken bile içinde bir ağırlık oluşur.Burada önemli olan şu:Böyle hissetmek, “zayıf” olduğun anlamına gelmez.Ya da hayatında bir şeylerin yanlış gittiğini göstermez.Ama bir şeylerin fark edilmek istediğini gösterebilir.Kendine şu soruları sormayı deneyebilirsin:Son zamanlarda beni en çok ne yoruyor?Gün içinde beni en çok ne geriyor?Ne zaman kendimi daha iyi hissediyorum?Ve… kendime gerçekten ne kadar alan tanıyorum?Bu soruların net cevapları olmayabilir.Zaten amaç hemen cevap bulmak değil.Ama biraz durmak…Kendine dönmek…Orada ne olduğunu merak etmek…Bu bile önemli bir başlangıç.Bazen insanlar destek almayı “çok kötü bir durumda olmak” gibi düşünüyor.Ama aslında öyle değil.Bazen sadece:Kafanın içini biraz daha net duymak için,Duygularını anlamlandırmak için,Hayatındaki dengeyi yeniden kurmak için…Biriyle konuşmak iyi gelir.Çünkü bazı şeyleri kendi içinde düşünmekle, biriyle konuşarak fark etmek aynı şey değil.Bir şeyleri ilk defa yüksek sesle söylediğinde onlara bakışın bile değişebilir.Şunu da söylemek isterim:Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin.Herkes zaman zaman zorlanır.Herkes bazen ne hissettiğini tam olarak bilemez.Bu çok insani.Eğer son zamanlarda sen de böyle hissediyorsan, bunu görmezden gelmek yerine biraz yaklaşmayı deneyebilirsin.Kendine biraz daha alan açmayı…Kendini biraz daha duymayı…Belki de en çok ihtiyacın olan şey bu.Ve istersen, bu sürece birlikte de bakabiliriz.Bazen sadece konuşmak bile düşündüğünden daha iyi hissettirebilir.Belki de uzun zamandır sadece “devam etmeye” odaklandın.Durmadan, düşünmeden, hissetmeden…Çünkü durursan neyle karşılaşacağını bilmiyorsun.Ya da bildiğin için durmamayı seçiyorsun.Bu da çok anlaşılır.Bazen insan kendi içinden kaçmayı fark etmeden öğrenir.Kendini oyalayarak, sürekli bir şeylerle meşgul olarak, yalnız kalmamaya çalışarak…Ama ne kadar kaçarsan kaç, o his bir şekilde kendini hatırlatır.Sessiz bir anında, gece yatağa yattığında, ya da hiçbir şey yapmazken bir anda gelen o boşluk hissinde…Aslında o his bir düşman değil.Sana bir şey anlatmaya çalışan bir tarafın.Belki dinlenmek istiyorsun.Belki sınır koymak.Belki bir şeyleri değiştirmek…Ama önce bunu fark etmek gerekiyor.Kendine şu izni verebilir misin?Her zaman iyi olmak zorunda olmadığını, bazen kararsız, yorgun ya da sıkılmış hissedebileceğini kabul etmeyi…Ve bunu hemen düzeltmeye çalışmadan, biraz onunla kalmayı…Bu kolay bir şey değil.Ama gerçek bir temas genelde tam burada başlar.İnsan kendine yaklaşmaya başladığında, ilk başta biraz yabancı hissedebilir.Ama zamanla o yabancılık yerini daha tanıdık, daha sakin bir hisse bırakır.Belki de ihtiyacın olan şey, kendine daha yumuşak davranmak.Her şeyi çözmeye çalışmak yerine biraz anlamaya çalışmak.Kendine şu soruyu da sorabilirsin:“Şu an hissettiklerim bana ne anlatıyor olabilir?”Bazen cevap hemen gelmez.Ama bu soruyu sormak bile, kendinle kurduğun ilişkiyi değiştirmeye başlar.Eğer bu satırları okurken kendinden bir parça bulduysan, yalnız olmadığını bilmeni isterim.Ve bu hislerin, üzerine gidildiğinde değişebileceğini…Kendine küçük bir alan açmakla başlayabilirsin.Belki günde birkaç dakika, sadece kendinle kalmak…Belki hissettiklerini yazmak…Belki de sadece fark etmek…Küçük adımlar, düşündüğünden daha fazla şey değiştirebilir.Ve eğer bir noktada bunu tek başına yapmak zor gelirse, bu da çok normal.Bazen birinin eşlik etmesi, yolu daha anlaşılır ve daha hafif hale getirir.İstersen burada durmak zorunda değilsin.Kendine doğru atacağın her adım, aslında hayatına doğru atılmış bir adımdır.Ve belki de en önemlisi:İyi hissetmek, her şeyin mükemmel olmasıyla ilgili değildir.Kendini duyabilmekle ilgilidir.Dilediğinde, daha profesyonel şekilde ele almak istediğinde bunları eşlik etmek için burada olacağım.
Begüm KALFE 16.04.2026

✨ Her Şeyi Anlamak Zorunda Değilsin: Duygularla Temas Etmenin Unutulan Yolu

Bazen her şeyi anlamaya çalışırsın.Neden böyle hissediyorum?Bu duygu nereden geliyor?Bunu çözmem lazım.Zihnin durmadan çalışır. Analiz eder, parçalar, anlamlandırmaya uğraşır.Ama ne gariptir ki… ne kadar çok düşünürsen, o kadar uzaklaşırsın kendinden.Çünkü bazı şeyler düşünerek çözülmez.Bazı duygular, anlaşılmak istemez.Onlar hissedilmek ister.🧠 Anlamak Her Zaman İyileştirmez“Anlamak iyidir” fikriyle büyüdük.Ve evet, anlamak çoğu zaman yardımcıdır. Ama her zaman değil.Bazen anlamaya çalışmak, hissetmekten kaçmanın zarif bir yolu olabilir.Özellikle yoğun duygular söz konusu olduğunda zihin devreye girer ve şöyle der:“Bunu çözelim.”Ama aslında yaptığı şey şudur:Seni duygudan uzaklaştırmak.Çünkü hissetmek kontrol edilemezdir.Anlamak ise kontrol hissi verir.Ve insan, belirsizlikten çok kontrolde kalmayı tercih eder.🌊 Duygular Neden Bu Kadar Zor?Çünkü duygular düzenli değildir.Bir duygu geldiğinde:Mantıklı olmak zorunda değildirTutarlı olmak zorunda değildirAçıklanabilir olmak zorunda değildirBir anda üzgün hissedebilirsin.Ardından sebepsiz bir öfke gelebilir.Sonra bir boşluk…Zihin bunu sevmez. Çünkü zihin netlik ister.Ama duygular, netlikten çok akışla ilgilidir.Onlar gelir, yükselir ve geçer.Eğer izin verirsen.🌀 Kontrol Ettikçe Neden Sıkışıyoruz?Bir duyguyu kontrol etmeye çalıştığında aslında ona şu mesajı verirsin:“Sen burada olmamalısın.”Ama duygular kovuldukça daha çok ısrar eder.“Üzgün olmamalıyım” dediğinde, üzüntü büyür“Korkmamam lazım” dediğinde, kaygı artar“Güçlü olmalıyım” dediğinde, kırılganlık derinleşirÇünkü bastırılan her duygu içeride kalır.Ve içeride kalan hiçbir şey gerçekten sessiz değildir.🌿 Duyguların Bedendeki İzleriDuygular sadece zihinde yaşanmaz.Her duygu bedende kendine bir yer bulur.Kaygı:Nefesi hızlandırırGöğsü sıkıştırırÜzüntü:Omuzları düşürürEnerjiyi azaltırÖfke:Çeneyi sıkarKasları gererBu yüzden duygular sadece düşünülmez…hissedilir.Ama çoğu zaman bu hissi yarıda keseriz.Hissetmeden düşünmeye geçeriz.🎨 Hissetmek Neden Korkutucu?Çünkü hissetmek bilinmez bir alandır.Birçok insanın içinde şu korku vardır:“Eğer bu duyguyu hissedersem, içinden çıkamam.”Ama gerçek şu ki:Duygular, hissedildiklerinde hareket eder.Direnildiğinde ise sıkışır.Bir duygunun içinde kalmak, onun içinde kaybolmak değildir.Onun akmasına izin vermektir.🌸 Duygularla Temas Etmek Ne Demek?Duygularla temas etmek:Onları değiştirmeye çalışmadan fark etmekİyi ya da kötü diye etiketlemeden kabul etmekOnlara alan açmak demektirBu pasif bir süreç değildir.Oldukça cesaret gerektirir.Çünkü bu süreçte kontrol biraz gevşer.Ve çoğu insan için en zor şey tam olarak budur.🕊️ Küçük Bir Pratik: Dur ve HissetŞu an küçük bir şey deneyebilirsin:Gözlerini kapatNefesine odaklanKendine sor: “Şu an ne hissediyorum?”Sonra:“Bu duygu bedenimde nerede?”Göğsünde mi?Karnında mı?Boğazında mı?Cevabı değiştirmeye çalışma.Sadece onunla kal.🌀 İfade Etmek: Duygunun Yolunu AçmakDuygular sadece hissedilmek değil, ifade edilmek ister.Ama ifade etmek her zaman konuşmak değildir.Bazen:YazmakÇizmekHareket etmekçok daha derin bir kapı açar.Çünkü bazı duygular kelimelerden önce gelir.Ve sanat, bu noktada güçlü bir alan yaratır.🌬️ Duygular Geçici, Direnç KalıcıdırDuygular düşündüğünden daha kısa sürelidir.Ama onlara karşı geliştirdiğimiz direnç çok daha uzun sürer.Bir duyguya izin verdiğinde genellikle değişir.Ama bastırdığında kalır.Bu yüzden iyileşme, duyguları yok etmek değil…onların akmasına izin vermektir.🌿 Yavaşlamak: İyileşmenin Gözden Kaçan ParçasıBu süreçte sabırsızlık hissetmen çok normal.Çünkü içinde yaşadığımız dünya hız ister.Hızlı çözüm, hızlı iyileşme, hızlı sonuç…Ama duygular böyle çalışmaz.Duygular:Zamana ihtiyaç duyarAlana ihtiyaç duyarYavaşlığa ihtiyaç duyarBazen hiçbir şey yapmadan sadece hissetmek, en derin çalışmadır.Dışarıdan bakıldığında bu “hiçbir şey yapmamak” gibi görünür.Ama içeride çok şey olur.Ve çoğu zaman gerçek dönüşüm,tam da bu sessiz anlarda başlar.🌿 Kendinle Yeni Bir İlişki KurmakDuygularla temas etmek, kendinle ilişkini değiştirir.Artık kendine şöyle demeye başlarsın:“Bu duyguyu hissedebilirim”“Bu zor ama mümkün”“Bununla kalabilirim”Ve bu cümleler zamanla içsel bir güven yaratır.✨ Son SözHer şeyi anlamak zorunda değilsin.Bazen anlamaya çalışmak seni kendinden uzaklaştırır.Ama hissetmek… seni kendine yaklaştırır.Duyguların düşmanın değil.Onlar sana bir şey anlatmaya çalışıyor.Ve belki de uzun zamandır ilk kez…Onları susturmak yerineonlarla kalmayı seçebilirsin.Çünkü iyileşme bazen bir şeyi çözmekle değil,onunla kalabilmekle başlar.Ve belki de tam o anda,kendinle gerçekten temas etmeye başlarsın. 🌿✨Ve belki de en önemli farkındalık şu: Duyguların “doğru” ya da “yanlış” hali yoktur. Hissettiğin şey ne olursa olsun, o an için gerçektir ve bir anlam taşır. Kendine bunu hatırlatmak, içsel eleştirmeni yumuşatır. Çünkü çoğu zaman acıyı büyüten şey duygunun kendisi değil, o duyguya karşı verdiğimiz yargıdır. “Böyle hissetmemeliyim” dediğin her an, kendinden biraz daha uzaklaşırsın. Ama “Şu an böyle hissediyorum ve bu anlaşılabilir” dediğinde, kendine yaklaşmaya başlarsın. Ve bu yaklaşma, iyileşmenin en sessiz ama en güçlü adımlarından biridir. 🌿 🌿 Kendine gösterdiğin bu şefkat, zamanla içsel bir güvene dönüşür. Ve o güven, duygularınla savaşmak yerine onlarla birlikte yürüyebilmeni mümkün kılar, daha dengeli hissetmeni sağlar. 🌿Bazen duyguların yoğunluğu seni geri çekilmek istemeye itebilir. Bu da anlaşılır bir tepkidir. Böyle anlarda önemli olan, kendini zorlamak değil, kendine eşlik edebilmektir. Küçük temaslar yeterlidir: Biraz daha yavaş nefes almak, bulunduğun ortamı fark etmek, ayaklarının yere değdiğini hissetmek… Bunlar basit görünür ama sinir sistemine “şu an güvendeyim” mesajı verir. Ve güven hissi oluştuğunda duygular da yumuşamaya başlar. İyileşme çoğu zaman büyük farkındalıklardan değil, bu küçük ama düzenli temaslardan doğar. Kendine bu alanı tanımak, içsel dayanıklılığını sessizce güçlendirir.
Gülay TOKER 02.03.2026

✨ Beden Hatırlar: Travma Neden Sadece Zihinde Değildir?

Travmayı çoğu zaman bir hikâye gibi düşünürüz.Geçmişte olmuş, bitmiş, artık “geride kalmış” bir olay…“Evet, zor bir şey yaşadım ama geçti.”Peki gerçekten geçti mi?Eğer bazen hiçbir sebep yokken kalbin hızlanıyorsa…Eğer bir ses, bir koku ya da bir bakış seni aniden huzursuz ediyorsa…Eğer hayatın genel olarak yolunda olmasına rağmen içinde açıklayamadığın bir sıkışma hissi varsa…Belki de geçmemiştir.Belki de sadece şekil değiştirmiştir.Çünkü travma yalnızca zihinde saklanan bir anı değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir deneyimdir.🧠 Zihin Unutur, Beden HatırlarTravmatik bir olay yaşandığında bedenin önceliği “anlamak” değildir.Öncelik hayatta kalmaktır.Bu yüzden sinir sistemi otomatik olarak devreye girer ve şu tepkilerden birini seçer:SavaşKaçDonBu sırada beynin mantıklı düşünmeden sorumlu kısmı geri planda kalır. Yani o anda yaşadığın şeyi anlamlandırmak yerine, sadece tepki verirsin.Belki bağırmak istedin ama sustun.Belki kaçmak istedin ama kalmak zorunda kaldın.Belki hareket etmek istedin ama donakaldın.İşte bu “yarım kalan tepkiler” bedenin içinde kayıt altına alınır.Ve yıllar sonra bile beden, o anı unutmaz.🌊 “Geçti” Dediğin Şey Neden Hâlâ Etkiliyor?Birçok insan terapiye şu cümleyle gelir:“Ben artık o olayı düşünmüyorum ama hâlâ etkisindeyim.”Bu cümle aslında çok şey anlatır.Çünkü travma sadece hatırlamakla ilgili değildir.Travma, sinir sisteminin hâlâ o olaydaymış gibi çalışmasıdır.Bu yüzden kişi:Sürekli tetikte hissedebilirRahatlamakta zorlanabilirGüvende olsa bile güvende hissedemeyebilirMantık şöyle der: “Artık tehlike yok.”Ama beden şöyle der: “Emin değilim.”Ve çoğu zaman kazanan beden olur.🌀 Travma: Tamamlanmamış Bir Hikâye Değil, Tamamlanmamış Bir TepkiTravmayı bir anı gibi değil, tamamlanmamış bir hareket gibi düşün.Söylenememiş sözler…Ağlanamamış gözyaşları…İfade edilememiş öfke…Kaçılamamış bir durum…Bunların hepsi bedenin içinde “yarım kalır.”Bu yüzden bazen hiçbir sebep yokken:İçin daralırGözlerin dolarKasların gerilirNefesin sıkışırBeden aslında şunu yapmaya çalışıyordur:“Yarım kalan şeyi tamamlamak.”Ama biz genelde bunu anlamayız.Onun yerine bastırırız.🌿 Bastırmak Neden İşe Yaramaz?Çünkü bastırmak, yok etmek değildir.Bastırmak, sadece ertelemektir.Bir duyguyu hissetmemeye çalıştığında, o duygu kaybolmaz.Sadece daha derine gider.Ve çoğu zaman daha güçlü bir şekilde geri döner.Örneğin:Sürekli meşgul olma ihtiyacıAşırı düşünmeBedensel gerginliklerNedensiz yorgunlukBunların bazıları aslında bastırılmış duyguların bedenle konuşma şeklidir.Beden kelimelerle konuşmaz.Beden hislerle konuşur.🎨 Neden Sadece Konuşmak Yetmez?Konuşmak çok değerlidir.Anlamak, fark etmek, anlamlandırmak iyileşmenin önemli bir parçasıdır.Ama tek başına yeterli değildir.Çünkü travma sadece “anlatılan” bir şey değildir.Travma aynı zamanda “hissedilen” bir şeydir.Ve bazı şeyler kelimelere dökülemez.İşte bu yüzden beden odaklı çalışmalar önemlidir:Sanat terapisiHareket çalışmalarıNefes farkındalığıDuygusal ifade teknikleriBu yöntemler zihni biraz kenara alır ve doğrudan bedenle çalışır.Bazen bir resim, anlatılamayan bir duyguyu ortaya çıkarır.Bazen küçük bir hareket, yıllardır tutulmuş bir gerginliği çözer.Bu bir “bozulma” değil…Bu bir çözülmedir.🌸 Beden Ne Zaman Açılır?Beden zorlandığında değil…Güvende hissettiğinde açılır.Bu çok kritik bir nokta.Çünkü birçok insan iyileşmeye çalışırken kendini zorlar:“Artık geçmesi lazım.”“Bunu aşmalıyım.”“Güçlü olmalıyım.”Ama beden baskıyla değil, güvenle çalışır.Güvenli bir alan demek:Yargılanmadığın bir yerHızına saygı duyulan bir süreçZorlanmadan ilerleyebilmekBeden ancak “artık tehlike yok” dediğinde gevşer.🌬️ Sinir Sistemi ve Regülasyon: İyileşmenin AnahtarıTravmayı anlamanın bir diğer yolu da sinir sistemine bakmaktır. Sinir sistemi, bedenin iç dünyadaki trafik kontrol merkezidir. Tehlike algıladığında hızlanır, güven hissettiğinde yavaşlar.Travma yaşayan kişilerde bu sistem çoğu zaman dengesini kaybeder. Ya sürekli alarm halinde kalır ya da tamamen kapanır.Bu durum iki şekilde kendini gösterebilir:Aşırı uyarılma: kaygı, huzursuzluk, panikDüşük uyarılma: donukluk, boşluk hissi, kopuklukİyileşme, bu iki uç arasında esneklik kazanmakla ilgilidir.Buna “regülasyon” denir.Regülasyon, duyguları bastırmak değil…Duygularla birlikte kalabilmektir.💫 Küçük Bir Farkındalık DeneyiŞu an burada, bunu okurken…Kısa bir an dur.Omuzlarını fark etÇeneni fark etNefesini fark etKendine şu soruyu sor:“Şu an bedenimde en çok nerede bir his var?”Belki bir sıkışma…Belki bir ağırlık…Belki bir boşluk…Şimdi o bölgeye doğru nefes aldığını hayal et.Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışma.Sadece alan aç.Çünkü iyileşme çoğu zaman büyük adımlarla değil,küçük temaslarla başlar.🌿 Son SözTravma sadece geçmişte kalan bir olay değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir izdir.Bu yüzden iyileşme de sadece düşünerek olmaz.İyileşme hissetmeyi de içerir.Zihin anlamak ister.Beden hissetmek ister.Ve gerçek dönüşüm, bu ikisi bir araya geldiğinde olur.Beden bazen kelimelerden daha eski bir dil konuşur.Ve bu dil sabır ister, yavaşlık ister, temas ister.Eğer uzun zamandır kendine şu soruyu soruyorsan:“Neden hâlâ böyle hissediyorum?”Belki de cevap şudur:Zihnin yoluna devam etti…ama bedenin hâlâ seni bekliyor.Ve belki de iyileşme,ilerlemek değil…geri dönüp kendine yeniden temas etmektir. Ve o temas, sandığından çok daha dönüştürücü olabilir. Bu yüzden kendine nazik ol, acele etme, bedeninin ritmini dinle. Her fark ettiğin duyum, her küçük temas, seni biraz daha kendine yaklaştırır ve içsel bütünlüğünü yeniden kurmana yardımcı olur. 🌿 Gülay TOKER
Gülay TOKER 25.02.2026