Covid-19 ve Kaygı


Pandemi sırasında her gün kendi hayatımızın, arkadaşlarımızın ve ailelerimizin, topluluklarımızın, ülkemizin ve dünyanın hayatlarına bindiği inanılmaz bedelle karşı karşıya kaldık. Kendimizi yeterince koruyor muyduk? Daha kaç kişi kaybolacaktı? Bu sorular ve virüsü kontrol etme kısıtlamaları endişemizi daha da artırdı. COVID-19 ayrıca tüm rutinlerimizi alt üst etti ve işe, okula ve hatta markete gitmekten her şey tahmin edilemez hale geldi. Bu tür öngörülemezliğin ve değişimin ne kadar süreceğini bilmiyorduk. İşlerin otopilot modunun bilinmeyen bir süre boyunca devre dışı bırakılacağını kavramak zordu ve bu endişeye yol açtı. Pandemi kendimize koyduğumuz hedefleri sekteye uğrattığı için biz de endişelendik. Anı yaşamaya zorlandık, bu uzun vadeli hedeflere odaklanmayı zorlaştırıyor ve bu hedeflere ulaşamayacağımız konusunda bizi endişelendiriyor. İşte değişime nasıl tepki verdiğimize ve bunun bizi nasıl daha fazla veya daha az endişeli hale getirebileceğine bakmanın bir yolu: İşe giderken lastiğiniz patlasa, bütün gün arabanızda oturur ve patladınız diye kızar mıydınız? Patlak lastiği sabitlemek, işe zamanında başlamanıza veya arabanızı tamir etmenize yardımcı olmaz. Ancak bir daireniz olduğunu kabul ettiğinizde ilerleyebilirsiniz. İşte o zaman sorunu çözmek için fikirler buluyorsunuz - işvereninizle iletişime geçin, geç kalacağınızı, lastiği değiştirmeyi deneyin, bir arkadaşınıza binmek için ulaşın, yol kenarındaki bir onarım servisini arayın - ve o gün çalışmasını sağlayın. . Pandemiden önce size evden çalışmanız gerektiği söylenseydi, tepkiniz şu olabilirdi: "Bunu yapamam. Daha önce hiç yapmadım. Asla işe yaramayacak." Ancak evden çalışmak bir gerçeklik haline geldiğinde, belki de çalışmak için bir yer belirleyerek ve günleriniz için yeni bir rutin oluşturarak yaratıcı bir şekilde uyum sağladınız. Bu örneklerin her ikisinde de, önce değişikliği kabul ederek ayar yaptınız. Daha sonra başa çıkmanıza yardımcı olacak çözümler aradınız. Bir problemin var olduğunu kabul etmek veya kabul etmek, onu sevmek anlamına gelmez. Ancak bunu kabul etmek, ilerlememizi ve soruna takılıp kalmaktansa yönetme yollarını düşünmemizi sağlar. Sorunu kabul ettiğimizde, devam edebiliriz - ve durum hakkında daha az endişeli olabiliriz.


Şimdi daha fazla insanın COVID-19 için aşılanması ve kısıtlamaların değiştirilmesiyle birlikte, yeniden değişmemiz gerekiyor, bu da bazılarımızı birçok düzeyde tekrar endişelendiriyor olabilir, örneğin: Yeni COVID-19 rutinleri konusunda rahattık. Salgın henüz bitmedi ve biz hala güvende kalmak istiyoruz. İşin veya okulun nasıl yürütüleceğinden emin değiliz: uzaktan, karma veya şahsen. Çocuklarımızla daha fazla zaman geçirmek, yeni bir beceri öğrenmek, düzenli bir egzersiz programına başlamak veya sadece daha fazla esnekliğe sahip olmak olsun, hayatımızın nasıl değiştiğini bazı yönlerden sevdik. Uzaktan eğitim ile çocuklar, evlerine yakın yerlerde daha önce mevcut olmayan eğitim kurslarına erişim kazanmış olabilir. Sağlık çalışanımızı ofise girmeden görebiliyorduk. Ve bu olumlu değişiklikleri kaybetmek istemiyoruz. Daha normal bir hayata geçmeye hazır olsak bile, işler değişebilir ve hayatımızı her gün yeniden yaşamak zorunda kalabiliriz. Bu, COVID-19 delta varyantı olan bazı bölgelerde zaten oluyor ve bazı kurum, durum ve eyaletlerde maske ve aşı politikaları tartışılıyor. Bu, özellikle pandemi sonrası bir hayata geçmeye hazırsak, endişe uyandırıcı ve bunaltıcı olabilir. Otopilotumuzun tekrar kontrolü ele almasını ve nihai hedeflerimize ulaşmamıza yardımcı olmasını gerçekten istesek de, yine de dikkatli olmamız ve her gün karşılaştığımız zorluklara veya değişikliklere dikkat etmemiz gerekiyor. Zorlukları belirleyerek, bir sonraki adıma geçebiliriz - onlarla nasıl başa çıkacağımızı kabul etmek ve düşünmek. Yeni bir başlangıç ​​yapmak Buradan nereye gidiyoruz? Sorunu belirleyerek - ama sabitleyerek değil -, kabul ederek ve kabul ederek ve çözümler bularak başlayın. Hiçbir durum tamamen siyah veya beyaz değildir. Kabul edebileceğimiz bir yer bulacağız, muhtemelen ortada bir yerde. Bu, düşüncelerimizi olumsuzdan çevirmek anlamına gelir - "Bu işe yaramaz. Bunu yapamam." - olumluya ve değişimden ne kazanabileceğimize.

Örneğin: İşe tekrar gidip gelmek konusunda endişeliyseniz, bundan korkmak yerine bunu kabul edebilir ve bu zamanı bir podcast veya sesli kitap dinlemek için kullanabilirsiniz. Belki de bu normal Zoom tarihlerini uzaklardaki aile üyeleriyle tutabilirsiniz, onları ziyaret edemediğiniz için değil, daha sık bağlantı kurmayı sevdiğiniz için. Sizin için önemli hale gelen bir şeye tutumun ve başka bir şeyin düşmesine izin verin. Sinemaya gitmeyi özlüyor ama aynı zamanda endişeliyseniz, belki bir arkadaşınıza sorabilir ve sinemanın daha az kalabalık olacağı bir saat seçebilirsiniz. O zaman deneyimle kendinizi şımartın ve gidin. Bu geçişi yaparken kaygımızı yönetmenin anahtarı, onu yavaş yavaş almak, mevcut olmak, küçük başlamak ve her gün kendimize biraz meydan okumaktır. Her şeyden önce kendimizi ve bulunduğumuz yeri kabul etmemiz gerekiyor.


Kaygıyı yönetmenin bir başka yolu da otomatik düşüncelerimizin kanıtlarını ve geçerliliğini incelemektir. Aşırıya kaçmak yerine düşüncelerimizi değerlendirmek ve ne kadar makul olduklarını kontrol etmek sağlıklıdır. COVID-19 aşısı olmak, yeni varyantlar veya nasıl güvende kalacağımız konusunda endişelerimiz varsa, bu alanlarda uzman olan biriyle konuşmak ve varsayımlarda bulunmamak iyi olur. Olumsuz haberlere bir süre ara vermek ek yardım sağlar iken kaygı ile başa çıkmakta zorluk çekiyorsanız, bir akıl sağlığı uzmanından yardım istemek her zaman harika bir fikirdir. Salgının kısıtlamalarına uyum sağlayabileceğimizi düşünmüyorduk ama bunu direncimizi koruyarak yaptık. Durumu kabul ettik ve bizi ve ailelerimizi güvende ve korunmuş hissettiren çözümler bulduk. Kolektif gücümüzü ve cesaretimizi hatırlamamız, anı yaşamaya devam etmemiz, zorlukları tanımlamamız, onları kabul etmemiz ve bu zorluklarla başa çıkarken fırsatları aramamız gerekiyor.


Daha fazla yazı için www.hanpsikolojikdanismanlik.com


Kaynakça:

https://www.mayoclinichealthsystem.org







Yayınlanma: 05.09.2021 18:24

Son Güncelleme: 05.09.2021 18:24

Tutkunur ÜNLÜ
Tutkunur ÜNLÜ
Psikolog(*)(*)(*)(*)(*)
Uzmanlıklar: Depresyon ve Mutsuzluk, İlişki / Evlilik Problemleri, Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
İngilizce psikoloji bölümünden onur Devamını oku
Online Terapi
süre 50 dk
ücret 250
Yüz Yüze Terapi
süre 60 dk
ücret 400
Bunları da sevebilirsiniz...
varolussal-mucadele

Farklı kültürden insanlara sorulsa, en genel geçer yaşam kuralları nedir diye, büyük ihtimalle çoğunluk şu ibarelerde birleşir : ''Daima başarılı olmaya, en iyiye koşmaya, güçlü olmaya, kimseye muhtaç olmamaya çalışmak''. Kimlerden duyuyoruz bu cümleleri, bu gereklilik kalıplarını; Ailelerimizden, arkadaşlarımızdan, yakın dostlardan, sosyal medyadan, kısacası toplumdan ve toplumun ürünlerinden...Empoze edilmiş bu bilgilerle birçok insan yaşamın birçok alanında azimle, sabırla mücadele etmeye girişiyor. Elbette her alanda her birey başarı sağlayamıyor çünkü bu doğamıza ters bir durum. Ama bazılarımız başarının basamaklarını tırmanıyor, bazıları zirveye çıkıyor, bazısı gerisin geri iniyor bazısı ise hiç basamaklara yanaşmıyor. Bu hayattaki yaşam mücadelesini birçok açıdan incelersek varoluşsal mücadelemize ışık tutabileceğimize inanıyorum.Güce, başarıya olan tutkumuz varlığımızın derinliklerinden var olduğumuz ilk günden bu yana bize ilham veriyor, yoldaşlık ediyor. Güç arayışının ilk adımları ise çocukluk dönemlerimize rastlamaktadır. Başımız sıkıştığında, dara düştüğümüzde, kendimizi güvende hissetmediğimizde sığınacak bir dağ ararız. Bu dağ ilk olarak babadır. Babaya bu nedenle çocuklar 'süper kahraman, aslan' gibi benzetmeler yakıştırırlar. Baba, dünyayı yeni tanımaya çalışan çocuğun dünyasında karşılaştığı zorlukları aşabilme cesareti aşılayan bir figürdür. Anne ise özel olma, biricik olma duygusunu veren bir işlev görür. Yetişkin yaşama baktığımızda ise bu güç arayışı bireylerin karşısına iki seçenek çıkarmaktadır. İlki ; Bu gücü, başarıyı elde etmek, gücü kendinde bulundurmak. İkincisi ; Hayatımızda 'güçlü, başarılı' bir duruşa sahip insan veya insanlarla yakın ilişki oluşturmak, bu gücü başka bir insandan doyum sağlayarak dolaylı olarak tatmak.Öncelikle ilk seçeneği inceleyelim. Başarıya ulaşmak son derece güzel hisleri beraberinde getiren, ulaşılması arzulanan bir noktadır. Böyle olmasına karşın bu başarının insan hayatına getirileri bu denli olumlu olmayabilmektedir. Çünkü kendini tamamen güce, ilerlemeye, sivrilmeye ve kendisi için bir isim yapmaya adayan başarılı insan bir noktada bireyselleşmenin yapısında bulunan yalnızlık ve yaralanabilirlikle yüz yüze gelmek zorundadır. Derin bir yalıtılmışlığın içine gömülüp, yalnızlığın yarattığı anksiyete ile karşı karşıya kalabilmektedir. Hiç kimseye hiçbir şeye bağımlı olmayıp, bireysel olarak var olabilme mücadelenin sonu tam da bu nedenlerle bireysel çıkmaz olabilmektedir.İkinci seçenekte ise ; Birey güce kendisi yaşamında ulaşamadığında ulaşmış bireylerin gücünden kendine pay çıkararak, tatmin olur. Bu; Bir tarikat lideri, bir parti lideri, bir savaşçı, devrimci, eş, terapist olabilir. Varlığından güç alınır, zorluklar karşısındaki direncimizi arttırabilir, gücün varlığı ile hayata anlam yüklenebilir, öyle ki ölümden korkmayıp, korkusuzca ölüme dahi gidilebilir, hatta o kişinin varlığı sona erdiğinde hayata son verilebilmektedir. Bu duruma en belirgin örnek : Bir siyasi liderin ortaya attığı ideolojiye sıkı sıkıya tutunan bireyler, bir savaşın sonunda gelecek olan ideolojik ve siyasi başarının gücüne inanan askerlerin büyük bir özveri ile savaşması verilebilir.İkinci seçenek verilen örneklerde de görüldüğü gibi , insanın biricikliğine, özgür oluşuna, yaşamına kendine özgü anlam katışına vurulan bir kilit gibidir. Çünkü birey, varlığına, varlığının işleyişine ve anlamına yaratıcılık katmaz, oluşturulmuş yaratıcılıktan kendine pay çıkartmaktadır. 'Ben şu partideyim, şu derneğin bir üyesiyim o dernek çok iyi, çok güçlü' yorumları bu durumun bir yansımasıdır. Kendi fikirlerinden ziyade derneğin/partinin fikirleri önceliklidir, doğrudur. Kendisi de o partide olduğu için' özeldir, güçlüdür 'inancı bu şekilde oluşmaktadır. İkili ilişkilerde eşin gücünden doyum sağlamada ise eşin yaşamın sorumluluklarının büyük çoğunluğunu sırtladığını görüyoruz.. Bunlar evin işleyişinin devam edebilmesi için yerine getirilmesi gereken görevlerin çoğunluğunu eşin karşılaması, o rolleri eşin sahiplenmesidir. Güçlü olan eştir, gücü elinde bulundura eştir, eşin varlığı varlığını anlamlı ve güçlü kılar. . Hayatın zorlukları ile mücadelede duygusal yıkılmazlığı kendine olan inancından güveninden değil eşinin varlığına olan güven ve inançtan sağlamak vardır. Bağımlılık söz konusu olabilmekte, eşi dünyanın merkezine alıp, o hayatında olmazsa yaşamının işlevinin duracağına olan yoğun bir inanç gelişebilir.Bu duruma bir alıntı ile açıklık getirmek gerekirse :Birey kendini ayırmaya, bireyselleşmeye, özerkliğini doğrulamaya, ileri gitmeye, potansiyelini gerçekleştirmeye çalışır. Fakat hayat karşısında korku geliştirdiği bir an gelir. Bireyselleşmenin bir bedeli vardır : Korku dolu ve yalnız bir korunmasızlık hissine neden olur. İnsanın yön değiştirerek azalttığı bir histir bu : İnsan geriye gider, bireyselleşmeden vazgeçer, birleşmede kendini bir başkasına bırakmada huzur bulur. Ancak bu rahatlık da sabit değildir,Belki de yaşam boyu her birimiz hem insanlara sıkı sıkıya tutunup, yaşam mücadelemizde bizi güçlü kılmalarını, varlıkları ile bize destek olmalarını istiyoruz; hem de kimsenin varlığı olmaksızın güçlü bir şekilde her türlü durumla mücadele edebilecek bir yapıyı oluşturmaya çalışıyoruz.Yakınlığı şiddetle arzuluyor fakat yakınlık önerildiğinde kaçıyoruz.Yakınlığı oluşturduğumuzda, gücü başkalarından sağladığımızda yaşadığımız hayatın özgün olmayışı bizi 'yaşanmamış bir hayat' çıkarımına götürebilmektedir. Yakınlıktan kaçtığımızda ise birey olarak başarı basamaklarını ne kadar tırmanırsak tırmanalım zirvede tek oluşumuz derin yalnızlığın ızdırabını hissettirir. Çünkü insanlar, kişiliklerini, benliklerini, düşüncelerini, duygularını, davranışlarını kısacası varlıklarını başka insanlarla olan birlikteliklerle oluştururlar. Kendine temas edebilmesi için, öncelikle insanın varoluşuna özgü etmenleri tanıması, anlamlandırması gereklidir. Bu da ancak kendi cinsinden varlıklar ile temastan geçmektedir. Bu iki farklı seçeneğin oluşu, insanları yaşamlarında gel-git'lere sevk etmekte, bireylerde her iki seçeneğin sonucunda da ızdıraba neden olabilmektedir.Her iki gereksinimi de -özerklik ile birleşme gereksinimi - tatmin etme ve her birinin yapısında bulunan korkuyla yüzleşme görevi insanın iç dünyasını yöneten, hayat boyu süren bir diyalektiktir. Belki de kontrolümüze olan en nihai durum ; bu diyalektikten her iki gereksinimde de yaşamımıza yüklediğimiz anlamdır. Belki de diyalektiğin kendisi, varlığımızı oluşturabilmemize kaynaklık eden yegane şey'dir...Varlığımızın içeriğindeki tüm bize ait şey'leri kucaklayabilme ümidiyle... Sevgiler. Yazıyı Oku

Uzman: Sevim ARSLANKURT

Yayınlanma: 29.06.2022

ÖzetBu makalenin amacı son 20 yılda çocuk terapisinin gelişimini gözlemlemektir. Bu çalışmada oyun terapisi ve çeşitleri üzerinden nelerin değiştiğine odaklanılmıştır. Çocuk psikoterapisinin temelleri S. Freud tarafından atılmış olsa da Anna Freud ve Melanie Klein gibi önemli isimler çocuk psikoterapisin gelişiminde önde gelen isimlerdir. Çocuk psikoterapisinin güncelliğini korumasının yanında kökeninin değişmediğini günümüzdeki teknoloji, kültürel değişiklikler gibi faktörler ile birlikte çocuk terapisinin de kendisini yenilediği sonucuna varmak mümkündür. Liteatürün kısıtlılığı nedeniyle bu çalışmada da sınırlılıklar mevcuttur. Anahtar Kelimeler: çocuk, oyun terapisi, psikoterapi yaklaşımları, çocuk psikolojisiGirişÇocuk psikoterapisinin yetişkin psikoterapisinden kronolojik olarak daha geç uygulanmaya başlandığı söylenebilir. Çocuk psikoterapisinin temelleri yetişkinlere uygulanan yöntemlerin çocuklara uyarlanması ile gerçekleşmiştir. Psikanalitik yöntemden günümüz ekollerine kadar birçok yöntem çocuklarla da denenmiştir. En etkili yöntemlerin çocuklarla oyun üzerinden olduğunu söylemek mümkündür. Bu makalede çocuk psikoterapisinin güncel yaklaşımları ele alınmaktadır. Çalışmada, son 20 yılda çocuk psikoterapisinde nelerin değiştiği üzerinde durulmaya çalışılmaktadır. 1.Çocuk Psikoterapisinin Temelleri Psikoanalizin tarihçesi içerisinde çocuk ve ergen terapisi psikoanalizin üvey evladı tabiri ile anılmaktadır, bunun sebebi 1920lerden bu yana çocuk ve ergen terapisi hak ettiği değeri bulamamaktadır(Holder, 2005, s. 1). Çocuk ve ergenler için psikanaliz her ne kadar yetişkinlerden farklı da olsa uygulanabilirlik düzeyinin olduğu da iddia edilmektedir. Çocuklar yetişkinlere uygulanan şekilde uzanıp serbest çağırışım yöntemi ile analiz edilemeseler de çocukların analiz edilme yöntemi de oyun oynatılmasından ve resim yapılmasından geçer. Bu da bir nevi çocukların serbest çağırışım yöntemi olabilmektedir(Holder, 2005, s. 2). Çocuklarda psikoanalizin başlangıcını Sigmund Freud’un “Küçük Hans” (Beş Yaşında Bir Çocuğun Fobi Analizi, 1909) vakası ile başlandığı söylenebilir(Klein, 2020, s. 19). Bunun dışında Dr. H. Hug Hellmuth’da çocuk psikoanalizi üzerinde önemli çalışmalar yapmış isimlerdendir. MacLean’e göre, Hellmuth dünyadaki ilk çocuk psikanaliz uygulayıcısıdır aynı zamanda çocuk psikanalizine oyunu katan ve sistematik çocuk gözlemini psikanaliz çerçevesinde uygulayan ilk kişidir(MacLean, 1986). Bu bilgiler ışığında, ilerleyen çalışmalarda gelişen oyun terapisinin temellerini atan kişinin Hellmuth olduğu söylenebilir. Çocuk psikoterapisinin yapı taşlarının oluşmasında bir diğer önemli isim ise Anna Freud’dur. Anna Freud çocuğu benliği ile alakalı olarak ele almış ve de gizil dönemdeki çatışmalar üzerinde durmuştur(Klein, 2020, s. 20). Oyun terapisinin gelişimi Anne Freud ve Melanie Klein tarafından gerçekleştirildiği söylenebilir(Holder, 2005, s. 22). Anna Freud “ Çocuk Analizinin Kısa Tarihi” adlı bir çalışmaya sahiptir. Bu çalışmayı Amerikan Çocuk Psikanalizi Derneği’nin ilk bilimsel toplantısında sunduğu bir makaleden esinlenerek yazdığı bilinmektedir. Anna Freud’un Viyana Psikanaliz derneğinde verdiği eğitimlerin ardından 1920lerin sonunda Viyana’da da çocuk psikanalizinin gelişimi ilerlemiştir(Holder, 2005, s. 29). Anna Freud 1952 yılında ilk çocuk analizi eğitimi enstitüsünü kurmuştur. O zamanki adı “Hampstead Çocuk Terapisi Kursu” iken şu an “Anna Freud Merkezi” olarak bilinmektedir. Bu kuruluşun yetişkin eğitiminden bağımsız ve yalnızca çocuk eğitimi üzerine kurulan ilk kurum olduğu bilinmektedir(Holder, 2005, s. 30). Anna Freud çocukla terapötik bağın önemini vurgulamaktadır yani olumlu aktarımın öneminden bahsedilmektedir. Anna Freud çocuk ile terapist bağ kurduktan sonra serbest oyunların yorumlanabileceğini savunmuştur(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 41).Melanie Klein da Anna Freud gibi çocuk analizi adına önemli çalışmalara sahip olan bir analisttir. Klein 1921 yılından itibaren çocuklarla çalışmaya başlamıştır. 1926 yılında Londra’ya yerleşene kadar birçok çocuk ile çalışmış ve bu yıllar içerisinde de serbest çağırışımın çocuklar için eşdeğer şekli olan oyun tekniğini geliştirmiştir(Holder, 2005, s. 37). Klein’a göre, çocuk zihninin daha ilkel oluşu çocuğa yönelik bir analiz yönteminin oluşmasını gerekli kılmaktadır bu da oyun analizini ortaya çıkartmıştır. Oyun analizi, çocuğun derinlerde kalmış ve bastırılmış deneyimlerini ortaya çıkartmak içindir(Klein, 2020, s. 40). Yetişkin analizi ve çocuk analizinin işleyişi aynıdır ancak sadece yaş ve kapasiteye yönelik yöntem farklarının olduğu söylenebilir. Klein’ın analizinin içeriğinde birçok oyuncak masanın üzerinde konulur ve çocuğun bunlardan hangisini seçtiği ve nasıl oyunlar kurduğu incelenerek analiz edilmektedir (Klein, 2020, s. 41). Klein, Anna Freud’dan farklı olarak terapötik bağın kurulmasını beklemeden oyunları yorumlamıştır. Bunu yaparken yönlendirmelerden uzak durarak serbest çağırışımı hedeflemektedir(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 41).2.Oyun Terapisi Oyun terapisi çocuğun yaşadığı zorluklar ve travmalarla başa çıkmasında destek olmaya ve iyileştirmeye yarayan bir ekol türüdür(Teke & Avşaroğlu, 2020). Çocuk psikoterapisi yıllar içerisinde değişimlere uğrayarak bugünkü halini almıştır. Çocuk terapisinin birçok farklı çeşidi de bulunmaktadır. Çocuk merkezli oyun terapisi, deneyimsel oyun terapisi, zaman sınırlı oyun terapisi, anlatmaya dayalı terapi (Narrative Terapi), bilişsel davranışçı terapi, EMDR, filial terapi gibi bir çok yöntem bulunmaktadır(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 54). 2.1Çocuk Merkezli Oyun Terapi (ÇMOT)Çocuk merkezli oyun terapisinin temelleri Carl Rogers’ın “Birey Merkezli Terapi” ekolünden gelmektedir(Türe & Barut , 2020).Çocuk merkezli oyun terapisi yapılandırılmamış bir yöntemdir ve Virgina Axline tarafından bulunmuştur. ÇMOT yapılandırılmamış bir yöntem olmasının yanında çocuğa oyunu yönetmesi için sorumluluk verilen bir ekoldür. Ancak bu şekilde olduğunda ekolün en verimli halini aldığı öne sürülmektedir(Guerney, 2001). Axline’ın yarattığı bu ekolün çalışması için danışan ile koşulsuz kabulün olduğu ve empatinin yoğun olduğu bir ilişki kurulmuş olmalıdır(Türe & Barut , 2020).Bu yöntem çocuğun problemlerinden öte çocuğun kendisine odaklanmaktadır. 1947 yılından bu yana geçerliliğini koruyan bir yöntemdir. Kaynaklara bakıldığında çocuk merkezli oyun terapisinin sağlam temellerle oluşturulduğunu ve olumlu sonuçlar veren bir yöntem olduğunu söylemek mümkündür. Şizofreni ve ağır otizm dışında çocukların yaşadığı her probleme ağırlıklı olarak olumlu sonuç vermektedir. Şizofreni ve ağır otizmde bu oran hiç yok değildir ancak daha az etkili olduğu bilinmektedir(Guerney, 2001). Ancak ilerleyen yıllarda otizmli çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde olumlu yönde önemli etkilerinin olduğu görülmektedir(Deniz, 2019). Günümüzde oyun terapisi üzerinde fazlasıyla durulmaktadır. Bu durum var olan eğitimlerden ve materyallerden de anlaşılmaktadır(Teke & Avşaroğlu, 2020). Son yıllarda yapılan çalışmalarla oyun terapisi geliştirildiği söylenebilir.2.2Deneyimsel Oyun Terapisi Deneyimsel oyun terapisinde bilişsel yapılarla çalışmak yerine deneyimlere odaklanan bir ekoldür. Çocuk merkezli oyun terapisi ve ilişkisel oyun terapisinin geliştirilmiş ve harmanlanmış versiyonu olduğu söylenebilmektedir(Teke & Avşaroğlu, 2020). Eski yöntemlerin geliştirilerek ve birleştirilerek oluşturulmasından kaynaklı olarak deneyimsel oyun terapisi yönteminin yeni bir yöntem olduğu yorumunu yapmak mümkündür. 2.3Anlatmaya Dayalı Terapi (Narrative Terapi)Anlatmaya dayalı terapi ekolü Michel White ve David Epston tarafından bulunmuştur(White & Epston, 1990). Bu ekolde çocuğa verilmeye çalışılan destekte dil kullanılmaktadır ve öyküleştirilme yapılmaktadır. Bu terapinin amacı sorun ve çocuğun kişiliğini birbirinden ayırmaktır yani sorun çocuktan ayrıştırılmak amaçlanmaktadır(Geldard, Geldard, & Foo, 2019).Anlatmaya bağlı terapinin birçok ekol ile benzer özelik göstermektedir(Payne, 2006, s. 6). Dilin kullanımı birçok ekolde önem arz etmektedir bu da diğer yöntemler ile benzerliğini açıklayabilir.2.4Bilişsel Davranışçı Oyun TerapisiBilişsel davranışçı oyun terapisi Beck tarafından geliştirilen BDT ( Bilişsel Davranışçı Terapi) yönteminin çocuklar için uyarlanmış versiyonu olarak tanımlanabilir(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 48). BDT yönteminin yapı taşları bilişsel psikoloji ve öğrenme teorilerinin katkıları ile ortaya çıkmıştır(Karakaya & Öztop, 2013). Mary Cover Jones çocuklarda BDT ekolünü uygulayan ilk kişilerdendir. Başlarda eleştirel yaklaşılmış olsa da etkili olduğu görüldükçe yaygınlaşmaya başlamıştır. Başarılı olunduğunun duyulması 1960-1970lere dayanmasının yanında BDT ekolünün çocuk ve ergenlerde de uygulanabilir ve etkili olduğu inanışı net olarak 1990lı yılların sonrasında anlaşılmıştır(Karakaya & Öztop, 2013). Çocuk merkezli ve deneyimsel oyun terapisinden farklı olarak bu yöntem yapılandırılmış bir yöntemdir(Türe & Barut , 2020). Burada yıllar içerisinde yeni yöntemler geliştikçe çocuklar için de farklı yöntemlerin kullanılmaya başladığı söylenebilir. Oyun terapisinin temeli yapılandırılmamış oluşuydu ancak bu yöntem ile yapılandırılmış bir terapi yönteminin de çocuklar üzerinde etkili olacağının yıllar içerisinde gelişmiş olduğu söylenebilir.2.5Çocuklarda EMDR Terapisi Yetişkinlere oranlar çocukların yaşam olaylarından etkilenme düzeyi daha yüksektir. Çocukların travma ile baş etme düzeyleri düşük olduğundan onlarla çalışılan bir çok yöntemin yanında EMDR yönteminin de çocuklar üzerinde uygulanması üzerine çalışmalar 1999 yılından itibaren başlamıştır(Merdan Yıldız, Kumpasoğlu, Eltan , & Tutarel Kışlak , 2020). Yetişkin ve çocuklarda uygulanan EMDR tedavisinde en önemli farkın çocukların ebeveynlerinin de dahil edilişi olduğu söylenmektedir. EMDR 8 aşamadan oluşan bir sistematik duyarsızlaştırma işlemi olarak tanımlanabilir(Merdan Yıldız, Kumpasoğlu, Eltan , & Tutarel Kışlak , 2020). Çocuklarda kullanılan farklı yöntemler mevcuttur çünkü onların algı kapasitesi ve soyut düşünme yetenekleri yetişkinlere oranla daha az gelişmiştir. Çocuklarda resim çizme, tüy üfleme, küpler ve kartlar, kelebek dokunuşu, baget vuruşu gibi yöntemler kullanılmaktadır. En çok başvurulan ise kelebek dokunuşudur(Merdan Yıldız, Kumpasoğlu, Eltan , & Tutarel Kışlak , 2020).EMDR yöntemi çok eski yıllara dayanmayan bir yöntemdir. Çocuk psikoterapisinin başladığı yıllardan bu yana düşünecek olunursa çok yeni bir yöntem olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle çocuklarla ilgili olarak kullanımı son 20-25 yıla dayanmaktadır. Birçok çalışmanın gösterdiği üzere EMDR yöntemi yetişkinlerde olduğu gibi çocuk ve ergenler üzerinde de etkili bir biçimde çalışmaktadır(Merdan Yıldız, Kumpasoğlu, Eltan , & Tutarel Kışlak , 2020).2.6Filial TerapiFilial terapi, çocuk merkezli oyun terapisi uygulanan çocukların ailelerine psikoeğitim vermek ve bu terapi süresince çocuklarına rehberlik edebilmek adına oluşturulmuş bir terapi yöntemidir. Bu yöntem yapılandırılmış ve de kısa süreli bir terapi modelidir(Özkaya, 2015). Diğer oyun terapisi yöntemlerinden farklı olarak bu yöntemde terapötik değişimden sorumlu olan kişiler terapistler değil ebeveynlerdir(Özkaya, 2015). Filial terapi yöntemi genellikle 2,5- 12 yaş grubuna uygulanmaktadır ancak bazen daha büyük yaş grupları için de yeniden düzenlemeler ile uygulanabilmektedir. Bu yöntemin kökeni 1960 yıllarına dayanmaktadır ancak yıllar içerisinde gelişim ve değişim göstererek oyun terapisine dahil edilmiş kanıta dayalı bir terapi yöntemi halini almıştır(Özkaya, 2015). Filial terapinin yıllar içerisinde değişip ÇMOT ile çalışmasıyla bugünkü halini aldığını ve güncel bir yöntem olduğunu söylemek mümkündür. 2.7Zaman Sınırlı Oyun TerapisiZaman sınırlı oyun terapisi psikodinamik kökenli bir yöntemdir. Çocuklarda bu yöntemin uygulanışı psikodinamik kökenli kısa terapi bilgilerinin çocuklar üzerinde kullanılması ile oluşmuştur(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 50). 1990lı yılların ortalarında geliştirilmiş yeni bir yöntemdir. 12 seans şeklinde planlanan ve de geleceğe odaklanan bir yapıya sahiptir. Çocuğun getirdiği gündem konu ile çalışılmaktadır(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 50). Her terapi yönteminde olduğu gibi bu yöntem de her çocukta etkili olmayabilir. Zaman sınırlı oyun terapisinin özellikle TSSB (Travma sonrası stres bozukluğu), uyum sorunları, ebeveyn kaybı gibi konularda iyi çalıştığı açıklanmaktadır(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 50). Tartışma ve Sonuç Bu makalede güncel çocuk psikoterapisi yaklaşımları ile ilgili literatür taraması yapılmaktadır. Literatüre göre çocuk psikoterapisinde son 20-30 yılda gelişim gösteren birçok ekol bulunduğunu söylemek mümkündür. Çocuk terapisi yetişkin terapisi kadar geçmişe dayalı görülmese de aslında Freud’un “Küçük Hans” vakasından itibaren çocuk psikoterapisinin temellerinin atıldığı görülmektedir(Klein, 2020). Çocuk psikoterapisi birçok ekolün çocuklara göre değiştirilerek uyarlanmış hallerini içermektedir. ÇMOT itibari ile çocuk ve oyun kavramının daha fazla üzerinde durulduğu yorumunu yapmak mümkündür. Çocuklar duygularını yetişkinler gibi ifade edememektedirler. Onlar resimlerle ve oyunlarla yaşadıklarını ifade etmeye çalışmaktadırlar. Bu durumdan kaynaklı olarak son yıllarda gelişen ve geliştirilen çalışmaların çoğunda terapinin yapı taşına oyunun koyulduğu gözlemlenmektedir. Sonuç olarak, çocuk psikoterapisinin tarihçesine ve günümüzdeki duruşuna bakıldığında, gelişen teknoloji kültürel yapılar ve de entelektüellik seviyesinin gelişimi ile doğru orantıda çocuk psikoterapisi de kendini güncellemektedir. Bunun yanında temellerde köklü değişimler olduğu söylenemez eski bilgilerin üzerine yeni teknikler ve güncel bilgiler katarak gelişmeye devam etmektedir. Literatürede bu alan ile ilgili eksikler olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle Türkçe kaynakların kısıtlılığından dolayı, son 20 yıl içerisinde çocuk terapisinin gelişimini ele almak konusunda kısıtlayıcı bir etken oluşturmaktadır. Bu makalede spesifik olarak çocuk terapisinin güncel gelişimi ele alındığından gelecekteki çalışmalara ışık tutabileceği ön görülmektedir. KAYNAKÇA Bartholomew, K., & Horowitz, L. M. (1991). Attachment Styles Among \bung Adults: A Test of a Four-Category Model. Journal of Personality and Social Psychology, 226-244.Deniz, E. A. (2019). Çocuk Merkezli Oyun Terapisinin Otizmli Çocuklarda Sosyal Becerilerin Gelişimine Etkisinin İncelenmesi. Konya, Türkiye: Necmettin Erbakan Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü .Geldard, K., Geldard, D., & Foo, R. Y. (2019). Çocuk Psikoterapisi Giriş Niteliğinde Uygulamalı Bir Rehber (5. b.). (G. Erden , & Ç. Kudiaki, Çev.) Ankara: Nobel.Guerney, L. (2001). Child-Centred Play Therapy . International Journal of Play Therapy, 13-31.Holder, A. (2005). Anna Freud, Melanie Klein and The Psychoanalysis of Children and Adolescents. (P. Slotkin, Çev.) Great Britain: Karnac.Karakaya, E., & Öztop, D. B. (2013). Kaygı Bozukluğu Olan Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi 2, 10-24.Klein, M. (2020). Çocuk Psikanalizi (2. b.). (A. Demir, Çev.) İstanbul: Pinhan.MacLean, G. (1986). A Brief Story About Dr. Hermine Huq-Hellmuth. CANADIAN JOURNALOF PSYCHIATRY, 586-589.Merdan Yıldız, E., Kumpasoğlu, G. B., Eltan , S., & Tutarel Kışlak , Ş. (2020). Çocuk ve ergenlerde EMDR: Travma sonrası stres bozukluğu tedavisindeki etkililiği üzerine bir derleme. Klinik Psikoloji Dergisi, 213-228. doi:https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000041Özkaya, B. T. (2015). Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Üzerine Odaklanan Bir Oyun Terapisi Yaklaşımı: Filial Terapi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 208-220. doi:10.5455/cap.20140825122141Payne, M. (2006). Narrative Therapy : An Introduction for Counsellors . London: Sage Publication.Teke , E., & Avşaroğlu, S. (2020). Çocuklarda Oyunun ve Oyun Terapisinin Terapötik Kullanımı ve İyileştirici Etkileri: Kavramsal Bir Analiz. Smart Journal , 1078-1087.Türe , E., & Barut , Y. (2020). Türkiye'de Yapılan Oyun Terapisi Çalışmalarının İncelenmesi. Yaşam Becerileri Psikoloji Dergisi, 127-138. doi: 10.31461/ybpd.837024White, M., & Epston, D. (1990). Narrative Means To Therapeutic Ends . London : Norton. Yazıyı Oku

Uzman: İrem AKKAN

Yayınlanma: 28.06.2022

problemleri-ortadan-kaldirmaya-mi-beslemeye-mi-yonelik-adimlarimiz

Kişilerarası ilişkilerimizde bilhassa da ailemizdeki bireylerde gözlemlediğimiz türlü problemlerle zaman zaman karşı karşıya kalabiliyoruz. Söz konusu problemleri sıklıkla ilişki içerisinde olduğumuz bireylerle yaşadığımız için problemlerle çokça iç içe geçip sarmalanabiliyoruz. Bu ise geniş bir perspektiften veya dışardan nesnel bir bakış açısı ile olayları inceleyip, çözüme yönelik sağlıklı adımlar atabilmemizin önünde engeller oluşturabilmektedir. Aile yapıları ve işleyişleri incelendiğinde aileler problemle karşı karşıya kaldıklarında iki tür değişim yolunda olmaktalar. Bunlar : Birinci derece ve ikinci derece değişimdir. Birinci Derece Değişim ; Yapay bir değişimdir, kısa süreli rahatlık etkisi yaratır. Problemleri rafa kaldırma yöntemidir ancak problem halen var olduğu için sıkıntılar, çatışmalar her an tekrar nüksedebilir. Buna bir örnek verilecek olursa ; bir çift evlerinde bir durumdan ötürü tartışmıştır. Ancak o gün akşam çocuklarının doğum günü kutlanacağı için bu problemi çözebilmeye yönelik olarak adımlar atabilecek kadar vakitleri olmadığı için sorun çözülemeden ertesi günü konuşulmak üzere kapatılmıştır. Veyahut problemi yüzeysel inceleyip görünen nedene çözüm üretip esas nedeni göz ardı etmektir. Görüldüğü üzere bu örneklerde sorun kökenine inilip çözülmesi için çaba sarf edilememiş, problem ertelenmiştir.İkinci derece değişim ise kuralları değiştiren, sistemi adeta yerinden oynatıp daha sağlıklı hale getirmeye yönelik adımların atıldığı değişimdir. Bu süreçte var olan davranışsal repertuarlarına yeni kural ve davranışlar eklenir. Buna örnek verirsek ; Taraflardan birinin veya her ikisinin aile danışmanlığına başvurması ve katılımı, üçüncü bir kişinin- bu aile büyükleri veya olgun ve saygı uyandıran bir kişi oluyor çoğu zaman-arabuluculuğuna başvurma ve tartışma öncesinde ailenin sorunlarına çözüm olabilecek adımları atmak konusunda anlaşmak olabilir. Birinci düzey değişim pratik ve kolay olduğu için çoğunlukla tercih edilir. İkinci düzey değişim ise daha fazla çaba sarf etmeyi , birçok faktörü göz önünde bulundurup harekete geçirmeyi gerektirdiği için tercih edilme durumu daha seyrektir. Elbette ki sağlıklı ve dinamik olan süreç ikinci düzey değişimdir. Şimdi aile bireylerinin problem karşısında takındıkları tutum ve davranışları biraz daha yakından inceleyelim isterseniz. İkili ilişkilere yönelik bir örnek ile başlarsak ; Bir ailede erkek eş eve sıklıkla geç geliyor ve evde çok az vakit geçiriyor. Bu davranış karşısında kadın eş, eve geldiği an itibari ile olumsuz söylem, laf dokundurmaları, ses yüksekliği ile hesap sorma ile karşılık veriyor. Erkek eş de bu söylem ve davranışlardan çok bunalıp, rahatsız olup evde gittikçe daha az bulunmaya, eve daha geç gelmeye başlıyor. Bir başka örnek verelim ; Eşinin özgüvenli, birçok ortamda kendini ifade edebilen, bazı alanlarda kendini geliştirmesini isteyen erkek eş var. Ancak eşinin bu davranış ve tutumlarda olmasını isterken, insanların içinde onu eleştiriyor, araba sürmeyi öğretirken sürekli olumsuz söylemlerde bulunuyor ve kendine olan güvenini kırıyor. Tüm bunları söylerken ve yaparken ise onun daha iyi olmasını, onun daha da azimle mücadele etmesi için yaptığını söylüyor. Ancak eşinin kendine olan güvenini yükseltmek isterken, eşine sergilediği davranış ve tutumlar ile özgüvenini zedeliyor olduğunu görmekteyiz. Bu işleyişlere baktığımızda birbirini besleyen, birbirinden beslenen döngüler vardır.Evlilik iki kişinin birliktelik içinde olduğu aynı ritmi paylaştığı dans gibidir. Biri bir adım ileri gidince diğeri de onunla uyumlu olacak şekilde bir adım atmalı, biri bir adım geri gidince onunla o geri adımı destekleyici adımda olmalıdır. Dolayısı ile ortada bir problem varsa bunda iki bireyin de payı vardır. İkisi de problemin ortaya çıkardığı sonuçtan sorumludur. Verilen örneği incelediğimizde ise olumsuz eyleme karşı olumsuz bir eylem yer almaktadır. Sorunun çözümü konuşulmamakta, güç tartışması yaşanmakta, haklı-haksız durumu, problemi sen başlattın sen hatalısın söylemleri yer almaktadır. Eşler farkında olmadan birbirlerinin olumsuz davranışlarını pekiştirmekte, problemi döngüde devamlı kılacak tutumlar sergilemekteler. Oysa ki eşlerden biri bu döngünün dışına çıkıp, haklı-haksız, güç mücadelelerini bir kenara bırakıp çözümü konuşsa veya çözüme yönelik bir adım atsa bu zincir kırılabilmektedir. Ailede yer alan bir başka problem örneğini inceleyelim : Kendisini utangaç, çekingen, nerede nasıl davranacağını bilemeyen biri olarak tanımlayan 14 yaşında bir kız çocuğu var. Ve bu kız çocuğunun davranış ve tutumlarını inceleyen anne de kızının koruma altına alınıp, ona her ortam ve durumda kol kanat gerip, her türlü olumsuzluktan onu korumaya dönük bir tavır içerisine girmiştir. Adeta koruma altına alınmış ve denetlenen bu kız ortamlarda ve kişiler arasında yeni davranışlar ortaya koyacak, zorluklarla mücadele edebilme gücünü keşfedebileceği durumlarla karşılaşamadığı için utangaçlık durumu annenin ona sağladığı konfor ve güvenli alan ile pekişecek ve problem devam edecektir. Ayrıca bu durumda kız, annesinin ona takındığı aşırı koruyucu tutum ile dış dünyada kaçınması gereken durumlar ve insanlar olduğuna ve bunlarla mücadele edebilecek gücünün olmadığına inanabilir. Yetersizlik duygusu ve benzeri olumsuz duygular hissetmesine neden olabilir. Yani bir problem beslenerek bir başka problemleri beraberinde getirebilir. Davranışlar nedensellik gösteren bir zincirin parçasıdırlar ve hem birbirlerini etkiler hem de birbirlerinden etkilenirler. Problemin içinde sıkışıp kaldığınızı, sürekli kendinizi aynı durumun içerisinde buluyorsanız , çabalarınızın sonuçsuz kaldığını hissediyorsanız işlevsiz problem çözme yöntemleri kullanıyor olabilirsiniz. Birinci düzey değişimden ikinci düzey değişime geçiş yapabilmek için Psikolojik Danışmaya başvurabilirsiniz.Psikolojik Danışma ; Farklı seçenekleriniz olduğunun farkına varmanıza yönelik psikolojik danışma tekniklerinin uygulandığı , bu seçeneklerden hangisinin daha işlevsel olacağına karar verebileceğiniz süreci Psikolojik Danışman ile paylaştığınız bir süreçtir. Psikolojik Danışma ; Problemler ile bütünleşmiş halden çıkabilmenizi , Problem ile aranıza mesafe koyabilmenizi, Hayatınıza dışarıdan bir göz ile ve hayatınıza farklı ve yeni bir bakış açısı ile bakabilmenizi sağlar. Saygılarımla.... Yazıyı Oku

Uzman: Sevim ARSLANKURT

Yayınlanma: 26.06.2022