1. Blog
  2. Psikoloji Bilimi Tarihi - Uygulama ile Gelişen Dönem

Psikoloji Bilimi Tarihi - Uygulama ile Gelişen Dönem

Teknolojinin gelişmesi ve devam eden çalışmaların ışığında psikoloji bilimi de gelişimini sürdürmeye devam etmiştir. Bu çalışmalar geliştikçe çok daha farklı kuram ve yaklaşımlarda ortaya çıkmaktadır. Günümüzde bu yaklaşımların ışığında birçok bilimsel çalışma ve veri analizi yapılabilmektedir.


20. Yüzyılda zihnin mutlak ve soyut kavram olarak incelenmesi üzerine tepkiler doğmaktaydı. Psikolojinin bilim olması dolayısı ile soyut kavramlara yer verilmemesi ve nesnel, gözlemlenebilir olan davranışlar üzerinden çalışmalar sürdürülmesi savunulmaktaydı.


Davranışçılık yaklaşımının öncüsü olan John B. Watson’dan sonra B.F. Skinner kendi döneminde bu yaklaşımı tekrar popüler hale getirmişti.


Burrhus Frederic Skinner

Davranışçı kuramı benimseyen ve bu yönden araştırmalarına devam eden Skinner, “Skinner Kutusu” denen koşullu öğrenmenin yanı sıra edimsel öğrenmenin önemine dikkat çeken deneyiyle oldukça ses getirmişti. Toplumların davranış kontrolü üzerine çalışmalar geliştirmiş, çocukların gelişimine ve bakımına yardımcı olacak birçok çalışma yapmıştır.


Davranışsal yaklaşıma göre “öğrenme” bireydeki davranışlarında oluşan gözleme dayalı olabilen gelişmelerdir. Bu koşulda uyaran – tepki bağı oldukça önem taşımaktadır. Bu kuram Skinner’in özellikle dil kuramlarına yönelmesinde etkili olmuştur.


Bilinen dil kuramlarının aksine Skinner, konuşma yeteneğinin doğuştan değil, sonradan kazanılan bir yeti olduğunu savunmaktadır. Kendi sözleri ile dil öğrenme sürecinde olan bir çocuğa şu gözle bakar;

"Rastlantısal olarak ortaya çıkan davranışın kazandırıldığı edimsel koşullanmanın edilgen öznesidir"


Abraham Maslow

Maslow, “Müthiş insan doğası” üzerine araştırma yapmış ve onu anlayabilmek için birçok çalışmada yer almıştır. İnsanın öz – benliği, zihni ve insani özelliklerine oldukça önem vermiştir. Hümanizm yaklaşımının kurucusu olmuştur. Hümanistik yaklaşım aslında psikanalize tepki olarak doğmuştur.


İnsanın iç güdüleri ve baskılanan duygularının yanı sıra kendi hür iradesi, düşünceleri, pozitif duyguları ve kendi kendine yetme gücünün daha baskın olduğunu savunmuştur. Bir insanın kendini geliştirme kapasitesinin olduğunu, kendine yön verme ve bu kararlarda özgür olduğunu savunmuştur.


Determinist tutumun aksine insanın sadece çevresel ve içsel faktörlere bağlı kalmazlar. Maslow, bu yaklaşımı ile birçok akıma öncü olmuş ve Amerikan Hümanist Derneği tarafından yılın hümanisti ödülünü almıştır.


Hümanizm yaklaşımı birçok psikoloğu etkisi altına almış ve bu yaklaşım doğrultusunda araştırmalar geliştirilmiştir. Hümanizm yaklaşımının kurucularından olan ve önemli klinik çalışmalara imza atan Carl Rogers’ta bu psikologlardan biri olmuştur.


Carl Rogers

Genellikle Sigmund Freud ile sürekli karşı karşıya getirilen ve ikisinin insan ve davranışları üzerinde ne kadar zıt düşünceler içerisinde oldukları hep tartışma konusu haline gelmiştir. Carl Rogers, psikoterapi alanında önemli çalışmalar yapan ve klinik psikologlar arasında her zaman öncü olarak gösterilmektedir.


Klinik psikolojinin “terapi” alanı ile ilgilenilmesinde büyük katkıları olmuştur. Rogers’ın klinik ve terapi alanında yaptığı çalışmalardan bazıları ise şöyle;

  • “Rogers, Carl. (1939). Sorunlu Çocuğun Klinik Tedavisi
  • Rogers, Carl. (1942). Danışmanlık ve Psikoterapi: Uygulamada Yeni Kavramlar.
  • Rogers, Carl. (1951). Müşteri Merkezli Terapi: Mevcut Uygulaması, Etkileri ve Teorisi. Londra: Polis memuru. ISBN 1-84119-840-4.
  • Rogers, Carl. (1959). Müşteri Merkezli Çerçevede Geliştirildiği Haliyle Bir Terapi Teorisi, Kişilik ve Kişilerarası İlişkiler. S. Koch, Psychology: A Study of a Science içinde (ed.). Cilt 3: Kişinin Formülasyonları ve Sosyal Bağlam. New York: McGraw Tepesi.
  • Rogers, Carl. (1961). Kişi Olmak Üzerine: Bir Terapistin Psikoterapiye Bakışı. Londra”


Zaman ilerledikçe davranışçılık anlayışının yerini daha çok insan zihnine yönelik çalışmalar almıştır. İnsan sadece davranışlar üzerinden uyarana tepki veren değil aynı zamanda bu uyaranı zihni ile algılayabilen, yorumlayabilen ve anlamlandıran bir canlı olarak kabul görmeye başlamıştı.


Bu yaklaşımlar bilişsel kuramın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu kuramın en önemli üyesi ve öncüsü ise Jean Piaget olmuştur.


Jean Piaget

Özellikle çocuk gelişimi üzerine çalışan ve çocuk gelişimi alanında “çocukların psikolojisi, gelişimi ve yetişmesi” ile ilgili yaptığı çalışmalar ile tanınmaktadır. Çocuk üzerine yaptığı çalışmalar şimdiki zamanlarda çocukların nasıl yetişmesi gerektiğine ve çocuk davranışlarında hangi konulara dikkat edilmesi gerektiğini anlamada önemli derecede bize ışık tutar.


“Yalnızca eğitim, toplumlarımızı olası bir çöküşten kurtarabilir” sözü ile insanın davranışları öğrendiği ve geliştiği döneme yani çocukluk dönemine ve eğitimine kendini adamıştır. Piaget, genetik epistemoloji ve bilişsel davranış alanında çalışmalar yaparken çocukların dil ve düşünce gelişiminin sürekliği olduğunu değil, belirli evrelerde oluştuğunu öne sürmüştür.


Bütün bunlarla beraber bu öğrenim çocuk bireyin çevre ilişkileri ile de yapılanıp geliştiğini görmüştür. Dil ve düşünce evrelerine bakacak olursak;

  • 0 – 2 Yaş Dönemi – Duyusal Motor Dönem
  • 2,5 – 6 Yaş Dönemi – İşlem Öncesi Dönem
  • 6/7 – 11/12 Yaş Dönemi – Somut İşlemler Dönemi
  • 11/12 – ve sonrası – Soyut (formel) İşlemler Dönemi


Piaget, gelişim kuramını ortaya koyarken çocuk zihni ve düşüncesinin yetişkinlerden çok farklı olduğunu savunmuştur. Çocuğun zihni o ana özeldir ve benmerkezcidir. Kendi için bir şey yapar, kendine eğlenir ve kendi için düşünür. Düşünceleri başka bir düşünce ile birleşince anlam kazanır.


Piaget aynı zamanda bilimselliğe ve ölçeklere de oldukça önem verirdi. Bu yüzden “Piaget Teorisi”ni ortaya koyarken bir çok ölçme, saptama ve istatiksel veri ortaya koymuştur. Piaget’in ses getiren ve öne çıkan eserlerinden birkaçı da şöyledir;

  • “Organizmaların Davranışı (Örgütlerin Davranışı) Organizmaların Davranışı: Deneysel Bir İnceleme
  • Walden Two, 1948.
  • Bilim ve İnsan Davranışı (Bilim ve İnsan Davranışı)
  • Takviye Programları, Charles Ferster
  • Sözel Davranış (Sözel Davranış)
  • The Analysis of Behavior: A Program for Self Instruction, James G. Holland ile birlikte, 1961.
  • Öğretim Teknolojileri (Öğrenme Teknolojileri), 1968”


Psikoloji alanında insan davranışı ve zihni üzerine birçok çalışma devam ederken, insan zekası ve kişiliği biraz arka planda kalmıştı. 20. Yüzyılda bu konuya daha çok ağırlık verilmiş ve çalışmalar sürmüştür. Zeka ve kişilik üzerine bir çok çalışmalar yapan Hans Eysenck ise bu konuda önde gelen psikologlar arasında yer almaktadır.


Hans Eysenck

Çalıştığı hakemli dergilerde en çok referans gösterilen psikolog olmasının yanı sıra birçok farklı alanda çalışsa da zeka ve kişilik psikolojisi alanında bir öncü haline gelmiştir. Eysenck, IQ üzerine yaptığı çalışmalar ile insan zekasının çevreden değil genetik kodlar ile oluştuğunu ortaya çıkarmıştır.


Bunun üzerine belirli bir kesim tarafından ‘bilimsel ırkçılık’ yapıldığı iddia edildi ve bir süre bu kesim tarafından tehdit edildi. Eysenck ise medyanın çalışmalarını çarpıttığını dile getirmişti. Zeka çalışmalarının yanı sıra 1967’de yayımladığı “Dimensions of Personality” adlı kitabında kendi oluşturduğu iki boyutlu kişilik modelini anlatmıştır.


Bu modelde kişilik iki boyutlu olarak “dışadönüklük” ve “nevrotiklik” olarak ayrılmaktadır. Bu ayrımı içerisinde yatay ve düzlem olarak iki boyutta incelersek dört farklı kişilik tipi ortaya çıkmış olacaktır. Bunlar, “sinirli, melankolik, iyimser, soğukkanlı” kişilik tipleridir. 1970 yılında ise Sybil B. G. Eysenck ile çalışmaları sonucu bu modeli üç boyutlu hale getirdiler ve psikotizmi eklemiş oldular.