1. Uzman
  2. Funda ŞAHIN
  3. Blog Yazıları

Funda ŞAHIN - Blog Yazıları

Anksiyete Nedir?Kaygılar, günlük yaşamda karşılaştığınız sorunlar ile baş edebilmeniz için sizi hazırlayıp, daha hızlı karar verebilmenize ortam hazırlar. Kaygı aslında beyninizin strese tepki vermesi ve sizi ileride yaşayabileceğiniz potansiyel tehlikeler konusunda uyarma şeklidir.Toplumun yaklaşık olarak %18’i kaygı bozukluğu probleminden muzdariptir ve problemin artış derecesi ile beraber hastalık seviyesinde seyredebilir. Anksiyetesi olan bir kişi, her zaman en kötü senaryoyu düşünür ve bu düşünceler kontrolü dahilinde gerçekleşmez.Sürekli olarak kaygı, endişe yaşayan bir kişinin sosyal hayatı sekteye uğrayabilir, ruhsal sağlığı bozulabilir ve gündelik işlerde ki verimi azalabilir. Bu yüzden kaygı bozukluğu olan kişilerin hayat kalitesi oldukça düşmektedir.Anksiyete Kimlerde Daha Sık Görülmektedir?İstatistiklere göre, anksiyete bozuklukları kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Aşırı korumacı tavırla büyütülmüş çocuklarda, çevresinden hep olumsuz tepkiler alan ve sindirilmiş kişiliklerde anksiyeteye daha sık rastlanılmaktadır.Çocukluk çağında yaşanılan olumsuzluklar, travmalar ve mutsuzluklar arttıkça anksiyete riski de eş zamanlı olarak artmaktadır. Bunun yanı sıra ailede ya da akrabalarda anksiyete görülmesi riski artırır. Çünkü genetik geçiş bu rahatsızlıkta mümkündür.Anksiyete Bozuklukları Nelerdir?Anksiyete bozukluğunun birkaç türü mevcuttur:Genelleştirilmiş Anksiyete Bozukluğu: Ortada bir neden olmadan duyulan aşırı endişe ve gerginlik hissiyatı.Panik Atak: Ani ve yoğun korku, beraberinde panik atakları meydana getirebilir. Bu esnada göğsünüzde ağrı hissedebilir, vücudunuzda ter boşalması yaşayabilir, kalp atışlarınızda hızlanma gözlemleyebilirsiniz. Bazen süreç boğulduğunuzu ya da kalp krizi geçirdiğinizi düşünmenize sebep olacak kadar ağır seyredebilir.Sosyal Anksiyete Bozukluğu: Bireysel ilişkilerinizde, başkalarının sizin yaptıklarınızı yargılaması, alay etmesine karşı endişe, stres duyma haline denir.Belirli Fobiler: Yükseklik korkusu şeklinde kendini gösterebilir. Bu korkuya sahip olan kişiler uçağa binmek ya da yüksek katlı evlerde oturmaktan dolayı endişe duyabilir.Agorafobi: Kalabalığın içinde, acil bir durum yaşandığında hareket kabiliyetiniz kısıtlı olduğu için korku, endişe duyabilirsiniz.Ayrılık Kaygısı: Sevdiğiniz kişiler yanınızdan ayrıldığında çok endişe duyuyor ve her an gözünüzün önünde olsun istiyorsanız ayrılık kaygısı problemi yaşıyor olabilirsiniz.Seçici Dilsizlik: Bazı çocuklar ailesiyle konuşarak iletişim kurabilirken, toplum içinde konuşamamaktadırlar. Bu sosyal kaygıya seçici dilsizlik denmektedir.NedenleriAnksiyete Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir?Anksiyete bozukluklarının nedenleri kesin olarak anlaşılamamıştır. Fakat travmatik olaylar, çeşitli deneyimler, sağlık sorunları, kalıtsal faktörler gibi etmenlerin kaygı bozukluklarını tetikleyebildiği görülmektedir.Genetik sebeplerden kaynaklı anksiyete bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden akrabalarınız arasında bu rahatsızlığa sahip olan varsa risk altındasınız demektir.Beyninizde ki korku ve duyguları kontrol eden bölümlerin hatalı bağlanması kaygı bozukluklarına sebebiyet verebilir.Çevresel yaşadığınız travmalardan (çocuklukta istismar edilme, çok sevdiğiniz birinin ölümü veya saldırıya uğraması gibi) ötürü anksiyete bozukluğu yaşayabilirsiniz.Kalp, akciğer, tiroid, şeker gibi sağlık sorunları anksiyete bozukluklarına sebebiyet verebilir.Kullanmış olduğunuz ilaçların bir yan etkisi de kaygı bozukluğu olabilir.Aile ve akrabalarınız arasında kaygı bozukluğundan muzdarip biri yoksa, çocukken böyle bir şey yok ve yeni yeni ortaya çıkıyorsa, altında tıbbi bir sebep yatıyor olabilir. Hekim tarafından kontrol edilip ona göre yol haritası çizilmelidir.Anksiyete Risk Faktörleri Nelerdir?Bazı faktörler anksiyete bozukluğu yaşama riskinizi artırabilir.Çocukluk döneminde, cinsel istismar ya da ihmal yaşanması anksiyete riskini oldukça artırmaktadır.Travmatik olaylara maruz kalan bireylerin anksiyete bozukluğu yaşama oranı oldukça fazladır.Depresyonda olmak, anksiyete riskinizi artırır.Kendi sağlığınız ya da çevrenizdeki kişileri sağlığından duyulan endişe ve stres hali anksiyete bozukluklarını artırabilir.Madde bağımlılığı anksiyete riskini artırır.Çocuklukta yabancılardan çekinen, kendini geri çeken, iletişim kurmayan kişilerde risk fazladır.Özgüven eksikliği, alay konusu olma gibi olumsuz düşünceler, algılar anksiyete bozukluğuna sebep olabilir.Belirli kişilik tiplerindeki kişiler anksiyete bozukluklarına yatkındır.BelirtilerAnksiyete Belirtileri Nelerdir?Anksiyete hastalığının bazı belirtileri aşağıdaki gibidir.Kendini gergin, huzursuz, panik halinde hissetmekNefes darlığı, ağız kuruluğu yaşamak,Kötü bir şey olacakmış gibi endişeli halKalp atışlarında yaşanan aşırı hızlanmaAşırı terlemeEllerde titreme haliOdaklanma, konsantrasyon problemleriHazımsızlık sıkıntılarıKaygı duymayı tetikleyecek etkilerden kaçınma haliUyku problemleri başlıca semptomlardan sayılabilir.Tanı YöntemleriAnksiyete Tanı Yöntemleri Nelerdir?Belirtilerin varlığından eminseniz, doktorunuz fiziki muayenenizi yapıp, ardından da tıbbi geçmişinize dair bilgilerle anamnezi dolduracaktır.Tetikleyebilecek bazı sağlık koşullarını elimine edebilmek adına bazı testler yapılmasını isteyebilir. Laboratuvar testlerinin hiçbiri anksiyete bozukluklarını özel olarak teşhis edemez, o yüzden yapılan testler, tıbbi geçmiş ve muayene aşamalarının bütünü rahatsızlığın teşhisi için önem arz eder.Doktorunuz ihtiyaç dahilinde sizi bir psikiyatriste, psikoloğa veya başka bir akıl sağlığı uzmanına yönlendirebilir. Bu uzmanlar, sizin anksiyete bozukluğunuz olup olmadığını anlamak için çeşitli sorular sorabilir, belli araçlar kullanabilir ya da bazı testler uygulayabilir.Değerlendirme aşamasında ki bir önemli nokta da semptomlarınızın ne kadar süredir var olduğu ve ne kadar yoğun olduğudur. Kaygı, endişenizin günlük hayattan keyif almanızı engelleyecek düzeyde olup olmadığını doktorlara bildirmeniz teşhis için oldukça mühimdir.Tedavi YöntemleriAnksiyete Tedavi Yöntemleri Nelerdir?Anksiyete bozukluğunun belirtilerini azaltmak ve rahatsızlığı yönetmek için birçok tedavi alternatifi mevcuttur. Fakat en yaygın iki tedavi psikoterapi ve ilaçlardır. Hangi tedavi yöntemine daha iyi cevap vereceğiniz, deneme-yanılma yoluyla saptanabilir.Psikoterapi: Psikolojik danışmanlık ya da konuşma terapisi olarak bilinen psikoterapi, kaygı semptomlarınızı azaltmak için bir terapistle beraber süreci geçirmeyi içerir. Bu danışmanlık türünde duygularınızın, davranışlarınızı nasıl etkilediğine şahit olabilirsiniz. Psikoterapi, anksiyete bozukluğunuzu anlamanın ve yönetmenin yollarını öğrenmek için oldukça etkili bir tedavidir.Bilişsel Davranışçı Terapi(BDT): Bu psikoterapi türü size olumsuz ve sizde panik yaratan düşünceleri ve davranışları nasıl olumluya dönüştüreceğiniz kısmında size kılavuz olur. Sizde korku ve kaygı meydana getiren durumlara karşı endişe duymadan yaklaşmanın ve bunları yönetmenin yollarını öğreneceğiniz etkin bir tedavi yöntemidir.Devamını oku

Yayınlanma: 29.09.2021 08:15

Son Güncelleme: 29.09.2021 08:15

Araştırmacılar ve uzmanlar tek bir ortam tanımda buluşamasa da mükemmeliyetçilik,genel olarak kişinin kendisi için aşırı yüksek beklentiler koyması ve bu beklentilere ulaşma konusunda oldukça endişe duyması, dolayısıyla bunlarla ilgili kendine aşırı eleştirel yaklaşması durumunu ifade eder.Mükemmeliyetçilik bir bakıma “kusursuzluğu arama”olarak da tanımlanır. Bu tarz bir mükkemmeli arama içinde olan kişiler genellikle başarısızlığa aşırı derecede odaklanır, başarılarını görmezden gelme eğilimde olur, hatalarına olduğundan daha büyük anlam yükler ve kendi ile ilgili olumsuz duygular besler.Bilimsel araştırmalar bize mükemmeliyetçiliğin farklı boyutları olduğunu gösteriyor. Örneğin biraz önceki tanımı ile “kendi ile ilgili yüksek beklentiler” mesajı verilerek, kişininkendine odaklımükemmeliyetçiliğindenbahsedilir. Ancak “başkalarının bireyden yüksek beklentiler içinde olması” da mükemmeliyetçiliğin bir başka boyutunu, diğer bir ifadeylebaşkaları odaklı veya sosyal içeriklimükemmeliyetçiliğinde var olduğunu gösteriyor. Bazılarımız her iki ikisini de yüksek derecede gösterirken, bazılarımız sadece birini yaşayabiliyor.Bilimsel araştırmaların vardığı ortak bir sonuç var:Mükemmeliyetçilik uyumsuz bir davranıştır!Her ne kadar çevremizde bir miktar mükemmeliyetçiliğin iyi olduğuna, bizi başarı için teşvik ettiğine dair söylemler duysak da aslında orada sözü edilen kavram mükemmeliyetçilikten çok “başarı odaklı olma” veya “üstün olma isteği”dir. Mükemmeliyetçilik konusunda önde gelen bilim adamlarından biri olan Hewitt, mükemmeliyetçiliğin diğer başarı istekleri ile karıştırılmaması gerektiğini vurgular ve aslında mükemmeliyetçi davranışın olumlu bir yanının bulunmadığını söyler.Mükemmeliyetçiliğin olumlu yanları olduğu tartışılsa da, araştırmalar bize bu kavramın psikolojik ve fiziksel sorunlarla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.Mükemmeliyetçilik ve Sosyal Problemler :Özellikle mükemmeliyetçiliğin sosyal boyutu, yani başkalarının ancak siz mükemmel olursanız size değer verecekleri düşüncesine inanmak, depresyon ve aşırı kaygı gibi duygusal sorunlarla yakından ilişkilidir. Bunun nedenlerinden birisi, kişinin üstünde (gerçekçi olmasa da) büyük bir baskı ve sonuçta kendisini çaresiz hissetmesidir. Bu tarz düşüncelere sahip kişiler, ne kadar başarılı olurlarsa, insanların onlardan daha fazla başarı bekleyeceklerini düşünür. Normalde başkalarının (örneğin yakınlarımız veya patronumuz) bizden beklentileri olsa da, mükemmeliyetçi insanların bu beklentilere yönelik inançları genelde abartılı ve gerçek dışıdır.Mükemmeliyetçilik ve yeme bozuklukları :Son yıllarda yapılan pek çok çalışma, mükemmeliyetçiliğin yeme bozukluklarıyla ilişkili olduğu sonucuna ulaştı. Kişinin kendisiyle ilgili aşırı yüksek beklentiler içine girmesi sonucu bedeni ile ilgili birtakım eleştiriler ve gerçekçi olmayan düşünceler gelişebiliyor ve dolayısıyla anoreksiya gibi yeme sorunları kendini gösterebiliyor.Mükemmeliyetçi kişiler aynı zamanda fiziksel birtakım sorunlar da yaşıyor :Mükemmeliyetçi kişilerin gerilim ve migren tipi baş ağrısı, fibromiyalji, mide sorunları gibi sorunları ve iş yaşamında tükenmişlik sorunu yaşayabildikleri gözleniyor. Çok fazla enerji harcama, sürekli olarak başarı/başarısızlık konusunda odaklanma, abartılı beklentileri karşılamak için çaba gösterme ve kendini yetersiz bulma gibi durumlar yorgunluk ve psikolojik anlamda bir tükenmişlikle birlikte görülebiliyor.sıkıntılar mükemmeliyetçi kişilerde sıklıkla görülebiliyor.Mükemmeliyetçiliğin Belirtileri Nelerdir?Hata yaptığınızda kendinize aşırı yükleniyor ve en ufak bir başarısızlıkta kendinizi değersiz görüyorsanız,Başarılarınızdan çok başarısızlıklarınıza odaklanmaya eğilimliyseniz,Çoğunlukla yeterince iyi olmadığınızı düşünüyorsanız,Tüm işleri en iyi şekilde yapmanız gerektiğini düşünüyorsanız,En iyiye odaklanma nedeniyle işleri zamanında bitirme sorunu yaşıyorsanız,Yaptıklarınızla ilgili tatmin olmuyorsanız,mükemmeliyetçilikten şüphelenebilirsiniz. Hepimiz zaman zaman yukarıdakileri yaşasak da, mükemmeliyetçi kişiler için bunlar yaşamlarının bir parçası haline gelmiştir.Mükemmeliyetçiliği Anlamanın ÖnemiToplumdayüksek standartlara önem verilmesi, ailelerin çocuklarından mükemmel olma çabalarını beklemesi gibi durumlar, insanların sürekli yüksek performans sergileme gereği ve baskılarına maruz kalmasına neden olabiliyor. Bazılarımız kendi kapasitemizin ve sınırlılıklarımızın farkında olsak da, bazılarımız (kişilik özelliklerimizin de etkisiyle) sadece “en iyi” ye odaklanıyor ve bazı zamanlar “ortalama” ve “hata” gibi durumlarla karşılaşmanın olağan olduğunu kabul etmiyoruz.Oysaeksikliklerin, hataların kabul edilmemesi, başarısızlık hissini, kendine güvensizliği, suçluluk duygusunu tetikleyebiliyor. Tüm bunların sonucu da aşırı stres, kaygı ve depresyon gibi olumsuz duygusal sonuçlar orataya çıkabiliyor; uyumsuz davranışlar görülebiliyor.Ayrıcakişiler arası ilişkilerinde mükemmeliyetçilikten etkilendiğini biliyoruz. Yakın ilişkide olduğumuz kişiler, bizim kendimize koyduğumuz yüksek beklentiler ve bunlarla ilgili saplantılı düşünceler nedeniyle rahatsız edici davranışlarımızdan etkilenebiliyor.Bu nedenle mükemmeliyetçiliğin en iyi şekilde anlaşılmasının ve gerektiğinde yardım alınmasının gereğini kavramak önemlidir.Çocukluk Yıllarında MükemmeliyetçilikÇocukluk yıllarında mükemmeliyetçiliğin gelişimini önlemek için ebeveynlerin çocuklarındanaşırı beklentiler içine girmemeleri, başarısızlığın veya hata yapmanın da kabul edilebilir ve yaşamın bir parçası olduğu mesajını vermeleri, başarı için çocuklarını motive ederken bunun yaşamda tek amaç olmadığını vurgulamaları önemlidir.Yetişkinlik yıllarında ise kişi mükemmeliyetçilik nedeniyle depresyon, aşırı kaygı ve stres gibi sorunlar yaşıyor veya ilişkilerinde birtakım sıkıntılar görüyorsa, bunun için profesyonel yardım alma yoluna gidebilir.Mükemmeliyetçiliği Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?Kendinizden aşırı beklentiler içinde olmanızın olumsuz sonuçlarını çıkartın.Mükemmele odaklandığınız veya çok yüksek standartlar koyduğunuzda ne gibi olumsuz şeyler oluyor? İşleriniz mi aksıyor, kendinizi suçlu mu hissediyorsunuz? Yoruluyor musunuz? Bunları belirlemek, neden değişime ihtiyaç duyduğunuzu kendinize göstermenize yardımcı olabilir.Hedef ve amaçlarınızı gözden geçirin.Kendinize koyduğunuz amaçları listelemek ve bunlara objektif bir gözle geriden bakmaya çalışmak, bu amaçların ne ölçüde gerçekçi olduğuna karar vermenize yardımcı olabilir. Eğer emin değilseniz, sizi yakından tanıyan kişilerin fikrini almak ve amaçların ne ölçüde ulaşılabilir olduğunu görmeye çalışmak iyi bir başlangıç noktası olacaktır.Standartlarınızı gevşetmeye çalışın.Eğer işleri ve yaşamı sadece siyah ve beyaz olarak algılama eğiliminiz varsa, araya başka tonları katmaya çalışmak, yani bu standartlardan tamamen vazgeçmek yerine nasıl gevşetilebileceklerini bulmaya çalışmak sizi rahatlatabilir. Böylece gerçekçi olmayan standartlar ve beklentiler yerine daha ulaşılabilir ve daha az stres verici olanlar konulabilir.Hataları kabul etmek için kendinizi zorlayın ve hatta kendinizi ödüllendirin.Eğer hata yapmaya tahammülünüz yoksa, bir hata yaptığınızda etrafta neler olduğuna bakmaya çalışmak, örneğin dünyanın sonunun gelmediğinin, birilerinin zarar görmediğinin kanıtlarını almak ve böylece hata yapmanın normal bir şey olabileceğini kabul etmeye çalışmak size mükemmellik arayışından uzaklaşmada yardımcı olabilir. Bir hatanızı kabul ettiğinizde ve kendinize daha toleranslı yaklaşabildiğinizde, kendinize bir ödül vermek hem keyfinizi yerine getirebilir, hem bundan sonra daha esnek olmanız için sizi motive edebilir.Devamını oku

Yayınlanma: 14.09.2021 08:33

Son Güncelleme: 14.09.2021 08:33

ÇOCUĞUMUN ÖLÜME İLİŞKİN SORULARINA NASIL YANIT VERMELİYİM?Ölüm birçok anne baba için son derece rahatsız edici bir konudur. Çok az anne baba bu konuyu konuşmaya gönüllü olur. Bunun nedeni çoğumuzun ölüm korkusunu çözümleyememiş olmasıdır. Çocuklarımızı böyle konuları öğrenmekten korumak isteyebiliriz. ‘’Ölüm’’ sözcüğünün kendisi bile neredeyse tabudur, bu sözcüğün yerine ‘kedinin uyutulduğundan’ ya da büyükbabanın ‘öbür dünyaya göçtüğünden’ bahsederiz.Çocuklarda ölüme ilişkin bu ketlenmeler yoktur. Soruları ve merakları bu konuda öğrenebilecekleri kadar çok şey öğrenme isteklerini yansıtır. Çocukların sorularının doğrudanlığı anne babalar içinşaşırtıcı olabilir. ‘Sen ne zaman öleceksin?’, ‘Ben ne zaman öleceğim?’, ‘İnsanlar neden ölür?’, ‘Ölü insanlar ne yapabilir?’, ‘Ölü insanları solucanlar yer mi?’ Çocukların ölüme ilişkin somut be doğru bilgilere ihtiyaçları vardır. Ölümün günlük hayatımızda bir sohbet konusu olmaya değmeyeceğini düşünsek de çocuklar, sorularının olabildiğince doğrudan ve eksiksiz yanıtlanmasını hak ederler.Çocukların ölümü öğrenmelerinin en iyi yolu ölü hayvan ve bitkileri görmeleridir. Arada sırada ölü sinekleri, salyangozları, çiçekleri ve ağaçları gösterebilir ya da çocuğunuzun bunları fark etmesini bekleyebilirsiniz. Balık ve kuş gibi küçük evcil hayvanlar uzun yaşamamaları nedeniyle çocukların ölümü öğrenmeleri açısından iyi bir fırsat sunarlar. Çocuğunuz bir evcil hayvanı gömdükten sonra toprağı yeniden kazıp hayvana bakmak isterse şaşırmayın! Bu onun ölüme ve bedenin çözülmesine ilişkin önemli bilgileri edinme yöntemidir.Bir yakının ölümünde yapılacak en doğru şey çocuğu doğru ve net bilgi vermektir. Büyükannesinin ‘cennete gittiğini’ söylemek, çocuğun olanları anlamasına yardımcı olmaz. Çocuğun büyükannesinin öldüğünü ve bundan sonra olmayacağını bilmesi gerekir. (Furman, 1986).Bir çocuğun ebeveynine yönelttiği ‘Sen ölecek misin?’ sorusu, reddedilme ya da terkedilme korkusunu yansıtabilir. Bu soruyu, ‘Herkes eninde sonunda ölür, ama çok uzu bir süre daha öleceğimi sanmıyorum’ diye yanıtlamak iyi bir çözüm olabilir. Küçük çocuklarda alternatif bakım düzenlemelerimi ve anne babası ölürse kendisine kimin bakacağını konuşmak işe yarayabilir. Bu konuşma, anne babasının öleceğini kafasını takan bir çocuğu rahatlatabilir.Devamını oku

Yayınlanma: 28.01.2021 10:31

Son Güncelleme: 28.01.2021 10:32

ÇOCUĞUNUZA SINIR KOYUN..Anne babaların en çok sorduğu sorulardan biri ‘’çocuklarına sınır koyamama’’ diyebilirim. ‘’Sınır koymak neden gerekli? ‘’ ‘’Koymasak olmaz mı?’’ diyen aileler çocuklarına en çok söz geçiremeyen ailelerdir aslında. Çocuğunuza bir türlü söz geçiremiyorsanız, kurallara uymakta güçlük yaşıyorsa, sözünüzün bitmesine izin vermiyor ve sürekli kendi konuşuyorsa muhtemelen orada bir sınır problemi söz konusudur.Sınır koymak ne demek?Sınır koyma, çocuğa bir beklenti ya da kuralı ona kendini güvende hissettirerek, rahat edebileceği alanları belirleyerek öğrettiğimiz, her bireyin gelişiminde önemli rol oynayan pozitif bir süreçtir. Sınır koyma aynı zamanda ebeveynin çocukla arasındaki güvenli ilişkiye zarar vermeden, çocuğun davranışlarını kısıtlamasıdır. Çocuk ve ebeveyn arasındaki güvenli ilişki tüm süreçlerde olduğu gibi bu süreçte de oldukça önemlidir.Sınır koymanın yararları nelerdir?- Sınırlar çocukların öz denetim becerileri geliştirmesine yardımcı olur.- Çocuklara hayatta her zaman seçim yapma şanslarının olduğunu ve yaptıkları seçimler sonucunda sorumluluk almaları gerektiğini öğretir.- Çocuklar, sınırlar sayesinde istedikleri her şeye her an ulaşmalarının mümkün olmadığını öğrenir.- Sınır koyduğumuzda çocukların gelecekte zorluklarla başa çıkabilmelerini sağlayacak beyin bağlantılarını güçlendirmiş oluruz.- Sınırlar, çocukları hem fiziksel hem psikolojik anlamda güvende hissettirir.- Çocuk kuralları, kurallara uymanın önemini öğrendiği için toplumsal normlara da uyum sağlar, sosyal becerileri gelişmiştir.- Çocuk ve diğer aile bireyleri arasında yaşanabilecek problemlerin önüne geçer, daha huzurlu bir aile ortamı sağlar.Peki nasıl sınır koyabilirim?Sınırları oluşturmadan önce, sınır koymaktaki hedefimizin ne olduğunu, bu noktada sınır koymaya gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını, koyduğumuz sınırların çocuğun doğasına uygun olup olmadığını detaylıca düşünmeliyiz. Bu sorulara cevap verdikten sonra gerçekten sınır koymayı karar verirsek;-Sınırlar oldukça kısa, az sayıda ve net olmalıdır.- Çocuğun yaşına ve içinde bulunduğu gelişim dönemine uygun olmalıdır.- Sınırlar tutarlı bir şekilde uygulanmalıdır. Çocuğumuzun evde yalnızca 1 saat ekrana bakmasına izin verirken, dışarda bunu saatlerce yapmasına göz yummak çocuğun kafasının karışmasına ve sınırların önemini yitirmesine sebep olur. Anne babanın kendi içinde tutarlı olması da oldukça önemlidir. Ebeveynlerden biri evet derken diğerinin hayır demesi oldukça yanlış bir tutumdur.- Çocuğu tehdit etmek yerine olayın sonuçlarından haberdar etmek gerekir. (Örn.‘‘ona vurmayı bırakmazsan seni öğretmenine şikayet ederim’’, demek yerine bedele odaklamak, ‘‘ona vurmayı bırakmazsan, onu elinden almak zorunda kalırım’’)- Sınır koyarken odaklanmamız gereken kişi çocuktur,sorumluluk çocuktadır, o yüzden ‘‘biz’’ kelimesini kullanmıyoruz. (Örn.‘‘Biz onu yere vurmuyoruz’’ değil, ‘’O yere vurmak için değil’’, diyoruz.)Sınır Koyma Sürecindeki Basamaklar1. Yansıtın: Çocuğun hislerini, duygularını, arzularını gördüğünüzü ve onu anladığınızı bildirin.2. Sınırları ifade edin.3. Alternatif sunun, uygun alternatifler hedefleyin.4. Son seçimleri ifade edin (Bir sınır belirlediğinizde çocuk bu sınıra uyum sağlayamıyorsa çocuğa seçenek sunun)Örn; Kıyafetlerini okuldan geldiğinde çıkarmak istemeyen bir çocuk1- Kıyafetlerini okuldan geldiğinde çıkarmak istemediğini biliyorum.2-Kıyafetler okuldan geldiğinde hemen çıkarmak içindir.3-Kıyafetlerini değiştirmemeyi seçersen bugün en sevdiğin oyuncağınla oynamamayı seçmiş olursun, kıyafetini değiştirmeyi seçersen en sevdiğin oyuncağınla oyun oynamayı seçmiş olursun. Ne istediğine sen karar ver.Örn; Ödevini yapmak istemeyen bir çocuk1-Ödevini yapmak istemediğini biliyorum.2-Ödev yapılmak içindir.3-Ödevini yapmamayı seçersem akşam televizyon izlememeyi seçmiş olursun, ödevini yapmayı seçersen akşam televizyon izlemiş olursun. Ne istediğine sen karar ver.Örn; Kardeşine vurmak isteyen bir çocuk1. Öfkeli olduğunu ve kardeşine vurmak istediğini biliyorum.2. Kardeşin vurmak için değil.3. Hacıyatmaza vurabilirsin.4. Kardeşine vurmayı seçersen seni 5 dakika molaya çıkarmamı seçmiş olursun.Örn; Tablet oynama süresini aşmaya çalışan bir çocuk1. Daha çok tablet oynamak istediğini biliyorum, bu hoşuna giderdi.2. Tablet, bu kadar uzun süre oynamak için değil.3. Daha fazla tablet oynamakta ısrar etmeyi seçersen yarın tablet oynamamayı seçmiş olursun, ısrar etmemeyi seçersen yarın tablet oynamayı seçmiş olursun.*Çocuklara seçenek sunarak çocuklara kendi hayatlarının kontrolünü ellerinde tutmak için fırsat vermiş oluyoruz. Çocukların sorumlulukları gelişir, karar vermeyi öğrenirler. Kurallar, sınırlar çocukların hayatını kolaylaştırır. Sınırlar olmazsa çocuklar kendilerini bir karmaşanın içinde kaybolmuş gibi hissederler..Devamını oku

Yayınlanma: 24.11.2020 12:53

Son Güncelleme: 24.11.2020 12:53

HAYIR DİYEBİLMEKGünlük yaşantımızda ‘HAYIR’ demenin yaratacağı etki nasıl söyleyeceğini bilememek kendisine söylendiğinde hissettireceği olumsuz duygular düşünülerek söylemekten çekindiğimiz bir kelimedir. Peki,neden hayır diyemiyoruz?Bunun birçok farklı cevabı olabilir. Öncellikle, hayır diyememenin altında düşünülenden başka başka dinamikler olabileceğini unutmamak gerekir; çünkü her insan birbirinden farklı olduğu gibi nedenleri ve o nedenlere cevapları da farklıdır.Hayır diyememek bir yaşantı sonucunda var olan irade ayarlarınızın değişimi, sınırlarınızdaki kontrolsüzlük de olabilir. Sosyal beceri eksikliğinizde, kendinizi kabul ettirme tarzınızda yahut bilinç dışınızdaki ‘evetçi’ ve sevilen, takdir gören kişiye olan ihtiyacınızın sonucu da olabilir. Dolayısıyla kalıcı bir değişim için öncelikle incelenmesi gereken, işin altında yatan soruları keşfetmektir. Bu durumunuz hayatınızı zorlaştıran bir faktör olma yönünde emin adımlar ile ilerlerken, kendinizi hiç gitmek istemediğiniz bir yerde, hiç yapmak istemediğiniz bir işte, hatta “Ben bu değilim!” diyen sessiz çığlıklarınız içinde, sizi huzursuz eden kişilik algınızı zedeleyen bir anda bulabilirsiniz. Bazı tavsiyeler işinizi kısa vadede kolaylaştırırken, zorlaşan durumunuza kalıcı çözümler için psikolojik bir destek iyi bir keşif olabilir. Bazı tüyolar da belki işinize yarayabilir...Nasıl ‘Hayır’diyeceğiz?Burada hatırlamamız gereken önemli bir nokta var: İletişimin her alanında olduğu gibi bu konuda da‘hayır’ sözcüğünü nasıl kullandığımız önemli; yani söyleme şeklimiz, üslubumuz fark yaratabiliyor. İşte size, sıradan bir ‘hayır’ demek yerine kullanabileceğiniz birkaç örnek ifade tarzı:“Sana yardım etmek, …. yapmak çok isterdim, ancak…”“Bu konuda ben sana yardımcı olamayacağım, ama… müsait olabilir belki.”“Bugünlerde çok yoğunum, … çok zamanımı alıyor. … gün sonra uygun olurum, senin için nasıl?”Tüm bu cümle kalıplarının içerisinde bir ‘hayır’ mesajı var, ancak aynı zamanda karşımızdaki kişiye empati duyduğumuzu, mümkün olsaydı yardımcı olmayı istediğinizi iletiyoruz. Bu ve benzeri ifadeleri kullanarak hem suçlu hissetmeyiz, hem de karşımızdaki kişiyle ilişkimizi zedelemek endişesinden kurtuluruz. Hayatımızdaki insanlara kendi önceliklerinizin, zamanınızın değerli olduğu mesajını verirsiniz. Bu, sizin bencil biri olduğunuz anlamına gelmez.Eğer sık sık ‘evet’ diyen ve herkesin yardımına koşan biriyseniz, ilk etapta bu yaklaşım, yukarıdaki ifadeleri kullanmak size biraz garip gelebilir. Ancak bir süre denemeye devam ederseniz, kendinizi ve çevrenizdekilerin tepkilerini gözlemlerseniz ‘hayır’ diyebilmek normalleşecektir, hatta kendinizi daha önce olmadığı kadar güçlü hissedebilirsiniz. İlişkinizde de samimi olduğunuzun, kendiniz gibi davranabildiğinizin ve sizin de değerli olduğunuzun farkına varabilirsiniz.Çevrenizdekilerin tepkisinden bahsetmişken, unutmayın ki, sizdeki bu değişim sizin her şeye koşturmanıza alışmış insanların tuhafına gidebilir, tepki gösterebilirler. Biraz zaman verirseniz ve tutarlı bir duruş sergilerseniz, onlar da sizin yeni tutumunuzu ve sınırlarınızı anlayıp, saygı göstermeyi öğrenebilirler.Unutmayın ki, hayır diyebilince kendiniz olacaksınız. Belki de tek kazancınız bu olacak. Hayır diyince kendinizi tanıyacaksınız, insanlarında sizi tanımasına izin vereceksiniz.Gerektiğinde hayır diyebilirseniz aslında doğru bulmadığınız şeyleri yapmadığınız için kendinize olan saygınızda korunacaktır. Lütfen kendinize hayır demek için izin verin..Başkalarına ‘evet’ derken, kendinizde ‘hayır’ demediğinizden emin olun.-Paulo Coehlo-Devamını oku

Yayınlanma: 04.11.2020 15:16

Son Güncelleme: 05.11.2020 08:43

Funda ŞAHIN
Funda ŞAHIN
Uzman Klinik Psikolog(*)(*)(*)(*)(*)
Uzmanlıklar: Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, Çocuk ve Ergenlik Dönemi Ruhsal Sorunları, Depresyon ve Mutsuzluk
Online Terapi
süre 45 dk
ücret 250
Yüz Yüze Terapi
süre 45 dk
ücret 400