HAYIR DİYEBİLMEK

HAYIR DİYEBİLMEK



Günlük yaşantımızda ‘HAYIR’ demenin yaratacağı etki nasıl söyleyeceğini bilememek kendisine söylendiğinde hissettireceği olumsuz duygular düşünülerek söylemekten çekindiğimiz bir kelimedir. Peki,  neden hayır diyemiyoruz? Bunun birçok farklı cevabı olabilir. Öncellikle, hayır diyememenin altında düşünülenden başka başka dinamikler olabileceğini unutmamak gerekir; çünkü her insan birbirinden farklı olduğu gibi nedenleri ve o nedenlere cevapları da farklıdır.


Hayır diyememek bir yaşantı sonucunda var olan irade ayarlarınızın değişimi, sınırlarınızdaki kontrolsüzlük de olabilir. Sosyal beceri eksikliğinizde, kendinizi kabul ettirme tarzınızda yahut bilinç dışınızdaki ‘evetçi’ ve sevilen, takdir gören kişiye olan ihtiyacınızın sonucu da olabilir. Dolayısıyla kalıcı bir değişim için öncelikle incelenmesi gereken, işin altında yatan soruları keşfetmektir. Bu durumunuz hayatınızı zorlaştıran bir faktör olma yönünde emin adımlar ile ilerlerken, kendinizi hiç gitmek istemediğiniz bir yerde, hiç yapmak istemediğiniz bir işte, hatta “Ben bu değilim!” diyen sessiz çığlıklarınız içinde, sizi huzursuz eden kişilik algınızı zedeleyen bir anda bulabilirsiniz. Bazı tavsiyeler işinizi kısa vadede kolaylaştırırken, zorlaşan durumunuza kalıcı çözümler için psikolojik bir destek iyi bir keşif olabilir. Bazı tüyolar da belki işinize yarayabilir...


Nasıl ‘Hayır’diyeceğiz?

Burada hatırlamamız gereken önemli bir nokta var: İletişimin her alanında olduğu gibi bu konuda da ‘hayır’ sözcüğünü nasıl kullandığımız önemli; yani söyleme şeklimiz, üslubumuz fark yaratabiliyor. İşte size, sıradan bir ‘hayır’ demek yerine kullanabileceğiniz birkaç örnek ifade tarzı:


“Sana yardım etmek, …. yapmak çok isterdim, ancak…”

“Bu konuda ben sana yardımcı olamayacağım, ama… müsait olabilir belki.”

“Bugünlerde çok yoğunum, … çok zamanımı alıyor. … gün sonra uygun olurum, senin için nasıl?”


Tüm bu cümle kalıplarının içerisinde bir ‘hayır’ mesajı var, ancak aynı zamanda karşımızdaki kişiye empati duyduğumuzu, mümkün olsaydı yardımcı olmayı istediğinizi iletiyoruz. Bu ve benzeri ifadeleri kullanarak hem suçlu hissetmeyiz, hem de karşımızdaki kişiyle ilişkimizi zedelemek endişesinden kurtuluruz. Hayatımızdaki insanlara kendi önceliklerinizin, zamanınızın değerli olduğu mesajını verirsiniz. Bu, sizin bencil biri olduğunuz anlamına gelmez.

Eğer sık sık ‘evet’ diyen ve herkesin yardımına koşan biriyseniz, ilk etapta bu yaklaşım, yukarıdaki ifadeleri kullanmak size biraz garip gelebilir. Ancak bir süre denemeye devam ederseniz, kendinizi ve çevrenizdekilerin tepkilerini gözlemlerseniz ‘hayır’ diyebilmek normalleşecektir, hatta kendinizi daha önce olmadığı kadar güçlü hissedebilirsiniz. İlişkinizde de samimi olduğunuzun, kendiniz gibi davranabildiğinizin ve sizin de değerli olduğunuzun farkına varabilirsiniz.

Çevrenizdekilerin tepkisinden bahsetmişken, unutmayın ki, sizdeki bu değişim sizin her şeye koşturmanıza alışmış insanların tuhafına gidebilir, tepki gösterebilirler. Biraz zaman verirseniz ve tutarlı bir duruş sergilerseniz, onlar da sizin yeni tutumunuzu ve sınırlarınızı anlayıp, saygı göstermeyi öğrenebilirler.

Unutmayın ki, hayır diyebilince kendiniz olacaksınız. Belki de tek kazancınız bu olacak. Hayır diyince kendinizi tanıyacaksınız, insanlarında sizi tanımasına izin vereceksiniz.Gerektiğinde hayır diyebilirseniz aslında doğru bulmadığınız şeyleri yapmadığınız için kendinize olan saygınızda korunacaktır. Lütfen kendinize hayır demek için izin verin..



Başkalarına ‘evet’ derken, kendinizde ‘hayır’ demediğinizden emin olun.  -Paulo Coehlo-





Yayınlanma: 04.11.2020 15:16

Son Güncelleme: 05.11.2020 08:43

Psikolog

Funda

ŞAHIN

Uzman Klinik Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
43 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Kişilerarası İletişim Problemleri
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2000
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 45 dk
ücret 4000
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Yüksek İşlevli Depresyon: Görünmeyen Çöküş

Yüksek İşlevli Depresyon Nedir?Yüksek İşlevli Depresyon Nedir?Yüksek işlevli depresyon, bireyin dışarıdan iyi görünmesine rağmen içsel olarak yoğun bir psikolojik mücadele yaşadığı sinsi bir durumdur. Depresyon çoğu zaman dışa yansıyan çökkünlük, enerji kaybı ve işlev kaybı ile ilişkilendirilir. Ancak bazı bireyler tüm bu belirtileri yaşarken aynı zamanda işlerini sürdürebilir, sosyal ilişkilerini devam ettirebilir ve “iyi görünüyor” izlenimi yaratabilir. Bu durum, yüksek işlevli depresyon olarak adlandırılır ve genellikle fark edilmesi en zor depresyon türlerinden biridir.Yüksek işlevli depresyon, bireyin günlük yaşam aktivitelerini sürdürebildiği ancak içsel olarak yoğun bir duygusal yük taşıdığı bir depresyon formudur. Klinik olarak sıklıkla distimi (persistan depresif bozukluk) ile ilişkilidir. Bu bireyler dışarıdan üretken, başarılı ve sosyal görünürken, iç dünyalarında kronik bir boşluk, yorgunluk ve anlam kaybı yaşarlar.Bu bireyler dışarıdan bakıldığında “başarılı”, “işlevsel” ve hatta “güçlü” olarak algılanabilir; ancak bu görünür işlevsellik, içsel yaşantıdaki çökkünlüğü maskeleyen bir yapıdadır. Bu tablonun ayırt edici yönlerinden biri, bireyin performansını sürdürebilmek için yüksek düzeyde bilişsel ve davranışsal çaba sarf etmesidir. Çoğu kişi güçlü bir sorumluluk duygusu, mükemmeliyetçilik ve dış onay arayışı ile hareket eder; bu da kısa vadede üretkenliği korurken uzun vadede psikolojik tükenmişliği derinleştirir. İçsel diyalog sıklıkla eleştirel ve yargılayıcıdır; kişi yaptığı işleri yeterli bulmaz, başarılarını küçümser ve kendine yönelik katı standartlar geliştirir. Bu bilişsel örüntüler, depresif duygulanımı sürdüren bir döngü oluşturur.Belirtiler ve Klinik GörünümYüksek işlevli depresyonunda belirtileri genellikle daha örtüktür:Sürekli düşük enerji hissiİlgi kaybı ancak işlevselliğin devam etmesiİçsel boşluk ve anlamsızlık duygusuAşırı sorumluluk alma ve mükemmeliyetçilikKronik yorgunlukKendini sürekli yetersiz hissetmeBu bireyler “iyi gidiyor gibi” görünse de içsel deneyimleri oldukça farklıdır. Yüksek işlevli depresyonun sinsi doğası, hem bireyin kendisi hem de çevresi tarafından fark edilmesini zorlaştırır. Çünkü klasik depresyon anlatısında yer alan belirgin işlev kaybı bu tabloda her zaman görülmez. Birey çoğu zaman “herkes böyle hissediyor” ya da “daha kötüsü var” gibi düşüncelerle yaşadığı durumu normalleştirir ve yardım arayışını erteler. Sosyal ortamda olumlu bir yüz sunma eğilimi, duyguların bastırılması ve zayıflık göstermeme isteği de bu maskelenmeyi güçlendirir. Bu nedenle yüksek işlevli depresyon, uzun süre tanı almadan devam edebilir ve kronikleşebilir.Bilişsel ve Duygusal MekanizmalarNörobiyolojik açıdan bakıldığında, bu durumun stres yanıt sistemi (örneğin kortizol düzeyleri) ve ödül işleme mekanizmaları (özellikle dopamin ilişkili süreçler) ile bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Kronik stres, duygusal düzenleme kapasitesini zayıflatırken, ödül sistemindeki azalma bireyin keyif alma kapasitesini düşürür. Bu da bireyin “yapıyor ama hissetmiyor” şeklinde tanımlanabilecek bir deneyim yaşamasına neden olur. Davranışsal düzeyde ise kişi işlevselliğini korumak adına aşırı çalışma, sürekli meşgul olma ya da duygulardan kaçınma gibi stratejiler geliştirebilir; ancak bu stratejiler uzun vadede semptomları besleyebilir.Yüksek işlevli depresyonda bazı bilişsel süreçler öne çıkar:Negatif otomatik düşüncelerKendini sürekli eleştirmeBaşarıya rağmen tatmin olamamaDuygusal bastırmaGünlük Hayata Etkileri ve Risk FaktörleriGünlük hayata etkilerinde her ne kadar işlevsellik korunuyor gibi görünse de bu durumun ciddi etkileri vardır:Tükenmişlik (burnout) riskiİlişkilerde yüzeysellikDuygusal kopuklukİçsel yalnızlık hissiUzun vadede bu durum daha ağır depresif epizodlara dönüşebilir.Risk Faktörleri ise: Mükemmeliyetçi kişilik yapısıYüksek sorumluluk duygusuKronik stresÇocukluk döneminde duygusal ihmalSürekli performans odaklı yaşam tarzıNeden Fark Edilmez?Yüksek işlevli depresyonun en önemli özelliği maskelenmesidir. Bunun birkaç nedeni vardır:Toplumsal beklentiler (başarılı görünme baskısı)Duyguları bastırma eğilimiYardım isteme konusunda çekingenlik“Benim durumum ciddi değil” düşüncesiBuna ek olarak, bireyler çoğu zaman işlevselliklerini kaybetmedikleri için sorunlarını “gerçek bir hastalık” olarak değerlendirmezler. Çevrelerinden “başarılı” ya da “güçlü” geri bildirimleri almak, yaşadıkları içsel sıkıntıyı görünmez kılar. Ayrıca sürekli meşgul olma, çalışma veya üretken kalma davranışı, duygularla yüzleşmeyi erteleyen bir kaçınma mekanizmasına dönüşebilir. Zamanla bu durum normalleşir ve kişi kendi duygusal durumunu sorgulamamaya başlar. Özellikle mükemmeliyetçi bireylerde “zayıflık göstermeme” inancı yardım arayışını daha da geciktirir. Buna ek olarak, sosyal medyada oluşturulan “iyi olma” imajı da bireyin kendi gerçek duygularını bastırmasına ve karşılaştırma yoluyla sorunlarını küçümsemesine neden olabilir.Aile ve yakın çevre de çoğu zaman bireyin işlevselliğine odaklanarak duygusal belirtileri göz ardı edebilir. “Çalışıyor, gülüyor, sorun yok” şeklindeki yüzeysel değerlendirmeler, kişinin yaşadığı içsel zorlukların fark edilmesini daha da zorlaştırır.Bu durum, bireyin uzun süre destek almadan yaşamaya devam etmesine neden olur.Tedavi ve Baş Etme Yolları; Ne Zaman Yardım Alınmalı?Tedavi ve Baş Etme Yolları Psikoterapi (özellikle bilişsel davranışçı terapi)Duygu farkındalığı geliştirmeSınır koyma becerileriYaşam tarzı düzenlemeleriGerekirse farmakolojik destek Aşağıdaki durumlar varsa profesyonel destek alınması önemlidir:Sürekli yorgunluk ve motivasyon eksikliğiHayattan keyif alamamaBaşarıya rağmen tatminsizlikDuygusal tükenmişlikErken müdahale, durumun kronikleşmesini önler.Sonuç Olarak; Yüksek işlevli depresyon, görünmeyen ancak derin etkileri olan bir psikolojik durumdur. Dışarıdan iyi görünmek, içeride iyi olunduğu anlamına gelmez. Bu nedenle bireyin içsel deneyimine odaklanmak ve gerektiğinde destek almak büyük önem taşır.Kaynakça:American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.).Beck, A. T. (2008). Depression: Causes and Treatment.World Health Organization. (2017). Depression and Other Common Mental Disorders.Klein, D. N., et al. (2006). Chronic depression and dysthymia. Annual Review of Clinical Psychology.Gotlib, I. H., & Hammen, C. L. (2009). Handbook of Depression.Cuijpers, P., et al. (2010). Psychological treatment of depression. Clinical Psychology Review.American Psychological Association. (2020). Depression overview.

PSEUDODEMENTİA: Depresyon mu Demans mı?

Depresyon ve demans erken evrede benzer belirtiler gösterebilir. Bu yazı, iki durumu ayırt etmek için temel farkları ve klinik ipuçlarını açıklar. Demans Ve DepresyonYaşlanma ile birlikte ortaya çıkan unutkanlık ve bilişsel yavaşlama, çoğu zaman normal yaşlanmanın bir parçası olarak değerlendirilse de bazı durumlarda daha ciddi nöropsikiyatrik tabloların habercisi olabilir. Özellikle depresyon ve demans, erken evrelerde birbirine oldukça benzeyen belirtiler sergileyerek klinik açıdan önemli bir ayırt etme problemi yaratır. Bu durum literatürde sıklıkla “psödodemans” olarak adlandırılmakta ve yanlış tanı riskini beraberinde getirmektedir.Depresyon ve demansın doğru şekilde ayırt edilmesi yalnızca tedavi sürecinin etkinliği açısından değil, aynı zamanda bireyin yaşam kalitesi ve hastalığın seyri açısından da kritik öneme sahiptir. Depresyon Nedir?Depresyon, yalnızca geçici bir üzüntü hali değil; duygusal, bilişsel, davranışsal ve fizyolojik bileşenleri olan çok boyutlu bir psikolojik bozukluktur. Nörobiyolojik açıdan depresyon; serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitter sistemlerindeki düzensizlikler, hipokampal hacimde azalma ve kronik stresle ilişkili kortizol artışı ile ilişkilendirilmektedir. Depresyondaki bir birey sürekli üzgün olma hali, boşlukta ya da umutsuz hissetme, İlgi ve zevk kaybı, Suçluluk ve değersizlik duygularını yaşayabilir. Depresyonun duygusal süreçleri etkilediği gibi aynı zamanda bilişsel süreçleride etkileyen belirtileri vardır bu belirtiler arasında dikkat ve konsantrasyon düşüklüğü, karar vermede zorluk hissi, negatif düşüncelerin artışı bilişsel fonksiyon düşüklüğüne neden olabilir. Depresyon çok yönlü bir psikolojik bozukluktur bu nedenle sosyal hayatımızıda etkileyebilir sosyal geri çekilme yaşanabilir, günlük işleri yapmakta zorlanma ve aynı zamanda bireyin yaptığı sosyal aktivitelerde azalma görülebilir. Depresyonla birlikte uyku bozukluğu, çok uyuma, uykusuz kalma, iştahsızlık yada aşırı iştahlı olma hali bireye eşlik edebilir. .Önemli bir nokta: Depresyonda görülen bilişsel bozulmalar genellikle geri dönüşümlüdür ve tedavi ile önemli ölçüde düzelebilir. Bu durum, demanstan ayırt edilmesinde kritik bir fark yaratır.Demans Nedir?Demans, tek bir hastalık değil; bilişsel işlevlerde ilerleyici ve genellikle geri dönüşü olmayan bozulmalarla karakterize bir klinik sendromdur. Tanı kriterleri nörolojik ve psikolojik değerlendirmelerle belirlenir ve günlük yaşam aktivitelerinde belirgin işlev kaybı olması gerekir. Nörobiyolojik düzeyde demans; nöronal kayıp, sinaptik bozulma ve bazı durumlarda beta-amiloid plakları ve tau protein birikimi ile ilişkilidir (özellikle Alzheimer hastalığında). En yaygın nedeni Alzheimer hastalığı olmakla birlikte, Alzheimer ile görülen bellek bozuklukları, unutkanlık, planlamada ve problem çözmede güçlük, bazı hastalarda dil bozukluklarının görülmesi, kelime bulmada güçlük yada konuşmada yavaşlık gözlemlenebilir. Yer yön bulma zorluğu, tanıdık yerleri hatırlamada güçlük görülebilir. Davranışsal olarak bazı değişimler söz konusudur örneğin sosyal normlara uygun davranmama, sosyal geri çekilme bu hastalığın bazı davranışsal belirtileridir. Depresyondan farklı olarak: Demans ilerleyicidir, Bilişsel kayıplar kalıcıdır Birey çoğu zaman bu kayıpların farkında değildir. Depresyon ile Demansı Ayıran Özellikler Nedir?Depresyon ve demans, özellikle ileri yaşta benzer bilişsel belirtilerle ortaya çıktıkları için klinik olarak sıkça karıştırılsa da bazı temel özellikler bu iki durumu ayırt etmeyi mümkün kılar. Depresyon genellikle haftalar ya da aylar içinde daha hızlı başlayan, dalgalı seyir gösteren ve bireyin bilişsel şikayetlerinin belirgin şekilde farkında olduğu bir tablodur; kişiler çoğu zaman unutkanlıklarından yoğun biçimde yakınır ve performansları motivasyonlarına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Buna karşılık Demans, özellikle Alzheimer hastalığı gibi türlerde, sinsi başlangıçlı ve ilerleyici bir seyir izler; bilişsel kayıplar zamanla artar ve çoğu durumda bireyin bu kayıplara ilişkin farkındalığı sınırlıdır. Depresyonda görülen bellek sorunları daha çok dikkat ve konsantrasyon eksikliğine bağlı geri çağırma güçlüğü şeklinde ortaya çıkarken, demansta yeni bilgilerin öğrenilmesi ve depolanması doğrudan bozulur. Ayrıca depresyon tedavi edilebilir ve uygun müdahalelerle bilişsel belirtiler büyük ölçüde geri dönebilirken, demans genellikle geri dönüşü olmayan nörodejeneratif bir süreçtir. Bu nedenle başlangıç şekli, hastanın iç görü düzeyi, bilişsel performansın seyri ve tedaviye verilen yanıt, iki durumun ayırt edilmesinde kritik klinik ipuçları sunar.PseudoDementia (Yalancı Demans) Nedir, Nasıl Ayırt Edilir?Bazen zihnimiz bizi yanıltır. Yaşlılıkta görülen unutkanlık, odaklanma güçlüğü ve kafa karışıklığı her zaman Alzheimer veya demansın habercisi olmayabilir. Psödodemans (Yalancı Demans), klinik olarak demansı taklit eden ancak altında genellikle tedavi edilebilir bir depresyon yatan bir durumdur.Neden Bir Uzman Görüşü Şart?Psödodemansı gerçek demanstan ayırmak hayati önem taşır çünkü:Geri Dönüştürülebilirlik: Gerçek demans ilerleyiciyken, psödodemans uygun antidepresan veya psikoterapi ile tamamen iyileşebilir.Yanlış Teşhis Riski: Hastaya yanlışlıkla "demans" teşhisi konulması, etkili bir tedavinin atlanmasına ve hastanın gereksiz bir umutsuzluğa sürüklenmesine neden olur.Farklı Semptom Seyri: Psödodemans hastaları genellikle bellek sorunlarından çok yakınırken, demans hastaları kayıplarını gizleme eğilimindedir.Klinik Değerlendirme ve Tedavi YaklaşımlarıKlinik DeğerlendirmeDoğru tanı için çok yönlü değerlendirme gerekir:Klinik görüşmeNöropsikolojik testlerAile gözlemleriGerekirse beyin görüntülemeTedavi YaklaşımlarıDepresyon:PsikoterapiAntidepresanlarYaşam tarzı değişiklikleriDemans:Hastalık ilerlemesini yavaşlatıcı tedavilerBilişsel destek programları Depresyon ve demans benzer belirtiler gösterse de dikkatli bir değerlendirme ile ayırt edilebilir. Erken tanı, tedavi başarısı ve yaşam kalitesi açısından kritik öneme sahiptir. Eğer sizde veya bir yakınınızda ani başlayan bir bilişsel gerileme varsa, duygusal çökkünlük, sosyal geri çekil vb gibi psikolojik ve ya bilişsel belirtiler varsa bu durumun bir "maske" olup olmadığını anlamak için mutlaka bir Psikoloğa, Nöropsikoloğa danışmalısınız. Unutmayın; doğru teşhis, doğru hayatı geri kazandırır.Kaynakça:American Psychiatric Association (2013). DSM-5.Cummings, J. L. & Benson, D. F. (1992). Dementia: A Clinical Approach.Harvard Health Publishing. (2022). "Depression or Dementia?"Gainotti, G. et al. (2014). Differential diagnosis between depression and dementia.Kang, H., et al. (2014). "Pseudodementia: A Review." Annals of General Psychiatry.Kessing, L. V. (2004). Depression and dementia risk.McKhann, G. M. et al. (2011). Alzheimer’s disease diagnosis guidelines.Ownby, R. L. et al. (2006). Depression and Alzheimer risk.Petersen, R. C. (2016). Mild Cognitive Impairment.Rock, P. L. et al. (2014). Cognitive impairment in depression.World Health Organization (2021). Dementia facts.

İçten İçe İyi Hissetmemek: Sebebini Anlamak

Bazen her şey yolunda gibi görünür. Ama sen içten içe iyi hissetmezsin. Sabah kalkarsın, yapman gerekenleri yaparsın, işe gidersin, insanlarla konuşursun ve gününü tamamlarsın.Dışarıdan bakıldığında her şey normaldir, hatta birçok kişi için belki de iyi bile görünüyordur. Ama içten içe bir şey eksik gibi gelir. Sanki bir parçan geride kalmış gibi. Yaşıyorsundur ama tam olarak hissetmiyorsundur.Bu durumu yaşayan birçok insan var. Ama çoğu bunu dile getirmiyor; çünkü ortada anlatılacak net bir problem yok. Bir şey kötü değil ama iyi de değil. Bu durum insanın kafasını daha da karıştırıyor.“Her şeyim var aslında, neden böyle hissediyorum?”“Şikayet edecek bir şey yok ama içim sıkılıyor.”“Böyle hissetmem sağlıklı değil mi?”Hayır, değil.Bazen bu his sadece yorgunluk olur. Ama bildiğimiz türden bir yorgunluk değil bu. Uyusan geçecek gibi de değil. Tatile gitsen düzelecek gibi de değil. Daha çok içsel bir ağırlık gibi. Sanki uzun zamandır kendinle temas etmemişsin gibi.Günlük hayatın içinde çoğumuz “yapmamız gerekenlere” odaklanıyoruz. Yetişmemiz gereken işler, sorumluluklar, beklentiler…Ama o sırada kendimizi fark etmeyi yavaş yavaş bırakıyoruz. Ne hissettiğimizi, neye ihtiyacımız olduğunu, neyin bizi gerçekten iyi hissettirdiğini…Unutuyoruz demek belki ağır olur ama geri plana atıyoruz.Şöyle bir düşünmeni isterim:En son ne zaman gerçekten keyif aldın?Zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğin bir an ne zamandı?Ve o anlar hayatının ne kadarını oluşturuyor?Bir de şu var: Bazen gülümsemeye o kadar alışıyoruz ki, zorlandığımızı fark etmek bile zorlaşıyor.“Geçer.” diyoruz.“Abartıyorum.” diyoruz.Ama içimizde bir yer, duyulmak istiyor.Çoğu zaman bu hisler bir anda ortaya çıkmaz.Küçük küçük birikir.Söylenmeyen şeyler…İçine attıkların…Ertelediklerin…Görmezden geldiklerin…Ve bir noktadan sonra, ortada büyük bir problem yokken bile içinde bir ağırlık oluşur.Burada önemli olan şu:Böyle hissetmek, “zayıf” olduğun anlamına gelmez.Ya da hayatında bir şeylerin yanlış gittiğini göstermez.Ama bir şeylerin fark edilmek istediğini gösterebilir.Kendine şu soruları sormayı deneyebilirsin:Son zamanlarda beni en çok ne yoruyor?Gün içinde beni en çok ne geriyor?Ne zaman kendimi daha iyi hissediyorum?Ve… kendime gerçekten ne kadar alan tanıyorum?Bu soruların net cevapları olmayabilir.Zaten amaç hemen cevap bulmak değil.Ama biraz durmak…Kendine dönmek…Orada ne olduğunu merak etmek…Bu bile önemli bir başlangıç.Bazen insanlar destek almayı “çok kötü bir durumda olmak” gibi düşünüyor.Ama aslında öyle değil.Bazen sadece:Kafanın içini biraz daha net duymak için,Duygularını anlamlandırmak için,Hayatındaki dengeyi yeniden kurmak için…Biriyle konuşmak iyi gelir.Çünkü bazı şeyleri kendi içinde düşünmekle, biriyle konuşarak fark etmek aynı şey değil.Bir şeyleri ilk defa yüksek sesle söylediğinde onlara bakışın bile değişebilir.Şunu da söylemek isterim:Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin.Herkes zaman zaman zorlanır.Herkes bazen ne hissettiğini tam olarak bilemez.Bu çok insani.Eğer son zamanlarda sen de böyle hissediyorsan, bunu görmezden gelmek yerine biraz yaklaşmayı deneyebilirsin.Kendine biraz daha alan açmayı…Kendini biraz daha duymayı…Belki de en çok ihtiyacın olan şey bu.Ve istersen, bu sürece birlikte de bakabiliriz.Bazen sadece konuşmak bile düşündüğünden daha iyi hissettirebilir.Belki de uzun zamandır sadece “devam etmeye” odaklandın.Durmadan, düşünmeden, hissetmeden…Çünkü durursan neyle karşılaşacağını bilmiyorsun.Ya da bildiğin için durmamayı seçiyorsun.Bu da çok anlaşılır.Bazen insan kendi içinden kaçmayı fark etmeden öğrenir.Kendini oyalayarak, sürekli bir şeylerle meşgul olarak, yalnız kalmamaya çalışarak…Ama ne kadar kaçarsan kaç, o his bir şekilde kendini hatırlatır.Sessiz bir anında, gece yatağa yattığında, ya da hiçbir şey yapmazken bir anda gelen o boşluk hissinde…Aslında o his bir düşman değil.Sana bir şey anlatmaya çalışan bir tarafın.Belki dinlenmek istiyorsun.Belki sınır koymak.Belki bir şeyleri değiştirmek…Ama önce bunu fark etmek gerekiyor.Kendine şu izni verebilir misin?Her zaman iyi olmak zorunda olmadığını, bazen kararsız, yorgun ya da sıkılmış hissedebileceğini kabul etmeyi…Ve bunu hemen düzeltmeye çalışmadan, biraz onunla kalmayı…Bu kolay bir şey değil.Ama gerçek bir temas genelde tam burada başlar.İnsan kendine yaklaşmaya başladığında, ilk başta biraz yabancı hissedebilir.Ama zamanla o yabancılık yerini daha tanıdık, daha sakin bir hisse bırakır.Belki de ihtiyacın olan şey, kendine daha yumuşak davranmak.Her şeyi çözmeye çalışmak yerine biraz anlamaya çalışmak.Kendine şu soruyu da sorabilirsin:“Şu an hissettiklerim bana ne anlatıyor olabilir?”Bazen cevap hemen gelmez.Ama bu soruyu sormak bile, kendinle kurduğun ilişkiyi değiştirmeye başlar.Eğer bu satırları okurken kendinden bir parça bulduysan, yalnız olmadığını bilmeni isterim.Ve bu hislerin, üzerine gidildiğinde değişebileceğini…Kendine küçük bir alan açmakla başlayabilirsin.Belki günde birkaç dakika, sadece kendinle kalmak…Belki hissettiklerini yazmak…Belki de sadece fark etmek…Küçük adımlar, düşündüğünden daha fazla şey değiştirebilir.Ve eğer bir noktada bunu tek başına yapmak zor gelirse, bu da çok normal.Bazen birinin eşlik etmesi, yolu daha anlaşılır ve daha hafif hale getirir.İstersen burada durmak zorunda değilsin.Kendine doğru atacağın her adım, aslında hayatına doğru atılmış bir adımdır.Ve belki de en önemlisi:İyi hissetmek, her şeyin mükemmel olmasıyla ilgili değildir.Kendini duyabilmekle ilgilidir.Dilediğinde, daha profesyonel şekilde ele almak istediğinde bunları eşlik etmek için burada olacağım.
Begüm KALFE 16.04.2026