1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Bipolar Bozukluk İlişkileri Nasıl Etkiler?

Bipolar Bozukluk İlişkileri Nasıl Etkiler?

Bipolar bozukluk bazen sadece teşhisi alan kişi için değil, arkadaşları, romantik partnerleri ve aile üyeleri için de zorlu ve zaman zaman da yıkıcı bir psikolojik hastalık olabilir. Bipolar bozukluk en genel anlamıyla, yaşaması zor olabilecek aşırı yüksek ve düşük seviyelerdeki ruh hallerine neden olan bir piskolojik hastalık olarak tanımlanabilir.

Bipolar bozukluk tanısı, günlük yaşam işlevlerini sürdürme mücadelesiyle sonuçlanabilir ve ilişkileri de etkileyebilir. Ancak doğru tedavi ile bipolar bozukluğunuzu ve ilişkilerinizi yönetebilirsiniz. Nasıl olduğunu öğrenmek için okumaya devam edebilir, siz de bipolar bozukluk yaşıyor ve bir terapiye ihtiyaç duyduğunuzu düşünüyorsanız, Psikologofisi üzerinden deneyimli isimlerle görüşmek için hemen iletişime geçebilirsiniz. Sesli ya da görüntülü gerçekleştireceğiniz online terapi seansları ile hayatınızdaki sorunlara çözüm bulabilirsiniz.

Bipolar Bozuklukla İlişkileri Sürdürmek Zor mu?

Bir ilişkiyi sürdürmek, bir partnerin bipolar bozukluğu olduğunda daha zorlayıcı görünse de imkansız değildir. İki kutuplu ilişkilerin her iki taraf için de tatmin edici olabilmesi için sağlıklı kalıplar geliştirmenin birkaç yolu vardır. Biraz çalışma gerektirebilir, ancak tüm ilişkiler çaba ve özen gerektirir ve bu da farklı değildir.

Bipolar bozukluk yaşayan biriyle işlevsel ilişkiler kurmanın en önemli kısmı, iletişim hatlarını açık tutmak ve bu ilişkiyi sürdürmeye istekli olmaktır. Dürüst ve açık sözlü olmak ve öğrenmeye çalışmak, olumlu ve güvene dayalı bir dinamik oluşturmanın temel bileşenleridir. Bipolar bozukluk yaşayan kişi siz olun ya da partneriniz olsun, aşağıdakiler akılda tutulması gereken önemli hususlardır:

  • Bipolar bozukluk için ilaç ve tedavi kombinasyonu tipik olarak çok faydalıdır.
  • Mani, hipomani, bipolar depresyon ve karışık duygu durum dönemlerinin semptomlarını tanıyabilmek çok önemlidir. Bipolar bozukluk ile depresyon arasındaki farkı veya borderline kişilik bozukluğu ile bipolar bozukluk arasındaki farkı öğrenin.
  • Tetikleyicileri gerçekleşmeden önce keşfetmek (ve hatta gerekirse aramak) oyunun kurallarını değiştirebilir. Tetikleyiciler, bir depresif ya da manik dönem olasılığını teşvik edebilen veya artırabilen durumlardır.
  • Bir destek planına sahip olmak, bipolar bozukluk semptomlarının yönetilmesine yardımcı olabilir. Destek planları, faaliyetleri detaylandırabilir ve gerekli kişileri listeleyebilir. Örneğin, manik veya depresif bir dönem geçirmeniz durumunda size yardımcı olabilecek bir terapist ya da psikiyatristiniz olmalıdır. Bir destek planı ayrıca her bir kişinin rolünü önceden belirleyebilir ve gerektiğinde günlük rutinleri nasıl değiştireceğiniz gibi ihtiyacınız olan anlık çözümlere sahip olmanızı sağlayabilir.

Birisi bipolar bozukluk semptomları yaşadığında, destek sistemlerinin sürece dahil olması ve bu sistemdeki kişilerle sık iletişim halinde olması önemlidir. Bipolar bozukluk teşhisi konan kişiler bir terapiste, psikiyatriste ve eğer bir ilişki içindeyseler bir çift terapistine gitmekten fayda görebilirler. Destek mekanizmaları hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için "Bipolar Bozukluğu Olan Sevdiklerinize Destek Olmanın 9 Yolu" içeriğimize göz atabilirsiniz...

Bir İlişkide Bipolar Bozukluğa Sahip Olmanın Zorlukları

Bipolar bozukluğu olanlar için, mevcut veya gelecekteki ilişkilerini etkileyebilecek içsel mücadelelerle karşılaşma olasılığı her zaman vardır. Bunların başlıcaları şu şekilde sıralanabilir…

Kendini Damgalama

Bipolar bozukluğu olan kişiyi ilişki kurma sürecinde zorlayabilecek ilk şey, kendini damgalamadır (veya içselleştirilmiş damgalamadır), bu da kendi kendine yarattığı izolasyona yol açar. Kendini damgalama, bir kişinin zihinsel durumu hakkında aldığı olumsuz mesajları içselleştirmesidir. İnsanların kendileri hakkında kötü hissetmelerine ve özgüvenlerinin düşmesine yol açan bir durumdur. Çünkü toplumun bipolar bozukluk ve diğer ruh sağlığı durumları hakkındaki mesajları oldukça aşağılayıcı olma eğilimindedir.

Bir kişi kendisi hakkında kötü hissettiğinde, başkalarıyla bağlantı kurmak çok zor olabilir. Bipolar bozukluk yaşayan bir kişi, diğer insanlar için yeterince iyi olmadığını düşünerek ilişkilerden kaçınabilir. Bazen bu duygular beklenmedik bir anda hızlı bir şekilde ortaya çıkar ve psikolojik sağlık sorunları olanların mevcut ilişkilerinden partnerlerini uzaklaştırmalarına neden olur. Bu durum uzun vadede sosyal izolasyona yol açabilir.

Rutini Bozmamak

Bipolar bozukluğu olan bir kişinin ilişki kurma yeteneğini etkileyebilecek ikinci şey bağlı kalmak zorunda hissettiği rutindir. Psikolojik hastalık yaşayan kişiler genellikle hayatlarına sağlıkla devam edebilmek için bir rutine büyük ölçüde güvenirler. Belli bir rutine bağlı yaşamak şu anlama gelebilir:

  • Yatağa erken gitmek
  • Ortalamadan daha uzun uyumak
  • Her gün aynı saatlerde önceden planlanmış yemekleri yemek
  • Egzersizi atlayamamak

Katı bir program, bipolar olan kişiyi gece toplantılarından, partilerden, alkolün servis edildiği yerlerden ve zaman çizelgesine uymayan diğer etkinliklerden vazgeçmeye zorlayabilir. Bu katı kurallar da ikili ilişkiler kurmayı zorlaştırır.

Ruh Hali Değişimleri

Bir duygudurum bozukluğunun semptomlarının (kontrolsüz şiddetli duygudurum değişikliği dönemleri) ilişkilerde geçici veya uzun süreli kırılmalara neden olabileceğini hatırlamak da önemlidir. Bu da bipolar bozukluk yaşayan kişinin ilişki kurmasını büyük ölçüde zorlaştırır.

Bipolar Bozukluğu Olan Biriyle İlişki Yaşamak

Dikkat edilmesi gereken bir dizi iki kutuplu ilişki modeli vardır. Bunların her birinin, ilişkinizin sağlığı ve esenliği üzerinde doğrudan bir etkisi olabilir. Bipolar bir partneriniz olduğunda ebeveynlik sorunları, yakınlık ve iş süreçleri de bu durumdan etkilenebilir.

Ebeveynlik Sorunları

Ebeveynlik en iyi zamanlarda dahi stresli olabilir. Stres ruh halini tetikleyebileceğinden, bir ebeveyn bipolar olduğunda ebeveynlik çok daha zorlayıcı bir sürece dönüşebilir. Tetikleyicileri tespit etmeyi öğrenmek ve stresi yönetmek için bir plana sahip olmak, çocuklar denklemin bir parçası olduğunda çok daha önemli olacaktır.

Yakınlık Sorunları

Bipolar bozukluğun olduğu ilişkilerde yakınlık sorunları çok yaygındır. Bir manik ya da hipomanik dönem sırasında cinsel dürtüler önemli ölçüde artabilir. Aynı zamanda, birden fazla partnerle korunmasız cinsel ilişki gibi riskli davranışlarda bulunma dürtüsünde bir artış da yaygındır. Bazen bu, seks için ilişkinin dışına çıkma eğilimini bile içerebilir.

Diğer yandan, depresif ataklar ise cinsel istekte azalmaya neden olabilir. Bunu baştan anlamak, romantik ilişkide cinsel normlarda bir kesintiden sonra tipik olarak ortaya çıkabilecek bazı korkulardan kaçınmaya yardımcı olabilir. Son olarak, bazı duygusal düzenleme ilaçlarının cinsel dürtüyü de azaltabileceğini bilmek inanılmaz derecede önemlidir.

İş Stresi

Ruh hali değişimleri ve bipolar bozuklukla ilgili diğer belirtiler, çalışma ortamları ve ilişkiler üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilir. Manik ruh hali dalgalanmalarına (dürtüsellik veya şişirilmiş bir öz-değer duygusu gibi) veya depresif dalgalanmalara (enerji ve motivasyon eksikliği gibi) özgü semptomlar, işte istikrarı korumada zorluğa yol açabilir. İşyerindeki bu tür stres nedenleri ayrıca hipomanik bir dönemi veya depresif bir dönemi tetikleyebilir.

Ruh hali değişimlerini ve diğer davranış kalıplarını anlamak, kişinin iş stresleriyle başa çıkmasına ve olumsuz benlik görüşlerini azaltmasına yardımcı olabilir. Ruh halinizi belirlemenin veya takip etmenin iyi bir yolu bir günlük tutmaktır. Duygularınızı, olayları, başkalarıyla etkileşimlerinizi, ilaçları ve yan etkileri yazın. Meditasyon, egzersiz, iyi bir diyet ve uyku alışkanlıkları sürdürmek de ruh halinizde fark yaratabilir.

Bipolar Bozuklukla İlişkiler Nasıl Yönetilir?

Bipolar bozukluk yaşayan birisiye bir ilişkiyi yürütmenin en önemli kısmı, durumu yönetmek ve ilişkiyi beslemek için zaman ve çaba harcamaya istekli olmaktır. Bununla ilgili birçok sağlıklı çözüm yolu da vardır. Aşağıdaki önerilerin tümü, her birinizin romantik ilişkilerinizi başarılı bir şekilde yönetmenize yardımcı olabilecek stratejilerdir...

Danışmanlık Almak

Çift danışmanlığı şeklinde yapılan terapi, bipolar ilişkilere rehberlik etmede son derece yararlıdır. Birbirinizin bakış açısını anlamak ve ikinizin de diğer tarafı görmesine yardımcı olabilecek tarafsız bir arabulucuya sahip olmak sadece yardımcı olmanın ötesindedir. Bu danışmanlık, başarılı bir şekilde bipolar ilişkileri sürdürmekle sürdürmemek arasındaki fark olabilir. Spesifik olarak, danışmanlık, geçmişte meydana gelmiş olabilecek incitici ve yıkıcı davranışları belirlemenize, bu davranışları affetmenin yollarını bulmanıza ve son olarak, yaşanan sorunları tekrar etmeye devam etmemeniz için kesin sınırlar belirlemenize yardımcı olabilir.

Kişisel Bakım

Kişisel bakım her ilişkide önemlidir, ancak bir kişinin bipolar bozukluğu olduğunda daha da gereklidir. Birbirinize zaman ayırmak, birlikte çalışmak, günlük tutmak, meditasyon yapmak, sağlıklı beslenmek, düzenli randevular almak ve sağlıklı bir uyku düzenini sürdürmek, bipolar ilişkiler de dahil olmak üzere herhangi bir çiftin yararına olabilecek şeylerdir.

Ek Tedaviler

Bipolar ilişkileri yönetmede tedavi almak çok önemlidir. İdeal bir durumda, her iki kişi de bir tedavi planına dahil olmaya motive olacaktır. Bipolar bozukluk tedavisine iki kişi birden yararlandığında, sonuçlar yararlı ve çarpıcıdır. Semptomların daha iyi anlaşılması, nasıl iletişim kurulacağına dair iç görü ve tetikleyicileri daha iyi görme yeteneği, birlikte tedavi aramanın olumlu sonuçlarıdır.

Bipolar Bozukluk İçin Hangi Tedavi Seçenekleri Mevcuttur?

Doğru bipolar bozukluk tedavisi ile günlük hayatın akışına uyum sağlamak çok daha kolaydır. İkiniz de tedavi ile birlikte bipolar bozukluk ve ilişkileri daha yüksek düzeyde ve daha iyi anlayabilirsiniz. Tedavinin tipik olarak devam eden bir taahhüt olması gerekir ve bir dizi farklı stil ve yaklaşımı içerebilir. Bazı durumlarda, tedavi tekniklerinin bir kombinasyonu en iyi seçenektir.

İlaç tedavisi: Bipolar bozukluğu ilaç kullanarak tedavi etmek için çeşitli seçenekler vardır. Antidepresanlar, her zaman etkili olmadıkları ve bazılarının maniyi tetiklediği bilindiği için dikkatli kullanılmalıdır. Lityum, bipolar bozuklukta yaygın olan iniş ve çıkışları dizginlemek için kullanılan etkili bir duygudurum düzenleyici olabilir.

İkinci nesil antipsikotikler (SGA'lar) de yaygındır ve tipik olarak duygudurum düzenleyiciler gibi diğer duygusal düzenleme ilaçları ile birlikte kullanılır. Manik dönem ve depresif dönem sırasında yardımcı olabilirler. Antikonvülzanlar, reçete edilebilecek başka bir duygudurum düzenleyici ilaç grubudur.

Herhangi bir ilacın dikkatli ve lisanslı bir psikiyatristin rehberliğinde kullanılması gerekir. Dikkat etmeniz gereken yan etkiler vardır ve bir doktorun gözetimi olmadan bipolar bozukluk tedavisi için ilaç almayı asla bırakmamanız gerekir.

Psikoterapi: Bipolar bozukluk tedavisi ararken psikoterapi neredeyse her zaman önerilir. Bilişsel davranışçı terapi, bipolar bozukluğu olan kişilerin, olumsuz düşünce kalıplarını tanımasına ve onları daha olumlu, etkili başa çıkma teknikleriyle değiştirmesine yardımcı olur.

Psikoeğitim ve aile odaklı terapi: Bipolar bozukluk hakkında bilgi edinmek için çaba sarf etmek, bipolar ilişki yaşayan her iki insan için de oldukça faydalı olabilir. Sadece durumun gerçekleri hakkında daha fazla bilgi edinmenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda sorunları daha hızlı tanımlamanıza da yardımcı olabilir.

Elektrokonvülsif terapi (ECT): ECT, beyne hızlı elektronik impulslar göndererek çalışır. Bugünlerde o kadar yaygın olmasa da, bazen ECT, diğer terapi ve ilaç türleri işe yaramadığında bipolar bozukluğu tedavi etmek için kısa süreli bir tedavi olarak hala kullanılmaktadır.

Bipolar Bozukluk İçin Yardım Almak

Bipolar bozukluğunuz olsun ya da bipolar bozukluğu olan biriyle ilişkiniz olsun, yardım bulmak işin en kolay kısmıdır. İlk adım, bipolar bozukluğun nasıl göründüğü hakkında daha fazla şey öğrenmektir. Ardından hem güvendiğiniz hem de tedaviye bağlı kalacağınız bir terapist bulabilirsiniz.

Mevcut diğer birkaç seçenek, bir destek grubu bulmayı, bölgenizdeki bir akıl sağlığı kliniğine ulaşmayı veya yüz yüze veya online terapiyi düşünmeyi içerir. Doğru destek ve rehberlikle bipolar bozukluğa rağmen ilişkileriniz gelişebilir. Başarılı, sevgi dolu, birbirini destekleyen bir ilişki içinde her zaman istediğiniz hayatı yaşayabilirsiniz.

KAYNAK

https://www.psikologofisi.com/blog/bipolar-bozukluk-iliskileri-nasil-etkiler

Yayınlanma: 02.02.2024 17:47

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:38

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Depresif Bozukluklar
Varoluşsal Anlam Arayışı
+8
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

2-3 Yaş Çocuklarda Tuvalet EğitimiBahar mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte, ebeveynler için önemli bir gündem maddesi haline gelen tuvalet eğitimi, çocukların gelişiminde kritik bir yer tutar. 2-3 yaş grubu, çocuğun bağımsızlık kazanma yolundaki ilk adımlarını attığı, duygusal ve psikolojik gelişiminin şekillendiği bir dönemdir. Bu süreç, yalnızca fiziksel becerilerin kazandırılması değil, aynı zamanda çocuğun özgüveninin inşa edilmesi için de oldukça önemlidir.Okul öncesi dönemde, özellikle kreş ve anaokulu yaş grubunda yer alan çocuklar için tuvalet alışkanlığı kazanmak, hem evde hem de eğitim kurumlarında sağlıklı bir rutin oluşturmak açısından oldukça değerlidir.Tuvalet eğitimi, her çocuk için farklı bir zamanlama gerektiren bir süreçtir. Bazı çocuklar daha erken yaşlarda tuvalet eğitimine hazır olurken, diğerleri için bu süreç daha geç bir dönemde başlayabilir. Çocuğun tuvalet eğitimine başlamaya hazır olup olmadığını belirlemek, ebeveynlerin doğru zamanlamayı yapabilmesi açısından kritik bir adımdır. Bu hazırlık süreci, sadece çocuğun fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanabilmesi değil, aynı zamanda onun psikolojik olarak da hazır olması gerektiği bir dönemdir.Çocuğun bezini ıslatmasından rahatsız olması, tuvaletini tutabilmesi, isteklerini sözlü olarak ifade edebilmesi ve basit yönergeleri anlayıp uygulayabilmesi, tuvalet eğitimine başlamak için dikkat edilmesi gereken sinyallerdir. Bu noktada, ebeveynlerin gözlemleri ve sabırları büyük önem taşır.Kampüs Kreş’te görev yapan uzmanlar, tuvalet eğitimi sürecini çocukların günlük rutinine entegre ederek destekler. Özellikle 3 yaş civarındaki çocuklar için bu destek, sürecin daha sağlıklı ve hızlı ilerlemesini sağlar.Tuvalet eğitimi sürecine başlamadan önce, ebeveynlerin doğru bir hazırlık yapması faydalıdır. Çocuğa tuvalet alışkanlıklarını öğretmeye başlamadan önce, yaşına uygun kitaplar okuyarak ve tuvaletin nasıl kullanıldığı hakkında basit açıklamalar yaparak, çocuğun bu sürece olan ilgisini artırabilirsiniz. Aynı zamanda, tuvalet sonrası ellerin yıkanması gibi hijyen alışkanlıklarını kazandırmak da eğitim sürecinin önemli bir parçasıdır.Tuvaletini yapmak için belirli aralıklarla çocuğa hatırlatmalarda bulunmak, onu tuvalet alışkanlıkları kazanmada yönlendirmede etkili olacaktır. Ayrıca, çocuğun tuvaletini yapıp yapmadığına dair sürekli soru sormak yerine, günün belli aralıklarında tuvalete gitmesi konusunda ona eşlik edilmesi, bu alışkanlıkların pekişmesine yardımcı olabilir.Bez değiştirme sırasında, çocuğun bezsiz kalması fikrine alışabilmesi için ona fırsat tanımak önemlidir. Bezini çıkarmayı reddeden çocuklar için, bezle tuvalet eğitimine başlamak da uygun bir yöntem olabilir. Bu süreçte, küçük kazalar yaşanması oldukça doğaldır. Bu kazalar, çocuğun öğrenme sürecinin bir parçası olup, ebeveynlerin olumsuz tepkilerden kaçınarak, yapıcı bir tutum sergilemeleri gerekmektedir.Bebek döneminden yeni çıkmış çocuklar için bu tür geçişler, hassasiyetle yaklaşılması gereken konular arasında yer alır. Çocuğa yönelik olumsuz ifadeler kullanmak, onun stres yaşamasına ve bu sürece olan direncinin artmasına yol açabilir. Yaşanılan kaza durumlarında çocuğun yaptığı şeyden utanmasına yol açacak kelimeler ya da cümleler kullanmaktan kaçınmanız gerekmektedir. (“Pis”, “Kötü koktu”, “Bebek misin sen?” gibi.) Bunun yerine, kazalardan sonra çocuğa cesaretlendirici tutum içerisinde olmak, sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini sağlayacaktır.Tuvalet eğitimi, sadece davranışsal değil; aynı zamanda fizyolojik ihtiyaçlarla da bağlantılıdır. Bu nedenle dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta, çocuğun beslenme alışkanlıklarıdır. Lifli gıdalar ve bol sıvı alımı, kabızlık gibi sağlık sorunlarını engelleyecek ve tuvalet eğitimini olumsuz etkileyebilecek sağlık problemlerini önleyecektir. Çocuğun tuvalet alışkanlığı kazandığı dönemde, sindirim sisteminin düzgün çalışması süreci daha sağlıklı hale getirecektir.Sonuç olarak, tuvalet eğitimi süreci, ebeveynlerin sabırlı ve anlayışlı bir şekilde yönetmesi gereken önemli bir aşamadır. Çocuğun hazır olup olmadığını gözlemlemek, doğru zamanlamayı yapmak ve ona güven vermek, bu sürecin başarısı için büyük rol oynar. Bu dönem, sadece fiziksel bir beceri kazanımı değil, aynı zamanda çocuğun psikolojik ve duygusal gelişimi açısından da önemli bir adımdır.Ebeveynlerin bu dönemde çocuğa karşı olumlu, yapıcı ve cesaretlendirici bir tutum sergilemeleri, çocuğun özgüvenini artırır ve ebeveyn ile çocuk arasındaki bağı güçlendirir. Bu süreç, doğru bir şekilde yönetildiğinde, çocuğun gelişimindeki önemli bir basamak tamamlanmış olur.Tuvalet eğitimi sürecinde, ebeveynlerin kendi kaygı ve beklentilerinin farkında olması da oldukça önemlidir. Çevreden gelen “Artık öğrenmesi gerekiyordu”, “Biz bu yaşta çoktan bırakmıştık” gibi karşılaştırıcı söylemler, ebeveyn üzerinde baskı yaratabilir ve bu baskı farkında olmadan çocuğa yansıyabilir. Oysa her çocuğun gelişim hızı, mizacı ve hazır bulunuşluğu farklıdır. Bu nedenle tuvalet eğitimi sürecinde başka çocuklarla kıyaslama yapılmaması, sürecin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar.Gece tuvalet kontrolü ise gündüz tuvalet alışkanlığı kazandıktan sonra zamanla gelişen bir beceridir. 2-3 yaş döneminde gece alt ıslatmaları gelişimsel olarak normal kabul edilir ve bu durum için çocuğun suçlanmaması ya da baskı altına alınmaması gerekir. Gece kuru kalma becerisi, çocuğun sinir sistemi olgunlaşmasıyla yakından ilişkilidir ve çoğu çocukta kendiliğinden gelişir.Tuvalet eğitimi sürecinde tutarlılık da önemli bir unsurdur. Evde uygulanan yaklaşım ile bakım verenlerin ya da okul ortamındaki uygulamaların mümkün olduğunca benzer olması, çocuğun kafasının karışmasını önler. Bu nedenle ebeveynlerin kreş öğretmenleriyle iletişim halinde olması ve ortak bir tutum belirlemesi süreci destekleyici olacaktır.Unutulmamalıdır ki tuvalet eğitimi, çocuğun kontrol duygusunu kazandığı ilk alanlardan biridir. Bu süreçte çocuğa alan tanımak, onun bedenine saygı göstermek ve başarabildiği her adımı fark edip takdir etmek, çocuğun hem beden farkındalığını hem de duygusal dayanıklılığını güçlendirecektir. Sabır, anlayış ve sevgiyle ilerleyen bir tuvalet eğitimi süreci, çocuğun yaşam boyu sürecek sağlıklı alışkanlıklarının temelini oluşturur.Ebeveynler, tuvalet eğitimi sürecinde zorlandıklarını hissettiklerinde ya da sürecin ilerleyişiyle ilgili kaygı yaşadıklarında profesyonel destek almaktan çekinmemelidir. Her çocuğun ihtiyacı farklı olduğu için, tuvalet eğitimi süreci de bireysel olarak ele alınmalıdır. Çocuğunuzun gelişim özelliklerine ve ailenizin dinamiklerine uygun bir yol haritası oluşturmak için, bu süreçte benden profesyonel destek alabilirsiniz. Doğru yönlendirme ve sağlıklı bir yaklaşım, hem ebeveynin hem de çocuğun bu süreci daha güvenli ve huzurlu bir şekilde deneyimlemesine yardımcı olur.Sevgilerimle,Uzm. Psk. Selen Bulut Kapan

Overthinking: Zihnin Sessizce Hayatı Ele Geçirdiği Yer

Overthinking çoğu zaman fark edilmeden başlar. İnsan bir sabah uyanıp “bugün fazla düşüneyim” diye bir karar almaz. Daha çok, düşünmenin içine yavaş yavaş çekilir. Başta her şey oldukça masumdur. Bir meseleyi anlamaya çalışıyordur, doğru kararı vermek ister, hata yapmamayı önemser. Zihin bu noktada faydalı bir araç gibidir. Analiz eder, tartar, olasılıkları sıralar. Fakat bir yerden sonra düşünme ilerlemez, sadece tekrar etmeye başlar. Aynı sahneler, aynı cümleler, aynı sorular… Zihin doludur ama yol almıyordur. Overthinking tam olarak burada kendini belli eder: düşünmenin üretkenliğini kaybettiği ama durmayı da bilmediği yerde.İnsan zihni belirsizlikle arası pek iyi olmayan bir yapıya sahiptir. Belirsizlik, kontrol kaybı hissini beraberinde getirir. Kontrol kaybı ise güvensizliktir. Bu yüzden zihin bilinmeyenle karşılaştığında onu düşünerek evcilleştirmeye çalışır. “Eğer bunu yeterince düşünürsem, başıma geldiğinde hazırlıklı olurum” düşüncesi çok tanıdıktır. Overthinking bu açıdan bakıldığında bir korunma çabasıdır. Zihin bizi korumaya çalışır. Hayal kırıklığını azaltmak, acıyı önlemek, yanlış yapmamak ister. Ama çoğu zaman yaptığı şey tam tersidir. İnsan daha gergin, daha yorgun ve daha kararsız bir hale gelir.Overthinking’in en zor taraflarından biri, insanı sürekli zihinsel bir zamanın içine hapsetmesidir. Zihin ya geçmiştedir ya da gelecekte. Geçmişte yapılan bir konuşma tekrar tekrar oynatılır. “Bunu neden böyle söyledim?”, “Keşke şunu deseydim.” Gelecekte ise henüz yaşanmamış ihtimaller yaşanır. “Ya böyle olursa?”, “Ya başaramazsam?”, “Ya pişman olursam?” Zihin bu iki zaman arasında mekik dokurken, şu an neredeyse tamamen aradan çekilir. Oysa hayat sadece şu anda yaşanır. Overthinking bu temas noktasını kaçırır.Geçmişe dönük overthinking genellikle suçluluk ve pişmanlık duygularıyla iç içedir. Zihin geçmişi didik didik ederken, insan kendine karşı giderek daha sert bir dil kullanmaya başlar. O günkü şartlar, o anki duygular, o zamanki imkanlar unutulur. Bugünün farkındalığıyla dünü yargılamak kolaydır. Ama bu yargı, insanı ileri taşımaz. Aksine, geçmişte takılı kalmasına neden olur. Geçmişle ilgili düşünmek öğretici olabilir, fakat overthinking öğretmez; sadece yorar.Geleceğe dönük overthinking ise çoğu zaman kaygı üretir. Henüz olmamış şeyler, sanki olmuş gibi hissedilmeye başlanır. Bir konuşma yapılmadan önce defalarca prova edilir. Bir adım atılmadan önce onlarca senaryo düşünülür. Zihin “hazırlanıyorum” zanneder ama aslında korkuyu besler. Çünkü ne kadar çok ihtimal düşünülürse, o kadar çok risk görünür hale gelir. Bu da insanı hareketsiz bırakır. Yanlış yapma korkusu, hiçbir şey yapmamaya dönüşür.Overthinking’in sinsi taraflarından biri, zamanla kimliğin bir parçasıymış gibi algılanmasıdır. İnsan kendini “fazla düşünen biri” olarak tanımlar. Sanki bu değişmez bir özellikmiş gibi. Oysa overthinking bir karakter özelliği değil, öğrenilmiş bir zihinsel alışkanlıktır. Çoğu insan, hayatın erken dönemlerinde düşünerek ayakta kalmayı öğrenir. Duygularını ifade edemediği, ihtiyaçlarının görülmediği ya da hata yapmanın ağır sonuçlar doğurduğu ortamlarda zihin güvenli bir alan haline gelir. Hissetmek karmaşıktır, düşünmek ise daha kontrol edilebilir görünür. Zihin bu yüzden zamanla direksiyona geçer.Bu noktada overthinking’in çoğu zaman duygulardan kaçış olduğunu görmek önemlidir. Kaygı, korku, değersizlik, yalnızlık gibi duygular doğrudan temas edilmesi zor alanlardır. Zihin bu duygularla yüzleşmek yerine, onların etrafında düşünceler üretir. Böylece insan hissetmek yerine düşünür. Ama duygular düşünülerek çözülmez. Bastırıldıkça başka şekillerde kendini gösterir. Bedende bir gerginlik, içte tarif edilemeyen bir huzursuzluk, sürekli bir tetikte olma hali… Overthinking bu belirtilerle birlikte yürür.Düşünmekle düşünceye tutunmak arasındaki fark burada belirginleşir. Sağlıklı düşünme, bir noktada tamamlanır. Bir karar verilir, bir adım atılır ya da bir konu rafa kaldırılır. Overthinking ise açık uçludur. Zihin hep biraz daha ister. Bir ihtimal daha, bir analiz daha, bir senaryo daha. Ama bu “biraz daha” hali hiçbir zaman tatmin olmaz. Hayat ise beklemez. Hayat, kesinlik olmadan da akmaya devam eder.Overthinking’le baş etmeye çalışırken yapılan en yaygın hata, onu tamamen yok etmeye çalışmaktır. “Artık düşünmeyeceğim” demek, çoğu zaman zihni daha da gürültülü hale getirir. Çünkü zihin susturulmak istemez. Anlaşılmak ister. Overthinking’i dönüştürmenin yolu, onunla savaşmak değil, onun ne anlatmaya çalıştığını fark etmektir. Zihin neden bu kadar meşgul? Hangi belirsizlik tahammül edilmez hale gelmiş? Hangi duygu görülmek istiyor?Zihnin yavaşladığı anlar genellikle çok basit anlardır. Büyük farkındalıklar ya da derin çözümler gerekmez. Bazen sadece bedene dönmek yeterlidir. Yürürken adımların yere temasını hissetmek, nefesin ritmini fark etmek, bir nesneye gerçekten bakmak… Bu anlar zihni tamamen susturmaz ama onun merkezdeki yerini alır. Overthinking, hayatla temas koptuğunda güçlenir. Temas geri geldiğinde zayıflar.Overthinking’den çıkmak, daha az düşünmek anlamına gelmez. Zihin her zaman düşünecek. Bu onun doğası. Asıl mesele, zihnin hayatın direksiyonunda olup olmamasıdır. Düşünceler gelir ve gider. Ama insan onlarla özdeşleşmediğinde, arada bir boşluk oluşur. O boşlukta seçim vardır. O boşlukta hareket vardır. O boşlukta nefes vardır.Belki de en rahatlatıcı farkındalık şu olabilir: Her şeyi çözmek zorunda değilsin. Hayatın tüm soruları net cevaplar içermez. Bazı belirsizlikler çözülmek için değil, taşınmak içindir. Overthinking belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışır. Hayat ise belirsizlikle birlikte akmayı öğretir. Bu fark kabul edildiğinde, zihin biraz olsun gevşer.Zihin sustuğunda değil, dinlendiğinde iyileşir. Overthinking de ancak böyle dönüşür. Bastırarak değil, anlayarak. Zorlayarak değil, temas ederek. İnsan bir noktada fark eder ki düşünceler hâlâ geliyor ama artık hayatın önüne geçmiyor. Zihin arka planda çalışıyor, hayat ise nihayet öne çıkıyor. Ve belki de en önemli şey, insanın tekrar kendi yaşamıyla temas kurabilmesi oluyor.
Yarkın EREN 03.01.2026

Aşk Acısı: Birini Kaybetmekten Çok, Kendini Kaybetmenin Yasını Tutmaktır

Aşk acısı çoğu zaman hafife alınır. “Geçer”, “zamanla unutursun”, “yenisini bulursun” gibi cümlelerle küçültülür. Oysa aşk acısı, insanın yaşadığı en derin psikolojik sarsıntılardan biridir. Çünkü bu acı sadece bir insanın yokluğuyla ilgili değildir. Aynı zamanda o insanla kurulan hayallerin, kimliğin ve geleceğe dair senaryoların da yıkılmasıdır. Aşk acısı, bir ayrılıktan çok daha fazlasıdır; bir anlam kaybıdır.İnsan birini sevdiğinde sadece onu sevmez. Onunla birlikte kendinin başka bir versiyonunu da sever. Daha umutlu, daha canlı, daha cesur bir hâl… Ayrılık olduğunda kaybolan sadece kişi değildir; o versiyon da gider. Bu yüzden aşk acısı çoğu zaman “onu özlüyorum”dan çok “eskisi gibi değilim” cümlesiyle anlatılır. İnsan, kendine yabancılaşır.Aşk acısının bu kadar yakıcı olmasının nedenlerinden biri de ani boşluktur. Hayatın içinde büyük bir yer kaplayan biri bir anda yok olur. Mesaj atılan saatler, paylaşılan anlar, rutinler kesilir. Zihin bu boşluğu doldurmak ister ama dolduramaz. Bu yüzden kişi sık sık geçmişe döner. Mesajlar okunur, fotoğraflar incelenir, anılar tekrar tekrar oynatılır. Bu bir zayıflık değil; zihnin kaybı anlamlandırma çabasıdır.Aşk acısı yaşayan insan genellikle iki uç arasında gider gelir. Bir yanda inkâr vardır: “Aslında o da beni seviyordu”, “bir gün geri dönebilir”, “şartlar farklı olsaydı…” Diğer yanda sert bir gerçeklik: “Bitti”, “istemedi”, “seçilmedim”. Bu gidip gelmeler yorucudur ama doğaldır. Zihin, gerçeği bir anda kabul edemez. Yas süreci böyle çalışır.Aşk acısında en yıkıcı duygu çoğu zaman özlem değil, reddedilmişliktir. İnsan, sevilmediğini değil; seçilmediğini düşünür. Bu düşünce özgüveni zedeler. Kişi kendini sorgulamaya başlar: “Yeterince iyi miydim?”, “Daha farklı olsaydım kalır mıydı?”, “Neyi yanlış yaptım?” Bu soruların çoğu adil değildir. Çünkü bir ilişkinin bitmesi, tek bir kişinin eksikliğiyle açıklanamaz. Ama acı çeken zihin, suçlayacak bir yer arar ve en kolay hedef çoğu zaman kendisidir.Aşk acısı beden üzerinde de etkilidir. Uyku bozulur, iştah değişir, halsizlik artar. Kalp çarpıntısı, göğüs sıkışması, mide sorunları görülebilir. Bu belirtiler “abartı” değildir. Beyin, ayrılığı gerçek bir tehdit gibi algılar. Bağ kurulan kişi gittiğinde, sinir sistemi alarma geçer. Bu yüzden aşk acısı sadece duygusal değil, fizyolojik bir süreçtir.Toplumda sıkça yapılan bir hata, aşk acısını “güçsüzlük” olarak etiketlemektir. Oysa derin acı, derin bağ kurabilen insanların yaşadığı bir deneyimdir. Hiç acı çekmeyenler genellikle hiç risk almayanlardır. Aşk acısı, insanın sevebilme kapasitesinin bir yan ürünüdür. Bu acıdan utanmak değil, onu anlamak gerekir.Aşk acısında yapılan en yaygın hatalardan biri, duyguları bastırmaya çalışmaktır. “Güçlü olmalıyım”, “bunu atlatmalıyım”, “düşünmemeliyim” gibi cümleler, iyileşmeyi hızlandırmaz; aksine geciktirir. Bastırılan duygu kaybolmaz, şekil değiştirir. Daha sonra öfke, kaygı ya da değersizlik olarak geri döner. Acı yaşanmak ister. Kaçıldıkça büyür.Bir diğer tuzak ise idealize etmektir. Ayrılıktan sonra kişi, karşı tarafı olduğundan daha kusursuz hatırlamaya başlar. Kötü anlar silinir, iyi anlar parlatılır. “Aslında çok mutluyduk” algısı oluşur. Bu durum gerçeği çarpıtır. Her ilişki hem iyi hem zor anlar barındırır. Sadece iyiyi hatırlamak, ayrılığı daha katlanılmaz hâle getirir.Aşk acısı yaşayan kişiler çoğu zaman kendilerini yalnız hisseder. Anlaşılamadıklarını düşünürler. “Kimse benim hissettiğim gibi hissetmedi” algısı yaygındır. Bu da doğaldır; çünkü herkes acıyı farklı yaşar. Ancak bu yalnızlık hissi, insanı daha da içine kapatabilir. Oysa bu süreçte paylaşım iyileştiricidir. Anlatmak, acıyı küçültmez ama taşınabilir hâle getirir.Aşk acısında “neden” sorusu zihni en çok meşgul eden sorudur. İnsan sürekli bir açıklama arar. Mantıklı bir sebep bulursa rahatlayacağını düşünür. Ama çoğu ayrılık net bir “neden”le açıklanamaz. İnsanlar bazen hisseder, bazen hissetmez. Bu belirsizlik, kabul etmeyi zorlaştırır. Ancak kabul, her şeyi anlamak değildir; her şeyi anlamadan da ilerleyebilmektir.İyileşme süreci doğrusal değildir. Bir gün iyi hissedersin, ertesi gün en başa dönmüş gibi olursun. Bu iniş çıkışlar “iyileşemiyorum” anlamına gelmez. İyileşme, acının giderek daha seyrek gelmesiyle ölçülür. İlk başta her an vardır; sonra anlar olur; sonra hatırlamalar… Zamanla acının tonu değişir.Aşk acısının dönüştürücü bir tarafı da vardır. İnsan bu süreçte kendisiyle yüzleşir. Neye tutunduğunu, neyi tolere ettiğini, nerede kendinden vazgeçtiğini fark eder. Bu farkındalık kolay gelmez ama değerlidir. Çünkü her ayrılık, kişiye sınırlarını yeniden çizme fırsatı verir.Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Acıdan ders çıkarmak ile kendini suçlamak aynı şey değildir. “Ben böyleyim, o yüzden gitti” düşüncesi, öğrenme değil; kendine şiddettir. Sağlıklı olan, “Bu ilişkide ben ne yaşadım, ne istemiyorum, neye dikkat edeceğim?” sorularını sorabilmektir.Aşk acısı yaşayan birçok insan, hemen yeni bir ilişkiye atlamayı çözüm olarak görür. Bu bazen işe yarar gibi görünür ama çoğu zaman sadece dikkati dağıtır. Gerçek iyileşme, boşlukla bir süre kalabilmeyi gerektirir. Bu boşluk korkutucudur ama öğreticidir. İnsan, kendi sesiyle baş başa kalır.Bu süreçte kendine şefkat göstermek çok önemlidir. Kendini toparlamaya zorlamak, “artık yeter” demek iyileştirmez. Bazı günler sadece ağlamak gerekir. Bazı günler hiçbir şey yapmak istememek normaldir. Aşk acısı yaşayan biri tembel değildir; yas tutuyordur.Zamanla, acının içinden başka bir şey filizlenir: güç değil belki ama dayanıklılık. İnsan, acıya rağmen ayakta kalabildiğini görür. Bu deneyim, gelecekteki ilişkilerde daha bilinçli seçimler yapmasını sağlar. Aşk acısı, kişiyi sertleştirmek zorunda değildir; derinleştirebilir.Sonuç olarak aşk acısı, insanın başına gelen bir felaket değil; insan olmanın bedellerinden biridir. Sevmek risklidir. Kaybetme ihtimali her zaman vardır. Ama acı çekmemek uğruna sevmemek, insanı korumaz; yoksullaştırır.Ve en net gerçek şudur:Aşk acısı seni tanımlamaz. Şu an hissettiğin şey, kim olduğun değil; başına gelen bir durumdur. Şu an bunu göremiyor olabilirsin ama bu acı değişir. Unutmak zorunda değilsin. Hatırladığında artık canının yanmaması yeterlidir. Ve bu, düşündüğünden daha mümkün bir ihtimaldir.