1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Birisi sizi onaylamazsa bu bir felaket midir?

Birisi sizi onaylamazsa bu bir felaket midir?

Onaylanmak, takdir görmek insanın duygusal ihtiyaçlarından biridir. İnsan yaptığı bir davranışın, söylediği güzel bir sözün, herhangi güzel bir jestin görülmesini, fark edilmesini ister ve ‘doğru yapmışsın, iyi düşünmüşsün’ onayını bekler. Bu durum insan olma özellikleri arasında yer alan bir durumdur fakat onay alma eğilimi sürekli olduğu zaman işler biraz karışmaya başlar. Başkalarının düşüncelerine veya fikirlerine sürekli başvurmak, diğerlerinin onayını almadan bir adım atamamaya başlamak insanı duygusal açıdan zorlamaya başlar bir süreden sonra; kendi benliği ile savaş başlamıştır. Onay alamadığı zaman duygusal olarak zorlanır, kaygısı yükselir, kendi öz değerini sorgulamaya başlar.

Çocukluk döneminde yaşanılan deneyimler, kişisel özellikler ve duygusal süreçler, diğerleri ile kurulan ilişki türleri ve diğerleriyle bağlanma şekilleri, sosyal çevre ve içinde bulunulan kültürün özellikleri, gözlemlenen ve öğrenilen davranışlar, sosyal medya ve internet kullanımı onay alma ihtiyacını şekillendirmede etken olarak gösterilebilir.

Onay alma ihtiyacının fazla olduğunu kendinizde şu noktaları fark ederek gözlemleyebilirsiniz;

- Eğer eleştiriden korkuyor ve bu yüzden sadece çevrenizin hoşuna gidecek şeyler yaptığınızı gözlemliyorsanız,

- İstemediğiniz bir şeyi bile sadece diğerleri istiyor diye yapma eğiliminiz varsa,

- Kendi başınıza karar vermekte ve uygulamakta çok zorlanıyorsanız,

- Hayır demek sizin için korkunç bir şeyse,

- Kendi değerinizi bilemiyor ya da bunu belirlemekte zorlanıyorsanız,

- Diğerlerinin ihtiyaçları ve talepleri için kendinizi geri planda tuttuğunuzu fark ediyorsanız,

Eğer bunları ve buna benzer özellikleri kendinizde gözlemliyorsanız onay alma ihtiyacınızın çok olduğunu düşünebilirsiniz.

Bu gibi durumlar zaman içerisinde sizi duygusal olarak zorlamaya, kaygı bozukluğu ve depresif belirtilerin artmasına neden olabilmektedir. Bu gibi durumlarda bir uzmandan destek almak, kendi öz benliğinizi keşfetmek, kendi değer mekanizmasını oluşturmak ve bağımsız hareket etmeyi kolaylaştırmada yardımcı olacaktır.

Dışarı çıktığımızda, yeni bir şey giydiğimizde, konuşurken, yeni bir şey öğrendiğimizde insanların gözünün içine bakarız. Fark edilmeyi, takdir görmeyi, insanların gözlerinin içinin parlamasını bekleriz. “Harika görünüyorsun bugün”, “üzerindeki ne kadar yakışmış”, “Harika bir iş çıkarmışsın, bravo”….. Bu tarz cümleler duyduğumuzda günümüz çok güzel geçer, kendimizle gurur duyarız, özgüvenimiz artar. Değişimlerin, gelişimlerin, en önemlisi de birey olarak fark edilmenin hazzını yaşarız. Bizi takdir eden, beğenen insanlara karşı daha az sorgulayıcı ve daha fazla güven duyma eğiliminde oluruz.

Onay alma ihtiyacı yaşayan bireyler, fark edilmesini istedikleri durumlar ve konular karşısında “iyi olmuş”, “hoş duruyor”, “güzel” gibi ifadeleri onay ya da iltifat olarak alamaz, geçiştirme cümleleri olarak görme eğilimindedirler. Bunun nedeni başkalarının düşüncelerine olması gerekenden fazla değer verirler ve onay cümleleri coşkulu değil ise beklentilerini karşılamaz ve “kötü” ve “eleştiri” olarak değerlendirilir. Bunun karşılığı olarak karşısındaki darılma, alınganlık, kabuğuna çekilme, yoğun öfke, pasif agresif davranışlar ve saldırganlık görülebilir.

Onay almaya gerektiğinden fazla ihtiyaç duyan bireylerde ise kaçınma davranışı denilen davranış örüntülerine rastlanmaktadır; aşırı yemek yeme ve abur cubur tüketimi, alışveriş bağımlılığı, alkol- madde- sigara tüketimi, öfke patlamaları gibi dürtüsel davranışlar gözlemlenmektedir. Bazı insanlarda ise başka yansımaları görülmektedir; mükemmeliyetçilik geliştirme, yapabileceğinden fazla sorumluluk alma, aşırı vericilik ve fedakarlık, hayır diyememek, sosyal medyayı aktif olarak kullanmak ve içinden geldiği gibi değil beğeni ve popülerlik analizi yaparak paylaşımlarda ve takiplerde bulunmak….

Onay alma ihtiyacı her bireyin duygusal ihtiyacıdır, ancak bazı insanları bu konuda daha hassas ve duyarlı olmasının nedeni öğrenilmiş duyguları ve kendisi hakkında sorgulamadığı düşünceleridir. Çocukluk döneminde önce anne- babadan, okul dönemi başladıktan sonra ise öğretmenden gelecek onaylar, iltifatlar, takdirler özgüvenin gelişmesinin temelini oluşturur. Çocukluk ve okul dönemindeki bu kaynaklardan sevgi, şefkat, onay ve kabul görmeyen bireyler yetişkinlikte bu konuda daha hassas olabiliyorlar. Yaptıkları hatalardan sonra, bazen nedenlerin bile bilmeden ceza alanlar, terk edilmekle, sevilmemekle tehdit edilen çocukların yaşadıkları utanç ve korku duyguları; başarısızlık, beğenilmemek, değersizlik, beceriksizlik ve aptal olmak gibi düşüncelerin oluşmasına neden oluyorlar. Yetişkinlikte kaygı bozuklukları, depresyon, umutsuzluk, mutsuzluk, korku, boşlukta gibi hissetme, hiçlik duygusu, mükemmeliyetçilik, bağımlılık ve yoksunluk belirtilerini sıkça yaşıyorlar. Özgüven eksikliği, içe kapanıklık yaşayabilir ya da tam tersi olarak aşırı özgüvenli olma, bağımsız ve dürtüsel davranışlarda bulunabilirler.

  Kısaca; onay ihtiyacı her yaştan bireyin ihtiyacı ve temel motivasyon kaynaklarından biridir. Çocukluk döneminde bu ihtiyaç yeteri kadar karşılanmazsa yetişkinlik döneminde bireyler kendin değerli hissedemez, eleştiriye tahammül etmekte zorlanırlar. Çünkü çocukluktaki onay, sevgi ve kabul çocuğun var olduğunu hissetmesine yardımcı olur, bunu hissetmeyi bilmeyen bireyler başkalarından gelecek onaya karşı daha duyarlı ve hassas olurlar. Temeli çocuklukta atılan bu sorunun çözümü için en doğru yöntem psikoterapidir. Yaşanılan korku, kaygı, depresyon gibi belirtilerin üstesinden bir şekilde gelinse bile sorunun kökeni değişmediği için başka belirtiler ortaya çıkması olasıdır. Sorunun kökenine inmek ve bireye uygun yöntemlerle psikoterapi doğru ve sağlıklı çözüm yolu olmaktadır.

Onay bağımlılığı, bireylerin kendilerini değerli hissetmek için sürekli olarak başkalarının onayını ve kabulünü arama eğiliminde oldukları bir durumu ifade eder. Bu durum, genellikle kişinin özgüven eksikliği, düşük benlik saygısı ve diğer kişisel güvensizliklerle bağlantılıdır. Psikolojik bağlamda, onay bağımlılığı, bireyin kararlarını, hislerini ve davranışlarını başkalarının beklentileri ve standartlarına göre şekillendirme eğilimi göstermesi nedeniyle önem taşır.

Onay Bağımlılığının Psikolojik Bağlamda Önemi

Kişilik Gelişimi Üzerine Etkileri: Onay bağımlılığı, bireyin kendine has kimliğini geliştirme sürecini olumsuz etkileyebilir. Sürekli dış onaya ihtiyaç duyan kişiler, kendi gerçek benliklerini keşfetme ve ifade etme fırsatlarını kaçırabilir.

İlişkilerde Dengesizlik: Bu tür bir bağımlılık, kişisel ilişkilerde sağlıksız dinamiklere yol açabilir. Birey, ilişkilerde sürekli onay aradığı için karşısındaki insanların gerçek duygu ve düşüncelerinden çok onların beklentilerine göre hareket etme eğiliminde olabilir.

Duygusal Sağlık Sorunları: Onay bağımlılığı, anksiyete ve depresyon gibi duygusal sağlık sorunları ile yakından ilişkilidir. Kişinin kendini sürekli yetersiz hissetmesi, sürekli eleştiriye açık olması ve reddedilme korkusu yaşaması, psikolojik stresin artmasına neden olabilir.

Başarı ve Başarısızlık Algısı: Onay bağımlıları genellikle başarılarını ve başarısızlıklarını başkalarının tepkileri üzerinden değerlendirir. Bu, kişinin kendi başarılarını tanıma ve içsel motivasyon geliştirme yeteneğini sınırlar.

Mücadele ve Müdahale Yolları

Onay bağımlılığı ile mücadele etmek, bireyin daha bağımsız ve özgür kararlar almasını, kendi değerlerini ve hedeflerini belirlemesini sağlayabilir. Bireysel veya grup terapisi, özgüven inşa etme teknikleri, ve mindfulness gibi stratejiler, bu bağımlılığı aşmada etkili olabilir. Terapi süreçleri, bireyin neden sürekli dış onay aradığını anlamasına ve daha sağlıklı öz-değerlendirme yolları geliştirmesine yardımcı olur.

Onay Bağımlılığının Belirtileri

Onay bağımlılığı, kişilerin sürekli olarak başkalarının onayını ve takdirini aradığı, bu durumun kişisel kararları ve özgüvenleri üzerinde derin etkiler bıraktığı bir psikolojik eğilimdir. İşte onay bağımlılığı yaşayan bireylerde görülen tipik belirtiler ve davranışlar:

1. Karar Verme Güçlüğü

Onay bağımlıları, kendi başlarına karar verme konusunda sıklıkla zorlanır. Bu kişiler, kararlarını almadan önce genellikle bir veya daha fazla kişiden onay veya rehberlik ararlar. Kendi seçimlerine güvenmek yerine, başkalarının fikirlerine ve yargılarına güvenme eğilimindedirler.

2. Aşırı Uyumluluk

Başkalarının beklentilerini karşılamak için kendi ihtiyaçlarını ve arzularını göz ardı etme eğilimi gösterirler. Bu, kişisel sınırların zayıflamasına ve başkalarını memnun etme çabasının kişisel mutluluğun önüne geçmesine yol açabilir.

3. Sürekli Onay ve Takdir Arayışı

Onay bağımlıları, yaptıkları işlerde veya sosyal etkileşimlerde sürekli olarak onay ve takdir ararlar. Başkalarından gelen olumlu geri bildirimlere aşırı bağımlıdırlar ve bu geri bildirimler olmadığında kendilerini değersiz hissedebilirler.

4. Eleştiriye Aşırı Duyarlılık

Olumsuz geri bildirim veya eleştiri, onay bağımlıları için aşırı stres ve kaygıya neden olabilir. Eleştirildiklerinde aşırı savunmacı davranabilir veya derin üzüntü yaşayabilirler.

5. Kendine Güvensizlik

Onay bağımlıları, kendi yetenekleri ve değerleri hakkında sürekli şüphe duyarlar. Kendi başarılarını küçümseme veya başarıları başkalarına atfetme eğilimindedirler.

6. Sosyal Durumlarda Aşırı Endişe

Sosyal etkileşimler, onay bağımlıları için stres kaynağı olabilir çünkü sürekli olarak başkalarının onları nasıl gördüğünü ve onaylayıp onaylamadıklarını düşünürler. Bu da sosyal kaygıya ve hatta sosyal izolasyona yol açabilir.

7. Bağımlılık Yaratan İlişkiler

Onay bağımlılığı, ilişkilerde bağımlılık yaratabilir. Birey, ilişkideki diğer kişi tarafından sürekli onaylanma ihtiyacı duyar, bu da sağlıksız ve dengesiz ilişki dinamiklerine yol açabilir.

Bu belirtiler, onay bağımlılığının sadece kişisel düzeyde değil, ilişkisel ve sosyal düzeyde de ciddi etkilere sahip olduğunu gösterir. Eğer bu belirtiler günlük yaşamınızı etkiliyorsa, profesyonel bir psikolojik destek almak önemli olabilir.

Onay Bağımlılığının Etkileri

Onay bağımlılığı, bir kişinin kişisel, sosyal ve profesyonel yaşamını birçok açıdan olumsuz etkileyebilir. Bu durum, bireyin özgüvenini zayıflatarak, sağlıklı ilişkiler kurmasını engelleyebilir ve kariyer gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. İşte onay bağımlılığının etkilerine dair detaylı bir inceleme:

Kişisel Yaşam Üzerindeki Etkileri

Düşük Özsaygı ve Özgüven: Sürekli dış onaya ihtiyaç duymak, bireyin kendi yeteneklerine ve değerine olan inancını zayıflatabilir. Kendi kararlarına güvenmeme ve kendini sürekli sorgulama, düşük özsaygıya yol açabilir.

Kararsızlık: Onay bağımlılığı olan kişiler, önemli kararlar alırken sürekli başkalarının görüşlerine başvurma ihtiyacı hisseder. Bu durum, kişisel karar alma yeteneğini sınırlar ve bireyin bağımsız hareket etme kapasitesini azaltır.

Duygusal Bağımlılık: Başkalarının onayını alamadıklarında kendilerini kötü hissetme eğilimi, duygusal olarak başkalarına bağımlı hale gelmelerine neden olabilir. Bu, duygusal olarak kırılgan ve dengesiz bir yapıya yol açabilir.

Sosyal Yaşam Üzerindeki Etkileri

İlişkilerde Sağlıksız Dinamikler: Onay bağımlısı bireyler, ilişkilerinde sıklıkla fazla uyum sağlayıcı ve itaatkar olabilir. Bu, dengesiz ve tek taraflı ilişkilere sebep olabilir.

Sosyal İzolasyon: Sürekli olarak başkalarının onayını arama ve eleştiriye aşırı duyarlılık, sosyal çevrelerinden çekilmeye ve izolasyona yol açabilir.

Manipülasyona Açıklık: Sürekli onay arayışı, bu bireyleri manipülatif insanların hedefi haline getirebilir. Bu durum, kişinin duygusal ve sosyal açıdan sömürülmesine neden olabilir.

Profesyonel Yaşam Üzerindeki Etkileri

Kariyer Gelişiminde Engeller: Onay bağımlısı kişiler, risk almaktan kaçınabilir ve yalnızca güvende hissettikleri alanlarda çalışmayı tercih edebilir. Bu, profesyonel gelişimlerini ve kariyerlerinde ilerlemelerini sınırlayabilir.

Yaratıcılık ve İnovasyon Eksikliği: Başkalarının beğenisini ve onayını kazanma çabası, kişinin yaratıcı düşüncelerini ve yenilikçi fikirlerini ifade etmesini engelleyebilir.

Liderlik ve Sorumluluk Almada Güçlük: Onay bağımlılığı olan kişiler, genellikle liderlik pozisyonlarında başarısız olabilirler çünkü bu tür roller, bağımsız karar verme ve eleştirilere açık olma gerektirir.

Onay bağımlılığının etkileri kişisel gelişimi ciddi şekilde sınırlayabilir ve bireyin tam potansiyelini ortaya koymasını engelleyebilir. Bu nedenle, onay bağımlılığı belirtileri gösteren bireylerin profesyonel psikolojik destek alması önemlidir. Terapi ve özgelişim çalışmaları, bu bağımlılığı aşmalarına ve daha sağlıklı, bağımsız bir yaşam sürmelerine yardımcı olabilir.

Onay Bağımlılığı ile Başa Çıkma Yöntemleri

Onay bağımlılığı, bireyin kendi değerini sürekli olarak başkalarının onayına bağlı olarak değerlendirmesi durumunu ifade eder. Bu durum uzun vadede özgüven problemleri ve kişisel gelişim engelleri yaratabilir. Onay bağımlılığı ile başa çıkmanın yolları, bireysel terapi, grup terapisi, kendine yardım teknikleri ve düzenli psikolojik danışmanlık içerebilir. İşte bu süreçte kullanılabilecek bazı yöntemler:

1. Psikolojik Danışmanlık ve Terapi Seçenekleri:

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Bireyin düşünce kalıplarını ve bu düşüncelerin davranışlar üzerindeki etkilerini inceleyerek, olumsuz ve gerçek dışı düşünceleri sorgulamayı ve değiştirmeyi amaçlar. BDT, onay bağımlılığı ile başa çıkmada etkili olabilir çünkü kişinin kendine yönelik olumsuz düşüncelerini değiştirerek özsaygısını güçlendirmeye yardımcı olur.

Psikodinamik Terapi: Bireyin geçmiş deneyimlerini ve bu deneyimlerin şimdiki duygu ve davranışlarını nasıl etkilediğini anlamaya çalışır. Bu terapi, onay bağımlılığının altında yatan nedenleri keşfetmeye yardımcı olabilir.

Grup Terapisi: Benzer sorunlar yaşayan diğer bireylerle yapılan grup terapisi, katılımcılara destek sağlar ve başkalarının deneyimlerinden öğrenme fırsatı sunar.

2. Kendine Yardım Teknikleri:

Öz-şefkat Pratikleri: Kendine karşı nazik olmayı ve kendi hatalarını kabul etmeyi içeren pratikler. Mindfulness meditasyonu ve günlük tutma, bireyin kendine olan bakış açısını dengeli bir hale getirmeye yardımcı olabilir.

Sınırlar Koyma: Kendi ihtiyaç ve değerlerini belirlemek ve bunlara saygı göstermek önemlidir. Hayır demeyi öğrenmek ve kişisel sınırları korumak, başkalarından sürekli onay arama ihtiyacını azaltabilir.

Olumlamalar: Kendini olumlayıcı ifadeler kullanmak, özsaygıyı ve içsel gücü artırabilir. Olumlamalar, bireyin kendine olan inancını güçlendirerek, başkalarından onay alma ihtiyacını azaltmaya yardımcı olur.

3. Eğitim ve Farkındalık Artırma:

Eğitici Kitaplar ve Çalışmalar: Onay bağımlılığı ve özsaygı üzerine yazılmış kitaplar, bireye kendi durumunu daha iyi anlama ve başa çıkma stratejileri geliştirme konusunda yardımcı olabilir.

Atölye ve Seminerler: Özsaygı, özgüven ve onay bağımlılığı üzerine düzenlenen atölye ve seminerler, bireylerin bu konularda bilgi edinmelerini ve deneyim paylaşımında bulunmalarını sağlar.

Onay bağımlılığı ile başa çıkmak, sürekli bir öz farkındalık ve kişisel gelişim çabası gerektirir. Profesyonel yardım almak ve kendine yönelik çalışmalar yapmak, bu süreçte bireye büyük destek sağlayabilir.

Başkalarından Onay Alma

Başkalarından onay alma, bir bireyin kendi değerini, başkalarının onayı ve kabulüne bağlı olarak algıladığı, kendine güven ve özsaygı eksikliğinden kaynaklanan bir davranıştır. Bu durum, kişisel kararlar ve duygusal durum üzerinde yoğun bir etkiye sahip olabilir.

Onay Bağımlılığı Belirtileri

Onay bağımlılığının belirtileri arasında aşırı uyumluluk, karar vermede zorlanma, sürekli onay ve takdir arayışı, eleştiriye aşırı duyarlılık, düşük özsaygı ve sosyal çekingenlik yer alır. Bu belirtiler, kişisel, sosyal ve profesyonel yaşamı olumsuz etkileyebilir.

Onay Bağımlılığı Tedavisi

Onay bağımlılığı tedavisi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Psikodinamik Terapi, ve grup terapisi gibi psikoterapi yöntemleri ile gerçekleştirilebilir. Bu terapiler, bireyin kendi içsel değerini keşfetmesine, sağlıklı özsaygı geliştirmesine ve başkalarının onayına olan bağımlılığını azaltmasına yardımcı olur. kaynak : artipsikoloji.com

Yayınlanma: 19.01.2025 15:44

Son Güncelleme: 19.01.2025 15:44

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Depresif Bozukluklar
İlişki / Evlilik Problemleri
Sosyal Fobi
+8
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

NEDEN BU KADAR ZOR-LANIYORUM? 😞

Yüklerini Tek Başına Taşımak Zorunda Değilsin: Değişimin Şefkatli ve Sistemik Yolculuğuna Merhaba! 👋8 yıllık mesleki tecrübem boyunca yüzlerce farklı hikayeye eşlik ettim ve eşlik etmeye büyük bir keyifle devam ediyorum. Her danışanımın yaşamı biricik olsa da, ruhun derinliklerinde yankılanan o ortak inancı hep duydum: "Çok yoruldum, hatta tükendim ama durmamalıyım!" Bugün bu yazıyı; omuzlarındaki yükün ağırlığı altında nefesi daralan, "Artık bir şeyler değişmeli ama nasıl yapacağım?" diyen yani nereden başlayacağını bilmeyen o yanın için yazıyorum. Hadi, benimle gel!"Her Şeyi Kendim Başarmalıyım" Yanılgısındasın...Günlük hayatının içinde bir "süper kahraman, kurtarıcı, yorulmak bilmeyen bir insanüstü canlı" gibi yaşamayı normalleştirmiş olabilirsin. En zor görevleri üstlenmesi gerektiğine inanan, kendini acımasızca eleştiren, çevresindeki herkesin sorununu dinleyip çözme sorumluluğu hissedip onları çözen, arkadaş grubunda her zaman "güçlü, dayanıklı, iyi" görünen o kişi sensin. Peki ya konu sana geldiğinde? Eve dönüp kendi kabuğuna çekildiğinde, içindeki o derin sıkışmışlık ve çaresizlik hissiyle baş başa kalıyorsun. Zihninde pek çok düşünce tekrar ediyor. Susmayan zihnin seni dinlendirmiyor. Yaşadığın zorlukları anlatmaya çoğunlukla çekiniyor, anlattığındaysa tam olarak anlaşıldığını hissetmiyor ve sana duyulmamışsın gibi geliyor. Kendini anlama ve kendinle anlaşma yolculuğunda doğru kişilerden destek almak senin hakkın.Pek çok danışanım; yardım istemeyi bir güçsüzlük, hassaslık veya bir tür eksiklik olarak kodlamış oluyor bana geldiğinde. Yardım istemek, sanki beyaz bayrak sallayıp teslim olmakmış gibi mi geliyor sana da? Bu yüzden de bütün yükü tek başına omuzluyor, her sorunu kendi başına mı çözmeye çalışıyorsun? Oysa gerçek şu ki; hiç kimse bu hayatı tek başına kusursuz bir şekilde göğüslemek için tasarlanmadı. Anlaşılmamaktan dolayı ne kadar yorgun olduğunu, sesini duyuramadığın için ne kadar tükendiğini; biliyorum, duyuyorum ve görüyorum! Duygularını hep bastırıp ertelediğin için bugün bu kadar "dolu" hissediyorsun.Değişimin Doğası Neden Bu Kadar Zor? 😓Değişmek istiyorsun, hem de çok... Ama bir yanın sanki görünmez iplerle seni olduğun yere bağlıyor. En güçlü özelliklerinden biri planlar oluşturmak ama harekete geçmek çok zor olduğu için erteleyip duruyorsun. Motivasyon oluşturmakta güçlük çekiyorsun. Olman gereken kişiyi ve yapman gerekenleri biliyorsun, bunda bir sorun yok. Ama harekete geçmek çok zor. Bu çelişki seni suçlu hissettirmesin. Değişmenin doğası gereği zordur ve bilinmeyene karşı direnç göstermek insanın en doğal savunma mekanizmasıdır. Zihnimiz, mutsuz olsa bile "tanıdık" olan acıyı, sonunun ne olacağını bilmediği bir huzura tercih edebilir.Henüz sorunlarınla baş etmenin yeni yollarını öğrenmedin. Bu bir yetersizlik değil, sadece kendine bir süre vermen gerektiğinin göstergesi. Mevcut şartların ve geçmişten getirdiğin alışkanlıkların, şu anki "seni" oluşturdu. Ancak şu an olman ve yapman gerektiğini düşündüğün şeyler, belki de kişiliğine veya mevcut hayat şartlarına uygun olmayan şeyler olabilir. Bu yüzden harekete geçmeye ekstra bir direnç oluşturuyor olabilirsin. Geçmişteki hedeflerin geçmişteki versiyonuna uygundu. Şimdiye göre güncellemeye ihtiyaç duyuyor olabilirsin. Başkalarının beklentilerine göre biçilmiş bir elbiseyi giymeye çalışıyorsan, o elbise sana dar gelir; dikişleri patlayıp nefesini kesebilir. Düşüncelerinin ve her gün hissettiğin o yoğun duyguların arkasındaki gerçek ihtiyacını görmediğin sürece bu döngü tekrarlayacak.Mükemmeliyetçilik ve "Ya Hep Ya Hiç" Tuzağı 🤔Psikolojik danışmanlıkta sıkça üzerinde durduğum bir kavram: düşünce hataları. Bu isim bile seni bir miktar tedirgin edebilir ama etmisin. Herkes zaman zaman yapabiliyor bunu. Önemli olan bunlara aşina olup ne zaman neyi yaptığını öğrenmek ve sağlıklı yöntemlerle değiştirmek. Günlük hayatta bunu en çok "Pazartesi Sendromu" veya "Yeni Sayfa Açma" takıntılarında görürüz. Gerçekçi olalım; pazartesiden itibaren bambaşka bir hayata bir anda geçmeyeceksin, hiçbir hazırlık yapmadan eski alışkanlıklarını bir kenara bırakmak imkan dahilinde değil ne yazık ki."Bu ay 10 kilo vermeliyim", "Artık hiç sinirlenmemeliyim", "Hiç hata yapmamalıyım", "İlişkimizde hiç sorun yaşamamalıyız" gibi meli-malı zorunlulukları kendine koyduğun en büyük engellerden olabilir mi? Bu kusursuz, hatasız, mükemmel olmayı kovalama çabası; seni daha fazla hayal kırıklığına uğratacak. Bu noktada devreye giren mekanizma: "Ya Hep Ya Hiç" mekanizması. Eğer her şey mükemmel olmayacaksa, hiç olmasın daha iyi! Oysa hayat, siyah ve beyazdan ibaret değil ki... Hayat çoğunlukla o geniş gri alanlarda, hatalarla ve düşüp kalkmalarla daha sağlıklı. Yüksek standartları elde edemediğinde hissettiğin o başarısızlık duygusu aslında senin beceriksizliğin değil; çıtayı o anda gerçekleşmeyecek bir yere koymandan kaynaklanıyor olabilir.Peki, Gerçekten Neye İhtiyacın Var? ❤️‍🩹Sistemik bir bakış açısıyla; sen kendinle birlikte çevrenin bir parçasısın. Ailen, partnerin, işin/okulun, sosyal çevrenle birlikte hayatın senin sistemin ve sen bu sistemin en önemli parçasısın. Sistemindeki dengeler ve değişimler seni direkt olarak etkiliyor. Bu yüzden iyileşme, sadece "bir sorunu çözmek" değil, sistem içindeki yerini fark etmek, güncellemek ve yeniden tanımlamaktır.Şu an ihtiyacın olan şey;Duygu ve düşüncelerinin sana ne fısıldadığını duymak: O yoğun öfke aslında üzüntü mü? Yoksa hayal kırıklığı mı? O bitmek bilmeyen yorgunluk aslında bir hayır deme ihtiyacı mı?Davranışlarını regüle etmek: Duyguların seni yönetmesine izin vermek yerine, duygularını yaşamayı ve onlarla birlikte hareket etmeyi öğrenmek.Kendinle anlaşmak: Başkalarına gösterdiğin o şefkatli yüzü artık kendine dönmek.Motivasyonu beklemeden yaşamak: Değişmek için "içinden gelmesini" beklemektense disiplini kendi içinde oluşturarak yola koyulmak. Ertelemeden, küçük adımlarla hayatın içine karışmak.Dengeyi bulmak: Bazen sadece durup dinlenmeye, bazen sadece eğlenmeye, bazen de gelişmek için çaba sarf etmeye izin vermek.Nasıl Bir Yol İzlemeliyiz? 👍İlk adım, kendine zaman vermek. Hedefleri oluşturmak, somut adımlar belirlemek ve bunu sürece yaymak; bu yolculuğun en sağlıklı adımları. Kendi hızına saygı duymayı öğrenmeyi ve öz şefkatini artırmayı psikolojik danışmanlık alarak öğrenebilirsin. Psikolojik danışmanlık süreci, sana dışarıdan birilerinin ne yapman gerektiğini söylemesi değil; senin içindeki o gücü ve çözüm yollarını birlikte keşfetmemiz ve uygularken yanında profesyonel bir desteği hissetmen.Bu süreçte profesyonel bir destek almak, zayıflık değil, kendi hayatına sahip çıkma cesareti. Tek başına halletmeye çalıştığın şeyler seni tüketti; şimdiyse bu yükü paylaşma ve o sıkışmışlık hissinden çıkma vakti geldi. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi bıraktığında, sınırlarını sağlıklı bir şekilde çizmeyi öğrendiğinde ve "mükemmel" olma zorunluluğundan özgürleştiğinde, hayatın ne kadar hafifleyebileceğine şaşıracaksın.Unutma; anlaşılmak iyileştirir, öz şefkat dönüştürür. Yetkin ve sistemli bir psikolojik destek, hedeflerine ulaşmana yardım eder. Sen, olduğun halinle değerli ve biriciksin. Bu yolculukta yalnız yürümek zorunda değilsin. Ben buradayım!Bana ulaşıp merak ettiklerini sorabilirsin.Sevgiler 💖,Psikolojik Danışman & Aile - İlişki Danışmanı Sinem Akpeçe
Sinem AKPEÇE 29.04.2026

Kayıp ve Yas: Acıyla Baş Etme Sürecini Anlamak

Hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri kayıptır. Sevilen bir insanın vefatı, bir ilişkinin sona ermesi, sağlık kaybı, işini kaybetmek, taşınmak, alışılmış yaşam düzeninin değişmesi ya da geleceğe dair hayallerin yıkılması da birer kayıp deneyimi olabilir. Çoğu zaman yas denildiğinde yalnızca ölüm sonrası yaşanan süreç akla gelir. Oysa insan, değer verdiği herhangi bir şeyi kaybettiğinde de yas yaşayabilir. Çünkü yas, yalnızca bir kişiyi değil; bağ kurduğumuz anlamları, alışkanlıkları, güven duygusunu ve yaşamın eski halini kaybettiğimizde ortaya çıkan doğal bir tepkidir.Toplumda çoğu zaman güçlü görünmek, kısa sürede toparlanmak ve hayatına kaldığın yerden devam etmek beklenebilir. Ancak yas, takvime göre ilerleyen bir süreç değildir. Her insanın kayba verdiği tepki farklıdır. Kimisi ağlayarak duygularını dışa vurur, kimisi içine kapanır, kimisi uzun süre hiçbir şey hissetmez. Tüm bu tepkiler, çoğu durumda insan zihninin ve bedeninin kayba uyum sağlamaya çalışmasının doğal parçalarıdır.Yas Nedir?Yas, kayıp sonrasında ortaya çıkan duygusal, zihinsel, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünüdür. Bu süreçte kişi yalnızca üzüntü yaşamaz. Aynı zamanda şaşkınlık, öfke, suçluluk, yalnızlık, korku, boşluk hissi, özlem ve çaresizlik gibi birçok duygu bir arada görülebilir.Bazı kişiler “Neden hâlâ böyle hissediyorum?” diye kendini sorgulayabilir. Oysa yas tek bir duygudan ibaret değildir. Dalgalı bir deniz gibidir; bazı günler daha sakin, bazı günler daha yoğun hissedilebilir. İyiyim sandığınız bir anda bir şarkı, bir koku, bir tarih veya bir anı yeniden acıyı tetikleyebilir.Kayıp Sonrası Verilen Yaygın TepkilerYas sürecinde görülen tepkiler yalnızca duygusal değildir. Birçok kişi bedeninde ve düşüncelerinde de değişimler yaşayabilir.Duygusal TepkilerYoğun üzüntüÖzlemÖfkeSuçlulukYalnızlık hissiKaygıUyuşmuşluk, hiçbir şey hissedememeZihinsel TepkilerSürekli kaybı düşünme“Keşke şöyle yapsaydım” düşünceleriİnanmakta zorlanmaDikkat dağınıklığıGeleceği hayal etmekte zorlanmaFiziksel TepkilerYorgunlukUyku sorunlarıİştah değişiklikleriGöğüste sıkışma hissiHalsizlikBaş ağrısıDavranışsal TepkilerSosyal ortamlardan uzaklaşmaSürekli meşgul kalma isteğiAğlama nöbetleriİçe kapanmaHatıralardan kaçınma veya onlara yoğun yönelmeBu tepkiler kişiden kişiye değişebilir. Herkes aynı biçimde yas tutmaz.Yasın Aşamaları Var mı?Yas konusunda sıkça duyulan kavramlardan biri “yasın aşamaları”dır. Ancak bu süreç çoğu zaman düz bir çizgide ilerlemez. İnsanlar önce inkâr, sonra öfke, sonra kabul şeklinde sıralı ve düzenli bir yol izlemez. Bazı günler kabul hissi yaşarken başka bir gün yoğun öfke hissedilebilir.Bu nedenle yasın belirli kuralları olan bir süreç gibi düşünülmesi yanıltıcı olabilir. Daha gerçekçi yaklaşım, yasın inişli çıkışlı ve kişisel bir uyum süreci olduğunu kabul etmektir.Yas Sürecinde Kendinize Nasıl Destek Olabilirsiniz?1. Duygularınızı Yargılamayın“Artık üzülmemeliyim.” “Güçlü olmalıyım.” “Ben neden hâlâ ağlıyorum?”Bu düşünceler acıyı hafifletmek yerine baskıyı artırabilir. Yas, sevilen bir şeyin kaybına verilen insani bir tepkidir. Üzülmek, özlemek veya öfkelenmek zayıflık değildir.2. Kendinize Zaman TanıyınÇevreniz kısa sürede toparlanmanızı bekleyebilir. Ancak yasın takvimi yoktur. Bazı kayıplar aylar, bazıları yıllar boyunca farklı yoğunluklarda hissedilebilir. Amaç kaybı unutmak değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.3. Duyguları İfade Etmenin Yolunu BulunKonuşmak, yazmak, dua etmek, resim yapmak, yürüyüşe çıkmak, anı kutusu hazırlamak veya sevilen kişiye mektup yazmak duyguların işlenmesine yardımcı olabilir. Herkesin ifade biçimi farklıdır.4. Günlük Rutinleri Tamamen BırakmayınYas döneminde motivasyon düşebilir. Ancak temel rutinleri korumak önemlidir:Düzenli yemek yemekUyku saatlerine dikkat etmekHafif hareket etmekTemel sorumlulukları küçük adımlarla sürdürmekRutinler, zihne güvenlik hissi verebilir.5. Destek Almaktan ÇekinmeyinBazen yalnız kalmak iyi gelebilir, bazen de birine ihtiyaç duyulur. Güvendiğiniz insanlarla temas kurmak önemlidir. Her şeyi tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.Yasla İlgili Sık Görülen Zorlayıcı DüşüncelerKayıp sonrası bazı düşünceler kişiyi daha da zorlayabilir:“Daha fazlasını yapabilirdim.”“Ben mutlu olursam onu unutmuş olurum.”“Hayatım artık asla düzelmeyecek.”“Güçlü görünmeliyim.”“Ağlamak zayıflıktır.”Bu düşünceler çoğu zaman acının doğal bir parçasıdır ancak her zaman gerçek değildir. Özellikle suçluluk düşünceleri, kayıp sonrası sık görülebilir. İnsan zihni yaşananları anlamlandırmaya çalışırken geçmişteki detaylara takılabilir.Yas Sürecinde Çevrenin RolüYas yaşayan kişilere söylenen bazı cümleler iyi niyetli olsa da incitici olabilir:“Takma kafana.”“Zamanla geçer.”“Güçlü ol.”“Artık toparlanman lazım.”Bunun yerine şu tür yaklaşımlar daha destekleyici olabilir:“Yanındayım.”“Konuşmak istersen dinlerim.”“Bugün nasılsın?”“Bu sürecin zor olduğunu biliyorum.”Bazen çözüm sunmak değil, yanında kalmak en değerli destektir.Çocuklarda Yas SüreciÇocuklar da kayıp yaşar ancak bunu yetişkinler gibi ifade etmeyebilirler. Bazıları oyun davranışlarıyla, bazıları öfkeyle, bazıları sessizlikle tepki verebilir. Çocuğa yaşına uygun, açık ve güven verici şekilde bilgi vermek önemlidir. “Uyudu gitti” gibi ifadeler kafa karıştırabilir.Çocuğun duygularını ifade etmesine alan açmak ve rutinleri korumak destekleyici olur.Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?Yas doğal bir süreçtir. Ancak bazı durumlarda profesyonel destek önemli olabilir:Uzun süre günlük yaşamı sürdürememeYoğun suçluluk ve kendini cezalandırma düşünceleriŞiddetli kaygı veya depresif belirtilerSürekli izolasyonUyku ve iştahın ciddi bozulmasıKayıpla ilgili yoğun işlev kaybıTravmatik kayıp yaşanmasıDestek almak, acının normal olmadığını değil; bu yükü tek başına taşımak zorunda olmadığınızı gösterir.Yas Geçer mi?Birçok kişi “Bu acı ne zaman geçecek?” diye sorar. Yas çoğu zaman tamamen silinmez; şekil değiştirir. İlk başta keskin ve yoğun olan acı zamanla daha taşınabilir hale gelebilir. Kişi kaybı unutmadan yaşamına devam etmeyi öğrenebilir.Acının azalması sevginin azaldığı anlamına gelmez. Hayata yeniden yönelmek, kaybedilen kişiyi veya değeri unutmak değildir. Yasın iyileşmesi, bağın sona ermesi değil; bağın yeni bir biçim almasıdır.Kayıp ve yas, insan olmanın en derin deneyimlerinden biridir. Sevdiğimiz, alıştığımız veya anlam yüklediğimiz bir şeyi kaybettiğimizde sarsılmamız doğaldır. Yas bir bozukluk değil, bağ kurabilen bir kalbin verdiği tepkidir.Bu süreçte kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Kimisi sessizce yas tutar, kimisi konuşarak, kimisi ağlayarak, kimisi uzun süre hiçbir şey hissedemeyerek. Doğru yas tutma biçimi yoktur.Zaman içinde acı tamamen yok olmayabilir ama değişebilir. Bugün dayanılmaz görünen hisler ileride daha taşınabilir hale gelebilir. Anılar acı vermenin yanında güç de verebilir. Eğer bu süreçte zorlanıyorsanız, yalnız değilsiniz. Destek istemek güçsüzlük değil, iyileşmeye açılan önemli bir adımdır. Yasın içinde bile yaşamla yeniden bağ kurmak mümkündür.
Begüm KALFE 29.04.2026

Uykuya Dalmakta Zorluk ve Düşüncelerle Baş Edememe: Zihin Gece Neden Susmaz?

Gün boyu yoğun bir tempo içinde ilerlerken çoğu zaman düşüncelerimizi fark etmeyiz. İş, okul, sorumluluklar, sosyal ilişkiler ve günlük telaş zihni meşgul eder. Ancak gece yatağa uzandığımızda dış dünya sessizleşir, dikkat dağıtan uyaranlar azalır ve gün içinde bastırdığımız düşünceler daha görünür hale gelir. Birçok kişi tam da bu noktada uykuya dalmakta zorlandığını, zihninin durmadığını ve düşüncelerle baş edemediğini ifade eder.“Yatağa giriyorum ama aklım susmuyor.”“Uyumam gerektiğini biliyorum ama sürekli bir şeyler düşünüyorum.”“Geçmişte olanları, gelecekte olacakları düşünüp duruyorum.”Eğer siz de buna benzer bir süreç yaşıyorsanız yalnız değilsiniz. Uykuya dalma güçlüğü çoğu zaman yalnızca uyku problemi değildir; zihinsel yükün, stresin ve duygusal yorgunluğun bir yansıması olabilir.Gece Düşünceler Neden Artar?Bunun temel sebeplerinden biri gün içinde sürekli aktif olan zihnin, gece ilk kez durma alanı bulmasıdır. Gün boyunca ertelenen kaygılar, çözümlenmemiş meseleler, pişmanlıklar veya gelecek planları sessizlikte daha belirgin hale gelir.Ayrıca gece saatlerinde beden yorulmuş olsa da zihin hâlâ alarm halinde olabilir. Özellikle stresli dönemlerde beyin, dinlenme moduna geçmek yerine tehdit taramasına devam eder. Bu da kişinin gevşeyememesine ve uykuya geçişte zorlanmasına neden olur.Bazı kişilerde ise şu düşünceler döngüyü artırır:“Yarın erken kalkacağım, hemen uyumalıyım.”“Yine uyuyamayacağım.”“Uyumazsam yarın mahvolurum.”“Neden normal insanlar gibi uyuyamıyorum?”Bu düşünceler anlaşılır olsa da farkında olmadan performans baskısı yaratır. Uyku doğal bir süreçken, kontrol edilmesi gereken bir görev gibi algılanmaya başlar.Düşüncelerle Savaşmak Neden İşe Yaramaz?Çoğu kişi uyuyabilmek için düşünmemeye çalışır. Ancak zihin baskıyla susturulamaz. “Bunu düşünmeyeceğim” demek, çoğu zaman o düşüncenin daha sık gelmesine neden olur. Buna psikolojide paradoksal etki denir.Örneğin size “beyaz bir ayıyı düşünmeyin” denildiğinde zihninizde ilk canlanan şey genellikle beyaz ayıdır. Aynı şekilde “kaygılanmayacağım” veya “şimdi susmalıyım” baskısı da zihinsel gerginliği artırabilir.Bu nedenle hedef, düşünceleri zorla durdurmak değil; onlarla ilişkinizi değiştirmek olmalıdır.Uyku Öncesi Zihni Rahatlatmak İçin Sağlıklı Yaklaşımlar1. Gün İçinde Zihne Alan AçınBazı kişiler gün boyu kendine hiç durma alanı tanımaz. Duygular bastırılır, sorunlar ertelenir, zihinsel yük birikir. Gece ise hepsi bir anda gelir.Gün içinde kısa duraklamalar vermek, düşünceleri yazmak, kendinize “şu an ne hissediyorum?” diye sormak gece zihinsel taşmayı azaltabilir.2. Düşünce Defteri KullanınYatmadan 1–2 saat önce aklınıza gelenleri bir kâğıda yazın. Yapılacaklar listesi, endişeler, yarına bırakılan işler, zihni meşgul eden meseleler… Yazmak zihne şu mesajı verir: “Bunu unutmayacağım, şu an taşımasına gerek yok.”Bu yöntem özellikle sürekli plan yapan veya unutmaktan korkan kişilerde oldukça rahatlatıcı olabilir.3. Uyumaya Çalışmak Yerine Gevşemeye OdaklanınUyku doğrudan zorlanarak elde edilemez. Ancak beden gevşediğinde ve tehdit algısı azaldığında uykuya geçiş kolaylaşır.Bu nedenle yatakta “uyumalıyım” baskısı yerine şu yaklaşım daha işlevseldir:“Şu an sadece dinleniyorum. Uyku gelirse gelir.”Bu küçük zihinsel değişim performans baskısını azaltabilir.4. Bedeni SakinleştirinZihin ve beden birbiriyle bağlantılıdır. Beden gerginse zihin de alarm halinde olabilir. Uyku öncesi uygulanabilecek bazı yöntemler:Yavaş ve derin nefes egzersizleriKas gevşetme çalışmalarıBeden tarama farkındalığıLoş ışıkta sakin bir rutin oluşturmaTelefon ve yoğun uyarandan uzaklaşmaAmaç kusursuz bir rutin değil, bedene güvenlik hissi vermektir.5. Düşünceleri Gerçek Gibi Değil, Zihinsel Olay Gibi GörünGece gelen her düşünce gerçek değildir. Bazıları sadece yorgun beynin ürettiği senaryolardır.Örneğin:“Yarın kesin berbat geçecek.”“Hayatım kontrolden çıkıyor.”“Ben asla düzelmeyeceğim.”Bu cümleleri gerçek kabul etmek yerine şöyle yaklaşabilirsiniz:“Şu an zihnim kaygılı senaryolar üretiyor.”“Bu bir düşünce, gerçeklik kanıtı değil.”“Yorgunken zihnim daha karamsar olabilir.”Bu farkındalık düşüncelerin etkisini azaltabilir.Ne Zaman Destek Alınmalı?Bazen uyku sorunu geçici bir stres dönemine bağlı olabilir. Ancak şu durumlarda profesyonel destek faydalı olabilir:Haftalardır uykuya dalamamaGeceleri yoğun kaygı yaşamaGün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığıSürekli zihinsel yorgunluk hissiUyku nedeniyle yaşam kalitesinde düşüşDüşüncelerle tek başına baş edememe hissiUyku problemi çoğu zaman çözümsüz değildir. Doğru destekle hem zihinsel yük hem uyku düzeni iyileşebilir.Uykuya dalmakta zorlanmak ve gece düşüncelerle baş edememek çoğu zaman yalnızca bir uyku problemi değildir. Genellikle zihinsel yorgunluğun, stresin, bastırılmış duyguların veya uzun süredir taşınan yüklerin bir yansımasıdır. Gün içinde ertelenen kaygılar ve çözümlenmemiş meseleler, gece sessizlikle birlikte daha görünür hale gelebilir. Bu nedenle kendinize “Neden uyuyamıyorum?” diye öfkelenmek yerine “Zihnim bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye sormak daha şefkatli ve işlevsel bir yaklaşım olabilir.Uyku, zorla gerçekleştirilen bir performans değildir. Ne kadar kontrol etmeye çalışılırsa bazen o kadar uzaklaşabilir. Bu noktada amaç düşünceleri tamamen susturmak değil, onlarla kurulan ilişkiyi değiştirmektir. Bedeni sakinleştirmek, gündüz stres yönetimine alan açmak, zihni rahatlatan rutinler oluşturmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak süreci kolaylaştırabilir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, ekran maruziyetini azaltmak ve kendinize gün içinde dinlenme alanları tanımak da destekleyici olabilir.Unutulmamalıdır ki zaman zaman herkes zor dönemlerden geçebilir ve bu dönemlerde uyku etkilenebilir. Bu durum başarısızlık ya da güçsüzlük göstergesi değildir. Eğer uyku sorunu uzun süredir devam ediyor, yaşam kalitenizi etkiliyor veya tek başınıza baş etmekte zorlanıyorsanız destek almak önemli bir adımdır. Doğru yöntemlerle zihin sakinleşebilir, beden gevşeyebilir ve uyku yeniden doğal akışına kavuşabilir. Sabırlı ve istikrarlı adımlar çoğu zaman düşündüğünüzden daha etkili sonuçlar yaratır. .
Begüm KALFE 29.04.2026