1. Uzman
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozukluklarının Belirtileri Nelerdir?

Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozukluklarının Belirtileri Nelerdir?

Kaygı, yaşamımızın olağan bir parçasıdır. Stresli bir durumla karşılaşıldığında yaşantılanan kaygı doğal bir tepkidir. Aşırı olmadığı takdirde kaygı, gelişim sürecinde neredeyse her çocukta görülen normal bir duygusal deneyimdir. Sınavlar, yeni kişilerle tanışmak, bir topluluk önünde konuşma yapmak, bir köpeği sevmek, biriyle randevulaşmak ya da bir yarışmada yarışmak hemen hemen her çocuk için biraz kaygı uyandırıcı olabilir ama bazı çocuklar bu gibi durumlarda aşırı endişe ve korku yaşarlar, yoğun kaygıları günlük yaşamlarını birçok açıdan olumsuz yönde etkiler.

Kaygı Bozukluğu Nedir?

Çocuklar yüksek sesten yabancılara, okula gitmekten sunum yapmaya, açık havuzda yüzmekten büyük köpeklere kadar birçok şey nedeniyle kaygılanabilirler. Kaygı Bozukluğu; çocuğun ne hakkında kaygılandığına bakılarak değil, çocuğun kaygısının onun hayatını ne şekilde etkilediğine bakılarak karar verilen bir rahatsızlıktır. Kaygı duyulan içerik “normal” olsa da yoğun kaygı çocuğun sosyal ve akademik hayatını kısıtlıyorsa Kaygı Bozukluğundan şüphelenilebilir. Kaygı Bozukluğunun farklı belirtiler gösteren farklı türleri vardır, fakat hepsinde ortak olan şey mevcut durumla orantılı olmayan, uzun süreli, yoğun kaygıdır.

Kaygı Bozuklukları gelişme döneminde en sık görülen rahatsızlıklardan biridir ve genellikle 11 yaş civarında ortaya çıkmaktadır. İstatistikler, her 8 çocuktan birinde Kaygı Bozukluğu olduğuna işaret etmektedir.

13-18 yaş arasındakilerin yaklaşık %25’inde hafif ya da orta düzeyde kaygı bozukluklarına rastlanmaktadır. Erkek çocuklara kıyasla daha çok kız çocukları kaygı bozukluğu tanısı almaktadır.

Kaygı Bozukluğu yaşayan çocuk ve ergenlerin ne yazık ki yalnızca %20’si tedavi görmektedir; oysa araştırmalar Kaygı Bozukluğu tedavi edilmeyen çocukların akademik performanslarında düşüş yaşadıklarını, önemli sosyal deneyimlerden mahrum kaldıklarını ve kimi zaman kaygıyla başa çıkmak için madde kullanımı gibi uygunsuz yöntemlere başvurduklarını göstermektedir.

Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozukluğunun Farklı Türleri Var mıdır? Bunlar Nelerdir?

Kaygı Bozukluğunun farklı türleri vardır. Genç yaşlarda görülen kaygı bozukluklarının başında Ayrılma Kaygısı, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Sosyal Fobi ve Özgül Fobi gelmektedir. Çocuk ve ergenlerde görülen kaygı bozuklukları şunlardır:

1) Ayrılık Kaygısı

Çocuğun hayatındaki önemli figürlerden ya da evden ayrılmaya karşı duyduğu isteksizlik ile karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Ayrılık Kaygısı olan çocuklar; önemli figürlerden ayrılmak üzere olduklarında ya da ayrıldıklarında baş ağrısı, karın ağrısı ya da mide bulantısı gibi fiziksel şikayetler yaşayabilirler. Ayrılık Kaygısı, çoğu zaman küçük yaştaki çocuklarda görülse de ergenlerde de bu kaygı bozukluğuna rastlanabilmektedir.

2) Yaygın Kaygı Bozukluğu

Birçok farklı alanda görülebilen ve durumla uygun olmayan, sürekli ve aşırı yoğun bir kaygıyla karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Yaygın Kaygı Bozukluğu olan çocuk ve ergenler; geçmişteki konuşmalar ya da davranışlar, yaklaşmakta olan olaylar, okul, ailevi sorunlar, sağlık ve benzeri birçok konuda endişelenirler. Endişelerinin aşırı olduğunu ve hayatlarını olumsuz yönde etkilediğinin farkında olsalar da bu endişelerini denetlemekte ve sakinleşmekte güçlük çekerler.

3) Panik Bozukluk

Tekrarlayan panik ataklar ve yoğun bir şekilde tekrar bir panik atak geçirme korkusu ile karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Panik Bozukluğu olan çocuk ve ergenler; başka bir atak geçirme ihtimallerine ilişkin oldukça endişeli bir beklenti içine girerler. Buna ek olarak, tekrar bir panik atak yaşayacakları endişesi nedeniyle dışarı çıkmaktan, okula gitmekten ya da çeşitli aktivitelere katılmaktan kaçınma davranışı gösterebilirler.

4) Sosyal Fobi

Başkalarıyla etkileşim gerektiren sosyal durumlarda mahcup ya da rezil olma korkusu ile karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Sosyal Fobisi olan çocuk ve ergenler; kaygılandıkları durumla karşı karşıya kaldıklarında yüz kızarması, çarpıntı, nefes darlığı ya da bağırsak sorunları gibi fiziksel şikayetler yaşayabilir. Sosyal Fobi nedeniyle arkadaş buluşmalarına katılmama, okulda sunum yapmama ya da derste söz almama, otorite figürleriyle konuşmama, toplum içinde yemek yememe gibi kaçınmacı davranışlar geliştirilebilir.

5) Selektif Mutizm

Çocuğun belirli bazı sosyal durumlarda konuşmaması fakat diğer durumlarda konuşması ile karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Selektif mutizm genellikle küçük yaştaki çocuklarda görülmektedir. Selektif Mutizmi olan çocuklar; bazı sosyal durumlarda kendilerine soru sorulduğunda ya da konuşmaları gerektiğinde donup kalmış gibi görünebilirler, konuşmak yerine işaret etmek ya da kafa sallamak gibi jestleri kullanabilirler.

6) Özgül Fobi

Belirli nesne ya da durumlara karşı duyulan ve gerçekçi olmayan, yoğun korku ile karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Örümcek ya da köpekten korkma gibi hayvan fobisi, gök gürültüsü fobisi, su fobisi, yükseklik fobisi, kan fobisi, uçak fobisi, kapalı alan fobisi çocuk ve ergenlerde rastlanan başlıca özgül fobilerdir. Özgül Fobisi olan çocuk ve ergenler; bu korkularının mantıksız ve abartılı olduğunu fark edemeyebilirler ve genellikle yoğun kaygıları nedeniyle korkulan nesne ya da duruma karşı kaçınmacı bir tutum sergileyebilirler.

7) Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travmatik ya da dehşet verici bir deneyim sonrası yaşanan flashbackler, kabuslar ve korkular ile karakterize olan bir kaygı bozukluğudur.

8) Obsesif – Kompülsif Bozukluk

Obsesyonlar –yani istenmeyen, zihinden uzaklaştırmakta zorlanılan düşünceler– ve kompülsiyonlar –obsesyonların yarattığı yoğun kaygıyı azaltmak için yapılan tekrarlayıcı davranışsal ya da zihinsel eylemler– ile karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Obsesif – Kompülsif Bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde; ellerini yıkama, bir şeyleri kontrol etme ve sıralama yapma gibi ritüellere sık rastlanır.

Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozukluklarının Belirtileri Nelerdir?

Kaygı Bozukluğu olan çocuk ve ergenler; yoğun korku, gerginlik ve çekingenlik yaşayabilirler, ayrıca kaygıları nedeniyle bazı yerlere gitmekten ya da bazı aktivitelere katılmaktan kaçınabilirler. Kaygı Bozukluklarında yaygın görülen ortak belirtilerden bazıları şunlardır:

  • Stresli durum karşısında aşırı rahatsızlık duyma ve ajite hale gelme
  • Panik ve korku yaşama, sakin kalamama
  • Nefes darlığı hissi
  • Ürperme ya da sıcak basması ve uyuşma ya da karıncalanma hissi
  • Baş ağrısı ya da karın ağrısı, mide bulantısı
  • “Ya şöyle şöyle olursa…” benzeri zihinden kolayca uzaklaştırılamayan ve pek de gerçekçi olmayan düşünceler
  • Kaygı yaratan nesne ya da duruma karşı kaçınmacı davranışlar
  • Uykuya dalmada ve uyumakta güçlükler
  • Başka şeylere odaklanmakta ve dikkatini sürdürmekte zorlanma
  • Saatlerce, günlerce ya da haftalarca süren yoğun kaygı hali
  • Yoğun kaygı nedeniyle sosyal ilişkilerin ve akademik hayatın olumsuz etkilenmesi

Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir?

Diğer birçok rahatsızlıkta olduğu gibi Kaygı Bozukluklarının da tek bir nedeni yoktur. Birçok genetik, çevresel, psikolojik ve gelişimsel faktörün kaygı bozukluklarının ortaya çıkmasında etkili olduğu düşünülmektedir.

Ailesindekilerden birinde kaygı bozukluğu olan çocuklarda kaygı bozukluğuna rastlanma ihtimalinin yüksek olması beyin kimyasına ilişkin genlerin bu rahatsızlıkla ilgili olabileceğine işaret etmektedir. Ayrıca diğer aile üyelerinin aşırı kaygılı olduğu bir ortamda büyümek çocuğa dünyayı “çok tehlikeli” bir yer olarak görmeyi ve birçok şeyden korkmayı öğretebilir. Benzer şekilde, gerçekten de tehlikeli bir ortamda büyüyen çocuklar için kaygılı olmak ve her şeyin en kötüsünü beklemek öğrenilmiş alışkanlıklar olabilir. Sevilen bir kişinin ölümü ya da ebeveynlerin boşanması gibi kayıplar ve yeni bir şehre taşınmak gibi çocuğun hayatındaki büyük değişimler de yaygın rastlanan tetikleyicilerden bazılarıdır. İstismara maruz kalan çocukların da kaygıya daha meyilli olduğu düşünülmektedir.

Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozukluklarının Etkileri Nelerdir?

Çocuk ve ergenlerde görülen Kaygı Bozuklukları terapötik yaklaşımlarla kontrol altına alınabilirler ancak maalesef Kaygı Bozukluğu yaşayan çocukların büyük bir kısmı tedavi görmemektedir. Tedavi edilmedikleri takdirde Kaygı Bozukluklarının kişinin hayatına uzun süreli olumsuz etkileri olabilir.

Kaygı Bozukluklarına bağlı olarak çocuk ve ergenlerde akademik performansta düşüş ve hatta okulu bırakma görülebilir; kaygı bozukluğu yaşayan çocuk ve ergenler okula gitmek istemeyebilir, derste söz almayabilir, sunum yapmayabilirler. Kaygı Bozukluğu olan çocuklar sosyal ortamlardan kaçınabilir, diğer insanlarla ilişki kurmakta zorlanabilir ve kendilerini yalnız hissedebilirler. Bu çocukların kendilerine olan güvenleri zedelenebilir. Kaygı Bozukluğu olan çocuklar; yaşadıkları yoğun kaygıyla doğru şekilde başa çıkmayı öğrenemediklerinde bu kaygıyı yatıştırmak için alkol ya da madde kullanımına yönelebilirler. Ayrıca çocuk ve ergenlerdeki kaygı bozuklukları sıklıkla yetişkinlikte de devam etmekte ve bu kişilerin hayatını kısıtlamaktadır.

Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozuklukları ile Birlikte Seyreden Diğer Problemler Nelerdir?

Çocuk ve ergenlerdeki Kaygı Bozukluklarına çoğu zaman başka rahatsızlıklar eşlik edebilir. Kaygı Bozukluklarıyla birlikte seyreden rahatsızlıkların başında depresyon, yeme bozuklukları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gelmektedir.

Kaygı Bozuklukları ve depresyon; çocuk ve ergenlerde sık sık hem eş zamanlı olarak hem de birbirini takip ederek birlikte seyretmektedir ve genellikle birinin ortaya çıkışı diğerinin de zamanla ortaya çıkması riskini artırmaktadır. Birlikte seyreden kaygı bozukluğu ve depresyon; yüksek nüksetme riski, daha uzun sürme riski, intihar teşebbüsleri, daha ağır zarar ve tedaviye daha az yanıt ile ilişkili bulunmuştur.
Çocuğunuzda Kaygı Bozukluğu Var mı?

Dünyayı keşfetmeye çalışırken yeni şeylerle karşılaştıkça bazı şeyler çocuklar için aslında olduklarından daha karmaşık ve korkutucu hale gelebilir. Çocukluktan ergenliğe geçişte, birçok yeni zorluk ve fırsat ortaya çıkmaktadır. Özellikle çeşitli değişimlerin yaşandığı ergenlik dönemi; çocuğunuz için yoğun strese maruz kaldığı ve bazı kaygıları yoğun deneyimlediği bir dönem olabilir. Ancak iki haftadan uzun bir süredir orantısız bir kaygı yaşıyorsa çocuğunuzda Kaygı Bozukluğu olmasından şüphelenebilirsiniz.

Çocuğunuz

  • Kendini çoğu zaman gergin ve huzursuz hissediyorsa,
  • Kaygıyı durduramayacak ya da kontrol edemeyecek gibi hissediyorsa,
  • Eleştiriye karşı çok hassassa ve sosyal durumlarda rahatsızlık hissediyorsa,
  • Neredeyse her zaman her şeyin en kötüsünün gerçekleşmesini bekliyorsa,
  • Durumla orantısız derecede yoğun bir korku hissediyorsa,
  • Zor ya da yeni durumlardan kaçınıyorsa,
  • Çekingen ya da utangaç davranıyorsa, sosyal etkileşimden kaçınıyorsa,
  • Zihninden uzaklaştıramadığı saplantılı düşüncelere sahipse,
  • Belirli ritüel davranışları yapmaktan kendini alamıyorsa,
  • Normalden daha sık tuvalete gidiyorsa,
  • Uyku problemleri yaşıyorsa ya da tek başına uyumaktan korkuyorsa,
  • Odaklanmakta sorun yaşıyorsa,
  • Çoğunlukla unutkan ya da dikkatsiz görünüyorsa,
  • Yapması gerekenleri yapmaya başlayamıyor ya da bunları tamamlayamıyorsa

çocuğunuzda Kaygı Bozukluğu olabilir. Ayrıntılı değerlendirme için bir psikologa, psikolojik danışmana ya da psikiyatriste başvurun ve ebeveyn olarak yapabilecekleriniz hakkında bilgi edinin.

Kaygı Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?

Nasıl hissettiği hakkında konuşmak çocuğunuz için zor olabilir. Çocuğunuz sizin onu anlamayacağınızdan, yargılayacağınızdan ya da onu güçsüz ve zayıf göreceğinizden korkabilir. Kaygı Bozukluğu çoğunlukla kendiliğinden geçmez ve yetişkinlikte de devam eder; bu nedenle çocuğunuzla konuşup onu anlamaya çalışmanız ve profesyonel yardım almanız oldukça önemlidir. Çocuğunuz için tedavi seçenekleri bulmanız çocuğunuza onunla ilgilendiğinizi ve yalnız olmadığını hissettirir. Uygun bir tedaviyle çocuğunuz kaygı bozukluğu belirtilerini kontrol etmeyi öğrenebilir ve sağlıklı bir gelişim dönemi geçirebilir. Tedaviye mümkün olduğunca erken başlamak başarılı bir sonuç almakta etkilidir. Genellikle ilk tercih olmasa da bazı durumlarda Kaygı Bozukluğu tedavisinde ilaç kullanımı gerekebilir.

Bilişsel Davranışçı Terapi; Kaygı Bozukluklarının tedavisinde önerilen ve çocuklarda etkisi araştırmalara kanıtlanmış bir yaklaşımdır. Bilişsel Davranışçı Terapi gören çocuklarda tedaviye yanıt alma oranı yaklaşık %80’dir ve tedavinin kazanımları gelecekte de devam etmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi, çocuklara kaygılarına meydan okumalarını öğretir ve durumları daha gerçekçi değerlendirmeleri için çocukları teşvik eder. Çocuklar genellikle 4. seanstan itibaren tedaviye cevap vermeye başlarlar ve tedavi yaklaşık 6 ay kadar sürer.

Çocuğunuzun Kaygı Bozukluğu ile başa çıkabilmesine yardımcı olmak için evde yapabileceklerinizden bazıları şunlar:

  • Çocuğunuzun hislerine önem verin
  • Çocuğunuzun kaygılarını paylaşabilmesi için alan yaratın
  • Çocuğunuzla konuşun, onu dinleyin ve anlamaya çalışın
  • Çocuğunuzun kaygılarını küçümsemeyin, çocuğunuzu yargılamayın
  • Çocuğunuza “korkulacak bir şey yok” güvencesi vermekten vazgeçin
  • Çocuğunuz bir durum ya da olay karşısında kaygılandığında siz sakin kalın
  • Çocuğunuza model olun, kaçınmacı davranışlardan uzak durun
  • Çocuğunuzu korkularıyla yüzleşmesi için cesaretlendirin
  • Çocuğunuza mükemmel olmak zorunda olmadığını hatırlatın
  • Çocuğunuzun küçük başarılarını fark edin ve bunları övün
  • Çocuğunuzun cesur hareketlerini ödüllendirin
  • Çocuğunuzun hatalarını ya da ilerleme gösterememesini cezalandırmayın
  • Çocuğunuza hisleri hakkında “Bu sınav hakkında kaygılanıyor musun?” gibi yönlendirici sorular yerine “Bu sınavla ilgili ne hissediyorsun?” gibi açık uçlu sorular sorun
  • Çocuğunuzun dinlenebileceği aktiviteler için imkan yaratın
  • Çocuğunuzu bisiklete binmek, yüzmek, yürüyüş yapmak gibi fiziksel aktivitelere teşvik edin
  • Çocuğunuzla birlikte kaygı hakkında kitaplar okuyun ve bunlar üzerine sohbet edin
  • Çocuğunuzla birlikte sakinleşme egzersizleri yapın
  • Çocuğunuzun tedavisi için bir psikolog ya da psikiyatristten yardım alın
  • Çocuğunuzdan asla vazgeçmeyin

kaynak :elikapsikoloji.com

Yayınlanma: 27.07.2024 14:29

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:30

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)

Uzmanlıklar:

İlişki / Evlilik Problemleri , Çocuk ve Ergenlik Dönemi Ruhsal Sorunları , Depresyon ve Mutsuzluk
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2300
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Bunları da sevebilirsiniz...

YAS DÖNEMİ VE YAS DÖNEMİ İLE BAŞ ETME STRATEJİLERİ

KAYIP VE YASKAYIPHer birey ölümün kendisinden ve sevdiklerinden uzak olmasını ister fakat yaşamının farklı dönemlerinde kayıp veya kayıp tehdidi ile karşılaşabilir.Sevilen ve güven duyulan kişilerin kaybedilmesi sonucunda bireyin yaşadığı keder, kaygı veya korku gibi yoğun duygular yasın ortaya çıkış biçimleridir.Kaybın ardından yaşanan süreci farklı düzeylerde yansıtan üç farklı kavram bulunmaktadır: -Kayıp yaşama, kişinin sevdiği birini kaybetmesiyle içinde bulunduğu durumu ifade eder. -Matem, ölümden dolayı duyulan üzüntünün yaşandığı zamandır. Kaybedilen kişiye yeniden ulaşmaya çalışma, üzüntü ve yeniden yapılanma aşamalarından oluşur. -Yas, kayıp yaşayan bireyin yaşamının her alanını ilgilendiren çok boyutlu zor bir süreçtir. Ancak, bir hastalık değildir. Kayba karşı gelişen doğal bir tepkidir. (Bildik, 2013)YASBireylerin ölüm sonrasında, yaşadığı kayba uyum sağlama sürecidir.Yas tutmak; “herhangi bir yitim ya da değişikliğe verilen psikolojik yanıt, iç dünyamız ile gerçeklik arasında bir uyum sağlayabilmek için yaptığımız uzlaşmalar” olarak tanımlamıştır (Akt. Şenelmiş, 2006).Bu süreçte yas tepkileri, fiziksel, davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutlarda ortaya çıkabilir.Yas süreci altı ile yirmi dört ay sürer ve zamanla yatışır. Bu sürecin daha uzun ve derin yaşanması yası patolojik bir boyuta ulaştırabilir.Yas TepkileriYas süreci kişiye özgü olup her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilir.Kişi kaybı sakin bir şekilde kabul edebileceği gibi bu durumu ciddi bir kriz şeklinde de yaşayabilir.Bu tür farklı tepkiler olabileceği gibi bireylerde görülen bazı fiziksel, bilişsel, duygusal ve davranışsal ortak tepkiler de görülebilir.Bowlby' e göre kayıpla başa çıkmada sağlıklı veya sağlıksız yolların oluşu; ölen kişinin kimliği ve rolü, yas tutan kişinin yaşı ve cinsiyeti, kaybın şekli ve nedenleri, kayıp sonrası ortamın koşulları, yastaki kişinin kaybedilen kişiyle ilişkisi gibi nedenlere bağlı olabilir (Akt. Yıldız, 2004).Patolojik Yas TepkileriKronik Yas: Çok uzun bir süre ve yeterli bir sonuca ulaşamadan yas tutmanın sürdüğü bir haldir. On yıl ya da daha uzun sürer.Gecikmiş Yas: Engellenmiş, bastırılmış ya da ertelenmiş yas olarak da tanımlanır. Burada geçmişte yaşanan kayıp sırasında gösterilmesi gereken tepki çeşitli sebeplerle ortaya konamadığı için ileriye taşınıp gereğinden şiddetli olarak yaşanmaktadır.Abartılı Yas: Normal yas tepkisinin daha yoğun ve abartılı bir şekilde yaşanmasıdır.Maskelenmiş Yas: Hastalar yakınmalarının kayıpla bağlantılı olabileceğinin farkında değillerdir. Kayıp sırasında ya yas yaşanmamıştır, ya da yasın ifade edilmesi bastırılmıştır.Travmatik yas: Zamansız ve beklenmedik bir anda ve özellikle şiddet ya da korkunç bir olay sonucu meydana gelen ölümlerin ardından bireyde oluşan tepkiler ve bu tepkilere bağlı olarak bireyin yaşam alanlarındaki işlevselliğin önemli derecede olumsuz etkilenmesi olarak tanımlanabilir.YAS TUTMA SÜRECİŞok: Kaybın olduğu/öğrenildiği ilk zamanlarda yaşanır ve kişi ölüm gerçeğiyle kısa bir süre hissizlik yaşar.İnanmama ve inkâr: Kişi ölümü/kayıp gerçeğini bir süre reddederek hiçbir şey olmamış gibi davranabilir. Alkol, ilaç kötüye kullanımı, kendine zarar verici davranışlar gözlenir. Destek yetersizliğinde kronikleşme görülebilir.Arzu etme: Kaybedilen kişinin geri dönmesi arzu edilir ve beklenir. Yalnızlık ve öfke gibi duygular bu sürecin önemli bir parçasıdır. Yaşanılan öfkenin en büyük sebeplerinden biri kişinin kendisini “neden ben” diye sorgulamasına bağlı olarak gelişir. Ancak bu öfke çevredekiler tarafından kişisel olarak algılanmamalı, bir çeşit duruma uyum sağlama çabası olarak nitelendirilmelidir.Çaresizlik: Kayıp gerçeğinin kabullenilmesi ve sonuçlarının anlaşılmasıyla hissedilen çaresizlik yas tutma sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu aşamada hissedilen kaygı sonucu iş hayatında ve sosyal ilişkilerde güçlükler yaşanabilir.Kabullenme ve hayatı düzenleme: Bu dönemde ölüm/kayıp gerçeği artık kabullenilmiştir. Yas tepkilerinin çeşitliliği ve yoğunluğunda azalmalar görülür. Normal yaşam fonksiyonları düzenlenir ve yeni ilişkiler ve projeler için yatırım yapılır.Ergenlik Döneminde Ölüm KavramıErgenlik döneminde benmerkezciliğin oluşu onların ölüme bakışını etkilemektedir.Ergenin kendi kişisel biricikliğine olan inancı, kendisinin ölüm ile karşılaşmayacağı inancına dönüşebilmektedir. Buna bağlı olarak, kayıp yaşayan ergenler güçlü inkâr, öfke, suçlanma, üzüntü, sevdiğine kavuşma (intihar fikirleri) gibi duygusal tepkiler verebilmektedir. Olası belirtiler olarak da suça yönelme, ilaç, alkol kullanımı, bedensel yakınmalar, depresyon, intihar davranışları ve okul başarısızlığı gözlenebilmektedir (Akt. Sezer ve Kaya, 2009)Kaybı Olan Çocuklara/ Ergenlere Nasıl Yardım Edebiliriz?Kayıp durumlarında çocukla açık ve dürüst bir şekilde konuşulmalıdır.Çocuğun gelişim dönemi dikkate alınarak kayıp hakkında uygun açıklamalar yapılmalıdır. Örneğin; dedesini kaybeden 4 yaşındaki bir çocuğa bu durum şu şekilde açıklanabilir; «Hatırlıyor musun geçen yaz bir tavşan almıştık ve sonra hastalandığı için ölmüştü. Aynı şey insanlar için de geçerlidir. Onlar da doğar, büyür, yaşlanırlar ve ölürler.»( Hastalığın, grip gibi hastalıklardan farklı olduğu vurgulanmalıdır.) Bunun yerine, markete gitti ama gelecek, uzun bir yolculuğa çıktı ya da uyuyor demek oldukça yanlıştır. Bu durumlarda çocuk, anne-babası uyuduğunda ya da yolculuğa çıktığında buna karşı bir korku geliştirebilir.Çocuğa kayıp haberi aniden verilmemeli, aşamalı bir şekilde söylenmelidir. (Kaza geçirme, hastaneye yatırılma vs.)Çocuğun tepkileri paylaşılmalı ve ona destek olunmalı, sorduğu sorulara sabırla cevap verilmelidir.Verilen cevaplar birbiriyle tutarlı olmalıdır. Hayatta kalanların güvende oldukları söylenmelidir.Çocuğun cenaze törenine katılması ve/veya mezarlık ziyareti yapması kaybın gerçekliğini anlaması için önemlidir.Çocuklarla korkuları ve/veya suçluluk duyguları hakkında konuşulmalıdır. Çocuk üzülmesin diye çaba sarf edilmemeli aksine üzüntüsüne ortak olunmalıdır. Kaybı takip eden dönemde çocuğun günlük aktivitelerinde bir değişiklik yapılmamalı ve ihtiyaçlarının karşılanmasında tutarlı bir tavır sergilenmelidir. Çocuğun kayba tanık olması ve/veya kayıptan kendini sorumlu tutması durumunda psikolojik bir yardım alması gerekebilir.Kayıp Sonrası Normal Yaşama Dönmede Okulların Rolü ve ÖnemiÇocukların günlük yaşamlarının büyük bir çoğunluğunu geçirdikleri okullar, onların zihinsel ve sosyal becerilerinin gelişmesinde önemli rol oynayan ortamlardır. Okullar aynı zamanda, ana-babaların, çocuklarının gelişimi hakkında bilgi ve destek aldıkları en önemli birimlerdir.BİR KAYIP SONRASINDA ANNE VE BABANIN YANI SIRA OKULLARIN VE ÖĞRETMENLERİN ÇOCUKLARIN YAŞAMLARINDA ÇOK ÖNEMLİ YERİ VARDIR ÇÜNKÜ Öğretmenler, sadece çocukları eğitmek ve onlara belirli bilgi ve becerileri öğretmekle kalmazlar, aynı zamanda onların mutlu ve sağlıklı büyümelerine yardımcı olacak bir öğrenme ve gelişme ortamı yaratırlar. Öğretmenler çocuklarla daha çok birlikte oldukları için, onların ihtiyaçlarını herkesten daha iyi bilir ve gerektiğinde onlara yardım edebilirler.Öğretmenlerin yardımıyla daha ileri düzeyde psikolojik yardıma ihtiyacı olan çocuklar belirlenebilir. İşte bu nedenlerden dolayı öğretmenler olarak sizler travmatik yaşantıların normalleştirilmesi ve okulların hem ana-babalara hem de çocuklara yardım ve destek sağlayan kurumlar haline gelmesinde önemli görevler üstlenebilirsiniz.Ergenlik dönemindeki öğrencilere nasıl yardım edebilirsiniz?Aile ve arkadaşlarıyla duygularını paylaşmalarına ve ifade etmelerine yardım edin.Kabul, hoşgörü ve destek gösterin.Gündelik faaliyetlere katılmalarını ve spor yapmalarını teşvik edin.Okul başarılarıyla ilgili beklentilerinizi azaltın.Öğretmenlere ÖnerilerÇocukların kaybın nasıl ve neden olduğunu anlamalarına yardım edin. Zor durumlar sonrasında insanların verdiği normal tepkiler hakkında onları bilgilendirin. Çocuklarla birlikte onların duygusal olarak iyileşmelerine yardımcı olacak sınıf etkinlikleri düzenleyin. Öğretim etkinliklerini çocukların ihtiyaçlarına göre uyarlayarak ve ihtiyacı olan çocuklara daha fazla eğitim desteği verin.Çocuklar üzerinde özel iletişim teknikleri kullanın. Sınıfta sıcak ve destekleyici bir sosyal ortam yaratın. Çocukların kayıplarla, acı veren anılarla ve duygularla başa çıkmalarına yardımcı olacak etkinlikler düzenleyin. Çocukların iyileşme sürecini kolaylaştırmak için okul ve aile arasındaki işbirliğini güçlendirin

CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİ

CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİBireyin fiziksel, duygusal ve cinsel gelişimini anlaması, olumlu bir kişilik kavramı geliştirmesi, insan cinselliğine, başkalarının haklarına, görüş ve davranışlarına saygılı bir bakış açısı edinmesi, olumlu davranış biçimi ve değer yargıları geliştirmesi eğitimi”Çocuklukta başlayıp ergenlikte artarak devam eden bir süreç olarak cinsel eğitim, cinsel gelişimi korumayı ve desteklemeyi amaçlar.Çocukları ve genç yetişkinleri, cinselliklerinin tadını çıkarmaları, güvenli ve doyurucu ilişkiler kurmaları, kendilerinin ve başkalarının cinsel sağlığı ve refahını korumaları konusunda sorumluluk alabilmeleri için gerekli olan bilgi, beceri ve pozitif değerlerle donatırBireyin cinsellik, duygusal ve fiziksel sağlık ve ilişkiler hakkında bilinçli, tatmin edici ve düzeyli seçimler yapabilme yeteneklerini güçlendirir.Ancak kesinlikle cinselliğe teşvik etmez.Bugün çocuklar, doğru ve kapsamlı bir cinsel eğitim programına geçmişte olduğundan çok daha fazla ihtiyaç duymaktadırlar.Cinsel taciz, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, adölesan gebelikler, cinsel istismar ve aile içi şiddet çok sayıda bireyin yaşamını etkilemektedir.Bu açıdan kapsamlı bir cinsel eğitim, çocuklara ve gençlere, sağlıklı ilişkilerde nasıl hissedecekleri, kendilerini nasıl ifade edecekleri ve nasıl bağlar kuracaklarını öğretme potansiyeline sahiptirCİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ VE ZAMANICinsellik, doğumla başlayıp yaşam boyu devam eden, uzun bir süreçtir.Bu sebeple cinsel anlamda verilecek eğitime erken yaşlarda başlamak, sağlıklı bir gelişim için son derece önemlidirOKUL ÖNCESİ DÖNEMOkul öncesi dönem, cinsel gelişim açısından kritiktir.Bu dönemde çocuk, cinsel farklılıkları sezmeye, cinsel organları keşfetmeye başlar.Özellikle üç yaşından itibaren cinsel ilgi ve merakın ciddi biçimde arttığı görülür.Filmler, diziler ve çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemi itibariyle en önemli sosyal çevresini oluşturan aile ortamı, çocukta var olan cinsel ilgi ve merakı güdüleyerek çocuğun elleme, dokunma, oynama gibibirtakım cinsel davranışlar sergilemesine yol açabilir.Okul öncesi dönemde cinsel eğitim, ileriki dönemlere nazaran daha plansız ve çocuğa göredir.Çocuğun ilgi ve merak, ölçüsünde şekillenen eğitim anne-baba tarafından doğal bir süreç ve ortam içerisinde gerçekleşir.Anne-baba, çocuğuyla konuşarak, çocuğunun sorularına doğru ve tutarlı cevaplar vererek, cinsiyetine uygun kıyafetler giydirerek ve vücut organlarını tanıtarak çocuğuna cinsiyeti ve cinselliği anlatmaya, aktarmayaçalışır.Ayrıca 4-6 yaş arasındaİstismarCinsel Hakları (doğru bilgi ve korunma yöntemleri içermeli)Çocukların güvenliğinden yetişkinlerin sorumlu olduğu bilgileri verilmeye başlanmalıdırAilede EğitimAnne-babalar, cinsiyet ve üreme konusunda çocuklarına bilgi vermelidirler.Bir çocuğa ve bir gence bilmesini yararlı gördüğümüz her şey söylenmelidir ve hiçbir şey saklanmadan açıkça anlatılmalıdır.Burada önemli ölçü, çocuğun merak ettiği şeyleri anlatmak, yaşına göre merak etmediği konularda merak uyandırmamaktır.Verilen bilgiler kesinlikle doğru olmalıdır.Çocuk soru sorduğunda, kesinlikle yapılmaması gereken çocuğu susturmak, çocuğu ayıplamak, çocuğa şiddet kullanmaktır.Bütün bunlar yanlışlığı bir yana sadece çocuğun merakını uyandıracak, onu başka bilgi kaynaklarına yöneltecektir.Cinsel duygular (cinsellik) konusunda açıklamalar için en uygun zaman cinsel yönden uyarılmanın başladığı ve erkeklerde penisin sertleşmesi, kızlarda ise klitoriskaynaklı haz duygularının olageldiği orta çocukluk döneminde yapılmalıdırÖNERGENLİK VE ERGENLİK DÖNEMİNDE CİNSEL EĞİTİMErgenlik döneminin başlamasıyla birlikte ergenlerde cinsel konulara ilgi yeniden artar.Ancak, anne ve babasından daha önce bilgi almamış ergenlerin bu dönemde onlara soru sorma şansı çok azdır.Daha önceki sorularına yeterli yanıt alamamış ergen, yeni bir merakla ortaya çıkan soru ve sorunlarını paylaşmak için anne-baba yerine başka kaynaklara yönelir; bu kaynaklar da genellikle çeşitli yayınlar ve arkadaşlardırÇocuk cinsel kimlik gelişiminde sosyal rol olarak da anne babayı model alır.Anne/baba, kendi cinsiyetinden memnun değilse çocuk da bu cinsiyeti benimsemekte zorluk çekebilir.Örneğin, sürekli kadın olmanın zorluklarından yakınan, bir daha dünyaya erkek olarak gelmek istediğini söyleyen bir annenin kızının da kadınlık rolünden memnunluk duymayacağını söyleyebiliriz.Çünkü cinsel kimlik, cinsel eylemi de içinde barındıran ancak bunun ötesinde kadınlık rolü ve erkeklik rolünü de içeren geniş bir kavramdırErgeni anlamayacağı, ilgi duymayacağı konularda cinsel eğitim adına bilgi bombardımanına tutmak, kafasını karıştırmaktan başka işe yaramayacak, fayda sağlamak yerine zarar verecektir.Önemli olan, ergenin bilgiye ve eğitime ihtiyacı olan dönemleri belirledikten sonra yaşına uygun derecede ve gerekli olan bilgileri vermektir.Gereksinim arttığı dönemlerde, hem öğrenme kolay olacak hem de öğretilenler daha fazla işe yarayacaktırErgenlerin büyüme ve gelişme süreçleri boyunca cinsellikle ilgili olumlu mesaj almaları ve cinselliğe yönelik olumlu bir bakış açısı kazanmaları önemlidir.Çocuklar büyüdükçe sosyal çevre içindeki ilişkileri de giderek gelişmektedir.Böylece ailesinin dışında öğretmen, arkadaşlar,televizyon, müzik, kitaplar, reklamlar ve oyuncaklar gibi birçok kaynaktan cinsellikle ilgili uygun davranış ve değerler hakkında mesajlar almaya ve bilgiler öğrenmeye devam ederler. Küçük yaşlardan başlayarak kapsamlı bir cinsel eğitim alan çocuklarda ve gençlerde şu özellikler gelişmektedirKendilerinde meydana gelen fiziksel ve duygusal gelişimleri anlama ve kabullenmek,Bedeni hakkında olumlu duygular taşıma, bireysel farklılıkları kabullenmek,Şu andaki ve gelecekte yaşamlarında cinseldavranışlarıyla ilgili bilinçli ve sorumlu kararlar alabilmek,Kadın ya da erkek olarak kendi cinsiyeti hakkında olumlu duygular taşımak,Cinsel konular hakkında rahat bir şekilde konuşma ve ifade edebilme becerisi,Uygun ve uygun olmayan cinsel davranışları anlayabilmek,Cinsel taciz ve istismara karşı kendini koruyabilmek,Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve istenmeyen gebeliklerden korunmayı başarmak KAYNAKLAR Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi Ankara. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi 1948. Available at: http://www.unicankara.org.tr/doc_pdf/h_rigths_turkce.pdf. AccessedJun 19, 2017.Standardsforsexualityeducation in Europe. WHO Regionalofficefor Europe andFederal CentreforHealthEducation (BZgA), Cologne. 2010.UNESCO, International Guidelines on SexualityEducation: An evidenceinformedapproachtoeffectivesex, relationshipsand HIV/STIeducation, June 2009.Eroğlu K, Gölbaşı Z. Cinsel eğitimde ebeveynlerin yeri: Ne yapıyorlar, ne yaşıyorlar? Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi. 2005;8(2).UNESCO, International Technical Guidance on SexualityEducation; An evidence-informedapproachforschools, teachersandhealtheducators. December 2019Özkan B. Çocuk ve gençlerin cinsel eğitiminde önemli noktalar. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) (Erişim tarihi: 01.02.2017). http://www.cetad.org.trVural BK, Zincir G. Cinsel sağlık eğitim modeli: IMBmodeli.Gaziantep Tıp Dergisi.2010;16(3): 01-05

STRES VE HAYATIMIZA OLUMSUZ ETKİSİ

Yeni sağlık yaklaşımıSağlığı; yalnız bedenin “iyi” olma hâli olarak değil “bireyin fiziksel, zihinsel, sosyal iyiliği” olarak ele almaktadır.Bu yeni yaklaşım, psikolojik bilimler ile sağlık bilimlerinin önemli bir parçasını oluşturan sağlık psikolojisinin ortayaçıkışında etkili olmuşturPsikofizyolojik rahatsızlıklarPsikolojik-duygusal-fizyolojik zorlukların etkileşiminden etkilenen sağlık problemleridirPsikofizyolojik rahatsızlıklar genellikle stresten kaynaklanmaktadırSık görülen psikofizyolojik rahatsızlıklar; yüksek tansiyon, baş ağrısı, sırt ağrısı, cilt döküntüleri, hazımsızlık, kabız veyorgunlukturHatta nezle (grip) ile bile ilişkili bulunmuşturSTRES VE BAŞ ETME17. yüzyılda stres: Felaket, bela, musibet, dert, keder, elem gibi anlamlarda kullanılmıştır.18. ve 19. yüzyıllarda: Kavramın anlamı değişmiş ve güç, baskı, zor gibi anlamlarda kullanılmıştır.19. yüzyıl- 20. yüzyıl: Stres, bedensel ve ruhsal hastalıkların sebebi olarak düşünülmüştür.Stres,Kişilerin sosyal ve fiziksel çevresiyle etkileşimi sonucu ortaya çıkan fizyolojik ve psikolojik davranışsal tepkilerdir.Sağlık psikologlarına göre günlük hayat, az ya da çok strese neden olan olguları ve duruma adapte olma başarısını içerirStres yükleyiciler ne derece ciddi ve uzun ise uyum da o kadar çaba gerektirirAşırı stresin üstesinden gelebilmek için oluşturduğumuz psikolojik ve biyolojik cevaplar sağlık problemlerine nedenolabilirSTRES EVRENSEL MİDİR?STRES YÜKLEYİCİLERİN DOĞASISevdiği birinin ölümü veya askeri çatışmaya katılma vb evrenseldir.Ancak Stres kişisel bir durumdurStres kişinin algılamalarına bağlıdırAlgılamalar durumsal faktörlere göre değişebilmektedirOlayın kişide tehlike veya meydan okumayı çağrıştırması ve Üstesinden gelebilmek için bütün kaynaklara ulaşamama algısınıoluşturması gerekir Stres yükleyicileri sınıflandırmak;Strese neden olan faktörler;Felaket olaylarKişisel faktörlerGünlük sıkıntılarFelaket olaylarAfetler-uçak kazaları-terör vbFelaketler uzun süreli stres oluşturabilecek potansiyele sahip görünse de her zaman böyle olmazHatta uzun süren ancak ilk başta yıkıcı olmayan olaylardan daha az yıkıcı olabilirÇünkü doğal afetlerin açık bir çözümü vardırİnsanlar çoğunlukla geride bıraktıkları en kötü şeyi bilerek geleceğe bakarSosyal destek de bu durumlarda benzer durumları yaşayanlarca sağlanır2. Kişisel faktörlerAileden birinin ölümüİşini kaybetmeÖnemli kişisel başarısızlıklarEvlenmek gibi pozitif olaylar vb.Genellikle kişisel strese neden olan faktörle önce çokÇabuk ve büyük reaksiyonla başlarken sonra sönmeye başlar3. Günlük sıkıntılarTekrar tekrar yüzleştiğimiz küçük rahatsızlıklardırYapılacak işlerin çok olması, fazla bölünmek (aranmak-rahatsız edilmek-kapı çalması), trafik sıkışıklığı vb.Bazıları da kronikleşen problemlerdir; okul ya da işte yetersizlik hissi, mutsuz bir ilişki içinde olmak ya da kalabalık yerlerde yaşamak Günlük sıkıntıların sayısı psikolojik semptomlar ve grip-boğaz ağrısı-sırt ağrısı vb ile pozitif yönde ilişkili bulunmuşturGünlük sıkıntılar diğer stresli olaylarla birleştiğinde ve sürekli olduğunda uzun süreli hastalıklara yol açabilecek küçük rahatsızlıklardırMotive edicilerNe kadar çok motive edici varsa psikolojik sağlık o kadar iyiStrese verilen en hızlı tepkiler biyolojik olandır;Stres yükleyicilere maruz kalmak adrenalin bezlerinin hormon salgılamasını artırmasına,Kan basıncı ve kalp atımının artmasına ve Tenimizde elektriksel uyarımın değişmesine neden olurSempatik sinir sistemi aktive olurDeğişimler stresli durumla baş edebilmeye olanak sağlarAncak sürekli strese maruz kalmak sistemi sürekli aktive ederek zamanla kan damarları-kalp gibi dokularda hasarlara neden olabilirPsikolojik düzeyde stres seviyesinin yüksek olması insanların yaşamla yeteri kadar mücadele etmesini engellerDuygusal anlamda en ufak problemlerde bile yoğun duygusal tepkiler verebilirlerYeni stres yükleyicilerle düşük düzeyde baş eder.STRESLE BAŞ ETMEZorlukları ve/veya strese sebep olan tehditleri kontrol etme, azaltma yada tolere etmeyi öğrenme çabası «baş etme» dirDUYGU ODAKLI BAŞ ETMEPROBLEM ODAKLI BAŞ ETME Duygu odaklı baş etme Problem hakkında ne hissettiği, Problemi algılama yöntemlerini değiştirme arayışıdır Diğerleri tarafından kabul görmek, onaylanmakBardağa dolu tarafından bakabilmek vb YöntemlerdirProblem odaklı baş etmeStresin kaynağını değiştirmeye çalışmaÜzerine düşünme-seçenekleri belirleme-harekete geçmeÖrn; zayıf ekip performansını artırmak için grup çalışmaları ve pratiklerin artırılmasıBir diğer baş etme yolu ise olumlu olaylar oluşturmadır.Örn; işten bir gün izin alma, etkinliklere katılma vb Problemin çözülemediği durumlarda kaçınmacı baş etme sağlıklı bir seçenek olabilirKaçınmacı yaklaşım, «keşkeci» yaklaşım ya da «alkol- madde» kullanımı şeklinde ortaya çıkabilirÖğrencinin yarın kar yağsa da sınav iptal olsa demesi «keşkeci» yaklaşıma örnektirKaçınmacı yaklaşım alkol-madde kullanımı gibi ertelemelere de neden oluyorsa sorun daha da büyüyebilirSTRESİN TEMEL SONUÇLARIDoğrudan PsikolojikEtkiler: yüksek kanbasıncı-bağışıklık sistemisorunları-hormonal faaliyetlerin artması- psikofizyolojik durumlarZararlı Davranışlar: sigarave alkol-beslenme sorunları- uyku sorunları- madde kullanımı STRESLE İLİŞKİLİ SAĞLIK SORUNLARIKALP HASTALIĞIKANSERDEPRESYONTRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUSİGARAKANSERKoroner kalp hastalığından sonra en çok ölüme neden olan ikinci hastalıktırBir araştırmada, mücadeleci kişilerin iyileşebilme olasılıkları, karamsar bir şekilde acı çeken ve ölümü bekleyenlerden daha fazla bulunmuşturKanser sürecinde terapinin tıbbi olarak da yararlı olduğunu gösteren sonuçlar da bulunmaktadır DEPRESYONBirçok faktörler ilişkili olan depresyon stresle de ilişkili bulunmuşturÖğrenilmiş çaresizlik: itici sonuçları gerçekten uğraşsalar da engelleyemeyeceklerine dair yerleşmiş görüştürÖğrenilmiş çaresizlik yaşayan insanlar yaşamlarınıdeğiştiremeyeceklerine inanır ve daha fazla umutsuzluk-stres- depresyon yaşarlar,TSSB - TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUCiddi felaket ve kişisel stres yükleyicilerin bazı mağdurları TSSB yaşarlarOlayı canlı anımsamaRüyalar görmeMasum bir uyarıcının olayı tekrar tetiklemesi durumları.TSSB aynı zamanda, duygusal hissizlik-alkol, madde kullanımı- intihar vakalarını da içerirSİGARA KULLANIMIHer 5 ölümden 1’inin sigara kaynaklı olduğubelirtilmektedirSigara içmek havalı-sofistike, asi bir hareket ya da stresazaltıcı-ergenler için büyüdüğünü gösterme vb görülebilirSigara bağımlılığının biyolojik ve psikolojik boyutu vardırNikotin ilaçları-sakızlar-burun spreyleri vbürünlerin bağımlılığı azaltabildiği belirtilirAyrıca davranışsal stratejiler-grup terapileri de etkiliGörülmektediSTRES YÖNETİMİ. hayatımızda stres yükleyicileri farkına varmak2. nasıl başa çıkabileceğini ölçme (arkadaş-aile-uzman desteğivb)3. kullandığın başa çıkma yönteminin ne olduğunu ve işe yarayıp yaramadığını kontrol etme4. temel ihtiyaçlarımızı yeterince karşılıyor muyuz? (uyku- yemek…)Stresten KorunmaYollarıOlumlu düşünmekDestek almakEgzersizDüzenli uyku ve beslenmeUyumadan önce çay, kahve, alkol gibi içecekler ve sigara (en az 2 saat) içmemeye özen gösterin“Hayır” demeyi öğreninSolunum ve Gevşeme EgzersiziZihinde CanlandırmaMutlu insanların özellikleriYüksek özgüvene sahiptirler Olayların kendi kontrolünde olduğunu hissederlerİyimserdirlerCinsiyet ayırt etmeksizin aynı aktiviteleri yapmak mutlu insanları mutlu ederDiğer insanlarla birlikte olmaktan hoşlanır