1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Eşimin narsist olduğunu düşünüyorum. Ne yapabilirim?

Eşimin narsist olduğunu düşünüyorum. Ne yapabilirim?


Eşim narsist ya da narsist olduğundan şüpheleniyorum hatta eminim diyorsanız evliliğinizde birçok olumsuz duyguya sahip, tükenmiş, yorgun, çaresiz, çıkmazda hisseden biri olabilirsiniz. Eşinizin narsist bir kişilik olduğu yönünde gözlemleriniz var ve ne yapacağınızı bilemez haldeyseniz bu yazımda izlenebilecek yolları özetledim. Her evlilik dinamiği birbirinden farklı, genel geçer bilgiler sizin evliliğinizi tam yansıtmayabilir, bu sebeplerden kendi durumunuza özel danışmanlık almanız doğru yönlendirme için faydanızadır.

Narsistlerin Evlilikleri

Narsist bireyler daha çok verici, fedakar, alttan alan kişilerle evlilik yoluna girerler. Kendileriyle çatışma potansiyeli bulunan, fikir ayrılıkları yoğun yaşayabilecek kişilerle yapamazlar ya da evlilik yoluna girdilerse de sürekli tartışma ve anlaşamama hali hakim olur. Dışarıya karşı dünya iyisi iken eşini ve varsa çocuklarını ihmal eder ya da sıkıntılar yaratarak tüm içsel huzursuzluğunu en yakınlarından çıkarır. Özellikle bazı erkekler kök ailesine düşkün olup onlara yönelirken çekirdek ailesine yatırım yapmaz.

Narsistlerin evlilikleri huzursuzlukla doludur. Eşlerine içten ve samimi sevgi, ilgi vermezler. Eşler yalnız, değersiz, mutsuz, geri planda hisseder. Beraberiz fakat yalnızız fenomeni mevcuttur. Bazı eşler, narsist partnerini iyileştirme, düzeltme, değiştirme çabasına girebilmektedir. Bu girişimlerin tamamına yakını sonuçsuz kalır malesef. Hatta ters teptiği durumlar azınlıkta değildir. Bu tür bir duruma girmek yerine, narsistin eşi olarak kendi zaaf ve özelliklerini tanıma yoluna girilirse duygusal anlamda çok daha kolay çözünümler meydana geliyor. Partnerdeki değişim narsiste de sirayet edip evlilik daha kaliteli hale evriliyor. Partnerdeki değişime narsistin ayak uyduramadığı durumda ise boşanma gibi bir süreçte partner daha az acı çekip daha az yıpranarak önüne bakabiliyor.

Narsist Koca Özellikleri

Kadın narsisistik kişilikler de var fakat bu yazıda daha çok erkeğin narsist taraf olduğu tabloyu özetleyelim. Kadınlar evlilikteki sıkıntılardan dolayı narsist koca özellikleri nasıl olur merak ediyor. Narsist kocalar eşlerini fanusta tutmak ister, arkadaş ortamı olsun istemez, kök ailesi ile bağlarını kıskanabilir ve koparmak isteyebilir. Eşinin gelişmesini istemez; kendine bağımlı kılmak için eşine sorumluluk belli alanlarda bırakmaz. Örneğin fatura ödeme, araç sürme, çalışma(maddi gelir) gibi alanlarda eşinin gelişimini desteklemez hatta taş koyar.

Kendi yetersizliklerini eşine yansıtır, “bunu başaramadım çünkü senin yüzünden”, “şu şöyle oldu çünkü sen şunu şöyle yaptığın için” gibi klişe cümleleri vardır. Suçlama davranışı yaygındır. Aşağılama, değersizleştirme, yok sayma, cezalandırma, evi terk etme gibi davranışlara başvurabilir. Evliyken bekarmış gibi hareket edebilir, bir eşi olduğunu ve ona karşı manevi anlamda sorumlulukları olduğunu hesaba katmadan hareket eder.

Narsist Ne Zaman Pes Eder

Narsistler ısrarcı, baskın, yönlendirici, manipülatif bireyler. İnsanı canından bezdirme potansiyelleri olup enerjiyi sömüren, haklılık yolunda sonuna kadar gidebilen kimseler. Güç savaşı, kontrol etme ihtiyacı peşinden koştukları alanlar. Peki ya narsist pes eder mi? Narsistler istediklerini alamadıklarında, almaktan ümidi kestiklerinde ya da tam tersi yönde eşinin enerjisini sonuna kadar bitirdikten sonra başka hedefler arayabilmektedir. Bağımlılıkları ağır bastığı sürece eşten ayrılmaz, ayrılmak isteyen eşe karşı tehdit, duygu sömürüsü, korkutma suretiyle yaklaşarak vazgeçirmeye çalışır. Fakat herhangi sebepten ayrılık durumu söz konusuysa başka kişilere yönelir.

Narsist Neden Mutlu Olmanızı İstemez

Narsist birey kendi içinde huzurlu ve dingin olamadığı için başkasının ve özellikle eşinin kendisinden bağımsız şekilde mutlu olmasını kaldıramaz. En ufak şeylerde problem çıkarır, “iki iyi olmayagörelim, hemen bozacak birşey bulur” cümlesini partnerlerden sık duyarız. Bir nevi kaostan beslenir, stres ve sıkıntı çıkardığı zaman görevini yapmış edasıyla öfkesini kusar. Tabii eşler anlam veremez; herşey iyi hoşken neden böyle yaptı? şeklinde anlamlandıramama durumu hakim olur. Narsist saf ve öz mutluluk halinden çok uzak olduğu için “ben mutlu değilsem sen de mutlu olma!” desturuyla hareket eder. İçten içe kendisindeki eziklik ve sıkıntıyı bilir fakat kabul edemez. Elinden gelen şey baltalamak ve huzur – güven ortamını sekteye uğratmaktır.


Narsist Kimdir?

Narsist kavramı özsever kelimesi ile tanımlanmaktadır. Kendi özünü sevmek ve sevgiyi de beraberinde getiren kendine saygı duymak her insanın yaşamını psikolojik sağlamlık ile sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Narsisistik kişilik ise genel olarak kendilik saygısını dış dünyadan temin etmek durumunda kalan bir kişilik yapılanması olduğu gibi içerisinde farklı tipten yapılanmaları barındırmaktadır. Narsisistik kişilerin kendilerini diğer insanlardan üstün algılama girişimleri kendilik saygılarını korumaya yönelik bir ihtiyaç olabilmektedir. Narsisizm pek çok farklı şekilde görülebilmektedir ve gelişimsel dönemlerde yaşanan güçlüklerden kaynaklanan bir durumdur.

Evlilikte Narsist Kişiler

Evlilik, her bireyin kendi hayatına göre farklı anlamlar yüklediği bir ilişki biçimidir. Evlilikte karşılıklı saygı, sevgi ve anlayış beklemek, beğenilme ve takdir edilme ihtiyaçlarının karşılanması, düşünsel ve davranışsal olarak kendini özgür hissetmek eşler için evliliği mutlu kılan unsurlardan bazılarıdır.

Evliliklerde, narsisistik kişilik bozukluğu gösteren kişilerin eşleri bağımlı karakterler olabilecekleri gibi kendileri de narsisistik kişilik bozukluğu gösteren kişiler olabilmektedir. Evliliklerdeki mutluluk arayışı da hangi narsisistik karakterin eşi olunduğu ve eşin kendi kişilik yapılanmasına göre değişebilmektedir ve narsist bir eş ile evlilik nasıl sağlıklı kalır sorusu cevaplanması gereken en önemli sorulardan biri halini alabilmektedir.

Narsist Bir Eş ile Evlilik Nasıl Sağlıklı Kalır?

Sağlıklı bir evliliğin temelinin oluşturulmasında eşlerin mutluluklarının rolü büyük bir önem teşkil etmektedir. Evliliğin sağlıklı olup olmadığının kararı eşlerin kendi iç dünyalarını keşfetmeleri ile kolaylaşmaktadır. Her bireyin karakteri, sınırları, sabırlılığı, ihtiyaçları ve evlilikten beklentileri farklıdır.

Narsist kişilik özelliklerine sahip kişi ile evli bir eş özgürlüklerinin kısıtlanması konusunda tahammülsüz olabilirken, bir diğer eş daha sabırlı ve anlayışlı kalabilmektedir. Bir eş sevgi ve saygı beklerken, bir diğeri için sevilme ve sayılma ihtiyacı daha az olabilmektedir. Bazı eşler için sürekli karşısındaki kişiyi onaylamak zorlayıcı olabilirken, bir diğeri yoğun ilgi göstermek konusunda sıkıntı yaşamayabilmektedir.

Her insanın kişilik özelliklerindeki farklılıklar göz önünde bulundurulduğunda öncelikle eşlerin kişilik özelliklerinin samimi bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Narsist kişilik özellikleri gösteren kişilerin eşlerinin kendilerini mutsuz ve rahatsız eden, tahammül gösteremedikleri davranışlar konusunda net sınırlar çizmesi gerekebilmektedir. Rahatsız edici davranışları kişiselleştirmemek, üstünlük yarışına girmemek ve anlaşılma beklentisi içerisinde olmamak da ilişki içerisindeki çıkmazları arttırmamak adına yardımcı olabilecek bakış açıları olabilmektedir.

Mutlu ve sağlıklı kişilerin mutlu ve sağlıklı evlilikler yaratabildikleri düşünüldüğünde, narsist bir eş ile sağlıklı bir evliliğin temelini yine eşlerin kendi mutlulukları oluşturacaktır. Bu mutluluğa engel teşkil eden ve eşlerin kendi başlarına aşmakta zorlandıkları her durum için psikolojik destek almak sorunları ele alış biçimlerine yardımcı olabilecek, narsist bir eş ile evlilik nasıl sağlıklı kalır sorusuna alternatif çözümler bulmak kolaylaşabilecektir.


Bu yazı, Toksik İlişkiler – Narsist / Borderline Partner Rehberi kitabından alınmıştır.

Aşk bombardımanı (idealizasyon) – değersizleştirme döngüsü, kurbanın zihnini ve kalbini bulandıran, kişinin köklü insani ihtiyaç ve arzularını, nörolojik motivasyon ve ödül devrelerini kişi aleyhine kullanan bir aralıklı pekiştirme modelidir.

Değersizleştirme aslında, narsistin kendi gerçek benliğine karşı hissettiği negatif duyguları, sizin üzerinize yansıtması ve kusmasıdır. Bu savunma mekanizması, narsistin derine gömdüğü ve reddettiği benliğinin sizin veya başkaları tarafından keşfedilmesine karşı bir savunma mekanizmasıdır. Aynı zamanda sizi kontrol etmek ve narsisti terk etmenize engel olmak için de kullanılır. Siz kendi değerinizi ona kanıtlamaya çalışmakla, tüm zaman, para ve enerjinizi onun karşılıksız sevgisi ve onayı şeklinde (nah) gelecek büyük (!) ödülü kazanmaya çalışmakla o kadar meşgul kalırsınız ki, onu terk etmeye gücünüz kalmaz. Fakat gerçek şu ki tek yaptığınız, (eğer şanslıysanız) birgün terk edilip çöpe atılana kadar ya da şanssızsanız psikolojik olarak tamamen domine edilene kadar onun aleyhinize kurduğu hileli ve sizin için umutsuz oyunun içine daha da gömülmektir.

Bu yazıda kırılgan narsist kadınların sizin üzerinizde egemenlik kurmak ve sizi kontrol etmek için kullandığı, sizi zaman içinde onu memnun etmek için her şeyini veren ve karşılığında hemen hiçbir şey almayan, yavru köpek gibi sahibesinin onayı peşinde koşan bir zavallıya çevirecek 10 toksik taktikten bahsedeceğiz. Sahibe size arada bir kemik fırlatacak ki umutlarınız tamamen ölmesin fakat ne olursa olsun sonunda kaygan duvarları olan bu çukura daha da gömüleceksiniz. O nedenle insanların partnerlerinin toksik olduğunu gösteren bu işaretleri bilmesi önemli, özellikle de kırılgan narsizm söz konusu iken. Zira kırılgan narsistlerin psikolojik suistimalleri oldukça sinsi olabilir. Aynı zamanda narsistler kırılgan ya da hibrid, her zaman öz farkındalıktan yoksunlardır ve hiçbir zaman suistimal edici davranışlarının sorumluluğunu almazlar.

Toksik ve kırılgan narsist erkekler de var tabii ki ama kırılgan narsizm kurbanı erkeklere yol gösterecek kaynak sayısının çok az olduğunu gördüğüm için bu yazının konusu toksik kadınlar. Bu yazının bilgilendirme amaçlı olduğunu ve profesyonel yardımın yerini alması amacıyla yazılmadığını da belirteyim.

Şimdi kırılgan narsist kadınların kullandıkları 10 toksik taktiği, herhangi bir sıralama kriteri kullanmadan listeleyelim.

  1. Çok erken evrelerde, size en hassas yaralarını, deneyimlerini ve bilgilerini açmak

Kırılgan narsist kadın size en hassas deneyimlerini ve bilgilerini emanet ederler ve bunu ilişkinin en başlarında yaparlar. Siz sanki özelsiniz de, size daha önce kimseye güvenmediği kadar güvenmiş de, vs. vs. Ama aşk bombardımanı evresi bittiğinde, size açılmakla çok büyük bir hata yapmış gibi davranmaya, sizi, onu önceliğiniz yapmamakla, savunmamakla, mutlu etmemekle, söz verdiğiniz gibi güvende hissettirmemekle, kırılgan ve tehlikede hissettirmekle suçlamaya başlar.

Bu negatif dönüşüm tabii ki tamamen sizin suçunuzdur (!) ve onun iyi, aşık olduğunuz versiyonunu yeniden kazanmanızın (!) tek yolu, ona onun ve onun aşkı için yeterince iyi ve değerli olduğunuzu kanıtlamaktır. Kırılgan narsist kadın tüm kelime ve davranışlarında size bu yönde güçlü ve sürekli tekrar eden mesajlar gönderir: Eğer ilişkinin başındaki kadını ve o kadınla hayal ettiğin geleceği geri istiyorsan, ona söz verdiğin erkek olduğunu kanıtlaman gerekli!

Bundan sonra ilişkiyi devam ettirme baskısı hızlı bir şekilde ve tamamen sizin omuzlarınıza biner. Uzun vadede kazanmak için kendinizi düzeltmeniz, onu anlamak ve öğrenmek için çok çalışmanız lazımdır. Kadın sizin umudunuzu yaşatmak için arada sırada size kırıntılar atar. Arada bir iyi vakit geçirirsiniz, iyi bir muhabbetiniz olur ya da iyi seks yaparsınız ki onca çabanızla zor da olsa bir yere gelebildiğinizi ve başarabileceğinizi hissedin. Ama sonra dediğiniz ya da yaptığınız küçük bir şey ile kadın delirir ve yine hayal kırıklığına uğrar, soğuklaşır ve sizi reddeder. Ne yaparsanız yapın, tatlılığı pis bir acıya döner. Bu aralıklı pekiştirme örüntüleri ile sizde bir problem olduğuna, hatalı olduğunuza, onun neye ihtiyacı olduğunu bulmakla yükümlü olduğunuza inanmaya programlanırsınız. Ve eğer onun ihtiyacı olan şeyi bulamıyorsanız, bunun nedeninin ona ya da herhangi bir kadına layık olmayan değersiz bir erkek olduğunuza inanmaya programlanırsınız.

2. Süper pasif agresif davranışlar

Kırılgan narsist kadın süper pasif agresiftir ve yoktan kavga çıkarır. Yüzde yüz pozitif olsanız ve herhangi bir sorun olmasa da sizi negatif olmakla, kötü bir ruh halinde olmakla, kötü bakışlarınızla suçlar. Siz gerçekten öfkelenene kadar sizin neden öfkeli olduğunuzu bulmak için sizi dürtüp durur ya da sizin diğer duygusal düğmelerinizi kullanarak sahte kavgaların tuzağına çeker.

Ya da sizi suçlamak yerine kendisi üzgün ya da öfkeli gibi davranır ama bunun nedenini size söylemez, sizinle bu konuda konuşmaya yanaşmaz. Sizi problemi söylemesi ya da ne olduğunu bile bilmediğiniz suçunuzu affetmesi için yalvartana kadar rol yapar. Geriye dönüp baktığınızda bu nereden çıktı ve neydi dersiniz. Zira bütün bu tiyatro, kendi negatif duygularını size kusmak, size üstünlük kurmak ve sizi problemin sizde olduğunu düşünmeye itmek için tasarlanmış bir kurgudan ibarettir.

3. İnanılmaz derecede savunmacı duruş

Sizin için önemli olan ya da sizi rahatsız eden bir şeyi konuşmak istediğinizde, bunu önemsemez, küçük görür ya da sizi susturur. Sizin için önemli olanı dinlemek istemez ve özellikle de problem kendisi ile ilgili ise buna en ufak bir katkısı olduğunu kabul etmez. Tüm problem onun yaptığı bir şey ile alakalı da olsa, size tahammülü kalmamıştır. Sorumluluk almasını ya da özür dilemesini kesinlikle beklemeyin. Kırk yılda bir özür dilerse de, bu ileride sizin suçlu olduğunuzu size göstermek için kullanılacak bir hiledir.

4. Sizin duygularınıza karşı aşırı umursamazlık ve sabırsızlık

Kırılgan narsist kadın sizin duygularınıza karşı aşırı umursamaz ve sabırsızdır, özellikle de sizin canınızı yakan şey onunla ilgiliyse. Eğer ağlarsanız veya üzüntü gösterirseniz, bu onu zerre etkilemez ve size karşı zerre merhamet duymaz. Tam tersi, bunu güçsüzlük olarak algılar ve daha sonra size karşı kullanır. İlişkinin başlangıcında onunla paylaştığınız korku ve geçmiş travmalarınız ileride kavga ederken aleyhinize kullanılacaktır. Siz işte bu nedenle böylesinizdir, (kavganın konusuna göre) bu nedenle suçlusunuzdur, defolusunuzdur, vs.

5. Kırılgan narsist kadınla tartışmayı kazanamazsınız

Ne derseniz deyin, ne yaparsanız her zaman ama her zaman siz haksızsınız ve suçlusunuz. Bir kavgada sakinleşmek için ceketinizi alıp gitseniz, çözüm bulmak yerine kaçtığınız için öfkelenir, kalsanız, çok saldırgan ve baskcı olduğunuz için.

6. Sizi ve ilişkinizi başkaları ile karşılaştırmak

Kırılgan narsist kadın sizi ve ilişkinizi diğerleri ile karşılaştırır ve tabii ki onun için ne yaparsanız yapın, ne kadar zaman ya da para harcarsanız harcayın, yeterli ve onlar kadar iyi değilsinizdir. Daha fazla çabalasanız da yine değersizsinizdir, size yine değmez. Bu arada tabii ki kendisi sizin ve ilişki için minimum çaba harcar, size ve ilişkiye katkısı çok azdır. Ve yine tabii ki tam tersi davranacak ve konuşacaktır yani ilişkiye her şeyi veren, ilişki için her şeyi yapan odur. Bu karşılaştırmalar, sizin hatalı olduğunuza, onu, onun yakınlığını ve sevgisini hak etmediğinize, her şeyin sizin suçunuz olduğuna inanmanız, sizin rekabetçi doğanızı kaşıyıp aleyhinize kullanma sizi ona kendinizi kanıtlamaya, diğer erkekler kadar iyi olduğunuzu göstermeye zorlamak için tasarlanmıştır.

7. Hemen her alandaki performansınızı küçümsemek

Birçok kırılgan narsist kadın yatak performansınızı küçümsemeye başlar ya da onu götürdüğünüz tatil tatmin edici değildir, sevginiz yeterli değildir, iltifat ve yakınlığınız kronik bir şekilde tatmin edici değildir, vs. Ne kadar çok para,zaman ve enerji harcasanız da siz hiçbir zaman yeterli, hiçbir zaman diğerleri gibi olamazsınız. Sizin bilmeniz için özel çaba harcadığı bu “yetersizliğiniz” yüzünden kendinizi ince bir buz tabakası üstünde yürüyor gibi hissedersiniz. Her konuda en azı, en kötüsü sizmişsiniz gibi davranır. Onu elinizde tutmak istiyorsanız hemen daha iyi olmak, onu mutlu etmek zorundasınız gibi davranır. Eğer daha çok çaba harcarsanız bunun size karşı daha fazla hayalkırıklığı ile karşılanacağına emin olun.

Eğer hiçbir şekilde tatmin edemediğiniz bir ebeveym ile büyüdüyseniz, yeniden onay kırıntıları için yalvaran bir zavallıya dönüşme ve tamamen sizin aleyhinize kurulu bu oyunu oynama riskiniz yüksektir.

Buraya kadar hala anlamadıysanız size daha açık söyleyeyim: bu oyunu kazanamazsınız! Bu her zaman, %100 kaybedeceğiniz bir oyun. Bana inanmak için belki de biraz daha çabalayıp görmek isteyeceksiniz ama dikkatli olun zira hayat boyu onun uzun soluklu oyununa saplanıp kalabilirsiniz.

8. Size, kendisi için geçerli olmayan bir sürü kısıt koymak

Kırılgan narsist kadın size bir sürü kısıt ve kural koyar ama bunlar tek yönlüdür. Sizin ona koyacağınız kısıtlar görmezden gelinir ve istediğiniz ya da ihtiyacınız olan şeyler aptalcadır. Kısıtlar ve kurallar konusundaki çifte standart korkunç derecede gülünçtür.

9. Sizin tüm yaptıklarınızı bilmek ve kontrol etme isteği

Her yaptığınızı, her gittiğiniz yeri, her buluştuğunuz kişiyi, manava giderken ne yaptığınızı, spor salonunda kimlerle konuştuğunuzu, vs. bilmek ister. Bu kontrol manyaklığı tabii ki sizin suçunuz ve sizin yüzünüzdendir.

Bu davranışların nedeni her zaman kıskançlık değil. Daha çok sizi kontrol etmek, size itaat ettirmek için böyle davranır. Sizin sadece ne yaptığınızı değil nasıl yaptığınızı da bilmek ister zira ona göre siz hiçbir şeyi doğru yapamazsınız. Size tamamen beceriksiz biriymişsiniz gibi davranır ve siz de bir süre sonra kendinizden şüphe etmeye başlarsınız. Her şeyi ona söylemeye, göstermeye ve ona kontrol ettirmeye başlarsınız, sanki sizin kendinize ait bir beyniniz yokmuş gibi. Suçlamalarla, küsmelerle ve diğer negatif reaksiyonlarla karşılaşmamak için en ufak kararları vermekten korkarsınız.

Sizin henüz farkına varamadığınız şey, ne yaparsanız yapın sonucun zaten aynı olacağı ki bu nedenle kırılgan narsist kadınlar oldukça tahmin edilebilir insanlardır.

10. Zaman içinde tüm özdeğer ve özsaygınızı kaybetmeniz.

Sürekli olarak onu tatmin etmeye çalışarak neyi yanlış yaptığınızı bulmaya ve kendinizi ayarlamaya çalıştığınız için, eninde sonunda, aynaya baktığınızda eski sizin posası çıkmış bir halini göreceksiniz. Aslında o kadar posanız çıkabilir ki, aynaya baktığınızda onun sizi olduğunuza inandırmaya çalıştığı canavarı da görmeye başlayabilirsiniz.

Fakat bir kez bunların toksik taktikler olduklarını ve karşınızdaki insanın ne kadar kolay tahmin edilir davrandığını, suistimalin öngörülebilirliğini kavrarsanız, bir süs köpeğine, onun insandan bozma evcil hayvanına dönüştüğünüzü, psikolojik olarak yıkılıp darmadağın edildiğinizi de görürsünüz. Bana inanmıyorsanız geçmişe, bu ilişkinin başladığı zamana bakın ve kendinize şunları sorun: partneriniz daha iyi biri mi oluyor, daha kötü mü? İlişkiniz daha iyiye mi gitti yoksa kötüleşti mi? Siz gelişiyor musunuz yoksa duygusal, zihinsel ve ruhani olarak dibe mi gidiyorsunuz?


kaynak:

https://madalyonklinik.com/gundem/narsist-bir-es-ile-evlilik-nasil-saglikli-kalir/


https://kaganay.com/esim-narsist-ne-yapmaliyim/

Yayınlanma: 26.11.2023 12:22

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:40

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Depresif Bozukluklar
Varoluşsal Anlam Arayışı
Yalnızlık
İlişki / Evlilik Problemleri
+6
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2100
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Overthinking: Zihnin Sessizce Hayatı Ele Geçirdiği Yer

Overthinking çoğu zaman fark edilmeden başlar. İnsan bir sabah uyanıp “bugün fazla düşüneyim” diye bir karar almaz. Daha çok, düşünmenin içine yavaş yavaş çekilir. Başta her şey oldukça masumdur. Bir meseleyi anlamaya çalışıyordur, doğru kararı vermek ister, hata yapmamayı önemser. Zihin bu noktada faydalı bir araç gibidir. Analiz eder, tartar, olasılıkları sıralar. Fakat bir yerden sonra düşünme ilerlemez, sadece tekrar etmeye başlar. Aynı sahneler, aynı cümleler, aynı sorular… Zihin doludur ama yol almıyordur. Overthinking tam olarak burada kendini belli eder: düşünmenin üretkenliğini kaybettiği ama durmayı da bilmediği yerde.İnsan zihni belirsizlikle arası pek iyi olmayan bir yapıya sahiptir. Belirsizlik, kontrol kaybı hissini beraberinde getirir. Kontrol kaybı ise güvensizliktir. Bu yüzden zihin bilinmeyenle karşılaştığında onu düşünerek evcilleştirmeye çalışır. “Eğer bunu yeterince düşünürsem, başıma geldiğinde hazırlıklı olurum” düşüncesi çok tanıdıktır. Overthinking bu açıdan bakıldığında bir korunma çabasıdır. Zihin bizi korumaya çalışır. Hayal kırıklığını azaltmak, acıyı önlemek, yanlış yapmamak ister. Ama çoğu zaman yaptığı şey tam tersidir. İnsan daha gergin, daha yorgun ve daha kararsız bir hale gelir.Overthinking’in en zor taraflarından biri, insanı sürekli zihinsel bir zamanın içine hapsetmesidir. Zihin ya geçmiştedir ya da gelecekte. Geçmişte yapılan bir konuşma tekrar tekrar oynatılır. “Bunu neden böyle söyledim?”, “Keşke şunu deseydim.” Gelecekte ise henüz yaşanmamış ihtimaller yaşanır. “Ya böyle olursa?”, “Ya başaramazsam?”, “Ya pişman olursam?” Zihin bu iki zaman arasında mekik dokurken, şu an neredeyse tamamen aradan çekilir. Oysa hayat sadece şu anda yaşanır. Overthinking bu temas noktasını kaçırır.Geçmişe dönük overthinking genellikle suçluluk ve pişmanlık duygularıyla iç içedir. Zihin geçmişi didik didik ederken, insan kendine karşı giderek daha sert bir dil kullanmaya başlar. O günkü şartlar, o anki duygular, o zamanki imkanlar unutulur. Bugünün farkındalığıyla dünü yargılamak kolaydır. Ama bu yargı, insanı ileri taşımaz. Aksine, geçmişte takılı kalmasına neden olur. Geçmişle ilgili düşünmek öğretici olabilir, fakat overthinking öğretmez; sadece yorar.Geleceğe dönük overthinking ise çoğu zaman kaygı üretir. Henüz olmamış şeyler, sanki olmuş gibi hissedilmeye başlanır. Bir konuşma yapılmadan önce defalarca prova edilir. Bir adım atılmadan önce onlarca senaryo düşünülür. Zihin “hazırlanıyorum” zanneder ama aslında korkuyu besler. Çünkü ne kadar çok ihtimal düşünülürse, o kadar çok risk görünür hale gelir. Bu da insanı hareketsiz bırakır. Yanlış yapma korkusu, hiçbir şey yapmamaya dönüşür.Overthinking’in sinsi taraflarından biri, zamanla kimliğin bir parçasıymış gibi algılanmasıdır. İnsan kendini “fazla düşünen biri” olarak tanımlar. Sanki bu değişmez bir özellikmiş gibi. Oysa overthinking bir karakter özelliği değil, öğrenilmiş bir zihinsel alışkanlıktır. Çoğu insan, hayatın erken dönemlerinde düşünerek ayakta kalmayı öğrenir. Duygularını ifade edemediği, ihtiyaçlarının görülmediği ya da hata yapmanın ağır sonuçlar doğurduğu ortamlarda zihin güvenli bir alan haline gelir. Hissetmek karmaşıktır, düşünmek ise daha kontrol edilebilir görünür. Zihin bu yüzden zamanla direksiyona geçer.Bu noktada overthinking’in çoğu zaman duygulardan kaçış olduğunu görmek önemlidir. Kaygı, korku, değersizlik, yalnızlık gibi duygular doğrudan temas edilmesi zor alanlardır. Zihin bu duygularla yüzleşmek yerine, onların etrafında düşünceler üretir. Böylece insan hissetmek yerine düşünür. Ama duygular düşünülerek çözülmez. Bastırıldıkça başka şekillerde kendini gösterir. Bedende bir gerginlik, içte tarif edilemeyen bir huzursuzluk, sürekli bir tetikte olma hali… Overthinking bu belirtilerle birlikte yürür.Düşünmekle düşünceye tutunmak arasındaki fark burada belirginleşir. Sağlıklı düşünme, bir noktada tamamlanır. Bir karar verilir, bir adım atılır ya da bir konu rafa kaldırılır. Overthinking ise açık uçludur. Zihin hep biraz daha ister. Bir ihtimal daha, bir analiz daha, bir senaryo daha. Ama bu “biraz daha” hali hiçbir zaman tatmin olmaz. Hayat ise beklemez. Hayat, kesinlik olmadan da akmaya devam eder.Overthinking’le baş etmeye çalışırken yapılan en yaygın hata, onu tamamen yok etmeye çalışmaktır. “Artık düşünmeyeceğim” demek, çoğu zaman zihni daha da gürültülü hale getirir. Çünkü zihin susturulmak istemez. Anlaşılmak ister. Overthinking’i dönüştürmenin yolu, onunla savaşmak değil, onun ne anlatmaya çalıştığını fark etmektir. Zihin neden bu kadar meşgul? Hangi belirsizlik tahammül edilmez hale gelmiş? Hangi duygu görülmek istiyor?Zihnin yavaşladığı anlar genellikle çok basit anlardır. Büyük farkındalıklar ya da derin çözümler gerekmez. Bazen sadece bedene dönmek yeterlidir. Yürürken adımların yere temasını hissetmek, nefesin ritmini fark etmek, bir nesneye gerçekten bakmak… Bu anlar zihni tamamen susturmaz ama onun merkezdeki yerini alır. Overthinking, hayatla temas koptuğunda güçlenir. Temas geri geldiğinde zayıflar.Overthinking’den çıkmak, daha az düşünmek anlamına gelmez. Zihin her zaman düşünecek. Bu onun doğası. Asıl mesele, zihnin hayatın direksiyonunda olup olmamasıdır. Düşünceler gelir ve gider. Ama insan onlarla özdeşleşmediğinde, arada bir boşluk oluşur. O boşlukta seçim vardır. O boşlukta hareket vardır. O boşlukta nefes vardır.Belki de en rahatlatıcı farkındalık şu olabilir: Her şeyi çözmek zorunda değilsin. Hayatın tüm soruları net cevaplar içermez. Bazı belirsizlikler çözülmek için değil, taşınmak içindir. Overthinking belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışır. Hayat ise belirsizlikle birlikte akmayı öğretir. Bu fark kabul edildiğinde, zihin biraz olsun gevşer.Zihin sustuğunda değil, dinlendiğinde iyileşir. Overthinking de ancak böyle dönüşür. Bastırarak değil, anlayarak. Zorlayarak değil, temas ederek. İnsan bir noktada fark eder ki düşünceler hâlâ geliyor ama artık hayatın önüne geçmiyor. Zihin arka planda çalışıyor, hayat ise nihayet öne çıkıyor. Ve belki de en önemli şey, insanın tekrar kendi yaşamıyla temas kurabilmesi oluyor.
Yarkın EREN 03.01.2026

Aşk Acısı: Birini Kaybetmekten Çok, Kendini Kaybetmenin Yasını Tutmaktır

Aşk acısı çoğu zaman hafife alınır. “Geçer”, “zamanla unutursun”, “yenisini bulursun” gibi cümlelerle küçültülür. Oysa aşk acısı, insanın yaşadığı en derin psikolojik sarsıntılardan biridir. Çünkü bu acı sadece bir insanın yokluğuyla ilgili değildir. Aynı zamanda o insanla kurulan hayallerin, kimliğin ve geleceğe dair senaryoların da yıkılmasıdır. Aşk acısı, bir ayrılıktan çok daha fazlasıdır; bir anlam kaybıdır.İnsan birini sevdiğinde sadece onu sevmez. Onunla birlikte kendinin başka bir versiyonunu da sever. Daha umutlu, daha canlı, daha cesur bir hâl… Ayrılık olduğunda kaybolan sadece kişi değildir; o versiyon da gider. Bu yüzden aşk acısı çoğu zaman “onu özlüyorum”dan çok “eskisi gibi değilim” cümlesiyle anlatılır. İnsan, kendine yabancılaşır.Aşk acısının bu kadar yakıcı olmasının nedenlerinden biri de ani boşluktur. Hayatın içinde büyük bir yer kaplayan biri bir anda yok olur. Mesaj atılan saatler, paylaşılan anlar, rutinler kesilir. Zihin bu boşluğu doldurmak ister ama dolduramaz. Bu yüzden kişi sık sık geçmişe döner. Mesajlar okunur, fotoğraflar incelenir, anılar tekrar tekrar oynatılır. Bu bir zayıflık değil; zihnin kaybı anlamlandırma çabasıdır.Aşk acısı yaşayan insan genellikle iki uç arasında gider gelir. Bir yanda inkâr vardır: “Aslında o da beni seviyordu”, “bir gün geri dönebilir”, “şartlar farklı olsaydı…” Diğer yanda sert bir gerçeklik: “Bitti”, “istemedi”, “seçilmedim”. Bu gidip gelmeler yorucudur ama doğaldır. Zihin, gerçeği bir anda kabul edemez. Yas süreci böyle çalışır.Aşk acısında en yıkıcı duygu çoğu zaman özlem değil, reddedilmişliktir. İnsan, sevilmediğini değil; seçilmediğini düşünür. Bu düşünce özgüveni zedeler. Kişi kendini sorgulamaya başlar: “Yeterince iyi miydim?”, “Daha farklı olsaydım kalır mıydı?”, “Neyi yanlış yaptım?” Bu soruların çoğu adil değildir. Çünkü bir ilişkinin bitmesi, tek bir kişinin eksikliğiyle açıklanamaz. Ama acı çeken zihin, suçlayacak bir yer arar ve en kolay hedef çoğu zaman kendisidir.Aşk acısı beden üzerinde de etkilidir. Uyku bozulur, iştah değişir, halsizlik artar. Kalp çarpıntısı, göğüs sıkışması, mide sorunları görülebilir. Bu belirtiler “abartı” değildir. Beyin, ayrılığı gerçek bir tehdit gibi algılar. Bağ kurulan kişi gittiğinde, sinir sistemi alarma geçer. Bu yüzden aşk acısı sadece duygusal değil, fizyolojik bir süreçtir.Toplumda sıkça yapılan bir hata, aşk acısını “güçsüzlük” olarak etiketlemektir. Oysa derin acı, derin bağ kurabilen insanların yaşadığı bir deneyimdir. Hiç acı çekmeyenler genellikle hiç risk almayanlardır. Aşk acısı, insanın sevebilme kapasitesinin bir yan ürünüdür. Bu acıdan utanmak değil, onu anlamak gerekir.Aşk acısında yapılan en yaygın hatalardan biri, duyguları bastırmaya çalışmaktır. “Güçlü olmalıyım”, “bunu atlatmalıyım”, “düşünmemeliyim” gibi cümleler, iyileşmeyi hızlandırmaz; aksine geciktirir. Bastırılan duygu kaybolmaz, şekil değiştirir. Daha sonra öfke, kaygı ya da değersizlik olarak geri döner. Acı yaşanmak ister. Kaçıldıkça büyür.Bir diğer tuzak ise idealize etmektir. Ayrılıktan sonra kişi, karşı tarafı olduğundan daha kusursuz hatırlamaya başlar. Kötü anlar silinir, iyi anlar parlatılır. “Aslında çok mutluyduk” algısı oluşur. Bu durum gerçeği çarpıtır. Her ilişki hem iyi hem zor anlar barındırır. Sadece iyiyi hatırlamak, ayrılığı daha katlanılmaz hâle getirir.Aşk acısı yaşayan kişiler çoğu zaman kendilerini yalnız hisseder. Anlaşılamadıklarını düşünürler. “Kimse benim hissettiğim gibi hissetmedi” algısı yaygındır. Bu da doğaldır; çünkü herkes acıyı farklı yaşar. Ancak bu yalnızlık hissi, insanı daha da içine kapatabilir. Oysa bu süreçte paylaşım iyileştiricidir. Anlatmak, acıyı küçültmez ama taşınabilir hâle getirir.Aşk acısında “neden” sorusu zihni en çok meşgul eden sorudur. İnsan sürekli bir açıklama arar. Mantıklı bir sebep bulursa rahatlayacağını düşünür. Ama çoğu ayrılık net bir “neden”le açıklanamaz. İnsanlar bazen hisseder, bazen hissetmez. Bu belirsizlik, kabul etmeyi zorlaştırır. Ancak kabul, her şeyi anlamak değildir; her şeyi anlamadan da ilerleyebilmektir.İyileşme süreci doğrusal değildir. Bir gün iyi hissedersin, ertesi gün en başa dönmüş gibi olursun. Bu iniş çıkışlar “iyileşemiyorum” anlamına gelmez. İyileşme, acının giderek daha seyrek gelmesiyle ölçülür. İlk başta her an vardır; sonra anlar olur; sonra hatırlamalar… Zamanla acının tonu değişir.Aşk acısının dönüştürücü bir tarafı da vardır. İnsan bu süreçte kendisiyle yüzleşir. Neye tutunduğunu, neyi tolere ettiğini, nerede kendinden vazgeçtiğini fark eder. Bu farkındalık kolay gelmez ama değerlidir. Çünkü her ayrılık, kişiye sınırlarını yeniden çizme fırsatı verir.Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Acıdan ders çıkarmak ile kendini suçlamak aynı şey değildir. “Ben böyleyim, o yüzden gitti” düşüncesi, öğrenme değil; kendine şiddettir. Sağlıklı olan, “Bu ilişkide ben ne yaşadım, ne istemiyorum, neye dikkat edeceğim?” sorularını sorabilmektir.Aşk acısı yaşayan birçok insan, hemen yeni bir ilişkiye atlamayı çözüm olarak görür. Bu bazen işe yarar gibi görünür ama çoğu zaman sadece dikkati dağıtır. Gerçek iyileşme, boşlukla bir süre kalabilmeyi gerektirir. Bu boşluk korkutucudur ama öğreticidir. İnsan, kendi sesiyle baş başa kalır.Bu süreçte kendine şefkat göstermek çok önemlidir. Kendini toparlamaya zorlamak, “artık yeter” demek iyileştirmez. Bazı günler sadece ağlamak gerekir. Bazı günler hiçbir şey yapmak istememek normaldir. Aşk acısı yaşayan biri tembel değildir; yas tutuyordur.Zamanla, acının içinden başka bir şey filizlenir: güç değil belki ama dayanıklılık. İnsan, acıya rağmen ayakta kalabildiğini görür. Bu deneyim, gelecekteki ilişkilerde daha bilinçli seçimler yapmasını sağlar. Aşk acısı, kişiyi sertleştirmek zorunda değildir; derinleştirebilir.Sonuç olarak aşk acısı, insanın başına gelen bir felaket değil; insan olmanın bedellerinden biridir. Sevmek risklidir. Kaybetme ihtimali her zaman vardır. Ama acı çekmemek uğruna sevmemek, insanı korumaz; yoksullaştırır.Ve en net gerçek şudur:Aşk acısı seni tanımlamaz. Şu an hissettiğin şey, kim olduğun değil; başına gelen bir durumdur. Şu an bunu göremiyor olabilirsin ama bu acı değişir. Unutmak zorunda değilsin. Hatırladığında artık canının yanmaması yeterlidir. Ve bu, düşündüğünden daha mümkün bir ihtimaldir.

İlişkiler: Sevmek Yetmez, Dayanabilmek Gerekir

İlişkiler çoğu insanın hayatında en çok anlam yüklediği alanlardan biridir. Sevilmek, seçilmek, biri için özel olmak fikri güçlüdür. Ancak tam da bu yüzden ilişkiler, en çok hayal kırıklığı yaratan deneyimlere de sahne olur. Çünkü insanlar ilişkilerden çoğu zaman gerçekçi olmayan beklentilerle beslenir. Sevginin her şeyi çözeceğine, doğru kişiyle hiçbir şeyin zor olmayacağına inanılır. Oysa gerçek hayatta ilişkiler, sevgiyle başlar ama dayanıklılıkla sürer.Bir ilişkiye girerken insanlar genellikle kendilerinin en iyi hâlini gösterir. Daha anlayışlı, daha sabırlı, daha ilgili olunur. Bu bir kandırma değildir; herkes sevilmek ister. Ancak zamanla maskeler düşer. Yorgunluklar, tetiklenmeler, geçmiş yaralar ortaya çıkar. İşte ilişki tam da burada başlar. Çünkü gerçek bağ, kusurlar görünür hâle geldiğinde kurulur. Bu noktada birçok ilişki dağılır. Çünkü insanlar sevilmek ister ama zor biriyle sevilmeyi istemez.İlişkilerde en yaygın sorunlardan biri, partnerin bir ihtiyaç giderme aracı hâline getirilmesidir. İnsanlar yalnızlıklarını, değersizlik duygularını, geçmişte alamadıkları sevgiyi ilişkilerle telafi etmeye çalışır. Partnerden beklenti büyüdükçe ilişki ağırlaşır. Bir kişinin başka bir kişinin hayatındaki tüm boşlukları doldurması mümkün değildir. Bu beklenti, ilişkiyi bir paylaşım alanı olmaktan çıkarıp bir yük hâline getirir.Sağlıklı ilişkilerde iki kişi birbirini tamamlamaz; yan yana durur. Tamamlanmak fikri romantik görünür ama tehlikelidir. Çünkü tamamlanmak, eksik hissetmeye dayanır. Eksik hisseden biri, ilişkide sınır koyamaz. Gitmesi gereken yerde kalır, susması gereken yerde patlar, kalması gereken yerde kaçar. Bu yüzden ilişkide yaşanan birçok sorun, karşı tarafla değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgilidir.İletişim, ilişkilerin en çok konuşulan ama en az uygulanan unsurudur. Herkes iletişimden bahseder ama çoğu insan gerçekten konuşmaz. Ya suçlar ya susar ya da ima eder. “Ben söylemeden anlamalıydı” beklentisi, ilişkilerin en yaygın hayal kırıklığı nedenlerinden biridir. İnsanlar zihin okuyamaz. Söylenmeyen ihtiyaçlar karşılanmadığında öfke oluşur. Bu öfke zamanla mesafeye dönüşür.Bir ilişkide sorun yaşamak normaldir; sorunları konuşamamak ise yıkıcıdır. Çatışma, ilişkinin bittiğini değil; iki farklı dünyanın temas ettiğini gösterir. Ancak çatışmalar sağlıklı şekilde ele alınmadığında, taraflar savunmaya geçer. Haklı olma çabası, anlaşılma ihtiyacının önüne geçer. Bu noktada ilişki bir güç savaşına dönüşür. Kim daha çok haklıysa, kim daha az hatalıysa… Oysa ilişkiler mahkeme değildir.İlişkilerde sınırlar çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sınır koymak soğukluk ya da sevgisizlik olarak görülür. Oysa sınırlar, ilişkinin güvenli alanını belirler. Sınırı olmayan ilişkilerde belirsizlik artar. İnsan nerede duracağını bilemez. Sürekli idare eden taraf zamanla tükenir. Sürekli alan açılan taraf ise bu alanı fark etmez. Sağlıklı ilişkilerde sınırlar ayrılık sebebi değil, devam sebebidir.Güven ise ilişkilerin en kırılgan ama en temel yapı taşıdır. Güven, bir kez sarsıldığında eski hâline dönmez; yeniden inşa edilir. Bu süreç zaman, tutarlılık ve emek ister. Güveni zedeleyen sadece aldatma değildir. Tutarsız davranışlar, küçük yalanlar, verilen sözlerin tutulmaması da güveni yavaş yavaş aşındırır. Güven kaybı yaşayan ilişkilerde insanlar ya kontrolcü olur ya da tamamen geri çekilir.Birçok ilişki, bitmesi gerektiği hâlde bitmez. Bunun nedeni çoğu zaman sevgi değil; alışkanlık, korku ya da yalnız kalma endişesidir. İnsanlar “bunca şey yaşadık” diyerek kendilerini ikna eder. Oysa geçirilen zaman, ilişkinin sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bir ilişkide kalmanın tek gerekçesi geçmişse, orada gelecek yoktur. Kalmak da gitmek de cesaret ister; ama yanlış yerde kalmak insanı daha çok yıpratır.İlişkilerde sık yapılan hatalardan biri de değişimi tek taraflı beklemektir. “O değişirse her şey düzelir” düşüncesi, kişiyi pasif bir bekleyişe sokar. Oysa bir ilişkide değişmeyen tek şey, değişimin kaçınılmaz olduğudur. İnsanlar değişir; ama kimse zorla değişmez. Karşı tarafın değişmesini beklemek yerine, kişinin kendine şunu sorması gerekir: “Ben bu hâliyle kalmaya razı mıyım?”İlişkilerde sevgi kadar saygı da belirleyicidir. Sevgi bazen azalabilir, dalgalanabilir. Ama saygı kaybolduğunda ilişki zedelenir. Küçümseme, alay, değersizleştirme gibi davranışlar çoğu zaman “sinirle söylendi” diye geçiştirilir. Oysa bu davranışlar, ilişkinin temelini sarsar. Sevgi onarılabilir ama saygı kaybı kalıcı izler bırakır.Bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını anlamanın en net yolu şudur: İlişki seni büyütüyor mu, yoksa küçültüyor mu? Kendin olmana alan açıyor mu, yoksa sürekli kendini açıklamak zorunda mı kalıyorsun? İlişkide yaşanan sorunlar çözülebilir olabilir; ama sürekli kendinden vazgeçmek zorunda kalıyorsan, orada bir dengesizlik vardır.İlişkilerde duygusal sorumluluk da sıkça karıştırılır. Birini sevmek, onun tüm duygularından sorumlu olmak değildir. Her mutsuzlukta kendini suçlamak, her öfkede geri çekilmek sağlıklı değildir. Herkes kendi duygusundan sorumludur. Partner destek olabilir ama kurtarıcı değildir. Bu ayrım yapılmadığında ilişkiler boğucu hâle gelir.Sonuç olarak ilişkiler, romantik anlatıların sunduğu kadar kolay değildir. Sevgi tek başına yetmez. İlişki; emek, dürüstlük, sınır, sorumluluk ve farkındalık ister. Her ilişki sürmek zorunda değildir. Bazı ilişkiler ders olur, bazıları yaradır, bazıları iyileştirir. Önemli olan, hangi ilişkide neden kaldığını ya da neden gittiğini bilmektir.Ve en net gerçek şudur:İyi bir ilişki hayatını kurtarmaz ama seni yalnız bırakmaz.Kötü bir ilişki ise yalnız olmadığın hâlde kendini yapayalnız hissettirir.Bunu fark ettiğin an, ilişkin değil; kendinle olan bağın güçlenmeye başlar.İlişkiler bir başarı göstergesi değil, bir farkındalık alanıdır. Kiminle olduğundan çok, kim olarak kaldığın önemlidir. Kendini kaybettiğin bir “biz”, gerçek bir birliktelik değildir. İlişki, seni yok eden değil; seni sen yapan yerde anlam kazanır.Kendin olmaktan vazgeçtiğin hiçbir ilişki, sevgi adı altında sürdürülemez. Gerçek bağ, özgürlükle birlikte var olur.