1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. İlişkilerimde istemediğiM, hoşuma gitmeyen,durumlarda ÖFKELENİYORUM.

İlişkilerimde istemediğiM, hoşuma gitmeyen,durumlarda ÖFKELENİYORUM.

En kısa tanımıyla öfke; bireyin hoşuna gitmeyen, istemediği bir durumda gösterdiği tepkiye denir. Öfke kavramı olumsuz anlamlar çağrıştırsa da aslında sevmek, üzülmek gibi doğal bir duygudur. Günlük yaşamın zorlu koşulları içinde insanlar öfkelenecekleri birçok duruma maruz kalabilirler. İletişim içinde bulunduğunuz insanlarla yaşadığınız çatışmalar ve ailevi sorunlarda öfke durumunun oluşmasında katkısı olan unsurlar arasında gösterilir. Sonuç olarak öfkeyi kabul edilebilir düzeyde göstermek çok insanı bir durumdur. 

 

Fakat öfke karşılaşılan durumla orantılı değilse ve karşıdaki kişiyle olan iletişimi bozuyorsa bu durumda normal bir öfkeden söz edilemez. Buna öfke kontrol bozukluğu denir. Öfke kontrol bozukluğu genelde öfkesini sürekli içine atan, farkında olmadan öfkesini bastıran insanlarda görülür. Sürekli bastırılan duygu olmadık bir zamanda pervasızca bireyi esir alır. Öfke problemi basit bir sinirlenme hali ile kesinlikle karıştırılmamalıdır. Bireyin sağlıklı düşünmesini engelleyen, düşünce ve davranışlarını kontrol edemez hale getiren bu sorun, bazen kısa süreli olsa da sonrasında büyük bir pişmanlık yaşamaya neden olur. 

 

Peki örke kontrol bozukluğun belirtileri ve sebepleri nelerdir? Nasıl tedavi edilir? Gibi soruların cevaplarını öğrenmeye ne dersiniz?

 

Öfke Kontrolü Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

 

Arada sırada sinirleniyor, sakinliğinizi kaybediyorsanız bu öfke problemi ya da öfke kontrol bozukluğu yaşadığınız anlamına gelmez. Doğru bir tanımlama yapmak için ruh sağlığı uzmanları duygu, davranış ve fiziksel belirtilerin hepsine birden bakar. Duygusal açıdan değerlendirildiğinde öfke problemi sürekli sinirlilik hali, kaygı bozukluklarına yol açarken, öfke nöbeti geçiren insanlar genelde kendilerini kontrol edemezler. Hatta sözlerini ve davranışlarını kontrol altında tutmak da zorlanırlar. Bazı durumlarda kontrol mekanizması tamamen devreden çıkar. 

 

Öfke gibi güçlü bir duygu aynı zamanda bedensel olarak da fiziksel değişikliklere sebep olur. Vücutta, kalp çarpıntısı, tansiyonun yükselmesi, baş ağrısı, ellerde ve ayaklarda karıncalanma, ellerde terleme ve göğüs sıkışması gibi semptomlara neden olur.

Öfke Kontrolü Bozukluğunun Sebepleri 

 

Öfke kontrol bozukluğu sebebleri olarak birbiri ile ilintili birçok husus ön plana çıkar. Öfke probleminin kaynağı kişiden kişiye değişiklik gösterse de belli başlı durumlar öfke kontrol bozukluğu sorununa neden olur. Birçok psikolojik sorunun nedeninde olduğu gibi öfke kontrolünde de çocukluk yaşantısı ve ailenin tutumu önemlidir. Sürekli baskı, şiddet ve yargılayıcı bir tutumla büyüyen çocuklar duygularını ifade edemedikleri için öfkelerini de sağlıklı bir şekilde yaşayamazlar. Ailesi tarafından fiziksel şiddet gören çocuklar da saldırganlığı ve öfkeyi bir sorun çözme yöntemi gibi algılayıp bu yönde davranış geliştirirler. Böylece öfke kontrol mekanizması bozulur. Bununla birlikte çocuklukta yaşanılan taciz, şiddet, boşanma gibi tramvatik yaşantılarda öfke problemine neden olur.

 

Epilepsi gibi beyinden kaynaklanan hastalıklar da öfke problemine neden olabilir. Epilepsi gibi hastalıklarda ortaya çıkan nöbetler, bazı kişilerde bayılma olarak görünürken diğerlerinde öfke nöbetleri olarak belirebilir. Özellikle epileptik karakter olarak tanımlanan kişiler kendilerini kaybedecek şekilde bir öfke nöbeti geçirirler. 

 

İnsan vücudunda salgılanan bazı hormonlar ruh hali üzerinde etki gösterir. Örneğin mutluluk hormonu seretonin yeterli düzeyde salgılanmadığında duyguları kontrol altına almak zorlaşır ve öfkeye neden olabilir. Bu nedenle hormonların dengesini bozan fiziksel rahatsızlıklar da öfke problemi sorununa katkıda bulunur.

 

Bir insana verilebilecek en büyük ceza onu yok saymaktır desek çok da abartmış olmayız. Dışlanmışlık duygusu zaman zaman herkesin yaşadığı ve kişiye kendini çok kötü hissettiren bir duygudur. Fakat çocukluktan beri yok sayılan ya da dalga geçilen çocuklar içinde büyük bir öfke biriktirir. Kendini göstermek için öfkelenmek, hiddetlenmek gibi abartılı tepkiler vermek zorunda kalabilirler. Zamanla bu davranışlar alışkanlık haline gelir ve öfke problemi kronikleşir. Sebebi ne olursa olsun öfke kontrol bozukluğu, insanın yaşantısını, ilişkilerini ve sağlığını olumsuz etkileyen bir durumdur. 

 

Öfke Kontrolü Nasıl Tedavi Edilir?

 

Eğer öfkelendiğiniz de kendinizi kaybediyor, kendinize ya da bir başkasına zarar verecek noktaya geliyorsanız, öfke kontrol tedavisi ihtiyacınız var demektir. Öfke kontrol tedavisi birkaç şekilde olabilmektedir. Yaşanılan durumun yoğunluğu ve şiddeti tedavinin gidişatını belirler. Bazı durumlarda psikoterapi yeterli olacaktır. Diğer durumlarda ise psikoterapinin yanı sıra ilaçla tedavi de gerekebilir. 

 

Ruh sağlığı problemlerinde tedaviden fayda sağlamanın ilk şartı istekli olmaktır. Tedaviyi aksatmamak, öfke kontrol ilaçları verildiyse ilaçları düzenli kullanmak oldukça önemlidir. Öfke kontrol bozukluğu sorununda amaç öfkenin tamamen ortadan kaldırılması değil, öfkenin makul ve kabul edilebilir bir düzeye çekilmesidir. Öfke kontrol tedavisinde bireyin yakın çevresinin de tedaviye destek vermesi çok faydalıdır. Bu durum süreci hızlandırır ve kolaylaştırır. 

 

Öfke Kontrolü Testi Nedir?

 

Öfke kontrol testi, öfkenin seviyesini, kontrol becerilerini ve öfkenin dışa yansımasıyla ilgili sonuçları gösterir. Yaşanılan öfke durumunun öfke kontrol bozukluğu olup olmadığını anlamak için öfke kontrol testinin sonuçları bir fikir verebilir. 

 

Terapilerle Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır?


Psikoterapiler, özellikle öfke sorunları yaşayan kişilerin öfkeyi tanımlamalarını, anlamalarını, yönetmelerini ve kontrol etmelerini sağlamak adına fayda sağlayabilir. Terapilerin bu tarz durumlarda sağladığı bazı katkıları şunlardır:

Öfke nedenlerinin keşfedilmesi: Terapi, kişinin öfke nedenlerini belirlemesine yardımcı olabilir. Kişi, öfkeye neden olan durumları, olayları veya kişileri tanımlayarak, öfkeyi kontrol altına almak için gerekli önlemleri almaya başlayabilir.

Duygusal farkındalık: Terapi, kişinin duygusal farkındalığını artırabilir. Kişi, öfkeyi hissetmeden önceki duygularını tanıyarak, öfkeyi tetikleyen durumlardan kaçınabilir veya daha iyi tepkiler verebilir.

Öfkeyi yönetme becerilerinin öğrenilmesi: Terapi, kişiye öfkeyi yönetmek için farklı stratejiler öğretebilir. Bu stratejiler, öfkeyi azaltmak, öfkeyi ifade etmek için daha iyi yollar bulmak ve rahatlama teknikleri kullanmak gibi yöntemleri içerebilir.

İletişim becerilerinin geliştirilmesi: Terapi, kişinin öfkeyi doğru bir şekilde ifade etmesi ve diğer insanlarla sağlıklı bir şekilde iletişim kurması için yardımcı olabilir.

Öfkenin olumsuz etkilerinin azaltılması: Terapi, öfkenin kişinin hayatına olan olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Kişi, öfke nöbetleri nedeniyle kaybedilen işleri, aile yakınlarını veya arkadaşları yeniden kazanabilir.

Öfke Kontrolsüzlüğü Hangi Rahatsızlıkların Belirtisi Olabilir?


Öfke, genel olarak zamanla bastırılmış olumsuz duygu ve düşüncelerin ya da ruhsal travmaların bir sonucu olabilir. Öfke kontrolsüzlüğünün altında yatan birtakım psikolojik sorunlardan bazıları aşağıdaki gibidir:

Depresyon

Bipolar bozukluk

TSSB (travma sonrası stres bozukluğu)

DEHB (dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu)

Antisosyal kişilik bozukluğu

Aralıklı patlayıcı bozukluk

Muhalif meydan okuyan bozukluk

Travma, panik atak, anksiyete gibi dissosiyatif bozukluklar

Uyku bozuklukları

Endişe bozukluları

Öfke Sorunun Belirtileri Nelerdir?


Öfke sorunu belirtileri herkes için aynı özellikte değildir. Kişiler, öfke kontrollerini kaybettiklerinde veya öfke patlamaları yaşadıklarında farklı davranışlar sergileyebilir. Ancak bu duruma işaret eden ortak semptomlar ise şöyle seyredebilir:

Başkalarını sözlü ya da fiziksel olarak incitmek

Kendini her zaman sinirli ve kızgın hissetmek

Kızgın anlarda söylenen sözlerden ve sergilenen davranışlardan sık sık pişmanlık duymak

Ufak ve önemsiz sayılabilecek durumlarda bile kolayca öfkelenmek

Öfkenin kontrol edilemez hale geldiğini hissetmek

Öfke Kontrolsüzlüğü İçin Hangi Terapiler Uygulanabilir?


Öfke kontrolsüzlüğü için farklı terapiler uygulanabilir. Bu terapiler, kişinin öfke duygusunu anlamasına ve bunu kontrol etmesine yardımcı olur. Hangi terapi yönteminin kullanılacağı, kişinin öfke kontrolsüzlüğünün nedenine, semptomlarının ciddiyetine ve terapiye nasıl yanıt verdiğine bağlı olarak değişebilir. Bazı terapiler ise şunlardır:

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Bu terapi, kişinin düşünce ve davranış kalıplarını değiştirerek öfkeyi kontrol etmesine yardımcı olabilir. BDT, kişinin öfkesine neden olan durumları fark etmesini, bu durumlarla başa çıkmak için daha sağlıklı yollar bulmasını ve öfke tepkilerini azaltmasını sağlayabilir.

Psikodinamik Terapi: Bu terapi, kişinin öfkesine neden olan geçmiş olayları ve ilişkileri keşfetmesine yardımcı olabilir. Psikodinamik terapi, kişinin öfkesini kontrol etmesine yardımcı olmak için bilinçaltındaki duyguları ve düşünceleri açığa çıkarır.

Grup Terapisi: Grup terapisi, kişinin benzer sorunlar yaşayan diğer kişilerle birlikte çalışmasına olanak tanır. Grup terapisi, kişinin öfke duygusunu daha iyi anlamasına ve başka insanların bu duyguları nasıl kontrol ettiklerine dair farkındalık kazanmasına yardımcı olabilir.

Aile Terapisi: Aile terapisi, kişinin ailesiyle birlikte çalışarak öfke kontrolünü geliştirmesine yardımcı olabilir. Aile terapisi, kişinin ailesiyle ilişkilerini ve etkileşimlerini ele alarak daha sağlıklı bir aile ortamı yaratmaya çalışır.

Oyun Terapisi: Oyun terapisi, küçük çocukla uygulanan bir terapi şeklidir. Bu yöntemde terapist, çocukların duygu ve davranışlarını ifade etmelerine yardımcı olmak için yaratıcı oyun biçimlerini kullanır.

Öfke Kontrolü Tedavisi Nasıl Olur?


Öfke kontrolü tedavisi, genel olarak bu duruma sebep olan etkene göre yürütülür. Öfke sorunları olan kişilerin öfke duygularını yönetebilmeleri için çeşitli stratejiler öğrenmelerine ve uygulamalarına yardımcı olur. Bu tedavi, psikoterapi, ilaç tedavisi ve davranışsal tedavi tekniklerini içerebilir. Terapiler ve ilaçlar öfke kontrolünü tam olarak iyileştiremediği durumlarda bile semptomların iyileşmesine yardımcı olup yaşam kalitesini artırabilir.

Çocuklarda ve Gençlerde Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır?


Küçük çocukların ve gençlerin zaman zaman sinirli davranışlar sergilemesi normal kabul edilir. Ancak, bu durum öfke patlamalarına sebep oluyorsa ve sık sık tekrar ediyorsa altta yatan psikolojik bir sorunu işaret edebilir. Böyle bir durumda, ebeveynlerin ilk yapması gerekenlerden biri, çocuklarını cezalandırmak yerine onların iyi davranışlarını ödüllendirmek olmalıdır. Bu durumun devam etmesi halinde çocuk ve ergen psikoloğu ya da bir sağlık uzmanından yardım alınabilir.

Öfke Kontrolünü Sağlamak İçin Neler Yapılabilir


Öfke, kişiler arasında yaygın görülen ve çoğu zaman normal kabul edilen bir durumdur. Ancak, kişiler bu durumu zaman zaman kontrol etmekte zorlanabilir. Öfke kontrolsüzlüğü sonucunda hem kendinize hem de çevrenizdekilere zarar verebilirsiniz. Öfke yönetimi için yapmanız gereken bazı tavsiyeler ise şunlardır:

Konuşmadan önce düşünmek

Öfkelendiğiniz olaylara sakinleştikten sonra tepki göstermek

Gevşemeyi sağlayacak hafif egzersizler yapmak

Kısa bir mola vermek

Çözüm için alternatifler belirlemek

Başkalarını eleştirmek yerine kendini eleştirmek

Kin beslememek

Rahatlatıcı nefes egzersizlerini uygulamak

Profesyonel yardım almak gerekiyorsa ertelememek

Öfke Kontrolü Hakkında Sık Sorulan Sorular


ÖFKE KONTROLÜ İÇİN KİMDEN YARDIM ALINIR?

Öfke kontrolu konusunda hangi kaynağın uygun olduğuna karar vermek için öfkenin şiddetine, nedenlerine ve tetikleyicileri hakkında uzmanlara açık ve dürüst olmanız önemlidir. Bu durumun iyileşmesi için genel olarak; psikiyatristler, psikologlar ve psikoterapistlere başvurulur.

ÖFKE SORUNU HANGİ HASTALIKLARI SEBEP OLUR?

Bastırılmış veya tedavi edilmeyen öfke sorunları, beraberinde bazı fiziksel hastalıklara sebep olabilir. Bu durumun sebep olabileceği bazı hastalıklar ise yüksek tansiyon, kalp sorunları, baş ağrısı, cilt bozuklukları ve sindirim sorunları olarak sayılabilir.

ÖFKE KONTROLÜNÜ SAĞLAMAK İÇİN NELERDEN KAÇINMAK GEREKİR?

Öfke kontrolü sağlamak için bu durumu tetikleyebilecek faktörlerden kaçınmak gerekir. Bu faktörlerden bazıları; alkol ve madde kullanımı, yorgunluk, stresuykusuzluk ve geçmiş travmalardır.

ÖFKE YÖNETİMİ İÇİN İLK OLARAK NELER YAPILMALI?

Öfkeli ve kızgın hissetmeye başladığınız andan beri derin nefes almak ve kendi kendinize ‘‘rahatla’’, ‘‘sakin ol’’ gibi telkinlerde bulunmak, bu durumla başa çıkmanıza fayda sağlayabilir.

Siz de öfke sorununuz olduğunu düşünüyorsanız bir ONLİNE TERAPİ başvurarak profesyonel bir yardım alabilirsiniz.

KAYNAKLAR :

https://www.medicalpark.com.tr/


Yayınlanma: 04.03.2024 13:15

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:35

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Depresif Bozukluklar
Varoluşsal Anlam Arayışı
Yalnızlık
+7
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

✨ Beden Hatırlar: Travma Neden Sadece Zihinde Değildir?

Travmayı çoğu zaman bir hikâye gibi düşünürüz.Geçmişte olmuş, bitmiş, artık “geride kalmış” bir olay…“Evet, zor bir şey yaşadım ama geçti.”Peki gerçekten geçti mi?Eğer bazen hiçbir sebep yokken kalbin hızlanıyorsa…Eğer bir ses, bir koku ya da bir bakış seni aniden huzursuz ediyorsa…Eğer hayatın genel olarak yolunda olmasına rağmen içinde açıklayamadığın bir sıkışma hissi varsa…Belki de geçmemiştir.Belki de sadece şekil değiştirmiştir.Çünkü travma yalnızca zihinde saklanan bir anı değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir deneyimdir.🧠 Zihin Unutur, Beden HatırlarTravmatik bir olay yaşandığında bedenin önceliği “anlamak” değildir.Öncelik hayatta kalmaktır.Bu yüzden sinir sistemi otomatik olarak devreye girer ve şu tepkilerden birini seçer:SavaşKaçDonBu sırada beynin mantıklı düşünmeden sorumlu kısmı geri planda kalır. Yani o anda yaşadığın şeyi anlamlandırmak yerine, sadece tepki verirsin.Belki bağırmak istedin ama sustun.Belki kaçmak istedin ama kalmak zorunda kaldın.Belki hareket etmek istedin ama donakaldın.İşte bu “yarım kalan tepkiler” bedenin içinde kayıt altına alınır.Ve yıllar sonra bile beden, o anı unutmaz.🌊 “Geçti” Dediğin Şey Neden Hâlâ Etkiliyor?Birçok insan terapiye şu cümleyle gelir:“Ben artık o olayı düşünmüyorum ama hâlâ etkisindeyim.”Bu cümle aslında çok şey anlatır.Çünkü travma sadece hatırlamakla ilgili değildir.Travma, sinir sisteminin hâlâ o olaydaymış gibi çalışmasıdır.Bu yüzden kişi:Sürekli tetikte hissedebilirRahatlamakta zorlanabilirGüvende olsa bile güvende hissedemeyebilirMantık şöyle der: “Artık tehlike yok.”Ama beden şöyle der: “Emin değilim.”Ve çoğu zaman kazanan beden olur.🌀 Travma: Tamamlanmamış Bir Hikâye Değil, Tamamlanmamış Bir TepkiTravmayı bir anı gibi değil, tamamlanmamış bir hareket gibi düşün.Söylenememiş sözler…Ağlanamamış gözyaşları…İfade edilememiş öfke…Kaçılamamış bir durum…Bunların hepsi bedenin içinde “yarım kalır.”Bu yüzden bazen hiçbir sebep yokken:İçin daralırGözlerin dolarKasların gerilirNefesin sıkışırBeden aslında şunu yapmaya çalışıyordur:“Yarım kalan şeyi tamamlamak.”Ama biz genelde bunu anlamayız.Onun yerine bastırırız.🌿 Bastırmak Neden İşe Yaramaz?Çünkü bastırmak, yok etmek değildir.Bastırmak, sadece ertelemektir.Bir duyguyu hissetmemeye çalıştığında, o duygu kaybolmaz.Sadece daha derine gider.Ve çoğu zaman daha güçlü bir şekilde geri döner.Örneğin:Sürekli meşgul olma ihtiyacıAşırı düşünmeBedensel gerginliklerNedensiz yorgunlukBunların bazıları aslında bastırılmış duyguların bedenle konuşma şeklidir.Beden kelimelerle konuşmaz.Beden hislerle konuşur.🎨 Neden Sadece Konuşmak Yetmez?Konuşmak çok değerlidir.Anlamak, fark etmek, anlamlandırmak iyileşmenin önemli bir parçasıdır.Ama tek başına yeterli değildir.Çünkü travma sadece “anlatılan” bir şey değildir.Travma aynı zamanda “hissedilen” bir şeydir.Ve bazı şeyler kelimelere dökülemez.İşte bu yüzden beden odaklı çalışmalar önemlidir:Sanat terapisiHareket çalışmalarıNefes farkındalığıDuygusal ifade teknikleriBu yöntemler zihni biraz kenara alır ve doğrudan bedenle çalışır.Bazen bir resim, anlatılamayan bir duyguyu ortaya çıkarır.Bazen küçük bir hareket, yıllardır tutulmuş bir gerginliği çözer.Bu bir “bozulma” değil…Bu bir çözülmedir.🌸 Beden Ne Zaman Açılır?Beden zorlandığında değil…Güvende hissettiğinde açılır.Bu çok kritik bir nokta.Çünkü birçok insan iyileşmeye çalışırken kendini zorlar:“Artık geçmesi lazım.”“Bunu aşmalıyım.”“Güçlü olmalıyım.”Ama beden baskıyla değil, güvenle çalışır.Güvenli bir alan demek:Yargılanmadığın bir yerHızına saygı duyulan bir süreçZorlanmadan ilerleyebilmekBeden ancak “artık tehlike yok” dediğinde gevşer.🌬️ Sinir Sistemi ve Regülasyon: İyileşmenin AnahtarıTravmayı anlamanın bir diğer yolu da sinir sistemine bakmaktır. Sinir sistemi, bedenin iç dünyadaki trafik kontrol merkezidir. Tehlike algıladığında hızlanır, güven hissettiğinde yavaşlar.Travma yaşayan kişilerde bu sistem çoğu zaman dengesini kaybeder. Ya sürekli alarm halinde kalır ya da tamamen kapanır.Bu durum iki şekilde kendini gösterebilir:Aşırı uyarılma: kaygı, huzursuzluk, panikDüşük uyarılma: donukluk, boşluk hissi, kopuklukİyileşme, bu iki uç arasında esneklik kazanmakla ilgilidir.Buna “regülasyon” denir.Regülasyon, duyguları bastırmak değil…Duygularla birlikte kalabilmektir.💫 Küçük Bir Farkındalık DeneyiŞu an burada, bunu okurken…Kısa bir an dur.Omuzlarını fark etÇeneni fark etNefesini fark etKendine şu soruyu sor:“Şu an bedenimde en çok nerede bir his var?”Belki bir sıkışma…Belki bir ağırlık…Belki bir boşluk…Şimdi o bölgeye doğru nefes aldığını hayal et.Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışma.Sadece alan aç.Çünkü iyileşme çoğu zaman büyük adımlarla değil,küçük temaslarla başlar.🌿 Son SözTravma sadece geçmişte kalan bir olay değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir izdir.Bu yüzden iyileşme de sadece düşünerek olmaz.İyileşme hissetmeyi de içerir.Zihin anlamak ister.Beden hissetmek ister.Ve gerçek dönüşüm, bu ikisi bir araya geldiğinde olur.Beden bazen kelimelerden daha eski bir dil konuşur.Ve bu dil sabır ister, yavaşlık ister, temas ister.Eğer uzun zamandır kendine şu soruyu soruyorsan:“Neden hâlâ böyle hissediyorum?”Belki de cevap şudur:Zihnin yoluna devam etti…ama bedenin hâlâ seni bekliyor.Ve belki de iyileşme,ilerlemek değil…geri dönüp kendine yeniden temas etmektir. Ve o temas, sandığından çok daha dönüştürücü olabilir. Bu yüzden kendine nazik ol, acele etme, bedeninin ritmini dinle. Her fark ettiğin duyum, her küçük temas, seni biraz daha kendine yaklaştırır ve içsel bütünlüğünü yeniden kurmana yardımcı olur. 🌿 Gülay TOKER
Gülay TOKER 25.02.2026

"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi

Hayatınızda başkalarının taleplerini kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyduğunuz kaç an var? Arkadaşınızı kırmamak için gittiğiniz o yorgun akşam yemeği, iş yerinde aslında göreviniz olmayan ama "hayır" diyemediğiniz için üstlendiğiniz projeler veya ailenizin beklentileri altında ezilen kendi istekleriniz... Eğer sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendinizden bir şeyler eksildiğini hissediyorsanız, özgüveninizin en büyük düşmanıyla tanışıyor olabilirsiniz: Sınır koyamama sorunu.Peki, neden "hayır" demek bu kadar zor? Neden sınırlarımızı korumaya çalıştığımızda suçluluk duyuyoruz? Bu yazıda, sınır çizmenin psikolojik temellerine inecek ve özgüvenle bağını keşfedeceğiz.1. Sınır Çizmek Neden Bu Kadar Zor?Psikolojide sınır koyamama davranışı, genellikle geçmişte edindiğimiz bazı temel inançlarla (şemalarla) yakından ilgilidir. Özellikle Şema Terapi ekolü çerçevesinden baktığımızda, şu şemalar sınır çizmemizi engelleyen ana unsurlardır:Boyun Eğicilik Şeması: Kişinin, başkaları tarafından kontrol edilme veya cezalandırılma korkusuyla kendi isteklerini bastırmasıdır. "Eğer hayır dersem beni sevmezler" veya "Öfkelenirlerse bununla baş edemem" düşüncesi bu şemanın temelidir.Kendini Feda Şeması: Başkalarının acı çekmesini engellemek veya onlara yardımcı olmak adına kendi ihtiyaçlarını tamamen göz ardı etmektir. Bu kişiler genellikle çevrelerinde "çok yardımsever" olarak bilinirler ama iç dünyalarında derin bir boşluk ve tükenmişlik hissederler.Onay Arayıcılık Şeması: Öz-değerini sadece başkalarından gelen takdir ve onaya bağlamaktır. "Hayır" demek, karşı taraftan gelecek olumsuz bir tepki riskini göze almak demektir ve onay arayıcı birey için bu risk çok korkutucudur.2. Sınır Çizmemenin Bedeli: Kronik Yorgunluk ve TükenmişlikSürekli olarak başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmak, sadece zihinsel bir yük değil, aynı zamanda fiziksel bir yorgunluk kaynağıdır. Sınır çizemeyen bireylerde sıklıkla kronik stres, uyku bozuklukları ve psikosomatik ağrılar (özellikle omuz ve boyun ağrıları) gözlemlenir. Zihin sürekli olarak "Acaba birini kırdım mı?" veya "Sıradaki istek ne olacak?" kaygısıyla meşgul olduğu için, dinlenme anlarında bile gerçek bir rahatlama yaşanamaz. Bu durum uzun vadede tükenmişlik sendromuna (burnout) ve yaşama karşı duyulan ilginin azalmasına yol açabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı ertelemek, bir süre sonra öz-şefkat duygusunun kaybolmasına neden olur.3. İş Hayatında Profesyonel Sınırlar: Kariyerinizi KorumakPek çok danışanım, özellikle iş hayatında sınır çizmenin "tembellik" veya "başarısızlık" olarak algılanmasından korkar. Oysa sağlıklı sınırlar, sizi daha verimli bir çalışan yapar. Her şeye "evet" dediğinizde, asıl odaklanmanız gereken öncelikli işlerinizdeki kalite düşer. Profesyonel sınırlar; mesai saatlerinize sadık kalmak, uzmanlık alanınız dışındaki işleri nezaketle reddetmek ve mola zamanlarını korumaktır. Unutmayın, iş yerinde çizilen sınırlar sizi "zor biri" yapmaz; aksine, zamanını ve emeğini doğru yöneten "saygın biri" yapar.4. Sınırlar ve Özgüven Arasındaki Kritik BağÖzgüven, sadece "ben yapabilirim" demek değildir; özgüven aynı zamanda "benim ihtiyaçlarım da önemli" diyebilme cesaretidir. Sağlıklı sınırları olmayan bir bireyin özgüveni sürekli dış faktörlere bağlıdır. Başkaları sizi onayladığında kendinizi iyi, eleştirdiğinde ise değersiz hissedersiniz.Sınır çizmek, kendinize olan saygınızı koruma biçiminizdir. Kendi alanınızı koruduğunuzda, zihninize şu mesajı gönderirsiniz: "Benim zamanım, enerjim ve duygularım kıymetli." Bu mesaj içselleştirildikçe, dışarıdan gelen onaya olan ihtiyacınız azalır ve gerçek özgüven inşa edilmeye başlar.5. Sınır Koyma Türlerini TanıyalımSınırlar sadece fiziksel değildir; yaşamın pek çok alanına yayılırlar:Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularından kendinizi sorumlu tutmamaktır. Bir yakınınız mutsuz olduğunda onu teselli edebilirsiniz, ancak onun mutsuzluğunun "sebebi" veya "çözümü" siz olmak zorunda değilsiniz.Zihinsel Sınırlar: Kendi düşünce ve inançlarınızı korumaktır. Başkalarının fikirlerine saygı duyarken, onlarla aynı fikirde olmama hakkınızı saklı tutmaktır.Zaman ve Enerji Sınırları: Sınırlı olan vaktinizi ve enerjinizi kime, ne kadar ayıracağınıza karar vermektir. "Bu akşam kendime vakit ayırmak istiyorum" demek, meşru bir sınırdır.6. Suçluluk Duymadan "Hayır" Demek Mümkün Mü? Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bize duygulardan kaçmak yerine onlarla nasıl yaşayacağımızı öğretir. Sınır koyduğunuzda suçluluk hissetmeniz çok normaldir; çünkü zihniniz eski alışkanlıklarını korumaya çalışıyordur.Duyguyu Gözlemleyin: Suçluluk geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an zihnim bana başkalarını hayal kırıklığına uğrattığımı söylüyor ve bu yüzden suçluluk hissediyorum" diyerek duyguyu etiketleyin.Değerlerinize Odaklanın: Sınır koyduğunuzda neye "evet" dediğinizi düşünün. Arkadaşınıza "hayır" derken, belki de kendi dinlenme ihtiyacınıza veya ailenize ayıracağınız vakte "evet" diyorsunuzdur.Bilişsel Yeniden Yapılandırma (BDT): "Hayır dersem bencil biriyim" gibi otomatik düşüncelerinizi, "Kendi sınırlarımı korumak beni bencil değil, sağlıklı bir birey yapar" gibi daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin.7. Profesyonel Destek Almanın ÖnemiSınır çizme sorunu genellikle çok derinlerde yatan değersizlik ve yetersizlik hislerinden beslenir. Yılların getirdiği bu kalıpları tek başına değiştirmek bazen direnç yaratabilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci; sınır koymanızı engelleyen çocukluk şemalarınızı fark etmenizi sağlar, güvenli ve yargısız bir alanda "hayır" deme pratiği yapmanıza yardımcı olur ve sosyal fobi veya anksiyete gibi sınır koymayı zorlaştıran diğer etmenleri ele almanıza imkan tanır.8. Kendi Değerinizi Yeniden TanımlayınSınır çizme yolculuğu, aslında kendinize verdiğiniz değeri yeniden keşfetme sürecidir. Başkalarını mutlu etmek için harcadığınız o muazzam enerjiyi, kendi iç dünyanızı iyileştirmeye ve öz-şefkat geliştirmeye yönlendirdiğinizde hayatınızdaki dengelerin nasıl değiştiğine şaşıracaksınız. "Hayır" demek, köprüleri yıkmak değil; kendi bahçenizin kapılarını sadece gerçekten davet etmek istediğiniz kişilere açmaktır.Bu süreçte zorlandığınız her an, bu değişimin sadece bir alışkanlık değişikliği değil, derin bir özgürleşme adımı olduğunu hatırlayın. Terapi odası, bu özgürleşme yolunda size güvenli bir laboratuvar sunar. Kendi ihtiyaçlarınızın sesini duymaya başladığınızda, sadece kendinizle değil, çevrenizle olan bağlarınızın da çok daha samimi ve dürüst bir zemine oturduğunu göreceksiniz. Siz, sınırlarınızla ve olduğunuz halinizle değerlisiniz.Unutmayın; "Hayır" bir tam cümledir ve herhangi bir açıklama gerektirmez. Kendi hayatınızın sınırlarını belirlemek, kendinize verdiğiniz en büyük değerdir. KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Şema Terapi: Uygulamacı Kılavuzu.Beck, J. S. (2011). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi.Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Kabul ve Kararlılık Terapisi.Neff, K. (2011). Öz-Şefkat: Kendinize Karşı Nazik Olmanın Kanıtlanmış Gücü.
Şevval TAŞ 04.02.2026

İçimizdeki Sahtekar: Imposter Sendromu Nedir?

Hayatınızda her şey dışarıdan bakıldığında "yolunda" görünse de, iç dünyanızda bitmek bilmeyen bir huzursuzluk mu var? İyi bir kariyer, sevgi dolu bir aile ya da akademik başarılar bile kendinizi "gerçekten başarılı" hissetmenize yetmiyor mu? Eğer içinizdeki bir ses sürekli olarak başarınızın bir "tesadüf" olduğunu, aslında yeterince zeki veya yetenekli olmadığınızı ve bir gün herkesin bu "gerçeği" anlayacağını fısıldıyorsa; muhtemelen imposter (Sahtekarlık) sendromu ve derin bir yetersizlik hissiyle karşı karşıyasınız demektir.Peki, neden kendimize karşı bu kadar acımasızız? Neden başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendimizden esirgiyoruz? Bu yazıda, yetersizlik hissinin psikolojik kökenlerine inecek ve bu döngüden çıkış yollarını bilimsel ekoller ışığında inceleyeceğiz.1. Yetersizlik Hissi Nereden Gelir? Geçmişin Bugünkü YansımalarıPsikolojide hiçbir duygu sebepsiz değildir. Bugün hissettiğiniz yetersizlik duygusu, genellikle çocukluk döneminde atılan tohumların bir sonucudur. Özellikle Şema Terapi ekolü, bu durumu "Erken Dönem Uyumsuz Şemalar" ile açıklar. Zihnimizde çocuklukta oluşan bu kalıplar, birer gözlük gibidir ve dünyayı bu gözlüklerin renginde görmemize neden olur.Kusurluluk Şeması: Eğer çocukken duygusal ihtiyaçlarınız tam olarak karşılanmadıysa veya sürekli eleştirildiyseniz, "Ben temelde kusurluyum ve eğer insanlar beni gerçekten tanırsa benden uzaklaşırlar" inancını geliştirmiş olabilirsiniz. Bu inanç, yetişkinlikte kendinizi sürekli saklamanıza veya aşırı telafi mekanizmaları geliştirmenize yol açar.Yüksek Standartlar Şeması: Bazı aile yapılarında sevgi, performansa bağlıdır. Sadece "en iyi" olduğunuzda takdir edildiyseniz, yetişkinlikte kendinize hata yapma alanı bırakmayan, acımasız bir iç ses geliştirirsiniz. Bu şema altındaki kişi için "iyi", asla yeterli değildir; sadece "mükemmel" kabul edilebilirdir.Başarısızlık Şeması: Kişinin kendini akranlarıyla kıyasladığında her zaman daha yeteneksiz, daha şanssız veya daha başarısız hissetmesidir. Kişi gerçekten başarılı olsa bile, bu başarıyı dışsal faktörlere (şans, başkasının yardımı, kolay sınav vb.) bağlar; başarısızlığı ise tamamen kendi beceriksizliği olarak görür.2. Modern Dünyanın Tuzakları: Sosyal Medya ve "Mükemmel" Hayatlar İllüzyonuİçsel şemalarımızın üzerine bir de günümüzün dijital dünyası eklendiğinde, yetersizlik hissi kaçınılmaz hale gelebiliyor. Sosyal medya, bizlere başkalarının hayatlarının sadece "en parlak" anlarını sunar. Ancak biz kendi hayatımızın mutfağını, dağınıklığını, sabahki yorgunluğunu ve geceki kaygılarını biliyoruz. Başkasının "sahne önü" ile kendi "sahne arkamımızı" kıyaslamak, adil olmayan bir yarıştır.Sürekli maruz kalınan "ideal beden", "ideal kariyer" ve "ideal ebeveynlik" görselleri, zihnimizdeki "yeterli değilim" inancını her gün yeniden besler. Bu durum, bireyin kendi özgün değerlerinden uzaklaşmasına ve başkalarının onayına bağımlı bir yaşam sürmesine neden olur.3. İş Hayatında ve Akademik Yaşamda YetersizlikYetersizlik hissi en çok performans sergilediğimiz alanlarda bizi yakalar. İş hayatında yeni bir sorumluluk aldığınızda ya da akademik bir başarı elde ettiğinizde gelen o "Acaba hata mı yaptım?" korkusu, aslında gelişme arzunuzun gölgesidir. Bu duyguyla baş etmenin yolu, başarıyı sadece sonuç odaklı değil, süreç odaklı değerlendirmektir. Kazandığınız her deneyim, attığınız her adım sizi "yetersiz" değil, "öğrenen ve dönüşen" bir birey kılar. Profesyonel hayatta uzmanlaşmak, her şeyi bilmek değil, bilmediklerimizi nasıl öğreneceğimizi keşfetmektir.4. İçimizdeki Eleştirel Sesle Nasıl Bağ Kurarız?İçimizdeki eleştirel ses aslında bizi korumaya çalışan, ancak yöntemini şaşırmış bir parçamızdır. Genellikle bizi başarısızlıktan veya reddedilmekten korumak için "Zaten yapamazsın, deneme bile" diyerek bizi konfor alanımızda tutmaya çalışır. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bu noktada bize çok kıymetli bir perspektif sunar: Bu sesi susturmaya çalışmak yerine, onunla olan bağımızı değiştirmek.Düşünceleri birer "mutlak gerçek" olarak değil, zihnimizden geçen "kelime dizileri" olarak görmeye başladığımızda (Bilişsel Ayrışma), bu seslerin üzerimizdeki kontrolü azalır. "Ben yetersizim" demek yerine, "Şu an zihnimden yetersiz olduğuma dair bir düşünce geçiyor" demek, duyguyla aranıza sağlıklı bir mesafe koymanızı sağlar.5. Yetersizlik Hissini Yönetmek İçin 5 Somut AdımEğer bu duygu hayatınızın direksiyonuna geçtiyse, şu adımları uygulamaya başlayabilirsiniz:Kanıt Analizi Yapın (BDT Tekniği): Kendinizi yetersiz hissettiğiniz bir anı seçin. Bu duygunun lehine ve aleyhine olan somut kanıtları bir kağıda yazın. Göreceksiniz ki, aleyhteki (başarılarınız, çabalarınız, olumlu geri bildirimler) kanıtlar genellikle daha fazladır.Öz Şefkat Pratiği: Kendinize, çok sevdiğiniz bir arkadaşınız aynı durumda olsaydı ona neler söylerdiniz, diye sorun. Kendinize karşı kullandığınız dil, bir düşman dili mi yoksa destekleyici bir dost dili mi?Hata Yapma İzni Verin: Mükemmeliyetçilik gelişim değildir; gelişim, hatalardan ders çıkarabilme becerisidir. Haftada en az bir kez "bilinçli olarak" küçük, önemsiz bir hata yapın ve dünyanın başınıza yıkılmadığını deneyimleyin.Değerlerinize Odaklanın: Başkalarının beklentilerine veya onayına göre değil; sizin için gerçekten neyin önemli olduğuna göre hareket edin. Başarı, başkalarını geçmek değil, kendi değerlerinizle uyumlu bir hayat yaşamaktır.Duygularınızı Etiketleyin: Kaygı veya yetersizlik geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an yetersizlik hissi geldi, hoş geldi. Onu hissediyorum ama onun peşinden gitmek zorunda değilim" diyerek duyguyu misafir edin.6. Profesyonel Destek Almanın Önemi ve Terapi SüreciYetersizlik hissiyle tek başına mücadele etmeye çalışmak, fırtınalı bir denizde pusulasız yol almaya benzer. Birey, çoğu zaman kendi zihinsel kör noktalarını görmekte zorlanabilir ve içsel eleştirel sesleri "mutlak gerçekler" olarak kabul etme eğilimi gösterebilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci, bu noktada bireyin kendi iç dünyasına objektif bir ayna tutmasını ve bu köklü inançları bilimsel yöntemlerle incelemesini sağlar.KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.Beck, J. S. (2011). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond. Guilford Press.Harris, R. (2009). ACT Made Simple: An Easy-to-Read Primer on Acceptance and Commitment Therapy. New Harbinger Publications.Clance, P. R., & Imes, S. A. (1978). The imposter phenomenon in high achieving women: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice.
Şevval TAŞ 03.02.2026