1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. İlişkilerimde istemediğiM, hoşuma gitmeyen,durumlarda ÖFKELENİYORUM.

İlişkilerimde istemediğiM, hoşuma gitmeyen,durumlarda ÖFKELENİYORUM.

En kısa tanımıyla öfke; bireyin hoşuna gitmeyen, istemediği bir durumda gösterdiği tepkiye denir. Öfke kavramı olumsuz anlamlar çağrıştırsa da aslında sevmek, üzülmek gibi doğal bir duygudur. Günlük yaşamın zorlu koşulları içinde insanlar öfkelenecekleri birçok duruma maruz kalabilirler. İletişim içinde bulunduğunuz insanlarla yaşadığınız çatışmalar ve ailevi sorunlarda öfke durumunun oluşmasında katkısı olan unsurlar arasında gösterilir. Sonuç olarak öfkeyi kabul edilebilir düzeyde göstermek çok insanı bir durumdur. 

 

Fakat öfke karşılaşılan durumla orantılı değilse ve karşıdaki kişiyle olan iletişimi bozuyorsa bu durumda normal bir öfkeden söz edilemez. Buna öfke kontrol bozukluğu denir. Öfke kontrol bozukluğu genelde öfkesini sürekli içine atan, farkında olmadan öfkesini bastıran insanlarda görülür. Sürekli bastırılan duygu olmadık bir zamanda pervasızca bireyi esir alır. Öfke problemi basit bir sinirlenme hali ile kesinlikle karıştırılmamalıdır. Bireyin sağlıklı düşünmesini engelleyen, düşünce ve davranışlarını kontrol edemez hale getiren bu sorun, bazen kısa süreli olsa da sonrasında büyük bir pişmanlık yaşamaya neden olur. 

 

Peki örke kontrol bozukluğun belirtileri ve sebepleri nelerdir? Nasıl tedavi edilir? Gibi soruların cevaplarını öğrenmeye ne dersiniz?

 

Öfke Kontrolü Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

 

Arada sırada sinirleniyor, sakinliğinizi kaybediyorsanız bu öfke problemi ya da öfke kontrol bozukluğu yaşadığınız anlamına gelmez. Doğru bir tanımlama yapmak için ruh sağlığı uzmanları duygu, davranış ve fiziksel belirtilerin hepsine birden bakar. Duygusal açıdan değerlendirildiğinde öfke problemi sürekli sinirlilik hali, kaygı bozukluklarına yol açarken, öfke nöbeti geçiren insanlar genelde kendilerini kontrol edemezler. Hatta sözlerini ve davranışlarını kontrol altında tutmak da zorlanırlar. Bazı durumlarda kontrol mekanizması tamamen devreden çıkar. 

 

Öfke gibi güçlü bir duygu aynı zamanda bedensel olarak da fiziksel değişikliklere sebep olur. Vücutta, kalp çarpıntısı, tansiyonun yükselmesi, baş ağrısı, ellerde ve ayaklarda karıncalanma, ellerde terleme ve göğüs sıkışması gibi semptomlara neden olur.

Öfke Kontrolü Bozukluğunun Sebepleri 

 

Öfke kontrol bozukluğu sebebleri olarak birbiri ile ilintili birçok husus ön plana çıkar. Öfke probleminin kaynağı kişiden kişiye değişiklik gösterse de belli başlı durumlar öfke kontrol bozukluğu sorununa neden olur. Birçok psikolojik sorunun nedeninde olduğu gibi öfke kontrolünde de çocukluk yaşantısı ve ailenin tutumu önemlidir. Sürekli baskı, şiddet ve yargılayıcı bir tutumla büyüyen çocuklar duygularını ifade edemedikleri için öfkelerini de sağlıklı bir şekilde yaşayamazlar. Ailesi tarafından fiziksel şiddet gören çocuklar da saldırganlığı ve öfkeyi bir sorun çözme yöntemi gibi algılayıp bu yönde davranış geliştirirler. Böylece öfke kontrol mekanizması bozulur. Bununla birlikte çocuklukta yaşanılan taciz, şiddet, boşanma gibi tramvatik yaşantılarda öfke problemine neden olur.

 

Epilepsi gibi beyinden kaynaklanan hastalıklar da öfke problemine neden olabilir. Epilepsi gibi hastalıklarda ortaya çıkan nöbetler, bazı kişilerde bayılma olarak görünürken diğerlerinde öfke nöbetleri olarak belirebilir. Özellikle epileptik karakter olarak tanımlanan kişiler kendilerini kaybedecek şekilde bir öfke nöbeti geçirirler. 

 

İnsan vücudunda salgılanan bazı hormonlar ruh hali üzerinde etki gösterir. Örneğin mutluluk hormonu seretonin yeterli düzeyde salgılanmadığında duyguları kontrol altına almak zorlaşır ve öfkeye neden olabilir. Bu nedenle hormonların dengesini bozan fiziksel rahatsızlıklar da öfke problemi sorununa katkıda bulunur.

 

Bir insana verilebilecek en büyük ceza onu yok saymaktır desek çok da abartmış olmayız. Dışlanmışlık duygusu zaman zaman herkesin yaşadığı ve kişiye kendini çok kötü hissettiren bir duygudur. Fakat çocukluktan beri yok sayılan ya da dalga geçilen çocuklar içinde büyük bir öfke biriktirir. Kendini göstermek için öfkelenmek, hiddetlenmek gibi abartılı tepkiler vermek zorunda kalabilirler. Zamanla bu davranışlar alışkanlık haline gelir ve öfke problemi kronikleşir. Sebebi ne olursa olsun öfke kontrol bozukluğu, insanın yaşantısını, ilişkilerini ve sağlığını olumsuz etkileyen bir durumdur. 

 

Öfke Kontrolü Nasıl Tedavi Edilir?

 

Eğer öfkelendiğiniz de kendinizi kaybediyor, kendinize ya da bir başkasına zarar verecek noktaya geliyorsanız, öfke kontrol tedavisi ihtiyacınız var demektir. Öfke kontrol tedavisi birkaç şekilde olabilmektedir. Yaşanılan durumun yoğunluğu ve şiddeti tedavinin gidişatını belirler. Bazı durumlarda psikoterapi yeterli olacaktır. Diğer durumlarda ise psikoterapinin yanı sıra ilaçla tedavi de gerekebilir. 

 

Ruh sağlığı problemlerinde tedaviden fayda sağlamanın ilk şartı istekli olmaktır. Tedaviyi aksatmamak, öfke kontrol ilaçları verildiyse ilaçları düzenli kullanmak oldukça önemlidir. Öfke kontrol bozukluğu sorununda amaç öfkenin tamamen ortadan kaldırılması değil, öfkenin makul ve kabul edilebilir bir düzeye çekilmesidir. Öfke kontrol tedavisinde bireyin yakın çevresinin de tedaviye destek vermesi çok faydalıdır. Bu durum süreci hızlandırır ve kolaylaştırır. 

 

Öfke Kontrolü Testi Nedir?

 

Öfke kontrol testi, öfkenin seviyesini, kontrol becerilerini ve öfkenin dışa yansımasıyla ilgili sonuçları gösterir. Yaşanılan öfke durumunun öfke kontrol bozukluğu olup olmadığını anlamak için öfke kontrol testinin sonuçları bir fikir verebilir. 

 

Terapilerle Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır?


Psikoterapiler, özellikle öfke sorunları yaşayan kişilerin öfkeyi tanımlamalarını, anlamalarını, yönetmelerini ve kontrol etmelerini sağlamak adına fayda sağlayabilir. Terapilerin bu tarz durumlarda sağladığı bazı katkıları şunlardır:

Öfke nedenlerinin keşfedilmesi: Terapi, kişinin öfke nedenlerini belirlemesine yardımcı olabilir. Kişi, öfkeye neden olan durumları, olayları veya kişileri tanımlayarak, öfkeyi kontrol altına almak için gerekli önlemleri almaya başlayabilir.

Duygusal farkındalık: Terapi, kişinin duygusal farkındalığını artırabilir. Kişi, öfkeyi hissetmeden önceki duygularını tanıyarak, öfkeyi tetikleyen durumlardan kaçınabilir veya daha iyi tepkiler verebilir.

Öfkeyi yönetme becerilerinin öğrenilmesi: Terapi, kişiye öfkeyi yönetmek için farklı stratejiler öğretebilir. Bu stratejiler, öfkeyi azaltmak, öfkeyi ifade etmek için daha iyi yollar bulmak ve rahatlama teknikleri kullanmak gibi yöntemleri içerebilir.

İletişim becerilerinin geliştirilmesi: Terapi, kişinin öfkeyi doğru bir şekilde ifade etmesi ve diğer insanlarla sağlıklı bir şekilde iletişim kurması için yardımcı olabilir.

Öfkenin olumsuz etkilerinin azaltılması: Terapi, öfkenin kişinin hayatına olan olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Kişi, öfke nöbetleri nedeniyle kaybedilen işleri, aile yakınlarını veya arkadaşları yeniden kazanabilir.

Öfke Kontrolsüzlüğü Hangi Rahatsızlıkların Belirtisi Olabilir?


Öfke, genel olarak zamanla bastırılmış olumsuz duygu ve düşüncelerin ya da ruhsal travmaların bir sonucu olabilir. Öfke kontrolsüzlüğünün altında yatan birtakım psikolojik sorunlardan bazıları aşağıdaki gibidir:

Depresyon

Bipolar bozukluk

TSSB (travma sonrası stres bozukluğu)

DEHB (dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu)

Antisosyal kişilik bozukluğu

Aralıklı patlayıcı bozukluk

Muhalif meydan okuyan bozukluk

Travma, panik atak, anksiyete gibi dissosiyatif bozukluklar

Uyku bozuklukları

Endişe bozukluları

Öfke Sorunun Belirtileri Nelerdir?


Öfke sorunu belirtileri herkes için aynı özellikte değildir. Kişiler, öfke kontrollerini kaybettiklerinde veya öfke patlamaları yaşadıklarında farklı davranışlar sergileyebilir. Ancak bu duruma işaret eden ortak semptomlar ise şöyle seyredebilir:

Başkalarını sözlü ya da fiziksel olarak incitmek

Kendini her zaman sinirli ve kızgın hissetmek

Kızgın anlarda söylenen sözlerden ve sergilenen davranışlardan sık sık pişmanlık duymak

Ufak ve önemsiz sayılabilecek durumlarda bile kolayca öfkelenmek

Öfkenin kontrol edilemez hale geldiğini hissetmek

Öfke Kontrolsüzlüğü İçin Hangi Terapiler Uygulanabilir?


Öfke kontrolsüzlüğü için farklı terapiler uygulanabilir. Bu terapiler, kişinin öfke duygusunu anlamasına ve bunu kontrol etmesine yardımcı olur. Hangi terapi yönteminin kullanılacağı, kişinin öfke kontrolsüzlüğünün nedenine, semptomlarının ciddiyetine ve terapiye nasıl yanıt verdiğine bağlı olarak değişebilir. Bazı terapiler ise şunlardır:

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Bu terapi, kişinin düşünce ve davranış kalıplarını değiştirerek öfkeyi kontrol etmesine yardımcı olabilir. BDT, kişinin öfkesine neden olan durumları fark etmesini, bu durumlarla başa çıkmak için daha sağlıklı yollar bulmasını ve öfke tepkilerini azaltmasını sağlayabilir.

Psikodinamik Terapi: Bu terapi, kişinin öfkesine neden olan geçmiş olayları ve ilişkileri keşfetmesine yardımcı olabilir. Psikodinamik terapi, kişinin öfkesini kontrol etmesine yardımcı olmak için bilinçaltındaki duyguları ve düşünceleri açığa çıkarır.

Grup Terapisi: Grup terapisi, kişinin benzer sorunlar yaşayan diğer kişilerle birlikte çalışmasına olanak tanır. Grup terapisi, kişinin öfke duygusunu daha iyi anlamasına ve başka insanların bu duyguları nasıl kontrol ettiklerine dair farkındalık kazanmasına yardımcı olabilir.

Aile Terapisi: Aile terapisi, kişinin ailesiyle birlikte çalışarak öfke kontrolünü geliştirmesine yardımcı olabilir. Aile terapisi, kişinin ailesiyle ilişkilerini ve etkileşimlerini ele alarak daha sağlıklı bir aile ortamı yaratmaya çalışır.

Oyun Terapisi: Oyun terapisi, küçük çocukla uygulanan bir terapi şeklidir. Bu yöntemde terapist, çocukların duygu ve davranışlarını ifade etmelerine yardımcı olmak için yaratıcı oyun biçimlerini kullanır.

Öfke Kontrolü Tedavisi Nasıl Olur?


Öfke kontrolü tedavisi, genel olarak bu duruma sebep olan etkene göre yürütülür. Öfke sorunları olan kişilerin öfke duygularını yönetebilmeleri için çeşitli stratejiler öğrenmelerine ve uygulamalarına yardımcı olur. Bu tedavi, psikoterapi, ilaç tedavisi ve davranışsal tedavi tekniklerini içerebilir. Terapiler ve ilaçlar öfke kontrolünü tam olarak iyileştiremediği durumlarda bile semptomların iyileşmesine yardımcı olup yaşam kalitesini artırabilir.

Çocuklarda ve Gençlerde Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır?


Küçük çocukların ve gençlerin zaman zaman sinirli davranışlar sergilemesi normal kabul edilir. Ancak, bu durum öfke patlamalarına sebep oluyorsa ve sık sık tekrar ediyorsa altta yatan psikolojik bir sorunu işaret edebilir. Böyle bir durumda, ebeveynlerin ilk yapması gerekenlerden biri, çocuklarını cezalandırmak yerine onların iyi davranışlarını ödüllendirmek olmalıdır. Bu durumun devam etmesi halinde çocuk ve ergen psikoloğu ya da bir sağlık uzmanından yardım alınabilir.

Öfke Kontrolünü Sağlamak İçin Neler Yapılabilir


Öfke, kişiler arasında yaygın görülen ve çoğu zaman normal kabul edilen bir durumdur. Ancak, kişiler bu durumu zaman zaman kontrol etmekte zorlanabilir. Öfke kontrolsüzlüğü sonucunda hem kendinize hem de çevrenizdekilere zarar verebilirsiniz. Öfke yönetimi için yapmanız gereken bazı tavsiyeler ise şunlardır:

Konuşmadan önce düşünmek

Öfkelendiğiniz olaylara sakinleştikten sonra tepki göstermek

Gevşemeyi sağlayacak hafif egzersizler yapmak

Kısa bir mola vermek

Çözüm için alternatifler belirlemek

Başkalarını eleştirmek yerine kendini eleştirmek

Kin beslememek

Rahatlatıcı nefes egzersizlerini uygulamak

Profesyonel yardım almak gerekiyorsa ertelememek

Öfke Kontrolü Hakkında Sık Sorulan Sorular


ÖFKE KONTROLÜ İÇİN KİMDEN YARDIM ALINIR?

Öfke kontrolu konusunda hangi kaynağın uygun olduğuna karar vermek için öfkenin şiddetine, nedenlerine ve tetikleyicileri hakkında uzmanlara açık ve dürüst olmanız önemlidir. Bu durumun iyileşmesi için genel olarak; psikiyatristler, psikologlar ve psikoterapistlere başvurulur.

ÖFKE SORUNU HANGİ HASTALIKLARI SEBEP OLUR?

Bastırılmış veya tedavi edilmeyen öfke sorunları, beraberinde bazı fiziksel hastalıklara sebep olabilir. Bu durumun sebep olabileceği bazı hastalıklar ise yüksek tansiyon, kalp sorunları, baş ağrısı, cilt bozuklukları ve sindirim sorunları olarak sayılabilir.

ÖFKE KONTROLÜNÜ SAĞLAMAK İÇİN NELERDEN KAÇINMAK GEREKİR?

Öfke kontrolü sağlamak için bu durumu tetikleyebilecek faktörlerden kaçınmak gerekir. Bu faktörlerden bazıları; alkol ve madde kullanımı, yorgunluk, stresuykusuzluk ve geçmiş travmalardır.

ÖFKE YÖNETİMİ İÇİN İLK OLARAK NELER YAPILMALI?

Öfkeli ve kızgın hissetmeye başladığınız andan beri derin nefes almak ve kendi kendinize ‘‘rahatla’’, ‘‘sakin ol’’ gibi telkinlerde bulunmak, bu durumla başa çıkmanıza fayda sağlayabilir.

Siz de öfke sorununuz olduğunu düşünüyorsanız bir ONLİNE TERAPİ başvurarak profesyonel bir yardım alabilirsiniz.

KAYNAKLAR :

https://www.medicalpark.com.tr/


Yayınlanma: 04.03.2024 13:15

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:35

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Depresif Bozukluklar
Varoluşsal Anlam Arayışı
+8
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

2-3 Yaş Çocuklarda Tuvalet EğitimiBahar mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte, ebeveynler için önemli bir gündem maddesi haline gelen tuvalet eğitimi, çocukların gelişiminde kritik bir yer tutar. 2-3 yaş grubu, çocuğun bağımsızlık kazanma yolundaki ilk adımlarını attığı, duygusal ve psikolojik gelişiminin şekillendiği bir dönemdir. Bu süreç, yalnızca fiziksel becerilerin kazandırılması değil, aynı zamanda çocuğun özgüveninin inşa edilmesi için de oldukça önemlidir.Okul öncesi dönemde, özellikle kreş ve anaokulu yaş grubunda yer alan çocuklar için tuvalet alışkanlığı kazanmak, hem evde hem de eğitim kurumlarında sağlıklı bir rutin oluşturmak açısından oldukça değerlidir.Tuvalet eğitimi, her çocuk için farklı bir zamanlama gerektiren bir süreçtir. Bazı çocuklar daha erken yaşlarda tuvalet eğitimine hazır olurken, diğerleri için bu süreç daha geç bir dönemde başlayabilir. Çocuğun tuvalet eğitimine başlamaya hazır olup olmadığını belirlemek, ebeveynlerin doğru zamanlamayı yapabilmesi açısından kritik bir adımdır. Bu hazırlık süreci, sadece çocuğun fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanabilmesi değil, aynı zamanda onun psikolojik olarak da hazır olması gerektiği bir dönemdir.Çocuğun bezini ıslatmasından rahatsız olması, tuvaletini tutabilmesi, isteklerini sözlü olarak ifade edebilmesi ve basit yönergeleri anlayıp uygulayabilmesi, tuvalet eğitimine başlamak için dikkat edilmesi gereken sinyallerdir. Bu noktada, ebeveynlerin gözlemleri ve sabırları büyük önem taşır.Kampüs Kreş’te görev yapan uzmanlar, tuvalet eğitimi sürecini çocukların günlük rutinine entegre ederek destekler. Özellikle 3 yaş civarındaki çocuklar için bu destek, sürecin daha sağlıklı ve hızlı ilerlemesini sağlar.Tuvalet eğitimi sürecine başlamadan önce, ebeveynlerin doğru bir hazırlık yapması faydalıdır. Çocuğa tuvalet alışkanlıklarını öğretmeye başlamadan önce, yaşına uygun kitaplar okuyarak ve tuvaletin nasıl kullanıldığı hakkında basit açıklamalar yaparak, çocuğun bu sürece olan ilgisini artırabilirsiniz. Aynı zamanda, tuvalet sonrası ellerin yıkanması gibi hijyen alışkanlıklarını kazandırmak da eğitim sürecinin önemli bir parçasıdır.Tuvaletini yapmak için belirli aralıklarla çocuğa hatırlatmalarda bulunmak, onu tuvalet alışkanlıkları kazanmada yönlendirmede etkili olacaktır. Ayrıca, çocuğun tuvaletini yapıp yapmadığına dair sürekli soru sormak yerine, günün belli aralıklarında tuvalete gitmesi konusunda ona eşlik edilmesi, bu alışkanlıkların pekişmesine yardımcı olabilir.Bez değiştirme sırasında, çocuğun bezsiz kalması fikrine alışabilmesi için ona fırsat tanımak önemlidir. Bezini çıkarmayı reddeden çocuklar için, bezle tuvalet eğitimine başlamak da uygun bir yöntem olabilir. Bu süreçte, küçük kazalar yaşanması oldukça doğaldır. Bu kazalar, çocuğun öğrenme sürecinin bir parçası olup, ebeveynlerin olumsuz tepkilerden kaçınarak, yapıcı bir tutum sergilemeleri gerekmektedir.Bebek döneminden yeni çıkmış çocuklar için bu tür geçişler, hassasiyetle yaklaşılması gereken konular arasında yer alır. Çocuğa yönelik olumsuz ifadeler kullanmak, onun stres yaşamasına ve bu sürece olan direncinin artmasına yol açabilir. Yaşanılan kaza durumlarında çocuğun yaptığı şeyden utanmasına yol açacak kelimeler ya da cümleler kullanmaktan kaçınmanız gerekmektedir. (“Pis”, “Kötü koktu”, “Bebek misin sen?” gibi.) Bunun yerine, kazalardan sonra çocuğa cesaretlendirici tutum içerisinde olmak, sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini sağlayacaktır.Tuvalet eğitimi, sadece davranışsal değil; aynı zamanda fizyolojik ihtiyaçlarla da bağlantılıdır. Bu nedenle dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta, çocuğun beslenme alışkanlıklarıdır. Lifli gıdalar ve bol sıvı alımı, kabızlık gibi sağlık sorunlarını engelleyecek ve tuvalet eğitimini olumsuz etkileyebilecek sağlık problemlerini önleyecektir. Çocuğun tuvalet alışkanlığı kazandığı dönemde, sindirim sisteminin düzgün çalışması süreci daha sağlıklı hale getirecektir.Sonuç olarak, tuvalet eğitimi süreci, ebeveynlerin sabırlı ve anlayışlı bir şekilde yönetmesi gereken önemli bir aşamadır. Çocuğun hazır olup olmadığını gözlemlemek, doğru zamanlamayı yapmak ve ona güven vermek, bu sürecin başarısı için büyük rol oynar. Bu dönem, sadece fiziksel bir beceri kazanımı değil, aynı zamanda çocuğun psikolojik ve duygusal gelişimi açısından da önemli bir adımdır.Ebeveynlerin bu dönemde çocuğa karşı olumlu, yapıcı ve cesaretlendirici bir tutum sergilemeleri, çocuğun özgüvenini artırır ve ebeveyn ile çocuk arasındaki bağı güçlendirir. Bu süreç, doğru bir şekilde yönetildiğinde, çocuğun gelişimindeki önemli bir basamak tamamlanmış olur.Tuvalet eğitimi sürecinde, ebeveynlerin kendi kaygı ve beklentilerinin farkında olması da oldukça önemlidir. Çevreden gelen “Artık öğrenmesi gerekiyordu”, “Biz bu yaşta çoktan bırakmıştık” gibi karşılaştırıcı söylemler, ebeveyn üzerinde baskı yaratabilir ve bu baskı farkında olmadan çocuğa yansıyabilir. Oysa her çocuğun gelişim hızı, mizacı ve hazır bulunuşluğu farklıdır. Bu nedenle tuvalet eğitimi sürecinde başka çocuklarla kıyaslama yapılmaması, sürecin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar.Gece tuvalet kontrolü ise gündüz tuvalet alışkanlığı kazandıktan sonra zamanla gelişen bir beceridir. 2-3 yaş döneminde gece alt ıslatmaları gelişimsel olarak normal kabul edilir ve bu durum için çocuğun suçlanmaması ya da baskı altına alınmaması gerekir. Gece kuru kalma becerisi, çocuğun sinir sistemi olgunlaşmasıyla yakından ilişkilidir ve çoğu çocukta kendiliğinden gelişir.Tuvalet eğitimi sürecinde tutarlılık da önemli bir unsurdur. Evde uygulanan yaklaşım ile bakım verenlerin ya da okul ortamındaki uygulamaların mümkün olduğunca benzer olması, çocuğun kafasının karışmasını önler. Bu nedenle ebeveynlerin kreş öğretmenleriyle iletişim halinde olması ve ortak bir tutum belirlemesi süreci destekleyici olacaktır.Unutulmamalıdır ki tuvalet eğitimi, çocuğun kontrol duygusunu kazandığı ilk alanlardan biridir. Bu süreçte çocuğa alan tanımak, onun bedenine saygı göstermek ve başarabildiği her adımı fark edip takdir etmek, çocuğun hem beden farkındalığını hem de duygusal dayanıklılığını güçlendirecektir. Sabır, anlayış ve sevgiyle ilerleyen bir tuvalet eğitimi süreci, çocuğun yaşam boyu sürecek sağlıklı alışkanlıklarının temelini oluşturur.Ebeveynler, tuvalet eğitimi sürecinde zorlandıklarını hissettiklerinde ya da sürecin ilerleyişiyle ilgili kaygı yaşadıklarında profesyonel destek almaktan çekinmemelidir. Her çocuğun ihtiyacı farklı olduğu için, tuvalet eğitimi süreci de bireysel olarak ele alınmalıdır. Çocuğunuzun gelişim özelliklerine ve ailenizin dinamiklerine uygun bir yol haritası oluşturmak için, bu süreçte benden profesyonel destek alabilirsiniz. Doğru yönlendirme ve sağlıklı bir yaklaşım, hem ebeveynin hem de çocuğun bu süreci daha güvenli ve huzurlu bir şekilde deneyimlemesine yardımcı olur.Sevgilerimle,Uzm. Psk. Selen Bulut Kapan

Overthinking: Zihnin Sessizce Hayatı Ele Geçirdiği Yer

Overthinking çoğu zaman fark edilmeden başlar. İnsan bir sabah uyanıp “bugün fazla düşüneyim” diye bir karar almaz. Daha çok, düşünmenin içine yavaş yavaş çekilir. Başta her şey oldukça masumdur. Bir meseleyi anlamaya çalışıyordur, doğru kararı vermek ister, hata yapmamayı önemser. Zihin bu noktada faydalı bir araç gibidir. Analiz eder, tartar, olasılıkları sıralar. Fakat bir yerden sonra düşünme ilerlemez, sadece tekrar etmeye başlar. Aynı sahneler, aynı cümleler, aynı sorular… Zihin doludur ama yol almıyordur. Overthinking tam olarak burada kendini belli eder: düşünmenin üretkenliğini kaybettiği ama durmayı da bilmediği yerde.İnsan zihni belirsizlikle arası pek iyi olmayan bir yapıya sahiptir. Belirsizlik, kontrol kaybı hissini beraberinde getirir. Kontrol kaybı ise güvensizliktir. Bu yüzden zihin bilinmeyenle karşılaştığında onu düşünerek evcilleştirmeye çalışır. “Eğer bunu yeterince düşünürsem, başıma geldiğinde hazırlıklı olurum” düşüncesi çok tanıdıktır. Overthinking bu açıdan bakıldığında bir korunma çabasıdır. Zihin bizi korumaya çalışır. Hayal kırıklığını azaltmak, acıyı önlemek, yanlış yapmamak ister. Ama çoğu zaman yaptığı şey tam tersidir. İnsan daha gergin, daha yorgun ve daha kararsız bir hale gelir.Overthinking’in en zor taraflarından biri, insanı sürekli zihinsel bir zamanın içine hapsetmesidir. Zihin ya geçmiştedir ya da gelecekte. Geçmişte yapılan bir konuşma tekrar tekrar oynatılır. “Bunu neden böyle söyledim?”, “Keşke şunu deseydim.” Gelecekte ise henüz yaşanmamış ihtimaller yaşanır. “Ya böyle olursa?”, “Ya başaramazsam?”, “Ya pişman olursam?” Zihin bu iki zaman arasında mekik dokurken, şu an neredeyse tamamen aradan çekilir. Oysa hayat sadece şu anda yaşanır. Overthinking bu temas noktasını kaçırır.Geçmişe dönük overthinking genellikle suçluluk ve pişmanlık duygularıyla iç içedir. Zihin geçmişi didik didik ederken, insan kendine karşı giderek daha sert bir dil kullanmaya başlar. O günkü şartlar, o anki duygular, o zamanki imkanlar unutulur. Bugünün farkındalığıyla dünü yargılamak kolaydır. Ama bu yargı, insanı ileri taşımaz. Aksine, geçmişte takılı kalmasına neden olur. Geçmişle ilgili düşünmek öğretici olabilir, fakat overthinking öğretmez; sadece yorar.Geleceğe dönük overthinking ise çoğu zaman kaygı üretir. Henüz olmamış şeyler, sanki olmuş gibi hissedilmeye başlanır. Bir konuşma yapılmadan önce defalarca prova edilir. Bir adım atılmadan önce onlarca senaryo düşünülür. Zihin “hazırlanıyorum” zanneder ama aslında korkuyu besler. Çünkü ne kadar çok ihtimal düşünülürse, o kadar çok risk görünür hale gelir. Bu da insanı hareketsiz bırakır. Yanlış yapma korkusu, hiçbir şey yapmamaya dönüşür.Overthinking’in sinsi taraflarından biri, zamanla kimliğin bir parçasıymış gibi algılanmasıdır. İnsan kendini “fazla düşünen biri” olarak tanımlar. Sanki bu değişmez bir özellikmiş gibi. Oysa overthinking bir karakter özelliği değil, öğrenilmiş bir zihinsel alışkanlıktır. Çoğu insan, hayatın erken dönemlerinde düşünerek ayakta kalmayı öğrenir. Duygularını ifade edemediği, ihtiyaçlarının görülmediği ya da hata yapmanın ağır sonuçlar doğurduğu ortamlarda zihin güvenli bir alan haline gelir. Hissetmek karmaşıktır, düşünmek ise daha kontrol edilebilir görünür. Zihin bu yüzden zamanla direksiyona geçer.Bu noktada overthinking’in çoğu zaman duygulardan kaçış olduğunu görmek önemlidir. Kaygı, korku, değersizlik, yalnızlık gibi duygular doğrudan temas edilmesi zor alanlardır. Zihin bu duygularla yüzleşmek yerine, onların etrafında düşünceler üretir. Böylece insan hissetmek yerine düşünür. Ama duygular düşünülerek çözülmez. Bastırıldıkça başka şekillerde kendini gösterir. Bedende bir gerginlik, içte tarif edilemeyen bir huzursuzluk, sürekli bir tetikte olma hali… Overthinking bu belirtilerle birlikte yürür.Düşünmekle düşünceye tutunmak arasındaki fark burada belirginleşir. Sağlıklı düşünme, bir noktada tamamlanır. Bir karar verilir, bir adım atılır ya da bir konu rafa kaldırılır. Overthinking ise açık uçludur. Zihin hep biraz daha ister. Bir ihtimal daha, bir analiz daha, bir senaryo daha. Ama bu “biraz daha” hali hiçbir zaman tatmin olmaz. Hayat ise beklemez. Hayat, kesinlik olmadan da akmaya devam eder.Overthinking’le baş etmeye çalışırken yapılan en yaygın hata, onu tamamen yok etmeye çalışmaktır. “Artık düşünmeyeceğim” demek, çoğu zaman zihni daha da gürültülü hale getirir. Çünkü zihin susturulmak istemez. Anlaşılmak ister. Overthinking’i dönüştürmenin yolu, onunla savaşmak değil, onun ne anlatmaya çalıştığını fark etmektir. Zihin neden bu kadar meşgul? Hangi belirsizlik tahammül edilmez hale gelmiş? Hangi duygu görülmek istiyor?Zihnin yavaşladığı anlar genellikle çok basit anlardır. Büyük farkındalıklar ya da derin çözümler gerekmez. Bazen sadece bedene dönmek yeterlidir. Yürürken adımların yere temasını hissetmek, nefesin ritmini fark etmek, bir nesneye gerçekten bakmak… Bu anlar zihni tamamen susturmaz ama onun merkezdeki yerini alır. Overthinking, hayatla temas koptuğunda güçlenir. Temas geri geldiğinde zayıflar.Overthinking’den çıkmak, daha az düşünmek anlamına gelmez. Zihin her zaman düşünecek. Bu onun doğası. Asıl mesele, zihnin hayatın direksiyonunda olup olmamasıdır. Düşünceler gelir ve gider. Ama insan onlarla özdeşleşmediğinde, arada bir boşluk oluşur. O boşlukta seçim vardır. O boşlukta hareket vardır. O boşlukta nefes vardır.Belki de en rahatlatıcı farkındalık şu olabilir: Her şeyi çözmek zorunda değilsin. Hayatın tüm soruları net cevaplar içermez. Bazı belirsizlikler çözülmek için değil, taşınmak içindir. Overthinking belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışır. Hayat ise belirsizlikle birlikte akmayı öğretir. Bu fark kabul edildiğinde, zihin biraz olsun gevşer.Zihin sustuğunda değil, dinlendiğinde iyileşir. Overthinking de ancak böyle dönüşür. Bastırarak değil, anlayarak. Zorlayarak değil, temas ederek. İnsan bir noktada fark eder ki düşünceler hâlâ geliyor ama artık hayatın önüne geçmiyor. Zihin arka planda çalışıyor, hayat ise nihayet öne çıkıyor. Ve belki de en önemli şey, insanın tekrar kendi yaşamıyla temas kurabilmesi oluyor.
Yarkın EREN 03.01.2026

Aşk Acısı: Birini Kaybetmekten Çok, Kendini Kaybetmenin Yasını Tutmaktır

Aşk acısı çoğu zaman hafife alınır. “Geçer”, “zamanla unutursun”, “yenisini bulursun” gibi cümlelerle küçültülür. Oysa aşk acısı, insanın yaşadığı en derin psikolojik sarsıntılardan biridir. Çünkü bu acı sadece bir insanın yokluğuyla ilgili değildir. Aynı zamanda o insanla kurulan hayallerin, kimliğin ve geleceğe dair senaryoların da yıkılmasıdır. Aşk acısı, bir ayrılıktan çok daha fazlasıdır; bir anlam kaybıdır.İnsan birini sevdiğinde sadece onu sevmez. Onunla birlikte kendinin başka bir versiyonunu da sever. Daha umutlu, daha canlı, daha cesur bir hâl… Ayrılık olduğunda kaybolan sadece kişi değildir; o versiyon da gider. Bu yüzden aşk acısı çoğu zaman “onu özlüyorum”dan çok “eskisi gibi değilim” cümlesiyle anlatılır. İnsan, kendine yabancılaşır.Aşk acısının bu kadar yakıcı olmasının nedenlerinden biri de ani boşluktur. Hayatın içinde büyük bir yer kaplayan biri bir anda yok olur. Mesaj atılan saatler, paylaşılan anlar, rutinler kesilir. Zihin bu boşluğu doldurmak ister ama dolduramaz. Bu yüzden kişi sık sık geçmişe döner. Mesajlar okunur, fotoğraflar incelenir, anılar tekrar tekrar oynatılır. Bu bir zayıflık değil; zihnin kaybı anlamlandırma çabasıdır.Aşk acısı yaşayan insan genellikle iki uç arasında gider gelir. Bir yanda inkâr vardır: “Aslında o da beni seviyordu”, “bir gün geri dönebilir”, “şartlar farklı olsaydı…” Diğer yanda sert bir gerçeklik: “Bitti”, “istemedi”, “seçilmedim”. Bu gidip gelmeler yorucudur ama doğaldır. Zihin, gerçeği bir anda kabul edemez. Yas süreci böyle çalışır.Aşk acısında en yıkıcı duygu çoğu zaman özlem değil, reddedilmişliktir. İnsan, sevilmediğini değil; seçilmediğini düşünür. Bu düşünce özgüveni zedeler. Kişi kendini sorgulamaya başlar: “Yeterince iyi miydim?”, “Daha farklı olsaydım kalır mıydı?”, “Neyi yanlış yaptım?” Bu soruların çoğu adil değildir. Çünkü bir ilişkinin bitmesi, tek bir kişinin eksikliğiyle açıklanamaz. Ama acı çeken zihin, suçlayacak bir yer arar ve en kolay hedef çoğu zaman kendisidir.Aşk acısı beden üzerinde de etkilidir. Uyku bozulur, iştah değişir, halsizlik artar. Kalp çarpıntısı, göğüs sıkışması, mide sorunları görülebilir. Bu belirtiler “abartı” değildir. Beyin, ayrılığı gerçek bir tehdit gibi algılar. Bağ kurulan kişi gittiğinde, sinir sistemi alarma geçer. Bu yüzden aşk acısı sadece duygusal değil, fizyolojik bir süreçtir.Toplumda sıkça yapılan bir hata, aşk acısını “güçsüzlük” olarak etiketlemektir. Oysa derin acı, derin bağ kurabilen insanların yaşadığı bir deneyimdir. Hiç acı çekmeyenler genellikle hiç risk almayanlardır. Aşk acısı, insanın sevebilme kapasitesinin bir yan ürünüdür. Bu acıdan utanmak değil, onu anlamak gerekir.Aşk acısında yapılan en yaygın hatalardan biri, duyguları bastırmaya çalışmaktır. “Güçlü olmalıyım”, “bunu atlatmalıyım”, “düşünmemeliyim” gibi cümleler, iyileşmeyi hızlandırmaz; aksine geciktirir. Bastırılan duygu kaybolmaz, şekil değiştirir. Daha sonra öfke, kaygı ya da değersizlik olarak geri döner. Acı yaşanmak ister. Kaçıldıkça büyür.Bir diğer tuzak ise idealize etmektir. Ayrılıktan sonra kişi, karşı tarafı olduğundan daha kusursuz hatırlamaya başlar. Kötü anlar silinir, iyi anlar parlatılır. “Aslında çok mutluyduk” algısı oluşur. Bu durum gerçeği çarpıtır. Her ilişki hem iyi hem zor anlar barındırır. Sadece iyiyi hatırlamak, ayrılığı daha katlanılmaz hâle getirir.Aşk acısı yaşayan kişiler çoğu zaman kendilerini yalnız hisseder. Anlaşılamadıklarını düşünürler. “Kimse benim hissettiğim gibi hissetmedi” algısı yaygındır. Bu da doğaldır; çünkü herkes acıyı farklı yaşar. Ancak bu yalnızlık hissi, insanı daha da içine kapatabilir. Oysa bu süreçte paylaşım iyileştiricidir. Anlatmak, acıyı küçültmez ama taşınabilir hâle getirir.Aşk acısında “neden” sorusu zihni en çok meşgul eden sorudur. İnsan sürekli bir açıklama arar. Mantıklı bir sebep bulursa rahatlayacağını düşünür. Ama çoğu ayrılık net bir “neden”le açıklanamaz. İnsanlar bazen hisseder, bazen hissetmez. Bu belirsizlik, kabul etmeyi zorlaştırır. Ancak kabul, her şeyi anlamak değildir; her şeyi anlamadan da ilerleyebilmektir.İyileşme süreci doğrusal değildir. Bir gün iyi hissedersin, ertesi gün en başa dönmüş gibi olursun. Bu iniş çıkışlar “iyileşemiyorum” anlamına gelmez. İyileşme, acının giderek daha seyrek gelmesiyle ölçülür. İlk başta her an vardır; sonra anlar olur; sonra hatırlamalar… Zamanla acının tonu değişir.Aşk acısının dönüştürücü bir tarafı da vardır. İnsan bu süreçte kendisiyle yüzleşir. Neye tutunduğunu, neyi tolere ettiğini, nerede kendinden vazgeçtiğini fark eder. Bu farkındalık kolay gelmez ama değerlidir. Çünkü her ayrılık, kişiye sınırlarını yeniden çizme fırsatı verir.Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Acıdan ders çıkarmak ile kendini suçlamak aynı şey değildir. “Ben böyleyim, o yüzden gitti” düşüncesi, öğrenme değil; kendine şiddettir. Sağlıklı olan, “Bu ilişkide ben ne yaşadım, ne istemiyorum, neye dikkat edeceğim?” sorularını sorabilmektir.Aşk acısı yaşayan birçok insan, hemen yeni bir ilişkiye atlamayı çözüm olarak görür. Bu bazen işe yarar gibi görünür ama çoğu zaman sadece dikkati dağıtır. Gerçek iyileşme, boşlukla bir süre kalabilmeyi gerektirir. Bu boşluk korkutucudur ama öğreticidir. İnsan, kendi sesiyle baş başa kalır.Bu süreçte kendine şefkat göstermek çok önemlidir. Kendini toparlamaya zorlamak, “artık yeter” demek iyileştirmez. Bazı günler sadece ağlamak gerekir. Bazı günler hiçbir şey yapmak istememek normaldir. Aşk acısı yaşayan biri tembel değildir; yas tutuyordur.Zamanla, acının içinden başka bir şey filizlenir: güç değil belki ama dayanıklılık. İnsan, acıya rağmen ayakta kalabildiğini görür. Bu deneyim, gelecekteki ilişkilerde daha bilinçli seçimler yapmasını sağlar. Aşk acısı, kişiyi sertleştirmek zorunda değildir; derinleştirebilir.Sonuç olarak aşk acısı, insanın başına gelen bir felaket değil; insan olmanın bedellerinden biridir. Sevmek risklidir. Kaybetme ihtimali her zaman vardır. Ama acı çekmemek uğruna sevmemek, insanı korumaz; yoksullaştırır.Ve en net gerçek şudur:Aşk acısı seni tanımlamaz. Şu an hissettiğin şey, kim olduğun değil; başına gelen bir durumdur. Şu an bunu göremiyor olabilirsin ama bu acı değişir. Unutmak zorunda değilsin. Hatırladığında artık canının yanmaması yeterlidir. Ve bu, düşündüğünden daha mümkün bir ihtimaldir.