1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Psikolojik olarak Nasıl Destek Olabilirim?

Psikolojik olarak Nasıl Destek Olabilirim?

Madde Kullanımına Dair Şüphe Durumunda Nelere Dikkat Edebiliriz?

Madde kullanımının bireyler üzerindeki etkileri farklı olabilir ve madde kullanımını anlamanın dışarıdan bakıldığında (kullandığını görmeksizin) kesin bir yolu yoktur. Bu anlamda iyi bir iletişim her şeyden önce gelmektedir. Özellikle ergenlik döneminde gençlerde birçok davranış değişikliği görülebileceğinden madde kullanımı ile bu durumu karıştırmamak gerekir. Genel olarak bakıldığında uyuşturucu madde kullanımına bağlı, bazı davranışsal değişiklikler ve kullanılan maddelere bağlı birtakım belirtiler görülür. Bunlar;

Davranışsal değişiklikler;

  • Aile ilişkileri azalabilir ve aile ilişkilerinde sorunlar olabilir,
  • Birey daha çok yalnız zaman geçirmeye başlayabilir,
  • Arkadaş çevresi değişebilir,
  • Sosyal yaşantısı olumsuz etkilenebilir,
  • Okul başarısı düşebilir
  • Okul devamsızlıkları artabilir,
  • Para harcaması artabilir,
  • Eski alışkanlıklarını bırakabilir (Örn. spor yapmak, arkadaşları ile zaman geçirmek gibi),
  • Madde kullanımına devam edebileceği şekilde hayatını değiştirebilir (Örn. okulu bırakmak, işinden ayrılmak gibi),
  • Kendine bakımı azalabilir,
  • Yalan söylemeye başlayabilir,
  • Eve geç gelmeye başlayabilir,
  • Yeme içme davranışında değişiklikler olabilir,
  • Evde değişik malzemeler bulundurabilir,
  • Kendini kesme, intihar girişimi gibi davranışları olabilir,
  • Evden eşyaların kaybolması, para çalınması yaşanabilir.

Madde kullanımına bağlı görülebilecek değişiklikler;

  • Ruhsal değişiklikler görülebilir (ani duygu hali değişiklikleri, birden öfkeliyken ardından neşeli ve rahatlamış olmak gibi),
  • Duygu halinde dalgalanmalar, (öfkelilik, saldırganlıktan neşelilik, sakinliğe kadar değişen duygu hali),
  • Konsantrasyon bozuklukları, unutkanlık ve hafıza sorunları,
  • Engellenme durumlarında ciddi sinirlilik,
  • Genel bir isteksizlik,
  • Yorgunluk, halsizlik,
  • Bedensel belirtiler,
  • Gözlerde kanlanma, küçülmüş ya da büyümüş gözbebekleri,
  • Konuşmada bozulma (peltek konuşma gibi)
  • Aşırı terleme,
  • Tansiyon değişiklikleri,
  • Bulantı, kusma, iştahsızlık, kilo kaybı,
  • Yürümede güçlük, denge kaybı,
  • Uyku bozuklukları (aşırı uyuma ya da uykusuzluk şeklinde olabilir),
  • Vücutta yara izleri, enjeksiyon izleri,
  • Ağız kenarlarında yaralar, lekeler, elde yanıklar,
  • Eklem-kas ağrıları, kramplar,
  • Hayaller görme,
  • Zaman zaman gerçeği değerlendirmenin bozulması gibi.

Bu belirtiler varsa 191 hattımızı arayın ve durumu birlikte değerlendirelim.

Yetişkin Bir Bireyle İletişim Kurarken Nelere Dikkat Etmelisiniz?

Yakınınız, madde kullanımıyla ilgili sizinle iletişim kurmuyorsa ya da ilk kez onunla endişelerinizi paylaşacaksanız uygulayabileceğiniz bazı öneriler konuşma şansınızı artırır. Karşınızdaki bireyle daha iyi bir iletişim kurmanıza yardımcı olur.

  • Kişiliğine saygı gösterilmeli,
  • Kişiyi dinlemeli ve dinlerken empati kurmaya çalışılmalı,
  • İletişim kurarken emir cümleleri kurmak yerine, öneri ifadeleri kullanılmalı,
  • Tartışma çözüm getirmeyeceği için, tartışmalardan kaçınılmalı,
  • İyimser bir tarzda konuşulmalı, kendinde ve hayatında değişiklik yapabileceği vurgulanmalı,
  • Görüşme için kendinizi hazır hissettiğiniz zamanda konuşulmalı,
  • Kişi madde etkisinde olmadığı zaman konuşulmalı.

Çocuğunuz İle İletişim Kurarken Nelere Dikkat Etmelisiniz?

Özellikle ergenlik sürecinde ebeveynlerin sağlıklı bir iletişim kurmak adına tutum ve davranışlarına dikkat etmesi gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken bu tutum ve davranışları kısaca şöyle sıralayabiliriz;

Nasihat vermeden konuşmaya dikkat edilmeli: Kişilerle iletişim kurarken nasihat verir tarzda konuşmak iletişim sürecini olumsuz etkileyebilir. “Ben senin yaşındayken ne doğru dürüst oyuncağım ne de bilgisayarım vardı. Hiç kıymet bilmiyorsun, hiç...” şeklinde konuşmalar örnek gösterilebilir.

Tehdit edici konuşmamaya dikkat edilmeli: Tehdit kısa bir süre için çocuğunuzu korkutmaya yarar; ancak uzun vadede etkili olmayacaktır. Söylediğiniz şeyleri gerçekleştirmediğinizde yaptığınız her türlü uyarının zamanla ciddiye alınma olasılığı düşer. İsteğinizi ve bunu neden istediğinizi ona anlatır ve beklentilerinizi onun potansiyeline göre belirlerseniz çocuğunuzun bunları yerine getirme olasılığı artacaktır.

Sorgulamadan konuşmaya dikkat edilmeli: Hayatı hakkında bilgi sahibi olmanız önemlidir. Arkadaşları kim; nerelere gider, neler yaparlar? Ancak bunları öğrenmek için onu sorgulamamalısınız. Unutmayın niyetiniz “paylaşmak”. Eğer o anda size cevap vermiyorsa “şu anda konuşmaya çok hazır değilsin; ama istediğin zaman ben seni dinlemeye hazırım” şeklinde karşılık vermeniz kendisiyle ilgilendiğinizi anlamasını sağlayacaktır.

Ahlak dersi vermeden konuşmaya dikkat edilmeli: Yapılmaması gereken bir şeyi yapmış olsa bile bunu ahlak dersi verir tarzda değil; yaptığının ne gibi olumsuz sonuçlara yol açabileceğini ve ne gibi duygular uyandırdığını dile getirerek anlatmanız daha etkili olacaktır.

Konuşurken dinlemeye dikkat edilmeli: Eğer sizinle konuşmak istediği sırada bir işle meşgulseniz işinize ara vermeli, onunla göz kontağı kurarak dinlemelisiniz. Söylediği şeyleri doğru anladığınızdan emin olmak için ona sorular sorabilirsiniz. Problemleri paylaşmaya çalıştığınız gibi iyi vakitlerini de paylaşmanız önemli.

Daha fazla iletişim kurmaya dikkat edilmeli: Sadece maddelerin olumsuz etkileri hakkında değil, hayatına ve geleceğine dair düşünceleri hakkında da sohbetler etmelisiniz. Düşüncelerine saygı gösterdiğinizi hissettirmelisiniz. Çocuğunuza karşı açık olmanız ve kendi hatalarınızı nasihat dili kullanmadan aktarmanız faydalı olacaktır. Bunları yaparken çocuğunuzun yaşını ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmayı unutmamalısınız.

Hayır demesi öğretilmeli: Israrlarla başa çıkması için çocuğunuza “HAYIR” demeyi öğretmeniz gereklidir. Önemli olan nokta, verdiği kararlarda arkadaş grubunun baskısı rol oynadığında yaşayabileceği olumsuz sonuçları fark edebilmesidir. “Hayır, teşekkür ederim” cümlesini ısrarlar karşısında birkaç kere tekrarlamak ve ortamdan uzaklaşmak gibi yöntemleri denemesi için teşvik edebilirsiniz.

Davranışlarınızla örnek olmaya çalışılmalı: Çocuğunuzun kötü alışkanlıklar edinmesini istemiyorsanız, davranışlarınızla ilk önce siz onlara ÖRNEK olmalısınız. Gereksiz ilaç, alkol, sigara ve madde kullanmayarak örnek olabilirsiniz.

Teşhis koymamaya dikkat edilmeli: Size bir sıkıntısından, sorunundan bahsettiğinde hemen etiket koymaya ya da ne olduğunu bulmaya çalışmamalısınız. Kendisini ifade etmesine müsaade etmelisiniz. Ne yaşamış, ne düşünüyor, ne hissediyor ve neye ihtiyacı var... Bunları anlamaya çalışmalısınız.

Arkadaşlarını tanımaya çalışılmalı: Ergenlik döneminde ön plana çıkan ve gencin hayatında çok önemli yeri olan arkadaşlarının nasıl insanlar olduklarını bilmeniz önemlidir. Ancak dozu kaçırmamak yani gencin özel hayatına da dikkat etmek gerekmektedir. Kısaca, terazide bir denge sağlayarak arkadaşlarını tanımalısınız.

Yargılamadan konuşmaya dikkat edilmeli: İstediğiniz gibi davranmadığında öfkelenebilirsiniz ve buna engel olamadığınızda da aklınıza gelen şeyleri söylemeye başlar ve farkında olmadan onu yargılayabilirsiniz. Öfkenizi kontrol ederseniz olayın birden fazla sebebi olabileceğini görebilirsiniz. Bu sayede siz yaptığınızdan dolayı pişmanlık duymazsınız, çocuğunuz da “bunu haketmedim” hissini yaşamayacaktır.


Yaşadığınız durumu paylaşmak ve bilgi almak için 191 hattımızı arayabilirsiniz.

Yakınınız Tedaviye İkna Olmuyorsa Nasıl Davranmalısınız?

Öncelikle davranışlarındaki değişim uzun süre alabileceğinden sabırlı olmak bu süreçte çok önemlidir. Kişiyle kuracağınız iletişimde neden tedavi olmak istemediği konuşulmalı ve sebepler üzerinde çözüm üretilmelidir. Kişinin tedavi süreciyle ilgili tam ve doğru bilgilendirilmesi tedaviye yaklaşımını değiştirebilir. Tedavi süreciyle ilgili farkındalık yaratılması için kişinin cesaretlendirilmesi, motivasyonunun arttırılması ve kişinin desteklenmesi olumlu etkiler yaratacaktır. Geçmişte yaşadığı sorunlardan uzaklaştırmak ve geleceğe dair hedefler koydurmak kişinin tedavi sürecine katılmasında etkili olacaktır. 

Depresyondaki Birine Nasıl Yardım Edersiniz?

Depresyonda olan birinin yakını olmak gerçekten zor ve kafa karıştırıcı bir durumdur. Sevdiğiniz kişinin süregiden mutsuzluğu bir süre sonra sizi de üzgün, yorgun ve tükenmiş hissettirir. Diğer yandan, durumu daha da kötüleştirecek yanlış bir şeyler söylemekten veya yapmaktan da çekinebilirsiniz.

İlk yapmanız gereken yakınınızın yaşadığı durumun normal bir üzüntü mü, yoksa depresyon mu olduğunu anlamaktır, ki bu ikisini ayırmak uzman olmayan biri için güç olabilir. Gündelik dilde her mutsuzluğun depresyon olarak adlandırılması insanların bu iki durumu ayırt etmekte zorlanmasına yol açmaktadır. Bazı temel bilgiler bu iki durumun doğası hakkında sizi aydınlatabilir.

Depresyon gündelik üzüntülerimizden farklıdır. Üzücü bir olay sonrasında “depresyona girmek” toplum tarafından normal karşılansa da, haklı sebepleri olan depresyon diye bir şey yoktur. Depresyondaki kişide hormonal, psikolojik ve davranışsal birçok değişim bir arada görülür. Kişinin işlevselliği öyle bozulabilir ki, yataktan kalkmak, duş almak, üstünü değiştirmek gibi herkes için sıradan işleri bile yapamayabilir. İçe kapanma, konuşmak istememe, kilo kaybı ya da artışı, uykusuzluk ya da aşırı uyuma depresyonun belirtileri olabilir.

Üzüntüyü depresyondan belirtilerin şiddeti, süresi ve kişinin yaşadıklarına yönelik yaptığı “Artık hiçbir şeyin anlamı yok”, “Bir daha asla mutlu olamayacağım” benzeri sağlıksız yorumlar ayırır. Yakınınızın şiddetli üzüntü haline eşlik eden belirgin davranış değişiklikleri varsa ve bunlar iki haftadan uzun sürdüyse bir uzmana danışmanızda fayda vardır.

Durumun depresyona benzediğini düşünürseniz yapılacak ilk şey onu bir uzmanın değerlendirmesini sağlamaktır. Yakınınız yardım almakta kararsızsa bazen randevuyu sizin almayı teklif etmeniz ya da ona eşlik ederek onu bir psikiyatriste yönlendirmeniz tedaviye başlamasına vesile olabilir.

Yakınınız tedaviye istekli değilse sebebini anlamaya çalışın. Bu durumun normal olduğunu düşünüyor olabilir. Depresyon insanın ağır ağır içine düştüğü bir girdap gibidir, çoğu zaman insan düşüşün ilk aşamalarını bile farketmeden kendisini kuyunun dibinde bulabilir. Depresyonda olduğunu farkettirmeniz onu tedaviye ikna edebilir.

Birçok insan ise depresyonda olduğunu farketse de bunu kendi zayıflığı olarak gördüğü için bu gerçeği dile getirmekten utanç duyabilir. Yakınınıza duygularıyla baş edemiyor olmasının iradesizliğinden değil, depresyonun hormonlarında ve beyninin işleyişinde sebep olduğu ciddi değişikliklerden kaynaklandığını anlatın.

Kibar olmak adına yakınınızın görüşme isteklerinizi sürekli reddetmesini veya çevresinden uzaklaşmasını izlemeyin. Onunla daha yakın temas halinde olun. Onu görmeye gidin, uzaktaysanız düzenli telefon görüşmeleri yapın.

Onunla konuşun. Bilinenin aksine depresyonundan konuşmak depresyondaki kişinin daha da kötü hissetmesine sebep olmaz. Tam tersi ona yakınlaşmanızı, aklından neler geçtiğini anlamanızı ve gerekli durumda müdahale edebilmenizi sağlar. Onu yargılamadan dinlediğinizden emin olun. Birçok insan bir yakını sorunlarını paylaştığında mutlaka bir çözüm bulmak zorundaymış gibi hisseder. Oysa ki sadece dinlemek bile yardımcı olur. “Böyle hissetmene üzüldüm, nasıl destek olabilirim?” veya “Daha iyi hissetmen için yapabileceğim bir şey var mı?” demek çoğu durumda işe yarayacaktır.

Yakınınızı fiziksel etkinliğini arttırmaya teşvik edin; onu yürüyüşlere, dışarı çıkmaya davet edin. Çok uzun ve karmaşık aktiviteler planlamayın, bunları yapamayacağı için kendisini daha da kötü hissedebilir; kısa ve yakın mesafelerde basit etkinliklerden başlayabilirsiniz. Evi süpürmesine, yemek pişirmesine, yapacağı işlere yardımcı olun. Bunları yapmak için tek başına enerji bulamıyor olabilir. Depresyonda gündelik bakım bile bozulabilir. Kendine bakması için onu teşvik edin.

Tüm yardım çabalarınıza rağmen belirgin bir gelişme göremiyorsanız, hatta ona ulaşamıyorsanız hayal kırıklığına kapılmayın. Küsüp, uzaklaşmayın. Yardım tekliflerinizi hemen kabul etmeyebilir. Hatta yardım etmeye çalışırken ısrarlarınız yüzünden size öfkelenebilir bile. Destek olmaya çalışırken size yönelen bu öfke sizi kırabilir, hatta kızdırabilir ve ondan uzaklaşma isteği duymanıza bile neden olabilir. Onun bu isteksizliğini ve vazgeçmişliğini kişiselleştirmeyin. Depresyonda olan kişide tedavi için isteksizlik olması, hastalığın doğası gereği beklenir birşeydir. Böyle bir durumda ümitsizliğin ve “Hiçbir şey değişmeyecek” şeklinde yorumların da depresyonun bir parçası olduğunu hatırlayın.

“Hayat ne kadar anlamsız, hiçbir şey işe yaramayacak, hayatımda tek bir başarım bile yok” gibi gerçekdışı yorumlar yapsa bile “Olur mu öyle şey” gibi cümlelerle itiraz etmeye ve düşüncelerinin “saçmalığını” ispat etmeye çalışmayın. Eğer buna çabalarsanız, sonuçta olacak olan şey, sizinle de bir tartışma yaşaması ve moralinin biraz daha bozulmasıdır. Onun duygularını küçümsemeyin, ancak bir yandan gerçekçi yorumları görmesine yardımcı olun, ona umut verin.

Kendinizi ona yeterince yardım edemiyorum diye suçlamayın. Muhtemelen elinizden geleni yapıyorsunuz. Ancak, destek olmak ile tedavi etmek ayrı şeylerdir; depresyondaki yakınınızı iyileştirme sorumluluğunu üstlenmeyin. Ne kadar yakın olursanız olun, onun için yapabileceklerinizin sınırlı olduğunu ve tedavinin ancak bir uzman tarafından yapılabileceğini hatırlayın ve onun tavsiyelerini takip edin.

En önemlisi umudunuzu kaybetmeyin. O üzgünken sizin normal hayatınıza devam etmeniz acımasızlık gibi gelebilir. Ancak unutmayın ki ona yardım etmek için sizin gücünüzü tazelemeniz gerekir. Bu yüzden molalar verin, arkadaşlarınızla görüşmeye devam edin, onunla birlikte kabuğunuza çekilmeyin. Unutmayın, uçaklarda acil durumlarda önce annelerin kendi güvene alması, sonra çocuklarına oksijen maskesi takması salık verilir. Bunun nedeni bakıma ihtiyaç duyan birisi söz konusu olduğunda önce bakım veren kişinin hayatta kalması gerekliliğidir. Yakınınızın size bu kadar ihtiyacı varken ona rağmen değil, onun için ayakta kalmanız gerektiğini kendinize sık sık hatırlatın.

Yayınlanma: 28.05.2024 19:21

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:33

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Depresif Bozukluklar
İlişki / Evlilik Problemleri
Sosyal Fobi
+8
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

NEDEN BU KADAR ZOR-LANIYORUM? 😞

Yüklerini Tek Başına Taşımak Zorunda Değilsin: Değişimin Şefkatli ve Sistemik Yolculuğuna Merhaba! 👋8 yıllık mesleki tecrübem boyunca yüzlerce farklı hikayeye eşlik ettim ve eşlik etmeye büyük bir keyifle devam ediyorum. Her danışanımın yaşamı biricik olsa da, ruhun derinliklerinde yankılanan o ortak inancı hep duydum: "Çok yoruldum, hatta tükendim ama durmamalıyım!" Bugün bu yazıyı; omuzlarındaki yükün ağırlığı altında nefesi daralan, "Artık bir şeyler değişmeli ama nasıl yapacağım?" diyen yani nereden başlayacağını bilmeyen o yanın için yazıyorum. Hadi, benimle gel!"Her Şeyi Kendim Başarmalıyım" Yanılgısındasın...Günlük hayatının içinde bir "süper kahraman, kurtarıcı, yorulmak bilmeyen bir insanüstü canlı" gibi yaşamayı normalleştirmiş olabilirsin. En zor görevleri üstlenmesi gerektiğine inanan, kendini acımasızca eleştiren, çevresindeki herkesin sorununu dinleyip çözme sorumluluğu hissedip onları çözen, arkadaş grubunda her zaman "güçlü, dayanıklı, iyi" görünen o kişi sensin. Peki ya konu sana geldiğinde? Eve dönüp kendi kabuğuna çekildiğinde, içindeki o derin sıkışmışlık ve çaresizlik hissiyle baş başa kalıyorsun. Zihninde pek çok düşünce tekrar ediyor. Susmayan zihnin seni dinlendirmiyor. Yaşadığın zorlukları anlatmaya çoğunlukla çekiniyor, anlattığındaysa tam olarak anlaşıldığını hissetmiyor ve sana duyulmamışsın gibi geliyor. Kendini anlama ve kendinle anlaşma yolculuğunda doğru kişilerden destek almak senin hakkın.Pek çok danışanım; yardım istemeyi bir güçsüzlük, hassaslık veya bir tür eksiklik olarak kodlamış oluyor bana geldiğinde. Yardım istemek, sanki beyaz bayrak sallayıp teslim olmakmış gibi mi geliyor sana da? Bu yüzden de bütün yükü tek başına omuzluyor, her sorunu kendi başına mı çözmeye çalışıyorsun? Oysa gerçek şu ki; hiç kimse bu hayatı tek başına kusursuz bir şekilde göğüslemek için tasarlanmadı. Anlaşılmamaktan dolayı ne kadar yorgun olduğunu, sesini duyuramadığın için ne kadar tükendiğini; biliyorum, duyuyorum ve görüyorum! Duygularını hep bastırıp ertelediğin için bugün bu kadar "dolu" hissediyorsun.Değişimin Doğası Neden Bu Kadar Zor? 😓Değişmek istiyorsun, hem de çok... Ama bir yanın sanki görünmez iplerle seni olduğun yere bağlıyor. En güçlü özelliklerinden biri planlar oluşturmak ama harekete geçmek çok zor olduğu için erteleyip duruyorsun. Motivasyon oluşturmakta güçlük çekiyorsun. Olman gereken kişiyi ve yapman gerekenleri biliyorsun, bunda bir sorun yok. Ama harekete geçmek çok zor. Bu çelişki seni suçlu hissettirmesin. Değişmenin doğası gereği zordur ve bilinmeyene karşı direnç göstermek insanın en doğal savunma mekanizmasıdır. Zihnimiz, mutsuz olsa bile "tanıdık" olan acıyı, sonunun ne olacağını bilmediği bir huzura tercih edebilir.Henüz sorunlarınla baş etmenin yeni yollarını öğrenmedin. Bu bir yetersizlik değil, sadece kendine bir süre vermen gerektiğinin göstergesi. Mevcut şartların ve geçmişten getirdiğin alışkanlıkların, şu anki "seni" oluşturdu. Ancak şu an olman ve yapman gerektiğini düşündüğün şeyler, belki de kişiliğine veya mevcut hayat şartlarına uygun olmayan şeyler olabilir. Bu yüzden harekete geçmeye ekstra bir direnç oluşturuyor olabilirsin. Geçmişteki hedeflerin geçmişteki versiyonuna uygundu. Şimdiye göre güncellemeye ihtiyaç duyuyor olabilirsin. Başkalarının beklentilerine göre biçilmiş bir elbiseyi giymeye çalışıyorsan, o elbise sana dar gelir; dikişleri patlayıp nefesini kesebilir. Düşüncelerinin ve her gün hissettiğin o yoğun duyguların arkasındaki gerçek ihtiyacını görmediğin sürece bu döngü tekrarlayacak.Mükemmeliyetçilik ve "Ya Hep Ya Hiç" Tuzağı 🤔Psikolojik danışmanlıkta sıkça üzerinde durduğum bir kavram: düşünce hataları. Bu isim bile seni bir miktar tedirgin edebilir ama etmisin. Herkes zaman zaman yapabiliyor bunu. Önemli olan bunlara aşina olup ne zaman neyi yaptığını öğrenmek ve sağlıklı yöntemlerle değiştirmek. Günlük hayatta bunu en çok "Pazartesi Sendromu" veya "Yeni Sayfa Açma" takıntılarında görürüz. Gerçekçi olalım; pazartesiden itibaren bambaşka bir hayata bir anda geçmeyeceksin, hiçbir hazırlık yapmadan eski alışkanlıklarını bir kenara bırakmak imkan dahilinde değil ne yazık ki."Bu ay 10 kilo vermeliyim", "Artık hiç sinirlenmemeliyim", "Hiç hata yapmamalıyım", "İlişkimizde hiç sorun yaşamamalıyız" gibi meli-malı zorunlulukları kendine koyduğun en büyük engellerden olabilir mi? Bu kusursuz, hatasız, mükemmel olmayı kovalama çabası; seni daha fazla hayal kırıklığına uğratacak. Bu noktada devreye giren mekanizma: "Ya Hep Ya Hiç" mekanizması. Eğer her şey mükemmel olmayacaksa, hiç olmasın daha iyi! Oysa hayat, siyah ve beyazdan ibaret değil ki... Hayat çoğunlukla o geniş gri alanlarda, hatalarla ve düşüp kalkmalarla daha sağlıklı. Yüksek standartları elde edemediğinde hissettiğin o başarısızlık duygusu aslında senin beceriksizliğin değil; çıtayı o anda gerçekleşmeyecek bir yere koymandan kaynaklanıyor olabilir.Peki, Gerçekten Neye İhtiyacın Var? ❤️‍🩹Sistemik bir bakış açısıyla; sen kendinle birlikte çevrenin bir parçasısın. Ailen, partnerin, işin/okulun, sosyal çevrenle birlikte hayatın senin sistemin ve sen bu sistemin en önemli parçasısın. Sistemindeki dengeler ve değişimler seni direkt olarak etkiliyor. Bu yüzden iyileşme, sadece "bir sorunu çözmek" değil, sistem içindeki yerini fark etmek, güncellemek ve yeniden tanımlamaktır.Şu an ihtiyacın olan şey;Duygu ve düşüncelerinin sana ne fısıldadığını duymak: O yoğun öfke aslında üzüntü mü? Yoksa hayal kırıklığı mı? O bitmek bilmeyen yorgunluk aslında bir hayır deme ihtiyacı mı?Davranışlarını regüle etmek: Duyguların seni yönetmesine izin vermek yerine, duygularını yaşamayı ve onlarla birlikte hareket etmeyi öğrenmek.Kendinle anlaşmak: Başkalarına gösterdiğin o şefkatli yüzü artık kendine dönmek.Motivasyonu beklemeden yaşamak: Değişmek için "içinden gelmesini" beklemektense disiplini kendi içinde oluşturarak yola koyulmak. Ertelemeden, küçük adımlarla hayatın içine karışmak.Dengeyi bulmak: Bazen sadece durup dinlenmeye, bazen sadece eğlenmeye, bazen de gelişmek için çaba sarf etmeye izin vermek.Nasıl Bir Yol İzlemeliyiz? 👍İlk adım, kendine zaman vermek. Hedefleri oluşturmak, somut adımlar belirlemek ve bunu sürece yaymak; bu yolculuğun en sağlıklı adımları. Kendi hızına saygı duymayı öğrenmeyi ve öz şefkatini artırmayı psikolojik danışmanlık alarak öğrenebilirsin. Psikolojik danışmanlık süreci, sana dışarıdan birilerinin ne yapman gerektiğini söylemesi değil; senin içindeki o gücü ve çözüm yollarını birlikte keşfetmemiz ve uygularken yanında profesyonel bir desteği hissetmen.Bu süreçte profesyonel bir destek almak, zayıflık değil, kendi hayatına sahip çıkma cesareti. Tek başına halletmeye çalıştığın şeyler seni tüketti; şimdiyse bu yükü paylaşma ve o sıkışmışlık hissinden çıkma vakti geldi. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi bıraktığında, sınırlarını sağlıklı bir şekilde çizmeyi öğrendiğinde ve "mükemmel" olma zorunluluğundan özgürleştiğinde, hayatın ne kadar hafifleyebileceğine şaşıracaksın.Unutma; anlaşılmak iyileştirir, öz şefkat dönüştürür. Yetkin ve sistemli bir psikolojik destek, hedeflerine ulaşmana yardım eder. Sen, olduğun halinle değerli ve biriciksin. Bu yolculukta yalnız yürümek zorunda değilsin. Ben buradayım!Bana ulaşıp merak ettiklerini sorabilirsin.Sevgiler 💖,Psikolojik Danışman & Aile - İlişki Danışmanı Sinem Akpeçe
Sinem AKPEÇE 29.04.2026

Kayıp ve Yas: Acıyla Baş Etme Sürecini Anlamak

Hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri kayıptır. Sevilen bir insanın vefatı, bir ilişkinin sona ermesi, sağlık kaybı, işini kaybetmek, taşınmak, alışılmış yaşam düzeninin değişmesi ya da geleceğe dair hayallerin yıkılması da birer kayıp deneyimi olabilir. Çoğu zaman yas denildiğinde yalnızca ölüm sonrası yaşanan süreç akla gelir. Oysa insan, değer verdiği herhangi bir şeyi kaybettiğinde de yas yaşayabilir. Çünkü yas, yalnızca bir kişiyi değil; bağ kurduğumuz anlamları, alışkanlıkları, güven duygusunu ve yaşamın eski halini kaybettiğimizde ortaya çıkan doğal bir tepkidir.Toplumda çoğu zaman güçlü görünmek, kısa sürede toparlanmak ve hayatına kaldığın yerden devam etmek beklenebilir. Ancak yas, takvime göre ilerleyen bir süreç değildir. Her insanın kayba verdiği tepki farklıdır. Kimisi ağlayarak duygularını dışa vurur, kimisi içine kapanır, kimisi uzun süre hiçbir şey hissetmez. Tüm bu tepkiler, çoğu durumda insan zihninin ve bedeninin kayba uyum sağlamaya çalışmasının doğal parçalarıdır.Yas Nedir?Yas, kayıp sonrasında ortaya çıkan duygusal, zihinsel, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünüdür. Bu süreçte kişi yalnızca üzüntü yaşamaz. Aynı zamanda şaşkınlık, öfke, suçluluk, yalnızlık, korku, boşluk hissi, özlem ve çaresizlik gibi birçok duygu bir arada görülebilir.Bazı kişiler “Neden hâlâ böyle hissediyorum?” diye kendini sorgulayabilir. Oysa yas tek bir duygudan ibaret değildir. Dalgalı bir deniz gibidir; bazı günler daha sakin, bazı günler daha yoğun hissedilebilir. İyiyim sandığınız bir anda bir şarkı, bir koku, bir tarih veya bir anı yeniden acıyı tetikleyebilir.Kayıp Sonrası Verilen Yaygın TepkilerYas sürecinde görülen tepkiler yalnızca duygusal değildir. Birçok kişi bedeninde ve düşüncelerinde de değişimler yaşayabilir.Duygusal TepkilerYoğun üzüntüÖzlemÖfkeSuçlulukYalnızlık hissiKaygıUyuşmuşluk, hiçbir şey hissedememeZihinsel TepkilerSürekli kaybı düşünme“Keşke şöyle yapsaydım” düşünceleriİnanmakta zorlanmaDikkat dağınıklığıGeleceği hayal etmekte zorlanmaFiziksel TepkilerYorgunlukUyku sorunlarıİştah değişiklikleriGöğüste sıkışma hissiHalsizlikBaş ağrısıDavranışsal TepkilerSosyal ortamlardan uzaklaşmaSürekli meşgul kalma isteğiAğlama nöbetleriİçe kapanmaHatıralardan kaçınma veya onlara yoğun yönelmeBu tepkiler kişiden kişiye değişebilir. Herkes aynı biçimde yas tutmaz.Yasın Aşamaları Var mı?Yas konusunda sıkça duyulan kavramlardan biri “yasın aşamaları”dır. Ancak bu süreç çoğu zaman düz bir çizgide ilerlemez. İnsanlar önce inkâr, sonra öfke, sonra kabul şeklinde sıralı ve düzenli bir yol izlemez. Bazı günler kabul hissi yaşarken başka bir gün yoğun öfke hissedilebilir.Bu nedenle yasın belirli kuralları olan bir süreç gibi düşünülmesi yanıltıcı olabilir. Daha gerçekçi yaklaşım, yasın inişli çıkışlı ve kişisel bir uyum süreci olduğunu kabul etmektir.Yas Sürecinde Kendinize Nasıl Destek Olabilirsiniz?1. Duygularınızı Yargılamayın“Artık üzülmemeliyim.” “Güçlü olmalıyım.” “Ben neden hâlâ ağlıyorum?”Bu düşünceler acıyı hafifletmek yerine baskıyı artırabilir. Yas, sevilen bir şeyin kaybına verilen insani bir tepkidir. Üzülmek, özlemek veya öfkelenmek zayıflık değildir.2. Kendinize Zaman TanıyınÇevreniz kısa sürede toparlanmanızı bekleyebilir. Ancak yasın takvimi yoktur. Bazı kayıplar aylar, bazıları yıllar boyunca farklı yoğunluklarda hissedilebilir. Amaç kaybı unutmak değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.3. Duyguları İfade Etmenin Yolunu BulunKonuşmak, yazmak, dua etmek, resim yapmak, yürüyüşe çıkmak, anı kutusu hazırlamak veya sevilen kişiye mektup yazmak duyguların işlenmesine yardımcı olabilir. Herkesin ifade biçimi farklıdır.4. Günlük Rutinleri Tamamen BırakmayınYas döneminde motivasyon düşebilir. Ancak temel rutinleri korumak önemlidir:Düzenli yemek yemekUyku saatlerine dikkat etmekHafif hareket etmekTemel sorumlulukları küçük adımlarla sürdürmekRutinler, zihne güvenlik hissi verebilir.5. Destek Almaktan ÇekinmeyinBazen yalnız kalmak iyi gelebilir, bazen de birine ihtiyaç duyulur. Güvendiğiniz insanlarla temas kurmak önemlidir. Her şeyi tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.Yasla İlgili Sık Görülen Zorlayıcı DüşüncelerKayıp sonrası bazı düşünceler kişiyi daha da zorlayabilir:“Daha fazlasını yapabilirdim.”“Ben mutlu olursam onu unutmuş olurum.”“Hayatım artık asla düzelmeyecek.”“Güçlü görünmeliyim.”“Ağlamak zayıflıktır.”Bu düşünceler çoğu zaman acının doğal bir parçasıdır ancak her zaman gerçek değildir. Özellikle suçluluk düşünceleri, kayıp sonrası sık görülebilir. İnsan zihni yaşananları anlamlandırmaya çalışırken geçmişteki detaylara takılabilir.Yas Sürecinde Çevrenin RolüYas yaşayan kişilere söylenen bazı cümleler iyi niyetli olsa da incitici olabilir:“Takma kafana.”“Zamanla geçer.”“Güçlü ol.”“Artık toparlanman lazım.”Bunun yerine şu tür yaklaşımlar daha destekleyici olabilir:“Yanındayım.”“Konuşmak istersen dinlerim.”“Bugün nasılsın?”“Bu sürecin zor olduğunu biliyorum.”Bazen çözüm sunmak değil, yanında kalmak en değerli destektir.Çocuklarda Yas SüreciÇocuklar da kayıp yaşar ancak bunu yetişkinler gibi ifade etmeyebilirler. Bazıları oyun davranışlarıyla, bazıları öfkeyle, bazıları sessizlikle tepki verebilir. Çocuğa yaşına uygun, açık ve güven verici şekilde bilgi vermek önemlidir. “Uyudu gitti” gibi ifadeler kafa karıştırabilir.Çocuğun duygularını ifade etmesine alan açmak ve rutinleri korumak destekleyici olur.Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?Yas doğal bir süreçtir. Ancak bazı durumlarda profesyonel destek önemli olabilir:Uzun süre günlük yaşamı sürdürememeYoğun suçluluk ve kendini cezalandırma düşünceleriŞiddetli kaygı veya depresif belirtilerSürekli izolasyonUyku ve iştahın ciddi bozulmasıKayıpla ilgili yoğun işlev kaybıTravmatik kayıp yaşanmasıDestek almak, acının normal olmadığını değil; bu yükü tek başına taşımak zorunda olmadığınızı gösterir.Yas Geçer mi?Birçok kişi “Bu acı ne zaman geçecek?” diye sorar. Yas çoğu zaman tamamen silinmez; şekil değiştirir. İlk başta keskin ve yoğun olan acı zamanla daha taşınabilir hale gelebilir. Kişi kaybı unutmadan yaşamına devam etmeyi öğrenebilir.Acının azalması sevginin azaldığı anlamına gelmez. Hayata yeniden yönelmek, kaybedilen kişiyi veya değeri unutmak değildir. Yasın iyileşmesi, bağın sona ermesi değil; bağın yeni bir biçim almasıdır.Kayıp ve yas, insan olmanın en derin deneyimlerinden biridir. Sevdiğimiz, alıştığımız veya anlam yüklediğimiz bir şeyi kaybettiğimizde sarsılmamız doğaldır. Yas bir bozukluk değil, bağ kurabilen bir kalbin verdiği tepkidir.Bu süreçte kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Kimisi sessizce yas tutar, kimisi konuşarak, kimisi ağlayarak, kimisi uzun süre hiçbir şey hissedemeyerek. Doğru yas tutma biçimi yoktur.Zaman içinde acı tamamen yok olmayabilir ama değişebilir. Bugün dayanılmaz görünen hisler ileride daha taşınabilir hale gelebilir. Anılar acı vermenin yanında güç de verebilir. Eğer bu süreçte zorlanıyorsanız, yalnız değilsiniz. Destek istemek güçsüzlük değil, iyileşmeye açılan önemli bir adımdır. Yasın içinde bile yaşamla yeniden bağ kurmak mümkündür.
Begüm KALFE 29.04.2026

Uykuya Dalmakta Zorluk ve Düşüncelerle Baş Edememe: Zihin Gece Neden Susmaz?

Gün boyu yoğun bir tempo içinde ilerlerken çoğu zaman düşüncelerimizi fark etmeyiz. İş, okul, sorumluluklar, sosyal ilişkiler ve günlük telaş zihni meşgul eder. Ancak gece yatağa uzandığımızda dış dünya sessizleşir, dikkat dağıtan uyaranlar azalır ve gün içinde bastırdığımız düşünceler daha görünür hale gelir. Birçok kişi tam da bu noktada uykuya dalmakta zorlandığını, zihninin durmadığını ve düşüncelerle baş edemediğini ifade eder.“Yatağa giriyorum ama aklım susmuyor.”“Uyumam gerektiğini biliyorum ama sürekli bir şeyler düşünüyorum.”“Geçmişte olanları, gelecekte olacakları düşünüp duruyorum.”Eğer siz de buna benzer bir süreç yaşıyorsanız yalnız değilsiniz. Uykuya dalma güçlüğü çoğu zaman yalnızca uyku problemi değildir; zihinsel yükün, stresin ve duygusal yorgunluğun bir yansıması olabilir.Gece Düşünceler Neden Artar?Bunun temel sebeplerinden biri gün içinde sürekli aktif olan zihnin, gece ilk kez durma alanı bulmasıdır. Gün boyunca ertelenen kaygılar, çözümlenmemiş meseleler, pişmanlıklar veya gelecek planları sessizlikte daha belirgin hale gelir.Ayrıca gece saatlerinde beden yorulmuş olsa da zihin hâlâ alarm halinde olabilir. Özellikle stresli dönemlerde beyin, dinlenme moduna geçmek yerine tehdit taramasına devam eder. Bu da kişinin gevşeyememesine ve uykuya geçişte zorlanmasına neden olur.Bazı kişilerde ise şu düşünceler döngüyü artırır:“Yarın erken kalkacağım, hemen uyumalıyım.”“Yine uyuyamayacağım.”“Uyumazsam yarın mahvolurum.”“Neden normal insanlar gibi uyuyamıyorum?”Bu düşünceler anlaşılır olsa da farkında olmadan performans baskısı yaratır. Uyku doğal bir süreçken, kontrol edilmesi gereken bir görev gibi algılanmaya başlar.Düşüncelerle Savaşmak Neden İşe Yaramaz?Çoğu kişi uyuyabilmek için düşünmemeye çalışır. Ancak zihin baskıyla susturulamaz. “Bunu düşünmeyeceğim” demek, çoğu zaman o düşüncenin daha sık gelmesine neden olur. Buna psikolojide paradoksal etki denir.Örneğin size “beyaz bir ayıyı düşünmeyin” denildiğinde zihninizde ilk canlanan şey genellikle beyaz ayıdır. Aynı şekilde “kaygılanmayacağım” veya “şimdi susmalıyım” baskısı da zihinsel gerginliği artırabilir.Bu nedenle hedef, düşünceleri zorla durdurmak değil; onlarla ilişkinizi değiştirmek olmalıdır.Uyku Öncesi Zihni Rahatlatmak İçin Sağlıklı Yaklaşımlar1. Gün İçinde Zihne Alan AçınBazı kişiler gün boyu kendine hiç durma alanı tanımaz. Duygular bastırılır, sorunlar ertelenir, zihinsel yük birikir. Gece ise hepsi bir anda gelir.Gün içinde kısa duraklamalar vermek, düşünceleri yazmak, kendinize “şu an ne hissediyorum?” diye sormak gece zihinsel taşmayı azaltabilir.2. Düşünce Defteri KullanınYatmadan 1–2 saat önce aklınıza gelenleri bir kâğıda yazın. Yapılacaklar listesi, endişeler, yarına bırakılan işler, zihni meşgul eden meseleler… Yazmak zihne şu mesajı verir: “Bunu unutmayacağım, şu an taşımasına gerek yok.”Bu yöntem özellikle sürekli plan yapan veya unutmaktan korkan kişilerde oldukça rahatlatıcı olabilir.3. Uyumaya Çalışmak Yerine Gevşemeye OdaklanınUyku doğrudan zorlanarak elde edilemez. Ancak beden gevşediğinde ve tehdit algısı azaldığında uykuya geçiş kolaylaşır.Bu nedenle yatakta “uyumalıyım” baskısı yerine şu yaklaşım daha işlevseldir:“Şu an sadece dinleniyorum. Uyku gelirse gelir.”Bu küçük zihinsel değişim performans baskısını azaltabilir.4. Bedeni SakinleştirinZihin ve beden birbiriyle bağlantılıdır. Beden gerginse zihin de alarm halinde olabilir. Uyku öncesi uygulanabilecek bazı yöntemler:Yavaş ve derin nefes egzersizleriKas gevşetme çalışmalarıBeden tarama farkındalığıLoş ışıkta sakin bir rutin oluşturmaTelefon ve yoğun uyarandan uzaklaşmaAmaç kusursuz bir rutin değil, bedene güvenlik hissi vermektir.5. Düşünceleri Gerçek Gibi Değil, Zihinsel Olay Gibi GörünGece gelen her düşünce gerçek değildir. Bazıları sadece yorgun beynin ürettiği senaryolardır.Örneğin:“Yarın kesin berbat geçecek.”“Hayatım kontrolden çıkıyor.”“Ben asla düzelmeyeceğim.”Bu cümleleri gerçek kabul etmek yerine şöyle yaklaşabilirsiniz:“Şu an zihnim kaygılı senaryolar üretiyor.”“Bu bir düşünce, gerçeklik kanıtı değil.”“Yorgunken zihnim daha karamsar olabilir.”Bu farkındalık düşüncelerin etkisini azaltabilir.Ne Zaman Destek Alınmalı?Bazen uyku sorunu geçici bir stres dönemine bağlı olabilir. Ancak şu durumlarda profesyonel destek faydalı olabilir:Haftalardır uykuya dalamamaGeceleri yoğun kaygı yaşamaGün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığıSürekli zihinsel yorgunluk hissiUyku nedeniyle yaşam kalitesinde düşüşDüşüncelerle tek başına baş edememe hissiUyku problemi çoğu zaman çözümsüz değildir. Doğru destekle hem zihinsel yük hem uyku düzeni iyileşebilir.Uykuya dalmakta zorlanmak ve gece düşüncelerle baş edememek çoğu zaman yalnızca bir uyku problemi değildir. Genellikle zihinsel yorgunluğun, stresin, bastırılmış duyguların veya uzun süredir taşınan yüklerin bir yansımasıdır. Gün içinde ertelenen kaygılar ve çözümlenmemiş meseleler, gece sessizlikle birlikte daha görünür hale gelebilir. Bu nedenle kendinize “Neden uyuyamıyorum?” diye öfkelenmek yerine “Zihnim bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye sormak daha şefkatli ve işlevsel bir yaklaşım olabilir.Uyku, zorla gerçekleştirilen bir performans değildir. Ne kadar kontrol etmeye çalışılırsa bazen o kadar uzaklaşabilir. Bu noktada amaç düşünceleri tamamen susturmak değil, onlarla kurulan ilişkiyi değiştirmektir. Bedeni sakinleştirmek, gündüz stres yönetimine alan açmak, zihni rahatlatan rutinler oluşturmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak süreci kolaylaştırabilir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, ekran maruziyetini azaltmak ve kendinize gün içinde dinlenme alanları tanımak da destekleyici olabilir.Unutulmamalıdır ki zaman zaman herkes zor dönemlerden geçebilir ve bu dönemlerde uyku etkilenebilir. Bu durum başarısızlık ya da güçsüzlük göstergesi değildir. Eğer uyku sorunu uzun süredir devam ediyor, yaşam kalitenizi etkiliyor veya tek başınıza baş etmekte zorlanıyorsanız destek almak önemli bir adımdır. Doğru yöntemlerle zihin sakinleşebilir, beden gevşeyebilir ve uyku yeniden doğal akışına kavuşabilir. Sabırlı ve istikrarlı adımlar çoğu zaman düşündüğünüzden daha etkili sonuçlar yaratır. .
Begüm KALFE 29.04.2026