1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Psikoz nedir?Psikoz 'damıyım? Ne yapabilirim ?

Psikoz nedir?Psikoz 'damıyım? Ne yapabilirim ?

Psikoz Nedir?

Psikoz nedir, psikoz beyninizin bilgiyi işleme şeklini etkileyen bir durumdur. Psikoz gerçeklikle bağlantınızı kaybetmenize neden olur. Psikoz sebebiyle gerçek olmayan şeyleri görebilir, duyabilir veya inanabilirsiniz. Psikoz bir hastalık değil, semptomdur. Zihinsel veya fiziksel bir hastalık, madde bağımlılığı, aşırı stres veya travma psikoza neden olabilir.

Psikoz kelimesi, gerçeklikle temasın bir kaybolduğu zihinsel durumları tanımlamak için kullanılır. Birisi bu şekilde hastalandığında buna psikotik dönem denir. Psikoz döneminde kişinin düşünceleri ve algıları bozulur, kişi neyin gerçek neyin gerçek olmadığını anlamakta güçlük çekebilir. Psikoz belirtileri arasında sanrılar (yanlış inançlar) ve halüsinasyonlar (başkalarının görmediği veya duymadığı şeyleri görme veya duyma) bulunur. Diğer belirtiler arasında tutarsız veya anlamsız konuşma ve duruma uygun olmayan davranışlar gerçekleştirme yer alır. Psikotik bir epizoddaki bir kişi ayrıca depresyon, kaygı, uyku sorunları, sosyal geri çekilme, motivasyon eksikliği ve genel olarak işlevsellik zorluğu yaşayabilir.

Şizofreni gibi psikotik bozukluklar, genellikle gençlik yıllarının sonlarında veya yetişkinliğin başlarında kişide ilk defa psikoz oluşturabilir. Doktorların psikozun ilk bölümü (FEP) dedikleri şeyden önce bile, hareket etme veya düşünme şeklinizde küçük değişiklikler gösterebilirsiniz. Buna prodromal dönem denir ve günler, haftalar, aylar ve hatta yıllar sürebilir.

Bazen şizofreni veya bipolar bozukluk gibi birincil psikotik bir hastalığınız olmasa bile gerçeklikle bağlantınızı kaybedebilirsiniz. Bu olduğunda buna ikincil psikoz denir.

Bu nöbetler, uyuşturucu kullanımı veya tıbbi bir durum gibi başka bir sebepten kaynaklanmaktadır. Sebep ne olursa olsun, kısa sürede kaybolma eğilimindedirler ve onlara neden olan durumu tedavi ederseniz genellikle tekrar oluşmazlar.


Akut Psikoz Nedir?

Akut psikoz nedir, akut psikoz genellikle ani başlangıçlı, tek seferlik bir olaydır. Bazı durumlarda ise akut psikoz tekrar tekrar ortaya çıkabilir veya kronik psikozun erken evresi olabilir. Akut psikoz vefat sonrası yas, evliliğin sona ermesi, işsizlik, hapis, kaza, doğum veya göç ve sosyal izolasyon gibi durumların sonrasında ortaya çıkabilir. 

Akut psikozun semptomları, kısa bir sanrı ve bu sanrı nedeniyle düşünce değişiklikleri, halüsinasyon ve bunun sonucunda algıda değişiklikler, sosyal işlevsellikte azalma ve düşük motivasyonu içerir.

 

Akut psikozda beyni etkileyen diğer tıbbi durumları dışlamak için bazen kan araştırmaları ve beyin taramaları yapılır.

Tedavi ilaç kullanımı ile gerçekleştirilir. Antipsikotik ilaç reçete etmeden önce, doktorunuz altta yatan diğer bir hastalık olup olmadığı veya toksik madde kullanımı gibi olasılıkları göz önünde bulunduracaktır.

Antipsikotik tedavi, kronik psikozda kullanılanlar ile aynıdır ve kullanımı en az 3 ay sürmelidir. 3 ay sonra, hasta stabil ise, tedaviyi 4 hafta içinde kademeli olarak durdurulur ve hasta gözlemlenir.

Şiddetli anksiyete veya ajitasyon için, tedavinin başlangıcında antipsikotik tedaviye kısa süreli anksiyolitik veya sedatif tedavi eklenebilir.


Psikoz Risk faktörleri

Kimlerin psikoza eğimli olduğunu tespit etmek şu an için mümkün değil. Ancak, araştırmalara göre genler önemli bir rol oynuyor. 

Ebeveyn ya da kardeş gibi bir aile yakınında psikoz görülen insanlarda psikoza rastlanma olasılığı yüksektir. 

22q11.2 delesyon sendromu ile doğan çocuklarda, başta şizofreni olmak üzere psikotik sorunlar yaşama olasılığı yüksektir. 




Psikoz Belirtileri

Psikoz aniden başlamaz. Genellikle şu düzeni izler:

Psikozdan önceki uyarı işaretleri

Dünyayı düşünme ve anlama şeklinizdeki kademeli değişikliklerle başlar. Siz veya aile üyeleriniz şunları fark edebilir:

  • Notlarda veya iş performansında düşüş
  • Düşünmek veya konsantre olmakta güçlük çekmek
  • Başkalarının etrafında şüphe veya huzursuzluk
  • Kişide bakım veya hijyen eksikliği
  • Normalden daha fazla yalnız zaman geçirmek
  • Durumların gerektirdiğinden daha güçlü duygular göstermek
  • Hiç duygu hissetmemek

Erken psikoz belirtileri 

Şunları gözleyebilirsiniz:

  • Başkalarının görmediği şeyleri duymak, görmek veya tatmak
  • Alışılmadık inançlara veya düşüncelere inanmak
  • Aileden ve arkadaşlardan uzaklaşmak
  • Kendine bakmayı bırakmak
  • Net düşünememek veya dikkat eksikliği

Psikotik nöbet belirtileri

Sanrı ve halüsinasyonlar birbirinden farklı olmasına rağmen psikoz yaşayan tüm hastalarda sıklıkla görülür. Bu sanrı ve halüsinasyonlar kişiye gerçekmiş gibi görünür. Genellikle yukarıdakilerin hepsine ek olarak aşağıdakiler de gözlenmektedir:

Halüsinasyonlar

Halüsinasyon, dış uyaranların yokluğunda ortaya çıkan duyusal bir algıdır. Bu durumda görme, duyma, hissetme ya da koku alma mevcut değildir. Halüsinasyon gören bir insan, gerçekte var olmayan şeyler görebilir ya da tek başınayken birilerinin konuştuğunu duyabilir. 

  • İşitsel halüsinasyonlar: Etrafta kimse yokken sesler duymak
  • Dokunsal halüsinasyonlar: Açıklayamayacağınız tuhaf hisler veya duygular
  • Görsel halüsinasyonlar: Orada olmayan insanları veya nesneleri görmek 

Sanrılar

Sanrı, gerçekler ve doğrularla çakışmasına rağmen ısrarla tutunulan inanışlar veya izlenimlerdir. Paranoya, büyüklük sanrıları ve fiziksel sanrılar bulunur. 

Sanrılar gören insanlar takip edildiğini ya da gizli mesajlar aldığını düşünür. Büyüklük sanrısı yaşayan insanlar, kendilerini abartılmış derecede önemli görür. Fiziksel sanrılarda ise hasta, aslında sağlıklı olmasına rağmen ölümcül bir hastalığa yakalandığına inanır.

Normal düşünce tarzınızla uyumlu olmayan ve başkalarına mantıklı gelmeyen inançlar, örneğin:

  • Dış güçlerin duygularınız ve eylemlerinizi kontrol etmesi.
  • Küçük olayların veya yorumlardan büyük anlamlar çıkarmak
  • Özel güçleriniz olduğunu düşünmek, özel bir görevde olduğunuzu veya aslında bir tanrı olduğunuzu düşünmek.

 


Psikozun Neden Olur?

Tüm psikoz vakaları farklıdır, bu nedenle sebep olan unsur her zaman tam olarak belli değildir. Ancak psikoza yol açabilecek bazı farklı hastalıklar vardır. Uyuşturucu bağımlılığı, uykusuzluk ve diğer çevresel faktörler gibi tetikleyiciler de etkilidir. Bunun yanında, belli başlı bazı durumlar farklı psikoz gelişimlerine yol açabilir. Doktorlar tam olarak neyin psikoza neden olduğunu bilmemektedir, ancak bilinen bazı risk faktörleri şunları içerir:

  • Genetik: Psikoz ilişkili genlere sahip olabilirsiniz, ancak bu her zaman psikoz geliştireceğiniz anlamına gelmez.
  • Uyuşturucular: Tetikleyiciler, bazı reçeteli ilaçları ve alkol, esrar, LSD ve amfetamin gibi uyuşturucuların kötüye kullanımını içerir.
  • Travma: Sevilen birinin ölümü, cinsel saldırı veya savaş psikoza yol açabilir. Travmanın türü ve meydana geldiği yaşınız da psikoz gelişiminde rol oynar.
  • Yaralanmalar ve hastalıklar: Travmatik beyin yaralanmaları, beyin tümörleri, felçler, Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, demans ve HIV psikoza neden olabilir.

Psikoz aynı zamanda şizofreni veya bipolar bozukluk gibi bir akıl hastalığının da belirtisi olabilir.

Madde Kullanımı Sonucunda Psikoz

Esrar gibi sinir sistemini baskılayan maddeler ve kokain, amfetamin gibi uyarıcı uyuşturucular, beyin aktivitenizi dramatik şekillerde etkileyebilir gerçek anlayışınızı değiştirebilir.

Çoğu zaman, maddeyi kullanmayı bıraktığınızda psikoz kaybolur. Ancak tüm bu uyuşturucularla birincil psikoz arasında güçlü bir bağlantı vardır. Amfetamin kaynaklı psikoz teşhisi konanların% 25'inden fazlası daha sonra psikotik hastalıklar geliştirmektedir. Esrar kullanımı, tüm psikoz vakalarının yaklaşık yarısında yer almaktadır.

Araştırmalar, bu maddelerin şizofrenik bozukluklar veya ailede psikoz öyküsü gibi psikiyatrik rahatsızlıkları olan kişilerde halihazırda mevcut olduğunda durumu ortaya çıkaracak kadar psikoza neden olmayabileceğini göstermektedir.

Akıl hastalığını tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar da psikoza yol açabilir. Nadir olsa da, aylarca veya yıllarca bir antipsikotik (klorpromazin, flufenazin, haloperidol, perfenazin ve diğerleri gibi) kullanıyorsanız, uzun süreli etkileri nedeniyle geç diskinezi denen bir hareket bozukluğu geliştirebilirsiniz. 

İlaçla tetiklenen semptomların çoğu, ilaç sisteminizden ayrıldıktan sonra ortadan kalkar. Ancak kokain, PCP (diğer adıyla melek tozu) ve amfetamin kaynaklı psikoz haftalarca sürebilir. Siz nöbetin geçmesini beklerken, doktorunuz lorazepam (Ativan) gibi bir anti-anksiyete ilacı veya belki bir antipsikotik ile belirtileri hafifletebilir.

Başka Hastalıklar Sonucunda Psikoz

Bazı hastalıklar psikoza yol açabilir:

• Parkinson hastalığı, Huntington hastalığı ve bazı kromozomal bozukluklar gibi beyinsel problemler 

Beyin tümörleri ve kistler 

Bazı demans türleri sonucu psikoz görülebilir:

Alzheimer 

• HIV, frengi ve beyine saldıran diğer enfeksiyonlar

• Bazı epilepsi türleri 

• Felç


  • Postiktal psikoz (PIP), art arda birkaç nöbet geçiren epilepsili bazı kişilerde görülür. Uzun süredir bir nöbet bozukluğunuz olduğunda veya geçmişte akıl hastalığınız olduğunda postiktal psikoz oluşumu daha olasıdır.

Olanzapin ve risperidon gibi antipsikotik ilaçlar semptomları durdurabilir ve gelecekteki nöbetleri önlemeye yardımcı olabilir.

  • Miksödematöz psikoz, hipotiroidizm olarak bilinen tiroid bezinin iyi çalışmadığı durumlarda ortaya çıkabilir. Tiroid hormonunun beyninizi etkileme şekli nedeniyle, vücudunuzda yeterince tiroid hormonu yoksa halüsinasyonlar, sanrılar ve tat veya koku duyunuzda değişiklikler olabilir. Doktorunuz, miksödem psikozunu doğrulamak ve şizofreni gibi diğer durumları dışlamak için tiroid uyarıcı hormon (TSH) seviyenizi test edebilir.

Tiroid hormonu almak, tiroid bezinizin aktivitesini dengelemeye ve psikozu sona erdirmeye yardımcı olabilir.

Kadınlarda Hormonal Değişiklikler Sonucunda Psikoz

Çok nadir olmasına rağmen, bazı kadınlarda adet psikozu gözlenebilir. Adet döngünüzün farklı noktalarında hormon miktarlarındaki değişimler, düşünmeyi ve ruh halinizi etkileyebilir. Bu tür psikoz, başlangıçta, yumurtlama döneminde veya adetinizin başlamasından önceki birkaç gün içinde ortaya çıkabilir.

Menstrüel psikoz hızla ortaya çıkabilir ve aynı hızla ortadan kaybolabilir. Nöbetler sırasında neyin gerçek olduğu konusunda kafanız karışabilir, halüsinasyon görebilir ve doğru olmayan şeylere inanabilirsiniz.

Bilişsel davranışçı terapi (CBT) ve antipsikotik ilaçlar semptomlarınızı önlemeye yardımcı olabilir.


Psikoz Teşhisi

Bir psikolog veya psikiyatrist ile görüşebilirsiniz. Semptomlarınıza neyin neden olmuş olabileceğini sorgulayacak ve ilgili durumları arayacaklardır. Doktorlar, psikotik semptomlara neden olabilecek diğer şeyleri ekarte ettikten sonra zihinsel hastalıkları teşhis eder.

Yetişkinlerde görülen pek çok psikoz belirtisine genç insanlarda rastlanılmaz. Örneğin, küçük çocukların sıklıkla konuştukları hayali arkadaşları vardır. Bu, çocuğun hayal gücünün göstergesidir ve gayet normaldir. 

Ancak çocuklarda veya ergenlerde psikozdan endişe ediliyorsa, mutlaka doktora danışılmalıdır. 

Psikozlu olup olmadığınızı nasıl anlarsınız?

Bir psikoz tedavi merkeziyle iletişime geçerek sizi takip eden adımların adımları:

İyi bir görünüme sahip olmanız önemlidir, bunun için para ödemeniz gerekecek ve uzun süre kullanabileceksiniz. Kediye bu şekilde bakmalısınız.

Her boyuttaki yaşamın çeşitli oranları ve belirtilerine ilişkin detaylı sorular sorulur. Bu, sizin sizin için daha iyi anlamamıza ve ailenizi daha iyi tanımamıza yardımcı olur. Bu kuş sizin için çok önemli ve kuş bakışı görebileceksiniz.

Bilakis muğlak, tam tespit edilemeyen gözlemlenirse, boyut kontrolü için düzenlenen görüşmeler sunulur. Başka bir ruhsal soruna işaret eden oluşumlar tespit edilirse, ilgili kuruma havale edilirsiniz. Ürünün boyutunun daha küçük olduğunu unutmamak önemlidir.


Eğer bir psikoz başlangıcınız varsa, bariz belirtileri tespit edilirse, daha kapsamlı bir tanılama yapılır. Bu standart, psikolojik ve tıbbi bir testtir, EKG, epilepsi vb. olup, EEG ve X-ışını CCT ve MRT'den de yararlanabilirsiniz. Bilişsel sorunlar da varsa, ek olarak nöropsikolojik test uygulanmaktadır. Bütün bu incelemeler rutin işlemlerdir ve acısızdır.

Muayene süresi boyunca, size bu islemlerde refakat edecek bir terapistle temasınız devam eder.


Son olarak sağlık sonuçları ve sonuçlardan yola çıkan terapinin devamı için gerekli adımlar hakkında detaylı bir şekilde görüşülür. Bu arada terapi boyunca kendinizi güvende hissetmeniz ve aynı zamanda terapinin tüm aşamalarında ortak karar verebilmenizin esası önemlidir. Ayrıca yakınların iyi bilgilendirilerek sürece dahil edilmesi ve boylece daha az endişe duymalarını sağlamak da önemlidir.



Psikoz Tedavisi

İlk psikoz atağından sonra hemen tedaviye başlamak önemlidir. Erken başlayan tedavi, semptomların ilişkilerinizi, işinizi veya okulunuzu etkilemesini önlemeye yardımcı olacaktır. Ayrıca, erken tedavi psikoz nedeniyle oluşabilecek daha fazla sorundan kaçınmanıza da yardımcı olabilir.

Doktorunuzun tedavi olarak ne önereceği, psikozunuzun altında yatan nedene bağlı olacaktır.

Doktorunuz belirtilerinizi hafifletmek için hap, sıvı veya enjeksiyon halinde antipsikotik ilaçlar yazacaktır. Ayrıca uyuşturucu ve alkol kullanmaktan kaçınmanızı önerecektir.

Kendinize veya başkalarına zarar verme riskiniz varsa veya davranışınızı kontrol edemiyor, günlük aktivitelerinizi gerçekleştiremiyorsanız, hastanede tedavi olmanız gerekebilir. Doktorunuz belirtilerinizi kontrol edecek, psikozun nedenlerini arayacak ve sizin için en iyi tedaviyi önerecektir.

• Ani yatıştırma 

Psikoz yaşayan bazı insanlar kendini aşırı rahatsız eder ve kendine ya da çevresindekilere zarar verebilir. Böyle durumlarda bu insanları çabucak yatıştırmak gerekir. Bu yönteme ani yatıştırma adı verilir. Hızlı etki eden bir enjeksiyon veya sıvı ilaç uygulanarak hasta yatıştırılır. 

• İlaç tedavisi

Antipsikoz adı verilen ilaçlarla, psikoz belirtileri yaşayan hastalar kontrol altına alınabilir. Bu ilaçlar halüsinasyon ve sanrıları azaltarak kişilerin zihinlerinin daha açık olmasını sağlar. Bu ilaçlar, hastalığın belirtilerine uygun olarak önerilir. 

Çoğu durumda belirtileri kontrol altına almak için antipsikoz ilaçları kısa süreli kullanılır. Şizofreni hastası insanlar ise ömür boyu bu ilaçları kullanmak zorunda kalabilir.

Bilişsel davranışçı terapi

Bilişsel davranışçı terapi, hastanın düzenli aralıklarla bir sağlık danışmanıyla görüşerek düşünce ve davranışlarının değiştirilmesi sürecidir. Bu yaklaşımın hastalarda kalıcı değişikliklerde ve hastalığı daha iyi idare etmelerinde etkili olduğu izlenmiştir. İlaçlarla tedavi edilemeyen pek çok psikoz belirtisinde faydalı olduğu görülmüştür. 



Psikoz Hastalığında Psikoterapi

İlaçlarla birlikte psikolojik danışmanlık da psikozun yönetilmesine yardımcı olabilir.

  • Bilişsel davranışçı terapi (BDT), psikotik dönemleriniz olduğunda bunu fark etmenize yardımcı olabilir. Ayrıca gördüğünüz ve duyduğunuz şeyin gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu anlamanıza yardımcı olur. Bu tür bir terapi ayrıca antipsikotik ilaçların ve tedavinize bağlı kalmanın önemini vurgulamaktadır.
  • Destekleyici psikoterapi, psikozla yaşamayı ve onu yönetmeyi öğrenmenize yardımcı olur. Aynı zamanda size sağlıklı düşünme yollarını da öğretir.
  • Bilişsel geliştirme terapisi (CET), daha iyi düşünmenize ve anlamanıza yardımcı olmak için bilgisayar egzersizlerini ve grup çalışmasını kullanır.


Yayınlanma: 20.11.2023 11:42

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:42

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Depresif Bozukluklar
Varoluşsal Anlam Arayışı
Yalnızlık
İlişki / Evlilik Problemleri
+6
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi

Hayatınızda başkalarının taleplerini kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyduğunuz kaç an var? Arkadaşınızı kırmamak için gittiğiniz o yorgun akşam yemeği, iş yerinde aslında göreviniz olmayan ama "hayır" diyemediğiniz için üstlendiğiniz projeler veya ailenizin beklentileri altında ezilen kendi istekleriniz... Eğer sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendinizden bir şeyler eksildiğini hissediyorsanız, özgüveninizin en büyük düşmanıyla tanışıyor olabilirsiniz: Sınır koyamama sorunu.Peki, neden "hayır" demek bu kadar zor? Neden sınırlarımızı korumaya çalıştığımızda suçluluk duyuyoruz? Bu yazıda, sınır çizmenin psikolojik temellerine inecek ve özgüvenle bağını keşfedeceğiz.1. Sınır Çizmek Neden Bu Kadar Zor?Psikolojide sınır koyamama davranışı, genellikle geçmişte edindiğimiz bazı temel inançlarla (şemalarla) yakından ilgilidir. Özellikle Şema Terapi ekolü çerçevesinden baktığımızda, şu şemalar sınır çizmemizi engelleyen ana unsurlardır:Boyun Eğicilik Şeması: Kişinin, başkaları tarafından kontrol edilme veya cezalandırılma korkusuyla kendi isteklerini bastırmasıdır. "Eğer hayır dersem beni sevmezler" veya "Öfkelenirlerse bununla baş edemem" düşüncesi bu şemanın temelidir.Kendini Feda Şeması: Başkalarının acı çekmesini engellemek veya onlara yardımcı olmak adına kendi ihtiyaçlarını tamamen göz ardı etmektir. Bu kişiler genellikle çevrelerinde "çok yardımsever" olarak bilinirler ama iç dünyalarında derin bir boşluk ve tükenmişlik hissederler.Onay Arayıcılık Şeması: Öz-değerini sadece başkalarından gelen takdir ve onaya bağlamaktır. "Hayır" demek, karşı taraftan gelecek olumsuz bir tepki riskini göze almak demektir ve onay arayıcı birey için bu risk çok korkutucudur.2. Sınır Çizmemenin Bedeli: Kronik Yorgunluk ve TükenmişlikSürekli olarak başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmak, sadece zihinsel bir yük değil, aynı zamanda fiziksel bir yorgunluk kaynağıdır. Sınır çizemeyen bireylerde sıklıkla kronik stres, uyku bozuklukları ve psikosomatik ağrılar (özellikle omuz ve boyun ağrıları) gözlemlenir. Zihin sürekli olarak "Acaba birini kırdım mı?" veya "Sıradaki istek ne olacak?" kaygısıyla meşgul olduğu için, dinlenme anlarında bile gerçek bir rahatlama yaşanamaz. Bu durum uzun vadede tükenmişlik sendromuna (burnout) ve yaşama karşı duyulan ilginin azalmasına yol açabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı ertelemek, bir süre sonra öz-şefkat duygusunun kaybolmasına neden olur.3. İş Hayatında Profesyonel Sınırlar: Kariyerinizi KorumakPek çok danışanım, özellikle iş hayatında sınır çizmenin "tembellik" veya "başarısızlık" olarak algılanmasından korkar. Oysa sağlıklı sınırlar, sizi daha verimli bir çalışan yapar. Her şeye "evet" dediğinizde, asıl odaklanmanız gereken öncelikli işlerinizdeki kalite düşer. Profesyonel sınırlar; mesai saatlerinize sadık kalmak, uzmanlık alanınız dışındaki işleri nezaketle reddetmek ve mola zamanlarını korumaktır. Unutmayın, iş yerinde çizilen sınırlar sizi "zor biri" yapmaz; aksine, zamanını ve emeğini doğru yöneten "saygın biri" yapar.4. Sınırlar ve Özgüven Arasındaki Kritik BağÖzgüven, sadece "ben yapabilirim" demek değildir; özgüven aynı zamanda "benim ihtiyaçlarım da önemli" diyebilme cesaretidir. Sağlıklı sınırları olmayan bir bireyin özgüveni sürekli dış faktörlere bağlıdır. Başkaları sizi onayladığında kendinizi iyi, eleştirdiğinde ise değersiz hissedersiniz.Sınır çizmek, kendinize olan saygınızı koruma biçiminizdir. Kendi alanınızı koruduğunuzda, zihninize şu mesajı gönderirsiniz: "Benim zamanım, enerjim ve duygularım kıymetli." Bu mesaj içselleştirildikçe, dışarıdan gelen onaya olan ihtiyacınız azalır ve gerçek özgüven inşa edilmeye başlar.5. Sınır Koyma Türlerini TanıyalımSınırlar sadece fiziksel değildir; yaşamın pek çok alanına yayılırlar:Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularından kendinizi sorumlu tutmamaktır. Bir yakınınız mutsuz olduğunda onu teselli edebilirsiniz, ancak onun mutsuzluğunun "sebebi" veya "çözümü" siz olmak zorunda değilsiniz.Zihinsel Sınırlar: Kendi düşünce ve inançlarınızı korumaktır. Başkalarının fikirlerine saygı duyarken, onlarla aynı fikirde olmama hakkınızı saklı tutmaktır.Zaman ve Enerji Sınırları: Sınırlı olan vaktinizi ve enerjinizi kime, ne kadar ayıracağınıza karar vermektir. "Bu akşam kendime vakit ayırmak istiyorum" demek, meşru bir sınırdır.6. Suçluluk Duymadan "Hayır" Demek Mümkün Mü? Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bize duygulardan kaçmak yerine onlarla nasıl yaşayacağımızı öğretir. Sınır koyduğunuzda suçluluk hissetmeniz çok normaldir; çünkü zihniniz eski alışkanlıklarını korumaya çalışıyordur.Duyguyu Gözlemleyin: Suçluluk geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an zihnim bana başkalarını hayal kırıklığına uğrattığımı söylüyor ve bu yüzden suçluluk hissediyorum" diyerek duyguyu etiketleyin.Değerlerinize Odaklanın: Sınır koyduğunuzda neye "evet" dediğinizi düşünün. Arkadaşınıza "hayır" derken, belki de kendi dinlenme ihtiyacınıza veya ailenize ayıracağınız vakte "evet" diyorsunuzdur.Bilişsel Yeniden Yapılandırma (BDT): "Hayır dersem bencil biriyim" gibi otomatik düşüncelerinizi, "Kendi sınırlarımı korumak beni bencil değil, sağlıklı bir birey yapar" gibi daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin.7. Profesyonel Destek Almanın ÖnemiSınır çizme sorunu genellikle çok derinlerde yatan değersizlik ve yetersizlik hislerinden beslenir. Yılların getirdiği bu kalıpları tek başına değiştirmek bazen direnç yaratabilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci; sınır koymanızı engelleyen çocukluk şemalarınızı fark etmenizi sağlar, güvenli ve yargısız bir alanda "hayır" deme pratiği yapmanıza yardımcı olur ve sosyal fobi veya anksiyete gibi sınır koymayı zorlaştıran diğer etmenleri ele almanıza imkan tanır.8. Kendi Değerinizi Yeniden TanımlayınSınır çizme yolculuğu, aslında kendinize verdiğiniz değeri yeniden keşfetme sürecidir. Başkalarını mutlu etmek için harcadığınız o muazzam enerjiyi, kendi iç dünyanızı iyileştirmeye ve öz-şefkat geliştirmeye yönlendirdiğinizde hayatınızdaki dengelerin nasıl değiştiğine şaşıracaksınız. "Hayır" demek, köprüleri yıkmak değil; kendi bahçenizin kapılarını sadece gerçekten davet etmek istediğiniz kişilere açmaktır.Bu süreçte zorlandığınız her an, bu değişimin sadece bir alışkanlık değişikliği değil, derin bir özgürleşme adımı olduğunu hatırlayın. Terapi odası, bu özgürleşme yolunda size güvenli bir laboratuvar sunar. Kendi ihtiyaçlarınızın sesini duymaya başladığınızda, sadece kendinizle değil, çevrenizle olan bağlarınızın da çok daha samimi ve dürüst bir zemine oturduğunu göreceksiniz. Siz, sınırlarınızla ve olduğunuz halinizle değerlisiniz.Unutmayın; "Hayır" bir tam cümledir ve herhangi bir açıklama gerektirmez. Kendi hayatınızın sınırlarını belirlemek, kendinize verdiğiniz en büyük değerdir. KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Şema Terapi: Uygulamacı Kılavuzu.Beck, J. S. (2011). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi.Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Kabul ve Kararlılık Terapisi.Neff, K. (2011). Öz-Şefkat: Kendinize Karşı Nazik Olmanın Kanıtlanmış Gücü.
Şevval TAŞ 04.02.2026

İçimizdeki Sahtekar: Imposter Sendromu Nedir?

Hayatınızda her şey dışarıdan bakıldığında "yolunda" görünse de, iç dünyanızda bitmek bilmeyen bir huzursuzluk mu var? İyi bir kariyer, sevgi dolu bir aile ya da akademik başarılar bile kendinizi "gerçekten başarılı" hissetmenize yetmiyor mu? Eğer içinizdeki bir ses sürekli olarak başarınızın bir "tesadüf" olduğunu, aslında yeterince zeki veya yetenekli olmadığınızı ve bir gün herkesin bu "gerçeği" anlayacağını fısıldıyorsa; muhtemelen imposter (Sahtekarlık) sendromu ve derin bir yetersizlik hissiyle karşı karşıyasınız demektir.Peki, neden kendimize karşı bu kadar acımasızız? Neden başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendimizden esirgiyoruz? Bu yazıda, yetersizlik hissinin psikolojik kökenlerine inecek ve bu döngüden çıkış yollarını bilimsel ekoller ışığında inceleyeceğiz.1. Yetersizlik Hissi Nereden Gelir? Geçmişin Bugünkü YansımalarıPsikolojide hiçbir duygu sebepsiz değildir. Bugün hissettiğiniz yetersizlik duygusu, genellikle çocukluk döneminde atılan tohumların bir sonucudur. Özellikle Şema Terapi ekolü, bu durumu "Erken Dönem Uyumsuz Şemalar" ile açıklar. Zihnimizde çocuklukta oluşan bu kalıplar, birer gözlük gibidir ve dünyayı bu gözlüklerin renginde görmemize neden olur.Kusurluluk Şeması: Eğer çocukken duygusal ihtiyaçlarınız tam olarak karşılanmadıysa veya sürekli eleştirildiyseniz, "Ben temelde kusurluyum ve eğer insanlar beni gerçekten tanırsa benden uzaklaşırlar" inancını geliştirmiş olabilirsiniz. Bu inanç, yetişkinlikte kendinizi sürekli saklamanıza veya aşırı telafi mekanizmaları geliştirmenize yol açar.Yüksek Standartlar Şeması: Bazı aile yapılarında sevgi, performansa bağlıdır. Sadece "en iyi" olduğunuzda takdir edildiyseniz, yetişkinlikte kendinize hata yapma alanı bırakmayan, acımasız bir iç ses geliştirirsiniz. Bu şema altındaki kişi için "iyi", asla yeterli değildir; sadece "mükemmel" kabul edilebilirdir.Başarısızlık Şeması: Kişinin kendini akranlarıyla kıyasladığında her zaman daha yeteneksiz, daha şanssız veya daha başarısız hissetmesidir. Kişi gerçekten başarılı olsa bile, bu başarıyı dışsal faktörlere (şans, başkasının yardımı, kolay sınav vb.) bağlar; başarısızlığı ise tamamen kendi beceriksizliği olarak görür.2. Modern Dünyanın Tuzakları: Sosyal Medya ve "Mükemmel" Hayatlar İllüzyonuİçsel şemalarımızın üzerine bir de günümüzün dijital dünyası eklendiğinde, yetersizlik hissi kaçınılmaz hale gelebiliyor. Sosyal medya, bizlere başkalarının hayatlarının sadece "en parlak" anlarını sunar. Ancak biz kendi hayatımızın mutfağını, dağınıklığını, sabahki yorgunluğunu ve geceki kaygılarını biliyoruz. Başkasının "sahne önü" ile kendi "sahne arkamımızı" kıyaslamak, adil olmayan bir yarıştır.Sürekli maruz kalınan "ideal beden", "ideal kariyer" ve "ideal ebeveynlik" görselleri, zihnimizdeki "yeterli değilim" inancını her gün yeniden besler. Bu durum, bireyin kendi özgün değerlerinden uzaklaşmasına ve başkalarının onayına bağımlı bir yaşam sürmesine neden olur.3. İş Hayatında ve Akademik Yaşamda YetersizlikYetersizlik hissi en çok performans sergilediğimiz alanlarda bizi yakalar. İş hayatında yeni bir sorumluluk aldığınızda ya da akademik bir başarı elde ettiğinizde gelen o "Acaba hata mı yaptım?" korkusu, aslında gelişme arzunuzun gölgesidir. Bu duyguyla baş etmenin yolu, başarıyı sadece sonuç odaklı değil, süreç odaklı değerlendirmektir. Kazandığınız her deneyim, attığınız her adım sizi "yetersiz" değil, "öğrenen ve dönüşen" bir birey kılar. Profesyonel hayatta uzmanlaşmak, her şeyi bilmek değil, bilmediklerimizi nasıl öğreneceğimizi keşfetmektir.4. İçimizdeki Eleştirel Sesle Nasıl Bağ Kurarız?İçimizdeki eleştirel ses aslında bizi korumaya çalışan, ancak yöntemini şaşırmış bir parçamızdır. Genellikle bizi başarısızlıktan veya reddedilmekten korumak için "Zaten yapamazsın, deneme bile" diyerek bizi konfor alanımızda tutmaya çalışır. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bu noktada bize çok kıymetli bir perspektif sunar: Bu sesi susturmaya çalışmak yerine, onunla olan bağımızı değiştirmek.Düşünceleri birer "mutlak gerçek" olarak değil, zihnimizden geçen "kelime dizileri" olarak görmeye başladığımızda (Bilişsel Ayrışma), bu seslerin üzerimizdeki kontrolü azalır. "Ben yetersizim" demek yerine, "Şu an zihnimden yetersiz olduğuma dair bir düşünce geçiyor" demek, duyguyla aranıza sağlıklı bir mesafe koymanızı sağlar.5. Yetersizlik Hissini Yönetmek İçin 5 Somut AdımEğer bu duygu hayatınızın direksiyonuna geçtiyse, şu adımları uygulamaya başlayabilirsiniz:Kanıt Analizi Yapın (BDT Tekniği): Kendinizi yetersiz hissettiğiniz bir anı seçin. Bu duygunun lehine ve aleyhine olan somut kanıtları bir kağıda yazın. Göreceksiniz ki, aleyhteki (başarılarınız, çabalarınız, olumlu geri bildirimler) kanıtlar genellikle daha fazladır.Öz Şefkat Pratiği: Kendinize, çok sevdiğiniz bir arkadaşınız aynı durumda olsaydı ona neler söylerdiniz, diye sorun. Kendinize karşı kullandığınız dil, bir düşman dili mi yoksa destekleyici bir dost dili mi?Hata Yapma İzni Verin: Mükemmeliyetçilik gelişim değildir; gelişim, hatalardan ders çıkarabilme becerisidir. Haftada en az bir kez "bilinçli olarak" küçük, önemsiz bir hata yapın ve dünyanın başınıza yıkılmadığını deneyimleyin.Değerlerinize Odaklanın: Başkalarının beklentilerine veya onayına göre değil; sizin için gerçekten neyin önemli olduğuna göre hareket edin. Başarı, başkalarını geçmek değil, kendi değerlerinizle uyumlu bir hayat yaşamaktır.Duygularınızı Etiketleyin: Kaygı veya yetersizlik geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an yetersizlik hissi geldi, hoş geldi. Onu hissediyorum ama onun peşinden gitmek zorunda değilim" diyerek duyguyu misafir edin.6. Profesyonel Destek Almanın Önemi ve Terapi SüreciYetersizlik hissiyle tek başına mücadele etmeye çalışmak, fırtınalı bir denizde pusulasız yol almaya benzer. Birey, çoğu zaman kendi zihinsel kör noktalarını görmekte zorlanabilir ve içsel eleştirel sesleri "mutlak gerçekler" olarak kabul etme eğilimi gösterebilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci, bu noktada bireyin kendi iç dünyasına objektif bir ayna tutmasını ve bu köklü inançları bilimsel yöntemlerle incelemesini sağlar.KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.Beck, J. S. (2011). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond. Guilford Press.Harris, R. (2009). ACT Made Simple: An Easy-to-Read Primer on Acceptance and Commitment Therapy. New Harbinger Publications.Clance, P. R., & Imes, S. A. (1978). The imposter phenomenon in high achieving women: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice.
Şevval TAŞ 03.02.2026

Psikolojik Danışmanla Konuşmak Neden Arkadaşla Sohbet Etmekten Farklıdır?

Zor bir gün geçirdiğimizde, içimiz sıkıştığında ya da bir konuda kararsız kaldığımızda ilk refleksimiz çoğu zaman bir arkadaşımızı aramak olur. “Bir kahve içelim, anlatayım” demek tanıdıktır, güvenlidir ve iyi hissettirir. Peki o zaman şu soru ortaya çıkar: Psikolojik danışmanla konuşmanın farkı ne? Arkadaşıma anlatsam yetmez mi?Bu soru çok yaygındır ve son derece anlaşılırdır. Çünkü her iki durumda da konuşuruz, anlatırız, paylaşırız. Ancak yüzeyde benzer görünen bu iki deneyim, aslında amaç, yapı, rol ve etki açısından birbirinden oldukça farklıdır.1. Amaç Farkı: Rahatlamak mı, Dönüşmek mi?Arkadaşla yapılan sohbetin temel amacı çoğu zaman rahatlamaktır. İç dökmek, anlaşılmak, yalnız olmadığını hissetmek… Bunların hepsi çok kıymetlidir. Arkadaşınız sizi teselli edebilir, güldürebilir, “haklısın” diyebilir.Psikolojik danışmada ise amaç yalnızca rahatlamak değildir. Asıl hedef fark etmek, anlamlandırmak ve değişim yaratmaktır.Danışman, anlattıklarınızı sadece dinlemez; tekrar eden kalıpları, düşünce biçimlerini, duygusal tepkileri ve bunların kökenlerini birlikte keşfetmenize yardımcı olur. Yani terapi, “iyi hissettiren bir konuşma”dan ziyade, bazen zorlayıcı ama uzun vadede dönüştürücü bir süreçtir.2. Tarafsızlık ve Güvenli AlanArkadaşlar bizi sever. Ama aynı zamanda bizi kendi bakış açılarıyla dinlerler. Sizi korumak isterler, bazen taraf tutarlar, bazen de kendi yaşantılarını sizin hikâyenizin içine katarlar:“Ben olsam asla katlanmazdım.” “Bence sen çok iyi niyetlisin ama insanlar kötü.” “Bana da aynısı olmuştu…”Bu cümleler çoğu zaman iyi niyetlidir ama tarafsız değildir.Psikolojik danışman ise yargılamadan, taraf tutmadan ve kişisel gündem katmadan dinler. Sizin hikâyeniz, sizin duygularınız ve sizin anlam dünyanız merkezde kalır. Danışman, “kim haklı?” sorusuna değil, “bu durum sende neye dokunuyor?” sorusuna odaklanır.Bu da danışma odasını, duyguların sansürlenmeden var olabildiği güvenli bir alan hâline getirir.3. Sorumluluk ve Rol SınırlarıArkadaşlık ilişkisinde roller karşılıklıdır. Bugün siz anlatırsınız, yarın o anlatır. Denge vardır. Ancak bu karşılıklılık bazen şu sonucu doğurur: Anlatırken “onu da yormayayım”, “zaten benim yüzümden üzülmesin” diye kendimizi tutabiliriz.Psikolojik danışmada ise ilişki tamamen sizin ihtiyaçlarınıza göre yapılandırılmıştır. Danışman sizi “yük” olarak görmez. Tam tersine, o odadaki tek gündem sizsiniz.Ayrıca danışman:Sizi kurtarmaya çalışmazSizin adınıza karar vermezSize ne yapmanız gerektiğini dikte etmezBunun yerine, sorumluluğu size ait olan bir farkındalık sürecine eşlik eder. Bu, ilk bakışta daha zor ama çok daha güçlendirici bir yaklaşımdır.4. Tavsiye Vermek Yerine Anlamayı DerinleştirmekArkadaş sohbetlerinde tavsiye çok yaygındır:“Boş ver, takma kafana.” “Ayrıl gitsin.” “Biraz daha sabret.”Oysa psikolojik danışmada amaç tavsiye vermek değil, danışanın kendi cevaplarını bulmasını sağlamaktır. Çünkü bir başkasının hayatında işe yarayan bir çözüm, sizin hayatınızda aynı sonucu vermeyebilir.Danışman, sorularla, yansıtmayla ve bilimsel yaklaşımlarla şunu hedefler: Kişinin kendi iç sesini duyması ve seçimlerinin sorumluluğunu alabilmesi.5. Bilimsel ve Etik Bir TemelPsikolojik danışma, yalnızca “iyi dinlemek” değildir. Bu süreç; psikoloji bilimine, kuramsal çerçevelere ve etik ilkelere dayanır.Danışman:Gizlilik ilkesine bağlıdırMesleki sınırlar içinde çalışırKendi duygularını sürecin önüne koymazSürekli eğitim ve süpervizyon alırArkadaş sohbetinde ise böyle bir yapı yoktur. Arkadaşınız iyi niyetli olabilir ama duygusal olarak sürecin içine fazlasıyla dahil olabilir. Bu da bazen çözümden çok karmaşa yaratır.6. “Anlatmak” ile “Çalışmak” Arasındaki FarkArkadaşla konuşmak çoğu zaman anlatmak üzerinedir. Psikolojik danışmada ise bir konuyu çalışmayı içerir.Yani:Aynı olayın neden tekrar tekrar yaşandığına bakılırDuyguların bedensel ve zihinsel yansımaları fark edilirGeçmiş deneyimlerin bugünkü tepkilerle ilişkisi kurulurBu nedenle bazı danışanlar şunu söyler: “Arkadaşlarıma yıllardır anlattığım şeyi burada bir seansta bambaşka yerden fark ettim.”Terapide Zorlanmak da Sürecin Bir ParçasıdırPsikolojik danışman sürecinin arkadaş sohbetinden bir diğer önemli farkı da şudur: Terapi her zaman “iyi hissettirmez”. Bazen bir seanstan sonra danışan kendini daha düşünceli, daha yorgun ya da duygusal olarak dalgalı hissedebilir. Bu durum çoğu kişi için şaşırtıcıdır çünkü konuşmanın her zaman rahatlatması gerektiği düşünülür. Oysa terapide amaç, sadece anlık rahatlama değil, uzun vadeli bir içsel düzenleme sağlamaktır.Arkadaş sohbetinde zor konular genellikle hızlıca geçiştirilir ya da dağıtılır. Terapi odasında ise kaçınılan duygulara, ertelenen meselelerine ve kişinin kendisiyle ilgili görmekte zorlandığı alanlara nazik ama dürüst bir şekilde bakılır. Bu da zaman zaman rahatsız edici olabilir. Ancak bu rahatsızlık, kişinin sınırlarını, ihtiyaçlarını ve gerçek duygularını fark etmesi için önemli bir eşiktir.Bu nedenle psikolojik danışman, “her seans iyi geçmeli” beklentisiyle değil; “her seans beni biraz daha kendime yaklaştırıyor mu?” sorusuyla değerlendirilir. Ve çoğu zaman asıl değişim, tam da zorlanılan o anlarda başlar.Bu konuları yalnızca okumak ya da düşünmek bazen yetmeyebilir. Ben, seanslarda danışanla birlikte bu farkları konuşmakla kalmayıp çalışmayı önemsiyorum. Aynı olayın neden tekrar ettiğini, bir duygunun neden bu kadar yoğun yaşandığını ya da neden bazı adımları atmanın zorlaştığını birlikte, yargısızca ele alıyoruz. Terapi, hazır cevaplar sunmak değil; senin kendi cevaplarına ulaşabileceğin güvenli bir alan yaratmaktır. Eğer arkadaş sohbetlerinin artık yetmediğini, aynı döngülerin içinde kaldığını hissediyorsan, bu süreci birlikte çalışmak için seansa gelmeni öneririm. Değişim, konuşmaya cesaret ettiğin yerde başlar. Sonuç: İkisi Rakip Değil, Ama Yerleri FarklıArkadaş sohbeti değersiz değildir. Aksine, sosyal destek ruh sağlığının önemli bir parçasıdır. Ancak psikolojik danışman, arkadaş sohbetinin yerine geçen bir şey değil; başka bir ihtiyaca cevap veren profesyonel bir süreçtir.Arkadaşlar:Teselli ederYalnız olmadığını hissettirirPsikolojik danışma ise:Fark ettirirDerinleştirirDeğişim için alan açarBazen bir kahve sohbeti iyi gelir. Bazen ise bir danışma odasında durup gerçekten kendinle yüzleşmeye ihtiyaç duyarsın.Ve bu ikisi aynı şey değildir.
Buse AZLAĞ 29.01.2026