1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Psikoz nedir?Psikoz 'damıyım? Ne yapabilirim ?

Psikoz nedir?Psikoz 'damıyım? Ne yapabilirim ?

Psikoz Nedir?

Psikoz nedir, psikoz beyninizin bilgiyi işleme şeklini etkileyen bir durumdur. Psikoz gerçeklikle bağlantınızı kaybetmenize neden olur. Psikoz sebebiyle gerçek olmayan şeyleri görebilir, duyabilir veya inanabilirsiniz. Psikoz bir hastalık değil, semptomdur. Zihinsel veya fiziksel bir hastalık, madde bağımlılığı, aşırı stres veya travma psikoza neden olabilir.

Psikoz kelimesi, gerçeklikle temasın bir kaybolduğu zihinsel durumları tanımlamak için kullanılır. Birisi bu şekilde hastalandığında buna psikotik dönem denir. Psikoz döneminde kişinin düşünceleri ve algıları bozulur, kişi neyin gerçek neyin gerçek olmadığını anlamakta güçlük çekebilir. Psikoz belirtileri arasında sanrılar (yanlış inançlar) ve halüsinasyonlar (başkalarının görmediği veya duymadığı şeyleri görme veya duyma) bulunur. Diğer belirtiler arasında tutarsız veya anlamsız konuşma ve duruma uygun olmayan davranışlar gerçekleştirme yer alır. Psikotik bir epizoddaki bir kişi ayrıca depresyon, kaygı, uyku sorunları, sosyal geri çekilme, motivasyon eksikliği ve genel olarak işlevsellik zorluğu yaşayabilir.

Şizofreni gibi psikotik bozukluklar, genellikle gençlik yıllarının sonlarında veya yetişkinliğin başlarında kişide ilk defa psikoz oluşturabilir. Doktorların psikozun ilk bölümü (FEP) dedikleri şeyden önce bile, hareket etme veya düşünme şeklinizde küçük değişiklikler gösterebilirsiniz. Buna prodromal dönem denir ve günler, haftalar, aylar ve hatta yıllar sürebilir.

Bazen şizofreni veya bipolar bozukluk gibi birincil psikotik bir hastalığınız olmasa bile gerçeklikle bağlantınızı kaybedebilirsiniz. Bu olduğunda buna ikincil psikoz denir.

Bu nöbetler, uyuşturucu kullanımı veya tıbbi bir durum gibi başka bir sebepten kaynaklanmaktadır. Sebep ne olursa olsun, kısa sürede kaybolma eğilimindedirler ve onlara neden olan durumu tedavi ederseniz genellikle tekrar oluşmazlar.


Akut Psikoz Nedir?

Akut psikoz nedir, akut psikoz genellikle ani başlangıçlı, tek seferlik bir olaydır. Bazı durumlarda ise akut psikoz tekrar tekrar ortaya çıkabilir veya kronik psikozun erken evresi olabilir. Akut psikoz vefat sonrası yas, evliliğin sona ermesi, işsizlik, hapis, kaza, doğum veya göç ve sosyal izolasyon gibi durumların sonrasında ortaya çıkabilir. 

Akut psikozun semptomları, kısa bir sanrı ve bu sanrı nedeniyle düşünce değişiklikleri, halüsinasyon ve bunun sonucunda algıda değişiklikler, sosyal işlevsellikte azalma ve düşük motivasyonu içerir.

 

Akut psikozda beyni etkileyen diğer tıbbi durumları dışlamak için bazen kan araştırmaları ve beyin taramaları yapılır.

Tedavi ilaç kullanımı ile gerçekleştirilir. Antipsikotik ilaç reçete etmeden önce, doktorunuz altta yatan diğer bir hastalık olup olmadığı veya toksik madde kullanımı gibi olasılıkları göz önünde bulunduracaktır.

Antipsikotik tedavi, kronik psikozda kullanılanlar ile aynıdır ve kullanımı en az 3 ay sürmelidir. 3 ay sonra, hasta stabil ise, tedaviyi 4 hafta içinde kademeli olarak durdurulur ve hasta gözlemlenir.

Şiddetli anksiyete veya ajitasyon için, tedavinin başlangıcında antipsikotik tedaviye kısa süreli anksiyolitik veya sedatif tedavi eklenebilir.


Psikoz Risk faktörleri

Kimlerin psikoza eğimli olduğunu tespit etmek şu an için mümkün değil. Ancak, araştırmalara göre genler önemli bir rol oynuyor. 

Ebeveyn ya da kardeş gibi bir aile yakınında psikoz görülen insanlarda psikoza rastlanma olasılığı yüksektir. 

22q11.2 delesyon sendromu ile doğan çocuklarda, başta şizofreni olmak üzere psikotik sorunlar yaşama olasılığı yüksektir. 




Psikoz Belirtileri

Psikoz aniden başlamaz. Genellikle şu düzeni izler:

Psikozdan önceki uyarı işaretleri

Dünyayı düşünme ve anlama şeklinizdeki kademeli değişikliklerle başlar. Siz veya aile üyeleriniz şunları fark edebilir:

  • Notlarda veya iş performansında düşüş
  • Düşünmek veya konsantre olmakta güçlük çekmek
  • Başkalarının etrafında şüphe veya huzursuzluk
  • Kişide bakım veya hijyen eksikliği
  • Normalden daha fazla yalnız zaman geçirmek
  • Durumların gerektirdiğinden daha güçlü duygular göstermek
  • Hiç duygu hissetmemek

Erken psikoz belirtileri 

Şunları gözleyebilirsiniz:

  • Başkalarının görmediği şeyleri duymak, görmek veya tatmak
  • Alışılmadık inançlara veya düşüncelere inanmak
  • Aileden ve arkadaşlardan uzaklaşmak
  • Kendine bakmayı bırakmak
  • Net düşünememek veya dikkat eksikliği

Psikotik nöbet belirtileri

Sanrı ve halüsinasyonlar birbirinden farklı olmasına rağmen psikoz yaşayan tüm hastalarda sıklıkla görülür. Bu sanrı ve halüsinasyonlar kişiye gerçekmiş gibi görünür. Genellikle yukarıdakilerin hepsine ek olarak aşağıdakiler de gözlenmektedir:

Halüsinasyonlar

Halüsinasyon, dış uyaranların yokluğunda ortaya çıkan duyusal bir algıdır. Bu durumda görme, duyma, hissetme ya da koku alma mevcut değildir. Halüsinasyon gören bir insan, gerçekte var olmayan şeyler görebilir ya da tek başınayken birilerinin konuştuğunu duyabilir. 

  • İşitsel halüsinasyonlar: Etrafta kimse yokken sesler duymak
  • Dokunsal halüsinasyonlar: Açıklayamayacağınız tuhaf hisler veya duygular
  • Görsel halüsinasyonlar: Orada olmayan insanları veya nesneleri görmek 

Sanrılar

Sanrı, gerçekler ve doğrularla çakışmasına rağmen ısrarla tutunulan inanışlar veya izlenimlerdir. Paranoya, büyüklük sanrıları ve fiziksel sanrılar bulunur. 

Sanrılar gören insanlar takip edildiğini ya da gizli mesajlar aldığını düşünür. Büyüklük sanrısı yaşayan insanlar, kendilerini abartılmış derecede önemli görür. Fiziksel sanrılarda ise hasta, aslında sağlıklı olmasına rağmen ölümcül bir hastalığa yakalandığına inanır.

Normal düşünce tarzınızla uyumlu olmayan ve başkalarına mantıklı gelmeyen inançlar, örneğin:

  • Dış güçlerin duygularınız ve eylemlerinizi kontrol etmesi.
  • Küçük olayların veya yorumlardan büyük anlamlar çıkarmak
  • Özel güçleriniz olduğunu düşünmek, özel bir görevde olduğunuzu veya aslında bir tanrı olduğunuzu düşünmek.

 


Psikozun Neden Olur?

Tüm psikoz vakaları farklıdır, bu nedenle sebep olan unsur her zaman tam olarak belli değildir. Ancak psikoza yol açabilecek bazı farklı hastalıklar vardır. Uyuşturucu bağımlılığı, uykusuzluk ve diğer çevresel faktörler gibi tetikleyiciler de etkilidir. Bunun yanında, belli başlı bazı durumlar farklı psikoz gelişimlerine yol açabilir. Doktorlar tam olarak neyin psikoza neden olduğunu bilmemektedir, ancak bilinen bazı risk faktörleri şunları içerir:

  • Genetik: Psikoz ilişkili genlere sahip olabilirsiniz, ancak bu her zaman psikoz geliştireceğiniz anlamına gelmez.
  • Uyuşturucular: Tetikleyiciler, bazı reçeteli ilaçları ve alkol, esrar, LSD ve amfetamin gibi uyuşturucuların kötüye kullanımını içerir.
  • Travma: Sevilen birinin ölümü, cinsel saldırı veya savaş psikoza yol açabilir. Travmanın türü ve meydana geldiği yaşınız da psikoz gelişiminde rol oynar.
  • Yaralanmalar ve hastalıklar: Travmatik beyin yaralanmaları, beyin tümörleri, felçler, Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, demans ve HIV psikoza neden olabilir.

Psikoz aynı zamanda şizofreni veya bipolar bozukluk gibi bir akıl hastalığının da belirtisi olabilir.

Madde Kullanımı Sonucunda Psikoz

Esrar gibi sinir sistemini baskılayan maddeler ve kokain, amfetamin gibi uyarıcı uyuşturucular, beyin aktivitenizi dramatik şekillerde etkileyebilir gerçek anlayışınızı değiştirebilir.

Çoğu zaman, maddeyi kullanmayı bıraktığınızda psikoz kaybolur. Ancak tüm bu uyuşturucularla birincil psikoz arasında güçlü bir bağlantı vardır. Amfetamin kaynaklı psikoz teşhisi konanların% 25'inden fazlası daha sonra psikotik hastalıklar geliştirmektedir. Esrar kullanımı, tüm psikoz vakalarının yaklaşık yarısında yer almaktadır.

Araştırmalar, bu maddelerin şizofrenik bozukluklar veya ailede psikoz öyküsü gibi psikiyatrik rahatsızlıkları olan kişilerde halihazırda mevcut olduğunda durumu ortaya çıkaracak kadar psikoza neden olmayabileceğini göstermektedir.

Akıl hastalığını tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar da psikoza yol açabilir. Nadir olsa da, aylarca veya yıllarca bir antipsikotik (klorpromazin, flufenazin, haloperidol, perfenazin ve diğerleri gibi) kullanıyorsanız, uzun süreli etkileri nedeniyle geç diskinezi denen bir hareket bozukluğu geliştirebilirsiniz. 

İlaçla tetiklenen semptomların çoğu, ilaç sisteminizden ayrıldıktan sonra ortadan kalkar. Ancak kokain, PCP (diğer adıyla melek tozu) ve amfetamin kaynaklı psikoz haftalarca sürebilir. Siz nöbetin geçmesini beklerken, doktorunuz lorazepam (Ativan) gibi bir anti-anksiyete ilacı veya belki bir antipsikotik ile belirtileri hafifletebilir.

Başka Hastalıklar Sonucunda Psikoz

Bazı hastalıklar psikoza yol açabilir:

• Parkinson hastalığı, Huntington hastalığı ve bazı kromozomal bozukluklar gibi beyinsel problemler 

Beyin tümörleri ve kistler 

Bazı demans türleri sonucu psikoz görülebilir:

Alzheimer 

• HIV, frengi ve beyine saldıran diğer enfeksiyonlar

• Bazı epilepsi türleri 

• Felç


  • Postiktal psikoz (PIP), art arda birkaç nöbet geçiren epilepsili bazı kişilerde görülür. Uzun süredir bir nöbet bozukluğunuz olduğunda veya geçmişte akıl hastalığınız olduğunda postiktal psikoz oluşumu daha olasıdır.

Olanzapin ve risperidon gibi antipsikotik ilaçlar semptomları durdurabilir ve gelecekteki nöbetleri önlemeye yardımcı olabilir.

  • Miksödematöz psikoz, hipotiroidizm olarak bilinen tiroid bezinin iyi çalışmadığı durumlarda ortaya çıkabilir. Tiroid hormonunun beyninizi etkileme şekli nedeniyle, vücudunuzda yeterince tiroid hormonu yoksa halüsinasyonlar, sanrılar ve tat veya koku duyunuzda değişiklikler olabilir. Doktorunuz, miksödem psikozunu doğrulamak ve şizofreni gibi diğer durumları dışlamak için tiroid uyarıcı hormon (TSH) seviyenizi test edebilir.

Tiroid hormonu almak, tiroid bezinizin aktivitesini dengelemeye ve psikozu sona erdirmeye yardımcı olabilir.

Kadınlarda Hormonal Değişiklikler Sonucunda Psikoz

Çok nadir olmasına rağmen, bazı kadınlarda adet psikozu gözlenebilir. Adet döngünüzün farklı noktalarında hormon miktarlarındaki değişimler, düşünmeyi ve ruh halinizi etkileyebilir. Bu tür psikoz, başlangıçta, yumurtlama döneminde veya adetinizin başlamasından önceki birkaç gün içinde ortaya çıkabilir.

Menstrüel psikoz hızla ortaya çıkabilir ve aynı hızla ortadan kaybolabilir. Nöbetler sırasında neyin gerçek olduğu konusunda kafanız karışabilir, halüsinasyon görebilir ve doğru olmayan şeylere inanabilirsiniz.

Bilişsel davranışçı terapi (CBT) ve antipsikotik ilaçlar semptomlarınızı önlemeye yardımcı olabilir.


Psikoz Teşhisi

Bir psikolog veya psikiyatrist ile görüşebilirsiniz. Semptomlarınıza neyin neden olmuş olabileceğini sorgulayacak ve ilgili durumları arayacaklardır. Doktorlar, psikotik semptomlara neden olabilecek diğer şeyleri ekarte ettikten sonra zihinsel hastalıkları teşhis eder.

Yetişkinlerde görülen pek çok psikoz belirtisine genç insanlarda rastlanılmaz. Örneğin, küçük çocukların sıklıkla konuştukları hayali arkadaşları vardır. Bu, çocuğun hayal gücünün göstergesidir ve gayet normaldir. 

Ancak çocuklarda veya ergenlerde psikozdan endişe ediliyorsa, mutlaka doktora danışılmalıdır. 

Psikozlu olup olmadığınızı nasıl anlarsınız?

Bir psikoz tedavi merkeziyle iletişime geçerek sizi takip eden adımların adımları:

İyi bir görünüme sahip olmanız önemlidir, bunun için para ödemeniz gerekecek ve uzun süre kullanabileceksiniz. Kediye bu şekilde bakmalısınız.

Her boyuttaki yaşamın çeşitli oranları ve belirtilerine ilişkin detaylı sorular sorulur. Bu, sizin sizin için daha iyi anlamamıza ve ailenizi daha iyi tanımamıza yardımcı olur. Bu kuş sizin için çok önemli ve kuş bakışı görebileceksiniz.

Bilakis muğlak, tam tespit edilemeyen gözlemlenirse, boyut kontrolü için düzenlenen görüşmeler sunulur. Başka bir ruhsal soruna işaret eden oluşumlar tespit edilirse, ilgili kuruma havale edilirsiniz. Ürünün boyutunun daha küçük olduğunu unutmamak önemlidir.


Eğer bir psikoz başlangıcınız varsa, bariz belirtileri tespit edilirse, daha kapsamlı bir tanılama yapılır. Bu standart, psikolojik ve tıbbi bir testtir, EKG, epilepsi vb. olup, EEG ve X-ışını CCT ve MRT'den de yararlanabilirsiniz. Bilişsel sorunlar da varsa, ek olarak nöropsikolojik test uygulanmaktadır. Bütün bu incelemeler rutin işlemlerdir ve acısızdır.

Muayene süresi boyunca, size bu islemlerde refakat edecek bir terapistle temasınız devam eder.


Son olarak sağlık sonuçları ve sonuçlardan yola çıkan terapinin devamı için gerekli adımlar hakkında detaylı bir şekilde görüşülür. Bu arada terapi boyunca kendinizi güvende hissetmeniz ve aynı zamanda terapinin tüm aşamalarında ortak karar verebilmenizin esası önemlidir. Ayrıca yakınların iyi bilgilendirilerek sürece dahil edilmesi ve boylece daha az endişe duymalarını sağlamak da önemlidir.



Psikoz Tedavisi

İlk psikoz atağından sonra hemen tedaviye başlamak önemlidir. Erken başlayan tedavi, semptomların ilişkilerinizi, işinizi veya okulunuzu etkilemesini önlemeye yardımcı olacaktır. Ayrıca, erken tedavi psikoz nedeniyle oluşabilecek daha fazla sorundan kaçınmanıza da yardımcı olabilir.

Doktorunuzun tedavi olarak ne önereceği, psikozunuzun altında yatan nedene bağlı olacaktır.

Doktorunuz belirtilerinizi hafifletmek için hap, sıvı veya enjeksiyon halinde antipsikotik ilaçlar yazacaktır. Ayrıca uyuşturucu ve alkol kullanmaktan kaçınmanızı önerecektir.

Kendinize veya başkalarına zarar verme riskiniz varsa veya davranışınızı kontrol edemiyor, günlük aktivitelerinizi gerçekleştiremiyorsanız, hastanede tedavi olmanız gerekebilir. Doktorunuz belirtilerinizi kontrol edecek, psikozun nedenlerini arayacak ve sizin için en iyi tedaviyi önerecektir.

• Ani yatıştırma 

Psikoz yaşayan bazı insanlar kendini aşırı rahatsız eder ve kendine ya da çevresindekilere zarar verebilir. Böyle durumlarda bu insanları çabucak yatıştırmak gerekir. Bu yönteme ani yatıştırma adı verilir. Hızlı etki eden bir enjeksiyon veya sıvı ilaç uygulanarak hasta yatıştırılır. 

• İlaç tedavisi

Antipsikoz adı verilen ilaçlarla, psikoz belirtileri yaşayan hastalar kontrol altına alınabilir. Bu ilaçlar halüsinasyon ve sanrıları azaltarak kişilerin zihinlerinin daha açık olmasını sağlar. Bu ilaçlar, hastalığın belirtilerine uygun olarak önerilir. 

Çoğu durumda belirtileri kontrol altına almak için antipsikoz ilaçları kısa süreli kullanılır. Şizofreni hastası insanlar ise ömür boyu bu ilaçları kullanmak zorunda kalabilir.

Bilişsel davranışçı terapi

Bilişsel davranışçı terapi, hastanın düzenli aralıklarla bir sağlık danışmanıyla görüşerek düşünce ve davranışlarının değiştirilmesi sürecidir. Bu yaklaşımın hastalarda kalıcı değişikliklerde ve hastalığı daha iyi idare etmelerinde etkili olduğu izlenmiştir. İlaçlarla tedavi edilemeyen pek çok psikoz belirtisinde faydalı olduğu görülmüştür. 



Psikoz Hastalığında Psikoterapi

İlaçlarla birlikte psikolojik danışmanlık da psikozun yönetilmesine yardımcı olabilir.

  • Bilişsel davranışçı terapi (BDT), psikotik dönemleriniz olduğunda bunu fark etmenize yardımcı olabilir. Ayrıca gördüğünüz ve duyduğunuz şeyin gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu anlamanıza yardımcı olur. Bu tür bir terapi ayrıca antipsikotik ilaçların ve tedavinize bağlı kalmanın önemini vurgulamaktadır.
  • Destekleyici psikoterapi, psikozla yaşamayı ve onu yönetmeyi öğrenmenize yardımcı olur. Aynı zamanda size sağlıklı düşünme yollarını da öğretir.
  • Bilişsel geliştirme terapisi (CET), daha iyi düşünmenize ve anlamanıza yardımcı olmak için bilgisayar egzersizlerini ve grup çalışmasını kullanır.


Yayınlanma: 20.11.2023 11:42

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:42

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Depresif Bozukluklar
İlişki / Evlilik Problemleri
Sosyal Fobi
Stres / Kriz Yönetimi
Bağlanma Sorunları
+6
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

NEDEN BU KADAR ZOR-LANIYORUM? 😞

Yüklerini Tek Başına Taşımak Zorunda Değilsin: Değişimin Şefkatli ve Sistemik Yolculuğuna Merhaba! 👋8 yıllık mesleki tecrübem boyunca yüzlerce farklı hikayeye eşlik ettim ve eşlik etmeye büyük bir keyifle devam ediyorum. Her danışanımın yaşamı biricik olsa da, ruhun derinliklerinde yankılanan o ortak inancı hep duydum: "Çok yoruldum, hatta tükendim ama durmamalıyım!" Bugün bu yazıyı; omuzlarındaki yükün ağırlığı altında nefesi daralan, "Artık bir şeyler değişmeli ama nasıl yapacağım?" diyen yani nereden başlayacağını bilmeyen o yanın için yazıyorum. Hadi, benimle gel!"Her Şeyi Kendim Başarmalıyım" Yanılgısındasın...Günlük hayatının içinde bir "süper kahraman, kurtarıcı, yorulmak bilmeyen bir insanüstü canlı" gibi yaşamayı normalleştirmiş olabilirsin. En zor görevleri üstlenmesi gerektiğine inanan, kendini acımasızca eleştiren, çevresindeki herkesin sorununu dinleyip çözme sorumluluğu hissedip onları çözen, arkadaş grubunda her zaman "güçlü, dayanıklı, iyi" görünen o kişi sensin. Peki ya konu sana geldiğinde? Eve dönüp kendi kabuğuna çekildiğinde, içindeki o derin sıkışmışlık ve çaresizlik hissiyle baş başa kalıyorsun. Zihninde pek çok düşünce tekrar ediyor. Susmayan zihnin seni dinlendirmiyor. Yaşadığın zorlukları anlatmaya çoğunlukla çekiniyor, anlattığındaysa tam olarak anlaşıldığını hissetmiyor ve sana duyulmamışsın gibi geliyor. Kendini anlama ve kendinle anlaşma yolculuğunda doğru kişilerden destek almak senin hakkın.Pek çok danışanım; yardım istemeyi bir güçsüzlük, hassaslık veya bir tür eksiklik olarak kodlamış oluyor bana geldiğinde. Yardım istemek, sanki beyaz bayrak sallayıp teslim olmakmış gibi mi geliyor sana da? Bu yüzden de bütün yükü tek başına omuzluyor, her sorunu kendi başına mı çözmeye çalışıyorsun? Oysa gerçek şu ki; hiç kimse bu hayatı tek başına kusursuz bir şekilde göğüslemek için tasarlanmadı. Anlaşılmamaktan dolayı ne kadar yorgun olduğunu, sesini duyuramadığın için ne kadar tükendiğini; biliyorum, duyuyorum ve görüyorum! Duygularını hep bastırıp ertelediğin için bugün bu kadar "dolu" hissediyorsun.Değişimin Doğası Neden Bu Kadar Zor? 😓Değişmek istiyorsun, hem de çok... Ama bir yanın sanki görünmez iplerle seni olduğun yere bağlıyor. En güçlü özelliklerinden biri planlar oluşturmak ama harekete geçmek çok zor olduğu için erteleyip duruyorsun. Motivasyon oluşturmakta güçlük çekiyorsun. Olman gereken kişiyi ve yapman gerekenleri biliyorsun, bunda bir sorun yok. Ama harekete geçmek çok zor. Bu çelişki seni suçlu hissettirmesin. Değişmenin doğası gereği zordur ve bilinmeyene karşı direnç göstermek insanın en doğal savunma mekanizmasıdır. Zihnimiz, mutsuz olsa bile "tanıdık" olan acıyı, sonunun ne olacağını bilmediği bir huzura tercih edebilir.Henüz sorunlarınla baş etmenin yeni yollarını öğrenmedin. Bu bir yetersizlik değil, sadece kendine bir süre vermen gerektiğinin göstergesi. Mevcut şartların ve geçmişten getirdiğin alışkanlıkların, şu anki "seni" oluşturdu. Ancak şu an olman ve yapman gerektiğini düşündüğün şeyler, belki de kişiliğine veya mevcut hayat şartlarına uygun olmayan şeyler olabilir. Bu yüzden harekete geçmeye ekstra bir direnç oluşturuyor olabilirsin. Geçmişteki hedeflerin geçmişteki versiyonuna uygundu. Şimdiye göre güncellemeye ihtiyaç duyuyor olabilirsin. Başkalarının beklentilerine göre biçilmiş bir elbiseyi giymeye çalışıyorsan, o elbise sana dar gelir; dikişleri patlayıp nefesini kesebilir. Düşüncelerinin ve her gün hissettiğin o yoğun duyguların arkasındaki gerçek ihtiyacını görmediğin sürece bu döngü tekrarlayacak.Mükemmeliyetçilik ve "Ya Hep Ya Hiç" Tuzağı 🤔Psikolojik danışmanlıkta sıkça üzerinde durduğum bir kavram: düşünce hataları. Bu isim bile seni bir miktar tedirgin edebilir ama etmisin. Herkes zaman zaman yapabiliyor bunu. Önemli olan bunlara aşina olup ne zaman neyi yaptığını öğrenmek ve sağlıklı yöntemlerle değiştirmek. Günlük hayatta bunu en çok "Pazartesi Sendromu" veya "Yeni Sayfa Açma" takıntılarında görürüz. Gerçekçi olalım; pazartesiden itibaren bambaşka bir hayata bir anda geçmeyeceksin, hiçbir hazırlık yapmadan eski alışkanlıklarını bir kenara bırakmak imkan dahilinde değil ne yazık ki."Bu ay 10 kilo vermeliyim", "Artık hiç sinirlenmemeliyim", "Hiç hata yapmamalıyım", "İlişkimizde hiç sorun yaşamamalıyız" gibi meli-malı zorunlulukları kendine koyduğun en büyük engellerden olabilir mi? Bu kusursuz, hatasız, mükemmel olmayı kovalama çabası; seni daha fazla hayal kırıklığına uğratacak. Bu noktada devreye giren mekanizma: "Ya Hep Ya Hiç" mekanizması. Eğer her şey mükemmel olmayacaksa, hiç olmasın daha iyi! Oysa hayat, siyah ve beyazdan ibaret değil ki... Hayat çoğunlukla o geniş gri alanlarda, hatalarla ve düşüp kalkmalarla daha sağlıklı. Yüksek standartları elde edemediğinde hissettiğin o başarısızlık duygusu aslında senin beceriksizliğin değil; çıtayı o anda gerçekleşmeyecek bir yere koymandan kaynaklanıyor olabilir.Peki, Gerçekten Neye İhtiyacın Var? ❤️‍🩹Sistemik bir bakış açısıyla; sen kendinle birlikte çevrenin bir parçasısın. Ailen, partnerin, işin/okulun, sosyal çevrenle birlikte hayatın senin sistemin ve sen bu sistemin en önemli parçasısın. Sistemindeki dengeler ve değişimler seni direkt olarak etkiliyor. Bu yüzden iyileşme, sadece "bir sorunu çözmek" değil, sistem içindeki yerini fark etmek, güncellemek ve yeniden tanımlamaktır.Şu an ihtiyacın olan şey;Duygu ve düşüncelerinin sana ne fısıldadığını duymak: O yoğun öfke aslında üzüntü mü? Yoksa hayal kırıklığı mı? O bitmek bilmeyen yorgunluk aslında bir hayır deme ihtiyacı mı?Davranışlarını regüle etmek: Duyguların seni yönetmesine izin vermek yerine, duygularını yaşamayı ve onlarla birlikte hareket etmeyi öğrenmek.Kendinle anlaşmak: Başkalarına gösterdiğin o şefkatli yüzü artık kendine dönmek.Motivasyonu beklemeden yaşamak: Değişmek için "içinden gelmesini" beklemektense disiplini kendi içinde oluşturarak yola koyulmak. Ertelemeden, küçük adımlarla hayatın içine karışmak.Dengeyi bulmak: Bazen sadece durup dinlenmeye, bazen sadece eğlenmeye, bazen de gelişmek için çaba sarf etmeye izin vermek.Nasıl Bir Yol İzlemeliyiz? 👍İlk adım, kendine zaman vermek. Hedefleri oluşturmak, somut adımlar belirlemek ve bunu sürece yaymak; bu yolculuğun en sağlıklı adımları. Kendi hızına saygı duymayı öğrenmeyi ve öz şefkatini artırmayı psikolojik danışmanlık alarak öğrenebilirsin. Psikolojik danışmanlık süreci, sana dışarıdan birilerinin ne yapman gerektiğini söylemesi değil; senin içindeki o gücü ve çözüm yollarını birlikte keşfetmemiz ve uygularken yanında profesyonel bir desteği hissetmen.Bu süreçte profesyonel bir destek almak, zayıflık değil, kendi hayatına sahip çıkma cesareti. Tek başına halletmeye çalıştığın şeyler seni tüketti; şimdiyse bu yükü paylaşma ve o sıkışmışlık hissinden çıkma vakti geldi. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi bıraktığında, sınırlarını sağlıklı bir şekilde çizmeyi öğrendiğinde ve "mükemmel" olma zorunluluğundan özgürleştiğinde, hayatın ne kadar hafifleyebileceğine şaşıracaksın.Unutma; anlaşılmak iyileştirir, öz şefkat dönüştürür. Yetkin ve sistemli bir psikolojik destek, hedeflerine ulaşmana yardım eder. Sen, olduğun halinle değerli ve biriciksin. Bu yolculukta yalnız yürümek zorunda değilsin. Ben buradayım!Bana ulaşıp merak ettiklerini sorabilirsin.Sevgiler 💖,Psikolojik Danışman & Aile - İlişki Danışmanı Sinem Akpeçe
Sinem AKPEÇE 29.04.2026

Kayıp ve Yas: Acıyla Baş Etme Sürecini Anlamak

Hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri kayıptır. Sevilen bir insanın vefatı, bir ilişkinin sona ermesi, sağlık kaybı, işini kaybetmek, taşınmak, alışılmış yaşam düzeninin değişmesi ya da geleceğe dair hayallerin yıkılması da birer kayıp deneyimi olabilir. Çoğu zaman yas denildiğinde yalnızca ölüm sonrası yaşanan süreç akla gelir. Oysa insan, değer verdiği herhangi bir şeyi kaybettiğinde de yas yaşayabilir. Çünkü yas, yalnızca bir kişiyi değil; bağ kurduğumuz anlamları, alışkanlıkları, güven duygusunu ve yaşamın eski halini kaybettiğimizde ortaya çıkan doğal bir tepkidir.Toplumda çoğu zaman güçlü görünmek, kısa sürede toparlanmak ve hayatına kaldığın yerden devam etmek beklenebilir. Ancak yas, takvime göre ilerleyen bir süreç değildir. Her insanın kayba verdiği tepki farklıdır. Kimisi ağlayarak duygularını dışa vurur, kimisi içine kapanır, kimisi uzun süre hiçbir şey hissetmez. Tüm bu tepkiler, çoğu durumda insan zihninin ve bedeninin kayba uyum sağlamaya çalışmasının doğal parçalarıdır.Yas Nedir?Yas, kayıp sonrasında ortaya çıkan duygusal, zihinsel, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünüdür. Bu süreçte kişi yalnızca üzüntü yaşamaz. Aynı zamanda şaşkınlık, öfke, suçluluk, yalnızlık, korku, boşluk hissi, özlem ve çaresizlik gibi birçok duygu bir arada görülebilir.Bazı kişiler “Neden hâlâ böyle hissediyorum?” diye kendini sorgulayabilir. Oysa yas tek bir duygudan ibaret değildir. Dalgalı bir deniz gibidir; bazı günler daha sakin, bazı günler daha yoğun hissedilebilir. İyiyim sandığınız bir anda bir şarkı, bir koku, bir tarih veya bir anı yeniden acıyı tetikleyebilir.Kayıp Sonrası Verilen Yaygın TepkilerYas sürecinde görülen tepkiler yalnızca duygusal değildir. Birçok kişi bedeninde ve düşüncelerinde de değişimler yaşayabilir.Duygusal TepkilerYoğun üzüntüÖzlemÖfkeSuçlulukYalnızlık hissiKaygıUyuşmuşluk, hiçbir şey hissedememeZihinsel TepkilerSürekli kaybı düşünme“Keşke şöyle yapsaydım” düşünceleriİnanmakta zorlanmaDikkat dağınıklığıGeleceği hayal etmekte zorlanmaFiziksel TepkilerYorgunlukUyku sorunlarıİştah değişiklikleriGöğüste sıkışma hissiHalsizlikBaş ağrısıDavranışsal TepkilerSosyal ortamlardan uzaklaşmaSürekli meşgul kalma isteğiAğlama nöbetleriİçe kapanmaHatıralardan kaçınma veya onlara yoğun yönelmeBu tepkiler kişiden kişiye değişebilir. Herkes aynı biçimde yas tutmaz.Yasın Aşamaları Var mı?Yas konusunda sıkça duyulan kavramlardan biri “yasın aşamaları”dır. Ancak bu süreç çoğu zaman düz bir çizgide ilerlemez. İnsanlar önce inkâr, sonra öfke, sonra kabul şeklinde sıralı ve düzenli bir yol izlemez. Bazı günler kabul hissi yaşarken başka bir gün yoğun öfke hissedilebilir.Bu nedenle yasın belirli kuralları olan bir süreç gibi düşünülmesi yanıltıcı olabilir. Daha gerçekçi yaklaşım, yasın inişli çıkışlı ve kişisel bir uyum süreci olduğunu kabul etmektir.Yas Sürecinde Kendinize Nasıl Destek Olabilirsiniz?1. Duygularınızı Yargılamayın“Artık üzülmemeliyim.” “Güçlü olmalıyım.” “Ben neden hâlâ ağlıyorum?”Bu düşünceler acıyı hafifletmek yerine baskıyı artırabilir. Yas, sevilen bir şeyin kaybına verilen insani bir tepkidir. Üzülmek, özlemek veya öfkelenmek zayıflık değildir.2. Kendinize Zaman TanıyınÇevreniz kısa sürede toparlanmanızı bekleyebilir. Ancak yasın takvimi yoktur. Bazı kayıplar aylar, bazıları yıllar boyunca farklı yoğunluklarda hissedilebilir. Amaç kaybı unutmak değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.3. Duyguları İfade Etmenin Yolunu BulunKonuşmak, yazmak, dua etmek, resim yapmak, yürüyüşe çıkmak, anı kutusu hazırlamak veya sevilen kişiye mektup yazmak duyguların işlenmesine yardımcı olabilir. Herkesin ifade biçimi farklıdır.4. Günlük Rutinleri Tamamen BırakmayınYas döneminde motivasyon düşebilir. Ancak temel rutinleri korumak önemlidir:Düzenli yemek yemekUyku saatlerine dikkat etmekHafif hareket etmekTemel sorumlulukları küçük adımlarla sürdürmekRutinler, zihne güvenlik hissi verebilir.5. Destek Almaktan ÇekinmeyinBazen yalnız kalmak iyi gelebilir, bazen de birine ihtiyaç duyulur. Güvendiğiniz insanlarla temas kurmak önemlidir. Her şeyi tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.Yasla İlgili Sık Görülen Zorlayıcı DüşüncelerKayıp sonrası bazı düşünceler kişiyi daha da zorlayabilir:“Daha fazlasını yapabilirdim.”“Ben mutlu olursam onu unutmuş olurum.”“Hayatım artık asla düzelmeyecek.”“Güçlü görünmeliyim.”“Ağlamak zayıflıktır.”Bu düşünceler çoğu zaman acının doğal bir parçasıdır ancak her zaman gerçek değildir. Özellikle suçluluk düşünceleri, kayıp sonrası sık görülebilir. İnsan zihni yaşananları anlamlandırmaya çalışırken geçmişteki detaylara takılabilir.Yas Sürecinde Çevrenin RolüYas yaşayan kişilere söylenen bazı cümleler iyi niyetli olsa da incitici olabilir:“Takma kafana.”“Zamanla geçer.”“Güçlü ol.”“Artık toparlanman lazım.”Bunun yerine şu tür yaklaşımlar daha destekleyici olabilir:“Yanındayım.”“Konuşmak istersen dinlerim.”“Bugün nasılsın?”“Bu sürecin zor olduğunu biliyorum.”Bazen çözüm sunmak değil, yanında kalmak en değerli destektir.Çocuklarda Yas SüreciÇocuklar da kayıp yaşar ancak bunu yetişkinler gibi ifade etmeyebilirler. Bazıları oyun davranışlarıyla, bazıları öfkeyle, bazıları sessizlikle tepki verebilir. Çocuğa yaşına uygun, açık ve güven verici şekilde bilgi vermek önemlidir. “Uyudu gitti” gibi ifadeler kafa karıştırabilir.Çocuğun duygularını ifade etmesine alan açmak ve rutinleri korumak destekleyici olur.Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?Yas doğal bir süreçtir. Ancak bazı durumlarda profesyonel destek önemli olabilir:Uzun süre günlük yaşamı sürdürememeYoğun suçluluk ve kendini cezalandırma düşünceleriŞiddetli kaygı veya depresif belirtilerSürekli izolasyonUyku ve iştahın ciddi bozulmasıKayıpla ilgili yoğun işlev kaybıTravmatik kayıp yaşanmasıDestek almak, acının normal olmadığını değil; bu yükü tek başına taşımak zorunda olmadığınızı gösterir.Yas Geçer mi?Birçok kişi “Bu acı ne zaman geçecek?” diye sorar. Yas çoğu zaman tamamen silinmez; şekil değiştirir. İlk başta keskin ve yoğun olan acı zamanla daha taşınabilir hale gelebilir. Kişi kaybı unutmadan yaşamına devam etmeyi öğrenebilir.Acının azalması sevginin azaldığı anlamına gelmez. Hayata yeniden yönelmek, kaybedilen kişiyi veya değeri unutmak değildir. Yasın iyileşmesi, bağın sona ermesi değil; bağın yeni bir biçim almasıdır.Kayıp ve yas, insan olmanın en derin deneyimlerinden biridir. Sevdiğimiz, alıştığımız veya anlam yüklediğimiz bir şeyi kaybettiğimizde sarsılmamız doğaldır. Yas bir bozukluk değil, bağ kurabilen bir kalbin verdiği tepkidir.Bu süreçte kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Kimisi sessizce yas tutar, kimisi konuşarak, kimisi ağlayarak, kimisi uzun süre hiçbir şey hissedemeyerek. Doğru yas tutma biçimi yoktur.Zaman içinde acı tamamen yok olmayabilir ama değişebilir. Bugün dayanılmaz görünen hisler ileride daha taşınabilir hale gelebilir. Anılar acı vermenin yanında güç de verebilir. Eğer bu süreçte zorlanıyorsanız, yalnız değilsiniz. Destek istemek güçsüzlük değil, iyileşmeye açılan önemli bir adımdır. Yasın içinde bile yaşamla yeniden bağ kurmak mümkündür.
Begüm KALFE 29.04.2026

Uykuya Dalmakta Zorluk ve Düşüncelerle Baş Edememe: Zihin Gece Neden Susmaz?

Gün boyu yoğun bir tempo içinde ilerlerken çoğu zaman düşüncelerimizi fark etmeyiz. İş, okul, sorumluluklar, sosyal ilişkiler ve günlük telaş zihni meşgul eder. Ancak gece yatağa uzandığımızda dış dünya sessizleşir, dikkat dağıtan uyaranlar azalır ve gün içinde bastırdığımız düşünceler daha görünür hale gelir. Birçok kişi tam da bu noktada uykuya dalmakta zorlandığını, zihninin durmadığını ve düşüncelerle baş edemediğini ifade eder.“Yatağa giriyorum ama aklım susmuyor.”“Uyumam gerektiğini biliyorum ama sürekli bir şeyler düşünüyorum.”“Geçmişte olanları, gelecekte olacakları düşünüp duruyorum.”Eğer siz de buna benzer bir süreç yaşıyorsanız yalnız değilsiniz. Uykuya dalma güçlüğü çoğu zaman yalnızca uyku problemi değildir; zihinsel yükün, stresin ve duygusal yorgunluğun bir yansıması olabilir.Gece Düşünceler Neden Artar?Bunun temel sebeplerinden biri gün içinde sürekli aktif olan zihnin, gece ilk kez durma alanı bulmasıdır. Gün boyunca ertelenen kaygılar, çözümlenmemiş meseleler, pişmanlıklar veya gelecek planları sessizlikte daha belirgin hale gelir.Ayrıca gece saatlerinde beden yorulmuş olsa da zihin hâlâ alarm halinde olabilir. Özellikle stresli dönemlerde beyin, dinlenme moduna geçmek yerine tehdit taramasına devam eder. Bu da kişinin gevşeyememesine ve uykuya geçişte zorlanmasına neden olur.Bazı kişilerde ise şu düşünceler döngüyü artırır:“Yarın erken kalkacağım, hemen uyumalıyım.”“Yine uyuyamayacağım.”“Uyumazsam yarın mahvolurum.”“Neden normal insanlar gibi uyuyamıyorum?”Bu düşünceler anlaşılır olsa da farkında olmadan performans baskısı yaratır. Uyku doğal bir süreçken, kontrol edilmesi gereken bir görev gibi algılanmaya başlar.Düşüncelerle Savaşmak Neden İşe Yaramaz?Çoğu kişi uyuyabilmek için düşünmemeye çalışır. Ancak zihin baskıyla susturulamaz. “Bunu düşünmeyeceğim” demek, çoğu zaman o düşüncenin daha sık gelmesine neden olur. Buna psikolojide paradoksal etki denir.Örneğin size “beyaz bir ayıyı düşünmeyin” denildiğinde zihninizde ilk canlanan şey genellikle beyaz ayıdır. Aynı şekilde “kaygılanmayacağım” veya “şimdi susmalıyım” baskısı da zihinsel gerginliği artırabilir.Bu nedenle hedef, düşünceleri zorla durdurmak değil; onlarla ilişkinizi değiştirmek olmalıdır.Uyku Öncesi Zihni Rahatlatmak İçin Sağlıklı Yaklaşımlar1. Gün İçinde Zihne Alan AçınBazı kişiler gün boyu kendine hiç durma alanı tanımaz. Duygular bastırılır, sorunlar ertelenir, zihinsel yük birikir. Gece ise hepsi bir anda gelir.Gün içinde kısa duraklamalar vermek, düşünceleri yazmak, kendinize “şu an ne hissediyorum?” diye sormak gece zihinsel taşmayı azaltabilir.2. Düşünce Defteri KullanınYatmadan 1–2 saat önce aklınıza gelenleri bir kâğıda yazın. Yapılacaklar listesi, endişeler, yarına bırakılan işler, zihni meşgul eden meseleler… Yazmak zihne şu mesajı verir: “Bunu unutmayacağım, şu an taşımasına gerek yok.”Bu yöntem özellikle sürekli plan yapan veya unutmaktan korkan kişilerde oldukça rahatlatıcı olabilir.3. Uyumaya Çalışmak Yerine Gevşemeye OdaklanınUyku doğrudan zorlanarak elde edilemez. Ancak beden gevşediğinde ve tehdit algısı azaldığında uykuya geçiş kolaylaşır.Bu nedenle yatakta “uyumalıyım” baskısı yerine şu yaklaşım daha işlevseldir:“Şu an sadece dinleniyorum. Uyku gelirse gelir.”Bu küçük zihinsel değişim performans baskısını azaltabilir.4. Bedeni SakinleştirinZihin ve beden birbiriyle bağlantılıdır. Beden gerginse zihin de alarm halinde olabilir. Uyku öncesi uygulanabilecek bazı yöntemler:Yavaş ve derin nefes egzersizleriKas gevşetme çalışmalarıBeden tarama farkındalığıLoş ışıkta sakin bir rutin oluşturmaTelefon ve yoğun uyarandan uzaklaşmaAmaç kusursuz bir rutin değil, bedene güvenlik hissi vermektir.5. Düşünceleri Gerçek Gibi Değil, Zihinsel Olay Gibi GörünGece gelen her düşünce gerçek değildir. Bazıları sadece yorgun beynin ürettiği senaryolardır.Örneğin:“Yarın kesin berbat geçecek.”“Hayatım kontrolden çıkıyor.”“Ben asla düzelmeyeceğim.”Bu cümleleri gerçek kabul etmek yerine şöyle yaklaşabilirsiniz:“Şu an zihnim kaygılı senaryolar üretiyor.”“Bu bir düşünce, gerçeklik kanıtı değil.”“Yorgunken zihnim daha karamsar olabilir.”Bu farkındalık düşüncelerin etkisini azaltabilir.Ne Zaman Destek Alınmalı?Bazen uyku sorunu geçici bir stres dönemine bağlı olabilir. Ancak şu durumlarda profesyonel destek faydalı olabilir:Haftalardır uykuya dalamamaGeceleri yoğun kaygı yaşamaGün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığıSürekli zihinsel yorgunluk hissiUyku nedeniyle yaşam kalitesinde düşüşDüşüncelerle tek başına baş edememe hissiUyku problemi çoğu zaman çözümsüz değildir. Doğru destekle hem zihinsel yük hem uyku düzeni iyileşebilir.Uykuya dalmakta zorlanmak ve gece düşüncelerle baş edememek çoğu zaman yalnızca bir uyku problemi değildir. Genellikle zihinsel yorgunluğun, stresin, bastırılmış duyguların veya uzun süredir taşınan yüklerin bir yansımasıdır. Gün içinde ertelenen kaygılar ve çözümlenmemiş meseleler, gece sessizlikle birlikte daha görünür hale gelebilir. Bu nedenle kendinize “Neden uyuyamıyorum?” diye öfkelenmek yerine “Zihnim bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye sormak daha şefkatli ve işlevsel bir yaklaşım olabilir.Uyku, zorla gerçekleştirilen bir performans değildir. Ne kadar kontrol etmeye çalışılırsa bazen o kadar uzaklaşabilir. Bu noktada amaç düşünceleri tamamen susturmak değil, onlarla kurulan ilişkiyi değiştirmektir. Bedeni sakinleştirmek, gündüz stres yönetimine alan açmak, zihni rahatlatan rutinler oluşturmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak süreci kolaylaştırabilir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, ekran maruziyetini azaltmak ve kendinize gün içinde dinlenme alanları tanımak da destekleyici olabilir.Unutulmamalıdır ki zaman zaman herkes zor dönemlerden geçebilir ve bu dönemlerde uyku etkilenebilir. Bu durum başarısızlık ya da güçsüzlük göstergesi değildir. Eğer uyku sorunu uzun süredir devam ediyor, yaşam kalitenizi etkiliyor veya tek başınıza baş etmekte zorlanıyorsanız destek almak önemli bir adımdır. Doğru yöntemlerle zihin sakinleşebilir, beden gevşeyebilir ve uyku yeniden doğal akışına kavuşabilir. Sabırlı ve istikrarlı adımlar çoğu zaman düşündüğünüzden daha etkili sonuçlar yaratır. .
Begüm KALFE 29.04.2026