1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Uzun bir suredir yeme bozuklugu yasiyorum, Ne yapabilirim ?

Uzun bir suredir yeme bozuklugu yasiyorum, Ne yapabilirim ?


Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu

Tıkınma, genellikle yağ ve şeker oranı yüksek gıdalardan, herkes için aşırı kabul edilen miktarlarda (sık olarak 2000-5000 kalori arasında) yemek yeme ve bu eylemin tıbbi ve fizyolojik sıkıntıya yol açacak kadar hızlı bir şekilde yapılmasıdır. Tıkınma bir davranış bozukluğudur.

Suçluluk duygusunun eşlik etmesi, bu eylemin yalnızken ya da etraftaki bireylerden gizlenerek yapılması ve bireyde benlik saygısının düşük olması en göze çarpan özellikleridir.

Mevcut tanı sisteminde bir bireye "Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu (TYB)" tanısı koyabilmemiz için iki önemli özelliği kapsamalıdır. Bunların birincisi; kişinin belirli bir zaman diliminde (örneğin herhangi bir iki saat içinde) ve benzer koşullarda, bir çok insanın yiyebileceğinden daha fazla miktarda yiyecek yemesi, ikincisi ise atak sırasında yeme üzerinde kontrolünün olmadığı duyumu (örneğin yemeyi durduramama ya da neyi ve ne kadar yediğini kontrol edememe duygusu) yaşamasıdır.

Tıkınma ataklarının sıklığı ise 6 ay süreyle, haftada en az iki atak olarak belirtilmiştir.

Bu kişilerde tıkınırcasına yeme atakları olmasına rağmen, bulimik hastalarda (bulimia nervoza) görülen uygunsuz dengeleyici davranışlar örneğin kendisinin yol açtığı kusma, laksatif veya diüretik kullanma, aşırı egzersiz yapma gibi eğilimler bulunmamaktadır.

Tıkınırcasına yeme atakları sırasında kişiler sıklıkla önceden planladıkları ve rutin yeme düzenlerinde yasaklı olan yüksek kalorili besinleri (pasta, dondurma, çikolata vs) "gözü dönmüş" biçimde yerler. Tokken bile yoğun miktarda yemek yer ve bunu çok isterler. Yemek yeme süreleri çok kısadır yani aşırı hızlıdır. Çok çiğnemeden yutarlar. Genellikle yalnızken yemek yemeyi tercih ederler. Rahatsızlık duyana kadar da yemek yemeyi kesmezler. Genellikle, gün içinde uzun süre bu 'yeme töreninin' hayalini kurarlar ve atak öncesi yiyecekleri için alışveriş yapabilirler. Atak sonrasında ise pişmanlık ve suçluluk duyar, kendilerini acımasızca eleştirirler. Sosyal ortamlardan ve toplum içinde bulunmaktan kaçınırlar. Sürekli diyet yaparak kilo verme ve geri alma şeklinde diyet tecrübeleri vardır.

TYB, toplumda gittikçe artan oranlarda görülmesiyle dikkat çekmektedir. TYB'ye, obezite nedeniyle tıbbi yardım arayan hastaların yüzde 15-50'sinde ve 3. derecede obeziteye sahip olanların yüzde 50 ila 75'inde rastlanmaktadır. Klinik dışı populasyonda ise yaygınlık yüzde 0.7-6.6 olarak bildirilmiştir.

En sık görülen yeme bozukluğu olmasına rağmen, bazı yönlerden en sinsi bozukluktur. Eşlik eden aşırı bir zayıflık veya çıkarma davranışı olmadığı ve hatalı bir şekilde çoğunlukla irade yoksunluğuna bağlanan şişmanlık sorunu ön planda olduğu için en az fark edilen yeme bozukluğudur.

Tespit edilen risk faktörleri arasında; çocukluk çağında yaşanan olumsuz ve travmatik olaylar; duygusal, fiziksel veya cinsel istismar, ebeveynlerin aşırı veya yetersiz müdahaleleri, hastalığın ortaya çıkmasından önceki dönemde görülen kaygı ve duygudurum bozuklukları, depresyon, obeziteye yatkınlık, benlik saygısında düşüklük sayılabilir.

TYB'si olan kişiler yiyeceği olumsuz duygular ve duygusal sıkıntılarla, kısa vadede başa çıkma aracı olarak kullanır. Yiyecek, yüzleşilmemiş ve tanımlanmamış duyguların doğurduğu kaygıyı bastıran bir uyusturucuya dönüşebilir. Yemek-kolikler, açlık ya da doyuma işaret eden fizyolojik sinyalleri algılayamazlar. Bilinçaltı gereksinim ve çatışmaların doğurabileceği her türlü gereksinimi gidermek için yiyeceğe koşarlar. Yemek yeme faaliyeti ve zihnin yiyecekle mesgul olması temelde yatan sorunları maskeler. Yiyecek daha iyi hissetmeyi, duyguları bastırmayı sağlayan, güçlülük duyguları aşılayan sihirli bir değnek gibi algılanır. Sıkıntıyı yaratan duygular ertelenip, bilinebilir bir biçime -atıştırmaya- dönüştürülebilirler.

Kişinin yiyeceğe bağımlı olması aynı zamanda onaylanmayan her türden iletişimin yerini alır. Kadının toplum içindeki rolünde yemekle ilişkisine bakarsak, yiyecek aile bireylerine, ötekilere vermesi ama kendisini yoksun bırakması gereken bir şeydir. Kadın kendisi dışında herkesi besler ama kişisel olarak onun ihtiyaçları meşru değildir. Bu nedenle yiyecek onun kendisine zaman ayırmaya çalışmasının bir yolu haline gelebilir. Şişmanlık kadının kendi toplumsal rolüne -sınırlanmışlığına- karşı bir protesto ifadesi olabilir. Şişmanlık sözsüz bir iletişim olarak irilik, güç, analık, sağlamlık belirtisi olabilir. Herhangi bir sorunu örtebilir. Şişmanlayarak deforme edilen vücuduyla bilinçdışı düzeyde cinselliğinin de reddedilmesi sağlanabilir.

Tedavi zorlu bir süreçtir. Buradaki en önemli zorluk hastaların bu sorunlarından büyük utanç duymaları ve bunu doktordan bile saklamak istemeleridir. Bazı hastaların yakın aile bireyleri bile hastaların kilo sorununun altında tıkınırcasına yeme olduğunu bilemeyebilirler.

Psikiyatrik tedavinin amacı yiyecek bağımlılığının kırılması, yemek-kolikligi güdüleyen duygusal etkenlerin tanınması, duygusal ihtiyaçlara daha sağlıklı yanıt verilmesinin sağlanması, yemek yemeye eşlik eden suçluluk hissinin ortadan kaldırılması ve en önemlisi hangi temel psikolojik nedenlerin kişide yemeğe saldırma arzusu uyandırdığının keşfedilmesi ve doyunca yemeyi durdurmanın nasıl sağlanacağının öğretilmesidir.

Terapiden sonra hastalarla yapılan çalışmalarda yaklaşık yüzde 40'ının kontrolsuz yemeyi bıraktığı, yüzde 40'ının da tıkınma nöbetlerinin sayısının azaldığı görülmüştür.

Terapiye ilaç eklenmesinin de tedavide önemli yeri vardır.

Terapide incelenmesi gereken konulardan biri de yiyeceğin her bir birey icin ne anlama geldiğidir. Çünkü yediklerimiz, yeme biçimimiz ve yerken hissettiklerimiz kimliklerimizin bir yansımasıdır. İnsanlar yiyeceğe çok farklı anlamlar yükleyebilir. Sadece bir kaç dakika için, yaşamımızda yiyeceğin ne anlama geldiğini düşündüğümüzde, kalorilerden yola çıkar, belki de ihtiyaç, öfke, yalnızlık gibi duygularımızı ortaya döker, duygusal açlık, korunma, güç ihtiyacı gibi kişisel meselelerle yüzleşiriz. Bu kişinin bedeniyle yeni bir ilişki kurmasını sağlar. Can sıkıntısını ve düş kırıklığını reddetmek yerine deneyimlemek daha yararlıdır. Terapi süresince kaçmadan, kendini kaybetmeden, derin bir depresyona kapılmadan ya da boşluğu yiyerek doldurmadan, bu tür duygulara katlanmanın öğrenilmesi amaçlanır.

Sonuç olarak yeme bozuklukları biyolojik, psikolojik, sosyo-kültürel boyutları olan bir psikiyatrik bozukluk grubudur. Giderek artan oranlarda görülmeleri ve başka psikiyatrik veya tıbbi hastalıklara yol açmaları nedeniyle de dikkat gerektirmektedir.

Sadece diyet ve egzersiz kontrollü programlarla kilo kontrolü sağlansa bile altta yatan psikiyatrik faktörler tedavi edilmediği sürece kalıcı başarı sağlanamamaktadır. Yiyeceklere olan takıntılı düşünme biçiminin artmasına sebep olan yanlış diyet biçimleri de bozukluğun artmasına sebep olabilmektedir. Meselenin ruhsal düzeyde bir bozukluk olduğunu kabul etmek ve tedavi arayışlarını bu düzeyde biçimlendirmek büyük önem taşımaktadır.


Yeme Bozuklukları

1-Yeme Bozuklukları nedir? Psikiyatrik bir hastalık mıdır?

Yeme Bozuklukları anoreksiya nervoza , bulimiya nervoza ve son yıllarda tanımlanan tıkınırcasına yeme bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıkların içinde yer aldığı bir tanı grubudur. Bu hastalıklar ruhsal kaynaklıdır ve bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi ruhsal sorunlarla birliktedir.

2- Anoreksiya nervoza nasıl bir psikiyatrik hastalıktır?

Anoreksiya nervozadaki temel belirtiler; zayıf bir bedene sahip olma arzusu, kilo almaktan aşırı korku, beden imgesinde bozukluk ve adet kesilmesidir. Hasta kilo kaybetme amacıyla özel davranış biçimleri geliştirir. Hastaların yaklaşık yarısı bütün yiyecek alımını ileri derecede azaltarak kilo kaybeder. Bazıları yoğun egzersiz yapar. Hastaların diğer yarısı sıkı diyet uygular, ara sıra kontrol kaybederek tıkınırcasına yemek yer ve ardından bu yediklerini kusarak çıkarır. Hastalar aldıkları besinlerin kilo yapıcı etkisini azaltmak için laksatif (ishal yapıcı) , diüretik (su atıcı) gibi ilaçlara da baş vurabilirler. Sonuçta hasta, sağlığını tehdit edecek ölçüde zayıflamıştır.

3- Bulimiya nervoza nasıl bir hastalıktır? 

Bulimiya nervoza aşırı yeme atakları ve ardından gelen kusmaların ön planda olduğu bir yeme bozuklukları tablosudur. Hasta yine zayıf bir beden sahip olmak istediği için anoreksiya nervozadaki gibi yediklerini dışarı atmak, kalori yapıcı etkilerini gidermek için çeşitli yollara başvurur. Ancak bu tabloda farklı olarak hasta hafif kilolu ya da normal beden ağırlığındadır.

4- Yeme bozuklukları ne sıklıkla görülür? Erkeklerde görülür mü?

Genç kızlarda anoreksiya nervozanın binde bir, bulimiya nervozanın yüzde bir olduğu bildirilmektedir. Erkeklerde seyrektir. Klinik örneklerde erkek kadın oranı,1/10 dur.

5- Yeme bozukluklarının nedenleri nelerdir?

Yeme bozuklukları için özgün bir neden bilinmemektedir. Anoreksiya nervozanın başlangıç yaşı göz önüne alınırsa hastalığı ergenlik değişimleri ve bu değişimlere uyum sağlamaktaki yetersizlikle açıklamak uygun gelebilir. Yine bu hastalıkların belirgin bir şekilde kadınlarda daha çok görülmesi hastalığın gelişiminde kadınlık psikolojisinin önemini vurgulamaktadır. Sosyal değişimler de özellikle bulimiya nervozanın gelişiminde rol oynamaktadır.

6- Günümüz toplumsal ve kültürel değişimleri yeme bozukluklarını nasıl etkilemektedir?

Bu bozuklukların gelişimi için güncel açıklamalar çok yönlüdür, diyet yapma davranışının yeme bozukluklarının gelişimine yol açan ortak uyarıcı olduğu vurgulanmaktadır. Modern toplumlarda ince bedene sahip olmak kabul görmektedir. İsteyerek diyet yapanların çoğunluğu daha çekici olma amacındadır. İsteyerek diyet yapanların bir diğer grubu mankenler, dansçılar, balerinler, sporcular, jokeyler gibi iş yaşamlarında rekabetin önemli olduğu kişilerdir ve yeme bozuklukları geliştirme riskleri yüksektir. Bazı kadınların profesyonel ve sosyal taleplerle başa çıkamayıp, çatışma yaşadıkları ve bedensel uğraşlara yönelerek diyet yaptıkları varsayılmaktadır.

7- Bir anoreksiya nervoza hastası nasıl dikkati çeker?

Hastalar karbonhidrat ve yağ içeren gıdalar başta olmak üzere gıda alımını tamamen azaltır. Aşırı hareketli olabilir veya egzersiz yaparlar. Çoğunluğu gıda ile zihinsel düzeyde uğraşır, yemek tarifleri toplar, aileleri için özel yemekler yapar. Karbonhidratlı yiyecekleri saklar, cepte, çantada taşıyabilir. Kilo almadığına inanmak için aynaya uzun uzun bakar. Bazıları kendini tamamen şişman algılarken bazıları zayıf olduğunu, ancak karın, baldır, kalça gibi bazı bölgelerin şişman olduğunu kabul eder. Zayıflıklarının tehlikeli boyuta geldiğinin farkına varmaz. Kendilerinin etkisiz olduğunu hisseder, kilo kaybetme etkileyici bir başarı demektir ve öz saygıları ile kontrol duygusunu güçlendirir. Kendilik değerleri zayıflıklarına bağlıdır. Tedavi talebi azdır. Sıklıkla cinsel uyum kötüdür. Çoğu anorektik ergenin psikososyal cinsel gelişimi gecikmiştir ve erişkinlerde hastalığın başlaması ile cinselliğe ilgi çok azalmıştır.

8-Anoreksiya nervozadaki fizyolojik ve metabolik değişiklikler nelerdir?

Bu değişiklikler, açlık durumu veya çıkarma davranışlarına bağlıdır ve geri dönüşümlüdür. Kan tablosundaki bozukluklar görülür. Çıkarma davranışları sonucu düşük potasyum düzeyleri gelişir. Bu durumda kalple ilgili sorunlar çıkabilir. Elektrolit bozukluğu olanlarda güçsüzlük, uykuya eğilim, kalp ritm bozuklukları vardır. Kalp ritmindeki bozukluklar kalp durmasına yol açarak ani ölüm nedeni olabilir. Karaciğerde yağlanma görülebilir. Serum kolesterol düzeyleri yükselebilir. Diş çürümeleri, kuru cilt, tüylenme, osteoporoz, kırıklar, midedeki boşalmanın gecikmesi, kabızlık, tiroid metabolizmasının düşmesi, düşük beden ısısı diğer biyolojik komplikasyonlardır.

9- Bir bulimiya nervoza hastası nasıl fark edilir? 

Bulimiya nervoza genellikle bir yıl ya da daha uzun süreli diyet yaptıktan sonra gelişir. Diyet yaparak kilo kaybedilir veya başarılı olunamaz, ancak kilo kaybı, asla anoreksiya nervoza tanısı koyduracak nitelikte değildir. Yemeyi kısıtlama,tıkınma atağına yol açabilir, bunlar da karında rahatsızlık hissi, kendini kusturma veya sosyal çevrenin baskısı ile sonlanır. Tıkınma atağını sıklıkla suçluluk duygusu, depresyon ve kendini eleştirme takip eder. Bazı hastalar kilo kontrolü için müshil kullanır ve tıkınma,uzun süre aç kalma ardışık olarak yinelenir.Az sayıda hasta su atıcı ilaçlar kullanır. Tıkınma sırasında yenilen gıda yüksek kalorili ve hızlı yemeyi kolaylaştıracak yapıdadır. Hastalarda kilo dalgalanmaları sıktır. Tıkınma atağı ortalama 1 saattir. Bazı hastaların el sırtında kusmanın yol açtığı nedbeler vardır. İştah azaltmak için uyarıcı madde kötüye kullanımı olabilir. Çoğu hasta düzenli yemek yemez, normal bir yemek sonunda doygunluk hissetmekte zorluk çeker. Genellikle evde, tek başına yemeği tercih ederler. Çoğunluğu normal ağırlık aralığının üst sınırında veya hafif kilolu olmalarına rağmen, ideal kilo olarak normal ağırlık aralığının alt sınırını tercih eder. Hastaların, yaklaşık % 10 u belirgin şişmandır. Çoğu hasta için tıkınma nöbeti gerilim ve sıkıntıyı hafiflettiği için ödüllenmiş davranış olabilir. Sık olarak karmaşık, kişiler arası sorunlu ilişkiler, dürtüsel davranışlar ve yüksek düzeyde anksiyete ve kompulsif davranışlar sergilerler. Kendilik kavramları zayıftır ve mizaç bozuklukları görülme sıklığı yüksektir. Madde ve alkol kötüye kullanımı sıktır. Hastaların dörtte birinde gıda, giysi ve mücevher çalma sorunu görülür.

10- Bulimiya nervozanın bedene zararları nelerdir?

Çıkarma davranışlarına bağlı anoreksiya nervozadaki benzer tıbbi sorunlar, dişlerde aşınma, parotis bezi büyümesi, mide genişlemesi, yemek borusu zedelenmesi, karın ağrıları, kalp yetersizliği önemli komplikasyonlardır.

11-Anoreksiya nervoza başka hangi hastalıklarla karışır? 

Kilo kaybına yol açan başka bir tıbbi hastalığın olmadığına emin olunmalıdır. Kilo kaybı depresif bozukluklarda sık görülür. Depresyonda iştah azalır ancak anoreksiya nervozada hasta iştahın varlığını yadsır. Anoreksiya nervozanın ileri safhalarında iştah azalır. Anoreksiya nervozadaki aşırı hareketlilik, planlı ve tekrarlayıcı özelliği ile depresyondaki ajitasyondan ayrılır. Gıdaların kalori içeriği ile aşırı ilgilenme, yemek tarifi toplama, başkaları için yemek hazırlama, şişmanlama korkusu, beden imajı bozukluğu depresif hastada gözükmez.

Kilo oynamaları, kusma, özel yemek yeme şekilleri somatizasyon bozukluğunda görülebilir. Ancak burda kilo kaybı anoreksiya nervoza kadar ciddi değildir ve şişmanlama korkusu yoktur. 3 ay veya daha uzun süreli adet kesilmesi olağan değildir. Şizofrenide gıda ile ilgili hezeyanlar, kalori içeriği ile seyrek ilişkilidir. Şişmanlama korkusu ve aşırı hareketlilik görülmez. Kilo kaybı yapan kronik tıbbi hastalıklar; Hipertiroidi, Addison hastalığı ve diabetes mellitus’tur

12-Yeme bozuklukları hangi yaşlarda başlar?

Anoreksiya nervoza için en riskli yaşlar 14 -15 yaşlarıdır. Genelde ergenlik döneminde başladığı bildirilir ancak çok ender de olsa 9 yaşında ve menopoz sonrası kadınlarda başladığı bildiren çalişmalar vardır. Bulimiya nervoza için ise tipik başlangıç 18-19 yaş arasıdır.

13- Yeme bozukluklarında karşılaşılan tıbbi sorunlar nelerdir?

Bu hastalıklar vücuttaki pek çok organı ve bu organların işleyişini olumsuz biçimde etkiler. Bu nedenle de çeşitli tıbbi sorunlar ortaya çıkar:

  • Kalp ve damar sistemi: Tansiyon düşüklüğü, nabız sayısının azalması, kalp ritm bozuklukları, kalp kasının erimesi, elektrolit bozuklukları nedeniyle ani kalp durmaları en önde gelenlerindendir.
  • Sindirim sistemi: Kusmalara bağlı yemek borusu hasarları, hatta yırtılmaları, şişkinlik, kabızlık, müshil kullanımına bağlı barsak bozuklukları
  • Hormonal değişiklikler: Adet düzensizlikleri ve adetlerin kesilmesi
  • Kemikler : Kemik erimesi (osteoporoz), kemiklerde çabuk kırılmalar
  • Dişler : Diş minelerinde erime, çürükler
  • Kansızlık ve vücudun savunma hücrelerinin azalması

14-Yeme bozuklukları ölüm nedeni olabilir mi?

Evet. Anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza tüm psikiyatrik hastalıklar içinde en ölümcül olanlarıdır. Özellikle anoreksiya nervozalı hastalar daha fazla risk altındadır. İyi örgütlenmiş yeme bozukluğu kliniklerinin olduğu ülkelerde bile, anoreksiya nervozalı hastaların yaklaşık % 10’u bu hastalıktan dolayı ölmektedir.

15-Yeme bozuklukları olan bir tanıdığınıza nasıl yardımcı olabilirsiniz ?

En doğru yardım hastayı bir danışmanlık alması için psikiyatri uzmanı ile görüşmeye ikna etmektir. Bunu geciktirmek hastalığın kronikleşmesine ve tedavinin daha da zorlaşmasına neden olacaktır.

16- Yeme bozuklukları tedavisi nasıl olur?

Tedavi psikiyatri uzmanının öncülüğünde, hastanın durumuna göre dahiliye, kadın-doğum gibi diğer tıbbi dallar ile işbirliğine geçilerek yapılmalıdır. Tek bir tedavi yaklaşımından çok bir çok yaklaşımın bir araya gelişi ile hastaya yardımcı olmak uygun olur. Psikoterapi vazgeçilmezdir, aile ile işbirliği ve ailenin tedaviye doğru katılımı önemlidir. Tedavideki ilk hedef genellikle tedavi talebi az olan hastanın tedavi iş birliği yapmasını sağlamaktır.

17- Yeme bozukluklarının tedavisinde ilaçların yeri var mıdır?

Kesin bir ilaç tedavisi yoktur ve asıl tedavi ilaç kullanımı değildir. Psikoterapi ile birlikte kullanılmalıdır. İlaçlar sadece yardımcı rol oynarlar. Ancak son dönemlerde hem anoreksiya nervoza hem de bulimiya nervozanın çeşitli belirtilerinin hafifletilmesinde bazı yeni ilaçların yararları gösterilmiştir. Uygun dozda ve sürede kullanılırsa tedaviye katkıları olmaktadır.

18- İlaç kullanımını hangi hekimler düzenlemelidir?

İlaç tedavilerini psikiyatrlar düzenler. Ancak tıbbi sorunlar için ilgili branş hekimleri (iç hastalıkları uzmanı, fizik tedavi uzmanı, kadın-doğum uzmanı vb) ilaç önerir.

19-Yeme bozuklukları için hastanede yatarak tedavi gerekli midir? 

Yeme bozukluğu tedavileri birkaç biçimde sürdürülür. Yatarak tedavi bunlardan biridir. Özellikle ağır vakalarda hastane yatışı zorunludur. Hastaneye yatmayı gerektiren durumlar şunlardır:

  • çok fazla ve hızlı kilo kaybı
  • durdurulamayan kusmalar,
  • yukarıda sayılan çeşitli tıbbi sorunların varlığı,
  • daha önceki ayaktan tedavilerde iyileşme sağlanamamış olması,
  • yeme bozukluğu dışında diğer psikiyatrik hastalıkların varlığı.

Yatarak tedavi tıbbi sorunlar çok ağır ve kilo çok düşükse bir süre dahiliye kliniklerinde psikiyatrın gözlemi ve takibi ile yapılabilir. Ancak hastanın tıbbi durumu düzelmeye başladığında en kısa zamanda psikiyatri kliniğine nakli sağlanmalıdır. Çünkü bu gruptaki hastalıklar ruhsal hastalıklardır ve tedavileri de psikiyatrlar tarafından diğer branş hekimleriyle işbirliği ve ekip çalışması ile yürütülmelidir.

20-Yatarak tedavi ne zaman sonlandırılır, ardından nasıl bir takip planlanmalıdır?

Yatarak tedavinin sonlandırılmasına ilişkin kesin bir süre verilemez. Ancak

  • doğru beslenme ilkelerinin uygulandığı,
  • hastanın sağlıklı kilosuna yaklaştığı,
  • tıbbi sorunların düzeldiği,
  • kusmaların ve müshil kullanımının kontrol edilebildiği noktada ayaktan tedaviye geçilebilir.

Yatarak tedavi genel tedavilerin sadece bir kısmını oluşturur. Asıl büyük bölüm ayaktan tedaviler sırasında gerçekleştirilir. Hastaneden çıktıktan sonra hastaların uzun süre takip edilmesi gerekir. Bu takip süresince bireysel ve grup psikoterapileri, aile tedavileri uygulanır.

kaynak

https://www.dnbiyomed.com/blogoku/tikinircasina-yeme-bozuklugu-263

https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/32/yeme-bozukluklari

Yayınlanma: 01.12.2023 13:50

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:39

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
3 Yorum
Bedensel Belirti Bozuklukları (Somatizasyon)
Depresif Bozukluklar
Varoluşsal Anlam Arayışı
Yalnızlık
İlişki / Evlilik Problemleri
+6
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

✨ Her Şeyi Anlamak Zorunda Değilsin: Duygularla Temas Etmenin Unutulan Yolu

Bazen her şeyi anlamaya çalışırsın.Neden böyle hissediyorum?Bu duygu nereden geliyor?Bunu çözmem lazım.Zihnin durmadan çalışır. Analiz eder, parçalar, anlamlandırmaya uğraşır.Ama ne gariptir ki… ne kadar çok düşünürsen, o kadar uzaklaşırsın kendinden.Çünkü bazı şeyler düşünerek çözülmez.Bazı duygular, anlaşılmak istemez.Onlar hissedilmek ister.🧠 Anlamak Her Zaman İyileştirmez“Anlamak iyidir” fikriyle büyüdük.Ve evet, anlamak çoğu zaman yardımcıdır. Ama her zaman değil.Bazen anlamaya çalışmak, hissetmekten kaçmanın zarif bir yolu olabilir.Özellikle yoğun duygular söz konusu olduğunda zihin devreye girer ve şöyle der:“Bunu çözelim.”Ama aslında yaptığı şey şudur:Seni duygudan uzaklaştırmak.Çünkü hissetmek kontrol edilemezdir.Anlamak ise kontrol hissi verir.Ve insan, belirsizlikten çok kontrolde kalmayı tercih eder.🌊 Duygular Neden Bu Kadar Zor?Çünkü duygular düzenli değildir.Bir duygu geldiğinde:Mantıklı olmak zorunda değildirTutarlı olmak zorunda değildirAçıklanabilir olmak zorunda değildirBir anda üzgün hissedebilirsin.Ardından sebepsiz bir öfke gelebilir.Sonra bir boşluk…Zihin bunu sevmez. Çünkü zihin netlik ister.Ama duygular, netlikten çok akışla ilgilidir.Onlar gelir, yükselir ve geçer.Eğer izin verirsen.🌀 Kontrol Ettikçe Neden Sıkışıyoruz?Bir duyguyu kontrol etmeye çalıştığında aslında ona şu mesajı verirsin:“Sen burada olmamalısın.”Ama duygular kovuldukça daha çok ısrar eder.“Üzgün olmamalıyım” dediğinde, üzüntü büyür“Korkmamam lazım” dediğinde, kaygı artar“Güçlü olmalıyım” dediğinde, kırılganlık derinleşirÇünkü bastırılan her duygu içeride kalır.Ve içeride kalan hiçbir şey gerçekten sessiz değildir.🌿 Duyguların Bedendeki İzleriDuygular sadece zihinde yaşanmaz.Her duygu bedende kendine bir yer bulur.Kaygı:Nefesi hızlandırırGöğsü sıkıştırırÜzüntü:Omuzları düşürürEnerjiyi azaltırÖfke:Çeneyi sıkarKasları gererBu yüzden duygular sadece düşünülmez…hissedilir.Ama çoğu zaman bu hissi yarıda keseriz.Hissetmeden düşünmeye geçeriz.🎨 Hissetmek Neden Korkutucu?Çünkü hissetmek bilinmez bir alandır.Birçok insanın içinde şu korku vardır:“Eğer bu duyguyu hissedersem, içinden çıkamam.”Ama gerçek şu ki:Duygular, hissedildiklerinde hareket eder.Direnildiğinde ise sıkışır.Bir duygunun içinde kalmak, onun içinde kaybolmak değildir.Onun akmasına izin vermektir.🌸 Duygularla Temas Etmek Ne Demek?Duygularla temas etmek:Onları değiştirmeye çalışmadan fark etmekİyi ya da kötü diye etiketlemeden kabul etmekOnlara alan açmak demektirBu pasif bir süreç değildir.Oldukça cesaret gerektirir.Çünkü bu süreçte kontrol biraz gevşer.Ve çoğu insan için en zor şey tam olarak budur.🕊️ Küçük Bir Pratik: Dur ve HissetŞu an küçük bir şey deneyebilirsin:Gözlerini kapatNefesine odaklanKendine sor: “Şu an ne hissediyorum?”Sonra:“Bu duygu bedenimde nerede?”Göğsünde mi?Karnında mı?Boğazında mı?Cevabı değiştirmeye çalışma.Sadece onunla kal.🌀 İfade Etmek: Duygunun Yolunu AçmakDuygular sadece hissedilmek değil, ifade edilmek ister.Ama ifade etmek her zaman konuşmak değildir.Bazen:YazmakÇizmekHareket etmekçok daha derin bir kapı açar.Çünkü bazı duygular kelimelerden önce gelir.Ve sanat, bu noktada güçlü bir alan yaratır.🌬️ Duygular Geçici, Direnç KalıcıdırDuygular düşündüğünden daha kısa sürelidir.Ama onlara karşı geliştirdiğimiz direnç çok daha uzun sürer.Bir duyguya izin verdiğinde genellikle değişir.Ama bastırdığında kalır.Bu yüzden iyileşme, duyguları yok etmek değil…onların akmasına izin vermektir.🌿 Yavaşlamak: İyileşmenin Gözden Kaçan ParçasıBu süreçte sabırsızlık hissetmen çok normal.Çünkü içinde yaşadığımız dünya hız ister.Hızlı çözüm, hızlı iyileşme, hızlı sonuç…Ama duygular böyle çalışmaz.Duygular:Zamana ihtiyaç duyarAlana ihtiyaç duyarYavaşlığa ihtiyaç duyarBazen hiçbir şey yapmadan sadece hissetmek, en derin çalışmadır.Dışarıdan bakıldığında bu “hiçbir şey yapmamak” gibi görünür.Ama içeride çok şey olur.Ve çoğu zaman gerçek dönüşüm,tam da bu sessiz anlarda başlar.🌿 Kendinle Yeni Bir İlişki KurmakDuygularla temas etmek, kendinle ilişkini değiştirir.Artık kendine şöyle demeye başlarsın:“Bu duyguyu hissedebilirim”“Bu zor ama mümkün”“Bununla kalabilirim”Ve bu cümleler zamanla içsel bir güven yaratır.✨ Son SözHer şeyi anlamak zorunda değilsin.Bazen anlamaya çalışmak seni kendinden uzaklaştırır.Ama hissetmek… seni kendine yaklaştırır.Duyguların düşmanın değil.Onlar sana bir şey anlatmaya çalışıyor.Ve belki de uzun zamandır ilk kez…Onları susturmak yerineonlarla kalmayı seçebilirsin.Çünkü iyileşme bazen bir şeyi çözmekle değil,onunla kalabilmekle başlar.Ve belki de tam o anda,kendinle gerçekten temas etmeye başlarsın. 🌿✨Ve belki de en önemli farkındalık şu: Duyguların “doğru” ya da “yanlış” hali yoktur. Hissettiğin şey ne olursa olsun, o an için gerçektir ve bir anlam taşır. Kendine bunu hatırlatmak, içsel eleştirmeni yumuşatır. Çünkü çoğu zaman acıyı büyüten şey duygunun kendisi değil, o duyguya karşı verdiğimiz yargıdır. “Böyle hissetmemeliyim” dediğin her an, kendinden biraz daha uzaklaşırsın. Ama “Şu an böyle hissediyorum ve bu anlaşılabilir” dediğinde, kendine yaklaşmaya başlarsın. Ve bu yaklaşma, iyileşmenin en sessiz ama en güçlü adımlarından biridir. 🌿 🌿 Kendine gösterdiğin bu şefkat, zamanla içsel bir güvene dönüşür. Ve o güven, duygularınla savaşmak yerine onlarla birlikte yürüyebilmeni mümkün kılar, daha dengeli hissetmeni sağlar. 🌿Bazen duyguların yoğunluğu seni geri çekilmek istemeye itebilir. Bu da anlaşılır bir tepkidir. Böyle anlarda önemli olan, kendini zorlamak değil, kendine eşlik edebilmektir. Küçük temaslar yeterlidir: Biraz daha yavaş nefes almak, bulunduğun ortamı fark etmek, ayaklarının yere değdiğini hissetmek… Bunlar basit görünür ama sinir sistemine “şu an güvendeyim” mesajı verir. Ve güven hissi oluştuğunda duygular da yumuşamaya başlar. İyileşme çoğu zaman büyük farkındalıklardan değil, bu küçük ama düzenli temaslardan doğar. Kendine bu alanı tanımak, içsel dayanıklılığını sessizce güçlendirir.
Gülay TOKER 02.03.2026

✨ Beden Hatırlar: Travma Neden Sadece Zihinde Değildir?

Travmayı çoğu zaman bir hikâye gibi düşünürüz.Geçmişte olmuş, bitmiş, artık “geride kalmış” bir olay…“Evet, zor bir şey yaşadım ama geçti.”Peki gerçekten geçti mi?Eğer bazen hiçbir sebep yokken kalbin hızlanıyorsa…Eğer bir ses, bir koku ya da bir bakış seni aniden huzursuz ediyorsa…Eğer hayatın genel olarak yolunda olmasına rağmen içinde açıklayamadığın bir sıkışma hissi varsa…Belki de geçmemiştir.Belki de sadece şekil değiştirmiştir.Çünkü travma yalnızca zihinde saklanan bir anı değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir deneyimdir.🧠 Zihin Unutur, Beden HatırlarTravmatik bir olay yaşandığında bedenin önceliği “anlamak” değildir.Öncelik hayatta kalmaktır.Bu yüzden sinir sistemi otomatik olarak devreye girer ve şu tepkilerden birini seçer:SavaşKaçDonBu sırada beynin mantıklı düşünmeden sorumlu kısmı geri planda kalır. Yani o anda yaşadığın şeyi anlamlandırmak yerine, sadece tepki verirsin.Belki bağırmak istedin ama sustun.Belki kaçmak istedin ama kalmak zorunda kaldın.Belki hareket etmek istedin ama donakaldın.İşte bu “yarım kalan tepkiler” bedenin içinde kayıt altına alınır.Ve yıllar sonra bile beden, o anı unutmaz.🌊 “Geçti” Dediğin Şey Neden Hâlâ Etkiliyor?Birçok insan terapiye şu cümleyle gelir:“Ben artık o olayı düşünmüyorum ama hâlâ etkisindeyim.”Bu cümle aslında çok şey anlatır.Çünkü travma sadece hatırlamakla ilgili değildir.Travma, sinir sisteminin hâlâ o olaydaymış gibi çalışmasıdır.Bu yüzden kişi:Sürekli tetikte hissedebilirRahatlamakta zorlanabilirGüvende olsa bile güvende hissedemeyebilirMantık şöyle der: “Artık tehlike yok.”Ama beden şöyle der: “Emin değilim.”Ve çoğu zaman kazanan beden olur.🌀 Travma: Tamamlanmamış Bir Hikâye Değil, Tamamlanmamış Bir TepkiTravmayı bir anı gibi değil, tamamlanmamış bir hareket gibi düşün.Söylenememiş sözler…Ağlanamamış gözyaşları…İfade edilememiş öfke…Kaçılamamış bir durum…Bunların hepsi bedenin içinde “yarım kalır.”Bu yüzden bazen hiçbir sebep yokken:İçin daralırGözlerin dolarKasların gerilirNefesin sıkışırBeden aslında şunu yapmaya çalışıyordur:“Yarım kalan şeyi tamamlamak.”Ama biz genelde bunu anlamayız.Onun yerine bastırırız.🌿 Bastırmak Neden İşe Yaramaz?Çünkü bastırmak, yok etmek değildir.Bastırmak, sadece ertelemektir.Bir duyguyu hissetmemeye çalıştığında, o duygu kaybolmaz.Sadece daha derine gider.Ve çoğu zaman daha güçlü bir şekilde geri döner.Örneğin:Sürekli meşgul olma ihtiyacıAşırı düşünmeBedensel gerginliklerNedensiz yorgunlukBunların bazıları aslında bastırılmış duyguların bedenle konuşma şeklidir.Beden kelimelerle konuşmaz.Beden hislerle konuşur.🎨 Neden Sadece Konuşmak Yetmez?Konuşmak çok değerlidir.Anlamak, fark etmek, anlamlandırmak iyileşmenin önemli bir parçasıdır.Ama tek başına yeterli değildir.Çünkü travma sadece “anlatılan” bir şey değildir.Travma aynı zamanda “hissedilen” bir şeydir.Ve bazı şeyler kelimelere dökülemez.İşte bu yüzden beden odaklı çalışmalar önemlidir:Sanat terapisiHareket çalışmalarıNefes farkındalığıDuygusal ifade teknikleriBu yöntemler zihni biraz kenara alır ve doğrudan bedenle çalışır.Bazen bir resim, anlatılamayan bir duyguyu ortaya çıkarır.Bazen küçük bir hareket, yıllardır tutulmuş bir gerginliği çözer.Bu bir “bozulma” değil…Bu bir çözülmedir.🌸 Beden Ne Zaman Açılır?Beden zorlandığında değil…Güvende hissettiğinde açılır.Bu çok kritik bir nokta.Çünkü birçok insan iyileşmeye çalışırken kendini zorlar:“Artık geçmesi lazım.”“Bunu aşmalıyım.”“Güçlü olmalıyım.”Ama beden baskıyla değil, güvenle çalışır.Güvenli bir alan demek:Yargılanmadığın bir yerHızına saygı duyulan bir süreçZorlanmadan ilerleyebilmekBeden ancak “artık tehlike yok” dediğinde gevşer.🌬️ Sinir Sistemi ve Regülasyon: İyileşmenin AnahtarıTravmayı anlamanın bir diğer yolu da sinir sistemine bakmaktır. Sinir sistemi, bedenin iç dünyadaki trafik kontrol merkezidir. Tehlike algıladığında hızlanır, güven hissettiğinde yavaşlar.Travma yaşayan kişilerde bu sistem çoğu zaman dengesini kaybeder. Ya sürekli alarm halinde kalır ya da tamamen kapanır.Bu durum iki şekilde kendini gösterebilir:Aşırı uyarılma: kaygı, huzursuzluk, panikDüşük uyarılma: donukluk, boşluk hissi, kopuklukİyileşme, bu iki uç arasında esneklik kazanmakla ilgilidir.Buna “regülasyon” denir.Regülasyon, duyguları bastırmak değil…Duygularla birlikte kalabilmektir.💫 Küçük Bir Farkındalık DeneyiŞu an burada, bunu okurken…Kısa bir an dur.Omuzlarını fark etÇeneni fark etNefesini fark etKendine şu soruyu sor:“Şu an bedenimde en çok nerede bir his var?”Belki bir sıkışma…Belki bir ağırlık…Belki bir boşluk…Şimdi o bölgeye doğru nefes aldığını hayal et.Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışma.Sadece alan aç.Çünkü iyileşme çoğu zaman büyük adımlarla değil,küçük temaslarla başlar.🌿 Son SözTravma sadece geçmişte kalan bir olay değildir.Travma, bedenin içinde yaşamaya devam eden bir izdir.Bu yüzden iyileşme de sadece düşünerek olmaz.İyileşme hissetmeyi de içerir.Zihin anlamak ister.Beden hissetmek ister.Ve gerçek dönüşüm, bu ikisi bir araya geldiğinde olur.Beden bazen kelimelerden daha eski bir dil konuşur.Ve bu dil sabır ister, yavaşlık ister, temas ister.Eğer uzun zamandır kendine şu soruyu soruyorsan:“Neden hâlâ böyle hissediyorum?”Belki de cevap şudur:Zihnin yoluna devam etti…ama bedenin hâlâ seni bekliyor.Ve belki de iyileşme,ilerlemek değil…geri dönüp kendine yeniden temas etmektir. Ve o temas, sandığından çok daha dönüştürücü olabilir. Bu yüzden kendine nazik ol, acele etme, bedeninin ritmini dinle. Her fark ettiğin duyum, her küçük temas, seni biraz daha kendine yaklaştırır ve içsel bütünlüğünü yeniden kurmana yardımcı olur. 🌿 Gülay TOKER
Gülay TOKER 25.02.2026

"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi

Hayatınızda başkalarının taleplerini kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyduğunuz kaç an var? Arkadaşınızı kırmamak için gittiğiniz o yorgun akşam yemeği, iş yerinde aslında göreviniz olmayan ama "hayır" diyemediğiniz için üstlendiğiniz projeler veya ailenizin beklentileri altında ezilen kendi istekleriniz... Eğer sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendinizden bir şeyler eksildiğini hissediyorsanız, özgüveninizin en büyük düşmanıyla tanışıyor olabilirsiniz: Sınır koyamama sorunu.Peki, neden "hayır" demek bu kadar zor? Neden sınırlarımızı korumaya çalıştığımızda suçluluk duyuyoruz? Bu yazıda, sınır çizmenin psikolojik temellerine inecek ve özgüvenle bağını keşfedeceğiz.1. Sınır Çizmek Neden Bu Kadar Zor?Psikolojide sınır koyamama davranışı, genellikle geçmişte edindiğimiz bazı temel inançlarla (şemalarla) yakından ilgilidir. Özellikle Şema Terapi ekolü çerçevesinden baktığımızda, şu şemalar sınır çizmemizi engelleyen ana unsurlardır:Boyun Eğicilik Şeması: Kişinin, başkaları tarafından kontrol edilme veya cezalandırılma korkusuyla kendi isteklerini bastırmasıdır. "Eğer hayır dersem beni sevmezler" veya "Öfkelenirlerse bununla baş edemem" düşüncesi bu şemanın temelidir.Kendini Feda Şeması: Başkalarının acı çekmesini engellemek veya onlara yardımcı olmak adına kendi ihtiyaçlarını tamamen göz ardı etmektir. Bu kişiler genellikle çevrelerinde "çok yardımsever" olarak bilinirler ama iç dünyalarında derin bir boşluk ve tükenmişlik hissederler.Onay Arayıcılık Şeması: Öz-değerini sadece başkalarından gelen takdir ve onaya bağlamaktır. "Hayır" demek, karşı taraftan gelecek olumsuz bir tepki riskini göze almak demektir ve onay arayıcı birey için bu risk çok korkutucudur.2. Sınır Çizmemenin Bedeli: Kronik Yorgunluk ve TükenmişlikSürekli olarak başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmak, sadece zihinsel bir yük değil, aynı zamanda fiziksel bir yorgunluk kaynağıdır. Sınır çizemeyen bireylerde sıklıkla kronik stres, uyku bozuklukları ve psikosomatik ağrılar (özellikle omuz ve boyun ağrıları) gözlemlenir. Zihin sürekli olarak "Acaba birini kırdım mı?" veya "Sıradaki istek ne olacak?" kaygısıyla meşgul olduğu için, dinlenme anlarında bile gerçek bir rahatlama yaşanamaz. Bu durum uzun vadede tükenmişlik sendromuna (burnout) ve yaşama karşı duyulan ilginin azalmasına yol açabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı ertelemek, bir süre sonra öz-şefkat duygusunun kaybolmasına neden olur.3. İş Hayatında Profesyonel Sınırlar: Kariyerinizi KorumakPek çok danışanım, özellikle iş hayatında sınır çizmenin "tembellik" veya "başarısızlık" olarak algılanmasından korkar. Oysa sağlıklı sınırlar, sizi daha verimli bir çalışan yapar. Her şeye "evet" dediğinizde, asıl odaklanmanız gereken öncelikli işlerinizdeki kalite düşer. Profesyonel sınırlar; mesai saatlerinize sadık kalmak, uzmanlık alanınız dışındaki işleri nezaketle reddetmek ve mola zamanlarını korumaktır. Unutmayın, iş yerinde çizilen sınırlar sizi "zor biri" yapmaz; aksine, zamanını ve emeğini doğru yöneten "saygın biri" yapar.4. Sınırlar ve Özgüven Arasındaki Kritik BağÖzgüven, sadece "ben yapabilirim" demek değildir; özgüven aynı zamanda "benim ihtiyaçlarım da önemli" diyebilme cesaretidir. Sağlıklı sınırları olmayan bir bireyin özgüveni sürekli dış faktörlere bağlıdır. Başkaları sizi onayladığında kendinizi iyi, eleştirdiğinde ise değersiz hissedersiniz.Sınır çizmek, kendinize olan saygınızı koruma biçiminizdir. Kendi alanınızı koruduğunuzda, zihninize şu mesajı gönderirsiniz: "Benim zamanım, enerjim ve duygularım kıymetli." Bu mesaj içselleştirildikçe, dışarıdan gelen onaya olan ihtiyacınız azalır ve gerçek özgüven inşa edilmeye başlar.5. Sınır Koyma Türlerini TanıyalımSınırlar sadece fiziksel değildir; yaşamın pek çok alanına yayılırlar:Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularından kendinizi sorumlu tutmamaktır. Bir yakınınız mutsuz olduğunda onu teselli edebilirsiniz, ancak onun mutsuzluğunun "sebebi" veya "çözümü" siz olmak zorunda değilsiniz.Zihinsel Sınırlar: Kendi düşünce ve inançlarınızı korumaktır. Başkalarının fikirlerine saygı duyarken, onlarla aynı fikirde olmama hakkınızı saklı tutmaktır.Zaman ve Enerji Sınırları: Sınırlı olan vaktinizi ve enerjinizi kime, ne kadar ayıracağınıza karar vermektir. "Bu akşam kendime vakit ayırmak istiyorum" demek, meşru bir sınırdır.6. Suçluluk Duymadan "Hayır" Demek Mümkün Mü? Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bize duygulardan kaçmak yerine onlarla nasıl yaşayacağımızı öğretir. Sınır koyduğunuzda suçluluk hissetmeniz çok normaldir; çünkü zihniniz eski alışkanlıklarını korumaya çalışıyordur.Duyguyu Gözlemleyin: Suçluluk geldiğinde onu bastırmayın. "Şu an zihnim bana başkalarını hayal kırıklığına uğrattığımı söylüyor ve bu yüzden suçluluk hissediyorum" diyerek duyguyu etiketleyin.Değerlerinize Odaklanın: Sınır koyduğunuzda neye "evet" dediğinizi düşünün. Arkadaşınıza "hayır" derken, belki de kendi dinlenme ihtiyacınıza veya ailenize ayıracağınız vakte "evet" diyorsunuzdur.Bilişsel Yeniden Yapılandırma (BDT): "Hayır dersem bencil biriyim" gibi otomatik düşüncelerinizi, "Kendi sınırlarımı korumak beni bencil değil, sağlıklı bir birey yapar" gibi daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin.7. Profesyonel Destek Almanın ÖnemiSınır çizme sorunu genellikle çok derinlerde yatan değersizlik ve yetersizlik hislerinden beslenir. Yılların getirdiği bu kalıpları tek başına değiştirmek bazen direnç yaratabilir. Profesyonel bir psikolojik destek süreci; sınır koymanızı engelleyen çocukluk şemalarınızı fark etmenizi sağlar, güvenli ve yargısız bir alanda "hayır" deme pratiği yapmanıza yardımcı olur ve sosyal fobi veya anksiyete gibi sınır koymayı zorlaştıran diğer etmenleri ele almanıza imkan tanır.8. Kendi Değerinizi Yeniden TanımlayınSınır çizme yolculuğu, aslında kendinize verdiğiniz değeri yeniden keşfetme sürecidir. Başkalarını mutlu etmek için harcadığınız o muazzam enerjiyi, kendi iç dünyanızı iyileştirmeye ve öz-şefkat geliştirmeye yönlendirdiğinizde hayatınızdaki dengelerin nasıl değiştiğine şaşıracaksınız. "Hayır" demek, köprüleri yıkmak değil; kendi bahçenizin kapılarını sadece gerçekten davet etmek istediğiniz kişilere açmaktır.Bu süreçte zorlandığınız her an, bu değişimin sadece bir alışkanlık değişikliği değil, derin bir özgürleşme adımı olduğunu hatırlayın. Terapi odası, bu özgürleşme yolunda size güvenli bir laboratuvar sunar. Kendi ihtiyaçlarınızın sesini duymaya başladığınızda, sadece kendinizle değil, çevrenizle olan bağlarınızın da çok daha samimi ve dürüst bir zemine oturduğunu göreceksiniz. Siz, sınırlarınızla ve olduğunuz halinizle değerlisiniz.Unutmayın; "Hayır" bir tam cümledir ve herhangi bir açıklama gerektirmez. Kendi hayatınızın sınırlarını belirlemek, kendinize verdiğiniz en büyük değerdir. KaynakçaYoung, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Şema Terapi: Uygulamacı Kılavuzu.Beck, J. S. (2011). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi.Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Kabul ve Kararlılık Terapisi.Neff, K. (2011). Öz-Şefkat: Kendinize Karşı Nazik Olmanın Kanıtlanmış Gücü.
Şevval TAŞ 04.02.2026