PSİKOTERAPİ NEDİR?


Psikoterapi Nedir?


Psikoterapi, Yunanca “therapeuein”, “iyileşmek” ya da “iyileştirmek” anlamlarına gelir, bu sebeple psikoterapi tam anlamıyla “ruh iyileştirmesi” demektir. Genel anlamda ise ötekinin psikolojik açıdan iyiliğinin amaçlandığı sosyal bir uygulama, bir uzman terapistin yardımıyla, hayatın zorluklarıyla baş edebilme yeteneğinin geliştirilmesidir (Sayar, 2017).



Psikoterapi Neyi Amaçlar?


Psikoterapi size, yaşadığınız zorluklar ya da sıkıntılarla ilgili içgörü kazandırmayı, düşünce ve davranışlarınızda değişiklikler meydana getirmek için motivazsyonunuzu arttırmayı ve bu değişiklikler için uygun yollar bulmanıza yardımcı olmayı amaçlar.



Psikoterapi neyi iyileştirmeye taliptir?


Bu soruya verilecek en kolay cevap ruhsal sıkıntı ve hastalığı işaret eder. Ancak günümüzde pek çok birey kimlik karmaşaları, ikilemler, kriz durumları veya ilişkisel zorluklar gibi durumlardan ötürü terapistlere müracaat etmektedirler. Bir toplumda hangi durumun sıkıntı verici olduğu o toplumun kültürünün ürünü olan kuramlarla belirlenir. Bir kültürün belirlediği ahlaki konumdan bakıldığında patolojik sayılabilen bir davranış, başka bir kültürde ruhsal kuvvetin kanıtı olarak görülebilir (Frank ve Frank, 1991).

  • Ruhu iyileştirme, sadece beyin kimyasını değiştiren ilaçlarla gerçekleşecek bir ihtiyaç değildir. Ruhu iyileştirmek pek çok farklı yöntemle mümkün olabilir. Bunlardan başlıcası psikoterapi sürecidir.



Terapist-Danışan İlişkisi


“Terapi, biri diğerinden daha dertli iki insanın buluşmasıdır.” diyor Yalom. Orlinsky ve Howard (1986) etkin terapinin olmazsa olmaz unsuru olarak, terapinin ardındaki kurama değil de terapistlerin danışanlarıyla kurdukları bağa işaret etmişlerdir. Danışanlar “iyi bir terapist”i kendi dünya görüşlerine empatik ve önyargısız olarak yaklaşan kişi olarak tanımlamışlardır. Bir başkasının, seni, derdini, ıstırabını kısmen de olsa anlayabileceğine olan inancın derinden derine iyileştirici bir etkisinin olacağı düşünülmektedir (Sayar, 2017).



"PSİKOTERAPİ YENİ BİR DÜNYANIN DOĞDUĞU EŞSİZ BİR BULUŞMADIR."


 

Psikoterapiyi arkadaş ile dertleşmekten ayıran özellikler nelerdir?


Terapist ile danışan arasındaki ilişki, profesyonel, sınırları belli olan, etik kurallara bağılı ve tedavi edici bir ilişkidir. Terapist, sizi eleştirmez, yargılamaz, yorum yapmaz, nasihatte bulunmaz. Sizin kişisel özelliklerinizin farkına varmanıza yardımcı olur. Sizi bugün buraya getiren nedenleri ve olası çözümleri değerlendirir. Hedeflenen değişimi gerçekleştirebilmeniz için işbirliği içinde çalışır, bilgi ve deneyimini kullanarak değişimi mümkün kılar. Yani sizi gideceğiniz yere doğrudan bırakmaz, bu yolculukta size eşlik eder.



Psikoterapi ne zaman gereklidir?


Depresyon, OKB, Anksiyete Bozuklukları, Panik Bozukluk, Fobiler gibi psikiyatrik sorunlarda,

Ayrıca;

  • Devam eden, yoğun mutsuzluk, çaresizlik ve umutsuzluk duyguları yaşıyorsanız
  • Yaşadığınız duygusal zorluklar, kaygı ve korkularınız yaşamınızı olumsuz etkiliyorsa
  • Öfke kontrol problemi yaşıyorsanız
  • Yaşadığınız duygusal zorluklar nedeniyle aileniz ya da yakınlarınızla karşı karşıya kalıyorsanız
  • İş performansınızla ilgili kaygınız varsa
  • Sınava hazırlık sürecinde desteğe ihtiyaç duyuyorsanız
  • Dönemsel yahut yaşamsal krizlerle baş etmekte zorlanıyorsanız


psikoterapiye başvurabilirsiniz.

 


Terapi Sırasında Sizi Neler Bekliyor?


İlk seansta, terapist sizi tanımaya ve geliş nedeninizi anlamaya çalışır. Çeşitli sorular sorarak sizinle ilgili bilgi edinir. Bu bilgiler ışığında bir tedavi planı oluşturur.

  • Her birey birbirinden farklı olduğu için sonraki seansların içeriği de kişiye göre değişecektir. Psikoterapistiniz duygularınızı, deneyimlerinizi paylaşmanız ve keşfetmeniz için sizi teşvik edecektir. Uzmanın eğitimine ve bağlı olduğu kurama göre uyguladığı teknikler de farklılık gösterecektir.


 


Hayat meşakkat dolu bir mücadele alanı. Zaman zaman karşılaştığımız problemlerle, duygu ve düşüncelerimizle baş edemediğimizi fark ederiz. Böyle zamanlarda yalnız olmadığımızı bilmek bize güç verir. Kendinize bir iyilik yapmaktan çekinmeyin.


Sevgilerimle,

Psikolog İclal Havva Köprücü Duvar


Sözlerime son verirken sizinle çok sevdiğim bir şiiri de paylaşmak istiyorum:


Ruknettin'in Kalbi İçin Kehanetler - Kemal Sayar

Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.

Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
Kurak ovalara yağmurlar yağar,
Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
Kalbin şiir olup vadilerini sular.

Senin de vadilerin vardır Ruknettin!
Kehanetler kurarsın,yağmalarsın kendini
Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
Niyedir,aynalarda azalır sesin.

Doktorum
Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
Üşürsem helak olacağımdan korkarım.

Doktorum
Gayya kuyusuna inmek istemem
Bana bir ip uzat,yağmurlar istemem
Aynaları kırarım,suretimi istemem
Mevsimler dönedursun,bu dünyayı istemem
Ben Allah'ı isterim.

Ben hep aynalardan geçerim doktor
Aynalar benden geçer.
Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
Doluşur içine narin böcekler
Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
Ben hep aynalardan geçerim doktor!

Günahları için ağlayan kim varsa
Kanatlarıyla okşar onu melekler

Hep böyle midir
Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin?
Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin?
Yarin dudaklarından trenler geçer de
Kalbiyin istasyonunda durmaz mı
Sen hiç satrançta yenilmez misin
Atına binip hep gider misin
Bilmez misin,atından ayrı düşen bir vezir
Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin
Herhalde hep böyledir
Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin!

Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
Konuşmayı unuttuyduk,hal diliyle söylediydik.
Dua okuduyduk,yağmur dilediydik
Kalbinizi kuşatmaya geldiydik.

Hoşgeldiniz. Buyrun. İşte kalbim.
Adımı unuttuğum zamanlarda RUKNETTİN'im
Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.

Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
Tıkanır, ölür metropollerde.

Bir çiçeği uyandırmak için mi
Söner bu ateşgahlar
Kaldırmak için mi yeraltını
O derin uykusundan
Kurur bu göl
Ne var ve ne oluyor
Neden türkü söylüyor fesleğenler
Uzakta biri mi göründü
Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı
Bir rüya mı gördü yalnız keşişler
Ne oldu?
...

Yayınlanma: 18.03.2022 17:35

Son Güncelleme: 18.03.2022 17:35

Psikolog

İclal Havva

KÖPRÜCÜ DUVAR

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
57 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
İlişki / Evlilik Problemleri
Depresif Bozukluklar
Depresyon ve Mutsuzluk
Evlilik Öncesi Danışmanlık
+6
Online TerapiOnline Ter...
süre 45 dk
ücret 2000
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Psikolojik Danışmanla Konuşmak Neden Arkadaşla Sohbet Etmekten Farklıdır?

Zor bir gün geçirdiğimizde, içimiz sıkıştığında ya da bir konuda kararsız kaldığımızda ilk refleksimiz çoğu zaman bir arkadaşımızı aramak olur. “Bir kahve içelim, anlatayım” demek tanıdıktır, güvenlidir ve iyi hissettirir. Peki o zaman şu soru ortaya çıkar: Psikolojik danışmanla konuşmanın farkı ne? Arkadaşıma anlatsam yetmez mi?Bu soru çok yaygındır ve son derece anlaşılırdır. Çünkü her iki durumda da konuşuruz, anlatırız, paylaşırız. Ancak yüzeyde benzer görünen bu iki deneyim, aslında amaç, yapı, rol ve etki açısından birbirinden oldukça farklıdır.1. Amaç Farkı: Rahatlamak mı, Dönüşmek mi?Arkadaşla yapılan sohbetin temel amacı çoğu zaman rahatlamaktır. İç dökmek, anlaşılmak, yalnız olmadığını hissetmek… Bunların hepsi çok kıymetlidir. Arkadaşınız sizi teselli edebilir, güldürebilir, “haklısın” diyebilir.Psikolojik danışmada ise amaç yalnızca rahatlamak değildir. Asıl hedef fark etmek, anlamlandırmak ve değişim yaratmaktır.Danışman, anlattıklarınızı sadece dinlemez; tekrar eden kalıpları, düşünce biçimlerini, duygusal tepkileri ve bunların kökenlerini birlikte keşfetmenize yardımcı olur. Yani terapi, “iyi hissettiren bir konuşma”dan ziyade, bazen zorlayıcı ama uzun vadede dönüştürücü bir süreçtir.2. Tarafsızlık ve Güvenli AlanArkadaşlar bizi sever. Ama aynı zamanda bizi kendi bakış açılarıyla dinlerler. Sizi korumak isterler, bazen taraf tutarlar, bazen de kendi yaşantılarını sizin hikâyenizin içine katarlar:“Ben olsam asla katlanmazdım.” “Bence sen çok iyi niyetlisin ama insanlar kötü.” “Bana da aynısı olmuştu…”Bu cümleler çoğu zaman iyi niyetlidir ama tarafsız değildir.Psikolojik danışman ise yargılamadan, taraf tutmadan ve kişisel gündem katmadan dinler. Sizin hikâyeniz, sizin duygularınız ve sizin anlam dünyanız merkezde kalır. Danışman, “kim haklı?” sorusuna değil, “bu durum sende neye dokunuyor?” sorusuna odaklanır.Bu da danışma odasını, duyguların sansürlenmeden var olabildiği güvenli bir alan hâline getirir.3. Sorumluluk ve Rol SınırlarıArkadaşlık ilişkisinde roller karşılıklıdır. Bugün siz anlatırsınız, yarın o anlatır. Denge vardır. Ancak bu karşılıklılık bazen şu sonucu doğurur: Anlatırken “onu da yormayayım”, “zaten benim yüzümden üzülmesin” diye kendimizi tutabiliriz.Psikolojik danışmada ise ilişki tamamen sizin ihtiyaçlarınıza göre yapılandırılmıştır. Danışman sizi “yük” olarak görmez. Tam tersine, o odadaki tek gündem sizsiniz.Ayrıca danışman:Sizi kurtarmaya çalışmazSizin adınıza karar vermezSize ne yapmanız gerektiğini dikte etmezBunun yerine, sorumluluğu size ait olan bir farkındalık sürecine eşlik eder. Bu, ilk bakışta daha zor ama çok daha güçlendirici bir yaklaşımdır.4. Tavsiye Vermek Yerine Anlamayı DerinleştirmekArkadaş sohbetlerinde tavsiye çok yaygındır:“Boş ver, takma kafana.” “Ayrıl gitsin.” “Biraz daha sabret.”Oysa psikolojik danışmada amaç tavsiye vermek değil, danışanın kendi cevaplarını bulmasını sağlamaktır. Çünkü bir başkasının hayatında işe yarayan bir çözüm, sizin hayatınızda aynı sonucu vermeyebilir.Danışman, sorularla, yansıtmayla ve bilimsel yaklaşımlarla şunu hedefler: Kişinin kendi iç sesini duyması ve seçimlerinin sorumluluğunu alabilmesi.5. Bilimsel ve Etik Bir TemelPsikolojik danışma, yalnızca “iyi dinlemek” değildir. Bu süreç; psikoloji bilimine, kuramsal çerçevelere ve etik ilkelere dayanır.Danışman:Gizlilik ilkesine bağlıdırMesleki sınırlar içinde çalışırKendi duygularını sürecin önüne koymazSürekli eğitim ve süpervizyon alırArkadaş sohbetinde ise böyle bir yapı yoktur. Arkadaşınız iyi niyetli olabilir ama duygusal olarak sürecin içine fazlasıyla dahil olabilir. Bu da bazen çözümden çok karmaşa yaratır.6. “Anlatmak” ile “Çalışmak” Arasındaki FarkArkadaşla konuşmak çoğu zaman anlatmak üzerinedir. Psikolojik danışmada ise bir konuyu çalışmayı içerir.Yani:Aynı olayın neden tekrar tekrar yaşandığına bakılırDuyguların bedensel ve zihinsel yansımaları fark edilirGeçmiş deneyimlerin bugünkü tepkilerle ilişkisi kurulurBu nedenle bazı danışanlar şunu söyler: “Arkadaşlarıma yıllardır anlattığım şeyi burada bir seansta bambaşka yerden fark ettim.”Terapide Zorlanmak da Sürecin Bir ParçasıdırPsikolojik danışman sürecinin arkadaş sohbetinden bir diğer önemli farkı da şudur: Terapi her zaman “iyi hissettirmez”. Bazen bir seanstan sonra danışan kendini daha düşünceli, daha yorgun ya da duygusal olarak dalgalı hissedebilir. Bu durum çoğu kişi için şaşırtıcıdır çünkü konuşmanın her zaman rahatlatması gerektiği düşünülür. Oysa terapide amaç, sadece anlık rahatlama değil, uzun vadeli bir içsel düzenleme sağlamaktır.Arkadaş sohbetinde zor konular genellikle hızlıca geçiştirilir ya da dağıtılır. Terapi odasında ise kaçınılan duygulara, ertelenen meselelerine ve kişinin kendisiyle ilgili görmekte zorlandığı alanlara nazik ama dürüst bir şekilde bakılır. Bu da zaman zaman rahatsız edici olabilir. Ancak bu rahatsızlık, kişinin sınırlarını, ihtiyaçlarını ve gerçek duygularını fark etmesi için önemli bir eşiktir.Bu nedenle psikolojik danışman, “her seans iyi geçmeli” beklentisiyle değil; “her seans beni biraz daha kendime yaklaştırıyor mu?” sorusuyla değerlendirilir. Ve çoğu zaman asıl değişim, tam da zorlanılan o anlarda başlar.Bu konuları yalnızca okumak ya da düşünmek bazen yetmeyebilir. Ben, seanslarda danışanla birlikte bu farkları konuşmakla kalmayıp çalışmayı önemsiyorum. Aynı olayın neden tekrar ettiğini, bir duygunun neden bu kadar yoğun yaşandığını ya da neden bazı adımları atmanın zorlaştığını birlikte, yargısızca ele alıyoruz. Terapi, hazır cevaplar sunmak değil; senin kendi cevaplarına ulaşabileceğin güvenli bir alan yaratmaktır. Eğer arkadaş sohbetlerinin artık yetmediğini, aynı döngülerin içinde kaldığını hissediyorsan, bu süreci birlikte çalışmak için seansa gelmeni öneririm. Değişim, konuşmaya cesaret ettiğin yerde başlar. Sonuç: İkisi Rakip Değil, Ama Yerleri FarklıArkadaş sohbeti değersiz değildir. Aksine, sosyal destek ruh sağlığının önemli bir parçasıdır. Ancak psikolojik danışman, arkadaş sohbetinin yerine geçen bir şey değil; başka bir ihtiyaca cevap veren profesyonel bir süreçtir.Arkadaşlar:Teselli ederYalnız olmadığını hissettirirPsikolojik danışma ise:Fark ettirirDerinleştirirDeğişim için alan açarBazen bir kahve sohbeti iyi gelir. Bazen ise bir danışma odasında durup gerçekten kendinle yüzleşmeye ihtiyaç duyarsın.Ve bu ikisi aynı şey değildir.
Buse AZLAĞ 29.01.2026

Terapiye Ne Zaman Başlanmalı?

Terapiye başlamak için hayatın mutlaka altüst olması, büyük bir kriz yaşanması ya da kişinin kendini “artık dayanamıyorum” noktasında hissetmesi gerekmez; çoğu zaman terapi, yalnızca işler tamamen kontrolden çıktığında başvurulan bir destek yolu gibi düşünülse de aslında terapiye başlamak, kişi henüz işlevselliğini büyük ölçüde kaybetmeden, kendine dönme cesareti gösterebildiğinde de son derece anlamlı ve dönüştürücü bir adımdır. Günlük yaşamda aynı sorunların tekrar ettiğini fark etmek, benzer ilişkilerde benzer hayal kırıklıkları yaşamak, sürekli ertelemek, kendini tükenmiş hissetmek, duygularını bastırarak idare etmeye çalışmak ya da “her şey yolunda gibi ama ben iyi hissetmiyorum” düşüncesinin zihinde sıkça yer etmesi çoğu zaman kişinin kendine dair verdiği sessiz ama önemli sinyallerdir. Bu sinyaller yalnızca düşünce düzeyinde kalmaz; beden de çoğu zaman bu yükü taşır ve açıklanamayan yorgunluklar, sık tekrarlayan baş ağrıları, mide ve bağırsak sorunları, kas gerginlikleri ya da uyku düzensizlikleri aracılığıyla kişinin duygusal olarak zorlandığını haber vermeye çalışır. Terapi, bu belirtileri bastırmayı ya da hızla ortadan kaldırmayı hedeflemekten ziyade, onların neye işaret ettiğini anlamaya, kişinin iç dünyasında neler olup bittiğine birlikte bakmaya davet eden güvenli bir alan sunar. Pek çok kişi terapiye başlamak konusunda tereddüt yaşar; “başkalarının sorunları daha büyük”, “ben bunu kendi kendime çözmeliyim”, “şu an o kadar da kötü değilim” ya da “zamanla geçer” gibi düşüncelerle yardım istemeyi erteler. Oysa yardım istemek bir zayıflık göstergesi değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye verdiği değerin, kendi ruhsal sağlığını ciddiye aldığının ve sorumluluk alabildiğinin bir işaretidir. Terapi, kişinin uzun zamandır tek başına taşıdığı yükleri paylaşabildiği, düşüncelerini ve duygularını yargılanmadan ifade edebildiği, çoğu zaman ilk kez gerçekten duyulmuş ve anlaşılmış hissettiği bir süreçtir. Terapiye başlamak için herkesin anlayabileceği net, somut ve büyük bir problem tanımı yapmak da şart değildir; bazen yalnızca tarif edilemeyen bir huzursuzluk hissi, bir boşluk duygusu, yönünü kaybetmiş olma hali ya da “hayatımda bir şeyler eksik ama adını koyamıyorum” düşüncesi terapiye başlamak için yeterlidir. Terapi süreci bu belirsizliği hızla ortadan kaldırmaya çalışmaz; aksine belirsizliğe birlikte bakabilmeyi, kişinin kendi iç dünyasında olup bitenleri acele etmeden keşfetmesini ve sorularla temas edebilmesini mümkün kılar. Bu süreçte kişi, ne hissettiğini, hangi duygularla zorlandığını, neye ihtiyaç duyduğunu ve yaşamında hangi örüntülerin tekrar eden bir döngü haline geldiğini yavaş yavaş fark etmeye başlar. Terapi aynı zamanda kişinin geçmiş yaşantılarının bugünkü duygu, düşünce ve ilişki biçimlerini nasıl şekillendirdiğini anlamasına alan açar; çocuklukta öğrenilen baş etme yolları, aile içinde kurulan ilişkisel roller, erken dönem deneyimlerin bıraktığı izler ve kişinin kendisiyle konuşma biçimi çoğu zaman farkında olunmadan bugünkü yaşamı yönlendirir. Terapi, bu otomatikleşmiş ve çoğu zaman sorgulanmadan sürdürülen kalıpları görünür kılarak kişiye daha esnek, daha işlevsel ve kendisine iyi gelen alternatifler geliştirme imkânı sunar; böylece kişi yalnızca geçmişini anlamakla kalmaz, bugünü dönüştürme ve geleceğini daha bilinçli bir yerden inşa etme gücünü de elde eder. Bazı dönemlerde kişi hayatını “idare ediyorum” modunda sürdürür; duygular ertelenir, ihtiyaçlar geri plana atılır, sınırlar ihmal edilir ve yaşam giderek yalnızca yapılması gerekenlerden ibaret bir hâl alır. Terapi, tam da bu noktada kişiye durma, yavaşlama ve kendini yeniden hatırlama fırsatı sunar; “Ben bu hayatın neresindeyim?”, “Beni ne besliyor, ne tüketiyor?”, “Gerçekten neye ihtiyacım var?” gibi sorular terapi sürecinde daha net, daha dürüst ve daha şefkatli bir şekilde ele alınır. Terapiye başlama ihtiyacı bazen bir kayıp, bir ayrılık, bir taşınma, bir iş değişikliği, ebeveyn olma, mezuniyet ya da yaşamın doğal geçiş dönemleriyle daha görünür hâle gelir; bu tür dönemlerde kişi kendini eskisi gibi hissedemediğini, dengesini kaybettiğini ya da yönünü şaşırdığını düşünebilir. Terapi, bu deneyimleri yalnızca “atlatılması gereken krizler” olarak değil, kişinin yaşam öyküsünün bir parçası olan ve anlamlandırılmayı hak eden süreçler olarak ele alır.İlişkiler de çoğu zaman terapiye başlama ihtiyacının güçlü göstergelerindendir; sürekli aynı tür ilişkilere çekilmek, sınır koymakta zorlanmak, onay arayışıyla hareket etmek, yakınlık kurmaktan kaçınmak ya da ilişkilerde kendini tekrar tekrar kaybolmuş hissetmek, kişinin farkında olmadığı içsel dinamiklere işaret edebilir. Terapi, ilişkilerde yaşananları yalnızca “diğerleriyle ilgili sorunlar” olarak değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişki üzerinden de ele alarak daha derin ve dönüştürücü bir farkındalık sağlar. Bu süreçte çoğu zaman sadece zorlanmalar değil, kişinin güçlü yanları, dayanıklılığı, baş etme becerileri ve bugüne kadar hayatta kalmasını sağlayan içsel kaynakları da görünür hâle gelir; bu fark ediş, kişinin kendine bakışını yumuşatır, suçlayıcı dili azaltır ve öz-şefkat geliştirmesine katkı sağlar. Sonuç olarak terapi, yalnızca psikolojik belirtileri azaltmaya ya da sorunları çözmeye yönelik bir müdahale değil, kişinin kendisiyle daha dürüst, daha şefkatli ve daha gerçek bir ilişki kurmasını destekleyen bir yolculuktur; hayat tamamen kontrolden çıktığında değil, kendinizle ilgili bir merak hissettiğinizde, duygularınızı anlamak istediğinizde, tekrar eden zorlanmalarınızı fark ettiğinizde ve yaşamda daha doyumlu, daha anlamlı bir yerden durmayı arzuladığınızda terapiye başlamak için zaten yeterince iyi bir zamandasınız, çünkü terapiye başlamak çoğu zaman kişinin kendisine attığı en cesur, en sorumlu ve en iyileştirici adımlardan biridir. Bu satırlar sizde bir karşılık bulduysa, kendiniz için bir adım atabilirsiniz. Danışma süreci, yaşadıklarınızı anlamlandırabileceğiniz güvenli bir alan sunar. Uygun bir zamanda benimle iletişime geçerek danışma randevusu oluşturabilir, bu yolculuğa birlikte başlayabiliriz ve ihtiyaçlarınıza uygun hedefler belirleyip ilerlemeyi birlikte takip edebiliriz. Gizlilik, saygı ve profesyonel sınırlar içinde destek sunarım.
Buse AZLAĞ 19.01.2026

Depresyon: Geçici Bir Mutsuzluktan Daha Fazlası

Depresyon, çoğu zaman günlük hayatta “keyifsizlik”, “isteksizlik” ya da “moral bozukluğu” gibi ifadelerle hafife alınır. Oysa klinik depresyon, kişinin duygu durumunu, düşünce yapısını, bedensel işlevlerini ve yaşamla kurduğu bağı derinden etkileyen ciddi bir ruhsal bozukluktur. Depresyon yalnızca üzgün hissetmek değildir; kişinin hayata karşı motivasyonunu kaybetmesi, kendini değersiz ve yetersiz hissetmesi, geleceğe dair umudunu yitirmesiyle karakterizedir.Bu yazıda depresyonun ne olduğu, belirtileri, nedenleri, günlük hayata etkileri ve tedavi süreçleri ele alınacaktır. Amaç, depresyonu romantize etmeden, dramatize etmeden; olduğu gibi, gerçekçi ve anlaşılır bir çerçevede anlatmaktır.Depresyon Nedir?Depresyon; duygusal, bilişsel ve davranışsal alanlarda belirgin bozulmalara yol açan bir duygu durum bozukluğudur. Kişinin en az iki hafta boyunca neredeyse her gün çökkün bir ruh hali içinde olması, daha önce keyif aldığı etkinliklerden zevk alamaması ve işlevselliğinde düşüş yaşamasıyla kendini gösterir.Burada kritik nokta şudur: Depresyon, kişinin “elinde olan” bir durum değildir. “Güçlü ol”, “pozitif düşün”, “kendine gel” gibi iyi niyetli ama yüzeysel telkinler depresyonu çözmez. Çünkü depresyon bir karakter zayıflığı değil, çok boyutlu bir ruh sağlığı sorunudur.Depresyonun Belirtileri Nelerdir?Depresyon belirtileri kişiden kişiye farklı yoğunlukta görülebilir. Ancak en sık karşılaşılan belirtiler şu şekilde sıralanabilir:Duygusal BelirtilerSürekli üzgün, boşlukta ya da çökkün hissetmeUmutsuzluk ve çaresizlik duygularıHayattan zevk alamama (anhedoni)Suçluluk ve değersizlik düşünceleriBilişsel BelirtilerKendine yönelik olumsuz düşüncelerGeleceğe dair karamsarlıkOdaklanma ve karar verme güçlüğüZihinsel yavaşlamaDavranışsal BelirtilerSosyal geri çekilmeGünlük aktivitelerde azalmaİş, okul veya sorumlulukları ertelemeEskiden yapılan şeylere karşı isteksizlikFiziksel BelirtilerUyku problemleri (çok uyuma ya da uykusuzluk)İştah artışı veya kaybıSürekli yorgunluk hissiBedensel ağrılar, halsizlikBu belirtilerin bir arada ve süreklilik göstermesi depresyon açısından değerlendirilmeyi gerektirir.Depresyonun NedenleriDepresyon tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmaz. Biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin etkileşimi sonucunda gelişir.Biyolojik EtkenlerBeyindeki bazı nörotransmitterlerin (serotonin, dopamin, noradrenalin gibi) dengesizliği depresyonla ilişkilidir. Ayrıca genetik yatkınlık da önemli bir risk faktörüdür. Ailede depresyon öyküsü olan bireylerde görülme olasılığı daha yüksektir.Psikolojik EtkenlerTravmatik yaşantılarKayıp ve yas süreçleriÇocukluk döneminde yaşanan ihmal veya duygusal yoksunlukMükemmeliyetçilik, aşırı öz eleştiriSosyal Etkenlerİşsizlik, ekonomik zorluklarİlişki problemleriSosyal destek eksikliğiYalnızlıkÖzellikle uzun süreli stres faktörleri, depresyonun ortaya çıkmasında ve sürmesinde belirleyici rol oynar.Depresyon Günlük Hayatı Nasıl Etkiler?Depresyon yalnızca kişinin iç dünyasında yaşanmaz; hayatın her alanına yayılır. Kişi sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir, basit görünen işler bile gözünde büyüyebilir. Sosyal ilişkilerde mesafe artar, kişi anlaşılmadığını hisseder ve giderek içine kapanır.Depresyon ilerledikçe “yapamıyorum” düşüncesi yerini “ben zaten yetersizim” inancına bırakır. Bu noktada sorun artık sadece ruh hali değil, kişinin kendilik algısıdır.Depresyon ve İntihar DüşünceleriHer depresyon intihar düşüncesiyle sonuçlanmaz; ancak depresyon, intihar riski açısından önemli bir risk faktörüdür. Kişi yoğun çaresizlik ve umutsuzluk yaşadığında, yaşamanın bir anlamı kalmadığını düşünebilir.Bu tür düşünceler mutlaka ciddiye alınmalı ve profesyonel destek alınmalıdır. İntihar düşüncesi yardım istemenin bir zayıflık değil, hayatta kalma çabası olduğunun göstergesidir.Depresyonun Tedavisi Mümkün mü?Evet. Depresyon tedavi edilebilir bir ruhsal bozukluktur. Ancak tedavi süreci kişiye özeldir ve sabır gerektirir.PsikoterapiBilişsel Davranışçı Terapi, depresyon tedavisinde en sık kullanılan ve etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış yaklaşımlardan biridir. Terapide kişinin olumsuz otomatik düşünceleri fark etmesi, bunları sorgulaması ve daha işlevsel düşünce biçimleri geliştirmesi hedeflenir.Ayrıca kişinin duygu düzenleme becerileri, problem çözme kapasitesi ve kendilik algısı üzerinde çalışılır.Psikiyatrik DestekBazı durumlarda ilaç tedavisi gerekli olabilir. Antidepresanlar, beyindeki kimyasal dengenin düzenlenmesine yardımcı olur. İlaç kullanımı mutlaka bir psikiyatrist kontrolünde olmalıdır.Sosyal Destek ve Yaşam DüzeniDüzenli uykuFiziksel aktiviteSosyal bağların güçlendirilmesiGünlük rutin oluşturmaBunlar tedaviyi destekleyen önemli unsurlardır ancak tek başına yeterli değildir.“Geçer mi?” SorusuDepresyon kendiliğinden geçebilen bir durum değildir. Bazı kişilerde belirtiler zamanla azalabilir; ancak altta yatan düşünce kalıpları ve duygusal yükler ele alınmadıkça depresyon tekrarlama eğilimindedir.Profesyonel destek almak, süreci kısaltır ve kişinin yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır.SonuçDepresyon; zayıflık, tembellik ya da şımarıklık değildir. Görünmeyen ama derinden hissedilen bir yorgunluktur. Anlaşılmadığında daha da ağırlaşır, ciddiye alındığında ise iyileşme yoluna girer.Eğer kendinizde ya da bir yakınınızda depresyon belirtileri fark ediyorsanız, bunu görmezden gelmek yerine bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak en sağlıklı adımdır. Yardım istemek, insan olmanın doğal bir parçasıdır.Son Söz: Depresyonla Yaşamak Değil, Depresyondan Çıkmak MümkünDepresyonla yaşayan birçok kişi, zamanla bu duruma alışmak zorunda olduğunu düşünür. “Ben böyleyim”, “hayat zaten zor”, “herkes böyle hissediyor” gibi düşünceler, kişinin yardım aramasını geciktirir. Oysa depresyon, katlanılması gereken bir kader değil; üzerinde çalışılabilen, değiştirilebilen ve iyileştirilebilen bir süreçtir. En zor adım genellikle ilk adımdır: Sorunun adını koymak ve destek aramaya izin vermek.Psikolojik destek sürecinde amaç, kişiyi sürekli mutlu hissettirmek değildir. Amaç; kişinin duygularını bastırmadan, gerçekçi bir şekilde anlamlandırabilmesi, kendine karşı daha adil bir iç ses geliştirebilmesi ve yaşamla yeniden bağ kurabilmesidir. Terapi, acıyı yok etmez; acıyla baş edebilme kapasitesini güçlendirir. Bu da zamanla umudun yeniden filizlenmesini sağlar.Unutulmamalıdır ki depresyon, kişinin kim olduğu değildir; yaşadığı bir durumdur. Kişi, depresyondan ibaret değildir. Duygular geçicidir, beceriler öğrenilebilir, düşünceler değiştirilebilir. İyileşme doğrusal bir çizgi halinde ilerlemez; inişler ve çıkışlar olabilir. Ancak bu, sürecin başarısız olduğu anlamına gelmez.Eğer şu an bu satırları okurken kendinizden bir parça buluyorsanız, bu farkındalık küçümsenmemelidir. Destek almak için “daha kötü olmayı” beklemek gerekmez. Ruh sağlığı, ertelenebilecek bir konu değildir. Atılan her küçük adım, kişinin kendine verdiği bir değerin göstergesidir. Ve bu değer, iyileşmenin en sağlam temelidir.