1. Uzman
  2. Sultan AYTEKIN
  3. Blog Yazıları
  4. Ebeveyn Tutumları Kişiliği Nasıl Etkiler?

Ebeveyn Tutumları Kişiliği Nasıl Etkiler?

Kişiliğin oluşmasında en önemli faktörler aile ve ebeveyn tutumlarıdır. Aile tutumları bir çocuğu ileride ruhsal anlamda sağlıklı, mutlu başarılı özgüvenli bir yetişkin haline de dönüştürebilir, ya da çocuğun mutsuz , özgüveni düşük, kendisini değersiz hisseden bir birey haline gelmesine de sebep olabilir. Çocukluktaki yanlış tutumlar ileride birçok psikolojik sorunların zeminini hazırlar. Yetişkinlik dönemindeyse birey artık fark edilmemesi imkansız , hayatını alt üst eden dağ gibi problemlerle başbaşadır. Bu nedenle ebeveynler onların yetişkinlikte mutlu bir hayat geçirmeleri için çocuklarına destek olmalıdır. Sağlıklı ve dengeli bir tutum sergilemelidir. Peki nedir aile tutumu? Sağlıklı ve dengeli tutum nasıldır? Öncelikle aile tutumunun tanımından kısaca bahsetmek istiyorum.

Aile tutumu anne ve babanın inançlarını barındıran, onların doğru ve yanlışlarını yansıtan ve bazen de bilinçdışındaki karşılanmamış ihtiyaçlarından oluşan eğilimlere denir. Anne-babalar genelde kendi aile yaşantısı, yetiştirilme tarzı ,inançları, beklentileri ve anne babasını rol model alarak öğrendiği davranışlar nedeniyle çocuğuna katı veya yumuşak yaklaşım gösterirler.


Aşırı ilgi ve sevgi gösteren aileler

Bu aileler çocuklarının her istediğini yapan ailelerdir. Koruyucu ve kollayıcı aileler bu gruba girer. Çocuğun kendi başına birşey yapmasına müsaade etmezler. Bu nedenle bu ailelerin çocukları sorun çözmede yetersizdirler. Bazen de bu bireylerde çocuksu- bebeksi kalma eğilimi görülebilir. Aileden gördükleri aşırı sevgi ve ilgiyi diğerlerinden de beklerler. Aynı derecede sevgi göremedikleri zaman ise o kişiye karşı fazlaca tepkili olabilirler.


Yetersiz ilgi ve sevgi gösteren aileler

Bu ailelerde çocuğa gösterilen sevgi ve ilgi oldukça yetersizdir veya hiç sevgi gösterilmez. Çocuğa sürekli karşı çıkılır, çocuk sürekli eleştirilir, yaptıkları olumlu da olsa onaylanmaz. Bu çocuklar ileride özgüveni düşük, pasif, kendini değersiz hisseden bir kişilik oluşturabilirler.


Aşırı disiplin gösteren aileler

Bu aileler çocuklarına karşı çok sert bir tutum içerisinde olabilirler. Bağırma, şiddet uygulama , psikolojik olarak incitme, ağır yöntemlerle cezalandırma (karanlık bir odaya kapatma ) gibi davranışlar görülür. Bu aileler çocuğa hem yetersiz sevgi ve ilgi gösterip hem de aşırı disipliner bir tutum sergilerse bu çocuklar suç işlemeye yatkın ve intihara eğilimli , bilerek yasalara karşı gelen, kuralları çiğneyen, diğerlerinin haklarına saygı duymayan bireyler olarak karşımıza çıkarlar.


Yetersiz disiplin gösteren aile


Kimi aileler hem sevgi ve ilgiyi hem de disiplini dengeleyemez ve uç davranışlar gösterirler. Aşırı sevgi ve ilgi gösterip aynı zamanda aşırı disiplinli olan ailelerin çocuklarında nevrotik kişiliğin ortaya çıkabileceği saptanmıştır. Aynı zamanda nevrotik bozukluklar da görülebilir. Çocuklar ailenin bu uç tutarsız davranışlarını kestiremeyip güvensiz , kaygılı birey haline gelebilirler. Ayrıca çocuklukta aşırı sevgi ve ilgili tutum, ergenlikte de aşırı baskıcı ve disipliner tutum sergilenmesi nevrotik bozukluğa yol açabilir.


Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?


Yukarıda aile ve tutumlarından bahsettim. Çocuğa aşırı sevgi ve ilgi vermek de, aşırı baskıcı ve disiplinli şekilde yetiştirmek ve yetersiz disiplin göstermek de yanlış tutumlardır. Sağlıklı ebeveyn tutumu ilgi, sevgi ve disiplini dozunda verebilmekten geçer. Ebeveynin yapması gereken sevgi, ilgi ve disiplin uyumunu dengeli bir şekilde sağlamaktır. Yeri geldiğinde sevgi ve ilgi göstermek, çocuğunun yaptığı olumlu bir davranışı onaylamak, ona gülümsemek, onu ödüllendirmek çocuğun hem bu davranışı pekiştirmesini sağlar , hem de anne-babasının desteğini hissettiği için çocukta özgüven duygusu gelişir. Bazı anne ve babalar çocuğun olumlu davranışını görmezden gelirler. Zaten bu davranışın çocuk tarafından yapılması gerektiğini , bunun için ödüllendirilmeye gerek olmadığını düşünüp çocuğu takdir etmezler. Çocuğa geribildirim vermezler. Bu durum da çok sakıncalıdır. Çocuk ebeveyninden geribildirim ( küçük bir ödül, gülümseme, onaylanma,takdir) alamadığı zaman kendisini yetersiz, değersiz hissedebilir. Ne kadar çabalarsa çabalasın takdir görmeyen , onay alamayan çocuklar ebeveynlerine karşı öfke duyabilirler. Bu öfke zamanla daha da şiddetli hale gelebilir, ileride ebeveynden uzaklaşılabilir. Bazen de ebeveynden kopuşlar yaşanır. Bu nedenle çocuğa değer verildiği gösterilmeli, çocuğun başını okşamak,sevgi dolu bir bakış , sıcak bir gülümseme gibi yollarla çocuğa sevildiği hissettirilmelidir. En ufak birşey bile yapmış olsa takdir gösterilmelidir. Bununla birlikte yeri geldiğinde de disiplinli olmak gerekir. Çünkü disiplinsiz şekilde büyüyen çocuklarda ileride ebeveyne ve diğer insanlara karşı saygısızlık, sınırlarını bilememe, başkalarının haklarına saygı duymama davranışları görülür. Saygısız, küstah ,bencil, inatçı kişilik özellikleri gösterebilirler. Bu yüzden çocuk disiplinli şekilde büyümelidir. Fakat disiplinin dozunu kaçırmamak gerekir. Disiplinli tutum çocuğu sert bir şekilde cezalandırmak, psikolojik anlamda incitmek, fiziksel şiddet uygulamak olarak değil, o davranışının doğru olmadığını çocuğa yumuşak bir dille anlatmak, yanlış bir davranışta bulundaysa anne- babanın onu onaylamaması şeklinde olmalıdır. Hafif ceza yöntemi (yaptığı hatadan dolayı çocuğun oyuna ara vermesi istenmesi veya oyun süresinin kısaltılması ) vb. bu davranışı bırakmasını sağlar.

Ebeveyn tutumundaki en önemli nokta ise çocuğa karşı kesinlikle tutarsız davranışlarda bulunulmamalıdır. Tutarsız davranan ailelerin çocukları bir davranışı yaparken anne veya babasının ne zaman ne tepki vereceğini bilemez. Sürekli kaygı hissederler. Kaygılı, güven duymayan , özgüvensiz bir yetişkin veya herşeye karşı gelen, agresif , ruhsal dengesi olmayan, topluma uymakta zorlanan yetişkinlere dönüşürler.Bu yetişkinlerde birçok psikopatolojik ve davranış problemleri görülebilir.Bu nedenle çocuğa karşı aileler sevgi, ilgi ve disiplini dengeli şekilde sağlamalıdır. Üçünün dozunu iyi ayarlamalıdır. Çocuğa tutarlı davranmalıdır ve net olmalıdır. Mutlaka çocuğa açıklama yapmalı ve incitici davranış ve sözlerde bulunmamalıdır .Ebeveynler bu tutumları sağlamakta zorluk çekiyorsa mutlaka bir uzmandan yardım almalılar ve aile ve çocuk ilişkisini dengelemelidirler. Çünkü sağlıklı bir toplum sağlıklı bir çocuğun yetişmesine bağlıdır...





Yayınlanma: 20.09.2022 17:59

Son Güncelleme: 21.09.2022 05:31

Sultan AYTEKIN
Sultan AYTEKIN
Psikolog
Uzmanlıklar: Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları, Panik Atak, Ebeveyn Tutumuna Dair Sorunlar
Merhabalar ben Psikolog Sultan Ayt Devamını oku
Online Terapi
süre 50 dk
ücret 400
Yüz Yüze Terapi
Hizmet vermiyor
Bunları da sevebilirsiniz...
cocuklarda-baglanma

Bağlanma teorisinin kuramcısı John Bowlby’dir. Bowlby, ''bebeğin birincil bakım verenine karşı arzu ettiği yakınlığı kurması ve devam ettirmesi için gösterdiği her tür davranışı bağlanma davranışı olarak tanımlar.''Bağlanmanın KarakteristikleriBowlby’e göre bağlanmanın dört ayırt edici özelliği vardır:1)Yakınlığın Korunması:Bağlandığımız insanların yakınında olma arzusu.2)Güvenli Sığınak:Korku veya tehditle karşılaşıldığında rahatlık ve güvenlik arayışıyla bağlanılan kişiye geri dönmek.3)Güven Merkezi:Bağlanılan kişi çocuğun etrafı keşfetmesinde güvenli bir alan gibi davranır.4)Ayrılma Stresi:Bağlanılan kişinin yokluğunda ortaya çıkan kaygı.Bebek, ihtiyaçlarını karşılayan birincil bakım veren kişiye karşı duygusal bir bağ kurar. Bebeklik, çocuğun; fiziksel, bilişsel ve duygusal açıdan hızlı gelişim gösterdiği dönemdir. Yeni doğan bebek, yaşamını devam ettirebilmek için gereksinimlerini karşılayacak bir yetişkinin varlığına ihtiyaç duymaktadır. Çocuğun gelişiminin sağlıklı olarak devam edebilmesi için yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının değil; aynı zamanda duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması gerekmektedir.Bakım veren kişi, bebeğe dokunarak onunla göz teması kurarak ve ihtiyaçlarını karşılayarak güvenli üs konumunu alır. Bu durumda da bebek etrafını anlamlandırır. Sığınabileceği bir güvenli evi olduğunu bilir. Bir bebeğin annesinin sesini duyunca ağlamayı kesmesi bağlanmaya verilebilecek en güzel örnektir.Bağlanma çocuğun anne,baba ya da bakımını üstleneniyle kurduğu birincil ilişki için kullanılan psikolojik bir modeldir.3 tip bağlanma modeli var;1-) Kaçıngan bağlanma: Anne ile bağın en zayıf olduğu bağlanma biçimidir.Ağlamaları, istekleri, çığlıkları anne tarafından yeterince duyulmadığı için bağ kurmakta ve özellikle duygusal taleplerden kaçınırlar. Kaçıngan bağlanma çocuk esirgeme kurumunda büyüyen bebeklerde daha sık görülür. Kaçıngan bağlanma biçimi yetişkin dönemlerinde de etkisini sürdürür. Sevdiklerine bağlanır gibi olduklarını hissettiklerinde telaşlanırlar, çünkü duygusal anlamda ihtiyaçlarının karşılanmasının sürdürülebilir olmadığını öğrenmişlerdir.2-)Kaygılı bağlanma:Bakımı üstlenen kişiyle tutarsızlık, reddedilme ve ihmalin ön plana çıktığı ilişkilerin sonucunda oluşan bağlanma biçimidir. Annenin işe erken başladığı, evet ve hayırların ne zaman geleceğinin belli olmadığı, sevgininde öfkeninde nispeten daha yoğun hissedildiği bazen fiziksel ya da sözlü tacizin olduğu ilişkilerde daha sık görülür. Terk edilme kaygısını en yoğun yaşayan gruptur. Her an terk edilebileceklerini hissetmeleri bu çocukları mızmız ve yapışkan hale getirir. Kreşe ve okula başlamada en çok sorunu kaygılı bağlanan çocuklar yaşar.3-)Güvenli Bağlanma: Anne ve baba sorumlu diğer kişilerle kurulan duyarlı bir ilişkinin sonucunda oluşan bağlanma biçimidir. Bakımı üstlenen, çocuğun ihtiyaçlarına tutarlı bir biçimde karşılık veriyorsa, yakınlığı koruyabiliyorsa güvenli bağlanmanın temeli atılmış olur.Güvenli bağlanan çocuklar anne ya da bakımını üstlenenle karşılıklı güvene dayalı bir ilişki kurarlar; yakınlıktan emin oldukları için çevrelerini keşfetmeleri de daha kolaydır. Güvenli bağlanan çocuklar yetişkinlik döneminde de bu özelliklerini sürdürürler. Yakın ilişki kurmakta zorlanmazlar. Karşısındaki kişiye güven verir, kendi de güvenir. Tek başına olmaktan, yalnız kalmaktan kaygılanmazlar, sevmekten sevilmemekten korkmazlar. İlişkisinde endişe duymaz, duygusal anlamda kendini değerli hisseder ve terk edilme korkuları yoktur. Güven vermeyen kişi ve ilişkilerden hazzetmezler ve hemen uzaklaşabilirler.Çoçuklarda Bağlanma Problemi NedenleriÇocukların aileleri ile sağlıklı ve güvenilir bir ilişki kurması oldukça önemlidir. Güvenilir ve sağlıklı ilişki ortamı kurulmadığında ve çocuk herhangi bir ihmale maruz kaldığında bağlanma bozukluğu yaşayabilir. Çocuklarda bağlanma problemi çoğunlukla beş yaşından önce başlar ve ömür boyu etkileri devam edebilir. Bağlanma problemi yaşayançocuk psikoloğuveergen psikoloğuonline terapi ile etkili bir program takip ederlerse sağlıklı iletişim kurma becerileri gelişebilir.Çocuklarda bağlanma probleminin temelinde ihmal vardır. Peki, bağlanma bozukluğunun nedenleri nelerdir? Çocuğa bakım veren kişinin sık aralıklarla ve çok değişmesi, annenin doğum sonrasında depresyon geçirmesi ve bu süreçte bebekle ilgilenmek istememesi, yetiştirme kurumlarında büyüme, çocuğun erkenden telefon, tablet, televizyon gibi araçlarla uzun vakit geçirmesi, çocuğun uzun saatler yalnız kalması gibi sebepler sıklıkla karşılaşılan durumlardandır. Bu nedenlerin yanı sıra ihmalin oluşmasında farklı etmenler de söz konusu olabilir. Bunlar; istenmeyen gebelik, ikiz ya da üçüz çocuk sahibi olma, kısa süre içinde üst üste çocuk sahibi olma, genç ve deneyimsiz ebeveyn olma, annenin alkol ve uyuşturucu madde kullanması ve elde olmayan nedenler doğrultusunda çocuğun anneden erken ayrılmak zorunda kalması bağlanma problemine sebep olabilir.Bağlanma Neden Önemlidir?Bakım veren kişi ile bebeğin kurduğu ilişki ve bebeğe dokunduğu bu dönemçocuğun beyin gelişiminin gerçekleştiği dönemdir.Bakım veren ile bebek arasında kurulan bağın şekli bebeklik ve yetişkinlik döneminde önem taşımaktadır.Bu dönemde kurulan anne (bakım veren) ve bebek arasındaki ilişkinin niteliği, bebeğin yetişkinlik ve ergenlikteki romantik ilişkileri için bir örnek oluşturur.Bebek kendini rahat ve güvende hissettiğinde algılama ve öğrenme becerilerini tam anlamıyla geliştirebilecek ve kullanabilecektir.Bakım veren kişi (anne ya da bir başkası), bebeğin ifade ettiği duyguları söze döker ve bebek duygularını tanır. Bu şekilde duygularının ifade edilişini öğrenir, zihninde duygu ve davranışı eşleştirir.Güvenli Bağlanmayı Destekleyecek ÖnerilerDoğduğu andan itibaren bebek ile iletişim kurarken gözlerinin içine bakmak, bebek ile bakım veren (ebeveyn) arasındaki bağı kuvvetlendirir.İlk zamanlarda bebek bakım veren kişiden uzun dönem ayrı kalmamalıdır.Çocuğa bakım veren kişiler sık sık değiştirilmemelidir.Çocuğunuzu ayrılıklara hazırlamalısınız. İşe gideceğiniz zaman kaçarak evden çıkmak güvensizlik duygusunu pekiştirir. Bu durumu çocuğa anlatmalısınız, vedalaşarak evden çıkmalısınız.Bebek ile fiziksel temas kurma güvenli bağlanma açısından önemlidir.Bebeğin duygularına uygun şekilde karşılık vermeli ve ulaşılabilir olmalısınız. Bebeğin korktuğunda ve üzüldüğünde olduğu gibi olumlu duygular yaşadığında da anne-babasının (bakım verenin) dikkatini alabileceğini bilmesi gerekir.Mama yedirme, oyun oynama, bez değiştirme gibi etkiler de son derece önemlidir.TedaviBebek-Ebeveyn psikoterapisi, özellikle 3 yaş altı çocuklarda görülen bağlanma sorunları için önerilmektedir. Uzman, bebek ile ebeveynleri hep birlikte seansa alır. Bu yöntem, hem ebeveynin hem de bebeğin soruna etkisinin olduğu bebek-ebeveyn ilişki sorunlarında kullanılır. Oyun Terapisi de 0-12 yaşlar arasında bağlanma ilişkilerinin yeniden kurulması ve çocuğun travmatik süreçle baş ederek süreci yeniden anlamlandırmasına yardımcı olmaktadır. Yazıyı Oku

Uzman: Oğuzhan AKÇADAĞ

Yayınlanma: 19.03.2024

iliskiler-ebeveynler-ve-donguler-uzerine

Birçoğumuz hayatımızın bir döneminde içinden çıkamadığımız, nasıl başa çıkacağımızı bilmediğimiz ve benzer sorunlarla geçen sonsuz bir döngüdeymişiz gibi hissettiren ikili ilişkiler içerisinde bulunmuşuzdur. Peki nasıl çıkarız bu döngüden?İkili ilişkiler her zaman sandığımız veya umduğumuz gibi güzel ilerlemeyebilir veya güzel ilerlediğini düşündüğümüz anlarda bile biz fark etmeden bizi yaralayabilir.İkili ilişkilerin çoğu zaman küçükken ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişkilerin bir yansıması olduğunu biliyor muydunuz?Psikolojide bağlanma stillerinde bunu çok net görebiliyoruz. Şimdi gelin beraber bağlanma stillerini inceleyelim.BAĞLANMA STİLLERİBağlanma stili,kişinin kendisini ve çevresini nasıl algıladığını, seçimlerini, kararlarını, baş etme becerilerini, romantik ve yakın ilişkilerini belirlemektedir. Bağlanma stilleri güvenli bağlanma, kaçıngan bağlanma, kaygılı bağlanma ve kaygılı kaçıngan bağlanma şeklinde 4’e ayrılır.Güvenli Bağlanma:Güvenli bağlanmada, çocuğun büyürken ebeveynleri tarafından ihtiyaçlarının karşılandığı, sevgi, şefkat ve anlayış üzerine kurulu bir ilişkiden oluştuğunu görebiliyoruz.Güvenli bağlanan bireylerin özellikleri:Yakın ilişkilerde rahat davranabilirlerYalnız kaldıklarında kendileriyle kaliteli zaman geçirebilirlerZorluklarla başa çıkabilmek için kendilerine özgü stratejiler geliştirebilirlerÇatışmaları yönetebilirlerÖzgüven ve özsaygı sorunlarını nadiren yaşarlarKaçıngan bağlanma:Kaçıngan bağlanmada, çocuğun sert tavırlar sergileyen, duygusal anlamda uzak duran ebeveynler tarafından yetiştirildiğini ve bu noktada yalnız bırakılan aynı zamanda bağlanma sorunları yaşayan bireylerin yetiştiğini gözlemliyoruz.Kaçıngan bağlanan bireylerin özellikleri:Duygusal veya fiziksel yakınlıktan kaçınırlarBireyselci bir yapıya sahiptirlerİnsanlara güvenmekte zorlanırlarDerin romantik ilişkiler kuramazlarOnlara yaklaşan kişileri tehdit olarak algılayabilirlerDaha çok yalnız kalmayı tercih ederlerKaygılı Bağlanma:Kaygılı bağlanma stilinde çocuğun ihtiyaçlarına uygun davranamayan ebeveynler tarafından yetiştirildiğini ve ikili ilişkilerde dengesizlik, belirsizlik ve terk edilme korkusu geliştiren yetişkin bireyler olduklarını gözlemliyoruz.Kaygılı bağlanan bireylerin özellikleri:Abartılı hareketler ile dikkat çekmeyi umabilirlerAşırı şımarık ve mesafeli ya da kayıtsız olmak arasında gidip gelebilirlerKolaylıkla bunalıp sıkılabilirlerİlişkilerinde dengesiz davranabilirlerDiğer insanların onların duygularıyla ilgilenmeleri zorunluymuş gibi davranabilirlerEleştiriye karşı çok hassas olabilirlerYapışkan davranabilirler ve sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duyabilirlerİlişkilerinde kıskançlık ve güvensizlik gibi sorunlar yaşayabilirlerTerk edilmekten, reddedilmekten korktukları için olmadıkları biri gibi davranabilirlerYalnız başına kalmak istemezler. Özgüvenleri düşüktür ve kendilerini değersiz görme eğilimine sahiptirlerKaygılı kaçıngan bağlanma:Kaygılı kaçıngan bağlanma stilinde ise, çocukluk çağı travması, ihmal veya istismar yaşayan bireyleri görebiliyoruz. Bu bireyler reddedilme korkusu geliştirirler, sürekli endişe içerisindedirler ve çelişkili davranışlar sergilerler.Kaygılı kaçıngan bağlanan bireylerin özellikleri:Yoğun şekilde reddedilme korkusu yaşayabilirlerDuygularını düzenleme becerileri geliştiremezlerSürekli endişelidirler ve çelişkili davranışlar sergilerlerDuygudurum bozuklukları, kişilik bozuklukları, madde bağımlılığı gibi psikolojik sorunlar yaşayabilirlerKendilerine zarar vermek isteyebilirlerİlişkilerde tahmin edilemez ve kafa karıştırıcı davranışlara sahip olma eğilimindedirler. Mesafeli ve bağımsız olmakla yapışkan ve duygusal olmak arasında gidip gelebilirlerHer zaman reddedileceklerine inandıkları için duygusal yakınlıktan kaçınabilirlerPeki bu bağlanma stilleri neden bu kadar önemli? Yukarıda da bahsettiğim üzere ebeveynlerimizle kurduğumuz 4 bağlanma stili aslında ikili ilişkilerde yaşadığımız tüm problemlerin doğrudan veya dolaylı yoldan bir yansıması olduğunu görüyoruz. Öncelikle yapmamız gereken şey küçükken ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişkiyi gözden geçirmek, bizi rahatsız eden duygu ve davranışları gözlemlemek ve sonrasında da içinde olduğumuz ikili ilişkide nasıl biri olduğumuzu ve bu ilişkinin bizi nasıl etkilediğini, yaşantımıza olumlu- olumsuz ne gibi etkileri olduğunu fark etmek daha doğru olacaktır. Bunu fark ettikten sonra hissedilen olumsuz duygu ve davranışlarla başa çıkmak sandığımız kadar kolay olmayabilir. Bu noktada uzman birinden yardım almak kesinlikle daha sağlıklı olacaktır.İlişki Sürecinde veya Sonrasında Yardım AlmakBilinenin aksine terapi almak için her zaman büyük ve ciddi problemler yaşamak gerekmez. Bazen sadece içinde bulunduğumuz durumu güvendiğimiz biriyle paylaşmak, kendimizi daha iyi tanımak, kendimizle, ailemizle, çevremizle yaşadığımız olumsuz duygu ve davranışlarla baş etmeyi öğrenmek için de terapi alınabilir.İlişkide yaşadığımız tüm olumsuz duygular ise tek taraflı olmadığı gibi fark etmeden sadece bizi ve partnerimizi değil tüm yaşantımızı etkileyebilir. Bu yaşantının içinde ailemizle kurduğumuz ilişki, arkadaşlık ilişkilerimiz ve iş hayatımız fazlasıyla etkilenebilir. Çocukken ebeveynimizle kurduğumuz ilişki sağlıklı olsa bile yetişkinlik döneminde partnerimizle sağlıklı ilişki kuramayabiliriz. Böyle durumlarda problemi partnerinizle paylaşıp, partnerinizle beraber çift terapisi almak daha sağlıklı olacaktır. Fakat son zamanlarda karşılaştığımız bir diğer durum ise ikili ilişkilerde yaşanılan problemi genellikle tek tarafın üstlendiğini ve problemi tek başına çözmeye çalıştığını gözlemliyoruz. Bu noktada söylenebilecek şey şu; ilişkide daha sağlıklı bir yöne evrilmek, belli başlı değişimler istemek, yaşanılan olumsuz durumların tekrar etmesini önlemek tek taraflı bir istek ve çabayla olmamalı. İlişkide değişimin sağlanabilmesi için partnerinizin bu değişime hazır ve istekli olması gerekir. Unutmayalım ki değişimi istemeyen veya kendini hala hazır hissetmeyen birine ne siz ne de terapist yardımcı olamaz. Sadece çift terapisi için değil olumlu ilerleyen her terapinin vazgeçilmez kuralı; değişimi kişinin kendisi istemeli.Ve son olarak şunları eklemek istiyorum… Terapi sayesinde sağlıklı ilişkinin ne olduğunu bilmek, görmek ve hayatımıza uyarlamak ikili ilişkinin anlamlandıramadığımız, bizi çıkmaza sokan ve içinden çıkamayacağımızı sandığımız o sonsuz gibi gelen döngünün kırılma anlarından biri olduğunu düşünüyorum fakat terapi süreci bazen beklediğimiz gibi kısa süreli veya rahat geçmez. Aksine bazen kendimizin bile fark etmediği fakat paylaştıkça ortaya çıkan olumlu veya olumsuz tüm yaşantıları veya yaşanacakları fark ettiğimiz bir yolculuk sürecidir. Bu yol bazen yorucu olabileceği gibi olumsuz birçok duyguyu da içinde barındıracaktır. İşte bu noktada yapmamız gereken şey terapiyi aksatmadan bu yolculuğa devam etmektir. Ve eminim çıkılan her yol bizi varmamız gereken doğru yere, sağlıklı ben’e götürecektir. Yazıyı Oku

Uzman: Ayşe ÖZKAN

Yayınlanma: 18.03.2024

gec-kalinmis-vedalar-yas

GEÇ KALINMIŞ VEDALAR: YASYaşamımız içerisinde belli başlı kayıplar yaşarız bunlardan bazılarını kolayca atlatıp, bazılarını atlatabilmemiz uzun ve meşakkatli bir süreci beraberinde getirir. Her birey nasıl özelse yaşadığı kaybın ardında yasın şekli de kendine özeldir. Bir kayıp için farklılaşan tek nokta kişinin yaşı, kaybedilen kişiyle olan ilişkisi ve ölümün özellikleridir. Örneğin; çok sevdiğiniz ve değer verdiğiniz bir kişinin ölümü ile karşı karşıya kaldığınızda bu durum sizin için oldukça zor olabilir. Yas ölümün ardında doğal ve normal olan bir evredir. Bununla birlikte yas kavramsal olarak normal yas(komplike olmayan yas), karmaşık yas (komplike yas) ve travmatik yas olarak üç farklı şekilde incelenebilir.Normal Yas (Komplike Olmayan Yas): Bireyin sevdiği kişinin kaybı sonrası ortaya çıkar. Bu yaşanması gereken normal ve doğal bir süreçtir.Karmaşık Yas (Komplike Yas): Kaybı yaşayan kişinin hala o süreçten çıkamayıp bu durumu komplikeleştirmesidir. Bu süreçte yoğun bir keder ve üzüntü hali mevcuttur. Kişi yasın bir evresinde takılı kalıp sürekli aynı şeyleri tekrar tekrar yaşar.Travmatik Yas: Ölümün şekli ve şiddeti yas için belirleyici etkenlerdendir. Kaybın dehşet verici ve beklenmedik şekilde gerçekleşmesinden kaynaklanmaktadır.Yas uzun soluklu bir süreç değildir. Eğer kaybın üzerinden en az altı ay geçmesine rağmen işlevselliğinde, sosyal ve kişisel hayatında düzelme yoksa ya da bozulmalar mevcutsa patolojik ve psikolojik duruma doğru evrilebilir.YAS SÜRECİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER:Worden (2001) yas sürecini etkileyen yedi temel faktör belirlemiştir. Bunlar;Ölen Kişinin Kimliği: Yas için en önemli belirleyicilerin başında ölen kişinin kimliğidir. Yası tutulan kişinin kim olduğu yas tepkisinin ne derece olacağını belirler. Travmatik bir şekilde çocuğunu kaybeden bir annenin kayba karşı yaklaşımı örnek olarak verilebilir.Ölüm Biçimi: Doğal ölüm, kaza, öldürülme ve intihar sonucu olan bir kayıpta yas süreci farklı şekillerde karşımıza çıkabilir.Geçmiş Kayıpların Varlığı: Eğer kaybı yaşayan bireyde yaşamı içerisinde belli başlı yas süreci yaşanmış ve bunlardan bazıları tam olarak tamamlanmamışsa yapılan araştırmalarda süreci etkilendiği gözlemlenmiştir.Kişilik Özellikleri: Bireyin kişilik özellikleri yaşadığı şeyleri nasıl atlatacağı ya da baş etme kapasitesini bizlere sunar. Belirleyici etkenlerin başında cinsiyeti, duygusal yapısı, bağlanma biçimleridir.Sosyal Destek: Yas yaşayan birey için sosyal destek son derece önemlidir. Çevresindeki kişilerin yardımıyla bu süreci yönetmeyi öğrenebilir.Yas Sürecinde Oluşan Sıkıntılar: Yaşanan bir kaybın ardından gelişen süre içinde belli başlı durumlar yaşanabilir. Zaten yas süreci yorucu ve zorken bunları yaşamak olayları daha da içinden çıkılmaz hale sürükleyebilir.Ölen Kişiyle Olan İlişki: Yası tutulan kişinin yas tutan kişiyle arasındaki ilişki önem arzetmektedir.YAS KAVRAMIYas kavramı literatürde ilk kez Freud tarafından “Yas ve Melankoli” kitabında tanımlanmıştır. Bu sürecin bireysel ve kişiye özgü bir durum olduğunu ifade etmiştik. İnsanların yaşadıkları olaylara, sorunlara farklı tepkiler vermesi çok doğaldır. Tepkilerimizin farklı ve özgü olmasının nedeni her bireyin olayları algılayış şeklinin farklı olmasıdır. Bir kişi yaşadığı durumun üstesinden kolayca gelirken diğer kişi için içinden çıkılmaz bir şey olabilir.YAS SÜRECİ MODELİElisabeth Kübler-Ross ise yas sürecini (a) inkar, (b) öfke, (c) pazarlık etme, (d) çökkünlük (depresyon) ve (e) kabul etme olarak beş aşamada değerlendirmiştir.İNKAR: Bu aşama yaş tutmanın ilk aşamasıdır. Hayat anlamsız hale gelir, şok ve inkar başlar. İnkar, benliğe acı verici olan durumdan kaçınmak için bilinçdışı kullanılan kaçınma durumudur. Kişi bu aşamada “ Bu benim başıma gelmiş olamaz, neden ben” gibi ifadelerde bulunabilir( Kübler-Ross ve Kessler 2014).ÖFKE: Bireyin kontrol edemediği duyguları başkalarını suçlayarak saldırgan davranış göstererek hislerini kontrol altına alma girişiminde bulunma durumudur. Bu aşamada birey beklenilen tepkiyi vermeme, geçerliliği kanıtlanmamış tedavi yöntemlerine yönelme davranışı gösterebilir ( Kübler-Ross ve Kessler 2014).PAZARLIK ETME: Bu aşamada birey anlaşmalar yaparak gerçeği değiştirme çabasına girebilir. Bu durum kabullenmenin başladığı göstermektedir ( Kübler-Ross ve Kessler 2014).DEPRESYON: Bu aşama, kaybı yaşamanın acısını ve verdiği sıkıntıları içermektedir. Farkındalık düzeyi arttıkça yaş düzelmeye başlar ( Kübler-Ross ve Kessler 2014).KABULLENME: Ölümüne ilişkin duyguların çözümlendiği aşamadır. Gerçeğin kabullenildiği, oluruna bırakıldığı, yeni yaşam sürecine uyum sağlanmaya başlanıldığı aşamadır ( Kübler-Ross ve Kessler 2014).YAS SÜRECİ NASIL ATLATILIR?Yas yaşanmasına olanak sağlamak gereklidir. Duyguları hissedip her çeşit duygu yaşanmalıdır.Birey için en önemli durum kaybın farkına varabilmesidir. Ortada bir kayıp var ve ben bu süreci yaşamalıyım demelidir.Travma meydana geldiğinde buna dair çözüm yolları, stratejiler geliştirilmelidir.Yası tutulan kişiye dair güzel anılar canlandırılmalıdır.Bu süreç içerisinde yaşanan duygular kabul edilmelidir. Duyguları yaşamak için ortam sağlanmalıdır.Şiddetli duygulardan kaynaklı sinir krizleri, ağlamalar ve ağıt yakma gibi durumlar anlayışla karşılanmalıdır.Yas tutan kişinin kültürüne dair yas tutma ritüelleri yadırganmamalıdır. Anlayışla karşılanmalı, rahatlama seçeneği olarak görülmelidir.Duygusal olarak inişli çıkışlı bir dönemin olduğunu kabul etmek gerekir. Kabullenişin ardından yoğun öfke durumları olasıdır.Yas tutan kişiye dokunmak destekleyici olabilir. Bunu ister terapötik ister de fiziksel olarak sağlanabilir.Bu süreçte psikososyal yaklaşım oldukça önemlidir. Yaş tutan kişinin yanında onu destekleyen ve yargılamayan kişilerin var olduğunu bilmek olumlu geri dönüşlere sebep olabilir.Son olarak yas tutan kişinin psikolojik destek alması son derece önem arzetmektedir. Yaşadığı durumları bir ruh sağlığı personelinden psikiyatrist, psikolog) yardım alabilirse süreci kendi yararına çevirme fırsatını bulabilir.NOT: Bu süreci kolaylıkla atlatabilmeniz için kendinize zaman tanıyın ve zorlandığınız noktada destek almayı unutmayın..PSİKOLOG BERFİN ÖZKAYA Yazıyı Oku

Uzman: Berfin ÖZKAYA

Yayınlanma: 12.03.2024