1. Uzmanlar
  2. Zümrüt Yaren SERT
  3. Blog Yazıları
  4. Kendimizi ” Sabote ” ediyor olabilir miyiz ?

Kendimizi ” Sabote ” ediyor olabilir miyiz ?

Spora başlama kararınızı yarıda bıraktığınız , kilo vermeyi ve sağlıklı beslenmeyi istediğiniz halde daha çok yediğiniz , yarınki sınava çalışmanız gerektiğini bildiğiniz halde kendinizi halsiz ve hasta ve depresif hissettiğiniz , yeni bir işe başlamak istediğiniz için başvurduğunuz işin mülakatına ” bir şekilde ” gitmediğiniz zamanlar oldu mu ?


Cevabınız çoğunlukla ” evet ” ise kendinizi sabote ediyor olabilirsiniz.


Performansımızı önemsediğimizde, ancak başarı olasılığımızdan şüphe duyduğumuz zamanlar , benliğimizi korumak amacıyla kendini sabote etme adı verilen bir davranış sergileyebiliyoruz. Bu davranış, özellikle yeni çabalar içine girdiğimizde ortaya çıkar .Oldukça sinsidir ve çoğu zaman asıl resmi görmemiz oldukça zor olabilir.

Bazen kendimizi bilinçli bir şekilde sabote ederken ( Diyetteyken bol kalorili bir tatlı yemek gibi ) , bazen de bilinçsizce ( kaygılandığınız bir ödeve başlamak için sona güne kadar beklediyseniz ) sabote ederken bulabiliriz.


Psikoloji literatüründe, ”’başarısızlık korkusu”, “mükemmeliyetçilik”, “risk almak” ve “hata yapmak” korkuları da, kendi kendini sabote etmek kavramı içinde değerlendiriliyor. Elliot ve Thrash isimli araştırmacıların şu saptamasına katılmamak olası değil. “Kişiler, hata yapma korkusu nedeniyle, çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak, olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaya çalışmaktadırlar.



Peki Neden kendimizi sabote ederiz ?


Bireyler kendileri hakkında olumlu duygulara sahip olmayı, kendilerini yeterli hissetmeyi ve yaşamları ile ilgili başarı ya da başarısızlık olasılıklarına ilişkin önemli sonuçları kontrol edebilmeyi isterler . Kendini sabote etme davranışları bireylerin başarısızlıklarını dışsallaştırmalarına olanak sağladığı ve böylece benliklerini koruduğu için tercih edilen davranışlardır. Dolayısıyla, bireyin benliğini korumak için kendini sabote etme davranışına ihtiyaç duymamasını sağlamak, sabotajı önlemek için en uygun yardım yaklaşımlarından biri olmaktadır. Bu bağlamda, öz-yeterlilik, kendiliğin olumlu algılanması, öz-saygı gibi benlik ile ilişkili özellikler önem kazanmaktadır. 


Kendimizi sabote etme, çocukluğumuzdan itibaren kendiliğimize ve başarıya ilişkin geliştirdiğimiz olumsuz bilişsel yapılardan kaynağını almaktadır. Örneğin Çocuğa, akademik başarı gibi belirli görevlerdeki performansına dayalı olarak değerli olduğu duygusunun aşılanması çocuğun ebeveynlerine başarılı görünmek, onları mutlu etmek, onların dikkatini çekmek ve kendilik değerini korumak için kendini olduğundan daha yetenekli ve zeki gösterme çabası içine girmesine yol açabilmektedir. Zaman içinde bu eğilim kendini sabote etme davranışlarını ortaya çıkarmaktadır.


Kendini sabote etme stratejilerinin kullanımındaki ana nedenlerden bir diğeri ise, hata yapma korkusudur. Hata yapma korkusu nedeniyle kişiler çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaktadırlar.


Kendini sabote etme stratejisinin kullanımına neden olan etkenlerin bazıları ise

kaygı üzerine temellendirilmektedir. Özellikle yeterliği değerlendirmeye yönelik eylemlerin yapılacağı durumlarda birey başarılı olamama ya da yetersiz olma ihtimaline ilişkin bir kaygı yaşamaktadır. Birey, başarısız olabilme düşüncesine eşlik eden bu kaygıları giderebilmek için çeşitli arayışlar içerisine girmektedir. Ancak birey, arayış içerisine girdiği yöntemler arasından genellikle kendisini başarısız gösterme ihtimali olanları ortadan kaldırmayı tercih etmektedir.


Peki kendimizi sabote ettiğimizi nasıl anlayabiliriz ?


Öncelikle en yaygın davranışlardan biri ” Erteleme Davranışı ” ve ” Her yere geç kalma ” olarak karşımıza çıkar. Devamında ” Sorumluluklardan kaçma” , ” Hazırlık Eksikliği ” , ”Zorlandığında vazgeçmek ” , ” Girişken olmamak ” gibi davranışlar takip eder.


Kendimizi sabote etmeyi nasıl durdurabiliriz ?


Öncelikle “Kendi kendini sabotaj” eylemlerinden korunabilmek için öz yeterlilik kavramı, yani, insanın kendini pozitif algılaması; öz saygı gibi benlik ile ilişkili özelliklerin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Öz yeterlilik algısının, çocukluk dönemlerinden itibaren geliştirilmesinde ebeveynler ve onlarla olan ilişkiler önem taşıyor. Benlik gelişiminde ebeveyn-çocuk etkileşiminin kalitesi, bireylerin gelecek dönemlerdeki yaşam kalitesini ve davranış şekillerini etkiliyor.



Sabote edici düşüncelerinizi tanımlayın.

Gün içinde sayısız düşünce zihnimizden gelir ve geçerler. Bazen hangi düşünce bizi olumsuz etkiliyor , hangi düşünce bizi baltalıyor farkında olmayabiliyoruz. Öncelikle bu düşünceler neler olabilir bir düşünelim. Bu tarz bir düşüncenin aklımızdan geçtiğini hissettiğimiz anda durun ve bu düşüncelerinizi gözden geçirin.


İç ses diyologlarınızı değiştirin.

Yeni bir serüvene atılırken kendimize söylediğimiz olumsuz sözler çok da işimize yaramaz. Kendinize acımasız davranmayın. Başkalarını gösterdiğiniz şefkati ve anlayışı kendinize gösterin. Her zaman aynı hayatları tekrarlamak zorunda değilsiniz…


Kendinizi destekleyici davranışlar geliştirin.

Kendinize söyleyeceğiniz pozitif şeyler neler ? Seçenekleriniz neler ? Hedeflerinize ulaşmanızı sağlayan birden fazla yol var mı ? Daha önceki başarılarınızı gözden geçirerek daha başarılı olmak için nasıl dersler çıkarabilirsiniz ?


Sosyal Çevrenizi gözden geçirin.

Sizi aşağı çeken insanlarla daha az , ilham veren kişilerle daha çok vakit geçirmeye çalışın. Çevrenizde size cesaret veren kişiler bulundurmaya çalışın.


Hedeflerinizi belirleyin.

Hedeflerinizi koyarken yeteneklerinizi doğru şekilde kullanabileceğiniz , gelişiminizi destekleyen hedefler belirleyin. Unutmayın , herkesin ritmi aynı değildir. Kendimizi tanımak hedef koymada önemli bir faktör. Asıl hedefinize ulaşmak için adımlarınızı günlük ve haftalık planlara bölmek hem gözünüzü korkutmayacak hem de hedefin ulaşılabilirliğine atıfta bulunmanıza yardımcı olacaktır. Her gün spor yapmak bugüne kadar sporu çok fazla aralıklarla ve belki hiç yapmamış biri için gerçeklikten uzak bir hedef olacaktır. Küçük adımlarla üç günde bir şeklinde bir planlama yapmak hedefinizin tamamından vazgeçmenizi engelleyecektir.


Hangi durumlarda bir uzmana danışmalıyız?


Kendine sabote davranışımız günlük işleyişimizi etkileyen, hedeflerimize erişmemizi engelleyen ve belirli kısır döngüler içinde kalmamıza yol açan duruma geldiğinde uzmana danışmak gerekir.



Uzman Klinik Psikolog Zümrüt Yaren SERT


KAYNAK :


Özçetin, Y. S. Ü., & Hiçdurmaz, D. (2016). Kendini Sabote Etme ve Ruh Sağlığı Üzerine Etkisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 8(2), 145-154.

https://www.psychologytoday.com

Yayınlanma: 26.04.2023 13:36

Son Güncelleme: 26.04.2023 13:36

#psikoloji#ilişkiler#psikoterapi#düşünceler#duygular#kaygı#sosyal kaygı#yetersizlik#özgüven#kaygı bozukluğu
Psikolog

Zümrüt Yaren

SERT

Uzman Klinik Psikolog

( )( )( )( )( )
0 Yorum
Travma ve İlişkili Bozukluklar
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Online TerapiOnline Ter...
süre 50 dk
ücret 700
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
süre 50 dk
ücret 800
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

KORKULARIMIZA YAKINDAN BAKMAK

Nedir korku?En çok nelerden korkarız?Korku bizi yönetir mi? Hassaslaştırır mı?Hayatın her anında, mutlu ya da mutsuz bir çok duruma eşlik eden bir duygu korku. Aslında hayatta kalmak için gerekli duygulardan biri. Her ne kadar bu duyguyu yaşarken rahatsız edici tarafını hissetsek de bizi tehlikeden koruyan da bir tarafı olduğunu inkar edemeyiz.Bizi koruduğu noktada ya da kontrol edebildiğimiz seviyede korku sorun değildir. Sorun haline gelmesi korkularımızın bizi hayattan, akıştan alıkoymaya başladığında ortaya çıkar. O zaman korkunun kontrolünü kaybettiğimizi anlarız. Peki bizi neler korkutur? Bence, korkunun bir rengi olsa bu siyah olurdu. Karanlık, belirsizlik çağrıştırır korku bana. Belki de en çok öngörülemez şeylerden korkarız. Çünkü öngöremediğimiz durumlar kaygı, stres yaratır. Aslında korku ve kaygı birbirini besleyen duygular. Korku kaygıya sebep olduğu gibi, kontrol edilemeyen kaygı da korkuya güç verir. Böylece korkular yeni kaygıları ortaya çıkararak bizi bazı hedeflerimizden alıkoyan kaygıya bağlı engellere yenilerinin eklenmesine sebep olur. Bu konularda daha çok hassaslaşmamız da kaçınılmaz hale gelir. Kendimizi gittikçe daha güçsüz, savunmasız hissetmeye başlarız.Peki dışarı güçsüz, savunmasız, hassas görünmek ister miyiz? Birçok kişinin bu soruya cevabı ‘hayır’ olacaktır. Bunu istemediğimiz için korkularımızı baskılamaya çalışırız, bu şekilde çevremizden saklayabileceğimizi düşünürüz. Fakat şunu görmezden gelmiş oluruz, baskıladığımız korkuları çözüme kavuşturmuş değiliz ki. Sadece onları bilinçaltına itmiş oluyoruz ve bilinçaltımızda sürekli kayıtta olan bu duygular hayatımızı etkilemeye devam ediyor. Kararlarımıza, tepkilerimize yön veriyor. Hatta fiziksel sorunlara ve rahatsız edici rüyalara da sebep olabiliyor.Bir yerde okumuştum; “Aydınlığa çıkardığın hiçbir şey sana karanlıktakiler kadar zarar veremez.” Diye. Korkular açısından ele alınca o kadar doğru geliyor ki bu cümle. Korkularımızı saklayarak onların bizi yönetmesine zemin hazırlamaktansa onlarla yüzleşmeyi göze alacak kadar cesaretli olabiliriz. Çünkü biz korkularımızı tanıdıkça, onlara yaklaşmaya başladıkça bizim üzerimizdeki etkilerini yitirdiklerini fark ederiz. Fakat kolay mı bu yüzleşme? Tabi ki kolay olmayacaktır, insanın en katı yargıcı yine kendisi çünkü. Hiç kimseyi eleştirmediğimiz kadar acımasız eleştiririz kendimizi. Bu yüzdendir ki insanın kendiyle karşı karşıya kalması öyle bir anda olmaz. Zaman gerektirir, emek ister. Ama asıl hatayı bu yol zor diye dönersek yapmış oluruz ki, bir bakmışız korkularımızın kuklası haline gelmişiz. Şunu hiç unutmamak lazım, insan o kadar güçlü bir varlık ki o karanlık, belirsiz, öngörülemez duyguyu bile aşabilir. Kolay değildir, ama imkansız da değildir.
Ecran ALBAYRAK 02.11.2020

MUTLULUĞUN SIRRI: KENDİNİ TANIMA

Kendini Tanıma ve Gerçekleştirme İnsanların kendilerine objektif, gerçekçi ve dürüst bir gözle bakması, davranışlarını değerlendirebilmesi yani kendini tanıyabilmesi başkalarındaki yanlışları, eksiklikleri ve problemleri görmesinden daha zordur.“Kendini tanıma” kişinin tamamen tek başına, kendi dışında birinden yardım almadan gerçekleştirebileceği bir süreç değildir. Zaten bu yüzden de hepimiz başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü merak ederiz, bu merakımızın temelinde de aslında kendini tanıma ve bilme isteği yatar. Amerikalı Psikolog Abraham Maslow ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi ’nde insanın ulaşabileceği en üst seviyenin ‘Kendini Gerçekleştirme’ olduğundan bahsetmektedir. . Birey; yeteneklerini, ilgi ve değerlerini fark etmeye başlamasıyla kendi tanımaya başlar. Kendini tanımanın aynı zamanda başkasını da anlamaya yardımcı olduğu kaçınılmazdır. İçsel bir süreç olan kendini tanıma, bireyin duygularını düzenleyebilme yeteneğidir. Bu yetenek, bireyin “duygularını düzenleme, hisleriyle rahatça deneyebilme, durumları üzerinde düşünceli şekilde meşgul olma kapasitesi” gibi içsel süreçlerine karşılık gelmektedir. Kendini tanıma sürecinde kişi kendisiyle yani iç dünyası ile iletişime geçer. Kendini tanıyan kişi, kendi iç dünyasıyla beraber dış dünyasındaki yaşantıların farkında olan kimseler olabilir. Bu kişiler “çevresindeki kişilerin kendisini nasıl etkilediğinin farkında olduğu kadar, kendisinin çevresindekileri nasıl etkilediğini bilir”. Kendini yönetebilme becerisi, dolayısıyla kendini gerçekleştirmenin önemli adımlarından biri olarak kabul edilebilir. Doğan Cüceloğlu, insanlarla iletişim kurarken karşılıklı konuşmalar içerisinde birbirlerini doğru anlayıp anlamadıklarını öğrenmek için o kişilerin kendilerini ne kadar doğru ifade edebildiklerini belirlemek gerektiğini vurgulamıştır.Bireyin kendisini tanımlamasında ve kimliğini belirlemesinde iki unsur etkilidir. Birincisi genetik unsurdur. Genetik unsur, doğuştan getirilen bireysel nitelikleri ifade eder ve bu bireysel nitelikler, bireyin içinde bulunduğu toplumsal grubu oluşturan diğer bireylerden farklı tarafı gösterir. Cinsiyet, renk, sahip olunan potansiyel yetenekler bu unsurla ifade edilir. Kazanılmış olmayan ve hiçbir emek harcamadan sahip olunan bu niteliklerin oluşturduğu fark, asli değildir ve kendimizi tanımlamada asıl unsuru oluşturmaz. Ama bu fark oldukça önemlidir ve bireyi aynı toplum içerisinde olan diğer bireylerden hem ayırır hem de birey, diğer bireylerle ilişkisini bu fark ile kurar ve sürdürür. Bireysel bilinç, bu fark ile oluşur. Ancak kimlik, sadece bireysel bilincin oluşturduğu bir yapı değildir. Kimliği kuran ikinci unsur ise genel olan bir unsurdur ve bu unsur bireyde, bireysel bilincin dışında ortak bir bilinç oluşmasını sağlar. Bu bilinç, en genel olarak ortak toplumsal bilinçtir ki, bunu oluşturan da kültürdür. Kişi, kültürel unsur ile bireysel unsurun oluşturduğu manevi bir varlıktır.Kendini gerçekleştiren kişiler bir yere ait olma, köklü olma gibi duyguları kendilerinde yerleştirmişler ve sevgi ihtiyaçlarını karşılamışlardır, bu nedenle dostları vardır, sevildiklerini, sevilmeyi bilirler aynı zamanda üretici, iyi huylu, kendi içlerinde ve başkalarıyla birlikte rahat olan kimselerdir. Kendini gerçekleştirme; kişinin kendi potansiyellerini ortaya çıkarmasını temsil ederken, bir üst boyutu olan kendini aşmışlık (self-transcendence) ise kişinin kendi potansiyelini aşıp kendisinden öte kazanımlar elde etmesi olarak anlaşılır. Diğer bir ifadeyle kişinin kendisinden beklenenin fazlasını vermesidir ve bireyin kendisinden öte çevreye ve sosyal hayata faydası olmasıdır. Kendini gerçekleştirmede birey kendisi için yaşıyorsa, kendini aşmışlıkta ise artık kendi ve çevreyle ilgili olarak daha öteye gitmeye başlamasıdır. Buna dair özetle Frankl “dünyaya açık olmak” ifadesini kullanır. Başka bir deyişle, bireyin kendisinin dışında başkalarıyla iletişim kurmaya çalışması başkalarıyla pozitif ilişkiler gerçekleştirmesidir. Başkalarıyla pozitif ilişkiler geliştirmesi Adler’ in “sosyal ilgi” kavramıyla benzerlik göstermektedir. Crandall “sosyal ilginin çekirdeğinin benlikten başka şeylere verilen değerdir” şeklinde belirtmektedir. Maslow ise kendini aşmış insanları “güçlü karakter sahibi insanlar, sorumlu liderler ve idareciler, olağanüstü iyi davranış sergileyen insanlar” olarak nitelendirmiştir. Bu kişiler, dolayısıyla yaşamlarını bilgi ve deneyimlerle sürdürüp başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmektedir.Sonuçta kendimizi tanımaya çabalamazsak, tıpkı çocukların ve ergenlik dönemindeki gençlerin tek başlarınasağlıklı kararlar alamamaları gibi, biz de kendimize ve yaşantımıza uygun kararlar alamayabiliriz.Peki Kendimizi Tanımak İçin Ne Yapabiliriz?Kendimi gerçekleştirmek için Değerlerimi bilirsem kim olduğumu bilirim. Kendini tanıyan kişi değerlerinin farkındadır. Değerler de Hedeflerimi oluşturur. İhtiyaçlarım beni harekete geçirir. Değerlerini bilen bir insanın hayattaki vizyon ve misyonu ortaya çıkar. İnsan hedeflerine vizyon ve misyonuyla ulaşır. Kendini tanımak isteyen bir birey, önce kendine ‘Ben kimim, ben neler yapabilirim veya varoluş amacım ne?’ gibi soruları sormalıdır. Ayrıca, kendini tanımanın en iyi yollarından biri de uzman psikologlardan 'psikolojik destek' almaktır.Günlük Hayattan ÖrneklerKendini tanıyabileceğin durumlar: -Hedeflerin senin kim olduğunu belirler.-Ortamın bana sundukları ve olanaklar kim olduğumu etkiler. Ör: En çok Üniversite hayatına geçtiğimizde, kendi kararlarımızı vermeye başlarız. Kendi kararlarını almak neyi değiştirir? Üniversite tercihin, meslek seçimin, yurt-ev seçimin, zamanı değerlendirme biçimin gibi kararlar kim olduğunu belirler. -Eğitimle farkındalığımız artar,-Kriz (zorlayıcı) durumlarda,-Bölüm seçme, staj tercihleri, iş seçme dönemlerinde,-Bir deneyim yaşarken, Ör: Bir proje yönetiminde, grup çalışmalarında, kulüp görevlerinde,-Son olarak da mutlu olduğumu hissettiğim anlarda, yerlerde kendimi tanırım. (Nereye aitim? vb. sorularla) Yukardaki maddelerden bir veya birkaçını uyguladığımızda ve bu soruların cevapları üzerinde gerçekten düşünmeye başladığımızda kendimizi de anlayama bir adım daha yaklaşmış oluruz. Kendini tanıma, kendini gerçekleştirme ve kendini aşmışlık süreçlerinin arasında doğrudan ilişki olduğunu göstermektedir. Rogers, kişinin ilgi ve yeteneklerini keşfedemeyip kendini tanıyamadığı için bir uyuşmazlık olduğunu ifade eder. Bunun sonucunda, birey kendini gerçekleştiremez böylece kendini aşmışlık evresine de ulaşamamış olur. Bu nedenle, bireyin tercihlerinde ve seçimlerinde her zaman gerçek kimliğini dikkate alması önemlidir. Bu şekilde, bireyin özgüveni, özsaygısı artmış olur.İçinde yaşadığımız, doğup büyüdüğümüz kültür ve ailemiz de kendimiz hakkında önemli bir bilgi kaynağıdır. Özellikle anne babamızın ve kardeşlerimizin kişilik özellikleri, yaşam tarzları, zevkleri, idealleri, tercihleri, inanışları, çevreyle ilişki tarzları kendimizi tanımamız konusunda bize ışık tutacaktır. Her kim ve nasıl biri olursak olalım, kendimizle barışık olmamız hayattaki en büyük başarılarımızdan biridir. Kendinizi tanıyıp, sevdiğiniz o güne ulaşmanız dileğimle.

Terapi Nedir ve Terapi Süreci Nasıl Gerçekleşir?

Psikoterapi bireylerin duygusal ve zihinsel sağlığını desteklemek, yaşadıkları sorunları ele almak ve içsel potansiyellerini keşfetmek için son derece değerli bir araçtır. Her bireyin kendine özgü ihtiyaçlarına ve yaşam deneyimlerine göre şekillenen bu kişisel yolculuk, derinlemesine anlayış ve rehberlikle ilerler. Terapi süreci, danışanın duygusal dünyasını keşfetmesine, kendini daha iyi anlamasına ve olumlu değişimler yapmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın güvenli bir ortamda duygusal açıdan derinlemesine keşifler yapmasına olanak tanır ve içsel iyileşme sürecini destekler. Bu yolculuk, bireyin içsel gücünü ve kaynaklarını keşfetmesini sağlayarak yaşam kalitesini artırır ve kişisel gelişimine katkıda bulunur. Terapi sürecinin başlangıcı genellikle bir tanışma seansıyla başlar. Bu seans, terapistin danışanıyla güvenilir bir ilişki kurmasını sağlar. Terapist, danışanın geçmişi, yaşam deneyimleri, ihtiyaçları, hedefleri ve endişeleri hakkında derinlemesine bilgi edinir. Bu aşamada oluşturulan güvenli ortam, terapi sürecinin temelini oluşturur ve danışanın kendini rahat hissetmesini, duygularını açmasını ve terapiye güven duymasını sağlar. İlk tanışma seansı, terapistin danışanın kişisel ve duygusal dünyasını anlaması için bir fırsat sunar ve terapi sürecinin ilerleyen aşamalarında etkili bir rehberlik sağlar. Danışanın terapistle olumlu bir ilişki kurması, terapi sürecinin başarılı olması için temel öneme sahiptir. Terapi sürecinde düzenli olarak yapılan terapi oturumları, danışanın ilerlemesini destekler ve terapi sürecinin etkinliğini artırır. Terapist ve danışan arasındaki güvenilir ilişki, danışanın duygusal iyileşme ve kişisel gelişimini sağlamak için hayati öneme sahiptir. Terapist, danışanın ihtiyaçlarına ve tercihlerine göre en uygun terapi yöntemini seçer ve terapi sürecini buna göre şekillendirir. Bu, danışanın terapi sürecinden en üst düzeyde fayda sağlamasını sağlar. Terapi sadece danışanın yaşadığı sorunları ele almaz, aynı zamanda danışanın güçlü yönlerini ve içsel kaynaklarını da vurgular. Terapist, danışanın içsel potansiyelini ortaya çıkarmak ve kendine olan güvenini artırmak için çeşitli terapötik teknikler kullanır. Bu teknikler, danışanın kendini daha iyi tanımasını, olumlu ilişkiler kurmasını ve yaşam kalitesini artırarak kişisel gelişim yaşamasını sağlar. Terapi sürecinde danışan, kendi duygusal dünyasını derinlemesine keşfeder ve yaşamında olumlu değişiklikler yapar. Terapi oturumları, danışanın sorunlarını anlamasına ve çözüm yolları bulmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın içsel kaynaklarını ve güçlü yönlerini ortaya çıkararak, onun kişisel gelişimine rehberlik eder. Danışanın terapi sürecindeki ilerlemesi, düzenli olarak yapılan terapi oturumları ve terapistin sağladığı destekle güçlenir. Terapi süreci boyunca danışan, kendini daha iyi tanıyarak, sağlıklı ilişkiler kurarak ve yaşam kalitesini artırarak içsel bir dönüşüm yaşar. Bu süreç, danışanın duygusal dengeyi bulmasına, stresle başa çıkmasına ve daha mutlu bir yaşam sürmesine yardımcı olur. Terapi süreci genellikle zaman alır ve sabır gerektirir. Duygusal iyileşme ve olumlu davranış değişiklikleri, süreç ilerledikçe ve danışanın içsel çalışmalarıyla birlikte zamanla gerçekleşir. Terapist, danışanın bu süreçte desteklenmesi ve motive edilmesi için kritik bir rol oynar. Terapi süreci, danışanın derinlemesine içsel keşifler yapması ve sorunlarıyla yüzleşmesi için bir fırsat sunar. Ancak bu süreçte beklenen değişiklikler hemen oluşmaz. Terapi oturumları ve terapistin rehberliğiyle birlikte, danışanın duygusal iyileşme süreci zamanla olgunlaşır. Terapist, danışanın duygusal ve zihinsel olarak güçlü kalmasını sağlamak için destekleyici bir rol üstlenir. Danışanın yaşadığı zorluklar karşısında cesaretlendirilmesi ve motive edilmesi, terapi sürecinin etkili olması açısından önemlidir. Terapist, danışanın içsel gücünü ve motivasyonunu artırmak için çeşitli terapötik teknikler ve yaklaşımlar kullanır. Danışanın terapi sürecindeki ilerlemesi, terapistin sağladığı desteğe bağlı olarak güçlenir. Terapist, danışanın duygusal iyileşme sürecinde rehberlik ederken, aynı zamanda danışanın kendi içsel kaynaklarını keşfetmesini ve güçlü yönlerini ortaya çıkarmasını teşvik eder. Sabırla ve düzenli olarak yapılan terapi oturumlarıyla birlikte, danışanın duygusal iyileşme ve olumlu davranış değişiklikleri sağlamlaşır. Terapistin danışana sağladığı destek, terapi sürecinin başarılı olmasını ve danışanın yaşamında kalıcı olumlu değişiklikler yapmasını sağlar. Psikoterapi süreci sabır ve sürekli çaba gerektiren bir yolculuktur. Terapistin danışana sağladığı rehberlik ve destek, danışanın içsel dönüşümünü güçlendirir ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesine yardımcı olur. Terapi süreci, danışanın kendini daha iyi anlaması, duygusal dengeyi bulması ve olumlu değişimler yapmasıyla sonuçlanır. Danışanın içsel iyileşme süreci, yakın ilişkilerde daha sağlıklı iletişim kurmasını ve daha derin bağlar oluşturmasını sağlayabilir. Terapi, danışanın ilişkilerindeki sorunları ele alarak, daha sağlıklı ve destekleyici bağlar kurmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, terapi süreci danışanın iş yaşamına da olumlu etkiler sağlayabilir. Danışanın terapiyle kazandığı özgüven ve duygusal sağlamlık, iş performansını artırabilir ve stresle başa çıkma becerilerini güçlendirebilir. Terapi sürecinde edinilen içsel denge, iş ilişkilerini olumlu yönde etkileyerek daha başarılı bir kariyer yolculuğuna katkıda bulunabilir. Terapiyle elde edilen kişisel gelişim, danışanın çevresindeki insanlar üzerinde de olumlu etkiler yaratabilir. Danışanın daha sağlıklı bir ruh haliyle çevresine yaydığı pozitif enerji, ilişkilerde daha olumlu etkileşimler ve destekleyici bir ortam oluşturabilir. Sonuç olarak, terapi sadece bireyin kendisi için değil, genellikle etrafındaki insanlar ve çevresi için de olumlu sonuçlar doğurabilir. Danışanın içsel denge ve sağlamlık kazanması, ilişkilerde ve iş yaşamında daha başarılı ve mutlu olmasına katkı sağlayabilir. Terapi sürecinin kişisel ve toplumsal açıdan olumlu etkileri, bireyin yaşam kalitesini artırarak geniş bir çevreye yayılabilir." Terapi, herkes için farklıdır ve kişisel ihtiyaçlara göre şekillenir. Her bireyin yaşam deneyimleri, duygusal zorlukları ve hedefleri farklı olduğu için, terapi süreci de bu özelliklere göre özelleştirilir. Önemli olan, danışanın kendini rahat, güvenli ve desteklenmiş hissetmesidir. Terapi süreci, içsel bir yolculuğa çıkarak danışana rehberlik etmek ve potansiyelini keşfetmesini sağlamak için bir fırsattır. Sonuç olarak terapi, danışanın iç dünyasını keşfetmesine, duygusal zorlukları anlamasına ve olumlu değişiklikler yapmasına yardımcı olur. Terapist, danışanın ihtiyaçlarına ve hedeflerine odaklanarak terapi sürecini kişiselleştirir ve danışana uygun teknikler ve yaklaşımlar sunar. Eğer terapiye başlamak ya da terapi hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız, benimle iletişime geçmekten çekinmeyin. Sağlıklı günler dilerim.
Ömer CEYLAN 13.04.2024