1. Blog
  2. Covid 19 Salgınından Sonra Ruh Sağlığı

Covid 19 Salgınından Sonra Ruh Sağlığı

Geçmiş tarihlerde de dünya pek çok salgın hastalıkla mücadele etmiştir. Son bir yıldır hayatımızda olan ve yaşamımızı her alanda etkileyen Covid-19 salgınının dünya üzerindeki etkileri genel anlamda ekonomik olarak tartışılmaktadır. Ancak Covid-19 salgınından sonra ruh sağlığı alanında da oldukça önemli adımların atılması gerekmektedir.


Salgının ortaya çıktığı ilk zamanlarda Çin’de yapılan bir çalışmada salgının psikolojik etkilerinin yüksek ve şiddetli olduğu ifade edilmiştir. Salgın ya da doğal afet zamanlarında insanlar üzerinde farklı ruhsal tepkiler ortaya çıkar ancak bu tepkiler yaygın olarak korku ve anksiyete ile ilişkilendirilir. Eğer ki kaygı normal seviyede kalırsa bu durum salgınla daha kolay baş edilmesine yardımcı olur.


Artan kaygı seviyesi yüksek seviyede ise kronik sağlık sorunu haline gelebilir. Bu yüzden Covid-19 salgınından sonra ruh sağlığı alanında yapılacak çalışmalar önemli bir sorun haline gelmiştir. Farklı farklı iş alanlarında esnek çalışma saatlerine geçilmiş olsa dahi işçiler, sağlık çalışanları, güvenlik güçleri gibi çalışma alanlarında iş yükü artmıştır. Diğer taraftan evden çalışan kişilerin ise çalışma süreleri artmıştır.


Bu yüzden hem aktif olarak sahada çalışan kişilerde hem de uzaktan çalışan kişilerde tükenmişlik düzeyinde de bir artış meydana gelmiştir. Diğer taraftan var olan koşulların kişileri sadece iş ve eve arasına hapsetmesi de sosyal anlamda oldukça endişe vericidir. İnsan temelde sosyal bir varlıktır. Bu yüzden sosyalleşme süreci ruh sağlığı alanında da oldukça önemli bir konudur.

APA tarafından yapılan bir çalışmada salgın nedeniyle ortaya çıkan stres ve kaygı durumuyla sağlıklı şekilde baş edememe durumunda farklı fiziksel ve psikolojik etkilerin ortaya çıktığı ifade edilmiştir. Bunların arasında fazla miktarda alkol tüketimi, uyku düzeninde bozukluk ya da az uyku, iştah kaybı gibi farklı farklı etkenlerin ortaya çıktığı ifade edilmiştir.


Çalışma içerisinde kazancın düşmesi, kilo artışı, sağlık hizmetleri için randevuları erteleme, ebeveynlerde stres artışı, özellikle Z kuşağında X ve Y kuşağına göre daha fazla kaygı belirtisi gibi farklı belirtilerin ortaya çıktığı fa ifade edilmiştir.


Salgın sürecinin ne zaman son bulacağı, aşılama sürecinin ne kadar süreceği, aşının uzun vadede etkileri gibi pek çok belirsiz konunun var olması insanlar üzerindeki kaygının da artmasına sebep olmaktadır. Bu yüzden salgın koşullarının hafiflemesi, kontrol altına alınması ya da sonlanmasından sonra dahi salgın sürecinin psikolojik etkilerinin uzun süreli olumsuz etkisinin ortaya çıkabileceği değerlendirilmektedir.


Covid-19 Döneminde Ruh Sağlığımız Nasıl Etkilendi?

Covid-19 salgın sürecinin ruh sağlığına etkisini ele almamız gerekirse eğer ilk olarak salgının başından günümüze kadar ruh sağlığımızda nasıl değişim olduğuna bakmamız gerekir. Salgının başında yapılan bir çalışmada insanların travmatik yaşantıların tekrardan tetiklendiği, strese bağlı belirtilerin daha fazla arttığı, madde kullanımına ve alkol kullanımına stresle baş etmek için daha fazla başvurulduğu ifade edilmiştir.


Salgının bir diğer önemli kısmı ise salgın sürecinde insanların intihar düşüncelerinin daha sıklıkla ortaya çıkmasıdır. Salgından dolayı maddi kayıp yaşayan kişilerin intihara daha meyilli hale gelmesi salgının dikkat edilecek en önemli boyutu olarak değerlendirilebilir. Bu konuda özellikle iş kaybı yaşayanların intihar düşüncelerinin arttığı ifade edilmektedir.


Covid-19 Salgınının Fiziksel Etkileri

Salgının psikolojik etkilerinin yanında fiziksel etkileri de oldukça fazladır. Sadece ev ve iş arasında geçen sürenin kişilerin rutinlerini de önemli şekilde etkilediği ifade edilmektedir. Hatta pek çok insanın rutin sağlık kontrollerini ertelediğini, bu durumun ise bazı ön teşhislerin önüne geçtiği ifade edilmektedir. 2019 yılına göre insanların daha fazla sağlık hizmetine başvurduğu ancak bu hizmetlerin 2020 yılında ve 2021 yılında daha da azaldığı ifade edilmektedir.


Covid 19 Salgınının Uzun Vadede Ruh Sağlığına Etkileri

Ruh sağlığı alanında çalışan her uzman bilir ki travmatik yaşantılara maruz kalmış kişilerde tetikleyiciler ortadan kalksa bile bu tetikleyicilerin sahip olduğu etkiler hemen ortadan kalkmaz. Hatta bazen psikolojik destek alınmadığı taktirde bu etkiler ömür boyu ortaya çıkabilir. Bu yüzden salgın döneminde ortaya çıkan psikolojik etkiler salgın bitse dahi bir hemen ortadan kalkmayacaktır. Bu yüzden ruh sağlığı çalışmalarının hem salgın döneminde hem de salgından sonra planlı şekilde devam ettirilmesi, gerekirse psikoeğitim programlarının hazırlanması, bu psikoeğitim programlarının devlet eliyle halka ulaştırılması son derece önemlidir.


Bir diğer önemli konu ise salgın döneminde ailelerin cenaze törenlerine katılamamasıdır. Covid-19 salgınıyla birlikte tedbirlerin sıklaşması sonucunda aileler bazen annesine, bazen babasına, bazen ise çocuğuna veda edemiyor. Salgının önemli boyutlarından biri de yas sürecinin tamamlanamamasıdır. Bir aileden temaslı olduğu gerekçesiyle aile üyelerinin karantinada kalması cenaze törenine katılamaması anlamına gelmektedir. Bu yüzden ilerleyen zamanlarda ertelenmiş yas belirtileriyle de oldukça fazla karşılaşabiliriz. Yas belirtilerinin uygun şekilde yaşanmaması ilerleyen zamanlarda depresyon, endişe, kalıcı umutsuzluğa da yol açabilmektedir.


Bu duygulara bazı durumlarda suçluluk da eşlik edebilmektedir. Eğer ki kişi yakınının Covid-19 salgınından dolayı kaybettiyse ve hastalığı bulaştıran kişi olarak kendisini suçlu görüyorsa bu durum yas sürecinin de oldukça zor geçmesine neden olabilir. Bu yüzden özellikle salgın döneminde bir aile üyesini kaybeden kişilere de özellikle psikolojik destek verilmesi önemli bir konudur. Kısa bir süre içerisinde birden fazla kayıp yaşayan kişilerde ise inkar sürecinin daha fazla yaşanacağı ifade edilmektedir.


İnsanların yaşamlarında salgın nedeniyle var olan belirsizlik sürekli olarak planlarında değişiklik yapmalarına da neden olmaktadır. Bu yüzden aslında her gün yeni bir sürece adapte olmaya çalışıyoruz diyebiliriz. Umut kısmında ise salgının başından beri insanlar “salgının kısa süre içerisinde son bulacağına” dair yoğun bir umut içindeydiler. Ancak salgının sürecinin bazı zamanlarda artması, özellikle ülkemizde aşılamanın başlamasına rağmen vaka sayısında meydana gelen artışlar insanların ellerindeki umutların da azalmasına sebep olmaktadır.


Elbette ki bu salgın sonsuza kadar devam etmeyecektir ancak kısa vadede salgının ne zaman son bulacağına dair insanların elinde somut bir şeyin olmaması kaygılarını daha da arttırmaktadır. Bu yüzden genel olarak ifade edilen “normale dönüş süreci” de artık insanlar için pek bir anlam ifade etmemektedir. Ebeveynler ve çocuklarla ilgili de önemli etkiler söz konusudur. Özellikle çalışan ebeveynlerin çocuklarını evde tek başına bırakmaları, iş yerlerinin bu konuda kolaylık tanımaması ailelerin de üzerlerinde yükü arttırmaktadır.


Diğer taraftan yüz yüze eğitim alması gereken çocukların eğitimlerine devam edememesi, öğrenme sürecinin eksik devam etmesi, sosyalleşememeleri, bilgisayar başında uzun süre vakit geçirmeleri gibi durumlar çocukların da ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Newson ve arkadaşları tarafından 2021 yılında yayınlanan bir araştırmada yaşlı nüfusun salgın sürecinde psikolojik sağlıklarının geçlere göre daha iyi olduğunu ifade etmiştir. Çocukların okulların kapanmasıyla ya da sürekli açılıp kapanmasıyla daha fazla stres yaşadığı, özellikle online eğitime ulaşamayan çocukların hem akademik anlamda hem de psikolojik anlamda olumsuz etkilendiği, sosyalleşemedikleri ifade edilmiştir.


Ebeveynlerin büyük bir oranının salgın sürecinde endişeleriyle baş edememesi çocukları da olumsuz etkilemektedir. Özellikle çocuklar ve ebeveynler üzerinde yapılan çalışmalarda ebeveynlerin yüksek derecede stresli oldukları, bu stresin çocuklara da geçtiği, çocukların da yüksek oranda stres yaşadıkları ifade edilmiştir. 11-17 yaş arasındaki çocuklarla yapılan çalışmalarda bu yaş grubunun yüksek düzeyde anksiyete ve depresyon belirtisi gösterdiği ortaya çıkmıştır. Ancak bu belirtilerin kaynağının kendileri mi yoksa ebeveynleri mi olduğuna yönelik bir açıklama yapılmamıştır.

Hepimizin bildiği gibi doğal afetlerde çocuklar genelde ailenin tepkilerine göre tepki geliştirirler. Eğer ki bir depremden sonra çocuk ailesinden “güvendesin” mesajını alırsa depreme yönelik endişesini daha sağlıklı bir şekilde ifade etmektedir.


Bu yüzden salgın döneminde ailelerde ortaya çıkan endişe ve kaygının çocuklara da geçtiğini ifade etmek bu açıdan yanlış bir tanım olmayacaktır. Bir diğer önemli nokta ise ebeveynlerin kendi ruh sağlıklarından ziyade çocuklarının ruh sağlığının daha fazla etkilendiğini düşünmesidir. Ebeveynler, çocuklarının daha fazla rahatsız edici davranış sergilediğini, yalnızlık, kaygı, üzüntü ve uyku sorunlarının daha fazla ortaya çıktığını ifade etmiştir.


Bu noktada ise çocukların düşünme biçimleri önemli bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşanan salgın sürecinin çocukların düşüncelerini olumsuz şekilde etkilemesi, çocukların her şey için tekrar tekrar endişelenmesine, kendilerinden şüphe etmelerine, var olan sürecin normale döneceğine dair umutlarını kaybettiklerine işaret etmektedir. Bu yüzden çocukların ortaya çıkan olumsuz durum sonucunda sakinleşmekte de zorlandığı ifade edilmektedir. Bu yüzden çocuklarla ilgili de ruh sağlığı çalışmalarının arttırılması önemli bir konudur. Çocukların üzgün olduğu durumlarla daha zor baş ettikleri, gergin oldukları durumlarda kaygılarını kontrol etmekte zorlandıkları ve gelecek için daha fazla endişelendikleri ifade edilmiştir.


Türkiye’de Prof. Dr. Özlem Karaırmak tarafından yapılan çalışmada ise farklı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmada annelerin üzerindeki yük ve sorumluluğun daha fazla arttığı, bu durumun ise daha fazla duygusal yük olarak ortaya çıktığı ifade edilmiştir. Türkiye’de salgın sürecinde her dört ebeveynden biri işini kaybetme korkusu yaşadığını, bu korkunun ise daha fazla olumsuz duyguyu tetiklediği, böylece kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu araştırmanın diğer bir önemli bulgusu olarak ön plana çıkıyor.


Eğitim sürecine evde devam eden çocukların internet kullanımının tam olarak kontrol edilememesi çocukların sosyal medya kullanma oranının artmasına neden olduğu da ifade edilmiştir. Çocukların salgın döneminden sonra en çok gezmek ve tatile gitmek istedikleri de ifade edilmiştir. Türkiye’de ailelerin internet erişiminin kısıtlı olması, her ailede özellikle kırsal bölgelerde tablet, bilgisayar kullanımın az olması çocukların eğitimden uzak kalmalarına neden olmaktadır. Her ne kadar çocukların televizyon aracılığıyla eğitim imkanlarına ulaştığı sık sık ifade edilse de bu süreç yüz yüze eğitim kadar faydalı olmamaktadır.


Aslında salgın nedeniyle online eğitime geçilmesi, bazen yüz yüze eğitimin yapılmasına rağmen mecburiyetten tekrardan online eğitime dönülmesi özellikle son bir senede kaybedilen bir neslin sinyallerini vermektedir. Bu konuda özellikle çocukların eğitim eksiklerinin tamamlanması oldukça önemli bir konudur. Salgın döneminden sonraki etkileri en hafife indirmek için şunları ifade etmekte fayda vardır.


Yalnız olmadığınızı bilin: Salgın dünya genelinde herkesi etkiledi. Evet, kimileri bu salgından daha fazla etkilendi, kimi ise daha az etkilendi. Çevremizde insanlar normale dönüyor gibi görünebilir, özellikle aşılamanın tamamlandığı ya da arttığı ülkelerde normale dönüşle ilgili görsellere ya da fotoğraflara ulaşmanız sizi bir taraftan öfkelendiriyor bir taraftan ise umutlandırıyor olabilir.

Bu yüzden süreç içerisinde kendinize yapacağınız en büyük iyilik kendinizi takip etmeniz olacaktır. Düşüncelerinizi ve duygularınızı olabildiğince yakalamaya çalışın, var olan kaygınızı eşiniz, aileniz, yakınlarınız ve arkadaşlarınızla mutlaka paylaşın.


Ülkemizde salgının genelde fiziksel etkileri ön planda olduğu için psikolojik etkileri genellikle arka plana atılmaktadır. Çoğu insan bir şekilde salgının ortaya çıkardığı kaygı ve endişe haliyle baş etse bile bazı gruplar üzerindeki psikolojik etkiler maalesef çok yıkıcı bir hal alabilir.


Bu yüzden salgın dönemine uyum sağlayamayan insanlarda yas ve engellenme duygusu o kadar yoğun bir hal alır ki, depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri oldukça fazla şekilde ortaya çıkar. Daha önce psikiyatrik tedavi gören ya da ölümden dolayı sevdiklerine veda edemeyen kişilerde yüksek düzeyde kendine zarar verme davranışı ortaya çıkabiliyor.

Salgına yönelik sağlık çalışanlarına psikolojik destek, sahada çalışan kişilere yönelik çalışana destek çalışmaları, psikolojik ilk yardım eğitimler, akran desteği eğitimleri gibi psikososyal çalışmalar salgına yönelik etkilerin biraz da olsa hafifletilmesine yönelik önemli çalışmalar olacaktır.