1. Uzman
  2. Zeynep Yağmur ÇOLAK
  3. Blog Yazıları
  4. ANKSİYETE NEDİR? BELİRTİLERİ, BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ VE TEDAVİ YOLLARI NELERDİR?

ANKSİYETE NEDİR? BELİRTİLERİ, BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ VE TEDAVİ YOLLARI NELERDİR?

ANKSİYETE NEDİR?


Anksiyete; Diğer bir adı ile kaygı bozukluğudur. Kişinin süreğen bir şekilde, bir durum hakkında endişe ve kaygılarına anksiyete denmektedir. Günlük yaşantılarımızda anksiyete (kaygı) kavramı ile sık sık karşılaşmaktayız. İş, aile, okul, ilişkiler ve daha bir çok alanda kaygı ile karşı karşıya kaldığımız bir çok olay yaşamamız muhtemeldir. Yaşanılan olumsuz olaylar karşısında duyulan  endişe kaçınılmaz bir durumdur. Anksiyete kavramını duyduğumuz zaman dikkat etmemiz gereken en önemli nokta; olaylar karşısında aşırılık olmasıdır. Kişinin hayat kalitesini düşüren, yorucu ve yoğun bir süreç olarak değerlendirilebilir. 


Anksiyete bozukları kendi içerisinde çeşitlilik göstermektedir. Bunlar; sosyal anksiyete bozukluğu, ayrılık anksiyetesi, spesifik fobiler, genelleştirilmiş anksiyete, yaygın anksiyete, panik atak. Bu nokta birden fazla anksiyete bozukluğuna maruz kalmanız ihtimalleri göz önünde bulundurulmalıdır. 



BELİRTİLERİ NELERDİR?


  • Gergin, sinirli, huzursuz, panik halinde hissetmek
  • Özgüvensiz ve değersiz olduğuna inanmak, 
  • Nefes darlığı, ağız kuruluğu yaşamak,
  • Nefes alışının hızlanması,
  • Kendini zayıf ve güçsüz hissetme
  • Aklından kovamadığı kötü bir şey olacakmış hissi,
  • Kalp atış hızının artması,
  • El ve ayaklarda titreme, 
  • Çabuk yorulma,
  • Anlık ve sürekli gelebilen ağlama isteği,
  • Toplum içinde konuşma, yemek yeme gibi faaliyetlere girişememe, 
  • Aşırı terleme hali,
  • Konsantrasyonda güçlük,
  • Sindirim sistemi sorunları (mide ağrıları, kusma, hazımsızlık),
  • Uyku problemleri,
  • Kaygılanacağını/Kaygılandığı ortamlardan kaçınma,



NEDENLERİ NELERDİR?


Güncel yapılan araştırmalar sonucunda, her ne kadar beynin kaygı ile ilgili kısımlarına yönelik araştırmalar devam ediyor olsa da ortaya çıkan sorunlar, anksiyete bozukluklarının genetik ve çevresel faktörlerinin yanısıra beyin kimyasını içeren olası kombinasyonların ihtimallerini de değerlendirmektedir.


  • Genetik,
  • Sosyal çevrede / iş hayatında karşılaşılan zorluklar,
  • Aile ve özel yaşam kaynaklı çevresel sorunlar,
  • Olası ilaç etkileri,
  • Geçirilen bir hastalık/ameliyat sonrasında oluşabilen komplikasyonlar sonucu



KARŞILAŞILMA SIKLIĞI NEDİR?


Yapılan araştırmalar sonucunda literatürde anksiyete bozuklukları ile karşılaşma olasılığı giderek artmaktadır. Genel toplumdaki oranı %3-%8 oranındadır.



ANKSİYETE BOZUKLUĞU TÜRLERİ NELERDİR?


Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB)

Panik Bozukluk

Fobiler

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

Sosyal Anksiyete Bozukluğu



ANKSİYETE İLE BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ NELERDİR?


Sadece psikoterapi, ilaç müdahaleleri ile yetinmek istemeyenler için ve aynı zamanda terapilerde sizlere öğretilen anksiyete ile başa çıkma yöntemleri bulunur. Bu yöntemler ile sürecin hafifletilmesi amaçlanmaktadır.


  • Nefes Egzersizleri: Doğru nefes alma teknikleri ile kişinin anksiyete durumunun artması esnasında, sakinleşme konusunda yardımcı olması beklenir. Nefes egzersizlerini öğrenerek sakinleşmeyi ve yeniden odaklanma gerçekleştirilmektedir.
  • Güvenli Alan Oluşturma: Anksiyete krizleri ile karşı karşıya kalan kişinin güvenli bir alana ihtiyacı vardır. Bu nokta da bahsedilen güvenli alan, evi, eşinin yanı, park, bahçe belki de hiçbir görmediği hayallerinde olan bir yer olabilir. Kriz anında gözünü kapatıp kişinin ‘’güvenli alanı’’ hayal etmesi süreci hafifleten etkenlerdendir. 
  • 3-3-3 Kuralını Uygulama: Anksiyete krizlerinin başladığını hissettiği anda kişi, 3-3-3 kuralını uygulayarak sakinleşebilmektedir.

  -Etrafınızdaki üç şeyin ismini söyleyin,

  -Duyduğunuz üç sesi söyleyin,

  -Vücudunuzun üç bölümünü; parmaklarınızı, bileklerinizi ve kolunuzu oynatın.

  • Kaygı Randevusu Oluşturma: Kaygılarınızın her birini bir kağıda not edin ve bunları tek tek düşünmek için kendinizde bir zaman dilimi belirleyin. Bu belirlenen ve üzerine düşünülen kaygılar ile tüm gün aynı korku/kaygıları yaşamak yerine günün sizin belirlediğiniz zaman diliminde bunun için ayırma gerçekleştirebilirsiniz.
  • Kendinizi Meşgul Etme / Zihin Oyalama: Anksiyete krizlerinizin gelmek üzere olduğunuzu bedensel faaliyetleriniz ile anlamanız mümkündür, bu durumda kişi kendisine meşgul olabileceği başka uğraşlar oluşturmaya çalışmalıdır. Kitap okumak, yürüyüş yapmak, film izlemek, müzik dinlemek gibi faaliyetler kaygılı düşünce halinden uzaklaşmanızı ve kontrolü tekrar kişinin eline almasını sağlamaya yardımcı olmaktadır.
  • Sigara / Alkol / Şeker Tüketimi: Sigara, alkol ve şeker tüketimi anksiyeteyi tetikleyen unsurlardandır. Sadece krizlerin geldiği zaman dilimi ile sınırlandırılmamalı, gündelik yaşantıda tüketimi sınırlandırılmalıdır. Sağlıklı beslenme ve bol su tüketimi ile ansksiyete ile başa çıkma yolunda bir adım daha atabilmek mümkün.




TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?


Anksiyete tedavisinde kullanılan bir çok yöntem mevcuttur. Tedaviler ile amaçlanan, belirtileri azaltmak ve rahatsızlığı yönetmektir. En yaygın olan iki tedavi yöntemi olarak; psikoterapi ve ilaç tedavisi’dir. Tedavi şekillerinin kişiden kişiye değişiklik göstermesi muhtemeldir.


Psikoterapi: Uzun bir zaman dilimini kapsayan tedavi yöntemidir. Danışanın anksiyetesinin yoğunluğu, anksiyeteye eşlik eden ek bir tanı olup olmadığı, hangi davranış biçimlerinin aktif olduğu gibi sorulara bağlı olarak kullanılacak olan yöntem belirlenir. Psikoterapi ile hedeflenen amaç; danışanın duygularını yeniden yapılandırmak ve kendi başına yönetebileceği bir aşamaya gelmesidir.


Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Kısa bir zaman dilimini kapsayan tedavi yöntemidir. Bilişsel Davranışçı Terapi’nin çalışma şekline bakıldığında, danışanın olumsuz otomatik düşünceleri yerine olumlu alternatif düşünceleri koymak vardır. Bu terapi şekli ile anksiyete bozukluğu tanısı almış kişilerin anksiyeteye sebep olan düşüncelerinin, değiştirilmesi ve duygu yönetimi becerilerinin kazanımı hedeflenmektedir.


İlaç Tedavisi: İlaç tedavisi noktasında süreç içerisinde ise antidepresanlar, davranış düzenleyiciler ve kriz anında oluşan kalp sorunlarına yönelik olan kalp ritmini düzenlemek için beta blokerlar kullanılmaktadır. 


  ^ Yukarıda belirtilmiş olan ilaç tedavileri kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir ^


EMDR: Uzun süreli tedaviler kısmında yer almaktadır. İzole olmuş anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapi şekli olarak bilinmektedir. Kişinin, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum ve işlev bozucu izole anılar bulunur. Olumsuz inançları, olumsuz duygusal tepkileri ve olumsuz somatik tepkileri problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenir. EMDR ile amaçlanan, izole olmuş anıları işleyerek gündelik yaşantıda ki sorun olarak nitelendirilen durumları ortadan kaldırmaktadır. 




Kaygılarınızdan uzak, sağlıklı günler dilerim..




PSK. ZEYNEP YAĞMUR ÇOLAK

Yayınlanma: 22.11.2021 18:04

Son Güncelleme: 22.11.2021 18:04

Zeynep Yağmur ÇOLAK
Zeynep Yağmur ÇOLAK
Psikolog
Uzmanlıklar: Performans Kaygısı, Çocuk ve Ergenlik Dönemi Ruhsal Sorunları
1998 Yılında İstanbul’da doğdum. 20 Devamını oku
Online Terapi
süre 40 dk
ücret 200
Yüz Yüze Terapi
Hizmet vermiyor
Bunları da sevebilirsiniz...
varolussal-mucadele

Farklı kültürden insanlara sorulsa, en genel geçer yaşam kuralları nedir diye, büyük ihtimalle çoğunluk şu ibarelerde birleşir : ''Daima başarılı olmaya, en iyiye koşmaya, güçlü olmaya, kimseye muhtaç olmamaya çalışmak''. Kimlerden duyuyoruz bu cümleleri, bu gereklilik kalıplarını; Ailelerimizden, arkadaşlarımızdan, yakın dostlardan, sosyal medyadan, kısacası toplumdan ve toplumun ürünlerinden...Empoze edilmiş bu bilgilerle birçok insan yaşamın birçok alanında azimle, sabırla mücadele etmeye girişiyor. Elbette her alanda her birey başarı sağlayamıyor çünkü bu doğamıza ters bir durum. Ama bazılarımız başarının basamaklarını tırmanıyor, bazıları zirveye çıkıyor, bazısı gerisin geri iniyor bazısı ise hiç basamaklara yanaşmıyor. Bu hayattaki yaşam mücadelesini birçok açıdan incelersek varoluşsal mücadelemize ışık tutabileceğimize inanıyorum.Güce, başarıya olan tutkumuz varlığımızın derinliklerinden var olduğumuz ilk günden bu yana bize ilham veriyor, yoldaşlık ediyor. Güç arayışının ilk adımları ise çocukluk dönemlerimize rastlamaktadır. Başımız sıkıştığında, dara düştüğümüzde, kendimizi güvende hissetmediğimizde sığınacak bir dağ ararız. Bu dağ ilk olarak babadır. Babaya bu nedenle çocuklar 'süper kahraman, aslan' gibi benzetmeler yakıştırırlar. Baba, dünyayı yeni tanımaya çalışan çocuğun dünyasında karşılaştığı zorlukları aşabilme cesareti aşılayan bir figürdür. Anne ise özel olma, biricik olma duygusunu veren bir işlev görür. Yetişkin yaşama baktığımızda ise bu güç arayışı bireylerin karşısına iki seçenek çıkarmaktadır. İlki ; Bu gücü, başarıyı elde etmek, gücü kendinde bulundurmak. İkincisi ; Hayatımızda 'güçlü, başarılı' bir duruşa sahip insan veya insanlarla yakın ilişki oluşturmak, bu gücü başka bir insandan doyum sağlayarak dolaylı olarak tatmak.Öncelikle ilk seçeneği inceleyelim. Başarıya ulaşmak son derece güzel hisleri beraberinde getiren, ulaşılması arzulanan bir noktadır. Böyle olmasına karşın bu başarının insan hayatına getirileri bu denli olumlu olmayabilmektedir. Çünkü kendini tamamen güce, ilerlemeye, sivrilmeye ve kendisi için bir isim yapmaya adayan başarılı insan bir noktada bireyselleşmenin yapısında bulunan yalnızlık ve yaralanabilirlikle yüz yüze gelmek zorundadır. Derin bir yalıtılmışlığın içine gömülüp, yalnızlığın yarattığı anksiyete ile karşı karşıya kalabilmektedir. Hiç kimseye hiçbir şeye bağımlı olmayıp, bireysel olarak var olabilme mücadelenin sonu tam da bu nedenlerle bireysel çıkmaz olabilmektedir.İkinci seçenekte ise ; Birey güce kendisi yaşamında ulaşamadığında ulaşmış bireylerin gücünden kendine pay çıkararak, tatmin olur. Bu; Bir tarikat lideri, bir parti lideri, bir savaşçı, devrimci, eş, terapist olabilir. Varlığından güç alınır, zorluklar karşısındaki direncimizi arttırabilir, gücün varlığı ile hayata anlam yüklenebilir, öyle ki ölümden korkmayıp, korkusuzca ölüme dahi gidilebilir, hatta o kişinin varlığı sona erdiğinde hayata son verilebilmektedir. Bu duruma en belirgin örnek : Bir siyasi liderin ortaya attığı ideolojiye sıkı sıkıya tutunan bireyler, bir savaşın sonunda gelecek olan ideolojik ve siyasi başarının gücüne inanan askerlerin büyük bir özveri ile savaşması verilebilir.İkinci seçenek verilen örneklerde de görüldüğü gibi , insanın biricikliğine, özgür oluşuna, yaşamına kendine özgü anlam katışına vurulan bir kilit gibidir. Çünkü birey, varlığına, varlığının işleyişine ve anlamına yaratıcılık katmaz, oluşturulmuş yaratıcılıktan kendine pay çıkartmaktadır. 'Ben şu partideyim, şu derneğin bir üyesiyim o dernek çok iyi, çok güçlü' yorumları bu durumun bir yansımasıdır. Kendi fikirlerinden ziyade derneğin/partinin fikirleri önceliklidir, doğrudur. Kendisi de o partide olduğu için' özeldir, güçlüdür 'inancı bu şekilde oluşmaktadır. İkili ilişkilerde eşin gücünden doyum sağlamada ise eşin yaşamın sorumluluklarının büyük çoğunluğunu sırtladığını görüyoruz.. Bunlar evin işleyişinin devam edebilmesi için yerine getirilmesi gereken görevlerin çoğunluğunu eşin karşılaması, o rolleri eşin sahiplenmesidir. Güçlü olan eştir, gücü elinde bulundura eştir, eşin varlığı varlığını anlamlı ve güçlü kılar. . Hayatın zorlukları ile mücadelede duygusal yıkılmazlığı kendine olan inancından güveninden değil eşinin varlığına olan güven ve inançtan sağlamak vardır. Bağımlılık söz konusu olabilmekte, eşi dünyanın merkezine alıp, o hayatında olmazsa yaşamının işlevinin duracağına olan yoğun bir inanç gelişebilir.Bu duruma bir alıntı ile açıklık getirmek gerekirse :Birey kendini ayırmaya, bireyselleşmeye, özerkliğini doğrulamaya, ileri gitmeye, potansiyelini gerçekleştirmeye çalışır. Fakat hayat karşısında korku geliştirdiği bir an gelir. Bireyselleşmenin bir bedeli vardır : Korku dolu ve yalnız bir korunmasızlık hissine neden olur. İnsanın yön değiştirerek azalttığı bir histir bu : İnsan geriye gider, bireyselleşmeden vazgeçer, birleşmede kendini bir başkasına bırakmada huzur bulur. Ancak bu rahatlık da sabit değildir,Belki de yaşam boyu her birimiz hem insanlara sıkı sıkıya tutunup, yaşam mücadelemizde bizi güçlü kılmalarını, varlıkları ile bize destek olmalarını istiyoruz; hem de kimsenin varlığı olmaksızın güçlü bir şekilde her türlü durumla mücadele edebilecek bir yapıyı oluşturmaya çalışıyoruz.Yakınlığı şiddetle arzuluyor fakat yakınlık önerildiğinde kaçıyoruz.Yakınlığı oluşturduğumuzda, gücü başkalarından sağladığımızda yaşadığımız hayatın özgün olmayışı bizi 'yaşanmamış bir hayat' çıkarımına götürebilmektedir. Yakınlıktan kaçtığımızda ise birey olarak başarı basamaklarını ne kadar tırmanırsak tırmanalım zirvede tek oluşumuz derin yalnızlığın ızdırabını hissettirir. Çünkü insanlar, kişiliklerini, benliklerini, düşüncelerini, duygularını, davranışlarını kısacası varlıklarını başka insanlarla olan birlikteliklerle oluştururlar. Kendine temas edebilmesi için, öncelikle insanın varoluşuna özgü etmenleri tanıması, anlamlandırması gereklidir. Bu da ancak kendi cinsinden varlıklar ile temastan geçmektedir. Bu iki farklı seçeneğin oluşu, insanları yaşamlarında gel-git'lere sevk etmekte, bireylerde her iki seçeneğin sonucunda da ızdıraba neden olabilmektedir.Her iki gereksinimi de -özerklik ile birleşme gereksinimi - tatmin etme ve her birinin yapısında bulunan korkuyla yüzleşme görevi insanın iç dünyasını yöneten, hayat boyu süren bir diyalektiktir. Belki de kontrolümüze olan en nihai durum ; bu diyalektikten her iki gereksinimde de yaşamımıza yüklediğimiz anlamdır. Belki de diyalektiğin kendisi, varlığımızı oluşturabilmemize kaynaklık eden yegane şey'dir...Varlığımızın içeriğindeki tüm bize ait şey'leri kucaklayabilme ümidiyle... Sevgiler. Yazıyı Oku

Uzman: Sevim ARSLANKURT

Yayınlanma: 29.06.2022

ÖzetBu makalenin amacı son 20 yılda çocuk terapisinin gelişimini gözlemlemektir. Bu çalışmada oyun terapisi ve çeşitleri üzerinden nelerin değiştiğine odaklanılmıştır. Çocuk psikoterapisinin temelleri S. Freud tarafından atılmış olsa da Anna Freud ve Melanie Klein gibi önemli isimler çocuk psikoterapisin gelişiminde önde gelen isimlerdir. Çocuk psikoterapisinin güncelliğini korumasının yanında kökeninin değişmediğini günümüzdeki teknoloji, kültürel değişiklikler gibi faktörler ile birlikte çocuk terapisinin de kendisini yenilediği sonucuna varmak mümkündür. Liteatürün kısıtlılığı nedeniyle bu çalışmada da sınırlılıklar mevcuttur. Anahtar Kelimeler: çocuk, oyun terapisi, psikoterapi yaklaşımları, çocuk psikolojisiGirişÇocuk psikoterapisinin yetişkin psikoterapisinden kronolojik olarak daha geç uygulanmaya başlandığı söylenebilir. Çocuk psikoterapisinin temelleri yetişkinlere uygulanan yöntemlerin çocuklara uyarlanması ile gerçekleşmiştir. Psikanalitik yöntemden günümüz ekollerine kadar birçok yöntem çocuklarla da denenmiştir. En etkili yöntemlerin çocuklarla oyun üzerinden olduğunu söylemek mümkündür. Bu makalede çocuk psikoterapisinin güncel yaklaşımları ele alınmaktadır. Çalışmada, son 20 yılda çocuk psikoterapisinde nelerin değiştiği üzerinde durulmaya çalışılmaktadır. 1.Çocuk Psikoterapisinin Temelleri Psikoanalizin tarihçesi içerisinde çocuk ve ergen terapisi psikoanalizin üvey evladı tabiri ile anılmaktadır, bunun sebebi 1920lerden bu yana çocuk ve ergen terapisi hak ettiği değeri bulamamaktadır(Holder, 2005, s. 1). Çocuk ve ergenler için psikanaliz her ne kadar yetişkinlerden farklı da olsa uygulanabilirlik düzeyinin olduğu da iddia edilmektedir. Çocuklar yetişkinlere uygulanan şekilde uzanıp serbest çağırışım yöntemi ile analiz edilemeseler de çocukların analiz edilme yöntemi de oyun oynatılmasından ve resim yapılmasından geçer. Bu da bir nevi çocukların serbest çağırışım yöntemi olabilmektedir(Holder, 2005, s. 2). Çocuklarda psikoanalizin başlangıcını Sigmund Freud’un “Küçük Hans” (Beş Yaşında Bir Çocuğun Fobi Analizi, 1909) vakası ile başlandığı söylenebilir(Klein, 2020, s. 19). Bunun dışında Dr. H. Hug Hellmuth’da çocuk psikoanalizi üzerinde önemli çalışmalar yapmış isimlerdendir. MacLean’e göre, Hellmuth dünyadaki ilk çocuk psikanaliz uygulayıcısıdır aynı zamanda çocuk psikanalizine oyunu katan ve sistematik çocuk gözlemini psikanaliz çerçevesinde uygulayan ilk kişidir(MacLean, 1986). Bu bilgiler ışığında, ilerleyen çalışmalarda gelişen oyun terapisinin temellerini atan kişinin Hellmuth olduğu söylenebilir. Çocuk psikoterapisinin yapı taşlarının oluşmasında bir diğer önemli isim ise Anna Freud’dur. Anna Freud çocuğu benliği ile alakalı olarak ele almış ve de gizil dönemdeki çatışmalar üzerinde durmuştur(Klein, 2020, s. 20). Oyun terapisinin gelişimi Anne Freud ve Melanie Klein tarafından gerçekleştirildiği söylenebilir(Holder, 2005, s. 22). Anna Freud “ Çocuk Analizinin Kısa Tarihi” adlı bir çalışmaya sahiptir. Bu çalışmayı Amerikan Çocuk Psikanalizi Derneği’nin ilk bilimsel toplantısında sunduğu bir makaleden esinlenerek yazdığı bilinmektedir. Anna Freud’un Viyana Psikanaliz derneğinde verdiği eğitimlerin ardından 1920lerin sonunda Viyana’da da çocuk psikanalizinin gelişimi ilerlemiştir(Holder, 2005, s. 29). Anna Freud 1952 yılında ilk çocuk analizi eğitimi enstitüsünü kurmuştur. O zamanki adı “Hampstead Çocuk Terapisi Kursu” iken şu an “Anna Freud Merkezi” olarak bilinmektedir. Bu kuruluşun yetişkin eğitiminden bağımsız ve yalnızca çocuk eğitimi üzerine kurulan ilk kurum olduğu bilinmektedir(Holder, 2005, s. 30). Anna Freud çocukla terapötik bağın önemini vurgulamaktadır yani olumlu aktarımın öneminden bahsedilmektedir. Anna Freud çocuk ile terapist bağ kurduktan sonra serbest oyunların yorumlanabileceğini savunmuştur(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 41).Melanie Klein da Anna Freud gibi çocuk analizi adına önemli çalışmalara sahip olan bir analisttir. Klein 1921 yılından itibaren çocuklarla çalışmaya başlamıştır. 1926 yılında Londra’ya yerleşene kadar birçok çocuk ile çalışmış ve bu yıllar içerisinde de serbest çağırışımın çocuklar için eşdeğer şekli olan oyun tekniğini geliştirmiştir(Holder, 2005, s. 37). Klein’a göre, çocuk zihninin daha ilkel oluşu çocuğa yönelik bir analiz yönteminin oluşmasını gerekli kılmaktadır bu da oyun analizini ortaya çıkartmıştır. Oyun analizi, çocuğun derinlerde kalmış ve bastırılmış deneyimlerini ortaya çıkartmak içindir(Klein, 2020, s. 40). Yetişkin analizi ve çocuk analizinin işleyişi aynıdır ancak sadece yaş ve kapasiteye yönelik yöntem farklarının olduğu söylenebilir. Klein’ın analizinin içeriğinde birçok oyuncak masanın üzerinde konulur ve çocuğun bunlardan hangisini seçtiği ve nasıl oyunlar kurduğu incelenerek analiz edilmektedir (Klein, 2020, s. 41). Klein, Anna Freud’dan farklı olarak terapötik bağın kurulmasını beklemeden oyunları yorumlamıştır. Bunu yaparken yönlendirmelerden uzak durarak serbest çağırışımı hedeflemektedir(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 41).2.Oyun Terapisi Oyun terapisi çocuğun yaşadığı zorluklar ve travmalarla başa çıkmasında destek olmaya ve iyileştirmeye yarayan bir ekol türüdür(Teke & Avşaroğlu, 2020). Çocuk psikoterapisi yıllar içerisinde değişimlere uğrayarak bugünkü halini almıştır. Çocuk terapisinin birçok farklı çeşidi de bulunmaktadır. Çocuk merkezli oyun terapisi, deneyimsel oyun terapisi, zaman sınırlı oyun terapisi, anlatmaya dayalı terapi (Narrative Terapi), bilişsel davranışçı terapi, EMDR, filial terapi gibi bir çok yöntem bulunmaktadır(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 54). 2.1Çocuk Merkezli Oyun Terapi (ÇMOT)Çocuk merkezli oyun terapisinin temelleri Carl Rogers’ın “Birey Merkezli Terapi” ekolünden gelmektedir(Türe & Barut , 2020).Çocuk merkezli oyun terapisi yapılandırılmamış bir yöntemdir ve Virgina Axline tarafından bulunmuştur. ÇMOT yapılandırılmamış bir yöntem olmasının yanında çocuğa oyunu yönetmesi için sorumluluk verilen bir ekoldür. Ancak bu şekilde olduğunda ekolün en verimli halini aldığı öne sürülmektedir(Guerney, 2001). Axline’ın yarattığı bu ekolün çalışması için danışan ile koşulsuz kabulün olduğu ve empatinin yoğun olduğu bir ilişki kurulmuş olmalıdır(Türe & Barut , 2020).Bu yöntem çocuğun problemlerinden öte çocuğun kendisine odaklanmaktadır. 1947 yılından bu yana geçerliliğini koruyan bir yöntemdir. Kaynaklara bakıldığında çocuk merkezli oyun terapisinin sağlam temellerle oluşturulduğunu ve olumlu sonuçlar veren bir yöntem olduğunu söylemek mümkündür. Şizofreni ve ağır otizm dışında çocukların yaşadığı her probleme ağırlıklı olarak olumlu sonuç vermektedir. Şizofreni ve ağır otizmde bu oran hiç yok değildir ancak daha az etkili olduğu bilinmektedir(Guerney, 2001). Ancak ilerleyen yıllarda otizmli çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde olumlu yönde önemli etkilerinin olduğu görülmektedir(Deniz, 2019). Günümüzde oyun terapisi üzerinde fazlasıyla durulmaktadır. Bu durum var olan eğitimlerden ve materyallerden de anlaşılmaktadır(Teke & Avşaroğlu, 2020). Son yıllarda yapılan çalışmalarla oyun terapisi geliştirildiği söylenebilir.2.2Deneyimsel Oyun Terapisi Deneyimsel oyun terapisinde bilişsel yapılarla çalışmak yerine deneyimlere odaklanan bir ekoldür. Çocuk merkezli oyun terapisi ve ilişkisel oyun terapisinin geliştirilmiş ve harmanlanmış versiyonu olduğu söylenebilmektedir(Teke & Avşaroğlu, 2020). Eski yöntemlerin geliştirilerek ve birleştirilerek oluşturulmasından kaynaklı olarak deneyimsel oyun terapisi yönteminin yeni bir yöntem olduğu yorumunu yapmak mümkündür. 2.3Anlatmaya Dayalı Terapi (Narrative Terapi)Anlatmaya dayalı terapi ekolü Michel White ve David Epston tarafından bulunmuştur(White & Epston, 1990). Bu ekolde çocuğa verilmeye çalışılan destekte dil kullanılmaktadır ve öyküleştirilme yapılmaktadır. Bu terapinin amacı sorun ve çocuğun kişiliğini birbirinden ayırmaktır yani sorun çocuktan ayrıştırılmak amaçlanmaktadır(Geldard, Geldard, & Foo, 2019).Anlatmaya bağlı terapinin birçok ekol ile benzer özelik göstermektedir(Payne, 2006, s. 6). Dilin kullanımı birçok ekolde önem arz etmektedir bu da diğer yöntemler ile benzerliğini açıklayabilir.2.4Bilişsel Davranışçı Oyun TerapisiBilişsel davranışçı oyun terapisi Beck tarafından geliştirilen BDT ( Bilişsel Davranışçı Terapi) yönteminin çocuklar için uyarlanmış versiyonu olarak tanımlanabilir(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 48). BDT yönteminin yapı taşları bilişsel psikoloji ve öğrenme teorilerinin katkıları ile ortaya çıkmıştır(Karakaya & Öztop, 2013). Mary Cover Jones çocuklarda BDT ekolünü uygulayan ilk kişilerdendir. Başlarda eleştirel yaklaşılmış olsa da etkili olduğu görüldükçe yaygınlaşmaya başlamıştır. Başarılı olunduğunun duyulması 1960-1970lere dayanmasının yanında BDT ekolünün çocuk ve ergenlerde de uygulanabilir ve etkili olduğu inanışı net olarak 1990lı yılların sonrasında anlaşılmıştır(Karakaya & Öztop, 2013). Çocuk merkezli ve deneyimsel oyun terapisinden farklı olarak bu yöntem yapılandırılmış bir yöntemdir(Türe & Barut , 2020). Burada yıllar içerisinde yeni yöntemler geliştikçe çocuklar için de farklı yöntemlerin kullanılmaya başladığı söylenebilir. Oyun terapisinin temeli yapılandırılmamış oluşuydu ancak bu yöntem ile yapılandırılmış bir terapi yönteminin de çocuklar üzerinde etkili olacağının yıllar içerisinde gelişmiş olduğu söylenebilir.2.5Çocuklarda EMDR Terapisi Yetişkinlere oranlar çocukların yaşam olaylarından etkilenme düzeyi daha yüksektir. Çocukların travma ile baş etme düzeyleri düşük olduğundan onlarla çalışılan bir çok yöntemin yanında EMDR yönteminin de çocuklar üzerinde uygulanması üzerine çalışmalar 1999 yılından itibaren başlamıştır(Merdan Yıldız, Kumpasoğlu, Eltan , & Tutarel Kışlak , 2020). Yetişkin ve çocuklarda uygulanan EMDR tedavisinde en önemli farkın çocukların ebeveynlerinin de dahil edilişi olduğu söylenmektedir. EMDR 8 aşamadan oluşan bir sistematik duyarsızlaştırma işlemi olarak tanımlanabilir(Merdan Yıldız, Kumpasoğlu, Eltan , & Tutarel Kışlak , 2020). Çocuklarda kullanılan farklı yöntemler mevcuttur çünkü onların algı kapasitesi ve soyut düşünme yetenekleri yetişkinlere oranla daha az gelişmiştir. Çocuklarda resim çizme, tüy üfleme, küpler ve kartlar, kelebek dokunuşu, baget vuruşu gibi yöntemler kullanılmaktadır. En çok başvurulan ise kelebek dokunuşudur(Merdan Yıldız, Kumpasoğlu, Eltan , & Tutarel Kışlak , 2020).EMDR yöntemi çok eski yıllara dayanmayan bir yöntemdir. Çocuk psikoterapisinin başladığı yıllardan bu yana düşünecek olunursa çok yeni bir yöntem olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle çocuklarla ilgili olarak kullanımı son 20-25 yıla dayanmaktadır. Birçok çalışmanın gösterdiği üzere EMDR yöntemi yetişkinlerde olduğu gibi çocuk ve ergenler üzerinde de etkili bir biçimde çalışmaktadır(Merdan Yıldız, Kumpasoğlu, Eltan , & Tutarel Kışlak , 2020).2.6Filial TerapiFilial terapi, çocuk merkezli oyun terapisi uygulanan çocukların ailelerine psikoeğitim vermek ve bu terapi süresince çocuklarına rehberlik edebilmek adına oluşturulmuş bir terapi yöntemidir. Bu yöntem yapılandırılmış ve de kısa süreli bir terapi modelidir(Özkaya, 2015). Diğer oyun terapisi yöntemlerinden farklı olarak bu yöntemde terapötik değişimden sorumlu olan kişiler terapistler değil ebeveynlerdir(Özkaya, 2015). Filial terapi yöntemi genellikle 2,5- 12 yaş grubuna uygulanmaktadır ancak bazen daha büyük yaş grupları için de yeniden düzenlemeler ile uygulanabilmektedir. Bu yöntemin kökeni 1960 yıllarına dayanmaktadır ancak yıllar içerisinde gelişim ve değişim göstererek oyun terapisine dahil edilmiş kanıta dayalı bir terapi yöntemi halini almıştır(Özkaya, 2015). Filial terapinin yıllar içerisinde değişip ÇMOT ile çalışmasıyla bugünkü halini aldığını ve güncel bir yöntem olduğunu söylemek mümkündür. 2.7Zaman Sınırlı Oyun TerapisiZaman sınırlı oyun terapisi psikodinamik kökenli bir yöntemdir. Çocuklarda bu yöntemin uygulanışı psikodinamik kökenli kısa terapi bilgilerinin çocuklar üzerinde kullanılması ile oluşmuştur(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 50). 1990lı yılların ortalarında geliştirilmiş yeni bir yöntemdir. 12 seans şeklinde planlanan ve de geleceğe odaklanan bir yapıya sahiptir. Çocuğun getirdiği gündem konu ile çalışılmaktadır(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 50). Her terapi yönteminde olduğu gibi bu yöntem de her çocukta etkili olmayabilir. Zaman sınırlı oyun terapisinin özellikle TSSB (Travma sonrası stres bozukluğu), uyum sorunları, ebeveyn kaybı gibi konularda iyi çalıştığı açıklanmaktadır(Geldard, Geldard, & Foo, 2019, s. 50). Tartışma ve Sonuç Bu makalede güncel çocuk psikoterapisi yaklaşımları ile ilgili literatür taraması yapılmaktadır. Literatüre göre çocuk psikoterapisinde son 20-30 yılda gelişim gösteren birçok ekol bulunduğunu söylemek mümkündür. Çocuk terapisi yetişkin terapisi kadar geçmişe dayalı görülmese de aslında Freud’un “Küçük Hans” vakasından itibaren çocuk psikoterapisinin temellerinin atıldığı görülmektedir(Klein, 2020). Çocuk psikoterapisi birçok ekolün çocuklara göre değiştirilerek uyarlanmış hallerini içermektedir. ÇMOT itibari ile çocuk ve oyun kavramının daha fazla üzerinde durulduğu yorumunu yapmak mümkündür. Çocuklar duygularını yetişkinler gibi ifade edememektedirler. Onlar resimlerle ve oyunlarla yaşadıklarını ifade etmeye çalışmaktadırlar. Bu durumdan kaynaklı olarak son yıllarda gelişen ve geliştirilen çalışmaların çoğunda terapinin yapı taşına oyunun koyulduğu gözlemlenmektedir. Sonuç olarak, çocuk psikoterapisinin tarihçesine ve günümüzdeki duruşuna bakıldığında, gelişen teknoloji kültürel yapılar ve de entelektüellik seviyesinin gelişimi ile doğru orantıda çocuk psikoterapisi de kendini güncellemektedir. Bunun yanında temellerde köklü değişimler olduğu söylenemez eski bilgilerin üzerine yeni teknikler ve güncel bilgiler katarak gelişmeye devam etmektedir. Literatürede bu alan ile ilgili eksikler olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle Türkçe kaynakların kısıtlılığından dolayı, son 20 yıl içerisinde çocuk terapisinin gelişimini ele almak konusunda kısıtlayıcı bir etken oluşturmaktadır. Bu makalede spesifik olarak çocuk terapisinin güncel gelişimi ele alındığından gelecekteki çalışmalara ışık tutabileceği ön görülmektedir. KAYNAKÇA Bartholomew, K., & Horowitz, L. M. (1991). Attachment Styles Among \bung Adults: A Test of a Four-Category Model. Journal of Personality and Social Psychology, 226-244.Deniz, E. A. (2019). Çocuk Merkezli Oyun Terapisinin Otizmli Çocuklarda Sosyal Becerilerin Gelişimine Etkisinin İncelenmesi. Konya, Türkiye: Necmettin Erbakan Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü .Geldard, K., Geldard, D., & Foo, R. Y. (2019). Çocuk Psikoterapisi Giriş Niteliğinde Uygulamalı Bir Rehber (5. b.). (G. Erden , & Ç. Kudiaki, Çev.) Ankara: Nobel.Guerney, L. (2001). Child-Centred Play Therapy . International Journal of Play Therapy, 13-31.Holder, A. (2005). Anna Freud, Melanie Klein and The Psychoanalysis of Children and Adolescents. (P. Slotkin, Çev.) Great Britain: Karnac.Karakaya, E., & Öztop, D. B. (2013). Kaygı Bozukluğu Olan Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi 2, 10-24.Klein, M. (2020). Çocuk Psikanalizi (2. b.). (A. Demir, Çev.) İstanbul: Pinhan.MacLean, G. (1986). A Brief Story About Dr. Hermine Huq-Hellmuth. CANADIAN JOURNALOF PSYCHIATRY, 586-589.Merdan Yıldız, E., Kumpasoğlu, G. B., Eltan , S., & Tutarel Kışlak , Ş. (2020). Çocuk ve ergenlerde EMDR: Travma sonrası stres bozukluğu tedavisindeki etkililiği üzerine bir derleme. Klinik Psikoloji Dergisi, 213-228. doi:https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000041Özkaya, B. T. (2015). Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Üzerine Odaklanan Bir Oyun Terapisi Yaklaşımı: Filial Terapi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 208-220. doi:10.5455/cap.20140825122141Payne, M. (2006). Narrative Therapy : An Introduction for Counsellors . London: Sage Publication.Teke , E., & Avşaroğlu, S. (2020). Çocuklarda Oyunun ve Oyun Terapisinin Terapötik Kullanımı ve İyileştirici Etkileri: Kavramsal Bir Analiz. Smart Journal , 1078-1087.Türe , E., & Barut , Y. (2020). Türkiye'de Yapılan Oyun Terapisi Çalışmalarının İncelenmesi. Yaşam Becerileri Psikoloji Dergisi, 127-138. doi: 10.31461/ybpd.837024White, M., & Epston, D. (1990). Narrative Means To Therapeutic Ends . London : Norton. Yazıyı Oku

Uzman: İrem AKKAN

Yayınlanma: 28.06.2022

problemleri-ortadan-kaldirmaya-mi-beslemeye-mi-yonelik-adimlarimiz

Kişilerarası ilişkilerimizde bilhassa da ailemizdeki bireylerde gözlemlediğimiz türlü problemlerle zaman zaman karşı karşıya kalabiliyoruz. Söz konusu problemleri sıklıkla ilişki içerisinde olduğumuz bireylerle yaşadığımız için problemlerle çokça iç içe geçip sarmalanabiliyoruz. Bu ise geniş bir perspektiften veya dışardan nesnel bir bakış açısı ile olayları inceleyip, çözüme yönelik sağlıklı adımlar atabilmemizin önünde engeller oluşturabilmektedir. Aile yapıları ve işleyişleri incelendiğinde aileler problemle karşı karşıya kaldıklarında iki tür değişim yolunda olmaktalar. Bunlar : Birinci derece ve ikinci derece değişimdir. Birinci Derece Değişim ; Yapay bir değişimdir, kısa süreli rahatlık etkisi yaratır. Problemleri rafa kaldırma yöntemidir ancak problem halen var olduğu için sıkıntılar, çatışmalar her an tekrar nüksedebilir. Buna bir örnek verilecek olursa ; bir çift evlerinde bir durumdan ötürü tartışmıştır. Ancak o gün akşam çocuklarının doğum günü kutlanacağı için bu problemi çözebilmeye yönelik olarak adımlar atabilecek kadar vakitleri olmadığı için sorun çözülemeden ertesi günü konuşulmak üzere kapatılmıştır. Veyahut problemi yüzeysel inceleyip görünen nedene çözüm üretip esas nedeni göz ardı etmektir. Görüldüğü üzere bu örneklerde sorun kökenine inilip çözülmesi için çaba sarf edilememiş, problem ertelenmiştir.İkinci derece değişim ise kuralları değiştiren, sistemi adeta yerinden oynatıp daha sağlıklı hale getirmeye yönelik adımların atıldığı değişimdir. Bu süreçte var olan davranışsal repertuarlarına yeni kural ve davranışlar eklenir. Buna örnek verirsek ; Taraflardan birinin veya her ikisinin aile danışmanlığına başvurması ve katılımı, üçüncü bir kişinin- bu aile büyükleri veya olgun ve saygı uyandıran bir kişi oluyor çoğu zaman-arabuluculuğuna başvurma ve tartışma öncesinde ailenin sorunlarına çözüm olabilecek adımları atmak konusunda anlaşmak olabilir. Birinci düzey değişim pratik ve kolay olduğu için çoğunlukla tercih edilir. İkinci düzey değişim ise daha fazla çaba sarf etmeyi , birçok faktörü göz önünde bulundurup harekete geçirmeyi gerektirdiği için tercih edilme durumu daha seyrektir. Elbette ki sağlıklı ve dinamik olan süreç ikinci düzey değişimdir. Şimdi aile bireylerinin problem karşısında takındıkları tutum ve davranışları biraz daha yakından inceleyelim isterseniz. İkili ilişkilere yönelik bir örnek ile başlarsak ; Bir ailede erkek eş eve sıklıkla geç geliyor ve evde çok az vakit geçiriyor. Bu davranış karşısında kadın eş, eve geldiği an itibari ile olumsuz söylem, laf dokundurmaları, ses yüksekliği ile hesap sorma ile karşılık veriyor. Erkek eş de bu söylem ve davranışlardan çok bunalıp, rahatsız olup evde gittikçe daha az bulunmaya, eve daha geç gelmeye başlıyor. Bir başka örnek verelim ; Eşinin özgüvenli, birçok ortamda kendini ifade edebilen, bazı alanlarda kendini geliştirmesini isteyen erkek eş var. Ancak eşinin bu davranış ve tutumlarda olmasını isterken, insanların içinde onu eleştiriyor, araba sürmeyi öğretirken sürekli olumsuz söylemlerde bulunuyor ve kendine olan güvenini kırıyor. Tüm bunları söylerken ve yaparken ise onun daha iyi olmasını, onun daha da azimle mücadele etmesi için yaptığını söylüyor. Ancak eşinin kendine olan güvenini yükseltmek isterken, eşine sergilediği davranış ve tutumlar ile özgüvenini zedeliyor olduğunu görmekteyiz. Bu işleyişlere baktığımızda birbirini besleyen, birbirinden beslenen döngüler vardır.Evlilik iki kişinin birliktelik içinde olduğu aynı ritmi paylaştığı dans gibidir. Biri bir adım ileri gidince diğeri de onunla uyumlu olacak şekilde bir adım atmalı, biri bir adım geri gidince onunla o geri adımı destekleyici adımda olmalıdır. Dolayısı ile ortada bir problem varsa bunda iki bireyin de payı vardır. İkisi de problemin ortaya çıkardığı sonuçtan sorumludur. Verilen örneği incelediğimizde ise olumsuz eyleme karşı olumsuz bir eylem yer almaktadır. Sorunun çözümü konuşulmamakta, güç tartışması yaşanmakta, haklı-haksız durumu, problemi sen başlattın sen hatalısın söylemleri yer almaktadır. Eşler farkında olmadan birbirlerinin olumsuz davranışlarını pekiştirmekte, problemi döngüde devamlı kılacak tutumlar sergilemekteler. Oysa ki eşlerden biri bu döngünün dışına çıkıp, haklı-haksız, güç mücadelelerini bir kenara bırakıp çözümü konuşsa veya çözüme yönelik bir adım atsa bu zincir kırılabilmektedir. Ailede yer alan bir başka problem örneğini inceleyelim : Kendisini utangaç, çekingen, nerede nasıl davranacağını bilemeyen biri olarak tanımlayan 14 yaşında bir kız çocuğu var. Ve bu kız çocuğunun davranış ve tutumlarını inceleyen anne de kızının koruma altına alınıp, ona her ortam ve durumda kol kanat gerip, her türlü olumsuzluktan onu korumaya dönük bir tavır içerisine girmiştir. Adeta koruma altına alınmış ve denetlenen bu kız ortamlarda ve kişiler arasında yeni davranışlar ortaya koyacak, zorluklarla mücadele edebilme gücünü keşfedebileceği durumlarla karşılaşamadığı için utangaçlık durumu annenin ona sağladığı konfor ve güvenli alan ile pekişecek ve problem devam edecektir. Ayrıca bu durumda kız, annesinin ona takındığı aşırı koruyucu tutum ile dış dünyada kaçınması gereken durumlar ve insanlar olduğuna ve bunlarla mücadele edebilecek gücünün olmadığına inanabilir. Yetersizlik duygusu ve benzeri olumsuz duygular hissetmesine neden olabilir. Yani bir problem beslenerek bir başka problemleri beraberinde getirebilir. Davranışlar nedensellik gösteren bir zincirin parçasıdırlar ve hem birbirlerini etkiler hem de birbirlerinden etkilenirler. Problemin içinde sıkışıp kaldığınızı, sürekli kendinizi aynı durumun içerisinde buluyorsanız , çabalarınızın sonuçsuz kaldığını hissediyorsanız işlevsiz problem çözme yöntemleri kullanıyor olabilirsiniz. Birinci düzey değişimden ikinci düzey değişime geçiş yapabilmek için Psikolojik Danışmaya başvurabilirsiniz.Psikolojik Danışma ; Farklı seçenekleriniz olduğunun farkına varmanıza yönelik psikolojik danışma tekniklerinin uygulandığı , bu seçeneklerden hangisinin daha işlevsel olacağına karar verebileceğiniz süreci Psikolojik Danışman ile paylaştığınız bir süreçtir. Psikolojik Danışma ; Problemler ile bütünleşmiş halden çıkabilmenizi , Problem ile aranıza mesafe koyabilmenizi, Hayatınıza dışarıdan bir göz ile ve hayatınıza farklı ve yeni bir bakış açısı ile bakabilmenizi sağlar. Saygılarımla.... Yazıyı Oku

Uzman: Sevim ARSLANKURT

Yayınlanma: 26.06.2022