1. Uzman
  2. Zeynep Yağmur ÇOLAK
  3. Blog Yazıları
  4. ANKSİYETE NEDİR? BELİRTİLERİ, BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ VE TEDAVİ YOLLARI NELERDİR?

ANKSİYETE NEDİR? BELİRTİLERİ, BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ VE TEDAVİ YOLLARI NELERDİR?

ANKSİYETE NEDİR?


Anksiyete; Diğer bir adı ile kaygı bozukluğudur. Kişinin süreğen bir şekilde, bir durum hakkında endişe ve kaygılarına anksiyete denmektedir. Günlük yaşantılarımızda anksiyete (kaygı) kavramı ile sık sık karşılaşmaktayız. İş, aile, okul, ilişkiler ve daha bir çok alanda kaygı ile karşı karşıya kaldığımız bir çok olay yaşamamız muhtemeldir. Yaşanılan olumsuz olaylar karşısında duyulan  endişe kaçınılmaz bir durumdur. Anksiyete kavramını duyduğumuz zaman dikkat etmemiz gereken en önemli nokta; olaylar karşısında aşırılık olmasıdır. Kişinin hayat kalitesini düşüren, yorucu ve yoğun bir süreç olarak değerlendirilebilir. 


Anksiyete bozukları kendi içerisinde çeşitlilik göstermektedir. Bunlar; sosyal anksiyete bozukluğu, ayrılık anksiyetesi, spesifik fobiler, genelleştirilmiş anksiyete, yaygın anksiyete, panik atak. Bu nokta birden fazla anksiyete bozukluğuna maruz kalmanız ihtimalleri göz önünde bulundurulmalıdır. 



BELİRTİLERİ NELERDİR?


  • Gergin, sinirli, huzursuz, panik halinde hissetmek
  • Özgüvensiz ve değersiz olduğuna inanmak, 
  • Nefes darlığı, ağız kuruluğu yaşamak,
  • Nefes alışının hızlanması,
  • Kendini zayıf ve güçsüz hissetme
  • Aklından kovamadığı kötü bir şey olacakmış hissi,
  • Kalp atış hızının artması,
  • El ve ayaklarda titreme, 
  • Çabuk yorulma,
  • Anlık ve sürekli gelebilen ağlama isteği,
  • Toplum içinde konuşma, yemek yeme gibi faaliyetlere girişememe, 
  • Aşırı terleme hali,
  • Konsantrasyonda güçlük,
  • Sindirim sistemi sorunları (mide ağrıları, kusma, hazımsızlık),
  • Uyku problemleri,
  • Kaygılanacağını/Kaygılandığı ortamlardan kaçınma,



NEDENLERİ NELERDİR?


Güncel yapılan araştırmalar sonucunda, her ne kadar beynin kaygı ile ilgili kısımlarına yönelik araştırmalar devam ediyor olsa da ortaya çıkan sorunlar, anksiyete bozukluklarının genetik ve çevresel faktörlerinin yanısıra beyin kimyasını içeren olası kombinasyonların ihtimallerini de değerlendirmektedir.


  • Genetik,
  • Sosyal çevrede / iş hayatında karşılaşılan zorluklar,
  • Aile ve özel yaşam kaynaklı çevresel sorunlar,
  • Olası ilaç etkileri,
  • Geçirilen bir hastalık/ameliyat sonrasında oluşabilen komplikasyonlar sonucu



KARŞILAŞILMA SIKLIĞI NEDİR?


Yapılan araştırmalar sonucunda literatürde anksiyete bozuklukları ile karşılaşma olasılığı giderek artmaktadır. Genel toplumdaki oranı %3-%8 oranındadır.



ANKSİYETE BOZUKLUĞU TÜRLERİ NELERDİR?


Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB)

Panik Bozukluk

Fobiler

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

Sosyal Anksiyete Bozukluğu



ANKSİYETE İLE BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ NELERDİR?


Sadece psikoterapi, ilaç müdahaleleri ile yetinmek istemeyenler için ve aynı zamanda terapilerde sizlere öğretilen anksiyete ile başa çıkma yöntemleri bulunur. Bu yöntemler ile sürecin hafifletilmesi amaçlanmaktadır.


  • Nefes Egzersizleri: Doğru nefes alma teknikleri ile kişinin anksiyete durumunun artması esnasında, sakinleşme konusunda yardımcı olması beklenir. Nefes egzersizlerini öğrenerek sakinleşmeyi ve yeniden odaklanma gerçekleştirilmektedir.
  • Güvenli Alan Oluşturma: Anksiyete krizleri ile karşı karşıya kalan kişinin güvenli bir alana ihtiyacı vardır. Bu nokta da bahsedilen güvenli alan, evi, eşinin yanı, park, bahçe belki de hiçbir görmediği hayallerinde olan bir yer olabilir. Kriz anında gözünü kapatıp kişinin ‘’güvenli alanı’’ hayal etmesi süreci hafifleten etkenlerdendir. 
  • 3-3-3 Kuralını Uygulama: Anksiyete krizlerinin başladığını hissettiği anda kişi, 3-3-3 kuralını uygulayarak sakinleşebilmektedir.

  -Etrafınızdaki üç şeyin ismini söyleyin,

  -Duyduğunuz üç sesi söyleyin,

  -Vücudunuzun üç bölümünü; parmaklarınızı, bileklerinizi ve kolunuzu oynatın.

  • Kaygı Randevusu Oluşturma: Kaygılarınızın her birini bir kağıda not edin ve bunları tek tek düşünmek için kendinizde bir zaman dilimi belirleyin. Bu belirlenen ve üzerine düşünülen kaygılar ile tüm gün aynı korku/kaygıları yaşamak yerine günün sizin belirlediğiniz zaman diliminde bunun için ayırma gerçekleştirebilirsiniz.
  • Kendinizi Meşgul Etme / Zihin Oyalama: Anksiyete krizlerinizin gelmek üzere olduğunuzu bedensel faaliyetleriniz ile anlamanız mümkündür, bu durumda kişi kendisine meşgul olabileceği başka uğraşlar oluşturmaya çalışmalıdır. Kitap okumak, yürüyüş yapmak, film izlemek, müzik dinlemek gibi faaliyetler kaygılı düşünce halinden uzaklaşmanızı ve kontrolü tekrar kişinin eline almasını sağlamaya yardımcı olmaktadır.
  • Sigara / Alkol / Şeker Tüketimi: Sigara, alkol ve şeker tüketimi anksiyeteyi tetikleyen unsurlardandır. Sadece krizlerin geldiği zaman dilimi ile sınırlandırılmamalı, gündelik yaşantıda tüketimi sınırlandırılmalıdır. Sağlıklı beslenme ve bol su tüketimi ile ansksiyete ile başa çıkma yolunda bir adım daha atabilmek mümkün.




TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?


Anksiyete tedavisinde kullanılan bir çok yöntem mevcuttur. Tedaviler ile amaçlanan, belirtileri azaltmak ve rahatsızlığı yönetmektir. En yaygın olan iki tedavi yöntemi olarak; psikoterapi ve ilaç tedavisi’dir. Tedavi şekillerinin kişiden kişiye değişiklik göstermesi muhtemeldir.


Psikoterapi: Uzun bir zaman dilimini kapsayan tedavi yöntemidir. Danışanın anksiyetesinin yoğunluğu, anksiyeteye eşlik eden ek bir tanı olup olmadığı, hangi davranış biçimlerinin aktif olduğu gibi sorulara bağlı olarak kullanılacak olan yöntem belirlenir. Psikoterapi ile hedeflenen amaç; danışanın duygularını yeniden yapılandırmak ve kendi başına yönetebileceği bir aşamaya gelmesidir.


Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Kısa bir zaman dilimini kapsayan tedavi yöntemidir. Bilişsel Davranışçı Terapi’nin çalışma şekline bakıldığında, danışanın olumsuz otomatik düşünceleri yerine olumlu alternatif düşünceleri koymak vardır. Bu terapi şekli ile anksiyete bozukluğu tanısı almış kişilerin anksiyeteye sebep olan düşüncelerinin, değiştirilmesi ve duygu yönetimi becerilerinin kazanımı hedeflenmektedir.


İlaç Tedavisi: İlaç tedavisi noktasında süreç içerisinde ise antidepresanlar, davranış düzenleyiciler ve kriz anında oluşan kalp sorunlarına yönelik olan kalp ritmini düzenlemek için beta blokerlar kullanılmaktadır. 


  ^ Yukarıda belirtilmiş olan ilaç tedavileri kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir ^


EMDR: Uzun süreli tedaviler kısmında yer almaktadır. İzole olmuş anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapi şekli olarak bilinmektedir. Kişinin, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum ve işlev bozucu izole anılar bulunur. Olumsuz inançları, olumsuz duygusal tepkileri ve olumsuz somatik tepkileri problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenir. EMDR ile amaçlanan, izole olmuş anıları işleyerek gündelik yaşantıda ki sorun olarak nitelendirilen durumları ortadan kaldırmaktadır. 




Kaygılarınızdan uzak, sağlıklı günler dilerim..




PSK. ZEYNEP YAĞMUR ÇOLAK

Yayınlanma: 22.11.2021 18:04

Son Güncelleme: 22.11.2021 18:04

Zeynep Yağmur ÇOLAK
Zeynep Yağmur ÇOLAK
Psikolog
Uzmanlıklar: Performans Kaygısı, Çocuk ve Ergenlik Dönemi Ruhsal Sorunları
1998 Yılında İstanbul’da doğdum. 20 Devamını oku
Online Terapi
süre 40 dk
ücret 200
Yüz Yüze Terapi
Hizmet vermiyor
Bunları da sevebilirsiniz...

Herkese merhaba..Bugün hepimiz için çok önemli bir konunun üzerinde durmak istedim. Hangi yaşta olursa olsun insanın hayatında çok etkilidir değer kavramı.. Doğamız gereği değerli hissetmek isteriz. Değerli hissetmediğimiz zaman da çok üzülebiliriz. Bize değer verilip verilmediğini gözlemleyerek ilişkilerimize devam ederiz. Bu durum arkadaşlık için de romantik ilişki için de geçerlidir. Bazı insanlar değer görmediklerini anladıkları zaman ilişkiyi keserler. Bir ilişkide kolayca arkalarını dönüp gidebilirler. Bu kişiler kendileriyle barışık, kendilerini seven kişilerdir. Kendilerine diğerlerinden daha fazla değer verirler.Kendi değerlerinin farkındadırlar. Hayattan keyif alırlar. Özgüvenleri de yüksektir. Bu kişilerin psikolojik sağlamlığı fazladır. Bir de kendiyle barışık olmayan, kendini sevmeyen, mutsuz insanlar vardır ki..İşte bu insanlar kendine değer vermek ve değerli hissetmekle ilgili sorunlar yaşarlar. Onu üzen, inciten toksik bir ilişkiyi kolayca bitiremezler.Karşısındaki insan ona ne yaparsa yapsın , onu ne kadar incitirse incitsin ilişkiyi bırakamazlar. Kendilerini değersiz gördükleri için bu davranışlara layık olduklarını düşünürler. Çünkü kendi değerinin farkında değildir bu kişiler. Diğerlerine kendisinden daha fazla değer vermektedirler. Başkalarından da ısrarla aynı değeri görmeyi beklerler. Göremedikleri zaman öfke ve hayal kırıklığı yaşarlar. Başkalarından beklentileri yüksektir. Örneğin ; kişi birine çok fazla değer verir, aynı oranda da değer görmeyi bekler. Kendisinin verdiği değer gibi değer göreceğinden çok emindir. Ama karşıdaki kişi kendisine daha çok değer vermektedir. Bu durumda birey kişiye karşı büyük bir öfke duyar ve ilişkiyi bitirebilir. Daha sonra belki başka birinde bunu denemek ister. Yine aynı şeyler yaşanır. Bu kısırdöngü böyle devam edip gider... Kendini değersiz hisseden bireyler bu duyguyu o kadar yoğun yaşarlar ki değer görseler bile bu onlara yetmez. Çünkü içlerinde değer eksikliği taşırlar. Bu sebeple sürekli değer görmediklerinden , değersiz hissettiklerinden bahsedip dururlar. Tabi bu yanlış bir algıdır. Aslında değer de görüyorlardır , seviliyorlardır da. Ama kendilerinin dolduramadığı eksikliği başkalarının doldurmasını istedikleri için verilen değerden doyum sağlayamazlar. Değersiz olduklarına ve değer görmediklerine dair inançları yüksektir. Bu kişilerin kendiyle alakalı bilişsel çarpıtmaları olduğunu söyleyebiliriz.Çocuklukta yaşadıkları bazı olumsuz durumlar, anne ve babanın sevgisiz, ilgisiz tutumları değersizlik duygusuna neden olmuş olabilir.Hatta çocuk bu duyguyu içselleştirmiş olabilir. Anne babanın eleştirel söz ve davranışları yetişkinlikte iç ses olarak ortaya çıkar. Yani değersizim düşüncesi ebeveyn tutumlarından dolayı oluşan bir iç sestir aslında.Aynı zamanda çocuğa kendine değer vermesi öğretilmemiş olabilir, çocuk bu duyguyu hiç keşfetmemiş olabilir.( Çünkü duygular çocuklukta öğrenilmiş şeylerdir). Bu sebeplerden dolayı değersizlik duygusu yaşanabilir. Kişi bu duyguyu çok derinden hisseder. O kadar içsel bir duygudur ki en ufak bir olayda bu duygu tetiklenir, öfke ve üzüntü olarak ortaya çıkar. Bazen başa çıkması çok güç olabilir. Kişi bunu ister istemez başkasına yansıtabilir. Bu da çok büyük problemlere yol açar.Değersizlik Duygusundan Nasıl Kurtulabiliriz? Öncelikle bireye gerçekten değerli hissettiği bir anının olup olmadığı sorgulatılmalı ve gerçek dışı düşüncelerinin olduğu fark ettirilmelidir. Kişinin değerli olduğuna dair kanıtları ona göstermemiz gerekir . Bu da psikoterapi ile mümkündür. Değersiz hissetmekle alakalı iç sesten bahsetmiştim. Bu iç sesi susturmamız gerekir. Bunu da iç sesin hangi zamanlarda, nasıl tetiklendiğini bularak yapabiliriz. İç sesi ortaya çıkartan duygu veya düşünceyi fark edebilirsek ben değersizim düşüncesinin aslında sadece bir düşünceden ibaret oluğunu anlarız ve kendimizi bu düşünceden ayrıştırabiliriz. Böylece iç sesi kontrol altına alırız. Değer kavramının her insanda farklı olduğunu bilmek de bize fayda sağlayabilir. Herkesin değer algısı farklıdır. Kimi az , kimi çok değer gösterir. Herkesin değer gösterme biçimi farklıdır. Bunları iyi ayırt etmek gerekir. Bu konuyla alakalı da bir psikoeğitim alınabilir. Değersizlikten kurtulmanın en önemli yolu ise kendine değer vermektir. Kendimize değer verdiğimiz zaman diğerlerinden değer görmeye ihtiyacımız kalmaz. İçimizdeki yoksunluk kendimize verdiğimiz değerle ortadan kalkar çünkü. Böylece başkalarına karşı bir beklentiye girmeyiz, başkalarının mutlu etmesini beklemeyiz. Çünkü kendi kendimize mutluyuzdur. Burada fark etmemiz gereken en önemli nokta kendimize değer verirsek zaten diğerleri için de değerliyizdir. Yani kendi değerimizin farkına varıp kendimizi seversek başkaları da bizim değerimizi bilir. Bu nedenle önce neden kendimizi sevmediğimizi keşfetmeli, sonra bununla yüzleşmeli ve kendimizi affetmeliyiz. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Eğer anne- babadan kaynaklı sorunlar varsa onlarla yüzleşmeli ve onları affetmeliyiz. Bunu terapide terapistle yapabilir, ebeveynle yüzleşebiliriz. Yine terapide ne kadar değerli olduğumuzu onlara söyleyerek rahatlayabiliriz.Bu yöntemlerle değersizlik duygusundan kurtulabiliriz. Şunu unutmayalım biz kendimizi değerli hissedip seversek başkaları da bizi sever. Kendini sevmeyen birini kimse sevmez değil mi? Önce kendimizi sevelim, kendimize saygı duyalım,kendimize değer verelim.. Hiç kimse için olmasa bile kendimiz için bunu yapalım. Çünkü her insan kendine has ve özeldir. Kendi değerinin farkında olmak çok değerlidir. Çünkü siz değerinizi bilmezseniz kimse bilmez. İnsanın sadece insan olduğu için bile değerli olduğunu unutmayalım. Değersizim diye düşünenlerin bile mutlaka değerli hissettiği bir anı olmuştur. Bunun aksini iddia etmek yanlış olur. Her ne kadar kusurlu da olsak değerli olduğumuzu her zaman hatırlamamız gerekir. Çünkü değersizlik duygusunu yenememek bizi depresyona sürükleyebilir. Bu nedenle kendimizi hatalarımızla, kusurlarımızla kabul etmemiz gerekir. Kendimize değer vermek kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeye bağlıdır. Hayatta ayrılıklar , vazgeçişler olabilir. Bunlar çok normaldir. Hayatınızdan gidenler olabilir. Kim giderse gitsin gitmeyen tek bir kişi var o da kendiniz.. Kendinize çok iyi bakın. Değerinizin farkında olmanız dileğiyle... Yazıyı Oku

Uzman: Sultan AYTEKIN

Yayınlanma: 23.09.2022

Kişiliğin oluşmasında en önemli faktörler aile ve ebeveyn tutumlarıdır. Aile tutumları bir çocuğu ileride ruhsal anlamda sağlıklı, mutlu başarılı özgüvenli bir yetişkin haline de dönüştürebilir, ya da çocuğun mutsuz , özgüveni düşük, kendisini değersiz hisseden bir birey haline gelmesine de sebep olabilir. Çocukluktaki yanlış tutumlar ileride birçok psikolojik sorunların zeminini hazırlar. Yetişkinlik dönemindeyse birey artık fark edilmemesi imkansız , hayatını alt üst eden dağ gibi problemlerle başbaşadır. Bu nedenle ebeveynler onların yetişkinlikte mutlu bir hayat geçirmeleri için çocuklarına destek olmalıdır. Sağlıklı ve dengeli bir tutum sergilemelidir. Peki nedir aile tutumu? Sağlıklı ve dengeli tutum nasıldır? Öncelikle aile tutumunun tanımından kısaca bahsetmek istiyorum.Aile tutumu anne ve babanın inançlarını barındıran, onların doğru ve yanlışlarını yansıtan ve bazen de bilinçdışındaki karşılanmamış ihtiyaçlarından oluşan eğilimlere denir. Anne-babalar genelde kendi aile yaşantısı, yetiştirilme tarzı ,inançları, beklentileri ve anne babasını rol model alarak öğrendiği davranışlar nedeniyle çocuğuna katı veya yumuşak yaklaşım gösterirler.Aşırı ilgi ve sevgi gösteren aileler Bu aileler çocuklarının her istediğini yapan ailelerdir. Koruyucu ve kollayıcı aileler bu gruba girer. Çocuğun kendi başına birşey yapmasına müsaade etmezler. Bu nedenle bu ailelerin çocukları sorun çözmede yetersizdirler. Bazen de bu bireylerde çocuksu- bebeksi kalma eğilimi görülebilir. Aileden gördükleri aşırı sevgi ve ilgiyi diğerlerinden de beklerler. Aynı derecede sevgi göremedikleri zaman ise o kişiye karşı fazlaca tepkili olabilirler.Yetersiz ilgi ve sevgi gösteren ailelerBu ailelerde çocuğa gösterilen sevgi ve ilgi oldukça yetersizdir veya hiç sevgi gösterilmez. Çocuğa sürekli karşı çıkılır, çocuk sürekli eleştirilir, yaptıkları olumlu da olsa onaylanmaz. Bu çocuklar ileride özgüveni düşük, pasif, kendini değersiz hisseden bir kişilik oluşturabilirler.Aşırı disiplin gösteren aileler Bu aileler çocuklarına karşı çok sert bir tutum içerisinde olabilirler. Bağırma, şiddet uygulama , psikolojik olarak incitme, ağır yöntemlerle cezalandırma (karanlık bir odaya kapatma ) gibi davranışlar görülür. Bu aileler çocuğa hem yetersiz sevgi ve ilgi gösterip hem de aşırı disipliner bir tutum sergilerse bu çocuklar suç işlemeye yatkın ve intihara eğilimli , bilerek yasalara karşı gelen, kuralları çiğneyen, diğerlerinin haklarına saygı duymayan bireyler olarak karşımıza çıkarlar.Yetersiz disiplin gösteren aileKimi aileler hem sevgi ve ilgiyi hem de disiplini dengeleyemez ve uç davranışlar gösterirler. Aşırı sevgi ve ilgi gösterip aynı zamanda aşırı disiplinli olan ailelerin çocuklarında nevrotik kişiliğin ortaya çıkabileceği saptanmıştır. Aynı zamanda nevrotik bozukluklar da görülebilir. Çocuklar ailenin bu uç tutarsız davranışlarını kestiremeyip güvensiz , kaygılı birey haline gelebilirler. Ayrıca çocuklukta aşırı sevgi ve ilgili tutum, ergenlikte de aşırı baskıcı ve disipliner tutum sergilenmesi nevrotik bozukluğa yol açabilir. Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?Yukarıda aile ve tutumlarından bahsettim. Çocuğa aşırı sevgi ve ilgi vermek de, aşırı baskıcı ve disiplinli şekilde yetiştirmek ve yetersiz disiplin göstermek de yanlış tutumlardır. Sağlıklı ebeveyn tutumu ilgi, sevgi ve disiplini dozunda verebilmekten geçer. Ebeveynin yapması gereken sevgi, ilgi ve disiplin uyumunu dengeli bir şekilde sağlamaktır. Yeri geldiğinde sevgi ve ilgi göstermek, çocuğunun yaptığı olumlu bir davranışı onaylamak, ona gülümsemek, onu ödüllendirmek çocuğun hem bu davranışı pekiştirmesini sağlar , hem de anne-babasının desteğini hissettiği için çocukta özgüven duygusu gelişir. Bazı anne ve babalar çocuğun olumlu davranışını görmezden gelirler. Zaten bu davranışın çocuk tarafından yapılması gerektiğini , bunun için ödüllendirilmeye gerek olmadığını düşünüp çocuğu takdir etmezler. Çocuğa geribildirim vermezler. Bu durum da çok sakıncalıdır. Çocuk ebeveyninden geribildirim ( küçük bir ödül, gülümseme, onaylanma,takdir) alamadığı zaman kendisini yetersiz, değersiz hissedebilir. Ne kadar çabalarsa çabalasın takdir görmeyen , onay alamayan çocuklar ebeveynlerine karşı öfke duyabilirler. Bu öfke zamanla daha da şiddetli hale gelebilir, ileride ebeveynden uzaklaşılabilir. Bazen de ebeveynden kopuşlar yaşanır. Bu nedenle çocuğa değer verildiği gösterilmeli, çocuğun başını okşamak,sevgi dolu bir bakış , sıcak bir gülümseme gibi yollarla çocuğa sevildiği hissettirilmelidir. En ufak birşey bile yapmış olsa takdir gösterilmelidir. Bununla birlikte yeri geldiğinde de disiplinli olmak gerekir. Çünkü disiplinsiz şekilde büyüyen çocuklarda ileride ebeveyne ve diğer insanlara karşı saygısızlık, sınırlarını bilememe, başkalarının haklarına saygı duymama davranışları görülür. Saygısız, küstah ,bencil, inatçı kişilik özellikleri gösterebilirler. Bu yüzden çocuk disiplinli şekilde büyümelidir. Fakat disiplinin dozunu kaçırmamak gerekir. Disiplinli tutum çocuğu sert bir şekilde cezalandırmak, psikolojik anlamda incitmek, fiziksel şiddet uygulamak olarak değil, o davranışının doğru olmadığını çocuğa yumuşak bir dille anlatmak, yanlış bir davranışta bulundaysa anne- babanın onu onaylamaması şeklinde olmalıdır. Hafif ceza yöntemi (yaptığı hatadan dolayı çocuğun oyuna ara vermesi istenmesi veya oyun süresinin kısaltılması ) vb. bu davranışı bırakmasını sağlar.Ebeveyn tutumundaki en önemli nokta ise çocuğa karşı kesinlikle tutarsız davranışlarda bulunulmamalıdır. Tutarsız davranan ailelerin çocukları bir davranışı yaparken anne veya babasının ne zaman ne tepki vereceğini bilemez. Sürekli kaygı hissederler. Kaygılı, güven duymayan , özgüvensiz bir yetişkin veya herşeye karşı gelen, agresif , ruhsal dengesi olmayan, topluma uymakta zorlanan yetişkinlere dönüşürler.Bu yetişkinlerde birçok psikopatolojik ve davranış problemleri görülebilir.Bu nedenle çocuğa karşı aileler sevgi, ilgi ve disiplini dengeli şekilde sağlamalıdır. Üçünün dozunu iyi ayarlamalıdır. Çocuğa tutarlı davranmalıdır ve net olmalıdır. Mutlaka çocuğa açıklama yapmalı ve incitici davranış ve sözlerde bulunmamalıdır .Ebeveynler bu tutumları sağlamakta zorluk çekiyorsa mutlaka bir uzmandan yardım almalılar ve aile ve çocuk ilişkisini dengelemelidirler. Çünkü sağlıklı bir toplum sağlıklı bir çocuğun yetişmesine bağlıdır... Yazıyı Oku

Uzman: Sultan AYTEKIN

Yayınlanma: 20.09.2022

aile-dizimidizilimi-ne-degildir-ve-nedir

Son zamanlarda oldukça popüler olan aile dizilimi tekniğinin tüm yaralara merhem olacak bir ilaç gibi kamuoyuna servis edilişine şahit oluyoruz. Herhangi bir kavramın veya tekniğin ne olduğu ve ne işe yaradığı kadar ne olmadığı ve ne işe yaramadığı da önemlidir. Bu yazıda öncelikle bu kavramın ne olmadığına yer vermek istememin nedeni, bir ruh sağlığı alanı uzmanı olarak danışanlar için büyük riskler görüyor olmamdır. Öyleyse inceleyelim, aile dizilimi ne değildir ve nedir? Aile Dizimi Ne Değildir? Aile dizimi, her derde deva bir ilaç, başlı başına bir terapi ekolü, uzmanların elinde bulunan bir sihirli değnek değildir. Bunun yanında aile diziminin mantığı ''travmalarımın tüm kaynağı soy ağacım, bunu değiştirmek için elimden hiçbir şey gelmez.'' gibi bir düşünce değildir. Bu tarz bir düşünme biçimi bireyin / danışanın problemlerin çözümü konusunda kendini pasif hissetmesine ve kendini gerçekleştirme potansiyelini açığa çıkaramamasına neden olabilmektedir. Travmayı veya zorlantı durumunu kabullenmek, bu durumun danışanın şimdiki sosyal yaşantısında oluşturduğu sorunları görmezden gelmek, sorunlara yönelik müdahale planları oluşturmamak veya buna yönelik sorumluluk almamak değildir. Popüler kültür tarafından altı bilimsel olarak doldurulmadan fazlasıyla şişirilerek servis edilen ve konu hakkında yeterince bilgisi olmayan insanlarda büyük bir beklenti oluşturan birçok yöntem gibi aile dizimi de son zamanların gözde şifa tekniğidir. Tekniğin işe yarar ve fayda sağlanabilecek tarafları ve sınırlılıkları göz ardı edilerek, metafizik inançlarla içi doldurulmaya çalışılarak adeta ticari bir yöntem olarak kamuoyuna sunulmaktadır. Bir süredir devam ettirdiğim gözlemlerim sonucunda bu tekniğin uygulanmasının (!) astroloji uzmanları tarafından yapıldığını görmekteyim. Danışanın ruhsal sağlığı açısından son derece riskli bulduğum bu uygulama şekli üzerine bir uyarı niteliğinde yazımda bu kısma yer vermeye karar verdim. Psikolojik sağlığınızla ilgili alacağınız her yardım mutlaka işin uzmanları yani ruh sağlığı uzmanları tarafından verilmelidir. Bu uzmanlar ise psikolojik danışmanlar, psikiyatristler ve psikologlardır. Sevgili danışanlar; nasıl ki fiziksel bir rahatsızlık hissettiğinizde o alanın uzmanı olan doktorlardan yardım alıyorsanız ruhsal yaralarınız ve rahatsızlıklarınızla ilgili de mutlaka bu alanın uzmanlarından yardım almalısınız. Aksi durumda üzülerek söylüyorum ki ruhsal sağlığınızda ve psikolojik durumunuzda daha derin yaralar oluşabileceği gibi bunun yanında hem zamanınızı hem paranızı kaybetmiş olacaksınız.Aile Dizimi Nedir? Aile dizimi (family constellation) terimi ilk olarak Alfred Adler'in (1927) ortaya attığı, aile sistemindeki her bireyin rolünü tanımlamaya yarayan bir yapı olarak kullanılmıştır. Adler, aile sisteminin ebeveynlerden, çocuklardan ve geniş aile üyelerinden oluştuğunu belirtmiştir. Almanca “Familien Aufstellung” adıyla 90’larda Almanya’da ortaya çıkmış olan “Aile Dizimi Terapisi (Family Constellation Therapy)” ise, ailenin nesiller boyunca, birbirlerine görünmez bir bağ ile bağlı olduğu anlayışına dayanmaktadır. Aile bir bütün olarak bir ruha sahiptir (Stone, 2008). Bireyi, içine doğduğu ailenin şekillendirdiğini benimseyen bu anlayış, ailenin bir sistem oluşturduğunu ileri sürmektedir.Aile dizimiAlman Psikoterapist Bert Hellinger tarafından ortaya atılmış; kısaca bireyi tek başına değil aile sistemi içerisindeki rolleri ile birlikte değerlendirmeyi amaçlayan bir psikoterapi tekniğidir. Toplumu oluşturan temel yapıtaşının aile olduğu görüşünden hareketle, bireyin sosyal yaşantısında kullandığı iletişim yöntemleri, sorunlarla baş etme stili, yaşadığı psikopatolojik veya zorlantılı durumlara karşı tutumları gibi temel davranışları aile sistemi içerisinde öğrendiğini ve sosyal yaşamda yaşanan sorunların da kökeninin aile sistemindeki yanlış öğrenmelerin olduğunu belirtir. Bunlara ek olarak, bireyin kişilik gelişimi ve davranışları üzerinde yalnızca içinde bulunduğu çekirdek aile değil, diğer köken akrabaları, kendisinden birkaç nesil önceki akrabalarının da (hiç tanışmamış olsalar dahi) etkili olduğu varsayımına dayanmaktadır. Hellinger, psikolojik rahatsızlıkların büyük –belki de çoğu - bir kısmına, köken ailede yaşanmış sorunların neden olduğunu söylemektedir.Aile Dizimi Ne İşe Yarar? Bireyin ve ailenin yaşamış olduğu travmaların çözümünde bir çeşit yüzleşme yöntemi olarak kullanılan aile dizimi tekniği, bireyin duyguları ve zorlantılarıyla yüzleşmesi, anlamlandırması, kabullenme sürecine girmesi gibi konularda yardımcı olmaktadır. Bu bir anlamda bireyin geçmişten getirdiği travmalarını kabullenmesi demektir. Travmanın etkilerinin çözümünde amaç travmayı değiştirmek değil; travmayı kabullenmektir. Travmanın kendisi değiştirelemez ancak bireyin travmayı yorumlama şekli ve travmaya bakış açısı değiştirilebilir. Bireyin ailenin diğer üyeleriyle barışık hale gelmesi, bozulan aile bağlarını düzeltmeye adım atması gibi davranışlar hedeflenmektedir. Aile dizimi tekniğini kullanmanın başlıca avantajları, bireyin içinde yaşadığı sistemin yapısal bağlantıları ve çalışmanın getirdiği büyük etki hakkında kısa sürede net bir resim elde etmesidir. Duygular ve davranış ifadesine odaklanarak danışana farkındalık kazandırılır. Dolayısıyla belirli aralıklarla hislerine dair geri dönüşler alınmış olur. Seçilen kişilerle danışanın arasında ki muhasebat ve fiziksel ilişkiler gözlemlenir, dikkate alınır.Bu şekilde dizim yavaş yavaş sonuca ulaşabilir.Söz konusu bu teknik bireysel psikolojik danışma / psikoterapi sürecinde uygulanabileceği gibi grupla psikolojik danışma / psikoterapi sürecinde de uygulanabilmektedir. KAYNAKÇAAyaz, B., & Kılıçarslan, F. (2010). Aile Terapisi.İstanbul: İstanbul Üniversitesi.Duman, N . (2020). Bert Hellinger ve Aile Dizimi Terapisi . Kıbrıs Türk Psikiyatri ve Psikoloji Dergisi , 2 (2) , 114-119.Ersöz, İ. (2019).Metropollerde popülerleşen" Terapi" Pratikleri Ve Kentli insanın Metafizik arayışı: İstanbul örneği(Doctoral dissertation, Marmara Universitesi (Turkey)).Hellinger, B. (2001). Love’s own truths. Bonding and balancing in close relationships. Phoenix,AZ:Zeig, Tucker and Theisen.Hellinger, B., & Hövel, G. (1999). Acknowledging what is: Conversations with Bert Hellinger.Phoenix, AZ: Zeig, Tucker and Co., Inc.Ölmez, D. (2016).Aile içi etkili iletişimde drama teknikleri ve nlp uygulamaları(Doctoral dissertation, İstanbul Kültür Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü/İletişim Sanatları Anabilim Dalı/İletişim Sanatları Bilim Dalı).R. Franz, Travma, Bağlanma ve Aile Konstelasyoları, 2011, İstanbul. Yazıyı Oku

Uzman: Berika ASLAN

Yayınlanma: 15.09.2022