1. Blog
  2. Depresif Bozukluk

Depresif Bozukluk

Depresif bozukluk genel olarak tekrarlayan ataklar ile birlikte görülen bir rahatsızlıktır. Depresif bozukluklar farklı özelliklerine yönelik olacak şekilde farklı isimlendirmelere sahip olabilir. Majör depresif bozukluk, minör depresif bozukluk gibi farklı isimlendirmeler olabilir. Bu isimlendirmeler depresif bozukluğun özelliklerine göre belirlenebilmektedir. Depresif bozukluklar içinde en dikkat çekeni ise manik depresif bozukluktur. Bunun gibi farklı depresif bozukluklar genel anlamda günlük yaşamı zorlaştırırken bir yandan da kişilerin duygu durumlarını etkiler. sosyal yaşam, duygu durumu ve benzeri her konuda olumsuz etkilere sahip olabilecek depresif bozukluklar gözlemlendiği zaman psikolojik destek alınması son derece önemlidir.


Depresif Bozukluklar Nelerdir?

Farklı depresif bozukluk türleri mevcuttur. Bu türlerin her biri görülme süreleri, belirtileri, belirtilerin nedenleri gibi farklı etkenlerden dolayı ayrı ayrı isimlendirilmiştir. Depresif bozukluklar genel olarak olumsuz bir durumu içerse de manik depresif bozukluk gibi türler yalnızca olumsuz durumu değil aynı zamanda aşırı değişken duygu durumlarını da içerebilmektedir.


Kalıcı Depresif Bozukluk

Kalıcı depresif bozukluk, en az iki yıl süre ile devam eden depresif bozukluk türüdür. Bu depresif bozukluk genellik yoğun belirtilerin görüldüğü bir tür değildir. Ancak uzun süreli bir etkiye sahip olduğu için günlük yaşamınızı büyük ölçüde etkileyebilir. Belirtiler yoğun olmadığı için bu rahatsızlığı genellikle kısa sürede fark edemeyebilirsiniz.


En az iki yıl boyunca görülen kalıcı depresif bozukluk daha sonrasında majör depresyon atağı ile ortaya çıkabilir. Bu durumda klinik depresyon olarak bilinen ve daha büyük etkilere sahip olan majör depresyon görüldüğünde kişilerin ciddi problemler yaşaması da olası hale gelebilmektedir. Kalıcı depresif bozukluk aslında uyku halindeki depresyon olarak tanımlanabilir. Uzun bir süre boyunca uykuda bekleyen depresif bozukluk, iki yılı aşkın süre sonunda tetiklenebilir. Tetiklenme sonrasında ise daha yıkıcı etkiler ile kendini net şekilde ortaya koyabilir. Bu nedenle uzun süreli bir depresif bozukluk görüldüğünde destek almalı, depresif bozukluktan kurtulmak için tedavilere katılmalısınız.


Doğum Sonrası Depresyonu

Annelerde doğum sonrası depresyonuna sıklıkla rastlanmaktadır. Doğum sonrası depresyonu genellikle doğumdan sonra başlayabilir. Ancak doğum öncesindeki hamilelik döneminde de gözlemlenebilmektedir. Doğum sonrası depresyonu, doğum yapan kadınların yaklaşık %10’u ile %15’i arasında gözlemlenmektedir. Bu durumun daha yaygın olduğu konusunda da görüşler mevcuttur çünkü doğum yapan annelerin pek çoğu doğum sonrası depresyonu yaşadığını fark etmez. Kayda geçen bu sayıların en az iki kat daha yüksek olabileceği görüşlerini destekleyen pek çok bulgu da mevcuttur.


Doğum sonrası depresyonu genellikle annelerin bebekleri ya da kendileri ile ilgili endişelerine yönelik davranış ve düşüncelerinden oluşur. Yeni doğum yapan ve doğum sonrası depresyonuna sahip bir anne; bebeğinin nefes alamayacağını, ölebileceğini, kaçırılabileceğini ya da kaybolabileceğini düşünebilir. Ayrıca anne, kendisi ile ilgili olumsuz düşüncelere de sahip olabilir. Örneğin bebeğine iyi bakamayacağı, sütünün bebeği için yeterli olmadığı, onu iyi büyütemeyeceği, kocasının onu beğenmediği gibi farklı olumsuz düşünceler doğum sonrası depresyonunda görülebilmektedir. Annelerin bu tür düşüncelere sahip olması da aslında bebeğine yeteri kadar ilgi gösterememesine ya da tam tersi şekilde aşırı ilgi göstermesine sebep olabilir. Örneğin bir anne bebeğinin kaçırılabileceği düşüncesine sahipse günlerce uyumadan onun başında durabilir. Bu durum her ne kadar geçici olsa da destek alınması tavsiye edilir.


Mevsimsel Depresif Bozukluk

Yaygın şekilde görülen mevsimsel depresif bozukluk genellikle sonbahar ve kış aylarında görülmektedir. Bu aylarda havanın yağmurlu ya da yağışlı olması, güneş açmaması gibi etkenler kişilerin depresyon yaşamasına zemin hazırlayabilir. Mevsimsel depresif bozukluk genellikle daha sıcak, güneşli ve az yağışlı mevsimlerin gelmesi ile ortadan kalkar ancak her sene tekrarlayabilen etkiye sahiptir.


Mevsimsel depresyon genel olarak olumsuz düşüncelerin artmasına neden olmaktadır. Kişilerde olumsuz düşünceler ile birlikte mutsuzluk, isteksizlik gibi farklı belirtiler de görülebilir. Örneğin yaz aylarında arkadaşlarınız ile sürekli görüşmek, dışarı çıkıp gezmek ve eğlenmek isterken kış aylarında kendinizi eve kapanmış halde bulabilirsiniz. Kimse ile görüşmek ya da eğlenceli bir aktivite yapmak istemeyebilirsiniz. Bu durumlar mevsimsel depresif bozuklukta sıklıkla görülen belirtilerdir. Genellikle birkaç ay kadar süren, hatta mevsim içinde güzel günlerde bile ortadan kalkabilen bu depresif bozukluk türü her ne kadar ciddi görülmese de tetiklenmesi halinde ciddi bir psikolojik rahatsızlığa dönüşebilmektedir. Bu nedenle mevsimsel depresif bozukluk için de destek almak gerekir.


Majör Depresif Bozukluk

Psikoz durumunun görülebildiği, gerçeklikten kopma ile ilişkilendirilebilen depresif bozukluk olan majör depresif bozukluk; tedavi gerektiren ciddi depresif bozukluklardan biridir. Var olmayan durumlar algılanabilir, var olmayan şeyler hissedilebilir. Klasik bir psikoz hali ile ilişkili olabilen majör depresif bozukluğun temelinde gerçeklikten kopmaya dair belirtiler yatabilir.


Majör depresif bozukluğu olan kişiler her konuda depresif şekilde hareket edebilir. Örneğin olmayan bir durum hakkında paniğe kapılabilir, kötü hissedebilir, ağlayabilirler. Bu durumun olmadığını bilmezler çünkü psikoz durumundaki kişiler gerçek ile gerçek olmayanı ayırt edemeyebilirler. Kişiler yalnızca olmayan duruma üzülerek ve bu konu hakkında kendilerini yıpratarak zamanlarını geçirebilirler. Bu psikoz hali elbette ki şizofreni kadar canlı olmayabilir ve şizofreni gibi ataklar ile kendini göstermeyebilir. Bu nedenle de majör depresif bozukluğun şizofreniden temel görünürlük bakımından ayrıldığı söylenebilir.


Yalnızca psikoz ile ilişkili olmayan majör depresyon ayrıca kişilerin uzun süreli şekilde depresyon halinde olması ile de ilgilidir. Kişi tek uçlu olacak şekilde bir depresyon yaşar. Mutluluk dönemi olmaz, kaygıların ortadan kalktığı bir süreç yaşanmaz ya da yaşanan olumsuz düşünceler kişinin zihninden aniden kaybolmaz. Bu nedenle de tek uçlu ve geçici olmayan bir depresif bozukluktan söz edilmektedir.


Unipolar Bozukluk Nedir?

Unipolar bozukluk, tek uçlu bozukluk anlamına gelir. Genellikle majör depresif bozukluk ile karakterize olan unipolar bozukluk, bipolar bozukluk gibi iki uçlu değil yalnızca depresyon ile kendini gösteren durumlara denir. Unipolar bozukluk genel anlamda uzun ya da kısa süreli depresif rahatsızlıklara denmektedir.


Unipolar bozukluk durumunda bir mani durumu görülmez. Yani geçici bir olumlu duygu durumuna rastlamak mümkün olmaz. Bu nedenle de kişileri yıpratan yapısı ile dikkat çeker. Olumsuz duygu durumu aralıksız şekilde devam eder. Kişilerin günlük yaşamdan keyif almasını ve genel olarak sosyal ilişkilerini kısıtlamasını içerir.


Manik Depresif Bozukluk Nedir?

Manik depresyon aslında iki uçlu duygulanım bozukluğu olarak bilinmektedir. Bu durum bipolar bozukluk olarak da anılmaktadır. Bipolar bozukluk, mani dönemden depresyona kadar uzanan geniş bir duygulanım yelpazesine sahiptir. Bu durumda da kişiler farklı pek çok duyguyu kısa zamanda hissetme eğilimi içindedir. Örneğin gün içerisinde bir işi yapmak için çok heyecanlı olabilirler. Çok kısa zaman sonra hiçbir iş yapamayacak kadar halsiz ve moralsiz hissedebilirler. Bu durum da aslında ani duygusal değişimlerin yaşanması nedeni ile iki uçlu duygulanım bozukluğu olarak adlandırılmaktadır.


Manik depresif bozukluk, unipolar bozukluğun tam tersi olarak görülebilir. Unipolar bozuklukta kişiler yalnızca depresif ruh hali içinde olurlar. İki uçlu bozukluk olarak bilinen manik depresif bozuklukta ise duygu durumu sürekli olarak değişim halindedir. Tıpkı unipolar bozukluk gibi yorucu ve yıpratıcı bir etkisi olan manik depresif bozukluk kişilerin bir anda duygusal değişim yaşaması ile kendini gösterir. Bu duygu değişimleri birkaç saat içinde de birkaç gün içinde de olabilir.


Manik Depresyonun İki Farklı Dönemi

Manik depresyon; mani ve depresif dönem olmak üzere iki farklı dönemden oluşur. Bu dönemlerin her birinin farklı özellikleri mevcuttur. Bu birbirinden farklı özellikler de dönemlerin kendini belli etmesine yarar sağlar ve aslında psikolojik anlamda destek alınacağı zaman da bu dönemlerin özelliklerinin bilinmesi oldukça önemlidir. Kişiler genellikle mani döneminde ya da depresif dönemde olduklarını kendileri fark edemezler. Bu nedenle de çevrelerindeki yakınlarının bu dönemlerde onları takip etmesi gerekir. Buna göre mani dönemindeki ve aynı zamanda da depresif dönemdeki hareketlerin görülmesi mümkündür.


Manik Dönem Belirtileri Nelerdir?

Kişiler mani dönemde daha enerji dolu, neşeli ve heyecanlı olurlar. Bu dönemde kişiler şu davranışları gösterebilir:


• Az uyuma

• Çok ve hızlı konuşma

• Enerjik hissetme

• Yeni işler yapmak için hevesli olma

• Heyecanlı olma

• İyimser olma

• Ani karar değiştirme, farklı düşünceleri aynı anda söyleme

• Odaklanmada ve dikkatte azalma

• Daha fazla cinsel istek hissetme

• Alkol ve uyuşturucu kullanma

• İştahsızlık / Aşırı iştahlı olma

• Çok hızlı şekilde sinirlenebilme

• Aşırı neşeli olma


Bu davranışların çoğunluğu bipolar kişilerde mani dönemde görülür. Kişiler genellikle mani döneminde fazla enerjik oldukları için yeni işler yapma konusunda oldukça heveslidirler. Bu nedenle de yeni işlere atılırlar. Örneğin aniden gitar çalmak hevesine sahip olurlar ve bunun için kursa yazılır. Sonrasında depresif döneme girdiklerinde ise bunun gereksiz olduğunu düşünürler ve kendilerinde bunu yapmak için yeterli enerjiyi ya da hevesi göremezler. Bu nedenle de gitar çalma isteklerinden çok kısa zamanda vazgeçerler. Bunun gibi pek çok uğraşıyı mani döneminde edinirler ancak kısa süreli hevesler olduğu için kişilerin hem çok para harcamasına hem de enerjilerini boş yere yapmayacakları işlere vermelerine neden olur.


Bu dönem aslında tehlikeli ya da kişiye zarar verici bir dönem olarak görülmez ancak asıl yapılması gereken işler harici pek çok iş ile ilgilenildiği için aslında bu dönem de sosyal, maddi, manevi ve ruhsal anlamda tehlikeli olarak görülebilecek bir dönemdir. Mani dönemde kişiler ayrıca yeni ilişkilere başlayabilir, yeni arkadaşlar edinebilir, sinema, tiyatro, konser gibi eğlencelere katılma konusunda hevesli olabilir ve katılabilir. Bunlar aslında herkesin yapabileceği şeylerdir. Ancak bu aşırı hevesli ve her konuya ilgili dönemin hemen ardından depresif dönem geldiğinde ne yazık ki hiçbir iş ile uğraşma isteği kalmadığı için sosyal anlamda da tamamen yalnızlık görülebilir.


Depresif Dönem Belirtileri Nelerdir?

Her birey kendini ve ruh sağlığını güçlendirmek ve geliştirmek adına terapiye gitmeye karar verebilir. Bunun için belirli bir neden veya gereksinim bulmak zorunda değiliz. Aksine gitmemek için herhangi bir neden yok ve bu sadece senin kararına bağlı bir adımdır.


Yaşanan depresif dönemde kişiler kendilerini hiçbir şey yapamayacak kadar halsiz, yorgun ve keyifsiz hissederler. İşe gitmekten, okula gitmekten kaçınırlar. Bunun gibi pek çok düşük motivasyona sahip eylem gerçekleştirebilirler. Ayrıca alışveriş, doktora gitme gibi günlük olayları bile gerçekleştirmekten uzak dururlar. Bu tür durumlar da kişilerin aslında günlük hayatlarının tamamen çökmesine neden olmaktadır. Kişiler çok basit aktiviteleri bile gerçekleştirmekten kaçınırlar. Bu nedenle de pek çok problem ile karşılaşabilirler. Depresif dönemde şu özellikler görülebilir:


• Unutkanlık

• Sürekli uyuma isteği

• Enerjisiz hissetme

• Yorgunluk

• Halsizlik

• Ümitsizlik

• Zevk almama, neşeli olmama

• İştahsızlık / Aşırı iştahlı olma

• Aile, arkadaş ortamı gibi sosyal çevrelerden uzaklaşma

• Değersiz hissetme

• İntihara meyilli olma, intihar girişiminde bulunma

• Cinsel isteksizlik

• Günlük aktiviteleri dahi yapmaktan uzak durma

• İletişim kurmakta zorlanma, isteksiz olma

• Önemli olayları umursamama


Bu davranışların çoğu bipolar kişiler depresif dönemdeyken hissedilir. Depresif dönem, kişileri büyük ölçüde zorlayan bir dönemdir. Bu dönemde kişiler her türlü aktiviteye karşı isteksiz olurlar. Önceden keyif aldıkları aktiviteleri yaparken dahi bireylerin keyif almaması söz konusudur. Genellikle bu dönemde evden ve hatta yataktan çıkmaktan bile çekinirler. Tüm günü uyuyarak geçirmek isterler. Her türlü sosyal ilişkiden kaçınma söz konusudur.


Önceden kurulmuş olan ilişkiler ve arkadaşlık ilişkilerinin bu dönemde çökmesi mümkündür. Kişiler ilişkilerini bitirebilir, sevilmediklerini hissedebilir, arkadaşları ile aralarını hiç çekinmeden bozabilir. Bu tür davranışlar hem sosyal hem de psikolojik anlamda ciddi ölçüde etkilenmeye neden olmaktadır. Destek alındığı zaman ise bu davranışlardan ve duygulardan kısa zamanda kurtulmak mümkün hale gelecektir.


Depresif Epizot Ne Demektir?

Depresif epizot, manik depresif bozuklukta da görülebilen durumdur. Kişilerin depresif dönemde olduğu zaman dilimi genel olarak depresif epizot olarak adlandırılır. Depresif epizotların ne kadar sürebileceği için kesin olarak bilinemez. Kimi zaman birkaç hafta boyunca, kimi zaman da birkaç saat boyunca sürebilen depresif epizot kişileri olumsuz şekilde etkiler. Depresif dönem belirtileri ile kendini gösteren bu dönemin ardından mani dönem gelir. Eğer bipolar rahatsızlığına sahip biri iseniz depresif dönem ne kadar uzun sürerse sürsün arkasından mani dönemin geleceğini söylemek mümkündür.


Majör depresyonda da yaşanan depresif dönem depresif epizot olarak adlandırılabilir. Bu dönemin arkasından ise mani dönem gelmez. Majör depresyon genel anlamda unipolar bir rahatsızlık olduğu için depresyon ile kendini gösterir. Depresif epizot ise başka herhangi bir duygulanım yaşanmayan, olumsuz duygu durumunun hakim olduğu dönemdir. Bu dönemde kişilerde yalnızca olumsuz duygular ile ilişkili olan depresif belirtiler gözlemlenir. Destek alınmadığı takdirde ise depresif dönem sonucunda kendine zarar verme, kendini soyutlama, madde kullanımı gibi olumsuz davranışlar görülebilmektedir.


Manik Depresyon Kimlerde Görülür?

Manik depresyon genellik 15-24 yaş aralığında gözlemlenmektedir. Kişilerde ilk olarak bu dönemde görülmeye başlanan manik depresyon, sonraki yaşlarda da genellikle görülmeye devam eder. Manik depresyonun daha az şiddetli şekilde görülmesi ya da etkilerinin tamamen azaltılması için de destek almak şarttır. Destek alındığı zaman manik depresyon etkilerinin daha az görülmesi mümkün olabilmektedir. Aslında mani dönemin de depresif dönemin de etkilerini en az olacak şekilde hissetmek mümkündür.


Çocuklarda ve 65 yaş üstü bireylerde manik depresyonun yeni oluşumunun görülmesi ise yok denecek kadar azdır. Ayrıca bu rahatsızlığın kadınlarda ve erkeklerde görülme oranı ise büyük bir farka sahip değildir. Genellikle bu rahatsızlığın ilk görüldüğü yaşlar ise 20’li yaşların başlangıcıdır. Kişiler destek almazsa hayatları boyunca manik ve depresif dönemler arasında gidip gelerek zamanla kendine zarar verecektir. Bu zarar verme yalnızca fiziksel bir zarar verme olarak düşünülmemelidir. Çok para harcama, madde kullanımına yönelme, sosyal ilişkilerden kaçınma gibi pek çok davranış hem psikolojik hem maddi hem de fiziksel anlamda kişilere zarar verici etkiye sahiptir.


Depresif Bozukluk Nedenleri Nelerdir?

Depresif bozukluk da farklı psikolojik rahatsızlıklar gibi pek çok nedene bağlı şekilde görülebilir. Kimi zaman hiçbir neden görünmezken bile depresif bozukluğun ortaya çıkabildiği görülmüştür. Bu tür somut olmayan nedeler genel anlamda mevsimsel depresyon gibi farklı durumlara işaret etmektedir. Biyolojik, çevresel ve bireysel faktörlere bağlı olarak depresif bozukluğun görülmesi olasıdır.


Depresif Bozukluk ve Biyolojik Nedenler

Yapılan çalışmalar sonucu çeşitli biyolojik etmenlerin depresif bozuklara neden olabildiği görülmüştür. Sinir sistemindeki serotonin, noradrenalin gibi kimyasalların işlevsizliği bu biyolojik nedenlerden biri olabilir. Ayrıca hormonal dengesizlikler de kişilerde depresif bozuklukların görülmesinin nedenleri arasında yer alır. Hormonal dengesizlikler özellikle de doğum sonrası yaşanan depresif bozuklukta açık şekilde görülebilmektedir. Benzer durum doğum öncesinde annenin yaşadığı depresif bozuklukta da görülür. Bu tip gözle görülebilir durumlar hormonal dengesizliklerin bir neden olabileceğini net şekilde açıklar.


Serotonin ve noradrenalin gibi kimyasallların işlevsiz olması, duygu durumunun iyi şekilde dengelenmesini engeller. Bu nedenle de tek taraflı depresif bozukluk yaşanabilir. Benzer şekilde dengesiz kimyasal düzeni nedeniyle manik depresif bozukluk gibi iki uçlu bozukluklar da görülebilmektedir. Bu farklı depresif bozuklukların ortak noktası temelde kişinin biyolojik tetikleyiciler ile tetiklenmesi olabilir.


Biyolojik etkenler nedeniyle yaşanan depresif bozukluklar genellikle ilaç takviyeleri ile kimyasalların ve hormonların dengelenmesini içerir. Bu dengenin sağlanması genel anlamda depresif bozukluğun etkilerinin de azalmasına yardımcıdır. Yaşanan depresif bozukluğun tamamen ortadan kaldırılması için her zaman tek başına ilaç tedavisi yeterli olmayabilir. Bu nedenle de psikolojik destek alarak ilaç tedavilerinin de desteklenmesi gereklidir.


Çevresel Faktörlerin Depresif Bozukluğa Etkisi

Hemen hemen her psikolojik rahatsızlıkta çevresel faktörler etkili olabilmektedir. Depresif bozuklukların meydana gelmesi noktasında da çevresel bozuklukların yadsınamayacak kadar büyük bir önemi vardır. Yaşanan travmatik olaylar, olumsuz durumlar, yaşam biçiminin yetersiz olması, devam eden aşağılanma durumları, çocukluk yaşantısındaki olumsuz durumlar gibi pek çok neden kişilerde depresif bozukluğun ortaya çıkmasına ya da tetiklenmesine neden olabilmektedir.


Yaşanan olumsuz durumların sürekli oluşu depresif bozuklukları büyük ölçüde tetikler niteliğe sahiptir. Örneğin sürekli olarak aşağılanma, yetersizliğin vurgulanması, kötü bir olayın sürekli dile getirilmesi, olumsuz bir düşünce ya da olumsuz bir hareketin öne çıkarılması gibi durumlar kişilerin zamanla bu nedene bağlı şekilde depresif bozukluk geliştirmesine etken olabilir. Özellikle de olumsuz çocukluk yaşantıları depresif bozukluk için önemli bir etkendir.


Yaşanan sarsıcı travmalar, taciz ve cinsel istismar gibi durumlar depresif bozuklukları büyük ölçüde etkiler niteliğe sahiptir. Kişiler bu yaşanan olaylar nedeniyle ciddi majör depresyon rahatsızlıkları yaşayabilirler. Genellikle yaşanan majör depresyon sırasında meydana gelen psikoz da bu süreçler ile ilişkili olabilmektedir. Sarsıcı olayların psikoloji üzerindeki olumsuz etkisi depresif vakalarda büyük ölçüde kendini gösterir.


İlgisiz bir çocukluk geçirmek, sarsıcı olaylar yaşamak, aile bireylerinin kaybı, yakın bir dostun ya da yakın çevreden birinin kaybı gibi olaylar da depresif bozukluk ile ilişkilendirilir. Bu tür durumlar sonrasında mutlaka psikolojik destek alınması gereklidir. Aksi takdirde kişilerin yaşamlarının uzun bir dönemini depresyon etkisi altında geçirmesi söz konusu olabilmektedir.


Bireysel Faktörler ve Depresif Bozukluk

Bireysel faktörler genel olarak mevsimsel depresif bozukluk gibi durumlarda etkili olabilir. Ayrıca ilişkilerde yaşanan problemler de bireysel faktörler tarafından tetiklenebilir. Bunun sonucunda depresif bozuklukların meydana gelmesi olasıdır. Örneğin mevsimsel depresif bozukluk durumunda kişiler havaların olumsuz koşullarını kendi psikolojilerine bağlar. Bu tür durumlarda bireysel faktörler devreye girer.


Kişiler bireysel nedenlerden dolayı depresif bozukluk yaşadıkları zaman bu durumlar gerçekleştirilen seanslar ile tedavi edilebilmektedir. Genellikle ilaçsız şekilde tedavinin sağlanabildiği bu durumlar da tedavi edilmediği sürece ciddi psikolojik rahatsızlıklara öncü olabilir. Bu nedenle de bireysel nedenleri de küçümsememek gereklidir.


İnsanlar Neden Depresyona Girer?

Günlük yaşamda her koşul depresif bozuklukları tetikleyebilir. Havanın kötü olmasından romantik bir ilişkinin bitmesine kadar her durum tetikleyici role sahip olabilir. Kimi zaman hormonal değişiklikler, kimi zaman da çeşitli çevresel tetikleyiciler depresyona sahip olmak için yeterlidir.


Kimi zaman insanlar “Depresyondayım, kendimi iyi hissetmiyorum.” şeklinde ifadelerde bulunabilir. Bilinmelidir ki yaşanan her olumsuz duygu durumu depresyon değildir. Gelip geçici olumsuz duygu durumlarına herkes sahip olabilir. Her zaman ise bunların depresyon olmasından söz edilemez. Yaşanan olumsuz duygu durumları ne zaman uzun süreli ya da büyük çaplı hale gelirse o zaman farklı belirtiler ile depresyonu tanımlamak mümkün olabilir.


İnsanlar farklı nedenlerden depresyonda olabilir. Ancak her zaman depresyonu küçümsemek de doğru değildir. Yaşantılar sarsıcı olmasa bile kişilerin duygu durumları üzerinde ciddi etkiye sahip olabilir. Terk edilme, sevilmeme, istenmeme, küçümsenme gibi günlük yaşantı içindeki olumsuz durumlar dahi tekrarlandığı ya da sarsıcı olduğu halde bir depresif bozukluk nedeni haline gelebilir. Bu nedenle de depresyonda olabileceğini düşündüğünüz birini destek alması için yönlendirmeniz en doğrusudur. Benzer şekilde duygu durumu açısından kendinizi her zaman iyi hissetmeyebilirsiniz. Bunun ciddi boyuta ulaşmaması için destek almanız, olumsuz duygu durumundan kurtulmanız için yardımcı olacaktır.


Depresif Bozukluk Nasıl Anlaşılır?

Depresif bozukluklar genel belirtiler takip edilerek anlaşılabilmektedir. Bu belirtiler kimi zaman somut hareketler olmasa da kişinin kendinde hissettiği duygu durumunu bile takip etmesi önemlidir. Örneğin uzun süreli bir olumsuz duygu durumuna sahip iseniz depresif bozukluk konusunda destek almanız gerekli olabilir. Bir süre boyunca mutluluğun, keyifli şekilde eylemde bulunmanın sizden uzak olduğunu fark ederseniz depresif bozukluğa karşı önlem almak için psikolojik desteğe başvurmanız gereklidir.


Depresif bozuklukların anlaşılması için psikoloğa başvurmak gereklidir. Yapılan testler ve gerçekleştirilen seanslar ile depresif bozukluklar anlaşılabilmektedir. Bu seanslar sırasında yanıltıcı bilgi vermemek ve mümkün olduğunca açık ifadeler kullanarak yaşanan duygu durum problemlerini dile getirmek teşhisi kolaylaştıracaktır.


Yaşanan olumsuz duygulanımların dile getirilmesi, teşhisin kolaylaşmasını sağlayacaktır. Bu sırada psikoloğun soracağı sorulara ve konuşmak istediği konulara yönelik doğru bilgi aktarımı sağlamanız aslında tedavi için önemlidir. Kimi zaman farklı branşlardan testler alınması da mümkündür. Serotonin seviyelerinin ya da noradrenalin düzenlerinin kontrolünün sağlanması ve biyolojik faktörlerin belirlenmesinde farklı branşlar da yardımcı işleve sahip olabilmektedir. Bu testler sonucunda biyolojik faktörler görülürse ve yapılan seanslarda da belirtiler gözlemlenirse psikoloğun yönlendirmesine bağlı şekilde depresif bozukluğa yönelik tedaviye başlanabilir.


Depresif Bozukluk Tedavisi

Çeşitli terapi yöntemleri ve ilaç tedavisi depresif bozukluk tedavisinde etkili şekilde kullanılabilmektedir. Bilişsel davranışçı psikoterapi, destekleyici psikoterapi, psikodinamik psikoterapi seanslarının farklı dönemlerde ve farklı nedenlerden dolayı uygulanması mümkündür. Bunlara ek olarak depresif bozukluk için seanslar ile birlikte kullanılan ilaçlar da reçetelendirilebilir. Bu ilaçlar genel anlamda hormon seviyelerini düzenlemek, serotonin ve noradrenalin seviyelerini dengelemek için tercih edilebilir. Bu sayede biyolojik olarak görülen farklı etkenlerin ortadan kaldırılması mümkün olabilmektedir.


Seanslar sırasında yaşanan travmatik olaylar, sarsıcı yaşantı, günlük yaşam ile ilgili konuşmak mümkündür. Bu seanslar sırasında psikoloğa doğru şekilde bilgi aktarmak ve olaylar hakkında hissedilenleri net şekilde dile getirmek gereklidir. Bu sayede doğru teşhisin sağlanması mümkün olabilmektedir. Ayrıca kişi kendi hatalarını, olumsuz davranışlarını ya da yaptığı farklı eylemlerin sonuçlarını da net şekilde görebilir.


Bazı terapiler kişinin yaptığı yanlış ya da sorunlu davranışları anlaması konusunda bir yol gösterici olarak rol alır. Bilişsel davranışçı terapi bu anlamda bit yol göstericidir. Kişilerin yaşantılarındaki hatalı ya da kötü sonuçları olan davranışları fark etmeleri konusunda bilişsel davranışçı terapiler öneme sahiptir. Örneğin depresyona bağlı şekilde madde kullanımına ya da alkol kullanımına yönelen kişilerin bunun sonuçlarını fark etmesi ve bunun doğru olmadığını anlaması için bilişsel davranışçı terapi bir öncü olabilir. Destekleyici psikoterapi, bireysel psikoterapiler için kullanılan en yaygın tekniktir. Bu destekleyici psikoterapinin en sık kullanıldığı alan ise depresif bozukluklardır.


Destekleyici psikoterapinin temel amaçları şunlardır:


• Öz saygı ve ego işlevlerini iyileştirmek

• Psikolojik rahatsızlıkların etkilerini azaltmak

• Psikolojik rahatsızlıkların yineleme olasılığını azaltmak

• Herhangi bir psikolojik rahatsızlık yaşanmasa dahi güncel problemler ile baş edebilme becerilerini geliştirmek


Destekleyici psikoterapi bu açıdan bakıldığı zaman hem güncel yaşam problemlerine iyi gelen hem de psikolojik rahatsızlıkların etkilerini azaltan bir yöntemdir. Ayrıca yaşanan problemlerin azaltılmasının yanı sıra yinelemesini de önleyen bu terapi yöntemi yaygın şekilde kullanılan bir tekniktir.


Depresyon Kendi Kendine Geçer Mi?

Depresyonun kendi kendine geçebileceği konusunda kesin bir bilgi vermek mümkün değildir. Bu nedenle de depresif bozukluklar konusunda destek almak gerekir. Uzman psikologlardan alınacak olan destek sonrasında depresif bozukluktan kurtulmak mümkün olabilir. Destek alınmadığı zaman ise depresif bozuklukların kendiliğinden geçmesi mümkün değildir.


Depresyon durumunda tedavi alınmadığı sürece depresyonun etkilerini arttırması olasıdır. Belirtilerin şiddetlenmesi ile kişilerin daha zor bir süreç yaşaması olası hale gelir. Depresyonun kendi kendine geçmesi mümkün olmadığı için bu konu hakkında psikolojik destek alarak tedavinin gerçekleştirilmesini sağlayabilirsiniz.


Depresif bozukluklarda destek alınmazsa depresyonun belirtileri şiddetli şekilde görülür. Kimi zaman basit bir olumsuz duygu durumu olarak başlayan depresif bozukluk zamanla majör depresyona doğru evrilebilir. Bu tür durumlar yaşandığında ise tedavi süreci çok daha uzun sürebilir. Kişilerin tedavisinin kısa sürede ve etkili şekilde gerçekleştirilmesi için tedaviye erken dönemde başlamak önemlidir.


Depresif Bozuklukta Hastaneye Yatmak Gerekir Mi?

Her psikolojik rahatsızlıkta hastaneye yatmak gerekmez. Ancak tedavinin yetersiz kaldığı, kişinin kendine ya da çevresine ciddi zararlar vermeye başladığı durumlarda hastaneye yatılması uygun görülebilmektedir. Her depresif bozukluk hastaneye yatmak için gerekli görülmez. Örneğin manik depresif bozukluğa sahip iseniz doğrudan hastaneye yatmazsınız. Öncelikli olarak terapiler ve ilaç terapileri uygulanır. Sonrasında ise tedavinin yetersiz kaldığı, uygulanamadığı noktalarda hastaneye yatırılması seçeneği öne çıkar.


Kimi zaman kişiler tedaviyi kabul etmez ya da uygulamaz. Bazı durumlar kişiler iyileştiği düşüncesi ile tedaviyi yarıda kesebilir. Bu tür durumlar tedavinin işe yaramasını önlediği gibi rahatsızlığın ilerlemesine de sebep olur. Eğer tedavi hastaneye yatmadan devam ettirilemiyorsa ve tedavinin gerekli görüldüğü ciddi bir durum mevcutsa o zaman hastaneye yatma seçeneği devreye girebilir.


Majör depresif bozukluk gibi halüsinasyon içeren, gerçeklik ile gerçek olmayanı ayırt etme problemi yaşanıyorsa ve tedaviler etkisiz ise hastaneye yatırılarak tedavinin farklı şekillerde devam ettirilmesi uygun görülebilir. Özellikle de kendine ya da çevresine zarar verme eğilimi içinde olan kişilerin hastaneye yatırılarak tedavi görmesi daha uygun kabul edilmektedir. Hastanede uygulanan tedavilere ek olarak düzenli kontroller de söz konusudur. Bu sayede kişinin kendine ya da çevresine zarar verme olasılığı da en aza indirilmektedir.


Özellikle de intihar girişimleri,, başkalarına ciddi ölçüde zarar verme eğilimi görülen kişilerde hastanede tedavi uygulanması gündeme gelir. Ancak basit depresif bozukluklarda hastaneye yatırılarak tedavi uygulanması söz konusu olmaz. Genellikle bu tip depresif bozukluklar terapiler ve ilaçlar ile desteklenerek ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bu nedenle her depresif bozukluk için hastaneye yatırılarak görülen tedavinin gerekli olmadığı söylenebilir.


Depresif Bozukluk Testleri Nelerdir?

Günümüzde en sık şekilde Beck Depresyon Testi uygulanır. Bu test farklı rahatsızlıkların anlaşılması konusunda da yardımcı olan bir destek sağlar. Bu nedenle depresif bozuklukların da teşhisinde sıklıkla kullanılabilir işleve sahiptir. Yaşanan depresif duygu durumunun boyutunun, sıklığının ve süresinin anlaşılması konusunda yardımcı olan bu testin psikologlar tarafından doğru anlaşılması ve değerlendirilmesi de oldukça önemlidir. Uzman psikologlar tarafından uygulanan testler nitelikli şekilde değerlendirilebilir. Bu testlerin değerlendirilmesi sırasında objektif tavır benimsenir. Ayrıca yalnızca bu test ile de hareket edilmez. Test sonrası uygulanan seanslar ile desteklenen bir teşhis hazırlanır.


Beck Depresyon Testi ve benzeri diğer depresif bozukluğun anlaşılmasına yönelik testler bir derecelendirme içerir. Kişiler üzüntü, suçluluk, neşe gibi duygu durumlarını derecelendirir. Bu sayede genel duygu durumuna ilişkin bir değerlendirme sonucu test puanlandırılır. Testin değerlendirilmesi ile duygu durumunun genel haline ilişkin bir sonuç elde edilir.


Beck Depresyon Testi, belli bir duyguya yönelik olarak şu birkaç ifadeyi içerebilir:


• Kendimi üzgün hissetmiyorum.

• Kendimi üzgün hissediyorum.

• Her zaman için üzgünüm ve kendimi bu duygudan kurtaramıyorum.

• Öylesine üzgün ve mutsuzum ki, dayanamıyorum.


Bu dört ifade içinden en uygun olanını işaretlersiniz. Bunun gibi farklı duygulara yönelik ifadeler depresif bozukluk testlerinde yer alabilir. Bu ifadelerin her biri genel duygu durumunuzun anlaşılması için eklenmektedir. Benzer şekilde şu ifadeler de Beck Depresyon Testi’nde yer almaktadır:


• Kendimi öldürmek gibi düşüncelerim yok.

• Bazen kendimi öldürmeyi düşünüyorum, fakat bunu yapmam.

• Kendimi öldürebilmeyi isterdim.

• Bir fırsatını bulsam kendimi öldürürdüm.


Bu ifadeler intihar konusunda olan görüşlerinizi öğrenebilmek içindir. Yine de bu tip sorulara kişilerin genel anlamda doğru cevap vermediği de bilinmektedir. İntihar fikri olan kişilerin testler sırasında bu sorulara doğru cevaplar vermekten kaçınması dikkat çeken bir durumdur. Bu nedenle psikologlar yalnızca depresyon testleri üzerinden bir değerlendirme ve teşhis yapmaz. Bu testler yalnızca genel bir yol çizmek için psikologlar tarafından tercih edilir. Uygulanan testler ile kişilerin genel duygu durumlarına ilişkin temel bir veri elde edilebilir. Sonrasında gerçekleştirilen seanslar ile bu duygu durumları net ve detaylı şekilde görülebilir.